Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Ellibirinci beyitten devam edecekmişiz:
“ Nice İnşallah demeyen var ki canı inşallaha eş olmuştur.”
Bu ellinci beyitti. Yani hekimler toplandılar, cariyeyi iyi etmek için. Dediler ki her birimiz birer mesih gibiyiz kendi dalında, biz cariyeyi iyi ederiz. Ama Cenabı Hak diyor ki onlar inşallah demeyi unuttular (Hazreti Mevlana da diyor), hani inşallah demedi ya peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de ümmete ders olsun diye Cenabı Hak onbeş gün vahyi kesmişdi ona. Ve ondan sonra Cenabı Hak dedi ki sen inşallah dememiştin. Bundan sonra işlerinde inşallah de. Bu da onun gibi. Hazreti Mevlana diyorki nice inşallah demeyen vardır ki ama onun canı inşallahla eş olmuştur. Bu ne demektir Allah’la canı eş olmuş. Bu ne demektir? Allah’tan gafleti yok. Allah’tan ayrıklığı yok. Allah’la arasında öyle bir sıkı bağ var ki Allah’la arasında öyle bir muhabbet var ki onun hususi bir şekilde inşallah demesine gerek yok. Hani öyle Allah’ın kulları vardır ki onlar bir şey olsun dese Allah oldurur. Hz. Ömer Efendimiz anlatıyor, naklediyor, Hz Peygamber Efendimizden. Onlar yağmur yağsın dese Allah onun sözünü geri çevirmez. Yağmur yağdırır. Onlar araba köşeden dönsün deseler, araba köşeden döner. Onlar inşallah demezler o esnada. Gönüllerinden, kalplerinden, geldiği gibi konuşurlar. Çünkü onların o esnada inşallahla canları eş olmuştur.
Hani hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ikindi namazını savaşta kılamadı, akşam namazını, öğle namazını kılamadı, ikindiyi kılamadı Hendek’te. Akşamı kılamadı, namaz kılamadığından canı sıkıldı. Dikkat edin, düşmana canı sıkılmıyor. Çektiği zorluğa canı sıkılmıyor.
Namazı kılamadı, namazı tehir oldu, namazı gecikti. Hz Ömer efendimize dedi ki sen namazını kıldın mı? Kıldım Ya Resulallah, dedi o. Öyle deyince, dedi ki bunlar yüzünden öğleyi, ikindiyi, akşamı kılamadık. Kahrolasıcalar, dedi. Bir avuç toprak aldı, atıver di düşmanın üzerine. namazdan dolayı canı sıkılmıştı O bir avuç toprak, toz duman etti ortalığı. Kaldırdı çadırları, o savaş alanını hallaç pamuğu gibi atıverdi Cenabı Hak. Hani Cenabı Hak ayeti kerimeyi de indirdi. Ey Habibim! Sen atmadın, ben attım! işte onlar, inşallahla eşdeğer olmuşlar. Sen atmadın, ben attım. Allah’ın öyle kulları vardır ki Allah’la dilleri, Cenabı Hak diyor ki benimle konuşur, benimle tutar, benimle yürür, benimle görür, benimle duyar. işte onlar inşallahla eş olmuşlardır. Onlar hususi inşallah demezler. O esnada o zaten zatullah ile beraberdir. Her daim Allah’la zikir halindedirler. Kim Allah’ı zikrederse, Allah da onu Zikreder. Kim Allah’ı zikretmekten dolayı onunla dua etmeye, ondan bir şey istemeye zaman bulamazsa, Allah onun ihtiyaçlarını fazlından görür. Kuluna istetmez. Öbürkü dua eder devamlı.
Devamlı niyazda ve ibadettedir. Ne zamana kadar? Pişinceye kadar. Kurmay oluncaya kadar. Kurmay oldu mu duayı attı demek değil. Kurmay oldu mu, ona teslim oldu, onun elinde maşa gibi. Onun elinde bir keser gibi. Onun elinde bir testere gibi. Onun elinde bir gül bahçesi, gül dalı gibi. Onun elinde elma, şeftali dalı gibi. Onun elinde alet. O bir bakmışsın testere olmuş, bir bakmışın çekiç olmuş, bibakmışın işte mala olmuş. Bibakmışın daş olmuş, bibakmışın nur olmuş, bibakmışın gül olmuş, bibakmışın toprak olmuş, bibakmışın dağda, gökte yıldız olmuş. O, onun elinde artık. Onun ihtiyarı yok. Onun kendi elinde ihtiyarı yok. O ihtiyarı varmış gibi görünüyor.
O sanki böyle herkesle beraber yaşıyor, yiyor, içiyor, herkesle berabermiş gibi görünüyor. Ona biçilen elbise o. Sen herkesin içerisinde dolaş. O herkesin içerisinde dolaşıyor. Ama onun elinde bir alet gibi o. Hani az önce evliyaları sıraladık ya kurmay olanlar. O öyle, bir şey olsun derken, yine ondan geliyor o olsun lafı. Yine onun emrinde olsun deniliyor o. O koyuyor onun gönlüne, o olsun diyor o da oluyor. O koyuyor onun gönlüne. Gitme gitmiyor, gel geliyor, söyle söylüyor, yat yatıyor, kalk kalkıyor. Sana şu geliyor geliyor bu gidiyor gidiyor. Onun elinde bir şey yok. Neye benzer? Saate benzer. Sen kuruyorsun saati. Saati kurmazsan duruyor. Sen ayarlıyorsun saati. Saat diyebilir mi şimdi, saatin bir şey söyleme hakkı var mı? Yok. Kurana bağlı saat. işte o veliler, kurana bağlı. Kim kuruyorsa ona bağlı. işte onlar inşallahla eş olmuşlar.
“İlaç olarak ne verdilerse, ne biçim tedaviye başvurdularsa, hastalık
artı dilek de ele girmedi.”
Bu işinin ehli olmazsa, bir kimse ne yaparsa yapsın, o dikiş tutturamaz. Hani doktorlar vardır, görüntüde işin ehli değildir. O hangi ilacı vereceğini bilmez. Hani insanlar vardır alimler vardır. Kime ne tavsiye edeceğini bilmez. Çok okumuştur, karşısındaki kimseye analizi yoktur, siyaseti yoktur! Çok okumuştur ama kime nasıl davranacağını bilmez. Oysa Hazreti Ayşe validemiz diyor ki biz, Resulullah(s.a.v) Hazretlerinden, insanların konumuna, durumuna göre davranmayı öğrendik. Böyle bakar, zahir insanlar görürsünüz. Kime nasıl davranacağını bilmez. Mesela işte yaşlı bir kadın gelir, yaşlı bir kadına nasıl davranacağını bilmez, terbiye görmemiş. Yaşlı kadın, sen onun haklılığına haksızlığına bakma, hürmet et ona. Yaşlı adam, haklılığına haksızlığına bakma. Hizmet et ona. Çocuk! Haklılığına, haksızlığına bakma. Şefkat ve merhametle, sevgiyle yaklaş ona. Kadın! Haklılığına, haksızlığına bakma. Merhamet ve şefkat göster. Çok boş bırakırsan iyice eğilir, çok sert davranırsan kırılır. insana göre muamele et. Bu kamil insanın halidir. işte kamil olmayan şeyhler de insanları dinden imandan eder. insanları sapıklığa götürür. Kamil olmayan doktor da insanı sağlığından eder. Hani derler ya. Yarım doktor insanı candan yarım imam insanı imandan eder.Yarım hoca! işte o cariyeyi iyileştirmek isteyen padişah da doktorları çağırmış. Doktorların her birisi bir ilaç vermiş. Bilmediklerinden dolayı her verdikleri ilaç aksine tesir etmiş. O zaman kamil olmayan bir kimseden bir şey öğrenirsen, bir şey öğrenmeye kalkarsan, aksine sen de tecelli eder.
“O halayıkcağız, hastalıktan kıla döndü. Padişahın gözünden kanlı yaşlar da ırmak kesildi. Kader bu ya, sirkencebun safrayı arttırdı, badem yağı sertlik meydana getirdi.”
Sirkencebun nedir biliyor musunuz? Sirkencebun sirke ile bal karışımı olan şerbettir. Bu eski mevlevi dergahlarında, tekkelerinde yapılırdı bu. Bizim burada da kardeşler yapıyor. Şifadır sirkencebun. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin hadis i şeriflerinin tecellisidir. Bal şifadır. Kur’an-ı Kerim ve bal şifadır, hadisi şerif. Sirke şifadır, hadisi şerif. Mevleviler, ehl-i tarikat, sirke ile balı karıştırıp şerbet ederler. Bu şifadır. Osmanlılar hasta olanlara sirkencebun içirirlerdi. Sirkencebun; mideyi ve bağırsakları rahatlatan, insanın iç dizaynını rahatlatan, sıcak içilirse biraz ishal eden, soğuk içilirse ishali kesen, orta sıcaklıkta içilmesi gereken harareti kesen yazın, yazın harareti keser, kışın ısıtır insanı. Sirkencübun kışın ısıtır, yazın harareti keser ve şifadır her derde. Ama insanlar onun içerisinde sirke var diye, sirke olduğunu bildiğinde insanın içi bir tuhaf olur. Bilmez ki insanlar sirkenin şifa olduğunu! Ara sıra evinizde ekmeği sirkeye batırıp yiyin. Hatta
kuru ekmek olsun bu. Kuru ekmek, kuru tıkır tıkır ekmek var ya kuru tıkır tıkır ekmeyi sirkeye batırıp yiyin, şifadır. Balla sirkeyi karıştırın, şifadır.
Bunu nasıl yapacaksınız? işte bir kaşık şirke, bir kaşık bal koyacaksınız, karıştıracaksınız. Bir kaşık bal, bir kaşık sirke. ikisini karıştıracaksınız, içine su koyacaksın, sirkencebun olacak. Biraz içerisine eğer karanfil koyarsanız, hoş kokulu olur. Kadınlar, misafirlerinize sirkencübin ikram edin. Gidip de elin amerikarısının kolasını, sodasını, fantasını ikram edeceğim diye uğraşmayın. Lafa, edebiyata gelince, herkes sokakta yaşasın islam deyip, yol islam bağırmak değil islam. Sen evinde hala daha coca-cola içeceğim diye uğraşıyorsan bana islam tırıvırısı söyleme. Cebinde malbora sigarasıyla, bana islamcı kesilme, dinci kesilme tarikatçı kesilme, ehl-i tasavvuf kesilme. Önce cebindeki malbora sigarası ile hesaplaş, dolabındaki kolayla fantayla hesaplaş, önce tüketim maddelerinde neler yiyorsun içiyorsun onlarla hesaplaş. Benim eski bir sözüm vardı. Derdim ki ben beş yıldızlı otellerde cebinde malbora sigarası ile bana solculuk taslamayın derdim. Beş yıldızlı otellerde cebinde malbora sigarası ile bana ülkücülük de taslamayın derdim. Şimdi ilave ediyorum, cebinde malbora sigarası ile beş yıldızlı otellerde, bana dindarlık, bana ehl-i tasavvufluk taslamayın. Gidip beş yıldızlı işte bilmem x otelde kalıp ne o, işte var ya açılıyor her yere bir sürü Hiltondur, Contentineldir, nedir ne dersen gidip de oralar da lüks yerlerde iftar açıp bana dervişlik taslamasın hiç kimse. Bana sufilik tatlamasın hiç kimse. Evet!
“Badem yağı sertlik meydana getirdi.”
Badem yağı da insanın içerisini yumuşatan şeydir. O da sertlik meydana
getirmiş. Aslında tersine tecelli ediyor.
“Halileden teklik peydahlandı ferahlık gitti, su neft gibi atteşe yar-
Halile ne biliyor musunuz, halileyi bilen bar mı? Yok. Bu siyah tohum var ya ölüm hariç çörekotu, ölüm hariç her şeye şifa oldu der ya hadis i şerifte, çörekotu. Unutuldu! Zayıflamak isteyenler, yemekten önce bir tutam çörek otu yiyin. Ağzınızda çiğneyin. Tek tek onu ağzınızda çiğneyerekten yutun suyla, zayıflamak isteyenler. Kilo almak isteyenler, çörek otunu yemekten sonra yutun. Hamur işlerinize çörek otu atın. Ölüm hariç her hastalığa şifadır, hadisi şerif. Ama Hazreti Mevlana diyorki halileden peklik meydana geldi, yine sertlik oldu. Halileyi içirdiler, yine sertlik oldu. Ferahlık gitti. Su,neft gibi ateşe yardımcı oldu. Neft ne biliyor musunuz? Neft de daha emperyalistler bu benzinin hammaddesi olan petrolü, daha benzin gaz haline getirmezden önce, yakacak, ısınma, gibi aydınlatma gibi neft yaparlardı. Asfaltın biraz daha şeyinden. O da diyor su ateşe lazım oldu. Su, neft gibi. Onu ateşin içerisine atarsanız daha da yanar. Petrol çıkar içerisinden.
Diyor ki su içti neft gibi o da ateş yaptı. Hararetini yüksetti onun su hararetini azaltacağına. Ve böylece ne ilaç verdiler se neoldu ilaçlar hep aksine tesir etti.
“Padişah, hekimlerin aciz kaldığını görünce, yalınayak mescide koştu.”
insan çaresiz kalır ya artık gidecek hiçbir kapısı yoktur onun. O zaman insanın aklına Allah gelir. Oysa işin başındayken insanın aklına Allah gelmiş olsa, seli baştan tutacak. Hani Hazreti Mevlana der ki seli sen baştan önle,baştan tut. Bunu hayatınıza ölçü edenin. Seli baştan önlemek. Bir hastalık var ileride. O hastalık bana bulaşmaz deme, orada önlemini al, o hastalık sana bulaşır. Karantinaya al kendini. Ya hastalığı karantinaya alabiliyorsan, hastalığı karantinaya al. Hastalığı karantinaya anlamıyorsan, gücün yetmiyorsa, kendini karantinaya al. Seli baştan tut. Bil, falanca dan bir rahatsızlık gelecek, birileri sana gelmiş ona dikkat et demişler. Hastalığı baştan önle. Ona dikkat et. Birisi var çok böyle işte faiz yiyor ortalıkta. Seninle alakadar, ilişki kurmaya çalışıyor. Seli baştan önle. Ondan para alışverişi yapma, kes.
Ahlakı bozuk bir kimse var. Seli baştan önle. Onun önüne set çek, bir hastalık gelecek sana bu taraftan. Onun hemen önünü kes. Seli baştan önle. insan çaresiz kalınca Allah’ı hatırlar. Bu da iyi bir şeydir ama kamil ol. işi baştan Allah’ı hatırla. Bir işe girerken besmele i şerif çek. Allah’ı zikret. Allah’a yaslan. Allah’a dayan işin başında. Avam olan, işin sonunda Allah’ı hatıra getirir. O kapıya gider, o kapıya gider, o kapıya gider, o kapıya gider,bütün kapıları eşeştirir, bakar ki hiç bir kapıdan bir işaret yok. Ya Rabbi der, o zaman. Öyle demektense daha insana bela musibet, sıkıntı, dert,gam kasavet vurduğunda Ya Rabbi de sen. Vurdu. Sen Ya Rabbi de. Sufi olana, o yakışır.
“İşte padişah hekimlerin aciz kaldığını görünce, yalınayak mescide koştu. Mescide girdi, bir mihraba yöneldi. Secde yeri padişahın gözyaşıyla su içinde kaldı.”
Ah namaz ah! Ah namaz! Bütün peygamberler her ne sıkıntı ile karşılaştıklarında hemen namaza koşmuşlar. Siz Allah’tan namazla, sabırla yardım dileyin. Siz Allah’tan namazla, zikirle yardım dileyin. Siz Allah’tan namazla, sadaka ile yardım dileyin. Siz başınıza bir bela, bir musibet geldiyse bir tebessümle de olsa insanlara tebessüm edip, namaz kılıp Allah’tan yardım dileyin. Sadakanın en azı tebessüm etmektir. Yüzünüzden tebessüm eksik olmasın. Ne kadar tebessümlüysen, o kadar sadaka ehlisin , o kadar Allah’a yakınsın demektir. Bir kimsenin kaşı çatık, hiç kaşları inmiyorsa aşağı, çok afedersiniz eşek deyip kapıya dahi bağlamam. Kapıya dahi bağlamam! Onun önünden geçerken seni ısırır. Arkasından geçerken seni tepikler. Evlenecek olanlar! Kadın-erkek tebessümlü olanlarla evlenin. Bir kadın eve kocası girdiğinde onu tebessümle karşılayabilmeli. Bir adam evine
girdiğinde evine tebessüm etmeli, bir arkadaş bir arkadaşla karşılaştığında tebessüm etmeli birbirine. Senin yüzünde tebessüm yok. Yüzünde insanlık yok, şeytan yüzü oldu yüzün. Yüzün şeytan yüzü oldu. O müminler ki müminlere şefkatli ve merhametlidir. Ayet i kerime, bana yüzünü asıyorsan ya beni kafir görüyorsun demektir. Ben kafir değilsem, kafir sen oldun.
Mümin mütebessüm, tebessümdür. Tebessümlü! Kardeşini, arkadaşını gördüğünde tebessüm eder. Onunla halleşir, onunla konuşur, onunla dertleşir. Ciddi bir şey konuşur, evet ciddidir ama yüzü asık değildir. Yüzü asık olmak farklı bir şeydir, ciddi olmak farklı bir şeydir. Sen ciddi konularda ciddi ol ama tebessümsüz olma. Çocuklarınıza tebessümü öğretin. Çocuklarınızın yanında tartışmayın. Çocuklarınızın yanında atışmayın. Çocuklarınızın yanında sertleşmeyin. Çocuklarınıza sertlik, atışma, tartışma miras olarak bırakmayın. O çocuğun atıştığı tartıştığı müddetçe, senin hanene yazılacak, anne baba! O çocuğa sen kötü örnek bıraktın çünkü. O çocuğa yanlış örnek bıraktın çünkü. Evlerinizde işlerinizi kavga ile halletmeyin. Konuşmasını bilin. Konuşmasını bilmeyenler, gidin dağda yaşayın, ya konuşmasını öğrenin ya konuşmasını öğrenin. Eşler, çocuklarınızla ve birbirinizle arkadaşlarınızla komşularınızla sufiyim diye geçinenler, konuşun. Mütebessim olun, tebessüm edin Yardım edin, el uzatın, hayırlaşın, yardımlaşın. Allah cümlemizi onlardan eylesin.
işte o zaman siz bir darda kaldığınızda Allah size elinize uzatacaktır. Allah size elini uzatacaktır. işte, padişah da bütün kapılardan geri dönünce namaza koştu namaza. Namaza koşun Ey iman edenler namaza koşun. Namaz sizi kötülüklerden alıkoyar. Namaz sizin günahlarınızı affettirir. Namaz sizin kapalı kapılarınızı açtırır. Namaz sizi Miraç’a götürür. Namaz sizi Allah’a yaklaştırır. Namaz sizi peygamberin dizinin dibine otutturur. Namaz size alemleri seyran ettirir. Hz Davut dahi işin içinden çıkılmaz hal aldığında, hemen namaza koşardı. isa namaza koşardı.
Hz Peygamber Efendimiz, namaza koşardı. Ne zaman daraldığını görse namaza koşardı. Namaz, namaz namaz namaz. Gözümün nuru dedi hazreti peygamber. Dinde son yıkılan kaledir dedi namazdan için, yani namaz yıkılırsa din yıkılır. Namaz dinin direğidir dedi. Bir evin direğini düşünün buranın iki, dört, altı, sekiz, direği var. Bir direği gitti, iki direği gitti, üç direği gitti, yıkılır burası.
Dinin, islami yaşantının direkleri belli: Namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek. Parası olana ikisi. Oruç sağlıkla alakalı. Namaz? Hayır bak, sağlıkla alakalı değil. Namaz para ile alakalı değil. O yüzden diyor namaz yıkılırsa din yıkıldı. Namazda kendindeysen, kendindeysen,kendindesin, namaz bir tek baygın olduğunda, baygınsan ya da ölüsen
namazdan sorumlu değilsin. Baygın değilsen, ölü değilsen namazdan sorumlusun. Öğlen namazında bayıldın, ikindide ayıldın. Öğlen namazını kılacaksın ayıldığında yine. Öğlende bayıldın, ikindide ayıldın. Kıl Kardeşim öğlen namazını. Yahut sabahleyin kalkamadın, kalktığında kıl. Öğlen toplantın vardı kılamadım, ikindide kıl. ikindinin farzından önce öğleni kıl. Ya ben öğleni de kılamadım ikindiyi de kılamadım, toplantı toplantı üstüne, toplantı toplantı üstüne. Akşam namazında önce öyleyi, sonra ikindiyi, sonra akşamı kıl. Ya hocam kaçacak kapımız yok ya, bizim akşam da işimiz var. Be adam yatsıda kıl. Yatsıdan önce öğleyi, ikindiyi, akşamı sonrada yatsıyı kıl yat. Yazın yarın yine mail bana. Toptancılık yaptın deyin. Ben toptancıyım. Kıl kardeşim sen. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Uhud’da kılamadığı öğleyi, ikindiyi akşamı, gece yatsıda kıldı. Önce öyleyi, sonra ikindiyi sonra da akşama kıldı. Hendek’te kılamadı, öyleyi kılamadı, ikindiyi kılamadı, akşamı kılamadı. Bilal’e dedi ki ezanı oku. Ezanı okudu, önce öyleyi kıldı, ardından kamet getirdi bir daha, ardından ikindiyi kıldı. Bir kamet daha getirdi, akşamı kıldı. Bir kamet daha getittirdi, yatsıyı kıldı. Gidin Buhari’yi açın, Müslim’ i açın, Tırmızi’ yi açın, ibni Mace’yi açın, bütün hadis kitaplarını açın. Hendek kazasındaki namazın böyle kılındığını göreceksiniz. Hazreti peygamber böyle kıldı. Peygamber dinin bu noktada başında oturan kimse. Din Kur’an ve Sünnet. Namazdan kaçış yok.
“İşte padişah da gitti namaza durdu namaz.” Namaz! Kulun Allah’la en yakın olduğu zaman, secde zamanı. içinde secdeyi barındıran namaz. Meleklerin ibadetlerini barındıran ibadet, namaz! Ve kulun bu noktada Allah’a en fazla götürecek olduğu hediye, namaz! Kıymetli dostlar! Bir, namazımız eksik olmayacak, iki zikrimiz eksik olmayacak, üç tövbemiz eksik olmayacak, dört orucumuz eksik olmayacak. En önemlisi insanlara hiç zarar vermeyeceksiniz. Veli yolu bu! Bu anlattığım şey, veli olma yolu. En fazla faydalı olanınız, en iyiniz. En hayırlınız. Allah onlardan eylesin.
“Battığı yokluk denizinden çıkıp kendine gelince hamd etmek, dua et-
mek için bir hoş da dilini açtı.”
Namazdan sonra dua etmek müstecaptır. Namazdan sonra dua etmek, Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin sünnetidir. Şaşarım o kimsenin aklına ki abdest aldıktan sonra, namaz kılmaz. Şaşarım o müslümanın aklına ki namaz kıldıktan sonra dua etmez. Hadis i Şerif .Allah bizi onlardan eylesin inşallah.
https://www.youtube.com/watch?v=bEJc1A3idUY&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=9
Kaynaklar ve Referanslar
- Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=bEJc1A3idUY
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları