Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Sayfa

Sorular: Mucize ve Keramet — Sayfa 3

Sohbetlerden Derlenen Sorular

Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv

35.367Soru-Cevap
2.760.705Kelime
51Kategori
378Sayfa

Table of Contents

Mucize ve Keramet(429) — Sayfa 3/5

Taşların Hazreti Peygamber’e selam verdiğini anlatan örnekler nelerdir?

Yani biz onu tabii muhakkak taş o ama konuşmaz zannediyoruz. Veya başka bir hadis-i şerifte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Uhud’un üzerindeyken deprem oluyor. Deprem olunca ayağını veya bir rivayette de asasını vuruyor Uhud’un üzerine. Diyor ki: “Ey Uhud sakin ol, üzerinde bir nebi, bir sıddık, iki de şehit var.” diyor. Deprem kesiliyor anında. Demek ki laf dinliyor. Uhud, onun sözünü dinledi de ümmet onun sözünü dinlemedi! Uhud sözünü dinledi, sakin oldu durdu.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2153-2162. Beyitler Şerhi

Cansız varlıkların Allah’ın zikrini yapabildiğini anlatan örnekler nelerdir?

Ne dedi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri: “Size ölü, yani yıkık evle, harabe evle, mamur ev arasındaki farkı söyleyeyim mi?” Söyle ya Res, “Harabe ev çok güzel de olsa, içinde zikrullah yapılmayan evdir.” Evinizde zikrullah oluyor mu? Evinizde zikrullah olmuyorsa, orası sizin villanız, sizin o beş yıldızlı eviniz, sizin böyle beş oda bir salonunuz harabe! Senin evinde zikrullah yapılmıyorsa, senin evine zikir ehli girmiyorsa, senin evinde zikrullah yok ise; harabe senin evin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2153-2162. Beyitler Şerhi

Ebu Cehil’in elinde taş parçaları vardı. Bu taşlar ne yapmıştır?

Ebu Cehil’in avucundaki taşların her biri şehadet getirmeye başladı: "İbadete layık hiçbir şey yoktur ancak tek Allah’a tapılır" dedi ve "Muhammed Allah’ın elçisidir" incisini deldi.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2153-2162. Beyitler Şerhi

Ebu Cehil taşlardan bu sözü işitince ne yapmıştır?

Ebu Cehil taşları hiddetle yere vurdu. Tabii hiddetle yere vurmakla kalmadı, dedi ki: "Sen tam bir büyücüsün!" Orda bırakmadı, sen dedi: "Bir büyücüsün!" işte Hazreti Pir bu örneği, bu hadis-i şerifi buraya alaraktan bir; hem cansız gibi görünen taşların Allah’ı zikrettiğini, cansız gibi görünen taşların Hazreti Muhammedi Mustafa’nın(s.a.v.) peygamberliğini kabul ettiğini, cansız gibi görünen taşların Allah’a ibadet ettiğini gösterdi ve taşlar kendiliğinden Hazreti Peygamber, "O elindekiler benim kim olduğumu söylesin!" deyince, "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resûlühü" dedi taşlar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2153-2162. Beyitler Şerhi

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucizelerini inkar edenlerle Ebu Cehil’in arasında bir fark var mı?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucizelerini inkar edenlerle Ebu Cehil’in arasında bir fark yok. O gün için Ebu Cehil o mucizeyi inkar ediyordu, "Sen büyücüsün!" diyordu. Bugün de Hazreti Muhammedi Mustafa’nın(s.a.v) mucizelerini inkar ediyorlar ve demek ki hadis-i şerifle sabit oldu ki cansızmış gibi görünen varlıklar da Cenab-ı Hakk’ı zikrediyor, Hz. Muhammedi Mustafa’nın(s.a.v) peygamberliğini tasdik ediyor ve o bu taşların konuşması, bu konuda çok rivayet var, taşların konuşmasıyla alakalı.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2153-2162. Beyitler Şerhi

Münkirler Peygamberlerin mucizelerini kabul eder mi?

Münkirler, yani inkarcılar, gaflete düşmüş, kalpleri gaflet noktasından dolayı mühürlenmiş kimseler, peygamberlerin mucizelerini de kabul etmezler, kerameti de kabul etmezler ve nasıl Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve geçmiş peygamberlerin üzerinden mucizeler tecelli ettiğinde münkirler inanmadıysa onu, tabiri caizse dinlemedilerse, alkışladılar, görmediler, sırtlarını döndüler, ‘Sen gerçekten hani delisin, mecnunsun’ dediler.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2145-2147. Beyitler Şerhi

Mucizelerin ve kerametlerin kaynağı nedir?

Mucizeleri yaratan Allah’tır. Kerametleri yaratan Allah’tır. Ardından Hazreti Pir ne diyor? Hurma kütüğünü söylüyor. Hurma kütüğü neydi? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona yaslanır, ona dayanır, hutbe irad ederdi. Yeni, böyle bir yüksek birkaç adımlık hutbe okunması için bir marangoz bunu inşa edince, o hurma kütüğü ağlayıp inlemeye başladı, feryat etti ve bütün sahabe onun feryadını duydu. Hazreti Pir diyor ki: "O hurma kütüğüne hikmet verilir." Bu da Cenab-ı Hakk’ın mucizelerindendir ve Allah’ın sünnetullahıdır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2140-2144. Beyitler Şerhi

Peygamberlerin mucizeleri ne anlama gelir?

Bütün peygamberlerine mucize vermiştir. Allah’ın sünnetullahıdır. Bütün mürşid-i kâmillere, velilere, evliyalara keramet vermiştir. Bu Allah’ın adetullahıdır, sünnetullahıdır. Çünkü peygamberlerle, velilerle, mürşid-i kâmillerle, evliyalarla Allah dinini ayakta tutar. Onlarla ayakta tutar. Bakın, onlarla ayakta tutar. Bu Allah’ın sünnetullahıdır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2140-2144. Beyitler Şerhi

İbrahim aleyhisselamın mucizesi nelerdir?

Bakın, ibrahim’in mucizesini Tevrat da yazar, incil de yazar, Kur’an da yazar. ibrahim’in mucizesini Sümerlilerde de bulabilirsiniz. ibrahim’in mucizesini gidin Orta Asya’ya, Orta Asya’da Türklerin inancında da bulursunuz. ibrahim’in mucizesini bütün dünya halkları bilir. Mucizesini bilir. Allah ibrahim’in mucizesini bütün dünya insanına duyurur.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2140-2144. Beyitler Şerhi

Mucize ve keramet inkar edenlerin durumu nedir?

Mucizeyi inkar eden küfre düşer. Mucizeyi inkar eden küfre düşer. imam-ı Azam’a göre mucizeyi ve kerameti inkar eden küfür ehlidir. Şimdi size şunu söylüyorum: ilahiyatlarda mucizeleri ve kerametleri inkar ettiriyorlar. ilahiyatlardaki inkar eden profesörler, doçentler, oradaki alim hükmünde olan öğretim üyesi olan kimseler, eğer ki mucizeleri inkar ettiriyorlar ve inkar ediyorlarsa, küfür ehli. Neredeyse miracı da inkar edecekler ki inkar eden birisini dinledim. Profesör! Evet! Bu haldeyiz! Aklına uyanlar, dinin inceliklerini öğrenemezler.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2140-2144. Beyitler Şerhi

Din, aklın kabul etmediği harikulade, mucizevi şeylerin nasıl yaklaşır?

Din, bunun her ikisine de ehemmiyet verir. Biz akla karşı değiliz, aklın ilahlaştırılmasına karşıyız ama bunun yanında din, ilahi olma özelliği, aklın kabul etmediği harikulade, mucizevi şeyler olur ki akıl onu kabul etmez. Akıl orada o yüzden dine itaat eder, aklının üstündedir çünkü.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2130-2139. Beyitler Şerhi

Mucizelerin inanılmamasının nedeni nedir?

Bir kimsenin kalbi körse, mucizeye de inanmaz, keramete de inanmaz. Kalbi kör, maneviyatı yok çünkü. Maneviyatı olmuş olsa, "Evet, ya keram, haktır." der. imam-ı Azam’ı okusa, Fıkh-ı Ekber’i okusa, peygamberlerde mucizeler haktır, Allah’ın veli ve evliyalarında da keramet haktır, ona inanmak gerekir. imanın rükunlarından birisidir bu ama onu da kabul etmez adam. Neden? Çünkü maneviyatı yok.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2120-2123. Beyitler Şerhi

Yağmurun zahir ve batın boyutları nelerdir?

Yağmurun zahir boyutu, doğa olayları olarak yağmurun dünya arzına neşvü neva etmesi, otlar, nebavatlar bitmesi, ağaçlar meyveler vermesi, sebzelerin çıkmasıdır. Batın boyutu ise, iman, islam ve ihsanın bahar yağmuru olarak ifade edilmesi, zikrullah halakasında bulunmanın bereketli olması, iman evinin yıkılması durumunda manevi yıkımın söz konusu olması, mürşid-i kamilin rolü ve velilerin önemine dikkat çekilmektedir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2060-2065. Beyitler Şerhi

Yağmurun manevi tesirleri nelerdir?

Yağmurun manevi tesirleri, iman, islam ve ihsanın bahar yağmuru olarak ifade edilmesi, zikrullah halakasında bulunmanın bereketli olması, iman evinin yıkılması durumunda manevi yıkımın söz konusu olması, mürşid-i kamilin rolü ve velilerin önemine dikkat çekilmektedir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2060-2065. Beyitler Şerhi

Yağmurun manevi ve zahiri boyutları neden önemlidir?

Yağmurun manevi ve zahiri boyutları, Allah’ın azametinin ve adaletinin tecelli ettiği, iman, islam ve ihsanın bahar yağmuru olarak ifade edilmesi, zorluklar ve sıkıntıların güz yağmuru olarak anlatılması, bu yağmurların manevi ve zahiri boyutları, zikrullah halakasında bulunmanın bereketli olması, iman evinin yıkılması durumunda manevi yıkımın söz konusu olması, mürşid-i kamilin rolü ve velilerin önemine dikkat çekilmektedir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2060-2065. Beyitler Şerhi

Mürşid-i kamilin sebebiyle ayaktan nasıl bir manevi rahmet elde edilir?

O zaman sen o mürşid-i kamilin, mürşid-i kamilin sebebiyle ayaktasın. Ve sıra dağlar gibi imanda, islam’da, ihsanda, takvada, dervişlikte duruyorsan isen o zaman o mürşidin üzerinden yağan rahmetle, onun vesilesiyle ayaktasın ve onlar sebebiyle sen manevi rahmete, manevi yağmurlara mazharsın, manevi tecelliyatlara mazharsın ve onlar sebebiyle Cenab-ı Hak sana yardım ediyor. O mürşid-i kamilin himmeti, bereketi, lütfu, Cenab-ı Hak onun üzerinden sana yardım ediyor.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2060-2065. Beyitler Şerhi

Rüzgarın manevi anlamı nedir?

Rüzgar, o zaman ne oldu? Hem de Allah’ın bir nimeti oldu. Zahiren nimet, Rum Suresi 46: “Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci olarak göndermesi, onun ayetlerindendir.” “And olsun güneşe ve onun pırıltısını ardından gelen aya.” Şura 1-2 Bu ayeti neden buraya koydum? Çünkü o rüzgarlar, o değiştirecek ya manevi olarak seni, ardından ne gelecek? Normalde, güneş ve onun parıletısı gelecek. Yani ardından sana ilahi ilham, ilahi manevi olarak düşündüğümüzde o manevi güneş, Allah’ın nurunu, Allah’ın hakikatini, ilmini getirecek sana. Hidayetini getirecek ve senin kalbini aydınlatıcı bir nur getirecek. O yüzden sufiler, rüzgara bakarken, meyve ağaçlarını kırıp döken noktasında gördüğü gibi, aynı şey sende de değişikliğe uğratabilir. Sen yeni yeni manevi olarak yetişiyorsundur, bir imtihanı tabi tutulursun. Kaybedersin. Nasıl kaybedersin? O imtihan seni alır, sürükler başka bir yere götürür. Başka bir yere sürüklediğinde Allah muhafaza eylesin, dağılır gidersin. O rüzgarı sen kendine manevi pozitif olarak değişikliğe vuracaksın. O yüzden ordaki güneş, hani beyitteki güneş, ilmi ilahiden kopup gelen ilimdir, onun güneş ve parıltısı. O yüzden o nur ve o nurla beraber kalbin dirilişi olacaktır sen de. O yüzden rüzgara bakarken veya yağmura bakarken, kendin kendi hayatında manevi olarak değişimlere ve dönüşümlere hazır ol.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2041-2043. Beyitler Şerhi

Gökten su indiren O’dur. Bu ifade ne anlama gelir?

Gökten su indiren O’dur. Bu ifade, Allah’ın gökten suyu dünyaya indirdiğini ve bu suyun yeryüzünde yaşamın temelini oluşturduğunu ifade eder. Bu su, dünya üzerindeki minerallerle birleşerek toprak, bitki ve hayvanların oluşumunu sağlar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2035-2040. Beyitler Şerhi

Yağmurun ilahi yaratılış sürecindeki rolü nedir?

Yağmur, ilahi yaratılış sürecinde, dünyayı suların altında bırakan ve bitkilerin, ağaçların, meyvelerin oluşumunu sağlayan temel bir unsurdur. Yağmur, Allah’ın yaratılış planına göre, dünyayı besleyen ve onu perişan eden bir etkidir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2035-2040. Beyitler Şerhi

Nuh aleyhisselamla ilgili suyun rolü nedir?

Nuh aleyhisselamla ilgili suyun rolü, tufan sırasında tüm dünyayı suların altında bırakan ve insanları helak etmek için kullanılan bir afattır. Sular, Nuh’un gemisine alınan insanları içine alarak, tufanın sonucunu belirler.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2035-2040. Beyitler Şerhi

İlahi tecellilerin pozitif ve negatif yönleri nelerdir?

İlahi tecellilerin pozitif yönü, bir keramet veya hikmet olarak görülerek inananlara bereket ve rahmet olarak kabul edilir. Negatif yönü ise, inanmaz kimselere afat veya cehennem olarak değerlendirilir. Bu tecelliler, cemaliyetten kopar gelirse lütuf ve ihsan olarak, celaliyetten kopar gelirse kahır olarak kabul edilir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2035-2040. Beyitler Şerhi

Yunus’un ilahi tecellilerle ilgili sözleri nedir?

Yunus’un ilahi tecellilerle ilgili sözleri, hem kahır hem de lütfunun hem de hoş olduğunu ifade eder. Yunus, hem cemalinden hem celalinden gelen tecellilerin hem kahr hem de lütfunun hem de hoş olduğunu söyler. Bu, ilahi tecellilerin hem inananlara hem de inanmazlara farklı etkileri olduğunu gösterir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2035-2040. Beyitler Şerhi

İlahi yaratılış sürecinde suyun rolü nedir?

İlahi yaratılış sürecinde su, dünyayı suların altında bırakan ve bitkilerin, ağaçların, meyvelerin oluşumunu sağlayan temel bir unsurdur. Suyun kütle halinde dünyaya vurması, dünya üzerindeki minerallerle birleşerek toprak, bitki ve hayvanların oluşumunu sağlar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2035-2040. Beyitler Şerhi

Şimşek parıltısının kalbe etkisi nedir?

Hakikat, şimşek parıltısı gibidir. Hani böyle şimşek bir anda her tarafı aydınlatır ya, Hazreti Pir bu ilahi tecelliyatı şimşek parıltısına benzetiyor. Çünkü o kalbe böyle vurur geçer. Bir anda kalp pırıl pırıl olur, bir anda aydınlanır insanın kalbi. Kalp aydınlanmakla kalmaz, sana lazım olan yer de aydınlanır. Sen berrak bir şekilde onu görürsün ama bu tecelliyata da hani böyle hazırsan olursun. Bunu böyle bu hani “Aman kalbime bir pırıltı gelsin, Allah Allah” öyle değil bu, bu Allah’ı gözünün gördüğü görmediği her şeyden fazla seveceksin, ona yöneleceksin. Hz. Muhammedi Mustafa’yı (s.a.v.) hazretlerini, gördüklerinden en fazla onu seveceksin. Bu benim için doğru olan şeydi. Bir başkasına bir şey diyemem. Benim şeyhim, gözümün gördüğü insanların en kıymetlisiydi, en değerlisiydi benim için, gözümün gördüğü. Eğer o kimse böyle bir sevgi yoluna girdiyse, eyvallah, zaten o yolu açılıyor onun. O zaman o şimşek gibi parıltı onun kalbine geliyor.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2025-2034. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf’in beyitlerinin şerhi neden önemli bir konudur?

Mesnevî-i Şerîf’in beyitlerinin şerhi, bir araştırmacı dört binin üzerinde ayet var, beş, altı bin hadis var Mesnevi’de diye bir not düşmüş. Gerçekten Mesnevi bu manada insanın günlük hayatında dinini ince bir çizgide yaşayabilmenin anahtarı gibi ve öylesine ince, nükteli, derin manalar içeren beyitler var. Üzerinde biraz tefekkür edip düşünüp, biraz araştırırsanız bir bakıyorsunuz ki bir ayet-i kerimenin tefsiri, özür dilerim, bir bakıyorsunuz ki bir hadis-i şerifin tefsiri veyahut da bir ayet-i kerimenin bir kısmını almış, nakletmiş.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2020-2024. Beyitler Şerhi

Mesnevî-i Şerîf’in beyitlerinin şerhi neden bir keramet sayılır?

Mesnevî-i Şerîf’in beyitlerinin şerhi, bir keramet sayılır çünkü o malum nazım şeklinin içinde ayet ve hadisleri anlatmak büyük keramet. Hazreti Pir için söylüyorum. Ayet ve hadisleri o nazımsal şekliyle yazmak, anlatmak ve deruni bir hal ile söz ile anlatmak gerçekten büyük keramet.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2020-2024. Beyitler Şerhi

Neden öbürkü vahşileşmiş canavardı?

Kendisi küfre giriyor, farkında değil. Neden? O çünkü hoş olmayı aramıyor. Ondan nefsani ve hayvani mekanizma çalışıyor.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1976-1979. Beyitler Şerhi

Ne şaşılacak şey! Cihana sığmayan Ademoğlu gizlice bir dikenin ba-şında dolaşıp durmakta.

Âdemoğlu cihana sığmaz, insan cihana sığmaz, sufi cihana sığmaz gibi Yani normalde genel olarak baktığımızda âdemoğlu cihana sığmaz yani dünyaya sığmaz. veyahut da varlığa, tamamiyetle varlığı içine alsak varlığa da sığmaz. Bu genelde evet, bu böyle âdemoğlu şeklinde söylenir. Sufiler de kendilerince, kendi lisanlarınca bir sufi cihana sığmaz derler. Aslında bu "cihana sığmaz" deyince bunu maddi bir mesele olarak görmemek lazım. Bunu fiziki olarak görürsek doğru noktada durmayız. Yani ne olacak ki bizim cürmümüz ne ama insanoğlu, asıl insan bu manada manen, manevi olarak meseleye baktığımızda, onun ruhsal derinliği, ruhsal yüksekliği, ruhsal genişliği, işin metafizik boyutuna gittiğimizde bugünkü modern dille konuşalım, metafizik diyelim. Aslında manevi olarak meseleye baktığımızda evet, insanoğlunun kapasitesi bu manada ölçülemeyecek, hani ölçmeye kalkarsak son nokta neydi? Hazreti Muhammedi Mustafa’nın miracıydı. Bu normalde bir insanın, tırnak içerisinde insanın ulaşabileceği ve ondan sonrasına da ne aklın ne kalbin ne ruhun içtihat edemeyeceği bir nokta miraç. Biz miraçta Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin nasıl bir manevi hal yaşadı ne oldu ne bitti bizim ve bununla alakalı elimizde bir bilgi yok, miraçla alakalı var ama sadece bir bilgi niteliğinde. Bu fakirin kendince düşüncesi o miraçtaki urucun veya miracın bittiğine inananlardan değilim. Yani o miraç bitmedi, o manevi yükselişin devam ettiği kanısındayım.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1971-1975. Beyitler Şerhi

Meleklerin görevleri nelerdir, zikirleri nelerdir?

Hadi, birinci kat göğe çık, o uğultudan başını kaldırabilirsen, kaldır. Birinci kat göğe çıktıktan sonra dahi, asla aşağı inmeyi istemeyeceksin, asla! Diyeceksin ki, ‘Ya Rabbi, benim canımı bir daha al, bu dünyanın necasetinden kurtar’ diye yalım yalım yalvaracaksın. O vahye tabi. Vahye tabi. Bir de dünyanın seması var, bu yedi semanın haricinde.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1932-1934. Beyitler Şerhi

Allah bal arısına vahyeder mi?

Allah Bal arısına vahyeder. Nahl Suresi ayet 68 ve 69: “Ey peygamber! Rabbin arıya, arıya ‘dağlarda ağaçlarda ve yapılan kovanlarda yuva edin, sonra her çeşit mahsulden ye. Rabbinin sana kolaylaştırmış olduğu yollardan git’ diye vahyetti. Arıların karınlarından içinde insanlar için şifa bulunan çeşitli renklerde şerbet çıkar. Şüphesiz ki bunda düşünen bir millet için büyük ibret vardır.”

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1932-1934. Beyitler Şerhi

Allah Meryem’e vahyetti mi?

Demek ki Cenab-ı Hak Meryem’e de vahyetti ve Meryem’e nasıl davranacağını da vahyetti, harfi harfine vahyetti. Meryem bir böyle hurma ağacını, kuru bir hurma ağacı, kuru! Dalında budağında yeşillik yok, dalında budağında bir meyve yok, kupkuru bir hurma ağacı. Kupkuru. Onun dalını sallıyordu, sallayınca da hurmalar dökülüyordu, tazecik. Tazecik ve onunla rızıklanıyordu. Kur’an-ı Kerim, bize bu tip vahiylerden bahsederken bir vahiy penceresi daha açar. Bazen şeytanların da ve insanların da vahyinden bahseder. Şeytanların ve insanların diyorum. Enam, 112: “Sana yaptığımız gibi, her peygamber için de insan ve cin şeytanlarından düşmanlar yaratmıştık. Bunlar birbirlerini aldatmak için süslü sözler fısıldarlar. Eğer Rabbin dilemiş olsaydı bunu yapamazlardı; onları iftiraları ile baş başa bırak.” Enam 113. Bir de ahirette iman etmeyenlerin kalpleri o süssüz söze meyletsin, ondan hoşlansın ve işleyecekleri suçu işlesinler diye böyle yaparlar. O zaman ne oldu? Bir vahiy daha çıktı orta yere. Bu ne? Şeytan ve insanlar. Bunlar ne yapıyorlar? Bunlar da senin kalbine vahyediyorlar. Şeytan ne yapıyor? Senin kalbine vesvese veriyor. Hani zaman zaman ‘Allah affetsin’ büyüklenmek için söylemiyorum, Cenab-ı Hak büyüklenmekten muhafaza eylesin diyorum ya, yeryüzünde dolaşan şeytanlaşmış insanlar vardır, bu şeytanlaşmış insanlar şeytanın vazifesini yaparlar, senin kalbine vesvese koyar, seni Kur’an ve Sünnet yolundan uzaklaştırmak için, seni hakikatten uzaklaştırmak için, senin kalbine vesvese koyar. işte bunlar da vahyin içinde. Bakın, bunlar da vahyin içinde. O zaman şeytan da insana ne yapıyor? Vahyediyor. Kime? Dostlarına. O dostları kime vahyediyor? Müslümanların kalbi sağlam olmayanlara. Kalbi sağlam değil. Kalbi sağlam değilse ona vahyediyor, ona süslü sözler söylüyor, ona dünya hayatını süslü gösteriyor. ‘Yaz geliyor, plajlara akalım bir çimildeyelim, çipildeyelim, bu da bizim hakkımız’, tatlı geliyor. O Müslümanların da hakkı, denize girecekler, orada yüzecekler, tabii! Olmadı, soyunup soğana çevrilecekler, olmadı, gidecekler en lüks otellere. Bir de onu diyecekler, ‘Müslümanlar yapmasın mı?’ Tabi, gidin beş boynuzlu değil, yedi boynuzlu otellerde zaman geçirin, gidin hiç kimsenin görmeyeceği koylar bulun.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1932-1934. Beyitler Şerhi

İsa aleyhisselamın mucizeleri neden önemlidir?

İsa aleyhisselama mucize olarak ona çok değişik mucizeler verildi. Yani normalde o güne kadar gelen peygamber silsilesinin içerisinde en fazla, o güne kadar gelenlerin içerisinde en fazla mucize verilen bir peygamber. Maide 110: “O gün Allah şöyle der. Ey Meryem oğlu isa! Sana ve annene olan nimetimi hatırla. Hani seni Ruhü’l Kudüs ile desteklemiştim. Beşikteyken ve kemale ermiş iken insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti Tevrat’ı ve incil’i öğretmiştim. iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapıyor ve ona üflüyordun. O da iznimle kuş oluyordu. Anadan doğma kör olanı ve alaca hastalığına yakalanmış olan kimseyi iznimle iyileştirmiştin. Ölüleri iznimle kabirden çıkarıp diriltiyordun. israil oğullarına apaçık delillerle geldiğin ve onlardan inkâr edenlerin, ‘Bu apaçık bir sihirdir,’ dedikleri zaman seni onlardan korumuştum.”

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1910-1912. Beyitler Şerhi

Peygamberlerin mucizeleri hakkında neden tartışmalar vardır?

Bakın şimdi bütün dünyada peygambere verilen mucizeleri reddetmek, bunları normalde böyle bunlar olmamıştır, akla vuruyorlar ya akıllarıyla bunlar olmamıştır diyen hem Hıristiyanlardan hem Yahudilerden hem Müslümanlardan bir güruh var. Hatta Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin üzerinde de mucizelerden tartışmaya açan o gruplar da var ya, bütün böyle mesela mucizelere inanmıyorum, böyle bir şey olmaz diyorlar. Akıl üstü çünkü. Akıl üstü olunca matematiğe girmiyor o iş, matematiğe girmeyince de reddediyorlar ama biz Kur’an’a iman ettik. Biz Hazreti Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’in peygamberliğine de iman ettik. Hak olduğuna iman ettik. O yüzden Kur’an’a iman ettiğimiz için, Kur’an’ın söylemi bizim için bir gerçek. O zaman isa aleyhisselam ne yapıyormuş? Kabirden, bakın, kabirden ölüleri diriltiyormuş Allah’ın izniyle. Gidiyordu kabristanın başına küntü biiznillah diyordu, kabirdeki kalkıyordu. Hatta Geylâni hazretlerinden bir kıssa söylerim ya hani, Hristiyanın birisi geliyor diyor ki, bizim peygamberimiz ölüleri diriltiyor. Alâ diyor, bir kabrin başına geçiyor okuyor, küntübiiznillah diyor, kabirdeki kimse keman çala çala kalkıyor. Biz de diyor Muhammed ümmetiyiz, biz diyor, mesleğiyle beraber diriltiriz, hani ondan bir çıt daha ileride. Kemancıymış adam, küntübiiznillah diyor, keman çala çala kalkıyor, ondan sonra işi bitince tekrar kabre giriyor. Şimdi burdaki tabi Hazreti Pir’in burdaki isa’dan kastı, bu değil. Burdaki isa’dan kastı diyor ki, git isa’nın nefesi seni dirilsin. O zaman isa nefesliler hep var. Burdaki isa’dan kasıt, zamanın mürşidleridir. Sen bir ehliyetli mürşid bul, o ehliyetli mürşide git teslim ol, onun nasihatlarıyla, onun sana yol çizmesiyle, sen manevi olarak diril çünkü o zamanın mürşidi ve Allah ona bir hikmet vermiş, Allah, onu hikmetiyle bezemiş.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1910-1912. Beyitler Şerhi

Sicim kuramı ile ilgili ne anlatiliyor?

Doğal olarak burda hep gidiş sicim kuramına göre oluyor. Yani sicim kuramında on bir boyut gerekli, biz dünya hayatında üç boyut olarak buluyoruz, yedi kat semayı eklersek on boyut ve buna da zamanı eklersek on bir boyut oluyor. Yani şu ana kadar anlattığımız her şey sicim kuramıyla bağdaşıyor. Hatta siz kapıları çoğalttım demiştiniz geçen sohbetinizde, eğer sicim kuramı doğruysa, bu sefer sıfırların sürekli çoğalması gerekiyor. O da muhteşem bir şeydi. Üstad: “Çoğalması gerekiyor, evet. Sıfırlar hep çoğalıyor.” Matematikçi: “Aynen öyle. Eğer dünya uzay zaman genişliyorsa, diğer boyutların büzülmesi gerekiyor, bu da sıfırların muhakkak çoğalması gerekiyor ama biz bunu ölçemiyoruz, dünya hayatında en fazla işte en hızlı on üzeri eksi kırküçe kadar gidebiliyoruz, daha aşağısını ölçmemiz mümkün değil ancak dediğiniz gibi, alt boyutlara ne zaman ulaşabilirsek, belki o zaman olabilir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1890-1899. Beyitler Şerhi

Meleklerin nurları nasıl farklıdır?

Cehennemin içindeki veya cehennemin etrafındaki melekler ile arşı âlânın meleklerinin fazileti aynı değil. Bunların hepsi melek ama üzerlerinde tecelli eden nurları farklı farklı. Cehennem zebanisinin nuru farklı arşı âlâyı tutan meleklerin nuru farklı veyahut da birinci kattaki meleklerin nurları farklı, ikinci katta farklı, üçte, dörtte, beşte, altıda, yedide, farklı. Aynı şey cennette de; cennetin birinci katındaki meleklerle, beşinci, altıncı, yedinci katındaki melekler fazilet açısından aynı değil. Nurları da farklı.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1870-1879. Beyitler Şerhi

Allah’ın inayeti olmadan meleklerin dereceleri nasıl olur?

Allah’ın inayeti olmazsa, meleklerin de normalde dereceleri değişmezdi. Cenab-ı Hakk’ın, Cebrail aleyhisselamın üzerine yüklemiş olduğu nuhaniyet ile Azrail aleyhisselamın üzerine yüklemiş olduğu nuraniyet aynı değil. Nasıl kimisini kimisine üstün yarattık diyor ya, peygamberleri de birbirlerinden üstün yarattı. En üstünü de kim, Hazreti Muhammed’i Mustafa’yı yarattı.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1870-1879. Beyitler Şerhi

Nur-u Muhammedînin varlığı ve etkisi konusunda ne söylendi?

O yüzden varlığın tamamında onun ruhu ve nuru vardır. Hangi perdeye geçersen geç, hangi makama gidersen git, hangi makamda durursan dur, seyri sülûkun neresinde olursan ol, neresinde olursan ol, adım attığın her yerde Muhammedi Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyeti ve nuraniyeti vardır. Senin elinden tutup götürecek olan da gerçek manada odur. Sana mihmandarlık yapacak olan odur. Eğer senin seyri sülûkun zirveye doğru gidiyorsa, en son isa aleyhisselam, isa aleyhisselamdan sonra Muhammedi Must, sallallahu aleyhi ve sellem girer devreye. Ha, üstadın hep yanındadır, o ayrı mesele, o delildir çünkü.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1870-1879. Beyitler Şerhi

Methedenin methine kanma neden?

I, methedenin kendisini helak etmesi ve methettiği kişiyi de helak etmesidir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1867-1869. Beyitler Şerhi

Methedilmek neden tatlıdır?

“Tatlı yersen, onun zevki bir andır, tesiri öbürü kadar sürmez zahiren uzun sürdüğü için de tesiri gizlidir her şeyi zıddıyla anla. Methin tesiri şekerin tesirine benzer gizli tesir eder ve bir müddet sonra vücutta deşilmesi icab eden bir çıban çıkar.” Tatlı yersen onun zevki bir an, tatlıyı yiyorsun ne yapıyor? Tatlıyı yiyince zevkli geliyor, tatlı geliyor değil mi? Zararı sonra çıkıyor. Ben sütlaca bakıyorum iyi güzel, sütlacın içine bir daha bal koyuyorum. Bunu diyorum tadı eksik kalmış. E sonra şeker hastasısın. Hadi ye şimdi! Onun acısı sonra çıktı. Yani demek ki, methedilmek böyle şeker gibi. Önce yerken çok hoş, ama bakın, Hazreti Pir 750 yıl öncesinden tatlının insanı olan zararını söylüyor. 750 yıl önce. Sen diyor, tatlıyı yersin, o esnada çok hoşuna gider, acısı diyor, sonra çıkar diyor, acısı sonra çıkar. Şeker hastası, diyet yapıyorum diyor, şeker hastası, diyete girdim diyor, yarım kilo şambali yiyor. Nasıl bir diyet ise acısı sonra çıkacak. Şeker hastası diyette yani baklava elinin altında, nasıl bir diyet ise acısı sonra çıkacak. Bakın, acısı sonra çıkacak. Ha, tatlı o esnada nefse hoş geliyor, methedilmek de o esnada insanın nefsine hoş geliyor. Methedildi. Yok, senden güzel ilahi söyleyen yok, alkışladık seni! Sen olmasan bu ilahi grubu dağılır. Senden alâ sema eden yok, sen olmasan var ya semanın tadı tuzu olmaz. Methedilmek tatlı çünkü. Ooo Ali’den başka naat söyleyen yok, bir naat okusun, kendinden geç! Ali de başlıyor s,s,s,s, bir, iki, üç… Olmadı do, do, do… Olmadı….Duyuyorum ben, diyorum ki, Ali başladı gene diyorum bizim. Şimdi o da kendince işini düzgün yapacak hani ama o ne anlıyorsa, s,s,s,s…Nasıl bu ses Ali? Tamam, adamın sanatı ve mesleği bu. Tabii. Şimdi başlıyor o şimdi normalde. E tabi şimdi Ali havada! Ali hep havada, hiç inmedi yere. Şimdi başlıyor bu sefer. Adam Boşnak, Türkçe anlamıyor, Türkçe bilmiyor. Orta yerde ne o, Türkçe’ye çevirecek olan kim? Bizim Mustafa abi. Ona bir paragraf okuyorsun, bir kelime söylüyor. Yani beş dakika konuşuyorum ben, ondan sonra, iki kelime söylüyor. Dedim Mustafa abi bu kadar mı konuştum ben? Bu manaya geliyor dedi. E dedim bir daha ben ona kalkıp da dedim fazla bir şey söylemene gerek yok. Yani o gene senin söylediklerinden iki kelime bulacak söyleyecek. Tamam bitti, bu kadar. Şimdi o da öyle söylüyor, tabi Ali bir türlü işi otutturamıyor. O sesin başındaki saçını başını yoluyor! En sonunda gitti zaten adam, değil mi? Gitti adam, bıraktı gitti. Sonra Ali gitti, kendisi ayarladı. Dayanamadı. Şimdi o tabii Ali’deki meslek titizliği öyle söyleyelim şimdi ama öbür türlü, methedilmiş ya o kimse, methedilince hani o aşağı inmiyor bir türlü. Tatlı geliyor methedilmek. Ya bu çevirilerle alakalı kafamda bir şey daha kaldı da onu da söyleyivereyim. Biz şimdi Sudan’a gidiyoruz ya, Sudan’da bizim orda, şeyin, Erdoğan’ın Kasım var şimdi, Kasım da aynı. Yani bir paragraf söylüyorsun Kasım bazen söylemiyor bile, çevirmiyor bile. Hemen ordan bir kelime çeviriyor, geçiyor. En sonunda Kabbaşi anladı onu çünkü konuşuyorsun konuşuyorsun konuşuyorsun konuşuyorsun, Kasım dönüyor bir cümle söylüyor, ondan sonra Kabbaşi’nin canı sıkılıyor. Tam meseleye hakim değil veya o söylüyor bir şeyler, Kasım dinliyor onu. Kasım dinledikten sonra bana da bunu bunu söyledi diyor. Ya adam beş dakika anlattı, bir kelime mi söyled? En sonunda Kabbaşi dedi ki ismail’i getir. Şimdi ismail’de derviş terbiyesi var, ismail tabii komple paragrafı aktaracağım diye uğraşıyor. iyi dinliyor, paragrafı aktarıyor tabi, paragrafı aktarınca Kabbaşi’nin hoşuna gidiyor. Bir de ismail üç gün görecek orda, dördüncü gün yok ismail ama Kasım orda ya, Kasım bazı şeyleri öğrensin bilsin istemiyor. Öyle olunca ismail’i çağır diyor. Bir de gerçekten Kasım aynı bu hani çevirenler şey yani angarya görüyor onca kelimeyi, yalni sen canhıraş bir şeyler anlatıyorsun, o senin o heyecanını anlamaktan uzak. O bir cümle söylüyor bitiriyor. Halbuki sen on cümle kurmuşsun, anlatmışsın, onun için şey değil, o biliyor zaten ya senin anlattığını. Özet de geçmiyor. Özet geçse yarısını sana. Söyleyecek. O böyle şey, ne o, bir şeyin konsantresi olur ya, en küçük, konsantresini söylüyor. Allah bizi affetsin. Evet, şimdi methedilmek insana tatlı gibi. Önce insana haz veriyor, tat veriyor ama tesiri sonradan uzun sürüyor, şeker gibi vücutta kalıyor. Sen tatlıyı yiyorsun, tatlı yiyince sende şeker, ondan sonra, ilk önce sana tatlı geliyor ama vücuda oturuyor. Sonra ne oluyorsun sen? Şeker hastası oluyorsun. sonra komple şekeri terk etmek zorunda kalıyorsun. Methedilmeye alışan kimse methedilmeyi sevdiği için ona çok tatlı gelir. Methedilmeyi seviyor. Sakın şunu demesin hiç kimse, ya ben methedilmeyi sevmiyorum. Yok canım kardeşim, nefse o özellik verilmiş. Her nefis methedilmeyi sever. Her nefis de methedilmek ister. Kadınlara bir tiyo vereyim. Adama bir şey mi yaptırmak istiyorsun, adamı methet geç. Ya senin gibisi yok de. Sen adamların karekökü değil de kareküpüsün de. Hatta matematik olarak yap. Ne adı, x, x üzerine on yaz. Sen x üzeri onsun de. Yani bir, iki filan deme, bitti. Adam şöyle bir içeri girdiğinde desin ki: “Ya, ben neymişim ya?” Öyle adamı methedin. Adam iş yerine gitti boynunu büktü, müdürü, amiri, memuru… Öyle ya iş yapıyor. Ticaret yapıyor, geldi müşteri. Bir kuruşluk bir şey alacak; onunla boynunu büktü, mal satmak için boynunu büktü, mal almak için boynunu büktü. Ulan, adamın her yerde boynu bükük zaten. Eve geldi, evde de elinde tavayla bekleyen var. Evde de boynu bükük adamın. E, bu sefer de ne olacak? Adam diyor ki, “Ulan,” diyor, “iş yerine git, müdürün tribini çek, şefin tribini çek, patronun tribini çek, e git mal satmaya, mal alacak olanın tribini çek, ulan mal alcan trip ye, mal satcan trip ye, memurluk yap, trip ye…” Geldi, öyle oluyor değil mi Serdar? Geliyor müşteri “usta ya, bu ses kesilmemiş mi?” diyor. Ulan, araba zaten ellibeş model; benden yaşlı, ya onun her tarafından ses gelecek zaten. Ses gelmemesi gayri kabil bir şey. Yok; o arabadan ses geliyor diyor. Hatta onu bindiriyor, gezdiriyor, “Bak gördün mü sesi?” diyor. Mustafa Özbag’a denk gelme! Cevdet, bundan ses geliyor diyorum. Cevdet bakıyor bana, Cevdet’in o bakışı, hani boş gözlerle bakış, o böyle bir anlam ifade etmiyor; “Bakalım” diyor, ne yapsın şimdi bana karşı ses gelmiyor mu desin? Bakalım diyor, sonra bakıma gidince, Cevdet baktın mı diyorum ben, baktım diyor, tamam bitti, baktı, arabaya baktı, sıkıntı yok. Bende rahatsızlık var! Geçen gün arabada böyle bir şey var dedim; bir şey var titriyor dedim ben. Böyle baktı anlamsız bir şekilde, dedim bu anlamsız baktı yine bana dedim; ondan sonra neyse araba gitti ona, evet doğruymuş dedi. En güzeli de şuydu. Bir tane araba vardı, ondan sonra ikiyüzotuzu basıyordu, ikiyüzotuzu geçmiyordu. Cevdet, bunun şanzımanında bir sıkıntı var dedim. Neden dedi ikiyüzotuzu geçmiyor bu dedi. Yine anlamsız baktı öyle bana, söktü şanzımanı istanbul’a gönderdi. Hastayım ya ben! istanbul’daki adam demiş ki bu yarışçı mı bu demiş. Kimse anlamaz bunun demiş şanzımanında demiş arıza olduğunu demiş. Ya bu demiş yani yarış pilotu mu bu adam demiş. Yok demiş yani normal şey araba binicisi. E tabii o gitmiyordu o ikiyüzotuzda kalıyordu. Sonra yapıldı geldi, ikiyüzkırkbeş falan vuruyordu. E şimdi o böyle şey ya hani, o konuda böyle boş bakıyor, yapacak bir şey yok, sonra doluyor tabii, onda bir sıkıntı yok. Allah bizi affetsin. Methedilmek böyle tatlı gibidir. insana normalde yerken hoş gelir, sonra acısı çıkar. Sen methedenlerin methine bakma. Allah muhafaza eylesin. Nasıl tatlı böyle ince ince vücuda yayılıyorsa methedilmekte de insana ince ince yayılır. Senin bütün her şeyini kapsar. Artık methedilmek senin için olmazsa olmaz olur. Bak olmazsa olmaz olur. Güzel bir şey. Evde geçim istiyorsanız eşlerinizi methedin, bu da erkeklere şimdi. Yani yemek yapmış, at duvara kaç kenara, ya başını yarar ya gözünü çıkarır ama diyeceksin ki harika olmuş. Halbuki kuru, tam takır olmuş, kurutmuş, fırında fazla olmuş, ben kuru seviyorum ya, nerden anladın. Tabii ya, dişlerim benim çene kemiklerim gençleşsin, ne o, kendine gelsin, adaleler gelişsin. Öyle kuru, katır katır yiyelim ki çene sağlamlaşsın. Öyle diyeceksin sen ona. Bu olmamış da bu bitmemiş de fırında unutmuşsun da bunun altını yakmışsın da üstünü kızartmışsın da anamın yemeği hiç böyle olmuyordu da…Bitti adamın işi. Lan öyle diyeceğine at balkondan aşağı kendini! Adamın akıllısı evde hatunla arasını bozmaz. Muhteşem yapmışsın, çok güzel olmuş, diyeceksin. Yani annem yapamaz bunu diyeceksin. Zaten yapamaz annen o kadar, mümkün değil, yılların kadını, at duvara kaç kenara yemek yapar mı! Yapmaz. Bazen de bana getiriyorlar ya böyle, bir yerlere gidiyorum ben işte, en güzel dolmayı o yapıyormuş. Dedim ben şeker hastasıyım, dolma yemiyorum. Ne olursun herkes benim dolmamı methediyor. Allah razı olsun, yemeyeyim, peki. Israr ısrar, tamam, gönlü kalmasın. Aldım dolmayı, dolma değil, bataklık. Oturdum dedim, ah anam, hakkını helal et dedim ya, senin dolmana laf söylüyordum. Annemin sarmaları dolma gibidir, dolmasını siz düşünün artık. Öyle şimdi millet sarma kalem gibi sarıyor onu. Annemin tabiri şu: “Yaprak mı yedireceğiniz millete?”

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1863-1866. Beyitler Şerhi

Nefis methedilmekten ne gibi zararlar çıkarır?

Nefis methedilmekten, alkışlanmaktan hoşlanıyor. E methedile methedile, alkışlana alkışlana o kimse bir müddet sonra kendini çok yükseklerde görüyor ve firavunlaşıyor. Şeytan da methedilmekten gitti. Cenab-ı Hak şeytana vazife verdi, dedi ki dünya üzerindeki cinnileri (kendi kavmi, şeytan da kendisi cinni) şeytanı dedi ki Cenab-ı Hak ‘bir ordu oluştur, bu orduyla yer yüzünde, dünyadaki cinnileri, dünyadan kov’ dedi şeytana, şeytan kendi kavmiyle bir ordu kurdu ve kurduğu bu orduyla dünyadaki cinni taifesini, dünyadan sürdü. Uzun savaşlardan sonra dünyada cinni taifesinin yeri, yurdu kalmadı. Hepsini yerle yeksan etti, dünyadan sürdü, kendi avanesi şeytanı methetti, şeytanı önde gördü. O büyük komutan, o büyük ilim sahibi, muhteşem bir varlık. Avanesi şeytanı öyle gördü. Ondan sonra Allah Adem’i yarattı. Adem’i yarattıktan sonra Adem’e secde emri verdi. Şeytan orda yıkıldı. Herkes methediyor onu, bütün avanesi onu methediyor, bütün o diğer cinni, cinni kavimleri de onu methediyor, onlar da kavim kavim, cinniler de. Öyle, hepsi de cinni olarak geçiyor da onlar da kendileri, kendi içlerinde, kavim kavim ayrılıyorlar. O tabi her kavmin başında da bir tane de padişah gibi kavmin bir temsilcisi var, padişahı var, onlar da böyle bir insanlar gibi öyle söyleyeyim, tarif edeyim, kavim kavim. Hepsinin başında da her kavmin başında bir yöneticisi var, bir padişahı var. Şeytana hepsi de o esnada biat etmişti zaten. Hepsi de şeytana biat etti, şeytanın etrafında, alkışlıyorlar şeytanı. Ama Adem’e secde emri gelince, şeytan öbür kavimlerin de alkışlamasından dolayı, öbür kavimlerin padişahlarının da onu kabul etmesinden dolayı, dedi ki: “Ben Adem’e secde etmem.” Methedildi çünkü alkışlandı çünkü. Methedilince alkışlanınca, şeytan Allah’ın emrine karşı geldi. Bakın, methedilmekten. Bir kimse methedilirse ve methedilmenin sonucunda o kimse kendi nefsini önüne koymazsa Firavunlaşır. Firavunun da etrafında herkes Firavunu methediyordu. Nemrudun etrafında herkes Nemrudu methediyordu. Ebu Cehil’i etrafındaki herkes methediyordu. Bakın, methediyordu. Zalim padişahlar vardır, herkes onları methediyor. Yezidi methediyordu herkes “doğru yapıyorsun” diyordu. Yezid Hazreti Hüseyin Efendimizi şehit etmek için, katletmek için, ve avanesini asker topladı. Etrafındaki insanlar “doğru yapıyorsun” dediler. Hadis-i şerifler öne sürdüler, dediler ki: “Fitne çıkardı, fitnenin başına ez.” Evet, Hazreti Hüseyin Efendimizin fitneci olduğuna dair hüküm çıkardılar. Hazreti Hüseyin Efendimizin öldürülmesine hükmettiler. Yezid’in etrafındakiler yaptı bunu. O methedilmek, o alkışlanmak, insanı adaletten uzaklaştırdı. Ferasetten uzaklaştırdı, doğruyu görmekten uzaklaştırdı, hak ve hakikati görmekten uzaklaştırdı. Etrafında alkışlayanlar var çünkü methedenler var. Hiç kimse ona “Sen insansın, bir damla sudan yaratıldın, seni yaratan var” demedi. “Senin de eksiklerin vardır, senin de kusurların vardır” demedi. Alkışlana, alkışlana, methedile methedile o kimse Firavunlaştı. Farkında değil. Bu sufiler içerisinde de var, bu şeyhler içerisinde de var. Şeyhine methiye düzüyor boyna, o zamanın kutbudur, onun üstünde bir kutup yok. O zamanın gavsıdır, onun üstünde bir gavs yok. Bütün herkes ona tabi olmak zorunda, ondan daha büyük bir şeyh yok…Bu sufilerin arasında da bu hastalık var. Değil kardeşim, senin şeyhin de bir insan. Hadisi şerifi unutma. ‘Hiçbir kimse yoktur ki bir günahı kebair perçeminden tutmamış olsun’, senin şeyhinin de perçeminden tutar, senin zamanın kutbunun da perçeminden tutar, senin gavsının da parçeminden tutar, herkesin perçeminden tutar. Allah Resulü yalan mı söyledi, haşa, sallallahu aleyhi ve sellem . O zaman sen kendi şeyhini günahsızlar sınıfına koyma, hatasızlar sınıfına koyma, alkışlama boş boş. Neden? Firavunlaşacak? O firavunlaştıgında ilk firavununluğunu da senin üzerinde tecelli ettirecek. Onu etraf firavunlaştırır, etraf firavunlaştırınca o firavunluğunu ilk önce yanındaki arkadaşlarına, etrafına sergiler, uzaktakine yapamaz çünkü. Bakın uzaktakine yapamaz. ‘Kaldır bakayım şunu’, firavunlaştırdın, şimdi sana böyle konuşuyor. Firavunlaştı, ‘asın bakayım onu oraya, olmamış orda, indirin ordan aşağı’…Firavunlaştı! Kim firavunlaştırdı? Etrafı firavunlaştırdı, etrafı! O zaman fazla alkışlamak, fazla methedilmek, övülmek, nefsi firavunlaştırır. Frene bas! Allah bizi affetsin ve o kimse firavunlaştığında ona bir Musa gerek. Firavun firavunlaşınca, Musa’yı dinler mi? Dinlemedi. Firavun Musa’yı dinlemedi, dinlemedi. Akıbeti ne oldu? Suda boğuldu, lanetlenmiş olanlardan oldu. Allah muhafaza eylesin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1863-1866. Beyitler Şerhi

Methiye almanın ne gibi riskleri vardır?

Şeyh efendi onun için zamanın kutbul azamıydı. En büyük kutuptu. Gelip gidiyor boyna şeyh efendinin yanına. Benim yanımda söyledi. Dedi ki işte bir yerde efendim bana da bir zakirlik verseniz burda dedi! Bu ama şeyh efendinin yanına gidiyor geliyor böyle, böyle rahatsız edercesine ama hizmet edeceğim, koşuşturacağım derken, içim de ısınmıyor bir türlü adama. Diyorum bu bombayı patlatacak. Gençlik işte, diyorum ya Rabbi ben de şahid olayım o bombaya. Benim yanımda patlasın yani, gençsin ya, işte böyle şeyler oluyor insanda. Adam patlattı! Böyle bir bana baktı bir etrafına baktı. Bir ben varım. Dedi ki beni de tehlikeli görmedi, efendim dedi bana da bir zakirlik verseniz dedi. Patlattı bu bombayı. Dedim tamam ya bitti. Bakın ya normalde, ya bırak, sen Allah için hizmet et, koştur, aynı şey. Yine başka bir şey, şimdi şeyh efendi bana rüya yorumu verdi. Dergahın en genç zakiri, en çömez zakiri, en yeni zakiri benim. Benden önce Çorumîden kalma nakibler var, nükebbalar var. Bildiğiniz nükebba var, nakibi nükebba var yani böyle zaman zaman halifeliğe doğru adım atıyor, geri çekiliyor. Olmuyor şeyhliğe adım atıyor. Adımını geri çekiyor. Gözümüzün önünde oluyor bunlar. Tabi ben onun o zaman nakibi nükebba olduğunu da bilmiyorum, şeyh efendi bana normalde rüya yorumu verdiğinde. Tabi o benim zakirliğime de itiraz ediyor zaten. Enteresan. Bunlar hep böyle şey, bize ölçü, bize tecrübe. Biz oturuyoruz orda, şeyh efendi Bayındırlı Mustafa efendi, gel buraya dedi, gittim ben koşa koşa. Oturdum ben böyle önüne otutturdu, böyle işaret etti, oturdum önüne. Bundan sonra Bayındır’ın zakirisin oğlum dedi. Ben susuyorum şimdi. Bunlar ders kağıtları dedi. Ondan sonra bakan dedi, istediğine Kadiri’den veren, istediğine Rufai’den veren dedi durdu. Kalbine gelir dedi Kadiri’den mi Rufai’den mi olduğu dedi. Ona göre dersi veren dedi, onun şivesi de, benzetmeye çalışıyorum. O zat döndü böyle ona, efendim biraz daha dedi zaman geçseydi, pişseydi dedi, biraz dedi hani öğrenseydi dedi. Böyle bir gözünün ucundan baktı, ondan sonra. O öyle deyince efendim ben bir şey bilmiyorum dedim hani ben bir şey bilmiyorum. Biz biliyor muyuz dedi. Kim biliyor ki dedi. Sustum.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1855-1862. Beyitler Şerhi

Sular neden bir silah olarak kullanıldı?

Ne yaptı, su hem yerden fışkırdı, hem gökten. Tabiri caizse sanki gökyüzünde bir okyanus hazırdı, lambırlap düştü. Yerden sular fışkırdı komple. Hani böyle tarihçiler diyorlar ki işte sadece o bölgeye oldu, yok şu bölgeye oldu. Değil canım kardeşim, bütün inanmayanlar da varsa karada hepsine de ne oldu? Suda helak oldu.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1840-1849. Beyitler Şerhi

Firavun ve askerleri neden suya doğru yaklaştırıldı?

Cenab-ı Hak Musa’ya orda bir yol açtı. Musa ve kavmi yürüyor. ister sen suyun üstünde yürüyor de, ister içinde yürüyor de, yürüyor. Kavmi, yani dışardaki geride kalan firavun ve askerleri bu enstantaneyi gördüler. Bunu görmelerine rağmen kendilerinde suyun üstünde yürüme veya suyun içinde gitme istidadının, o halin kendilerinde olmadığını biliyorlar ve suya doğru yürümek istemiyorlar ama Cenab-ı Hak ne yaptı? O şeyi, ne o, firavun ve askerlerini yürüttü, yaklaştırdı suya doğru, tabiri caizse itti.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1840-1849. Beyitler Şerhi

Musa aleyhisselam ne yaptı?

Denizin içerisine inananlarla beraber girdi. Arkadan firavunun askerleri ve firavun onların denize, denizin içerisinde yol açıldığını onlara gördü. Onlar bunu gördü, onlar gelmek istemedi. Dikkat edin buraya, onlar kör değil bu kadar. Onlar arkalarından gelmek istemediler. Suya girmek istemediler ama ayeti kerimede diyor ki biz de onları suya yaklaştırdık. Burası enteresan çok. Yani firavun ve askerleri baktı, Musa aleyhisselam önlerinde yüz elli, iki yüz metre önlerinde veya üç yüz metre veya beş yüz metre, ne kadarsa önlerinde, suyun içerisine girdiler. Cenab-ı Hak Musa’ya orda bir yol açtı. Musa ve kavmi yürüyor. ister sen suyun üstünde yürüyor de, ister içinde yürüyor de, yürüyor. Kavmi, yani dışardaki geride kalan firavun ve askerleri bu enstantaneyi gördüler. Bunu görmelerine rağmen kendilerinde suyun üstünde yürüme veya suyun içinde gitme istidadının, o halin kendilerinde olmadığını biliyorlar ve suya doğru yürümek istemiyorlar ama Cenab-ı Hak ne yaptı? O şeyi, ne o, firavun ve askerlerini yürüttü, yaklaştırdı suya doğru, tabiri caizse itti.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1840-1849. Beyitler Şerhi

Tecelliyat ne demektir?

Tecelliyat ne? Cenab-ı Hakkın varlığının çeşitli mertebelerde zuhur etmesi var. Yani orda bir bir şeyde görünmesi, bir şeyde görünmesi, zuhur etmesi var ve bizi bağlayan şey bir sufi, bir derviş adayı da bunu sülûk esnasında yani yol yürürken bunu idrak etmesi beklenir, bu tecelliyatları.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1783-1787. Beyitler Şerhi

Taayyünat ne demektir?

Taayyünat ne? Eşyanın veya varlığın, Cenab-ı Hakk’ın zatından zuhur veya tecelli yoluyla ortaya çıkmasıdır. Taayyünat da budur.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1783-1787. Beyitler Şerhi

Beyitte ‘ben’ ve ‘biz’ kavramları ne anlama gelir?

‘Ben ve biz’ kavramları, ben deyince teklik vahdet anlaşılır. Yani Allah kendi bir ikinci taayyünden, tecelliyatını anlatıyor hazreti Pir Allahualem bir beyitte bir ansiklopedilik kelam söylemiş. Bu ayrı bir keramet.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1783-1787. Beyitler Şerhi

Tavla metaforu ne anlatmak içindir?

Tavla metaforu, fena mertebesini anlatmasaydın burası size cebriye gibi gelecekti. Peki, fena mertebesini yaşayan bir kimse için zarın ne geldiği önemli mi? Zarı atan önemli mi? Oynadığın pullar önemli mi? Kaç tane pulun kırılmış önemli mi? Sen kaç tane put kırmışsın? Sen kaç tane put kırmışsın, önemli mi? Allahu alem hazreti Pir burayı anlatırdı. Allahualem ve dedi ki bu cemalde fena olma hali yaşanınca ben kalmadı, biz kalmadı. Bizden ne? Kesret benden ne vahdet. Sen de kalmadın diyor.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1783-1787. Beyitler Şerhi

Tavla oynayanlar ne anlatmaktadır?

Tavla oynayanlar elini kaldırsın. Kaldırın kaldırın, ben de kaldıracağım. Bakayım, evet tavla oynayanlar beni daha iyi anlayacak da o yüzden. Ben güzel tavla oynarım, çok cesaretli oynarım hem de. Bütün oyunları cesaretle oynarım. Tavla oynarsınız öyle değil mi? Normalde zar tutulmasın diye ne yaparsınız ya fincanın içinde oynarsınız, değil mi? Ben fincanın içinde bile zar tutarım. Ben fincanla bile zar tutarım, maharetliyimdir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1783-1787. Beyitler Şerhi

Isa aleyhisselamın mucizesini inkar edenler domuz suretine bürünüyor. ifadesinin anlamı nedir?

Tekrar ediyorum, isa aleyhisselamın bu mucizesini inkar edenler domuz suretine bürünüyor ve domuz suretine bölündükten sonra onlar normal domuz suretinde, isa aleyhisselam onları tanıyor. isimleri neyse, isim olarak onlara hitap ediyor ama onlar isa aleyhisselama cevap veremiyor ve isa aleyhisselamın mucizesini inkâr ettiklerinden dolayı domuz suretinde, bunlar üç yüz küsür kişi.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1766-1774. Beyitler Şerhi

Dilediğini nebi resul edersin ifadesinin anlamı nedir?

Dilediğini nebi resul edersin. Dilediğini mürşit veli edersin. Dilediğini mümin edersin, Dilediğini kaf dağına sultan edersin, Dilediğini Sirius’a postunu serersin. Dilediğinin kanından değirmen kurarsın, Dilediğinin gözyaşından değirmen kurarsın, Dilediğini aşk kadehinden içirir mecnun edersin. Dilediğini aziz eder nebilere dost edersin. Dilediğini zelil eder cehenneme odun edersin. Veren sensin vermeyen sensin. Alan da sensin dilediği olan dilediği olmayanda sensin. ‘ Sen dilediğin her şeyi dilediğin gibi yapansın.’(Buruc, ayet 16).

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1750-1752. Beyitler Şerhi

Esmaların tecelliyatları nasıl gerçekleşir?

Onun, esmanın bir de kalbi tecelliyatı var. Kalbi tecelliyatı da gelecek. O esmanın kalbi tecelliyatından sonra, sırri tecelliyatı var. O tecelliyat da gelecek. Ondan sonra ruhi tecelliyatı var. O da gelecek. Bunların hepsi de bakın kendi içerisinde kademe kademedir. O adam hu esmasını aldı. O derviş bayan veyahut da erkek önemli değil, hu esmasını aldı, hu esmasını aldı, kalbi tecelliyatı hu esmasında mı? Ardından sırri tecelliyatı hu esmasında mı? Ardından ruhi tecelliyatı hu esmasında mı? Devam etti, bu merhaleleri de geçti, hay esmasına geçti, hay esmasında da aynı kalbi, sırri, ruhi. Ondan sonra Hak esmasına geçti, Hak esmasında kalbi, sırri, ruhi noktaya geldiğinde Cenab-ı Hak ona hitap etti. Onun Hak esmasında da işi bitti artık. O hitap geldi.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1725-1730. Beyitler Şerhi

Cenab-ı Hakk’ın onlara böyle bir keramet verdiğine şahit kimdir?

Ben velilerin, mürşidi kamillerin böyle bir tasarrufu olduğunu Cenab-ı Hakk’ın onlara böyle bir keramet verdiğine, şahidim. Kimle? Üstadımın üzerinden şahidim. Bunu görmüş, yaşamış bir insanım. Tecrübe etmişim bunu.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1675-1678. Beyitler Şerhi

Allah’ın kerameti nedir?

Allah’ın kerameti, dervişlerin bazı şeyleri unutturması veya nesh etmesidir. Bu, Allah’ın izni keremiyle olur ve velilerin de bu tür kerametlerin tecelli edebilmesine izin verilir. Bu kerametler, dervişlerin kendi cüzzi iradesiyle değil, Allah’ın izniyle gerçekleşir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1670-1674. Beyitler Şerhi

Ekin ekmek, nefes almak, tuzak kurmak, çiftleşmek ne anlama gelir?

Onların sesleri hep Hak’ka mutîdir (eken, nefes alan, tuzak kuran, çiftleşen kuldur; bitiren, yaşatan, tuzuğa düşüren, doğurtan yahut bunların aksini meydana getiren Hak’tır).

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1668-1669. Beyitler Şerhi

Ekini ekmek kudretini ve kuvvetini veren kimdir?

Ekini ekmek kudretini ve kuvvetini veren, ekini ekme aklını veren Allah’tır. Onu yaratan da Allah’tır. Ekini topraktan çıkaracak olan da Allah’tır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1668-1669. Beyitler Şerhi

Peygamberlerin mucizeleri ve velilerin kerametleri arasındaki ilişki nedir?

Şimdi peygamberlerin üzerindeki mucizelerde hani son zamana kadar tereddüt yoktu. Tabii yeni yeni, yeni profesörler çıktı, türedi islam dünyasında. Bu sonradan türeyen bugün açıklamasını yaptım, bunların soyları Kabil’e dayanan, soyları manevi olarak Kabil’e dayanan soyu bozuklar bunlar. Dünya üzerinde iki tane soy vardır, birisi Adem, Şit üzerinden soy gelir, ibrahim, ibrahim’den Muhammed Mustafa (s.a.v) ’den, hazreti Fatıma’dan, Ali’den, Hasan’dan Hüseyin’den yürür. Bir soy daha vardır, Adem, Adem’in üzerinden Kabil, Kabil üzerinden gelen, Kabil üzerinden gelen bir de soyu bozuklar vardır. Bunlar ne yaparlar? işte bunların son şeyi normalde işte Ebu Cehildi, Utbeydi, Şeybeydi, o soy devam eder. Hazreti Ali efendimizi şehit edenler, hazreti Hasan ile Hüseyin efendimizi şehit edenler, dinde fesat çıkaranlar ve kâfirler, münafıklar, mürtedler, bunların soyları bozuktur. Ben sütü bozuk, kanı bozuk, soyu bozuk dediğimde bunu söylüyorum, kimsenin annesiyle babasıyla işim yok. Evet, bu böyle manevi bir soydur bu. Bu manevi bir kanaldır. Eğer o manevi kanal üzerinde senin soyun, manevi soyun Adem, Şit, ibrahim, Muhammedi Mustafa (s.a.v) üzerinden geliyorsa senin soyun manevi olarak temiz. Düşersin, kalkarsın, yan yatarsın, çamura batarsın, toparlarsın, eyvallah. Ama senin soyun manevi olarak bozuksa Kabile dayanıyorsa işte o zaman yürüyor geliyor, münafık, kâfir, mürted, böyle işte peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin mucizelerini inkar eden bir soy olmuş oluyorsun. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin mucizesini inkâr eden kimsenin Ebu Cehil’den farkı kaldı mı? Ebu Cehil de dedi ki sen büyücüsün, inkar ettin. Peki, Ebu Cehil’in soyu devam ediyor. Halbuki Ebu Cehil Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin zahiri amcası, doğru mu ama bakın amcası olmasına rağmen soy farklı, manevi soy bu. Bu sohbeti başka yerde de bulamazsın. Bu manevi soydur. Manevi!

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1668-1669. Beyitler Şerhi

Velilerin kerameti ve peygamberlerin mucizeleri arasındaki ilişkiyi nedir?

Hiç kimsenin anasıyla babasıyla işi yok hiç kimsenin ama o manen ne olmuş oldu? Onun soyu bozuk oldu. Maneviyat çünkü bu, manevi olarak soyu bozuk. Şimdi o manevi soyu bozuklar, peygamberlerin mucizelerini reddettiği gibi velilerin kerametlerini de reddediyorlar. Çünkü peygamberin mucizesi ile velilerin keram, etkinin arasında ince bir perde var. ince bir perde, evet. işte şimdi de sahabeden örnekler, velilikle alakalı, velilerin kerametleri ile alakalı. En bilinenden başlayalım. Ne dedi hazreti Ömer(r.a.) hazretleri hutbede? Hutbenin konusu başka bir şey, bağırdı: ‘Ya Sare cebele’, dedi ki dağa(cebele). Bakın bu davudi sesi sadece Sare duymadı. Sare komutan, sadece Sare duymadı, bütün ordu duydu ‘ya Sare cebele’ dediğini. Bütün ordu ritmik olarak, ritmik, uygun adım dağın eteğine çekildiler. Muhasaraya giriyorlardı. Hazreti Ömer(r.a.) hazretleri gözünün önünde gördü onları. Gözünün önünde görünce, bir tuzak var orta yerde, ya Sare cebele diye bağırıverdi. işte o ya Sare cebele deyince ne yaptı? Bütün ordu dağın eteğine doğru geldi ve sahabeler dediler ki ya Emire’l Mü’minin, yani böyle bir şey söyledin, gizlemedi. Dedi ki o gün muhasara altında kalıyordu, ona söyledim dedi. Hani bir tane daha var ya Hz. Ömer efendimizden, Amr bin As, şeye gidiyor, Mısır’a vali. Amr bin As mektup yazıyor. Diyor ki burdaki Kıptiler, senenin belli gününde Nil nehri tersine akıyor. Onu diyor onu Kıptiler öyle görüyor. Bununla alakalı ne buyurursunuz diyor Hz. Ömer efendimize. Kelam şu: ‘Ey Nil, dosdoğru akacağın yere ak. Sakın istikametini değiştirme. Bitti. Bunu diyor Nil’e at. Bu nameyi, Emire’l Mü’minin bu diyor mektubu, bu cümleyi Nil’e at o gün geldiğinde. O gün geliyor. Kıptiler bekliyorlar. Nil geriye doğru akacak diye, Amr bin As mektubu Nil’in üzerine atıyor. Nil sakinleşiyor, normal düzende akmaya başlıyor. Kıptiler diyorlar ki ya olamaz! Bilmem kaç bin yıldır bugün Nil hep geriye doğru akardı, bugün akmadı diyorlar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1668-1669. Beyitler Şerhi

Hazreti Ömer efendimizde hangi kerametler vardır?

Şimdi işte demek ki hazreti Ömer efendimizde bu tip kerametler var. Sahabeler de de var. Mesela cinni taifesini tutan sahabe var. Hani meşhur ya, beytü’l malın başına nöbetçi dikiyor, bir de çizgi çiziyor. Sakın ha diyor, beytü’l malın etrafına nöbetçiyi de dikiyor ki burdan dışarı çıkma. Geliyor cinni, tak sahabe tutuyor yakasından. Sonra ona diyor ya, sana bir şey öğreteyim, beni serbest bırak diyor. Ne diyor öğreteceksin? Ayete’l Kürsi’yi söylüyor ona. Diyor ki bunu eğer okursan diyor ki bütün şerlerden emin olursun, bırakıyor cinniyi.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1668-1669. Beyitler Şerhi

Allah’ın yaratmasıyla ilgili bir benzerlik var mı?

Tabiri caizse askeri sistem gibi. Hani var ya böyle Cumhuriyet bayramlarında veyahut da bayramlarda komünist sistemde de vardır bunlar, bütün devlet gücünü gösterir, resmi geçit yaptırır ya, işte böyle bir kadir gecesine denk geldiğinizde kadir gecesinde bütün o resmi geçiti görseniz bütün mahlukata aşina olsanız hepsini de seyre dalsanız seyrullah, seyrullah asıl seyrillah o.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1630-1633. Beyitler Şerhi

Denize taş atmak ne anlama gelir?

Denize taş attıysan gümbürtüsü gelecek sana. Taşı atan sensin. Bakın taşı atan sensin. Hz. Mevlana Mesnevi’de der ya, her şey aksi sedadır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1622-1627. Beyitler Şerhi

Nakîs kimsenin eli neye benzer?

"Nakîs kimsenin eli ise şeytanın, ifritin elidir çünkü şeytanın teklif ve hile tuzağına tutulmuştur."

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1608-1611. Beyitler Şerhi

Nakîs kimsenin elini tutmak ne anlama gelir?

Nakıslara yürüme. Bakın, nakıslara yürüme, üstadının, üstadının nasihatine bak. Hiçbir halife, hiçbir nakib, nükebba, hiçbir çavuş, hiçbir zakir, kamil değildir. Onlar dergâhın içerisinde ders yaptırırlar üstadın adına, sen onu şeyh gibi görme. Onu şeyh gibi görürsen şeytanın oyuncağı olursun. Sen bir mürşidi kamilin elinden tutmuşsun, sen kalkıp da bir nakısın elini tutma veyahyut da bir yere intisap edeceksin, bir yere intisap edeceksen iyi incele, iyi düşün, iyi araştır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1608-1611. Beyitler Şerhi

Ferideddîn-i Attâr’ın sözünün tefsiri nedir?

Ey gafil! Sen nefis ehlisin, toprak içinde kan yiyedur! Fakat gönüle sahip olan kişi , zehir bile yese o zehir bal olur.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1602-1608. Beyitler Şerhi

Ruhlar âleminde ne söylendi?

’ Ruhlar âleminde söz aldı ya, ‘ben sizin Rabbiniz değil miyim’ dedi. Bütün ruhlar da dedi ki evet, sen bizim Rabbimizsin. Ahit aldı bizden. O tarafa dem vuruyor Ruhlar âleminde ben bu ahti yerine getirdim.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1547-1569. Beyitler Şerhi

Dünya zindanında ne hissedildi?

Ben şimdi o yanağının sıcaklığını arıyorum hep hayal dünyamda. Hani cemalini cemalime yanaştırdıydın da benim gözlerim kamaşmıştı, bakamamıştım. O kadar çok istemiştim ki senin cemalini doya doya seyretmeyi ama bir anda gözlerim kamaştı, dilim lâl oldu, gözlerim kör oldu, kulaklarım sağır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1547-1569. Beyitler Şerhi

Riyadın ne demektir?

Ahmet nakletmiş: ‘Sizin için korktuğum şeylerinin en korkuncu küçük şirk olan riyadır. Allah kıyamet günü insanlara amellerinin mükafatını verdiği vakit, gösteriş yapanlara, dünyada kime gösteriş için amel ettiniz ise gidin onlara bakın. Onların katında alacağınız bir mükafat bulur musunuz.’ buyurdu.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1525-1534. Beyitler Şerhi

Titreme ile ilgili bir manevi hal nedir?

Eğer ki o yaptığı şey kendi cüzzi iradesinden değil ise evet o manevi bir haldir, manevi bir halin tecelliyatı oldu o onda eğer ne olduysa.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1496-1506. Beyitler Şerhi

Titreme ile ilgili bir hastalık ne zaman olur?

Normalde eğer ki o yaptığı şey kendi cüzzi iradesinden değil ise evet o manevi bir haldir, manevi bir halin tecelliyatı oldu o onda eğer ne olduysa. Aksi takdirde o titreme sende kendiliğinden oluyorsa bir hastalıkla alakalı ve insanlar belki de o titremeyi yaşamak istemezler veya hani bir kimse kekemedir, konuşacağı zaman bir yerde bir tıkanır, tıkanınca da iyice artık böyle canı sıkılır, üzülür, utanır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1496-1506. Beyitler Şerhi

Parkinson hastalığıyla ilgili bir örnek verir misiniz?

Mesela parkinson hastalığı da vardı ya, en son boksör Muhammed Ali’de vardı, eli devamlı onun titriyordu, mesela parkinson olanların bir eli titriyor, öbür eliyle onu durdurmaya çalışıyor. Yani ondan rahatsız çünkü.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1496-1506. Beyitler Şerhi

İnsanın bir tek kolu, candan gelen kuvvetle dağı denizle, madenlerle yarıp delmekte neden söyleniyor?

Yani insanın bir fiziki vücudu var, fiziki vücuduyla çalışıyor, çabalıyor. Fiziki vücudunun o kuvveti ile insanlar ne işler yapıyorlar. Hani diyor ya: ‘Bir tek kolu candan gelen kuvvetle dağı deliyor’. Ferhat dağları deldi, o kol kuvvetiyle. Yani o zaman için böyle teknoloji yoktu ama hani malum Ferhat kendi memleketimizin içerisinde delili. Ne? işte dağları deldi, su getirdi. Veyahut da Osmanlı zamanında o su yollarına baktığınızda normalde dağları delmişler, da,ğlardan geçirmişler, su kanalları yapmışlar. insan gücüyle yapıyorlar. O zaman demek ki o insan gücü neler yapıyor? Bir bakıyorsunuz denizde yüzecek elle gemiler yapıyorlar. Ondan sonra bir bakıyorsunuz insan el gücüyle ne yapıyor? Maden çıkarıyor, işte kömür madeni, altın madeni, demir madeni ama bunu neyle yapıyor? Bu vücut kuvvetiyle yapıyor, bu normal kendi kol kuvveti ile yapıyor. Bu candan gelen kuvvetle diyor dağı denizle, madenlerle yarıp delmekte.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1478-1479. Beyitler Şerhi

Dağ yaran Ferhat’ın candan gelen kuvveti taş delmek, canlar canının kuvveti de kameri ikiye bölmektir neden söyleniyor?

Yani Ferhat normalde o kol kuvveti ile ne yaptı? Taş deldi, dağları deldi, su yolları yaptı kol kuvvetiyle. Burda diyor ki ‘canlar canının kuvveti de kameri, ikiye böldü.’ Kameri, ikiye bölmesi, şakk-ı kamer. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin o gösterdiği birçok, yaklaşık müfessirler binin üzerinde mucize tespit etmişlerdir. Tabii peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucizelerini inkar etme ilahiyatçılarda, diyanetçilerde şimdi bu imam hatiplerde filan bu moda oldu, hatta bu şakk-ı kamer meselesini de başlamışlar bu mucizeyi de inkar etmeye, inkar ediyorlar böyle bir mucize olamaz diye.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1478-1479. Beyitler Şerhi

Şakk-ı kamer meselesini inkar edenler neden var?

Hatta geçenlerde bir yerde bir sohbette sormuşlardı şakk-ı kamer meselesini inkâr edenler var diye, dedim ayeti inkar ediyorlar o zaman. Çünkü mesela miraç ayetle sabit bir mucizedir miraç, şakk-ı kamer ayetle sabit bir mucizedir. Bir kimse hani ayın ikiye bölünmesi, şakk-ı kamer o, ayın ikiye bölünmesi. Buna normalde biz iman ederiz. Hz. Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin eliyle işaret ederekten ayın ikiye bölünmesine iman ederiz ama bu etrafında sahabeler de var mesela bu hadiseyi anlatır, hem hadis-i şeriflerde vardır hem bu, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin hayatını anlatan kitaplar da da vardır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1478-1479. Beyitler Şerhi

Mürşidi kamillerin üzerinde keramet olması gerekir mi?

Necip, nasıl Allah peygamberlerini mucizeyle destekledi ise onların peygamberliklerini ve onların üzerinden Cenab-ı Hak mucizeler gösterdiyse bir mürşidi kamilin üzerinden de Allah keramet göstermesi gerekir derler, ehli sünnet öyle düşünün. Çünkü o bir mürşidi kamil ise Cenab-ı Hak onun üzerinden de ne yapacak, bir keramet göstertirecek. Bu kerameti o kimse göstereceğim dese gösteremez ama peygamberler mucize olarak Allah’a yalvarırlar, Allah onları destekler, onlar istedikleri zaman bir mucizeyi Cenab-ı Hak onlara ne yapar, yaratır önlerine.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1478-1479. Beyitler Şerhi

Toprağın kulağına ne söylendiği?

Toprağın kulağına bir şey söyledi. Neb’e ayet 15-16, devam ediyor: ‘onunla tane ve bitkiler dalları birbirine girmiş gür ağaçlı bahçeler yetiştirelim diye’. Yani o yağmur ne yaptı? Topraktan bir sürü şeyler yetiştirdi. Toprağın kulağına bir şey söyledi. Toprağa ilham etti, toprağa ilham edince toprak birçok şey geliştirmeye başladı. Tabii sebep yağmur gibi görünür bunda, dikkat edin, hiçbir şey hiçbir şeye bağlı değildir Allah’ın yaratmasında.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1454-1460. Beyitler Şerhi

Nur-u Muhammedi’nin hızı nedir?

Nur-u Muhammedi’nin hızı, varlığın hızından da üstündür. Işıktan daha hızlıdır varlığın hızı. Varlığın hızından daha hızlı olan Nur-u Muhammedi’nin hızıdır ve bütün bu varlık Nur-u Muhammed’inin, Nur-u Muhammed’inin üzerinde yürür.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1435. Beyit Şerhi

Ruhun yolculuğu nasıl açıklanır?

Ruhun yolculuğu, emir âleminde, mana âleminde öyle uçuşlar sergiler ki bu uçuşlarında ona zaman koymak, mekân koymak, mesafe koymak mümkün değildir. Ruh, bu manada yaratılmışların içerisinde, yaratılmışların içerisinde en hızlı yol kat eden bir varlık, yaratılış numunesidir. Işık hızından daha hızlıdır varlığın hızı.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1435. Beyit Şerhi

Manevi körlük nedir?

O zaman sen o iki gözünün yani manevi gözünün üzerine şeytan oturmuş, heva heves orayı yurt edinmiş. Sen ordan şeytanı kovar heva hevesi kovarsan o zaman gözün manen de açılır. Bakın şeytanı kovmak haramlardan başlar, terk etmekle alakalı, farzları yerine getirmekten devam eder ve aynı zamanda gizli şirkten, riyadan, gösterişten, ondan sonra, kendini beğenmekten, bunlardan kurtulmakla devam eder. Dervişlerin büyük handikaplarından birisidir bu.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1401-1409. Beyitler Şerhi

Sufiler toplu olarak bir işe kalkışırken ne yaparlar?

Sufiler toplu olarak, cemaat olarak bir işe kalkışırlarken, bir şey yaparlarken ‘Bismillahirrahmanirrahim fa’lem ennehu’ ile başlarlar. Ayeti kerimedir. O yüzden Kuran’dan bir ayeti kerime ile sohbete başlanmış olur ve böylece sohbet bitinceye kadar bütün o arada konuşulanlar malayani olmadığı müddetçe ibadetten sayılır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1396-1398. Beyitler Şerhi

Tavşanın av hayvanlarına ‘aslan kuyuya düştü’ diye müjde götürmesi nedir?

Tavşan bir hile yaptı. Hileyle aslanı bir kuyunun başına kadar getirdi ve aslana kuyunun içerisinde kendisinden daha vahşi, daha şedid bir aslanın olduğunu söyledi. (Bu yolu açık tutun.) Kendisinden normalde daha da vahşi bir aslan olduğunu söyledi ve kuyunun başına getirdi, kuyudan aşağı bakınca aslan kendi suretini, kendi suretinin aksini görünce kuyunun içerisinde hırsla hınçla onu parçalamak için kuyunun içine kendini attı ve böylece tavşan aslanı oyuna getirdi, tezgâha getirdi, aslanı öldürdü.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1340-1355. Beyitler Şerhi

Feraset nuru nedir?

Benimle görür, benimle duyar. işte feraset kulağı bu. Benimle görür, benimle duyar. Benimle tutar. işte feraset. O kimsenin kalp ayağıyla yürümesi bu ve benimle konuşur. Demek onun dilinden o çıkacak, başka bir şey çıkmayacak. Bu neyle mümkün? Farzları yerine getirmekle mümkün.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1330-1339. Beyitler Şerhi

Ebrehe’nin ordusu nasıl helak edildi?

Fil suresini oku. O Ebrehe’nin ordularının nasıl battığını nasıl helak olduğunu oku ders al ondan ve o Kabe’yi yıkmaya gelen, o Mekke’yi yıkmaya gelen o Hristiyanların ne hale geldiğini öğren.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1310-1324. Beyitler Şerhi

Tuzak kuranlar nasıl davranır?

Bana acı, sevgiyi kalbinde tut. Kırmızı yüz sahibinin refah ve saadetine delalet eder. Sarı yüz sahibinin meşakkat ve bela içinde olduğunu bildirir. Yani aslana diyor ki bana karşı muhabbet besle. Bana acı, beni parçalama, beni yeme. Çünkü ne yaptı. Ona bir tuzak kurdu. Tuzak kuranlar, avlarını tuzağa çekerlerken yumuşak konuşurlar. Tuzyak kuranlar, insanları da tuzağa çekerken onların dilinden konuşuyor.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1263-1275. Beyitler Şerhi

Satranç oyunu tasavvufî bir anlatımla nasıl açıklanmaktadır?

“Adamları, hayvanları, cemadat ve nebatatı mat edene rastladım.” Yani bütün her şeyi mat eden nedir? Allah’tır. Ne ile? Ölümle? Ölüm gelince mat olur mu insan? Evet. Bütün her şey biter mi? Biter. Matı bilmeyen var mı? Yok. Satrançta yenilme, öyle değil mi? Şah-mat oluyor. Kaç hamlede yapıyor? iyi bir ustaysa, değil mi, bir üç hamle vardı, şah-mat oluyordu ama herkes ezberliyor sonra oyunu, o ilk acemilere yapıyorsunuz onu. Ondan sonra hamle hesaplamaya başlıyorsun. Tabii siz hiç satranç oynamadınız tabii. Var mı? Oynamayanlar elini kaldırsın. Arada bir satranç oynayın ya. Bazıları haram diyor, satrançla alakalı, değil o. Satranç Hanefilerde caizdir. Şans oyunları haramdır. Satranç şans oyunu değildir. Satranç zekâ oyunudur. Satranç oynayan insanlar, beyin damarları daha iyi çalışır. Daha zeki olurlar. Daha fazla hamle hesaplarlar. Sen sadece kendi hamleni hesaplamazsın satrançta. Onun, karşı tarafın sürdüğü, oynadığı taşla hamle hesaplarsın. O bunu sürdü, şimdi bunu sürecek, ardından bunu sürecek, ardından bunu sürecek, ardından bunu sürecek. Sana oyun kuruyor. Sen de oturur onun hamlesine karşı hamle üretirsin. O atı buraya koyarsa ben veziri buraya koyacağım. O atı buraya açarsa bende onun filini buradan yiyeceğim. Hamleye karşı hamle üreteceksin. işte mat nerde olur? Şah mat olunca oyun biter. Ölüm gelince oyun bitti. Son nefesi verdin, bitti. Bu dünyada işin bitti. Allah bizi affetsin. O yüzden ona rastladım diyor.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1263-1275. Beyitler Şerhi

Meleklerin Âdem’e nasıl davranmış olduğu anlatılmaktadır?

Melekler onda Hak nurunu görünce hepsi ona yüzüstü secdeye vardılar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1231-1249. Beyitler Şerhi

Süleyman Aleyhisselam’ın ordusu nasıl oluşmuştur?

Süleyman Aleyhisselam’ın ordusu, cinnilerden, insanlardan, kuşlardan ve şeytanlardan oluşan büyük bir ordudur. Neml Suresi, ayet 16’da da: ‘Süleyman da Davut’a varis oldu ve dedi ki ey insanlar; bize kuşdili öğretildi ve bize her şeyden bolca verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur. Süleyman’ın cinlerden insanlardan kuşlardan orduları toplandı. Hepsi de topluca gidiyorlardı. (Neml ayet16). O yüzden Kur’an-ı Kerim de bize Süleyman Aleyhisselam’a verilen nimetlerden bahsediyor ve Kuranî tabirle ona kuşdilinin öğretildiği ve bolca her şeyden verildiği ve cinnilerden, insanlardan, kuşlardan ordularının olduğu söyleniyor ve Süleyman Aleyhisselam, sadece kuşdilini bilmezsi, diğer hayvanların dillerini de bilir, normal insanlarla konuşulur gibi hayvanlarla da konuşurdu. Aynı şekilde cinniler de emrine verilmişti.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1202-1225. Beyitler Şerhi

Süleyman Aleyhisselam’ın mucizelerinden biri nedir?

Süleyman Aleyhisselam’ın mucizelerinden biri, rüzgâra emretmektedir. Rüzgâr da Süleyman Aleyhisselam’ın emrinde. Rüzgâra emrediyor, Rüzgâr o platformun altına giriyor, onu havalandırıyor, havalandırdıktan sonra havalandıran rüzgârın işi ayrı, havalandırdıktan sonra onu gideceği menzile götüren rüzgâr ayrı ve öyle rüzgâr onu nereye gidecek, örneğin işte Babil’den Şam’a gidilecek, rüzgârla beraber o platform hızla Şam’a gidiyor ve düşünün orda bir ordu var, o ordunun Süleyman Aleyhisselam’ın bu ordusuna karşı gelmesi mümkün mü? Değil.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1202-1225. Beyitler Şerhi

Kahır şarabı ne anlama gelir?

“Ya Rabbi, sen kahır şarabıyla insanı sarhoş edersen yok olan şeylere varlık suretini verir, onları var gibi gösterirsin.” Demek ki bir de ne varmış? Kahır şarabı varmış. Sen diyor kahır şarabından verirsen, kah, şarabından verirsen, olmayan bir şeyi varmış gibi algılarsın. Demek ki bir de kahır şarabı var, dikkat edin. Kahrından veriyor, aşkından değil. Ve o kahır şarabı ne oluyor? Bu sefer fena bir şeyi biz fena görmüyoruz. Kötü bir şeyi kötü görmüyoruz. Yanlış bir şeyi yanlış görmüyoruz. Kahır şarabından veriyor. O zaman biz böyle Kur’an ve sünnet dairesinin dışındaki şeyleri biz hoş görmeye başlıyoruz. Allah muhafaza eylesin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1185-1200. Beyitler Şerhi

Sarhoşluk nedir?

“Sarhoşluk nedir? Taşı gevher, yünü yeşim taşı görecek derecede gözün bağlanması, görmemesidir.” işte eğer kahır şarabından verirse sana, kahır şarabından seni sarhoş ederse, sen taşı mücevher gibi görürsün. Değersizi, değerli görürsün. Yünü yeşim taşı görürsün. O zaman ne olmuş oldu? Değersizlere değer verdin. Kıymetsizlere kıymet verdin. Heva hevesine düşmüş şeytana zebun olmuş olanları alkışladın. Kur’an ve sünnetin dışında işler yapanlara sen muhabbet besledin. Onları destekledin. Sebep? Çünkü sana kahır şarabından verdi. Sen heva hevesine uyaraktan gittin birisi rahmani şarap, birisi de zulmani şarap. Sen gittin zulmani şaraptan içtin. Sen narı nur zannettin körlüğünle. Sen heva hevesinle narı nur gördün. Nuru da nar gördün. Gittin Müslümanlara düşman oldun. Gittin sufilere düşman oldun. Gittin zikir yapanlara düşman oldun. Gittin tekkelere düşman oldun. Gittin şeyhlere düşman oldun. Bu şeyhlerin hepsi böyle dedin. Bu sufilerin hepsi böyle dedin. Müslümanların hepsi böyle dedin. Ne yaptın? Nuru nar gördün. Çünkü sen şeytana uydun. Çünkü sen nefsine uydun. Kur’an ve sünnet dairesinde giden topluluğu kötüledin. Narı nur gördün. Çünkü kahır şarabından aldın içtin sen. Herkes Rahman şarabından içerken, sen kahır şarabına yöneldin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1185-1200. Beyitler Şerhi

Aslanın ilahi nefes ve Hakkı temsil ettiğine dair ne söylendi?

Aslan burda ilahi nefes. Aslan burda Hakkı temsil ediyor. Hak adına konuşuyor ve diyor ki ben yerli yerinde, layık olana kerem ve ihsanda bulunu- rum; herkesin elbisesini boyuna göre biçerim.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1150-1184. Beyitler Şerhi

Tavşan aslanla ne diyalog kurar?

“Tavşan, dinle (dedi). Eğer lutfa layık değilsem kahır ejderhasının önüne baş koydum. Ne yaparsan yap! Ben kuşluk vakti yola düştüm, arkadaşımla padişahıma geliyordum. Arkadaşlarımla, senin için başka bir tavşanı da bana yoldaş etmiştiler. Bir erkek aslan, kulunuzun kanına kastetti. Yolda, bu iki yoldaşa da sataştı. Ben ona: ‘Biz padişahlar padişahının kuluyuz, o kapının iki küçük kapı yoldaşıyız’ dedim. Dedi ki: ‘Utan be! Padişahlar padişahı dediğin kim oluyor? Benim huzurumda öyle bir adam olamayanın adını anma! Eğer huzurumdan iki adım ileri atarsan seni de padişahını da paramparça ederim. Beni bırak, bir kerecik daha padişahımın yüzünü görüp seni haber vereyim’ dedim. Dedi ki: ‘Yoldaşını huzurumda rehin bırak; yoksa sen benim kanunumca kurbansın.’ Ona çok yalvardık, hiç fayda etmedi. Yoldaşımı alıp beni yalnız bıraktı. Arkadaşım hem şişmanlık ve letafetçe, hem de güzellik ve irilik bakımından benim üç mislimdi. Bundan böyle o aslan tarafından bu yol kapanmıştır, böyle bir düşman yüzünden, padişahım, yol bağlıdır. Bundan sonra tahsisattan ümidini kes. Ben doğru söylüyorum, doğru söz acıdır. Sana tahsisat lâzımsa yolu temizle. Haydi gel, o pervasızı oradan kaldır!” dedi.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1150-1184. Beyitler Şerhi

Aslan tavşana ne cevap verir?

Aslan dedi ki : “Bismillah, haydi gel bakalım, nerede o? Doğru söylüyorsan düş önüme! Onun da cezasını vereyim, onun gibi yüz tanesinin de. Fakat bu sözün yalansa seni cezalandırırım.” Tavşan; onu, kurduğu dolaba düşürmek için kılavuz gibi öne düştü. Nişan koyduğu bir kuyuya doğru yola çıktılar. Aslana derin bir kuyuyu tuzak yapmıştı.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1150-1184. Beyitler Şerhi

Musa ile Tur-i Sina kıssasında ne anlatılmaktadır?

Musa ile Tur-i Sina kıssasında, Cenab-ı Hak Musa Aleyhisselam’a emretti. Dedi ki ‘gel Tur-i Sina’ya. Orda sufilerin tabiriyle erbain çıkarmaya gitti. Erbain ne? Kırk günlük halvet. Ayet-i kerimede Cenab-ı Hak ayet-i kerimede diyor ki o otuz günlük diyor niyet ettiydi, on günde biz ilave ettik, etti kırk gün. Tur-i Sina’da Kırk gün Musa aleyhisselam orda halvet etti.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1130-1141. Beyitler Şerhi

Düşüncenin ilahi denizle ilişkisi nedir?

Yürü, oraya doğru yürü, oraya doğru yürü. Ordan sen içmeye çalış. Oraya kendini atmaya çalış. Allah bizi onlardan eylesin. “Ama latif bir söz dalgası görünce onun denizinin de kadri yüce bir deniz olacağını anlarsın. Bilgiden düşünce dalgası zuhura gelince, mana söz ve sesten bir suret düzdü.” Yani sen o kadri yücenin denizine daldıysan senin ağzından latif sözler çıkacak. O kadri yücenin denizine daldıysan, senden hikmet sudur edecek. Senin sözün bilgi olacak. Senin sözün hikmet olacak. Senin sözün hakikat olacak. Eğer senin düşünce denizin, o düşünce denizinin içerisinde yok olduysa, eğer sen düşünce denizini oraya rabıta ettin, oraya bağladıysan o zaman ordan gelenlerle konuşacaksın.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1130-1141. Beyitler Şerhi

Düşüncenin ilahi denizine daldığında ne olur?

O zaman o düşünce deryasına doğru yürü ve o Kadri Yüce olan Allah’ın Kadri Yüce olan Allah’ın ilim deryasına girdiğinde o zaman onun ilminden konuşacaksın. O zaman onun söyleyen dili olacaksın. O zaman onun gören gözü olacaksın. O zaman, o, o zaman tecelli edecek. “Sözden bir şekil doğdu, yine öldü. Dalga kendini yine denize iletti. Suret suretsizlikten çıktı yine suretsizliğe döndü. Zira biz yine Allah’a döneceğiz. ” Bu mesnevi, insanı kendinden geçirir ya! Kâğıdı kalemi attırır, âlemi dürer koyar kenara. ‘Sözden bir şekil doğdu’ Ben deminden beri söz konuşuyorum, konuştuğum şeyi bazı kardeşler, geniş çerçevede az değildi, konuştuklarımı az önce kendilerince, kendi kafalarında şekillendirdiler. Sözden şekil doğdu. O şeklin bir sureti oldu mu? Hayır. Bir suret oldu mu? Evet. Nasıl suret oldu? O kimsenin düşüncesinde oldu. O kimsenin gönlünde bir suret oldu. Bir suret oluştu, sözden doğdu o suret. Çünkü söz, eğer ki o ilahi hikmet deryasından geldiyse o kimsede bir suret oluşturdu.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1130-1141. Beyitler Şerhi

Sözden şekillenen suretlerin neden suretsizliğe döner?

Siz hemen bir kocaman bir derya deniz oluşturdunuz, öyle değil mi? Dediniz ki kocaman bir derya. Ne? ilim deryası. Bakın, sözden kocaman bir ilim deryası oldu. Bakın sizin ordaki düşünceniz onu büyüttükçe büyütür mü? Büyüttükçe büyütür mü? Evet. Hadi gelin o deryayı sınırsızlaştıralım, kenarı olmasın. Hadi gelin o deryayı biz, alt olarak tabansızlaştıralım. Tabanı olmasın. Hadi gelin biz o deryayı tavansızlaştıralım. Yıkalım tavanı, yıkalım tabanı, yıkalım kıyıları ve tabansız ve tavansız ve kıyısız bir derya olsun. Haydi, tabansız, tavans, kıyısız, lafsız, küsüz, kelimesiz, cümlesiz, bir derya olsun ve kelimesiz herkes herkesi ve her şeyi anlasın. Çünkü suret, suretsizlikten çıkacak. Mademki suret, suresizlikten çıkacak ve suretten tekrar suretsizliğe dönek, bir anlamı kalmadı hiçbir şeyin. Bir anlamı kalmadı ve her şey ona dönecek yine. Her şey bohçalanacak, ona dönecek. Çünkü gerçekte var olmadı ki. Her biri bir suretten ibaretti ve her biri de bir düşüncenin hayal ürünüydü, hayalden ibaretti.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1130-1141. Beyitler Şerhi

Suretlerin ilahi denizden geldiğini ve suretsizliğe döndüğünü neden söylüyor?

Ben size az önce Levh-i Mahfuz’dan bahsederken, Levh-i Mahfuz’u surete büründürdünüz. Kalemi surete büründürdünüz, yazıyı surete büründürdünüz, defteri surete büründürdünüz, Levh-i Mahfuz’u surete büründürdünüz. Emir âlemini, şahadet âlemini, hayal âlemini, rüya âlemini, hal âlemini, hepsini de surete döndürdünüz ve hepsini de surete döndürdüğünüzü bu fakir burda biliyor ve sizin surete döndürdüklerinizin hepsini de bu fakir şimdi diyor ki yıkın bu suretlerin hepsini. Çünkü bunların hepsi de suretsizlikten geldi. Ondan geldi, ondan! Bunların hepsi de suret. Sözler suret, kelimeler suret, cümleler suret, insanlar suret, varlık suret, eşya suret, yediğin suret, içtiğin suret! Aslında nurun içerisinde yaşıyorsun! Bu suretleri yıkmadıkça, ona ulaşamayacaksın.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1130-1141. Beyitler Şerhi

Marifet ve hakikat arasındaki ilişki ne şekilde açıklanmıştır?

Marifet ve hakikat arasındaki ilişki, cevizin simgesel olarak kullanılarak açıklanmıştır. Ceviz, marifet ve hakikat arasında bir geçiş noktasını temsil eder. Cevizin en dışında bir zar vardır ve bu zarı soymak istersen suyun içinde bekletmek zorunda kalırsın. Suda bekletirsen o zaman o zardan ayrılır ve marifet gelir. Hakikat perdesi ile marifet perdesinin arası bu kadar ince bir zar halindedir. Zaman zaman içine girer çıkar insan. Kemale eren bir sufi, bu hakikat perdesi ile marifet perdesinin içerisinde gider gelir. Kah marifet perdesinden konuşur, kah hakikat perdesinden konuşur.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1091-1107. Beyitler Şerhi

Ayın ikiye bölünmesi ne ifade eder?

Ayın yarılması, ikiye bölünmesi ve ayın böyle bir tarafı doğu tarafında, bir tarafı da batı tarafında olması, Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem hazretlerinin Mekke’de müşriklere gösterilmiş olan en büyük mucizelerinden, en parlak mucizelerinden birisi. Çünkü Mekkeliler Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinden, kendilerine bir mucize gösterilmesini istediler. Bir rivayet var, doğrudur değildir, bir şey diyemem, meşhur, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri iki rekât namaz kılar. Bismillahirrahmanirrahim der, elini uzatır ve amcası Ebu Cehil’i kuyudan çıkarır. Ebu Cehil söz vermiştir, eğer beni kuyudan kurtarırsan senin dinine iman edeceğim diye ama Ebu Cehil iman etmez ve der ki ayı da ikiye bölersen o zaman inanacağım der. Bu Şakk-ı Kamer ile alakalı bir de böyle bir rivayet var.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1075-1081. Beyitler Şerhi

Şakk-ı Kamer meselesi neden önemli?

Şakk-ı Kamer meselesi, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin ve geçmiş peygamberlerin mucizelerinden birisidir ve onun o parlaklığını göremeyenler, o parlaklığını örtmeye çalışan müşrikler var mı? Ne yazık ki var. Münafıklar var mı? Ne yazık ki var. Kâfirler var mı? Ne yazık ki var. işte o eğer diyor Hz. Pir, sen diyor Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin üzerinde yani o varlığa tesir ile alakalı şüphen var ise o zaman diyor sen Şakk-ı Kamer meselesine de inanmıyorsun. Çünkü varlığa tesir etti. Varlık onun emrine girdi.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1075-1081. Beyitler Şerhi

← Sorular – Sohbetlerde Sorulan Sorular ve Cevapları