HAKIKAT KAPISI(altıncı makam) (BIRLIĞE YÖNELMEK VE YÖNELTMEK (FAKIRLIĞI INKAR ETMEMEK) Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Eftali zikir falemenne hu Lâ ilâhe illallah Lâ ilâhe illallah Lâ ilâhe illallah Hak Muhammeden Resulullah Cemiil Enbiyayı Velmurselin Velhamdülillahi Rabbilâlemin Rabbim cümlemizi Kur’an ve sünneti seniyyeye sımsıkı yapışmayı nasip eylesin. Cenâb-ı Hak cümlemizi ve cümleyi hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Cümlemizi ve cümleyi hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden batılı batıl bilip bâtıla karşı cihad eden kullarından eylesin.
Allah sizden razı olsun inşallah. Geceniz hayır olsun. Selamünaleyküm. Dördüncü kapı, hakikat kapısının altıncı makamı, birliğe yönelmek ve yöneltmek ama bu yine böyle bir başlık atayım oraya da bu Hoca Ahmet Yesevi’de ise altıncı makam, fakirliği inkar etmemek ama biz bu akşam birliğe yönelmek ve yöneltmekle alakalı sohbet yapacağız inşallah. Birliğe yönelmek tevhid, birliğe yöneltmek de bütün herkesi, bütün etrafını o tevhide yöneltmek manası. Tevhid de bir şeyin tek olduğunu, bir şeyin bir olduğunu, tek olduğunu, başka o şeyden olmadığını göstermek.
Buna böyle inanmak, bunu böyle kabul etmek. Önce o kimse onun tek olduğuna iman edecek, kabul edecek ve sonra da onu bir başkasına da ne yapacak? Tebliğ edecek, anlatacak. Artık bunu sufi lisanıyla tarif etmemiz gerekirse artık o olgunlaşma, kemalat noktasında yürürken artık Cenab-ı Hakkı birleme ve etrafındaki insanları da o tevhid düşüncesine, tevhid fikrine, tevhid kalbine tevhid aklına doğru insanları yönlendirme. O yüzden bütün, tabii bunun bir zahir tarafı var. Hani ulemânın, akaitçilerin fıkıhçıların, kelamcıların kabul ettiği bir tevhid düsturu var, bir de ehli sufinin kendince bir tevhid anlayışı var.
Biz önce bu meseleye bakarken hani kelam uleması, akaitçiler, Hanefiler bu meselede nasıl düşünmüşler kısaca ona deyinmek isteriz. Çünkü yarın öbür gün yine böyle bir eser elinize geçer okursanız bir tenakuz olmasın, ya bize tevhidi böyle anlatmadıydı. Bak burda böyle bir tevhid anlatılmış denildiğinde bunun normalde bilgi olsun ki evet bunun bir hani İmam Mâtürîdî’nin, İmam-ı Azam’ın veyahut da akaitçilerin, fıkıhçıların bir bakış açısı olduğunu da öğrenmiş olalım. İmam Mâtürîdî ’ye göre bütün fiiller Allah’ın zatıyla kaim ve kadimdir yani Allah fiiliyatlarıyla kaim ve kadir ve bütün bu fiiliyatlar da bu tevhidin içersinde yer alır, birliğin içerisinde yer alır.
Biz fiiliyatları veya sıfatları tevhidin dışında düşünmeyiz. Allah zat olarak ebedi ve ezelidir ve fiilleri ile tanınır, bilinir. Fiilleri Allah’ı birlemenin dışında değildir. Allah’ı birlemenin içindedir. Biz Cenâb-ı Hakk’ın bütün fiillerini zatına bağlarız ve zatından ayrı görmeyiz onları. Öyle olunca, bu söz konusu olan fiilleri tanım bakımından sıfat kavramının içerisinde mütalaa ederiz biz. Yani Allah’ın sıfatları dediğimizde Cenâb-ı Hakk’ın bütün fiiliyatları onun içindedir. Sıfatlar da Allah’ın zatının içindedir.
Bunu böyle sakın hani bir en üstte bazen öyle anlatırım ya Allah lafzı yazarım onun altında Rahman ismi şerifi onun altında bütün esma ül hüsna, sonsuz sıfatları, sonsuz fiiliyatları vardır. Hepsi de bunların hepsi de nedir? Tevhidin içindedir ve bunu hiçbir zaman unutmayın. Hiç bir fiil hiç bir sıfat tevhid düşüncesinin dışında değildir. Hiç bir fiil, hiç bir sıfat! O zaman benim burdaki konuşmam dahi o tevhidin içindedir. Sizin dinlemeniz de tevhidin içindedir. Sizin bir hareket etmeniz de tevhidin içindedir, hareketsiz durmanız da tevhidin içindedir.
Tevhidi daha iyi anlayabilmemiz için böyle kısımlara ayıralım, anlaşılması için. Bir; uluhiyette tevhid vardır, uluhiyette birleşme yani Allah’ın zatında, sıfatlarında fiillerinde yegane ve benzersiz olduğuna biz iman ederiz. Allah sıfatlarıyla, fiilleriyle ve bütün sıfatları kendi zatında toplamıştır ve bütün o zatında, sıfatlarında, fiillerinde yegâne benzersizdir. Bir şeye benzemez ve uluhiyet noktasında Cenâb-ı Hak uluhiyetini hiç bir şeyle paylaşmaz. Sıfatlarını da paylaşmaz, fiillerini de paylaşmaz zatını da paylaşmaz ve uluhiyet dediğimizde çok geniş bir kavramdır, geniş bir çerçevedir, bunu Allah’tan başka kanun koyucudan tutun da Allahtan başka yaratıcı olmamasına kadar geniş bir yelpazedir.
O yüzden bu uluhiyetteki tevhidi ikiye bölebiliriz. Böldüğümüzde bir, zatta tevhid yani Allah’ın zatı kendisi demektir. Onun zatında tevhid kendisini tek ve yegâne kabul etmek mânâsına gelir. Zat olarak Allah tektir. Başka bir ilah yoktur. Allah bu konuda benzersiz, bu konuda herhangi bir şekle şemale benzemeyen noktadadır. Bu zatta tevhittir. Sıfatlarda tevhid vardır. O da Allah’ın zatına nispet edilen bir manadır. Yani Allah’ın bütün sıfatlarını biz onun zatına nispet ederiz, bütün fiiliyatlarını.
O yüzden Allah’ın fiiliyatları da veyahut da sıfatları hiçbir şeye benzemez, sıfatları da. Allah bir şeye benzemediği gibi sıfatları da bir şeye benzemez. Bizim görmemiz vardır, Allah’ın görmesi bizim görmemiz gibi değildir. Allah duyandır ama bizim duyduğumuz gibi duymaz. Allah kerimdir, konuşandır ama bizim konuştuğumuz gibi konuşmaz. O yüzden sıfatlarda tevhid, bütün sıfatların Allah’ın zatına nisbet edilmesidir. Fiillerde tevhid; fiil, sıfatlar, Cenab-ı Hakkın kainata yönelik tasarruflarını ifade eder.
Kainatı var eden öncesinde var eden geliştiren değiştiren ve bu eylemleri her an devam ettiren Allah’tır. Ondan başka yaratıcı yoktur. O zaman hani ‘yerin de göğün de sahibi Allah’tır, maliki, sahibi Allah’tır’ ayeti kerimesi buna tecelli eder. Yani Cenâb-ı Hak bütün yaratmış olduğu her ne var ise her şeyi değiştirir, geliştirir, genişletir, derinleştirir, yükseltir, alır onu yok eder, yeniden var eder, onu bir daha değiştirir gibi Cenâb-ı Hak bu konuda fiiliyatlarında asla ve asla bölünme parçalanma kabul etmez.
Bu da fiiliyatta tevhittir. Şimdi bir de rububiyette tevhid vardır. Rububiyette tevhid; Allah’ın teklik ismi şerifidir, sıfatıdır. Allah’tan başkasına ibadet edilmez, Allah’tan başkasına tapınılmaz, Allah’tan başkasına sığınılmaz, Allah’tan başkasına dua edilmez, Allah’tan başkasına yalvarılmaz. Bu da rububiyette tevhittir. ‘İyya na’budu ve iyyâke nesta’în, ancak sana ibadet eder ancak senden yardım dileriz.’ Fatiha-i şerife, bu mana ile bakılırsa tüm tevhidleri yani bu şimdi tasnif ettiğimiz tevhidlerin hepsini de zatında barındırır Cenâb-ı Hak.
Bu fatiha-i şerifenin zatında barındırır. O yüzden uluhiyette tevhid de rububiyette tevhid de bu fatiha-i şerifenin içerisindedir. O yüzden fatiha-i şerife tâbiri câizse bütün zat ve sıfatsal tecelliyatların cemidir. O yüzden biz günde kırk sefer günde en az kırk sefer namazlarımızda fatiha-i şerifeyi okuruz ki fatiha-i şerifenin içerisinde şeriatı da tarikatı da hakikati de marifeti de ‘Dört Kapı Kırk Makam’ı da fatiha-i şerifin içerisinde algılamamız mümkündür. Hatta fatiha-i şerifin içerisinde bütün Kuran’ı cem edebiliriz, fatiha-i şerifin içerisinde bütün hayatı da cem edebiliriz.
O yüzden fatiha-i şerife tekrar söylüyorum, hem şeriat hem tarikat hem hakikat hem marifet makamlarını kendi içerisinde barındırır. Şimdi böyle olunca rububiyette de neydi? Allah’tan başkasına tapınmamak Allah’tan başkasına sığınmamak ve bütün bunların hepsini de birleştirmektir. Bakın uluhiyette tevhid aklın, zihnin fonksiyonudur, uluhiyette tevhid. Rububiyette tevhid işte kalbin ameli ve insanların amelleri işin içerisine girer ve en önemlisi de kalbin ameli girer. Uluhiyette ise uluhiyette zihni, akli fonksiyonları içine alır.
Yani uluhiyet aklın işidir, rububiyet ise kalbin işidir ve akılla kalbi birleştirmedikçe biz tevhide ulaşamayız. Akılsız olur mu? Olmaz. Kalpsiz olur mu? O da olmaz. O yüzden hani imanı dil ile dil ile ikrar, kalp ile tasdik deriz. Dil ile ikrar uluhiyetin içerisindedir kalp ile tasdik ise rububiyetin içerisindedir ama bunun hepsini de biz cem ederiz birleştiririz ki tevhid etmek, birleştirmenin asıl maksadı da budur. O yüzden bir kimse ameli tevhidi ile normalde Allah’ı sevmesi davranışlarıyla bu sevgiyi ispat etmesi gerekir.
Hani: ‘Ey Habibim! De ki Allah’ı seviyorsanız bana uyun. Yani Allah’a olan sevgiyi o kimse ameliyle davranışlarıyla ahlakıyla zikri ile fikri ile şükrü ile göstermek zorundadır. Rububiyette tevhidin, rububiyetteki tevhidin alanı ibadetler, rububiyetteki tevhidin alanı güzel ahlak, Allah’ı zikir, hayır hasenat, Kur’an ve sünneti seniyyeye ameli noktadan sımsıkı yapışmaktır. O yüzden bizim sufi anlayışımız rububiyet tevhidi terk etmekten geçmez. Sadece zihinsel olarak Allah’ı uluhiyet olarak kabul etmemiz yeterli değildir.
Şimdi bunu bize angaje etmeye çalışıyorlar. Allah’a iman ettiğin zaman yeterli, başka bir şeye gerek yok, her şey bunun içerisinde saklı. Rububiyette tevhidi ekarte etmeye çalışıyorlar. Yani amelsiz bir iman, ibadetsiz bir iman, namazsız, abdestsiz, oruçsuz, zikirsiz, fikirsiz, şükürsüz, ahlaksız, ne üdüğü belirsiz bir noktaya götürmeye çalışıyorlar. İşte biz sufi anlayışımızla hem uluhiyetteki tevhide hem de rububiyetteki tevhide dört elle sarılır ikisini ne yaparız? Cem ederiz.
Sufilik; müridin eğitilirken, müritlik yaparken kesretten vahdete yani çokluktan birliğe, suretten manaya, dışsallıktan içselliğe bunun yolunu açma yeridir. Sufiler maddeden manaya, görünenden görünmeyene ve suretten içselliğe bir yolculuk önerirler ve bu tevhid, bu manada bizim için tevhid, bizim için ibadetler, zikir, tefekkür, murakabe, beşeri varlığın içinde gizlenen hakikati idrak etmesini sağlayan büyük değişimi gerçekleştirmektir. Bakın, bizim için tevhid, tekrar söylüyorum, ibadetlerle, zikirle, tefekkürle, murakebeyle, beşeri varlığın içinde gizlenen hakikatleri idrak etmesi ile sağlanan büyük bir değişim yoludur.
Bu değişimin ve dönüşümün ibadet ayakları olmazsa olmaz. Namazsız bir sufi, oruçsuz bir sufi zikirsiz bir sufi ahlaksız bir sufi sufi değildir. Eğer namaz, zikir, tefekkür etme, murakabe etme onu güzel ahlaka götürmüyorsa eğer onun namaz, zikir, fikir, tefekkür, düşünce, murakabe, onu tevhid düşüncesine götürmüyorsa o sufi ne yazık ki bir; ya başındaki şeyhi mürşit değildir, o eğitimi vermiyordur ya da mürit tembeldir o eğitimi almıyordur. O yüzden tevhide ulaşmanın yolu muhakkak ve muhakkak bu rububiyet, tevhid düşüncesinden geçer.
Sadece uluhiyet bir tevhid düşüncesi yani Allah vardır, birdir, ondan başka yaratıcı yoktur, kainatı tasarrufunda tutan Allah’tır, buna iman ettik. Kanun koyucu, yöneten her şeye kudret, kuvvet, güç yetiren ve her şeyin sahibi Allah’tır. Bu uluhiyet tehdittir. Bu önemli midir? Evet, yani Allah’tan başka sana bir şeyi haram kılacak Allah’tan başka sana bir şey helal edecek Allah’tan başka sana bir ibadet koyacak Allah’tan başka seni ibadetsizliğe götürecek hiç kimse yoktur. Bu konuda itaat, direkt Allah ve Resulünedir.
Zaten bütün ayeti kerimelerde Cenâb-ı Hak dinle alakalı itaati kendisine ve Resulüne bağlamıştır. Dinle alakalı bütün itaatleri Cenâb-ı Hak kendisine ve habibine bağlamıştır. O yüzden Hz. Muhammedi Mustafa ‘Size iki şey bırakıyorum. Kim sımsıkı sarılırsa kurtuluşa ermiştir. Bu birincisi Allah’ın kitabı Kur’an, ikincisi de benim sünnet-i seniyyemdir’ der. O yüzden başka bir hüküm koyucu, başka bir hukuk koyucu dinle alakalı yoktur. Eğer dinle alakalı başka bir hüküm ve hukuk koyucu kendimize ararsak şirke düşmüş oluruz, küfre düşmüş oluruz.
Yani bizde Hristiyanlar gibi bizim dinimizi değiştirecek, dini kaideleri değiştirecek bir papa müessesesi yoktur. Papa kalkar bir ayeti kerimeyi indirir, bir ayeti kerimeyi kaldırır, bir ayeti kerimeyi tecelli ettirir, bu uygulanacak; bir ayeti kerimeye der ki bu uygulanmayacak. Çünkü papa yeryüzünde Hristiyanlara göre veya Ortodoks Kilisesi’nin başındaki patrik, yeryüzünde Allah’ın temsilcisidir. Dinin üzerinde istedikleri değişikliği yapabilirler. Yahudi hahambaşı da aynıdır. İslam bunu reddeder.
Kuran’dan bir tek ayeti kerimeyi hiç kimse kaldıramaz, Kur’an’a yeni bir ayeti kerime hiç kimse koyamaz, Kuran’dan bir kelimeyi kimse silemez, Kuran’a ilave bir kelime de kimse koyamaz. Bakın bu tevhid inancı önemli, şimdi ilahiyatlarda bu ara çok atıyorum ya ilahiyatlara yani mecburiyetten atıyorum. Öyle şeyler dinliyorum öyle şeyler söylüyorlar ki artık böyle içim içime sığmıyor. İlahiyatlarda bununla alakalı ne yazık ki çok, çok hem küfür bu konuda şirk noktasında yüzen söylemler ve lafızlar var.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz bu manada uluhiyetteki tevhid ile rububiyetteki tevhidi birleştirir, cem ederiz, toplarız, birbirlerini ayırd etmeyiz çünkü hiçbir şey, hiçbir şey Allah’ın kudret ve kuvvetinin dışında değildir. Hiçbir şey! Biz tevhidi birlemeyi bu açıdan bakarız. Bu açıdan yerleştiririz. Şimdi bu konuda Bakara, ayet 163: ‘Hepinizin ilahı tek ilah olan Allah’tır. Ondan başka ilah yoktur. O rahman ve rahimdir.’ (Bakara 163) . Demek ki ondan başka ilah yok, ondan başka kanun koyucu, hüküm koyucu, ondan başka ibadet edilecek bir şey yok.
Ali İmran ayet 1 ve 2: ‘Elif lam mim. Allah, ondan başka ilah yoktur. O Hay ve Kayyumdur.’ Bu iki ayeti kerimeyi özellikle aldım bu geceki derse. Çünkü hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vessellem hazretleri buyurdu ki: ‘İsmi Azam, bu iki ayeti kerimededir. Birincisini okudum. Neydi? Bakara 163: ‘İlahınız bir tek ilahtır, ondan başka hiçbir ilah yoktur. Odur rahman ve rahim olan’, ikinci ayeti kerime: ‘Elif Lam Mim Allah, ondan başka ilah yoktur. Odur hay ve kayyum olan.’ ‘Euzubillahimineşşeytanirracimbismillahirrahmanirrahim ve ilahüküm ilahün vahid la ilahe illa hüvel Rahmanir Rahim.
Elif Lam Mim Allahü la ilahe illa hüvel hayyul kayyum.’ Bunu okuyan bir kimse Hz. Muhammedi Mustafa’nın sallallahu aleyhi vessellem hazretlerinin hadisi şerifince o ismi azamı okumuştur. Özellikle bu ay iki ayeti kerimeyi aldım. Bunu birleştirip bunu okuyabilirsiniz. Dua ederken, duanızın başına ve sonuna bunu ilave edebilirsiniz. Çünkü hadis-i şerifle sabit, sahih, bu iki ayeti kerimenin içerisinde İsmi Azam’ın olduğuna dair ama bu her iki ayeti kerime de ne? Allah’ın uluhiyetine ve rububiyetine işaret ettiği için hem uluhiyeti cem ediyor hem de ne yapıyor rububiyeti cem ediyor.
Saffat suresi ayet 4: ‘Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Inna ilaheküm levahid’ Demek ki ilahımız tek bir ilahmış. Burda sıfatlar ayrı, fiiller ayrı, zat ayrı, şu ayrı, bu ayrı yok. İlahımız bir tek Allah Celle Celalühü. Bütün sıfatlarıyla, fiilleriyle, zatıyla uluhiyetiyle, rububiyetiyle, bütün varlığı, bütün varlığı kapsayan, kavrayan, kudretiyle, kuvvetiyle her şeyi yaratan, yaşatan, öldüren, dirilten Allah Celle Celalühü ve en önemli tevhid kelimesi neydi? La ilahe illallah. Sufiler tevhidi çok önemserler.
Yani la ilahe illallah demeyi çok önemserler. Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin ‘la’yı kalın söyletmezdi. Şimdi kalın çıktı hemen aklıma böyle beynime kalbime balyoz iner gibi indi. O böyle ‘la’yı kalın la dedirttirmezdi. Böyle a ile e arasında ince söyletirdi, şimdi biraz benden kalın çıktı, hemen böyle içim gümbürdedi. Allah muhafaza eylesin. ‘La ilahe illallah’ diyerek biz ‘La İlahe’ de, ‘ la ilahe’de uluhiyeti tefekkür ederiz yani komple Allah’tan başka uluhiyet atfedilen ne varsa hepsini de reddederiz ‘La ilahe’ ile.
Bakın ‘la ilahe’ o kadar önemlidir tevhid düşüncesinde. O kimse ne varsa uluhiyet noktasında reddetti. Şimdi buralarda insan, insanların şirklerini anlatmayayım diye ümitsizliğe düşmesin. Şimdi biz Allah’tan başka kanun koyucularının kanunları ile idare ediliyoruz. Bu işin en acı tarafı ve bunu da kabullenmişiz. Biz ‘la ilahe’ derken, Allah’tan başka hiçbir kanun, hukuk, hüküm, kudret, kuvvet ne varsa elimizin tersiyle itiyoruz, tâbiri câizse bu ama deccalist, kapitalist sistemin altındayız.
Müslümanların düştüğü en büyük handikaplardan birisi bu ve bunu ‘la ilahe’ ile gerçek manada Allah’tan başka her ne var ise bu işin daha ileri boyutu şimdi, ‘ la ilahe’ ile Allah’tan başka ne varsa hepsini elimizle ittik. Ne kaldı? İllallah. İşte tevhidin sırrı burda. ‘La ilahe’ dedin; heva, heves, şeytaniyet, deccalliyet, Allah’ın Kuran’ının dışında bir hüküm koyan, Allah’ın emrinin dışında bir hüküm koyan ne var ise hepsini reddettin. Eğer annen, baban, eşin, çocukların, patronun Allah’ın hükmüyle hükmetmiyorlarsa kafirlerin ta kendileri, münafıkların ta kendileri zalimlerin ta kendileri.
Erkekler, eşlerine Kur’an ve sünnet dairesinde konuşmak, davranmak zorundalar. Yoksa heva ve hevesini ilah edindi. Anne babalar çocuklarına Kur’an ve sünnet dairesinde konuşmalı yoksa heva ve heveslerini ilah edindi. Şeyh efendiler, hoca efendiler, müftüler, profesörler, alimler her ne kim var ise Kur’an ve sünnet düsturları ile konuşmalı. Eğer öyle konuşmadılarsa onlar da heva ve heveslerini ilah edindiler, onlar da Allah’ın hükmüyle hükmetmediklerinden dolayı onlar da küfre düştüler.
Aslında ‘la ilahe’yi düşündüğünüzde mana itibariyle, mana itibariyle Allah’tan başka hiçbir şey kalmadı. İllallah diyerekten sadece uluhiyeti Allah’a atfetmiş olduk. Rububiyeti Allah’a atfetmiş olduk. Cenâb-ı Hak ‘göklerin yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir ve doğruların da Rabbidir’ diyerekten bütün kainatı kendisine bağladı ve işte böyle bir tevhidi gerçekleştiren bir mümin Allah hakkında onun şanına, şerefine, kudretine, kuvvetine yakışmayacak her türlü ölçü ve sözden uzak durur.
Allah bizi onlardan eylesin ve bunu böyle özellikle bu ayeti kerimeyi aldım, hani ‘bütün kainatı yaratıcı Allah’tır’ derken biz insanlar, bu son dönem, daha önce de yaşanmış demek ki bunlar, tabiatı yani var olan tabiatı da bir yaratıcı olarak önümüze koymaya başladılar. Bunu yaratan Allah dediğinde, o tabiat canım, kendi kendine oluşuyor o, hani tabiat kendi kendine yaratıyor! Ya tabiat kendi kendine yaratıyordu da neden bir insan yaratmamış ama bizim önümüze bunu koyuyorlar, şimdi okullarda bunu söylüyorlar.
Yani Allah’ın haricinde haşa tabiat kendi başına bir buyruk, kendi başına bir yaratıcı. Yani tabiat da bir yaratıcı oldu. Allah muhafaza eylesin. Enbiya 22: ‘Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı yer ve gök kesinlikle bozulup gitmişti.’ Demek ki tabiatı bir yaratıcı olarak kabul etmek, tabiatı bir ilah gibi kabul etmek mümkün değil. Biz Allah’tan başka bir yaratıcı, Allah’tan başka kanun ve hüküm koyucu bir şey tanımıyoruz. Allah muhafaza eylesin. Kasas 88: ‘Allah’la beraber başka bir ilaha yalvarma çünkü ondan başka ilah yoktur.
Onun zatından başka her şey yok olacaktır. Hüküm yalnız ona aittir. Sizde sonunda onun huzuruna çıkarılacaksınız.’ Demek ki Allah’tan başka bir ilah yok. Onun zatının haricinde her şey ne olacakmış? Yok olacakmış. Bakın her şey yok olacakmış. Bu ayeti kerime bizim için neden önemli biliyor musunuz? Her şey yok olacaktır yani sufi bütün varlığı an gelir yok hükmünde hiç hükmünde görür çünkü varlık, sonunda var gibi görünen her şey yok olacaktır. O zaman yok olacak olan bir şey gerçek manada var değildir.
Bir şey yok olacaksa hakikatte o zaten var değildir. Sufiler yok olacak olan bir şeyi kestirmeden var olarak görmezler. Bu sakın kendi kendimizi de yok hükmünde görecek noktada değiliz. Böyle değil ama bu beden de bu cesette ne olacak? Yok olacak, geçecek. Allah bizi affetsin. O yüzden ben Allah’ın varlığını, birliğini burda size anlatma noktasında değilim. Ben selef alimlerinin yolunu tutacağım. Yok böceğe bak Allah’ın varlığını tanı, yok dağa bak Allah’ın varlığını tanı, yok kuşlara bak, yok otlara bak, yok hayvanlara bak, yok kainata bak, yok işte denizlere bak, göklere bak, yıldızlara bak, böylece Allah’ın varlığını idrak et anla, dinle, ben bu yolu tercih etmeyeceğim.
Selef ulemasının sözü çünkü balyoz gibi iniyor kafama. ‘Allah’ın varlığını, birliğini inkar eden akılsızdır’ demiş. Aklı yok yani. Yani hani böyle bir ateist geliyor ya Allah yoktur diyor ya akılsız hükmünde, cahil, akılsız! Şimdi ben böyle artık öyle şey yapamıyorum yolculuklarım öyle olmuyor. Genelde böyle denk geliyordu, bazı topluluklarda da geliyor ateist yani böylesi, işte adam Allah yoktur diyor. Ben böyle bakıyorum ona bir şey yoktur diyorsan var olduğunu kabul ediyorsun zaten diyorum ben.
Nasıl yani? Ya yok olan şeyi neden inkar ediyorsun ki diyorum. Bir şey madem yok, neden inkar ediyorsun ki? Olmayan bir şey inkar edilir mi? Akılsızlığını ordan gör. Olmayan bir şeyi neden inkar ediyorsun, yoksa yok, neden inkar ediyorsun? Allah yoktur derken de aslında Allah’ın varlığını kabul ediyor. E diyorum Allah dedin bak, nerden Allah dedin şimdi dedim, olmayan bir şeyin ismi mi olur? Sen yoksun diyorum, ben varım diyor. Varlığını ispat et bana dedim ben seni görmediğim müddetçe nasıl ispat edeceksin?
Ben seni inkar ediyorum. Ben seni inkar ettiğim müddetçe sen kendinin var olduğunu nasıl ispat edeceksin? Sen sabahtan akşama kadar varım de ben de sabahtan akşama kadar yoksun diyeyim. Sonu var mı? Yok. Ya böyle yaptı birisi, ya hiçbir hoca böyle söylemedi bana, dedi. Onlar hoca dedim, ben hoca değilim. O yüzden rahat konuşuyorum senle dedim. Sen burda oturuyor musun dedim ben, evet dedi. Hayır, oturmuyorsun diyorum ben şimdi. Ya nasıl, oturuyorum ya diyor. Ya ben senin oturduğunu kabul etmezsem sen nasıl inanacaksın buna?
Ben kabul etmiyorum, ne diyeceksin? Bu diyorum akılsızlık değil mi diyorum ben, evet diyor. İşte seninki de aynı diyorum ben, seninki de aynı. O yüzden ben arkadaşlara, kardeşlere derim ateistlerle tartışmayın. Sebep? Ya seviyeleri çok düşük, gerek yok. Bir sufinin ateistle tartışması düşünemez, Allah muhafaza eylesin. Sufiler, tevhide ulaşmayı kendilerine ölçü edinmişlerdir, ilke edinmişlerdir. O tevhide ulaşmayı ve o tevhid zevkine varmayı, o tevhid fikrine, düşüncesine kalbine varmayı kendilerine muhakkak ki ulaşılması gereken, bir makam, bir mevki olarak görürler.
O yüzden tevhide ulaşırken hani meşhur ya fenafillah bekabillahı konuşuruz. Fenafillahı, fenafillahı Allah’ın sıfat ve fiillerinde yok olma, tevhide ulaşmada bunu kendilerine düstur edinirler ve bekabillahda da Allah’ın sıfat ve fiillerinde var olma olarak görürler. Şimdi o sufi namazla, abdestle, oruçla, fikirle, düşünceyle, murakabeyle, rabıta ile bu kendisini bu disiplinlerle bu disiplinlerden geri dönmemek şartıyla tevhide ulaşmak ister yani fena, Allah’ın sıfatlarında, emirlerinde yok olmayı düşünürler.
Hz Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’i bu konuda kendilerine önder görüp onun ayak izlerini takip ederekten, kendilerini hiçliğe atarlar. Burda kendini hiçliğe atmak kendi üzerinden tecelli edecek olan bütün fiil ve sıfatları Allah’ın istediği memnun olduğu, habibinin istediği memnun olduğu hale getirmeye çalışırlar. Burda sufinin gayreti, sufinin mücadelesi çok önemlidir. Sadece namaz kılaraktan sadece zikrederekten bu hale ulaşamaz. O kimse tefekkür ederekten Allah’ı severekten Resulullah sallallahu aleyhi vessellem hazretlerini severekten yürümesi gerekir ve bütün hal ve hareketlerinde, bütün davranışlarında, uyuyabileceği miktar kadar uyuyabileceğine güç getirdiği kadar Cenab-ı Hakkın Kuran’ına ve habibinin sünnetine tabi olur.
Fena olmak, fena olmak ancak böyle mümkün olur ancak böyle mümkün olur. Biz buna inanırız yani ibadetler olmadan, tefekkür olmadan, zikrullah olmadan işte ne bileyim rabıtalar olmadan bir kimsenin fenaya ulaşması mümkün değildir. Tevhide ulaşabilmesi için o kimsenin fenafillahı bekabillahı geçmesi gerekiyor çünkü. O kimse Allah’ın sıfatlarında, Allah’ın fiiliyatlarında fani olacak ki bekaya ulaşsın, o zaman tevhidi birleştirsin. O kimse teşbih ve tenzih deryasından geçecek ki o kimse fena ve beka deryasına ulaşsın.
Eğer teşbih ve tenzih deryasından kurtulamazsa fena ve beka menziline, deryasına ulaşması mümkün değildir. O yüzden kıymetli kardeşler, burda söz konusu olan, bir, o kimsenin yaratıcı olarak, ilah olarak Allah’ı tanıması ve bütün fiil ve sıfatları onda cem etmesi ve kendisini de tevhide ulaştıracaksa kendi fiil ve sıfatlarını Allah’ın fiil ve sıfatlarına benzeştirmesi, onda fena etmesi ve aynı zamanda da Allah’ın fiil ve sıfatlarında fenadan sonra bekayı yakalanmasıdır. Eğer bu haller ile hallenmezse o sufinin ne yazık ki tevhid derecesine tevhid makamına ulaşması mümkün değildir.
Rabbim bizi o sufilerden eylesin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Bu gece inşallah sizi geç bırakmayayım. El-Fatiha maassalavat. Amin. https://youtu.be/iPm5M9Khg3o
Kaynaklar ve Referanslar
- Ayet-i Kerime: dan bir kelimeyi kim-
se silemez, Kuran
- Ayet-i Kerime: Hepinizin ilahı tek ilah olan Al-
lah
- Ayet-i Kerime: Elif
lam mim. Allah, ondan başka ilah yoktur. O Hay ve Kayyumdur.
- Ayet-i Kerime: Elif Lam Mim Allah, ondan başka ilah yoktur.
Odur hay ve kayyum olan.
- Ayet-i Kerime: ın
olduğuna dair ama bu her iki ayeti kerime de ne? Allah
- Ayet-i Kerime: Sizin ilahınız tek bir ilahtır.
Inna ilaheküm levahid
- Ayet-i Kerime: bütün ka-
inatı yaratıcı Allah
Dört Kapı Kırk Makam — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
Yazıya Çeviren: Leyla Tuba Toptaş • ISBN: 978-625-92739-3-8 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Şeyh, Râbıta, Şükür. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı