Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 248-262. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 248-262. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 1 • 38/55

Mesnevî-i Şerîf 248-262. Beyitler Şerhi Hakkında

248-262. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

BAKKALLA DUDUKUŞUNUN HİKAYESİ,

DUDUNUN DÜKKANDAKİ GÜL YAĞLARINI DÖKMESİ.

“Bir bakkal vardı, bir de dudusu bir de dudusu vardı Güzel sesli, yemyeşil söz söyler bir duduydu. Dükkanda dükkanı beklerdi. Bütün alışveriş edenlere güzel sözler söyler, onlarla şakalaşırdı.”

Dudu kuşu papağan. demek ki Bir bakkal ve bakkalın içinde de bir bakkalında bir de nesi varmış papağanı varmış, dudu kuşu varmış. O dudu kuşu da dükkanda gelenlere gidenlere ne yapar? Şakalaşır, konuşur onlar da gönül eğlendiririmiş.

“ İnsanlarla insan gibi konuşurdu, dudu gibi ötmede de mahareti vardı.”

Ne yaparmış? insanlarla konuşuyormuş, bir de güzel de ötermiş. Malum, o dudu kuşları eğitilince, konuşurlar. Hayvanlar bile eğitilirler, hayvanlar eğitilince de konuşurlar. Köpekleri eğitirsiniz kurtları eğitirsiniz, arslanı eğitirsiniz, kuşları eğitirsiniz, güvercinleri eğitirsiniz, atmacayı eğitirsiniz. Hep bunlar eğitilir. insanda eğitilir. Hayvanlar eğitilir, insanlar da eğitilir. Atı eğitirsiniz, eşeği eyitirsiniz, hangi hayvan olursa olsun insanoğlu bütün hayvanları eğitir. Hayvanların hepsinde de insana benzeme istidadı vardır zaten, benzemek isterler. insana benzemek isterler. O insanlara benzeme fıtratı hayvanlarda olduğundan, hayvanlar hep insanları ne yaparlar, taklit ederler. Onlara da Cenabı Hak, öyle bir istidat vermiş.

İnsanlarla insan gibi konuşurdu; dudu gibi ötmede de mahareti vardı. Dükkanın bir yanından sıçradı, öte yana kaçtı; gülyağı şişelerini devirdi,

yağları döktü. Sahibi evden geldi, hiçbir şeye ilişiği olmaksızın tacircesine dükkanına kuruldu. Bir de gördü ki dükkan yağ içinde, elbisesi de bulaşmış; kızıp dudunun başına vurdu; dudu da bu vuruş yüzünden kel oldu. Birkaç günceğiz sesini kesti; bakkal yaptığına pişman oldu, ah etmeye koyuldu. Sakalını yolluyor, yazıklar olsun diyordu, nimet güneşim, bulut altına girdi.”

insanlar, nimet ellerindeyken kıymetlerini bilmezler. Nimet elinden uçunca kıymetlenir. O zaman anlar ki insan, bu nimetmiş. O yüzden nimetin içinde yüzerken, nimetlere ham edin, şükredin ki Allah nimetlerini arttırsın size. Ayet-i kerimede der ki Cenabı Hak, hamd edenlere nimetlerimizi arttırırız. Hamd edin ki Allah, nimetini arttırsın, elinizden almasın. Nankörlük Allah muhafaza eylesin, nimetin elden çıkmasına sebep olur.

“Keşke elim kırılsaydı da o güzel dillinin başına vurmasaydım. Kuşu

dile gelsin, konuşsun diye dervişlere armağanlar veriyordu.”

Malum bir bela, bir sıkıntı, bir musibet gelirse tasadduk etmek, tövbe etmek, o bela musibet, sıkıntının, kendisinden gitmesi için hediyeler vermek sünnettir. Hani Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri Hasan ile Hüseyin efendimiz çok hasta olunca, Hz. Ali efendimize dedi ki tasadduk et, cömertlik et. Git insanlara bir şeyler dağıt. Demek ki bir hastalık bir kusur, üzerinizde bir eksiklik, noksanlık olursa tövbe edip tasadduk etmek gerekir. Hani eskiler derler ya hiç olmazsa bir ekmek ver bir dula, bir yetime derler. Başınıza bir bela, bir musibet, bir sıkıntı geliyorsa tasadduk edin, cömertlik yapın. Tövbe edin, oruç tutun. Allah’a yalvarın.

“Aradan üç gün üç gece geçti, ümitsiz bir halde dükkanında oturuyordu. Olur ya belki dile gelir, konuşur diye o kuşa karşı çeşit çeşit şakalar yapıyor, maskaralıklarda bulunuyordu. Derken sokaktan, başı tasın, leyenin altı gibi saçsız cascavlak, başı açık bir Cavlakiy geçiyordu. Dudu hemen dile geldi de akıllı adamlar gibi dervişe bağırdı. Dedi ki: A kel, ne diye kellere katıldın, yoksa sen de gül yağı şişesini mi döktün?”

Buradan devam edeceğiz. Cevlakiye, onlar başlarını, kaşlarını, bıyıklarını, saçlarını her şeyini traş ederler,cascavlak olur. O yüzden cevlakiye dervişleri genelde kendilerini cascavlak ederler. Bir rivayet vardır, onlar kalenderiyeden ayrılmıştır diye ama şeyi çok önemlidir. Onu ilk başlatan kimse de cevlakiyenin kalenderiyeden ayrılma, o günki kalenderi pirinin, bir kadın ona çok arkadaşlık, çok musallat olur, onun peşine düşer. Bir gün saçını, sakalını, kirpiğini, kaşlarına varıncaya kadar tıraş eder. Kadın onu ertesi gün görür. Ben bu adamı mı sevdim der, vazgeçer. O yüzden cevlakiye dervişleri kendilerini ilk dervişliğe girdiklerinde sufiliğe girdiklerinde böyle tıraş ederlermiş.

Tabii bizim dergahımız da da elhamdülillah, cevlakiyeler var. ilk cevlakiliğe adım atan da Nuri, Oktay, Harun hoca ile bizim Mehmet Kuşcu. Onlara böyle bir cevlakiyelik anlattıydım ben, cevlakiliği anlatınca onlar Bursa’nın neo, şeye, Dikkaldırım’a gidiyorlar. Dikkaldırım’da bir berbere girmişler, saçlarını, sakallarını, bıyıklarını, her şeylerini kestirdiler, geldiler tekrar buraya. O yüzden bizim dergahımızın ilk cevlakileri onlar. Ondan sonra da hiç kimse kestirmedi. Bir tek cevlakiyelik onlarda kaldı. Dergahta dört tane cevlakimiz var Elhamdülillah diyeyim, sohbeti bitireyim.

El Fatiha masselavat.

https://www.youtube.com/watch?v=X4rdUQY0YiI&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=42

Kaynaklar ve Referanslar

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Hamd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı