Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“Battığı yokluk denizinden çıkıp kendine gelince hamd etmek, dua etmek için bir hoş da dilini açtı da padişah hiçbir yerden derdine çare bulamayınca, oturduğu mescidde uzun uzun namaz kıldı, secdeler etti. Ondan sonra da başladı dua etmeye. Dedi ki, ey en aşağılık bağışı dünya mülkü olan. Ben ne diyeyim, zaten gizlileri de bilirsin sen. Boyuna dileklerimizi sığınak olan, bir kere daha yolu yitirdik biz.”
Allah’a münacat ediyor. Diyor ki: Ey Allah’ım, senin en aşağı bağışın dünya mülküdür. En aşağılık bağışın, en aşağı bağışın. Ben ne diyeyim, zaten gizlileri de bilirsin sen. Benim söyleyecek bir halim yok. Ben ne dersem diyeyim, sen benim kalbime vakıfsın. Benim dilim ne söylerse söylesin, sen benim kalbimi bilmektesin. Benim dilim ne anlatırsa anlatsın, sen benim sakladığımı da bilirsin. Sen benim içimde gizlediğimi de bilirsin. Sen gizli olan her ne var ise sana aşikârdır, benim dilimin bu noktada bir hükmü yoktur. Sen gönülden geçenleri, gönülün isteklerini bilmekdesin. Boyuna dileklerimize sığınak olan! Bir kere daha yolu yitirdik biz. Sığındığımız Allah, sığındığımız Rab, biz yolu yine karıştırdık. Sen bize apaçık hidayet yolunu gösterdin, ama biz o apaçık hidayet yolunda yürümedik. Sen bize peygamberler gönderdin, kitaplar gönderdin, veliler gönderdin, mürşitler gönderdin, alimler gönderdin, müceddidler gönderdin.
Biz onları bıraktık da şeytanın peşine düştük, biz onları bıraktık da firavunun peşine düştük. Biz onları bıraktık da Nemrud’un peşine düştük. Biz onları bıraktık da nefsimizin heva ve hevesine düştük. Şeytan bize gıybet et dedi gıybet ettik. Şeytan bize iftira et dedi, iftira ettik. Şeytan dedi ki
sen gel oranı buranı çenttir, biz ortamızı buramızı çenttirdik. Şeytan bize dedi ki namazı kılarsın biraz sonra, biz biraz sonra, biraz sonra derken namazı terk ettik. Şeytan bize dedi ki örtünüp de gericilerden mi olacaksın açıl, her yanımızı açtık. Şeytan bize dedi ki bir kadehten bir şey olmaz, içiver bir kadeh. Biz şişeleri devirdik. Şeytan bize dedi ki ne olacak ki bir kumar parası çıkarsa cami yaptırırsın dedi. Biz gittik kumar oynamaya. Cami yaptırmak için. Biz bu kadar salak ve safız ki. Piyangodan çıkan para ile cami yaptırmayı hedefleyenlerdeniz. Şeytan geldi bizim kulağımıza işedi, kulağımıza işeyince biz de milli piyango çekip, onunla fakire fukaraya yardım edeceğiz deyip, onunla hayal kuranlardanız. Biz yolumuzu sapıttık. Hazreti Resulullah bize eşinizi dövmeyin, dedi biz gözünü patlattık. Hazreti Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve sellem kimsesizlerin kimsesi olun dedi. Biz kim sesizlere bir tekme daha vurduk. Hazreti Resulallah bize çıplakları giydirin dedi, biz çıplaklara tecavüz etmeye kalktık. Hazreti Resulallah bize açları doyurun dedi, biz açlara baktık, bunlar tembel o yüzden aç dedik. Biz de aç bıraktık onları.
Hz. Resulullah insanlara evkurun dedi biz evlerini yıktık. Yuva kurun dedi. Biz onların yuvasını yıktık. Fitne çıkarmayın dedi, biz fitne çıkardık. Şeytanın peşinden gitmeyin, o apaçık sizin düşmanınızdır, diye Hazreti Allah bize beyan etti, biz Şeytan ne diyorsa onu yaptık. Biz yolumuzu sapıttık. Siz hıristiyanlara ve yahudilere benzemedikçe kıyamet kopmaz, onlara benzeyeceksiniz, sakın ha benzemeyin dedi, biz gittik onlardan daha hristiyanca yaşamaya başladık. Biz gittik onlardan daha yahudice yaşamaya başladık. Bize dedi ki alanda verende yiyen içen de ondan nemalanan da annesi ile Kabe duvarının dibinde nikahlanmış gibi olur, dedi biz dedik ki faizsiz alışveriş olmaz bu zamanda. Hem bi fe faiz alınca dedik ki bizde hacıyız, bizde Beytullah’ı tavaf ettik ama bugünkü şartlarda faiz almamız lazım dedik. Hatta döndük kendimize fetva verdik, bu zamanda bu kadarcık faiz caiz olur dedik. Dinden çıktık. Bize zina etmeyin dedi biz zinaya değişik yollar aramaya başladık. Bize hırsızlık yapmayın dedi, biz yolumuzu sapıttık, hırsızlığımızı örtülü yapmaya başladık. Bize tartınıza ölçünüze dikkat edin dedi.
Biz tartıdan ölçüden nasıl karıştıracağız, buğdayı nasıl sularız, pirinci nasıl sularız nasıl nemlendiririz de içine taş atarız toprak atarız da satarız diye baktık. Bize herkesin hakkına hukukuna riayet edin dedi, biz nasıl kaytaracağız diye baktık. Biz gittik namaz kılacağız dedik patronumuza, gittik bir saatte gelmedik. Biz oruçluyuz dedik, gittik yattık bir köşede. Biz yolumuzu sapıttık. Biz çocuklarımıza Kur’an’ı öğreteceğimize, baleyi öğrettik. Biz çocuklarımıza dinimizi öğreteceğimize, Kuran’ı bilmeyen çocuğumuza
biz, yüzmek sünnettir deyip önce yüzme sünnetini icra etsin diye gönderdik. Kur’an öğrenme farzını terk ettik de yüzme sünnetine sımsıkı yapıştık. Dinini öğrenme farzını bıraktık da gitti aaaaaa deyip koroda şarkı söylemesini öğretmeye kalktık.
Biz yolumuzu sapıttık. Biz sapıttık. Bizi kimse saptırmadı. Bize şeytan gel dedi gittik biz peşinden. Bize Allah gel dedi, gitmedik peşinden. Biz nankörlerden olduk, biz şükürsüzlerden olduk, biz zikirsizlerden olduk, bize zikredenleri gösterdiklerinde, işte bunlar hucu dedik, gerici dedik, irticacı dedik. Savcımız, hakimimiz, devletimiz, mahkememiz, hükümetimiz de bizim önümüze el ayak oldu. Kim Allah’ı zikrediyorsa haydiii, aldık götürdük. Buna müftülerimiz de girdi, camilerde mescitlerde tekkelerde sakın zikir yapmayın dediler. Biz, yolumuzu sapıtanlarla olduk. Biz zikir edeni görünce taşladık. Bir alim, bir ulema görünce arkasından gıybetini ettik. Bir Allah dostunu görünce biz, aman dediler birisi bize, bu Allah dostu dediğinde, biz onu o kadar kötüledik, o kadar iftira ettik, arkasından o kadar teneke çaldık ki ona yapmadığımızı, demediğimizi bırakmadık.
Biz sapıtanlardan olduk. Bize dediler ki yukarıda bir tekke var, Karabaşı Veli Tekkesi. Gittik orada yedik, içtik, bir de dedikodu yaptık, buranın değirmenin suyu nereden geliyor diye. Biz orada gittik sohbet ettik, bir adam vardı orada sohbet ediyordu, vay ne güzel sohbet ediyordu, hem sohbeti dinledik, hem de arkasından ne lazımsa söyledik. Biz sapıtanlardan olduk, biz sapıttık. Biz siyaseti de öğrendik, ticareti de öğrendik, askeriyeyi de öğrendik, dış işlerini de öğrendik, iç işlerini de öğrendik, hükümeti öğrendik, başbakanı öğrendik, cumhurbaşkanlığı öğrendik, oturduk biz hem hükümeti yıktık yaptık, hem cumhurbaşkanlığını yıktık yaptık, hem bakanlıkları idare ettik bütün memleketi idare ettik biz. Biz o kadar bilgiliyiz ki ama iki koyunu verseler iki koyunu kaybedip geldik. Ama biz yine her şeyi çok biliyoruz dedik.
Biz sapıttık. Başka kimse değil, biz ortalığı karıştırdık. Allah bize iyyakenabüdü ve iyya kenestain dedi ancak sana ibadet eder ancak senden yardım dileriz dedi. Ama biz o kadar ibadet ettiğimiz şeyler var ki bizim, biz gittik alışveriş merkezlerinde ibadethane gibi tavaf ettik orada. Biz haccı değil, evimizdeki mobilyaları değiştirdik önce. Hacca gitmeyi ne yapacaksın canım. Hac kaç para ikibin Euro, ikibin Euro kaç para beş milyar lira bir koltuk takımı kaç lira beş milyar lira. Biz hacca gitmedik, beş milyar liraya koltuk takımı aldık. Ne işimiz var hacca gitmekte. Biz hacca gitmedik Giittik üç milyar liraya bize ayağımızı basacağımız halı aldık. iki tane aldık, altı milyar lira. Hac kaç para, dört milyar lira.Biz torunumuzun torununu düşündük. Torunumuzun torunu rezil olmasın diye ne hacca gittik ne
umreye gittik. Ne hayır hasenat ettik ne zekat verdik ne de insanların açlarını doyurduk ne de çıplakları giydirdik ne de dula yetime baktık. Ya torunumun torunu rezil olmasın diye istifledik.
Biz sapıttık. Biz sakal bırakana işte bu sakallılar böyle, pis adamlar dedik. Bu sakalllıların Hepsi de pis derken bütün peygamberlere de laf söylediğimizden, şirke düştük günahı kebair değil, şirke düştük, kafir olduk, haberimiz olmadı bizim. Ondan sonra dedik ki biz müslümanız. Biz bütün bu çarşaflılar var ya işte bu kara çarşaflılar. Bunların hepsi de gerici. Bunların hepsi de yobaz. Kara çarşaf yok islamda, örtünmek yok dedik, biz onları alkışladık, ondan sonra da dedik ki kalbime bak, ben Allah’ı ne kadar çok sevdiğimi biliyor musun!
Biz sapıttık. Biz iyileri de iyilikleri de al alaşağı ettik, nefsimize hoş gelen şeytan ve şeytanlaşmış şeyleri baş tacı ettik. Biz sapıttık. Adam zina etti, zina da değil tecavüz etti. Altı yedi kişi birden tecavüz etti. Ondan sonra bir de öldürdü elin kızını. Biz dedik ki ya öldürmeyelim. Beş yıl ceza verelim, tekrar çıkaralım.Tecavüze ve öldürmeye devam etsin sonra. Biz yaptık. Ey Allah’ım! Biz yaptık! Kendi kadınlarımızı biz peşkeş çektik. Biz sattık sokaklarda ve dedik ki bu kadınlar da olmazsa bu erkekler ne yapacak. Bizim kadınımıza, kızımıza saldırırlar, bizim karımıza kızımıza saldırmasınlar diye bazılarının kadınlarını ve kızlarını sattık. Pavyonlar kurduk, genelevleri kurduk, randevu evleri kurduk, eğlence yerleri kurduk, cafeler kurduk, adına Cafe dedik biz onun. Herkesin elinde şarap bardakları eğlendik oralarda. Kadınlar mini etekli, dekolteli dolaştılar, biz de suyumuzu sarkıttık orda eşekler gibi. Biz eşekliğimizi görmedik Allah’ım!
Biz sapıttık. Bizim kızımız dedi ki babacığım ben kafeye gidiyorum, biraz arkadaşlarla takılacağım Tabii kızım gidebilirsin, demokratız biz. Kızımız hafif içkili geldi seslenmedik. Çünkü biz de o yoldandık. Yıl 1986’ydı. Ankara’da sendika toplantısında bir konuşma yapmıştım. Anap milletvekilleri ön sıradaydı, eğer o kongrede sendika başkanlığına adaylığımı koysaydım, direkt kazanmıştım. Her iki grupta iki grup vardı. Her iki grup da geldi, ortak anlaştı. Seni Başkan seçelim dedi. Benim işim bu değil dedim. Yaptığım konuşma şuydu.Öz olarak. Dedim ki bir gün çocuklarımız bizim karşımıza gelip, baba, erkek çocuk, ben luti oldum, eşcinsellik yolunu seçtim. Kızımız bir gün, baba ben hayat kadınlığını seçtim. Adına da hayat demişler o zulme biz hayat kadını koymuşuz onun adını. Bunu diyecekler dedim. Şu anda konuştuğumuz her şey para dedim, sendika toplantısında. Konuştuğunuz her şey para dedim şurada. Maaşlarımız ne kadar olsun, sendikal haklarımız ne olsun.
Kimse ahlakı konuşmuyor. Kimse sapıklığı konuşmuyor. Kimse uğursuzluğu konuşmuyor. Namuslar orta yerde pare pare olmuş. Bunu konuşmuyorsunuz dediğimde salon ayağa kalkmıştı. Milletvekillerine döndüm, birinci derecede sorumlu olan sizlersiniz dedim. Hepsi de kafalarını eydiler. Ondan sonra geldiler bana dediler ki bu sendikanın baçına sen geç, ileride milletvekili olacağın kesin garanti dediler. Bunu söyleyenler oradaki böyle kalburüstü idarecilerdi. Dedim ki böyle bozdunuz herkesi dedim. Beni de şimdi bozmak istiyorsunuz dedim. Biz seçtik o sapıklığı.
işte padişah da diyor ki biz yolumuzu sapıtanlar dan olduk ama o padişah sapıttığını görüyor. Biz sapıttığımızı da görmüyoruz. Biz sapkınlığımızı da görmüyoruz. Biz yanlışlığımızı da görmüyoruz ve yanlışlığımızı görmüş olsak, geri dönmüyoruz. Ahmakız. Yanlışlığımızı görüp de geri dönmemek aptallıktır, aptalız! Yanlışlığı görüp de geri dönmemek embesilliktir, salaklıktır, orada duruyoruz. Çünkü geri dönecek cesaretimiz ve imanımız yok. Çünkü o sapkınlığı orada bırakıp hidayete geçecek iman ve cesaretimiz yok. Nederler sonra. Aaaa sen de mi gerici oldun, namaza başladın ha. Aaa sen de gerici oldun, demek sohbete gidiyorsun, aaa demek sen de gerici oldun, zikre gidiyorsun ha. Eyvah eyvah terliyonuz, ekşi ekşi kokuyosunuz orada. Evet! Bak gitme sizin birgün hepinizi de basacaklar orada. Bak hepinizi alıp götürecekler bir gün. Bak hepinizi de perişan edecekler bir gün. Firavun dedi ya etrafındaki büyücülerine, buna iman ederseniz dedi sizin dedi ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keserim. Biz o Firavun’un yanındaki müneccimler kadar olamadık. Biz elimizin ayağımızın çaprazlama kesilmesini göze alamadık. Bırak onu biz elimizdeymiş gibi görünen metayı kaybedeceğiz diye, kaybedecek korkusuyla ellemedik biz. Biz 28 Şubat’ta namazı bile terk ettik. Biz 28 Şubat’ta bir düdük çaldı, dergahı tarikatı terk ettik. Biz 28 Şubat’ta iki tane polis iki tane asker geldi, biz zikirleri iptal ettik, tatil ettik. Ettik. Bir de dedik ki biz mangal gibi imanlıyız, yürekliyiz. Biz, kendi kendimize saptık. Kendi kendimize sapkınlığa uğradık. Yolumuzu yitirdik biz.
“Fakat, içinde her ne varsa ben onları bilirim ama sen onları yine de
dile getir, meydana dök dedi.”
Ey Allah’ım içimizde ne varsa sen bilirsin ama sen bize emrettin ki bunu diline dök, sen emrettin ki bize bunu meydana dök. itiraf et, günahlarını itiraf et ki ben seni affedeyim. Hatalarını kusurlarını itiraf et ki ben seni affedeyim, sen bana söyle, bana döndüğünü söyle ki ben seni affedeyim. Senin o rücunu o dönüşünü kabul edeyim.
“Padişah, candan coşunca, bağışlama denizli de coşup köpürdü. Ağlarken padişahı bir uyku bastırdı. Rüyada gördü ki bir pir yüz göstermiş.”
Padişah öylesine ağladı günahlarına, öylesine yalvardı öylesine yakardı ki. Duayla eş oldu. Öylesine ağladı ki gözyaşları pınar oldu, yükseklere çıktı. Siz gözyaşı pınar oldu deyince, dünyanın üzerinde akar zannedersiniz. Gözyaşı arşı alaya yükselir. Allah için akıtılan gözyaşı, Allah’ın katına ulaşır. O diklemesine gider. O diklemesine çıkar yukarı. Onun için Yerçekimi yoktur. Her düşen şey aşağı düşer ama bazı şeyler vardır ki diklemesine, füzeden daha hızlı, ışık hızında çıkar. Işık hızında çıkan zikirdir, ışık hızında çıkan duadır, ışık hızında çıkan Allah için akıtılan gözyaşıdır. O ışık hızından daha hızlı çıkar. Vurur Allah’ın kapısına. Ya Rabbi der. Ya Rabbi der. Allah bildiği halde diyor meleklerine der ki ey melaikelerim, bakın bakayım şu kim. Melekler gelir sorar, sen nesin. O der ki diyor ben, filancanın yaptığı zikirim. Melekler döner Yarabbi sana malumdur ama işte dile dökülür ki bize ders olsun. Dile dökülür ki bize anlam olsun, mânâ olsun. Dile dökülür ki bize öğreti olsun. Derler ki Ya Rabbi sana malumdur ama, falanca kulunun zikridir. Allah der ki diyor sorun ne istiyormuş. Melekler gelir sorarlar. Ne istiyorsun sakinleşmenin için. O der ki diyor beni zikredeni affetmesini istiyorum. Bakın zikreden Yarabbi beni affet dememiştir. Oturmuştur la ilahe illallah zikrinin en faziletlisidir, o oturup ağlaya ağlaya Allah’ı zikretmiştir, la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah. Allah der ki meleklerine, Ey melaikelerim, söyleyin sakin olsun. Kulum onu daha zikrettiği anda onu affetmiştim. En hızlı giden ameldir Allah’ı zikir. En hızlı giden, cehennem ateşini söndürendir gözyaşı. Dağları titreten, yerinden oynatan, arş ı alayı ırgalayandır müminin duası. Işık hızıyla yukarılara gider, ışık hızıyla ötelere gider. Sen Allah’a öyle yalvarırsan, öyle ağlar öyle pişmanlık, öyle gözyaşı dökersen, Allah dünyadayken sana müjdesini verir.
işte padişah namaz kılıp, ağlayıp, dua edip, zikredip feryat edince uyuklayı verdi bir an. Uyuklama, bazen Rabbin müjdesidir. Uyuklama, uykusuz halde dayanamayacağın tecelliyatlarıni teceli edeceği andır. Daha pişmemişin ya, sana uykuda gelecek. Daha ermemişin ya sana uykuda tecelli gelecek. Erseydi, uyanıkken gelecekti. Daha Musa gibi turi sinanın tecelliyatına dayanamayacaksın. Bayılıp kalacaksın ya senin bayılıp kalmaman için Muhammed ümmetisin ya sana Muhammed ümmeti olduğun için Muhammed i Mustafa’nın yüzü hürmetine uykuda tecelliyat geliyor. Uykuda manevi halleri seyrediyorsun. Eğer biraz daha pişmiş olsaydın, gözüaçık görecektin pir i fanileri, biraz daha pişmiş olsaydın, yolda yürürken Muhammed i Mustafa’nın peşinde yürüdüğünü görecektin. Eğer biraz daha pişmiş olsaydın peygamberlerle beraber nasıl sohbet edildiğini gözün açık görecektin. Eğer pişmiş olsaydın, dara düştüğünde isa aleyhisselam gelip başını okşayacakdı senin. Sabret diyecekti, gelişime az kaldı diyecekti.
Eğer pişmiş olsaydın, Musa aleyhisselam gelip elinden tutacaktı, diyecekti ki sen de buna sabret, bu da geçecek. Sakın ha kendini bu noktada diyecekti sabır deryasından dışarı atma! Sakın ha diyecekti isa aleyhisselam, sabret istersen diyecekti havarilerime inen sofra sana da insin. Gözünün önünde tecelli edecekti, istersen diyecekti sana öğreteyim. Git kabristanların başına. “Küntü bi iznillah” de. Bak kabirdekinin sesini duyacaksın, onun görüntüsünü göreceksin. Haşa bir de kabirdeki ayağa kalkacak diyecekti ama sen buna uyanıkken kaldıramayacağından dolayı sana uykuda geliyor tecelliyat. Küçüksün çocuğum, büyüyeceksin. Daha yol yürüyeceksin. Sana arş ı alayı daha rüyanda gösteriyorlar. Sana semavatı daha rüyanda gösteriyorlar. Sen üstadını daha rüyanda görüyorsun. Sen daha Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretlerini rüyanda görüyorsun. Daha Muhammed i Mustafa ile zikir halakasında tanışmadın daha veya sadece daha henüz zikir halakasında konuşuyorsun. Normal zamanlarda konuşamıyorsun, görüşemiyorsun. Sen daha onların halkayı zikrine katılmadın. Yol yürüyeceksin, nefsimle mücadele edeceksin, nefsinle mücadele ederken tek cenahta değil dört cenahta mücadele edeceksin. Sen daha dört cenahı da bilmiyorsun, dört cenahta birden savaşacaksın. Şeytanla da savaşacaksın, nefsinle de savaşacaksın, cinnilerle de savaşacaksın.
Yürü daha yolun var senin. Sen nefsinle mücadele ederken, sen malınla da mücadele edeceksin. Malını harcamasını bileceksin, cömertlerden olacaksın. Sen canını da harcamasını bilmiyorsun, canını da harcayacaksın. Sen daha vücudunu seviyorsun, vücudunu okşuyorsun sen. Vücudun da uykuya ihtiyacı var deyip yatırıyorsun upuzun. Sen bunun da yemeye ihtiyacı var deyip yiyorsun habire. Senin nefsinle daha mücadelen devam edecek. O yüzden rüyanda görüyorsun sadece. Rüyanda görmekten geç, hakikate geç. Perdeyi aş. Hazreti Muhammed i Mustafa (s.a.v) altı ay rüyada gördü hakikatleri. Altı aydan sonra rüya bitti. Haydi seninki altı sene olsun. Hadi seninki atmış yıl olmasın. Geç, rüya bitsin artık. Hakikate geç. Deki gözüm açıkken geldi Muhammed i Mustafa (s.a.v) yanıbaşıma. De ki gözüm açıkken geldin sultanım, efendim yanıbaşıma. De ki gözüm açıkken Mevlana Celaleddin-i Rumi geldi yanıbaşıma. De ki gözüm açıkken sema ediyordu semazenler yolun kenarında. De ki biz şuraya derse giderken yolun kenarında bütün veliler selama durdu. Siz böyle bir zamanda sema edip derse gidiyordunuz diye. Gözün açık gör. Gözün açık!
işte o padişah gözü açık deği l de öyle bir uykuya dalıverdi. Daldırıverdi! Hadi biz ona yakaza hali diyelim. Oturursun da hani gece yarısı herkes yatmıştır uyumuştur ya aşıklar ayakta durması lazım. Oturmak farzdır, namazda oturmak farz olduğu gibi, zikrederken oturuşunda farz olur. Sen
namazdaymış gibi oturursun zikre. Sakın edebini bozma. Her ne kadar Allah yanlarınızın üzerine ayaktayken, otururken, sırtüstü yatarken de Allah’ı zikredin demişse de sen oturaraktan zikretmeye gayret et. Taki uyku sana basıncaya kadar. Uyurken de edepli uyu, Allah’ı zikrederekten uyu, karnını çek, ayaklarını karnına doğru. Allah’ı zikrederekten uyursan zikrin uykuda da devam eder, manevi haller uykuda da devam eder. Manevi tecelliyatlar, uykuda da devam eder. Uyku ile uyanıklığın arası kalmaz. Dinleyeceksen kulağını aç ve dinle. Ahmakça bakma, ahmakça davranma. Burası tekke, edebini muhafaza et. Edebinle otur, edebinle dinle, edebinle dinle! Edepsizin dini yoktur. Bunu bil. Dini olmaz edepsizin.
Uykuda gelmiş ona. Pir yüzlü bir kimse. Öylesine ağlarsın, Allah sana başlangıçta, rüyanda o pir yüzlüyü gösterir. Görmeyeceğim deme, göremedim deme, gösterilmedi deme. Ağlamadın çünkü. Tövbe etmedin çünkü. Haksızlık ettin, zulmettin. O yüzden görmedin, o yüzden göremedin, gösterilmedi deme. O sultanlar sultanı. Dua edenin duasını kabul eder, tövbe edenin tövbesini kabul eden o. O zikredeni zikreden, zikredeni zikreden o. Sensin yalancı olan.
Hani geldi ya birisi, Allah Resulüne sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, dedi ishal oluyorum diye, o da ona dedi ki bal şerbeti iç. iki gün sonra geldi, dediki geçmedi Ya Resulallah. Allah Resulü dedi ki Allah doğru söyledi, senin miden yanlış dedi, senin bağırsakların yanlan söylüyo dedi. Allah doğru söylüyor. Zikredeni zikreder. Allah doğru söylüyor, tövbe edenin tövbesini kabul eder. Allah doğru söylüyor. O, vadinde haktır. Kim dua ederse duasını kabul eder. Ama sen dua et. Duanın canı ol. Ama sen tövbe et. Öylesine tövbe et ki tövbenin canı ol. Ama senin tövbenin de tövbeye ihtiyacı var ise vay haline. Sakın, tövbe edenlerdenim deme. Ne dedi Hz Muhammed’i Mustafa? Mezarlığın kenarından geçerken, mezardakilerin halini söyledi ve dedi ki: “Ey ashabım siz de dilinize hakim olursanız, benim gördüğümü görürsünüz. Yol açık, sen de diline hakim ol, gözü açık görenlerden ol.
Sen de tövbene hakim ol, gözü açık görenlerden ol, sen de takvana hakim ol, gözü açık görenlerden ol. Din, saklı gizli değil. Din apaşikar meydanda. Apaçık meydanda. Din gizli değil, senden gizli, sen kör gözlüsün. Senden gizli, sen amalardan olmuşsun. Senden gizli, neden, sen çünkü perdelilerden olmuşu. Otur Allah’ı düzgünce zikret perden açılsın. Tövbe et, perden açılsın. Bak Hazreti Mevlana diyor ki namaz kıldı padişah. Ne için, cariyeciği hasta oldu, cariyeciğinin hastalığının şifa bulması için. Ey! Neyi sevdin de onun için ağladın? Eğer sevdiysen, onun için ağladıysan, o sevdiğin senin. Hani gelmiş sufinin birisi. Üstadına demiş ki efendim sultanım, ben aşığım. Neye oğlum demiş. Ayşe’ye efendim, Ayşe’ye aşığım demiş demiş. Gir
evladım, çilehane burada. Girmiş derviş çilehaneye. Demiş efendim, zikrim ne, Ya Ayşe oğlum demiş. Kapatmışlar çilehalenin kapısını. Ekmek yok, su yok. Derviş başlamış, Ya Ayşe, ya Ayşe, ya Ayşe, ya Ayşe, ya Ayşe, ya Ayşe, ya Ayşe… Sabah namazı olmadan kapıyı tıktıklamış birisi. Tık tık tık, gelmiş açmış kapıyı. Bir bakmış ki Ayşe kapının önünde. Tak ,üstadı da gelmiş. Evladım Ayşe’yi sevdin, Ayşe’yi istedin, Ayşe geldi demiş. Allah’ı sevseydin, Allah’ı isteseydin, o gelecekti demiş! Derse bak, derse bak! O yüzden derim ben. Sen sevginde yalancısın, kimi seviyorsan sev.
Eğer gerçekten sevseydin yol bulacaktın. Kimi seviyon,kadını. Vallahi yol bulacaktın, billahi yol bulacaktın. Mecnun buldu o yolu. Sen neden bulmayasın! Kimi sevdin sen, erkeği. Aslı buldu kendine yol, sen de yol bulacaksın. Aslı Kerim’in üzerinden yol buldu. Mecnun Leyla’nın üzerinden yol buldu. Eğer gerçekten hakikatten sevseydin sen de yol bulacaktın ama sen hiç kimseyi sevemedim ve sevemezsin! Neden? Taş kalplisin. Sevmek için mangal gibi yürek lazım. Kadın-erkek. Sevmen için ciğerini yakman lazım. Kadın-erkek. Sevseydin, sevdiğin buyur derdi sana. Ve dedi ki sufi, üstadım sultanım ben mecaza kanmışım. Ben Allah’ı istiyorum dedi.Üstad dediki ona kapat kapıyı, gir çilehaneye. Allah de! Çilehane, senin gönül odandır. Bir bak kalbine, senin kalbinde neyin sevgisi var. Bir bak kalbine. Kalbinde neyin sevgisi ağır basmakta. Neyi seviyorsan, dilinde o var senin. Zikrin de o, fikrin de o. Sev yeterki. işte padişah cariyeceğini sevdi. Cariyeciğini sevince, onun hastalığına dayanamadı. Sen, hangi sevdiğinin hastalığına dayandın. Sen hangi sevdiğinin hastalığı için oturup ağladın? Sen hangi sevdiğin için gecelerini gündüz ettin, hangi sevdiğinin yolunu dümdüz ettin. Hangi sevdiğinin yolunda bekledin. Padişah padişahken bak secdelere vardı, cariyeciği için. Ağladı, gözyaşı pınar oldu, arşı Alayı titretti. Duası kelebek gibi uçtu, bak Allah’ın katına ulaştı ve Cenabı Hak ona rüyasında müjdeyi verdi. Dedi ki işte bu ak sakallı pir i fani, senin derdine dermandır, ilaçtır.
“ Padişaha, a padişah dedi, müjde. Dileğin kabul oldu. (Allah dedi bu
müjdeyi) Dileğin kabul oldu. Yarin sana bir garip gelirse, bizdendir o.”
Bak padişah öylesine feryat figan etti, rüyasında Allah ona müjde verdi. Rüyasında ona hitap etti. Dedi ki elçimi gönderiyorum sana. Dedi ki benden olan birini gönderiyorum sana. Dedi ki sana bir peygamber halifesi gönderiyorum. Dedi ki sana bir pir gönderiyorum. Dedi ki sana bir veli gönderiyorum. O bizdendir, onun sözü bizim sözümüzdür, onun değişi benim değişimdir, onun eli benim elimdir onun kulağı benim kulağımdır. Onun ayağı, benim ayağım. Onun gönlü, benim gönlümdür. Onun gözü benim gözümdür. O benimle görür, o benimle işitir, o benimle söyler, o benimle tutar, o benimle görür, o bizdendir, o bendendir, onun nesli özeldir, o aşıklar
güruhundandır. O, peygamberlerin yaratıldığı mayadan yaratılmıştır, peygamber değildir ama peygamber varisidir. Beni israil peygamberlerine eştir. Beni israil peygamberleri mesabesindedir. Onun sözü sakın ha, kaale almamazlık etme, benim sözümdür. Sakın ola ki ona düşmanlık etme bana düşmanlık etmiş gibi olursun. Kim ona düşmanlık ederse yırtıcı aslanın avından intikamını aldığı gibi intikamımı ben alıveririm, onun intikamını ben alırım. Kim onu sevindirirse, beni sevindirmiş gibidir. Kim onu üzerse, beni üzmüş gibidir. Kim ona zarar verirse, bana zarar vermiş gibidir. Kim ona fayda verirse, bana fayda vermiş gibidir. Kim onun dedikodusunu etti, benim dedikodumu etti. Kim ona iftira attı, bana iftira attı. Kim onun gıybetini etti, benim gıybetimi etti. Benim gıybetimi edenin de sonunu sen düşün. Allah öyle diyor, Allah öyle diyor! Kim benim velilerime savaş açarsa, ben de onlara savaş açarım. Kim onlar öyle kullardır ki yağmur yağsın dediğinde, Allah yağmuru geri çevirmez. Yağmur yağdırıverir.
Allah’ın öyle kullarıdır. Onlar çok azdır. Hazreti Peygamber diyor ki kırk tanedir onlar. Otuzu ibrahim’dir diyor. Bir rivayette yirmisi ibrahim gönüllüdür. On tanesi Musa gönüllüdür. Onların bir tanesi zamanın kutbudur. Onların üç tane de, üçler derler ona, biri sağında, biri solunda. Birer tane sağına, birer tane soluna beşler olur. Birer sağına, birer soluna yediler olur. Ondan sonra kırk kişi olur. Onlara kırklar denir. Onlar ricali gaybdır. Onlar seçilmiştir. Allah, onları ayırmıştır kendine. Allah onları seçmiştir kendine. O, Ahmet Mehmet, onları veli etmez. Hacce kadın, Ayşe kadın onları veli etmez, onları veli eden Allah’tır. Onları o makama çıkaran Allah’tır. Onlara o lütfu, o ikramı, o ihsanı veren Allahtır. Onların kullarla bu manada işi yoktur ama o yol tarikat ı aliyeden geçer. O yol üstatların yoludur, mürşitlerin yoludur, velilerin yoludur. işte Hazreti Allah, o padişaha rüyasında diyor ki yarın sabahleyin, senin derdine derman olacak gelecek. O diyor bizdendir.
“Gelirse işinin ehli bir hekimdir o, gerçek bil onu, emindir.”
Gerçektir o, o emindir. O senin malın da değildir gözü. O senin mümkünde değildir gözü. Senin karında, kızında, kısrağında gözü yoktur onun. Senin paran da pulunda gözü yoktur onun. Senin zenginliğinmiş, fakirliğinmiş onu ilgilendirmez. Sen erkek mişin, kadınmışın onu ilgilendirmez. Sen çok biliyormuşun, çok az biliyormuşun onu ilgilendirmez. O emin insandır. Sen ona bir kuruş teslim et, iki kuruş al hatta. Kazan doğurur onda. Onda kazan doğurur. O kimsenin parasına, puluna, malına mülküne bakmaz. Emin insan! Hani diyor ya ahir zamanda öyle bir zaman gelir ki insanlar derlerki filanca yerde bir emin insan vardı. işte o emin insanlardandır o. Ve gerçektir, hayal değildir o. Gerçektir, dokunursun vardır o. O böyle
işte mezarlarda aranmaz öyle insanlar. Geçmişlerden değildir, onlar yaşayandır. Her daim yaşayan, Allah’ın öyle velileri vardır.
“İlacında hiçbir bağla bağlanmayan sihri gördü o.”
O öyle bir ilaç verir, hiç bir bağa bağlayamazsın onu. O bakarsın herkes bir hap içirir, o su içirir. O sana zehir verir, sana panzehir olur. Sana panzehir verir, sana zehir olur. Onun ilacının aklı hayali yoktur. Onun ilacının bir hukuku yoktur. Özeldir o, özel! Bir yere bağlamaya çalışma aklınla. Bir yere bağlamaya çalışırsan, iflas edersin. Onda Allah’ın gücünü seyret sen.
“Onda Allah’ın gücünü seyred. Çünkü Allah ona kendi gücünden güç
vermiştir.” diyelim,
“O sözleşme çağı geldi çattı” dan devam edelim haftaya inşaallah. Hak-
kınızı helal edin.
El-fatiha temes salavat.
https://www.youtube.com/watch?v=gG5f4YHBjfY&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=10
Kaynaklar ve Referanslar
- Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=gG5f4YHBjfY
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Halife, Sabır, Salavât, Hamd, Kâbe, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı