Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 1310-1324. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 1310-1324. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 4 • 22/36

Mesnevî-i Şerîf 1310-1324. Beyitler Şerhi Hakkında

1310-1324. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Eftal’i zikir fa’lem ennehu Lailaheillallah lailaheillallah lailaheillallah

Hak Muhammeden Resulullah cemiilenbiyayivelmürselin velhamdülil-

lahirabbilalemin.

Rabb’im gecemizi hayırlı eylesin inşallah. Cenab-ı Hak cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammedi hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden ümmetlerinden eylesin, kullarından eylesin. Cenab-ı Hak, tüm Ümmeti Muhammedi Kur’an ve sünnet dairesinde yaşama ve yaşatma mücadelesi veren kullarından eylesin. Rabbim memleketimize yardım eylesin, memleketimize ikram eylesin, memleketimize ihsan eylesin. Cenab-ı Hak cümle derviş kardeşlerimizin maddi manevi hastalıklarına şifa versin, cümle derviş kardeşlerimizin dertlerine derman versin, sıkıntılarını def eylesin, müşkülatlarını hal eylesin, bizlere de Hz. Mevlana Celaleddinî Rumi hazretlerinin yolundan gitmeyi nasip ve müyesser eylesin. inşallah bu akşamki Mesnevi sohbetlerimize geçen haftadan kaldığımız yerden devam edeceğiz Allah izin verirse inşallah. 1310. beyitten devam ediyoruz. Böyle bir kısaca özet olarak ne yaptıydı tavşan. işte sıra ona gelince aslana yem olarak nereye kadar bu zulüm dedi, aslana itiraz etti ve aslanı ne yaptı? Kendi oyununa, kendi tezgahına doğru çekmeye başladı. Bir tuzak kurdu. O tuzağa doğru aslanı götürdü. Aslan neydi? Nefs-i Emmare’ydi. Tavşan neydi? O da Nefs-i Kamile’ydi yani kemalâta ermiş, olgunluğa ulaşmış, doğru akla ulaşmış bir simgeydi tavşan bu manada. O yüzden tavşan ne yaptı? Dedi ki ben sana gelecektim ama yolda bir aslana rastladım. Yanında bir tane de dedi semirmiş,

taze bir tavşan vardı. Onu da sana hediye olarak getiriyordum. Ama o yoldaki tavşan bizi engelledi. Ben canımı zor kurtardım dedi. O aslan da hiddetle o kendisine rakip olan, kendisini böyle yoldan alıkoyan o aslanı parçalamak için yola çıktı ama o yavaş yavaş nereye gidiyordu? Tavşanın kurmuş olduğu tuzağa gidiyordu ve o tuzağa doğru ne yaptı? Yol aldı. Nereye kadar geldiler? En sonunda kuyunun başına geldiler. Kuyunun başındalar.

“Daha ziyade zalim olanın kuyusu daha korkunçtur. Adalet ‘daha kö-

tüye, daha kötü ceza verilir’ buyurmuştur.”

Demek ki tavşan şimdi nasihat ediyor diyor daha zalim olan normalde bu kuyu bir şey değildir ama bir de zalimlerin kuyusu vardır. O zalimlerin kuyusu daha korkunçtur. Adalet, daha kötüye daha kötü ceza verilir, buyurmuştur. Adalet ne yapar? Doğru adalet zalime gerekli olan cezayı verir. Kim bir kötülük yaparsa adalet o kötülüğünün karşısında onun cezasını vermeli. Bir de hak ettiği cezayı vermeli ki adalet adalet olsun ve bir de adalet gecikmeden verilmeli ki o zaman adalet adalet olsun. Doğru adalet uygulanmıyorsa orası zulümle idare ediliyordur. Zulümle idare edilen yerler de batmaya, dağılmaya mahkumdur. O yüzden Şura Suresi, ayet 40: ‘Kötülüğün karşılığı ona denk bir kötülüktür.’ Demek ki kötülüğün karşılığı, ona denk bir kötülük. Yani bu demek değildir ki size birisi kötülük yaptığında siz de ona kötülük yapın, kötülüğe denk bir kötülük devletin verecek olduğu ceza. Ona denk olacak. Ona denk olmazsa o zaman ceza yerli yerini bulmadı. Yani bir kimse birisini haksız yere öldürdü, haksız yere öldüren kimsenin denk cezası öldürülmesi. Eğer böyle değil ise o zaman adalet yerini bulmadı. ‘Kim affeder ve ıslah ederse ecri Allah’a aittir. Muhakkak ki Allah zalimleri sevmez.’ O zaman normalde kötülüğün karşılığı denk kötülük ama affederse. Bakın burada affetme yetkisi kime ait? Kötülük kime yapıldıysa ona ait. Bir başkasına ait değil bu. Birisi sizin paranızı çaldı, ancak siz affedersiniz. Birisi sizin namusunuza tasalluk etti, ancak namusuna tasalluk edilen kimse affedebilir. Onu devlet affedemez, onu krallar affedemez, onu hacısı hocası şeyhi, piri affedemez. Kim affedecek onu? O kötülüğe maruz kalan kimse. O kendi malına, canına, namusuna, şerefine, haysiyetine dokunulan kimse ancak affedecek. Başka türlü bir başkası onun adına affedemez.

Yine başka, Bakara ayet 194’te ‘kim size saldırırsa siz de tıpkı onun saldırdığı gibi ona saldırın.’ Bu da devlet hukukudur, bu da devletin hukukudur, bu da ümmetin hukukudur. Bir devlet veya bir topluluk ümmete saldırıyorsa ümmetin de ona saldırma hakkı doğar. Bu kaçınılmaz sondur. Birisi sizin sınırlarınızı ihlal ederse sizin de ona karşılık verme hakkınız doğar, birisi sizin malınıza, mülkünüze, canınıza kast etmeye kalkarsa saldırırsa sizin de kendinizi koruma hakkınız doğar. Hatta saldırma hakkı doğar çünkü bir

kimse size elinde bıçakla veyahut da elinde tabanca ile saldırırsa siz ona bu sefer müdahalede bulunsanız onu öldürseniz islam hukukuna göre ölen insan iki günah işlemiş oldu. Neden? Silahı önce o çekti. Bıçağı önce o çekti, tabancayı önce o çekti. Tabancaya önce o davrandı. Bu sefer o, iki suç işlemiş oldu, iki katil oldu. Çünkü saldırana karşı saldırmak sizin hakkınız oldu, saldırana karşı saldırmak! Ülke olarak düşünürseniz, bir ülkeye bir ülke saldırırsa o ülkenin ona saldırması hak oldu. Hani bazen zaman konuşuluyor ya işte Afganistan’daki hani adı neydi topluluğun? Taliban. Ne? Taliban terörist. Sebep? işgale karşı çıktığı için. O zaman Kurtuluş Savaşı’nı yapan bütün zevat, terörist mi olacak? Sebep? Ülkeyi işgalden kurtarmak için mücadele edenler terörist mi olacak? Saldırmışsın! Kim saldırmış? Rusya. Kim saldırmış? Amerika. Kim saldırmış? Fransız’ı, ingiliz’i osu busu…Bütün hepsi de toplanmış saldırmışlar. Oranın yerel halkı ülkesini savunuyor. Sen nerden terörist diyorsun ona! Ama tırnak içerisinde batı, batı tırnak içerisinde, kim onun menfaatini savunmazsa terörist ilan eder. Batının stratejisi, oyunu, tezgahı budur. Hilesi budur. Siz batının menfaatlerine uygun hareket etmezseniz ülke olarak da terörist olursunuz, topluluk olarak da terörist olursunuz, gerici olursunuz, yobaz olursunuz. Ondan sonra her şey olursunuz ama saldıran, kendine bakmaz! Adamlar bir gün sabaha karşı Libya’yı komple bombaladılar. Ne Birleşmiş Milletler kararı var ne bir şey var! Hiçbir şey yok, hiçbir şey yok! Zaten bu Birleşmiş Milletlermiş, oymuş buymuş hepsi de fasa fiso bunların! Gavurcuklar toplanmışlar, bir birlik kurmuşlar, başka bir şey değil. Kendilerine uygun beş tane de çete koymuşlar ona, o beşli çete yönetiyor orayı, başka bir şey değil! Birleşmiş Milletler ’in kararı mı var Libya’ya saldırılacak diye? Zaten bir ülkeye saldırmak için Birleşmiş Milletler kararı mı olur ya? Var mı böyle bir şey! Ama saldırır! Veyahut da Afganistan’a saldırır, Suriye’ye saldırır. Saldırır, bakın saldırır ve o saldırıya karşı çıkanların hepsi de terörist olur.

Oysa islam, Müslümanlara bu hakkı veriyor. Saldırana saldırırsınız, saldırana saldırırsınız. Diyeceksiniz ki yine bu ayetleri, bakın bunları böyle konusu geldiği için söylüyorum bunu, adaletle alakalı, Ümmeti Muhammed’i uyuşturuyorlar, Ümmeti Muhammed’i uyutuyorlar, Ümmeti Muhammed’i uyuşturaraktan, uyutaraktan ülkelerini, ülkelerini sömürüyorlar. Yeraltı zenginlikleri, yerüstü zenginlikleri, insan zenginlikleri, parasını pulunu her şeyini sömürüyor, her şeyini sömürüyorlar. Adamların hiç bir iş yapmalarına gerek yok. Oturdukları yerde kağıtla oynuyorlar, senin bütün kazancını alıp götürüyorlar. Kağıtla oynuyorlar, bildiğin kağıtla. Saldırıyorlar. Neyle saldırıyorlar? Ekonomi ile kağıtla saldırıyorlar. Bir yılda ülkede dolar %40 değer kazanmış. Bu bir saldırı, bakın bu bir saldırı. Saldırınca

senin de ona saldırma hakkın doğuyor. Saldırı illaki kılıçla, silahla, tankla, tüfekle değil. Saldırıyor! Bütün islam dünyasına saldırıyor, bakın bütün islam dünyasına saldırıyor. Saldırıyor! Bu saldırıyı görmüyor islam dünyası. Adam oturduğu yerde, bir yılda oturduğu yerde, bakın oturduğu yerde kılını kıpırdatmadı. Adam oturdu bilgisayarın başına, al takke ver külah! O beyaz kağıt senin, bu siyah kağıt benim, bu mavi kağıt senin, o kağıt senin, bu kağıt benim, yıllık %40’ımız gitti bizim! Saldırı! Bildiğiniz saldırı. Burdan şunu çıkarmayın, yok bu hükümete yönelik konuşuyor, işte hükümeti destekliyor, hükümeti temize çıkarıyor, böyle bir şey konuşan kimse beni anlamamıştır. Ben ülkesini seven, devletini seven, milletini seven bir insanım. Hangi hükümet olursa olsun %40 bir ülkede dolar prim yapıyorsa saldırı altındadır o ülke. O ülke saldırı altındadır, o ülke topyekûn bu saldırıya karşı saldırıyla cevap vermesi gerekir. Topyekûn! Ancak adalet o zaman tecelli eder. Bu uluslararası adalet; senin ülkene saldırıyorlarsa, senin cevap verme hakkın doğar senin.

Senin ülkene terörle saldırıyorlarsa senin topraklarına fuhuşla saldırıyorlarsa uyuşturucu ile saldırıyorlarsa faizle saldırıyorlarsa senin ülkene haramlarla saldırıyorlarsa, ahlaksızlıklarla saldırıyorlarsa senin buna cevap verme hakkın doğar. Ülke Müslümanları uyuşturulmuş vaziyette. Ülke Müslümanları uyutulmuş vaziyette. Ülkenin insanları uyumuş ve uyutulmuş! Teker teker kaleleri zapt ediliyor, teker teker! Saldırı altındayız. Ahlaki saldırı altındayız, kültürel saldırı altındayız, ekonomik saldırı altındayız, askeri saldırı altındayız. Bunu görmüyor insanlar ve böyle devam ettiği müddetçe adalet yerini bulmaz. Ahlaki saldırı altındayız. Kur’an ve sünnetin dışındaki ahlak normal ahlakmış gibi içimize otutturuluyor. Ne kadar Kur’an ve sünnetin dışındaki ahlaksızlık var ise hepsi de birer yeni ahlaki sorunmuş gibi bizim önümüze konulup bunu kabul etmemizi istiyorlar. Ahlaksızlık saldırısının altındayız, uyuşturucu saldırısının altındayız. Bu ahlaki çöküntü devam ettiği müddetçe hiçbirimizin eşi, kızı, oğlu, gelini, torunu emniyet altında değil. Adam daha dün haberlerde var! Adam samuray kılıcıyla yoldan geçen kadını kesiyor ya! Tanımadığı insanı kesiyor. Hadisi şerif: ‘ Ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki öldüren neden öldürdüğünü bilmeyecek, ölen de niçin öldüğünü bilmeyecek.’ Adalet tecelli etmez, tesis edilmezse siz bu saldırılara cevap veremezsiniz. Adam kendince düşünür ben on yıl yatar sonra çıkarım düşüncesiyle gidip birisini çatır çatır vuruyorsa siz adaleti tesis edemezsiniz. Adam, kadın benden boşanmasın diye boşanıyor diye nasıl benden boşanır diye gidip kadını canice öldürüyorsa katlediyorsa ve siz onu katletmiyorsanız adalet olarak, durduramazsınız ne kadın cinayetini, ne çocuk tecavüzünü ne de kadın tecavüzünü durduramazsınız.

Adalet çünkü, adalet olmazsa ülke çöker. Bir kadın on tane daha adam dolaşsa onlarla da zina etse onlarla cinsel ilişkiye girse onun nikahı düşmez deyip hükmediyorsanız siz durduramazsınız bunu. Adalet tecelli edecek! Adalet! Bakın namazdan önemlidir adalet, oruçtan önemlidir adalet, bütün ibadetlerden önemlidir adalet. Senin namazı rahat kılabilmen için adalet lazımdır. senin ibadeti rahat yapabilmen için adalet lazımdır. Senin canını, malını, çocuğunu, ırzını, namusunu, şerefini, evini koruyacak olan adalettir. Adalet! Allah bizi muhafaza eylesin.

O yüzden adalet terazisi şaşarsa devlet zulmeder, insanlar zulmeder, o zulüm kuyusu aslanın zulüm kuyusundan daha berbat olur. ‘Eğer ceza verecek olursanız size reva görülen o kuvvetin misillemesi ile ceza verin. Sabrederseniz elbette bu sabredenler için daha iyidir.’ Nahl Suresi, ayet 126. Kur’an böylece bize ne yapar? Adaleti öngörür ve kısası önümüze koyar. Demek ki misliyle hareket edilecek, misli ile ceza vereceksin. Misliyle ceza vermezsen sen adaleti sağlayamazsın ve boşuna uğraşmış olursun devamlı. Havanda su döversin. Yapanın yaptığı da yanına kâr kalır. Öyle olduğu müddetçe de bu devam eder. Sufiler ne kadar ahlakı umdeleri ayakta tutup insanların ahlakını düzeltmek için uğraşırlarsa uğrasınlar eğer devletin adalet sistemi, bu güzel ahlaki sistemi ceza yöntemi ile desteklenmezse bir sonuç elde edilmez ve sokaklar güvenli olmaz, şehirler güvenli olmaz, toplum güvenli olmaz. Çünkü adalet tecelli etmiyor. Allah muhafaza eylesin ama normalde Rabbim tabii affa davet eder, affedenleri üstün tutar amma ve lakin o suça maruz kalan kimsenin affetmesi gerekir. Allah bizi affetsin inşallah.

“Ey zulümle bir kuyu kazan! Sen kendin için tuzak hazırlıyorsun.”

O zaman sen bu zulmeden; sana geçici bir kuvvet verilmiş, geçici bir kuvvet verilmiş, senin kuvvetin kudretin, şanın şöhretin, şatafatın geçici. Bu alemde kalıcı olan Allah. Sen eğer ki bu geçici dünyada sana verilen geçici bir kuvvetle, kudretle, güçle, zulmediyorsan bil ki kendine zulmediyorsun ve bil ki o zulüm kuyusunu kendine hazırlıyorsun, başkasına değil. Sen kendince başkasının zulmettiğini düşünüyorsun, başkasını kandırdığını düşünüyorsun, başkasını aldattığını düşünüyorsun, başkasını yaraladığını düşünüyorsun, başkasının sen zarar verdiğini düşünüyorsun. Değil. Ya? Sen kendi zulüm kuyunu hazırlıyorsun.

“İpek böceği gibi kendi etrafını örme; kendine kuyu kazarsan bari kararlıca kaz. Zayıfları sen yardımcısız, kimsesiz sanma. Kuran’dan ‘İza cae nasrullah’ı oku.”

ipek böceği ne yapar? Kendince etrafına ipek örer, örer, örer, örer; ördükten sonra kozanın içerisinde kendini hapseder ve ölür. Sonunda ölür. Şimdi ipekçilik yapanlar ne yapar? O koza, ipek kendisi içinde öldüğünde, hemen

onu sıcak suyun içerisine atarlar. Neden? içinden tekrar onun bir kurtçuk çıkacak, bütün ipeği keser dışarı çıkmak için. Böylece kozanın hiçbir anlamı kalmaz. Onun içerdeki o nüveyi, kurtçuğu öldürürler. Ondan sonra ipeği tekrar çıkarırlar. Demek ki normalde Sen de kendi etrafına ya zulüm kuyusu örüyorsun kazıyorsun ya da sen bahar bahçesi kuruyorsun. iyilik yaparsan etrafa, adaletli davranırsan, sen iyilik kuyusu kazmış olursun. Kötülük yaparsan, sen etrafına kötülük kuyusu kazmış olursun. O yüzden kimsenin hakkına hukukuna tecavüz etme, kimseyi aldatma, kimseyi kandırma. Hiç kimsenin malına, mülküne, karısına, kızına elini uzatma. Haksızlık yapma. Yapma! Tuzak kurma. O tuzağı kendine kuruyorsun. Allah muhafaza eylesin ve Müdessir Suresi, ayet 38: “ Her nefis kazandığı ile bağlıdır.” Yani sen ne kazanıyorsan ona bağlısın. iyilik yaptıysan sen o iyiliğe bağlısın, kötülük yaptıysan sen o kötülüğe bağlısın ve kötülük yaptıysan senin önüne gelecek o. Ayeti kerime: “Zerrece iyilik yapanın iyiliği mükafatsız kalmaz, zerrece kötülük yapanın kötülüğü cezasız kalmaz.” O zaman sen zerrece kötülük yaparsan tövbe edip geri dönüp kötülük yaptıklarınla helallaşmazsan cezanı çekersin ama iyilik yaptıysan muhakkak ki iyiliğin mükafatını alırsın. ‘Kıyamet günü herkes dünyada iken yaptığı iyilik ve kötülükleri önünde hazır bulacak ama kendisi ile günahları arasında çok uzun bir mesafe olmasını isteyecek. Allah sizi azabından sakındırıyor çünkü Allah kullarına çok şefkatlidir.’ O zaman kıyamet günü iyilikler de kötülükler de senin önüne gelecek. Kıyameti bekleme canım kardeşim. Sen daha bu dünyada iken yapmış olduğun kötülükler senin önüne gelecek. Sen daha bu dünyada iken yapmış olduğun iyilikler senin önüne gelecek. Bunun üzerinde şüphe etme. Bunun üzerinde şeytanın vesvesesine kanma. Zerrece iyilik yaparsan onun mükafatını alacaksın ama o mükafatı dünyada almaya çalışma, acele etme, haris olma.

‘insan acelecidir’ ayeti kerimesi sende tecelli etmesin. Bekle, o iyiliklerinin karşılığını ahirette iste. O mahşer yerinde iste. Hiç kimsenin hiç kimseye yardım edemeyeceği o hesap anında, o hesap gününe sakla iyiliklerini. Burda da insanlara anlatma. Hava atma. Şuna yardım ettim, bunun karnını doyurdum, şuna şunu verdim, buna bunu verdim, şurda şöyle koştum, burda böyle koştum… bunu dillendirme, sus! Yapmış olduğun kötülükleri de dillendirme, yapmış olduğun yanlışlıkları ve günahları da dillendirme, onu şahitlendirme. Onu şahitlendirerekten Allah’ın af ve mağfiretine kesik atma. Allah örtmüş senin o günahını, sen onu açma, bir başkasına anlatma. Zamanın birinde bir günah işlemişsin, bunu anlatmak zorunda değilsin. Anlatma! Tövbe etmişsin, geri dönmüşsün, anlatma ihtiyacı duyma. Bu ancak peygamberlere. Ancak bu Allah velilerine mahsus bir şeydir. Ölçü olsun diye

anlatırlar. Biz de bunu böyle böyle yaptıydık, siz yapmayın manasındadır o. Sen kendini velilerden sanma, veliler sınıfına koyma. Sen kendini üstad sınıfına koyma. Sen kendini mürşit sıfatına koyma. Anlatma yaptıklarını, sakla. iyiliğini de sakla kötülüğünü de sakla, ört üstünü. Birine iyilik yapmışsın, iyilik yaptığın kimse senin iyiliğini anlatıyorsa anlatsın, sen ona da tavsiyede bulunma. Benim iyiliğimi anlat deme, bırak, o iyiliğini anlatıyorsa anlatsın, anlatmıyorsa anlatmasın. Vefalıysa nankör değilse senin iyiliğini anlatacaktır. Vefasızsa, nankörse, sütsüzse anlatmayacaktır, senin iyiliğini saklayacaktır. Yok, nankör değilse vefasız değilse sütsüz değilse o zaman senin iyiliğini yedi cihana anlatır zaten, sıkıntı yapma. Sen anlatma, sen ört, Allah muhafaza eylesin. O yüzden kendi kendine kötülük yaparaktan kötülüğünü arttırma ve zulmederekten kendine zulümden bir hapishane yapma, zulümden bir kuyu kendine kazma. Allah muhafaza eylesin ve sakın zayıfları, kimsesizleri, dulları, yetimleri, toplumun içerisinde zayıf olanları ezmeye çalışma, zayıf olanları ezmeye çalışma, zayıf olanları ütmeye çalışma, zayıf olanları hor hakir görme, fukaraları hor hakir görme, kimsesizleri hor hakir görme. Kimsesizlerin kimsesi olan Allah’ı hatırla.

Fukaranın sahibi olan Allah’ı hatırla, güçsüzün sahibi olan Allah’ı hatırla. Sakın ha bu zayıftı, bu güçsüzdü, bu fakirdi, bu küçüktü, bu büyüktü, şu bu mahalledendi, bu bu ırktandı, bu şundandı, bu bundandı deyip de onun başını ezme. Zulmetme insanlara. insanların arasında adaletle hükmet, merhametle hükmet, şefkatle hükmet, sevgi ile hükmet. Sakın ha kardeşlerin arasında ayrım yapma. Bu zengindi, bu fakirdi, bu memurdu, bu amirdi, bu işçiydi, bu şuralıydı, bu buralıydı, bu şundandı, bu bundandı ayrım yapma. Zulmetme! Allah diyene zulmetme! Dilinle zulmetme, gözünle zulmetme, elinle zulmetme, ayağınla zulmetme, kalbinle zulmetme. içinden buğzetme Allah diyene! Sen onu güçsüz görme. Sebep? Allah var! Mekke müşrikleri de Hz. Muhammed’i Mustafa’yı güçsüz görüyorlardı. Sen de Mekke müşrikleri gibi olma! Üç kuruş parana bakaraktan fukaraları ezmeye çalışma. Bu dünyanın geçici makamına bakaraktan fakir fukara vatandaşa tepeden bakma. Tepeden bakan gözün çıksın senin! Yapma! Sebep? Sen öyle yaptığın zaman kibre girdin. Allah kibirlenenleri sevmez. Allah kibirlenenleri helak eder. Allah kibirlenenleri baş aşağı döndürür, baş aşağı döndürür! Allah kibirlenenleri batırır, yapma! Yapma! Sebep? Ne diyor Hz. Pir? ‘izacaenasrullah’ı oku. Onu okumadın mı diyor. Hafız oku bakayım izacayı. (Nasr Suresi okunur)

işte müşrikler, Kureyş müşrikleri, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini, en zayıf gördükleri yerde, en güçsüz, en kuvvetsiz, yetim, arkasında asker yok, polis yok, tank yok tüfek yok, kendi kavmi bile terk etmiş

onu ve o esnadayken Cenab-ı Hak, ötelerden ona müjde veriyordu: ‘izacae nasrullahi vel feth’ yani diyordu ki Allah’ın kurtuluşu nusreti ve fethi geldiği zaman ve insanlar topluluklar halinde bölük bölük islam’a girdiği zaman, bölük bölük ve diyordu ki Cenabı Hak, hemen Rabbini hamd ile tesbih et, Allah’a hamd et, Allah’ı zikret ve ondan mağfiret dile. Şüphesiz ki o ‘Tevvab’dır. Yani tövbeleri kabul edendir. Demek ki sen kendince kendini güçlü görüp müslümanları, müminleri zayıf görme. Kendini güçlü görüp zayıfları ezmeye kalkma. Kendini güçlü görüp sûfileri, zikredenleri ezmeye kalkma, onları yerle yeksan edeceğim deme, onlarla alay etme, onlara tuzak kurma. Görürsün ki Allah’ın ötelerden bir fetih nefesi, ötelerden bir nusret, kurtuluş nefesi gelir ve nasıl Kureyş müşriklerini Cenab-ı Hak helak ettiği gibi seni de helak eder. Sen Müslümanlara tepeden bakma, sen zayıflara tepeden bakma, sen dul ve yetimlere tepeden bakma. Bunun kimi kimsesi yok deyip tuzağa düşürmeye çalışma. Allah seni kendi kazdığın kuyuya gönderir. Tövbe Et! Sakın eşlerinize, çocuklarınıza zulmetmeyin. Kadın deyip zayıf görmeyin. Sakın çocuk deyip zayıf görmeyin. Sakın ha! Kendi zulüm kuyunuzu kazmış olursunuz. Kendi zulüm kuyunuzu kendi kendinize yapmış olursunuz. Allah muhafaza eylesin.

“Sen filsen, düşmanın senden ürkmüşse sana ceza olarak işte ebabil

kuşu gelip çattı.”

Haydi Fil suresi. (Fil suresi okunur)

Eyvallah! Allah razı olsun. Cenab-ı Hak ne yaptı? Fil Suresini indirdi. Geçmişte olan bir şeydi. Ne yaptı Ebrehe? Bütün fillerle beraber ordularıyla Kabe’yi yıkmaya gelmişti. Kureyşliler şaşkın, ne yapacaklarını bilmiyorlar ve Kâbe’nin etrafında ne kadar sürü varsa; koyundur, keçidir, devedir hepsine el koydular. Zalimler böyledir, kafirler böyledir. El koyar. Hz. Muhammedi Mustafa’nın sallallahü ve sellem hazretlerinin dedesi, Ebrehe’ ye gitti. Dedi ki benim şu develerimi ver. Ebrehe bir kahkaha attı. Dedi ya ben Kabe’yi, şehrinizi yakacağım, yıkacağım, yağmalayacağım her şeyi. Sen dedi develerini mi almaya geldin, aklını mı yitirdin? Verdiği cevap muhteşem. Dedi ki Kabe’nin sahibi Allah’tır. Orayı koruyacak olan o dedi. Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.) hazretlerinin soyu temizdir. Onun soyu hiç müşrik olmamıştır. ibrahimîdir. Şimdi yeni yeni zırtapozlar çıkıyor, soyunun temizliğini inkar ediyorlar. Hani işte müşrikti dedeleri diyorlar. Değil! Hepsi de ibrahimîdir. Hepsi de! Çünkü Hz. Muhammedi Mustafa Sallallahu Aleyhi ve sellem hazretleri, ibrahim’in soyundandır. O ismail’den gelir, ishak’tan değil. ishak de peygamberdir ama o, onun soyu ismail’den gelir ve hiç mi hiç müşrik olmamıştır. Onun soyu tertemizdir. Bu da ona delildir zaten.

Dedesinin sözü, derki: ‘Beytullah’ın sahibi Allah. Onu koruyacak olan o’ der. ‘Sen benim develerimi ver.’ Bir kahkaha atar, hoşuna gider, bu saf der kendince. Der ki ya ben hepsini, bütün Kabe’yi yıkacağım, bu devesinin peşinde! Verin şunun develerini der. O develerini alır gider ve Ebrehe fiilleri ile beraber Mekke’nin üzerine yürüdüğünde ve baştan o. Biz, her yerde farklıdır o kuşların adı. Biz kırlangıç deriz. Siz ne dersiniz burada? Çamur taşır boyna. Adem, sizde mi kırlangıç diyorsunuz? Kırlangıç diyorsunuz, evet. Onlar böyle çamur taşırlar, böyle hızla bir yuva yaparlar çamurdan, böyle muhteşem sanat eseri gibi, bakın muhteşem bir sanat eseri yaparlar ve o çamur nasıl kurur, birbirine nasıl yapışır, orda, köşede nasıl durur hayret edersin ama boyna gider gelirler onlar. Gidip gelirler, bir bakarsın sen böyle çok hızlı takip edemezsin, orda bir yuva yapmış, kırlangıç yuvası. Bizim Bayındır’da hiç kimse o yuvaları bozmaz, bizim Bayındır’ın yerel halkının böyle şeyleri vardır, yuva bozmazlar. Ne yuvası olursa olsun. Kuş yuvası bozmaz, ne kuş olursa olsun. Adem, siz bozuyor musunuz? Demirtaş’ta da bozmuyorlar. Demirtaş, Bayındır zaten ya, hamdolsun! Hiç bozmazlar bizim orda da, hiç dokunmazlar bile. işte o kırlangıçlar, küçücük o, bakın küçücük çamur, bildiğiniz çamur, toprak. Diyor ki Cenab-ı Ha: ‘Onların’ diyor ‘düzenlerini boşa çıkarmadı mı Allah’ ayet-i kerimede. ‘Fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi, duymadın mı?’ Sen kendi zayıflığından ümitsizliğe düşme. Sen ülke olarak kendi kendine zayıflık ümitsizliğine düşme. Ümmet olarak zayıflık ümitsizliğine düşme. Ümmet olarak güçsüz zayıflığına düşme. Toplum olarak güçsüz zayıflığına düşme. O gün için, o günün, bu günkü tabirle süper devleti hükmünde olan, süper silahları olan, devasa askerleri, devasa silahları olan Ebrehe’nin ordusunu, kuşların ağzındaki toprakla helak eden Allah. Sen niye ümitsizliğe düşüyorsun? Öbür taraftan da, sen fil gibi olsan, bu kadar güçlü olsan ve sen zayıf insanları ezmeye kalkarsan sana küçücük toprak tanesi yeter. Seni helak eder. Sen güçsüzleri ezmeye kalkma. Sen kimsesizleri ezmeye kalkma. Sen fakiri fukarayı ezmeye kalkma. Sen makamı olmayan insanlara tepeden bakma, ezmeye kalkma.

Fil suresini oku. O Ebrehe’nin ordularının nasıl battığını nasıl helak olduğunu oku ders al ondan ve o Kabe’yi yıkmaya gelen, o Mekke’yi yıkmaya gelen o Hristiyanların ne hale geldiğini öğren. bize Ebrehe’nin Hristiyan olduğunu söylemezler, bizde çünkü Hıristiyan sevicileri var. Ebrehe ve orduları, komple fil ordusu ve ordularının başındaki ve Kralı komutanı ve askerleri Hristiyan’dır. Hristiyan! Bu Hristiyanların Kabe düşmanlığı, bu Hristiyanların islam düşmanlığı yeni değildir. Hala daha düşmandır. Cenab-ı Hak o yüzden ayeti kerimede: ‘Siz Yahudileri ve Hristiyanları kendinize dost tutmayınız, dost görmeyiniz.’ der. Bunların düşmanlıkları kadimdir. Bunların

düşmanlıkları bitmez. Aldanma! Kanma! Onlarla dost olacağım diye uğraşma! Onlar ancak kılıçtan anlar. Onlar ancak savaştan anlar. Onları ancak kılıçla ancak savaşla durdurabilirsin. Başka türlü durduramazsın. Onlar sana saldırınca sen de onlara saldırmakla mükellefsin. Başka türlü gelirler, senin yurdunu işgal ederler. Gelirler, seni sömürürler. Gelirler senin ahlakını, dinini, imanını, her şeyini ne yaparlar? Perişan ederler. Bu batılı olacağız diyen soytarılara kanma. Bu batının satın aldığı, bu batının çilbirini elinden tuttuğu din adamlarına, batının çilbirinden tuttuğu alimlere, batının çilbirinden tuttuğu şeyhlere, batının çilbirinden tuttuğu cemaatlere, partilere, siyasilere, bürokrasilere kanma. Bunlar satılmış beyin! Bunlar satılmış kalp! Bunlar kendilerini satmışlar batıya! islam dünyasının içerisinde 200 yıldan beri bunlar çöreklenmiş; şeyhiyle, alimiyle, dervişiyle, bürokratıyla, paşasıyla, poşasıyla, valisiyle, kaymakamıyla, 200 yıldan beri, 200 yıldan beri tüccarıyla, dönmesiyle, ermenisiyle, yahudisiyle, hıristiyanıyla çökmüşler Anadolu’nun kara bağrına, çökmüşler islam dünyasının üzerine! Sömürüyorlar boyna. Böldüler, parçaladılar, bir daha böldüler, bir daha parçaladılar, şimdi bir daha bölüp, bir daha parçalamayı düşünüyorlar. Yutacaklar, doymuyorlar bunlar! Ebrehe nasıl doymadıysa, bunlar Ebrehe’nin torunları. Bunlar doymaz! Bunlar doymaz! Bunları doyacak diye düşünmeyin. Bunları doyacak diye düşünmeyin. Bunlar doymaz! Aynı böyle bu kafada olan, islammış gibi görünen zalimler var. Bunlar bizdenmiş gibi görünüyorlar; bizim insanımızı eziyorlar, bizim insanımızı sömürüyorlar, bizim insanımıza tepeden bakıyorlar.

Evet! Bizle beraber namaz kılıyor ama bizi ezmeye çalışıyor! Bizle beraber namaz kılıyor, bizi ütmeye çalışıyor! Bizle beraber namaz kılıyor, bizi aldatmaya çalışıyor önce. Bunlar Ebrehe’nin torunu her biri, değişmiyor! Kanma! Ey Müslüman kardeşim! Kanma bunlara! Aldanma! Bunların kökü bile dışarda, soyu da dışarda, sütü de dışarda, kanı da dışarda. Bunlar bu toprakların insanları değil. Değil! Bunlar satmışlar kendilerini. Bunların geldilerine iyi bakmak lazım. Önceden Agop’tu şimdi Yakup mu oldu, bakmak lazım! Önceden neydi de şimdi ne oldu bakmak lazım. Neden soy ismi kanunu çıkarıldı, bakmak lazım! Neydi? Önceden dedeleri hahambaşı olan, şimdi çocukları ne yapıyor bu ülkede, bakmak lazım! Çocuklarını toplumdan gizli hangi kilisede vaftiz ediyorlar, bakmak lazım! Çocuklarını, torunlarını hangi kilisede gizli olarak kiliseye kaydettiriyorlar, bakmak lazım! Bu ülkede hala daha kiliselerde, kiliselerde, yeni doğan çocukları vaftiz edilir ve kiliseye kaydedilir. Hala daha bu ülkede havralarda yeni doğan çocuklar vaftiz edilip havraya kaydedilir. Sen adını Yakup bilirsin. Sen Yakup bilirsin onu. O senin başına vali gelir, o senin başına milletvekili olarak gelir, o

senin başına tüccar olarak gelir, o senin başına belediye başkanı olarak gelir. Bakmak lazım! O senin başına dışişleri bakanı olur, o senin başına içişleri bakanı olur, o senin başına maliye bakanı olur, o senin başına hazine bakanı olur. Bakmak lazım! Adı derviştir, bakmak lazım. Nerde şimdi sordunuz mu? Evet. işte ümmet, ümmet ümitsizliğe düşmeyecek. Diyecek ki Ebrehe’nin orduları var, benim de Rabbim var. Rabbimin de sayısız kuşu var. Rabbim isterse helak eder diyecek. Ben o yolda yürüyeyim. O yolda yürüyecek inşallah.

“Yerde bir zayıf aman dilerse gökyüzü askerleri birbirine karışırlar.”

Yerde bir zayıf, bir mazlum, bir mağdur, bir garip aman dilerse gökyüzü birbirine karışır. Allah mazlumun yanındadır. Allah fukaranın yanındadır, Allah ezilenin yanındadır, Allah haksızlığa uğrayanın yanındadır. Sen unutma Allah’ı. Ya Rabbi de. Senin intikamını alacak olan o ve ne zamanki mazlumlar ‘Ya Rabbi’ demeye başladı, gök ‘Ya Rabbi, der, bulutlar ‘Ya Rabbi’ der, sema ‘Ya Rabbi’ der. Arş-ı alâ titrer, ‘Ya Rabbi’ der, ‘bu kulun’, ‘bu kulun’. Kalbin açıksa bu feryadı duyarsın. Kalbin örüldüyse günahla, küfürle, isyanla, şirkle, kalbin örüldüyse dünya sevgisiyle, dünya tamahıyla, kalbin örüldüyse eğer başka şehvani arzularla, senin kalbin nefes almaz ötelerden. Almaz! Almaz! Senin kalbin çünkü Allah’ın nuru ile örülmemiş. Allah’ın zikriyle örülmemiş, Allah’ın sevgisi ile örülmemiş. Senin kalbin Allah’ın kudretiyle, kuvvetiyle örülmemiş. Sana Yemen’den gelen Rahman’ın kokusu burnuna gelmiyor. Benim burnumdan farkın yok, burun koku almıyor. O zaman sen göklerin Yarabbi deyişini duyamayacaksın. Duyamayacaksın! Ancak tövbe eder, zikreder, zulmettiysen geri döner, af diler ve zulmettiklerinden helallik alırsan Allah Tevvab u Rahimdir. O tövbeleri kabul eder. O seni karanlıktan yeniden aydınlığa çıkarır. O seni tekrar nuruna kavuşturur. Allah muhafaza eylesin.

“Sen birisini dişinle ısırıp da kan içinde bırakırsan diş ağrısına tutu-

lunca ne yaparsın?”

Hz. Pir’ e bak. Sen diyor birisine dişinlen ısırdın, kan içinde bıraktın. Isırdın onu, onun canını acıttın, ona haksızlık yaptın, ona zulmettin, dişin ağrıyınca ne yapacaksın, kime yalvaracaksın? O zaman anlarsın! Allah muhafaza eylesin. O yüzden sakın ha merhameti elinden bırakma. Ebu Davut’ta ve Tirmizi ’de geçiyor hadisi şerif: ‘Merhametlilere Rahman olan Allah da merhamet eder Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki yüce Allah da size merhamet etsin.’ Merhamet et canım kardeşim. Zayıflara merhamet et, fukaralara merhamet et, kimsesizlere merhamet et, senden yardım isteyenlere merhamet et, sufi kardeşlerine merhamet et, etrafına merhamet et. Annene babana merhametli davran, eşine merhametli davran, çocuklarına

merhametli davran, arkadaşlarına merhametli davran. Kimseye tepeden bakma, merhametli davran. Ancak o zaman merhamete layık olursun. merhametli davranmazsan merhamete layık olmazsın. Şimdi gözünün önünden geçir kimlere Merhametsiz davrandın? Şimdi gözünün önünden geçir, kimlere zulmettin? Şimdi gözünün önünden geçir, kimlere haksızlık yaptın?

Şimdi gözünün önünden geçir, annene ne yaptın, babana ne yaptın, kardeşine ne yaptın, eşine ne yaptın, çocuklarına ne yaptın, arkadaşlarına ne yaptın, çavuşuna ne yaptın, zakirine ne yaptın, şeyhine ne yaptın, sana ilim öğretene ne yaptın, sana bir harf öğretene ne yaptın, sana bir işaret öğretene ne yaptın, sana bir meslek öğretene ne yaptın? Onlara nerde vefasızlık ettin? Nerde haksızlık ettin. Nerde zulmettin? Nerde sırtını döndün gittin? Nerde hançerledin? Nerde parasını yok ettin? Nerde pulunu yok ettin? Nerde onun namusunu yok ettin? Nerde şerefini yok ettin? Nerde onu sattın? Kime sattın? Kaç paraya sattın? Kaça sırtını döndün? Şimdi bak. Bak ve kendinle yüzleş. Sen merhamete layık mısın değil misin? Bunların hepsi de benim nefsime olsun, size olmasın. Evet, şimdi bak. Hiç kimseyi suçlama. Şimdi kendine bak. insanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez. O zaman Allah’ı suçlama. Sen Allah’ı suçlama. Şimdi bizim insanımızın kaçtığı yer. Allah hazır, suçlanacak orda haşa. Mahkeme görülmüş, suçu sabit olmuş. Allah’ı atmış kodese, cezalandırmış Allah’ı! Kendi merhametsizliğini görmüyor, kendi zulmünü görmüyor, kendi yaptıklarını görmüyor, başına gelenden dolayı Allah’ı suçluyor. Canım Kardeşim! Kendi yaptığına baksana, kendini hesaba çeksene .Sen ne yaptın bir baksana ya! Yok! Allah muhafaza eylesin. Kendi yaptığına bakmıyor. Rabbim muhafaza eylesin. Merhamet ancak şakî, şaķî ne? Günahı kebaire dalmış, kalbi kararmış, cehennemlik yani, cehennemlik. “Merhamet ancak şakî kimsenin kalbinden kaldırılır.” Bir kimse merhametsiz, katıysa o cehennemliktir. O merhamet etmiyorsa merhameti yoksa o cehennemliktir. Allah muhafaza eylesin. Ancak, diyor onun kalbinden kaldırılır, hadis-i şerifte. Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden sen birisini dişliycem diye uğraşma. Zulmetme kimseye. Allah muhafaza eylesin.

“Aslan kuyuda kendini görünce hiddetinden o anda kendini düşmanından ayırt edemedi. Kendi aksini kendi düşmanı sandı, hulâsa kendisine kılıç çekti!”

Aslan neydi? Nefs-i emmareydi. Nefsi emmare olunca karşısındakinin de bir nefs-i emmare olduğunu görmedi, anlamadı ve nefs-i emmaredeki kimse cahildir, nefs-i emmaredeki kimse zalimdir, nefs-i emmaredeki kimse kördür, nefs-i emmaredeki kimse cehenneme lâyıktır, başka bir yere değil. Allah muhafaza eylesin ve o kendi aksini görünce gazaba geldi, hiddetlendi

ve gazaba gelip hiddetlenince ne yaptı? O gerçek düşman mıdır değil midir, o kuyudaki, aynadaki, aynadaki resim kimindir bilmedi ve bilmeyince hiddetle onun üzerine hücum etti. Aslında hücum ettiği neydi? Kendisiydi! Allah muhafaza etsin. ‘Ey Adam’ Hz. Pir diyor:

“Ey adam! İnsanlarda gördüğün birçok zulümler, senin huyundur. Sen,

kendi huyunu onlarda görüyorsun.”

O zaman aklını başına al, insanlarda gördüğün sana karşı olan şeylerin hepsi de senin nefsini terbiye et, onu kendinden gör. Nefsini temize çıkarma, nefsini temize çıkarırsan aldanırsın. Allah muhafaza eylesin ve diyor ki ayet-i kerimede: ‘Gerçekten insan için çalıştığından başkası yoktur.’ O zaman sakın ha kendi yaptıklarını göreceksin, kendi zulmünü göreceksin, kendi kötülüklerini göreceksin, başka bir şey değil. O zaman bu, senin yürüdüğün zulüm yolu, senin yürüdüğün haksızlık yolu, senin yürüdün uğursuzluk, adaletsizlik yolu. Allah muhafaza eylesin.

“Senin varlığın, nifakın, zulmün, gafletin onlara aksetmiştir. Sen osun, sen kendini yaralamaktasın. O anda lânet ipliğini kendine, kendin dokuyorsun! O kötülüğü sen kendin açıkça görmüyorsun. Görsen kendine kendin candan düşman olurdun.”

Yani başkasında gördüğün fenalıklar, başkasında gördüğün eksiklikler ve noksanlıklar sende ve sen o kendi kendini yaralıyorsun, kendi kendini batırıyorsun. Kendi kendini o noktada perişan ediyorsun. Tövbe et, geri dön.

“Ey ahmak! Kendine saldıran o aslan gibi sen de kendine saldırıyorsun.”

O zaman ne yapacağız? Biz kendimize saldırmayacağız ve kendimizi ahmak yerine koymayacağız. Rabbim bizi onlardan eylemesin inşallah. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. El- Fatiha maassalavat. Amin. Sohbeti çok uzun tutmak istemedim. Bir saat olmuş, sabırla dinlediğiniz için hakkınızı helal edin. Sürç-i lisan ettiysek affola. Rabbim cümlemizin günahlarını affetsin inşallah. 1325’ten önümüzdeki hafta devam edeceğiz inşallah Allah’tan bir şey gelmezse. Şuraya da not düşeyim inşallah.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Sabır, Hayret. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı