Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 1297-1310. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 4 • 21/36

1297-1310. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim

Geceniz hayırlı olsun inşallah. Cenab-ı Hak cümlemize hayır kapılarını açan, hayırda koşan kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakkı hak üzerinde mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı durup mücadele eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizin evini, işini, aşını, memleketini, Ümmeti Muhammedi korusun, muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak bütün ümmeti Muhammedi her türlü afattan, sıkıntıdan, dertten, gamdan muhafaza eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümlesini inşallahu Rahman bu zor günlerde, sıkıntılı günlerde kolaylaştırsın, işimizi gücümüzü. Rabbim cümlemizi katında muhafaza eylesin inşallah. Kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar; inşallah Mesnevi’den sohbet edeceğiz amma velâkin ben kardeşlerden bir şey saklayan, gizleyen bir kimse değilim. Böyle bir tecelliyat oldu. Sıkıntılı günler, sıkıntılı zamanlar Ümmeti Muhammed’i bekliyor. inşallah çok dua edelim. Rabbim inşallah sıkıntıdan muhafaza eylesin, korusun. inşallah memleketimizi, Ümmeti Muhammed’i, her türlü beladan, musibetten, sıkıntıdan beri eylesin inşallah. Allah izin verirse inşallah kaldığımız yerden de Mesnevi okumasına devam edeceğiz inşallah. 1297. beyitten devam ediyoruz. Konu başlığı:

Tavşanın ayağını geri çekmesindeki sebebi, aslanın ciddiyetle sorması:

“Aslan dedi ki: ‘Sen bu sebepleri bırak da şu geriye çekilmenin sebe-

bini söyle. Benim maksadım o.”

Neydi hikâye? Bir aslan vardı. Aslan malum, ormandaki av hayvanlarını avlamakla meşgul idi. Av hayvanları toplandılar. Aslana dediler ki sen

bizi korkutma. Biz her gün senin yiyeceğini önüne getirelim. Sırayla hayvanlar kendilerince içlerinden bir kurban seçip aslanın önüne kendisini kurban ediyorlardı. Diğerleri de rahat ediyordu. Sıra tavşana gelince tavşan ‘nereye kadar bu zulüm’ dedi, isyan etti. Bütün ormandaki av hayvanları tavşanı bundan vazgeçirmeye uğraştılar ama tavşan dedi ki hayır, ben bundan vazgeçmeyeceğim. Ben onu alt edeceğim, sizi bu zulümden kurtaracağım dedi ve bu sefer de aslan, o tavşanı geçen hafta anlattığımız, tavşan ona bazı hikmetli sözler söylüyordu. işte bu hikmetli sözleri söyledikten sonra dedi ki tavşan, bu normalde tavşana sorunca sen bu sebepleri bırak da şu geriye çekilmenin sebebini söyle. Benim maksadım o deyince aslan tavşan ona cevap verdi. Dedi ki o aslan bu kuyuda oturuyor. Bu kalenin içinde bütün afetlerden emin dedi. Aklı olan kimse oturmak için kuyu dibini seçmiştir. Çünkü gönül sefalarını halvette bir kimse sağlar dedi. Tabii burdaki hani daha önce de bahsettiydim, burdaki tavşandan murad, irfan ve ilimle terbiye olmuş, ahiretini düşünen, dünyayı da analiz eden akıl sahibi, olgunlaşmış, kemal sahibi olmuş bir kimse. O tavşandan murat bu. Aslandan murad ne? Aslandan murat da nefs-i emmaresine düşmüş bir nefis sahibi. Nefsi emmaresine düştüğünden, sadece yemekten içmekten hayatı algılıyor. Nefsi emmarenin halleri onun üzerinde tecelli etmiş. O akletmiyor, fikretmiyor, o tefekkür etmiyor, o zikretmiyor. O heva ve hevesinin peşine düşmüş bir kimse, bu Allahualem bu illaki benim dediğim doğru noktasında değil. Ta en başından itibaren bunu böyle algıladığımı söylemiştim. O yüzden o tavşan daha önce aslana olan nasihatleri, söylediği şeyler, bir kâmil akıl sahibinin nefs-i i emmare taşıyan bir kimseye nasihat etmesi. Ona tebliğ etmesi gibi ve normalde o kimse nasihati kabul etse veya o nasihatleri üzerine alsa, kendini terbiye etse, mesela hallolacak ama normalde o nefis, insanı hayvani noktaya doğru sürükleyip götürdüğünden, o aslan da heva ve hevesinden, nefsinden dolayı tuzağa doğru yavaş yavaş nereye gidiyor? O tuzağa doğru gidiyor. Tavşan onu bir müddet hani nasihatle düzeltmeye çalıştı ama yok! O illa ki işte seni bu yoldan alıkoyan neyse, onunla savaşmaya gitmek istiyorum! Tabi burda:

“Tavşan: ‘O aslan bu kuyuda oturuyor; bu kalenin içinde bütün afetlerden emin.’ dedi. Aklı olan kimse oturmak için kuyu dibini seçmiştir. Çünkü gönül sefaları halvettedir.’

E halvet denilince tabi işin içerisine sufilik girdi ve kuyu dibinde olmak girdi. Malum, tabi kuyudan da burdaki böyle yukarda hani tavşan kâmil bir kimseyi, kâmil bir aklı, aslan da nefs-i emmareyi simgeliyorsa, tavşan da diyor ki kuyunun dibi, kuyu, emin yerdir. O zaman bir mürşidin, bir velinin dergâhı emin yerdir. O veli, o mürşit, nerde durur? Kendi dergâhında,

kendi topluluğun içinde durur ve orası onun için emin yerdir. Dervişler için en emin yer, dervişlerin dergâhıdır. Orası kuyu dibidir. Kuyunun dibi nasıl yırtıcı hayvanlar her türlü afattan, en fazla korunan yerse, biz şimdi Yusuf’u kuyuya attılar diyoruz ama Yusuf kuyuda korundu. Hem yırtıcı hayvanlardan korundu hem kardeşlerinden hem de kötülük yapacak olanlardan korundu. Eyüp mağarada durdu. Eyüp Aleyhisselam mağarada durunca, mağara kuyu hükmünde ama korundu. ibrahim aleyhisselamı annesi götürdü, mağaranın içerisine koydu, sakladı. Biz mağaraya baktığımızda kötü bir yer amma ve lakin orda ibrahim Aleyhisselam korundu, muhafaza edildi. Demek ki öyle yerler vardır. Dışarıdan sanki böyle kötüymüş gibi görünür ama içine girince insan orda değişik tecelliyatlar görerekten, korunduğu bir yer olur. O yüzden bir sufi için bir derviş için korunaklı yer, o kimsenin dergâhıdır. Dergâh bir zahiridir bir de batînıdır. Zahir nedir? işte dört duvarın toplandığı yerdir. Batın nedir? O üstadın silsilesine intisap edip onun muhabbetini kazanıp onun gönül deryasında, gönül dünyasında yer edinmektir. Bu da bâtıni dergâhın içerisine giriştir. O zaman işte kuyunun içerisindeki, kuyunun içerisindeki, normalde aslandan murad, mürşidi kâmildir. Hariçteki aslandan murad ise hariçtekinden, o da nefsi-emmaredir. Bakın o da nefsi emmaredir. Çünkü kuyunun içerisindeki normalde aslan, aslında kimdi? Dışardaki aslandı ama birazdan kuyunun içine baktığında o arslan kendisini görecek. Kendisini görünce zaten içerde o ayna vazifesini görecek.

O yüzden nefs-i emmare hükmündeki insanlar, o kuyuya geldiklerinde kendilerini görürler, kendi eksikliklerini noksanlıklarını görürler eğer görürlerse. Yok görmezse o zaten Allah muhafaza eylesin, hiç kimseyi de o hale getirmesin, o kimsenin o zaman sufilikten bir payı yoktur ya da o dergâhtan payı yoktur. Kuyu dibini seçmiş çünkü gönül sefaları halvettedir. Yani halvetten burdaki kasıt, Kur’an ve sünnetin dışından Kur’an ve sünnetin içine giriştir. Heva ve hevesten kurtulup hakikatin peşine düşmektir. Şeytanın yolunu bırakıp Allah’ın yolunda gitmektir. O zaman ne olmuş oldu o? O kimse dergâhta emin yerde olmuş oldu. Şimdi burda haram bir şey olmuş olsa emin yer değil, burası emin yer olmaz. Burda haram işlenmediği müddetçe o zaman burası emin yer oldu. Burda haram tebliğ edilmediği müddetçe burası emin yer oldu ama haram tebliğ edilirse heva heves tebliğ edilirse şeytaniyet tebliğ edilirse, o zaman dışardan bir farkı kalmadı.

“Kuyunun karanlığı, halkın verdiği karanlıklardan daha iyidir. Halkın ayağını tutan, halkla karışıp görüşen; başını kurtaramamış, selamete erişememiştir.”

Burda bir nasihat daha çıkıyor, kuyunun karanlığı, halkın verdiği karanlıklardan daha iyidir. Şimdi dergâhlara gittiğinizde, tekkelere gittiğinizde

ışıl ışıl, pırıl pırıl bir yer değildir. işte örneğin burası dahi loş ışıklı. Öyle değil mi? Ya bu tasarlanmış bir şey de değil ha böyle, aman burası loş ışıklı olsun, böyle bir derdimiz olmadı tadilat ettirirken. Bu işler böyle kendiliğinden olur gidermiş gibi görünür, tecelliyat öyledir. Hiç bir dergâh böyle ışıl ışıl, parıl parıl değildir. Hep böyle loş ışık olur orda böyle birçok parlak böyle çok affedersiniz salon gibi böyle ne bileyim herhangi bir heva hefesin kol dolaştığı, kol gezdiği bir yer gibi olmaz. E şimdi orası böyle hafiften loş olur ama o dergâhın loşluğu, o dışardakinin parlaklığından iyidir, hoştur ve normalde bir başkasının daha da kuran sünnetin dışındaki karanlıktan iyidir ama halkın ayağını tutar.

Yani normalde halk ne diyor deyip de onun peşine düşen, insanların dedikodusuna, lafına, küfüne, hevasına, hevesine düşenler, hep aldanmış insanlardır. Allah peygamberlerini hep ikaz etmiştir Kuran-ı Kerim’inde. Mesela, mesela Enam Suresi ayet 116’ da: ‘Eğer sen yeryüzünde bulunanların çoğunluğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve yalnız yalan söyleyip dururlar.’ O zaman sen yeryüzünde dolaşan çoğunluğa bakma. Sen çoğunluğa bakarsan senin yolun sapar. Şimdi bize demokrasi olarak yutturuyorlar değil mi? Ne diyorlar? Çoğunluk idare edecek. Bu çoğunluğun hepsi de eşcinsel olursa eşcinseller mi bizi idare edecek? Bu çoğunluk derse ki eşcinsel bir başbakan olsun, ne yapacak? Eşcinsel bir başbakan mı olacak biz de veya bu çoğunluğu siz veya bu çoğunluğa soruldu mu ki zina suç olmaktan çıksın diye? Çoğunluğa soruldu mu ki faiz caiz olsun diye, helal olsun diye? Çoğunluğa soruldu mu içki serbest olsun diye? Çoğunluğu ya soruldu mu pavyonlar serbest olsun diye? Bu çoğunluğa soruldu mu acaba ki bilmem ne evleri bütün şehirlerde olsun yüz yirmi bin tane kayıtlı kadın olsun, yüz yirmi, yüz otuz, yüz kırk, yüz elli bin kadın da kayıt ettirmek için sırada beklesin? O zaman çoğunluk doğru yola gitmiyorsa çoğunluk işin hakikatine kör ise ne yapacağız, o körlüğü herkes kabul mü edecek ve çoğunluk nefsine uyduysa çoğunluk namaz kılmak istemiyorsa çoğunluk oruç tutmak istemiyorsa çoğunluk peygambere tabi olmak istemiyorsa çoğunluk Kuran’a tabi olmak istemiyorsa ne yapacağız? Hep beraber sapkınlığa mı gideceğiz? Demek ki çoğunluk bir meselenin halli için geçerli değil. Cenab-ı Hak diyor ki ‘yeryüzünde bulunanların çoğunluğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar.’ O zaman bize lazım olan Allah’ın kitabı Kuran-ı Kerim, onun peygamberi Muhammed-i Mustafa(s.a.v.)’in yolu. Bütün çoğunluk buna karşı çıkmış olsa bizde yolu terk mi edeceğiz? Çoğunluğa bakarsan tasavvufi hayatı istemiyorlar, sufi bir düşünceyi, sufi bir hayatı istemiyorlar. Ne yapacağız, bırakacağız mı? Peygamberler bıraktı mı? Hangi peygamberin peşinde çoğunluk takıldı gitti?

Hz. Muhammedi Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin arkasında çoğunluk mu vardı? Yoktu!

O zaman yeryüzü halkı Âdem’den itibaren büyük bir çoğunluğu hep sapkınlığın içinde kalmış. Büyük bir çoğunluğu sapkınlığın içinde kalmış. Cenabı Hak diyor yeryüzünün büyük bir, insanların büyük bir çoğunluğu sapkınlık içindedir, diye. Başka ayet-i kerimede de: ‘Andolsun ki onlardan önce geçenlerin de çoğu sapıtmıştı.’ Saffat 71. Demek ki bu çoğunluklar, bu çoğunluk güruh, hep sapkın olmuş tarih boyunca. Çünkü heva ve hevese hitap etmişler. Şeytani yola hitâb etmişler. Nasıl şu anda dünya çoğunluğu sapkın ise dünya insanlığının çoğunluğu, Kur’an ve sünnetin dışında sapkın bir hayat yaşıyorsa sapkın bir dini hayatları, sapkın bir sosyal hayatları var ise demek ki çoğunluk bizi aldatacak. Yine Yusuf ayet 103, Yusuf Suresi: ‘Sen ne kadar hırs göstersen de insanların çoğu inanmazlar.’ Demek ki toplulukların peşine düşen halkın kendince halkın peşine düşen kimse yandı keten helva. Sebep? Çünkü çoğu inanmayacaklar. Çoğu inançsız olacak. O yüzden Cenabı Hak Müslümanlara: ‘Ey iman edenler, iman ediniz’ diye tekrar hatırlatıyor. imanı hatırlatıyor. Yeniden iman etmemizi söylüyor, yeniden tövbe etmemizi istiyor, yeniden imanımızı tazelememizi söylüyor. Çünkü onlar normalde sapkınlığını dahi bilmeyen topluluklar var. Sapkınlığını bilmeyen insanlar var. Kendi sapkın hayatını doğru gören insanlar var. Kendi sapkın düşüncesini kendince doğru gören insanlar var. Adam ciddi ciddi maymundan geldiğine inanıyor. Adam ciddi ciddi faizin olması gerektiğine inanıyor. Müslüman’ım diyor bir de! Adam ciddi ciddi fuhuşun serbest olmasını istiyor. Müslüman ama bu kimse, ben Müslüman’ım diyor! Adam ciddi ciddi içkinin serbest olmasını istiyor. isteyen içsin istemeyen içmesin diyor. Adam ciddi ciddi uyuşturucunun serbest olmasını istiyor. Sapkın! Bugün Müslüman’ım diyenlere çıksanız Kur’an sünnetin hükmü ile hükmolunmasını ister misiniz deseler, bu benim tahminim, yüzde yetmişi hayır der.

Bakın Müslüman’ım diyenlerin Müslüman’ım diyenlerin çıksan bir anket yapsan, bu benim kötü zannım olsun, anket yapsan Müslüman’ım diyenlerin yüzde yetmişi, yüzde yetmişi, Kur’an ve sünnetin hükmü ile hükmedilmesini istemez. Şu anda Müslüman’ım diyenlerin yüzde yetmişi namazı kılmadıkları gibi! Müslüman’ım diyenlerin büyük bir çoğunluğunun içki içmesi gibi! Müslüman’ım diyenlerin büyük bir çoğunluğunun zinayı caiz görmesi gibi! Müslüman’ım diyenlerin büyük bir çoğunluğunun Kur’an ve Sünnet yaşantısından uzak olması gibi. Demek ki çoğunluğa baktığımızda çoğunluk bize gerekli olan doneyi sağlamıyor. Çoğunluğa baktığımızda çoğunluk bizi aldatabilir. Çoğunluk bizi yarı yolda bırakabilir. Ümmetimin, hani siz, ‘ümmetim yanlışta karar kılmaz’ dediğini sakın ha, namaz kılmayan, oruç

tutmayan, Allah’ı zikretmeyen, Kur’an ve sünnetin içindeki kaidelere karşı çıkanları ümmetten saymayın. Bir kimse ben müslümanım dese ama Kur’an ve sünnetin kaidesine karşı çıksa olmaz böyle dese, dinden çıkar çünkü. Kur’an ve sünnetle sabit bir hükmü, bu olmaz bu zamanda dese dinden çıkar. Hani var ya şimdi böyle reformist Müslümanlar. Yani bunların hepsinin de atılması lazım. Bunların hepsinin de değişmesi lazım. Bu hadislerin hepsini de atmamız lazım. Bu eski fıkıh ne kadar varsa hepsini değiştirip atmamız lazım. Yani imamı Azam, imamı Şafii, imam Malik, imamı Hanbelî, bu mezheplerin bu koymuş olduğu kaidelerin hepsini de çıkarmamız lazım atmamız lazım hayatımızdan, bize bir tek Kur’an yeter! Şimdi baktığımız zaman cümle çok güzel, bize Kur’an yeter! Sorsan şimdi adama yetmez mi desen yeter diyecek o da. iyi, Kuran’da peygambere tabi olun var. Peygamberin nesine tabi olacaksın? O tarihseldi, yani 1400 yıl önce yaşamış olsaydım peygambere tabi olmak ayeti tecelli edecekti! Şimdi? Şimdi tecelli etmeyecek, tarihsel, kaldır rafa! O hale geldi!

Demek ki çoğunluk bazen ne yaptı? insanı sapkınlığa götürdü. Allah muhafaza eylesin ama hani yine Hz. Pir diyor ya o hani kuyunun içerisinde halvet etmek, orda durmak, o daha iyidir diye; yani halveti koyuyor orta yere. Eyvallah, halvet gerekli midir? Bir müddet zamanlı gereklidir, itikâf gibi. Zaman zaman peygamberler halvet etmişler mi? Evet. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri o Mekke müşrik halkının müşrikliğinden uzaklaşmak için Hira, Nur Dağı’na gidip orda halvet etmiş mi? Zaman zaman on beş gün falan kaldığı söylenir, yirmi gün kaldığı söylenir. Evet! Musa aleyhisselam Tur-i Sina’ya gidip halvet etmiş mi? Evet. En uzun peygamber halvetidir, kırk gündür. Ne bileyim, Yunus aleyhisselam balığın karnında halvet etmiş midir? Evet. Eyyüb(a.s.), hasta olduğundan, zorunluluktan mağaraya göçüp mağarada yaşamaya, mağarada halvet etmiş midir? Evet. Zaman zaman halvet insana faydalıdır. Bu insanın kendi hani bazen derim ya evinizin bir köşesi olsun. Seccadenizi koyun oraya, namaz kılın, zikrullah yapın, dua edin, tövbe edin… O seccadenin orda o evin bir köşesi, sizin halvethaneniz olsun. Bir köşe olsun. E tabi bizleri şimdi tıktılar iki artı birlere, hatta bir artı birlere, o da büyük geliyor artık, bir odalara tıkıyorlar. Yani o kapitalist sistem, bizi islam’ın dışına itiyor. Ev kültürü ile itiyor. Mahalle kültürü ile itiyor, sokak kültürü ile islam’ın dışına itiyor bizi. Biz artık devasa sitelerde oturmaya başladık. Zenginler bir sitede, orta halliler bir sitede, fukaralar bir sitede, daha iyiler ayrı ayrı sitelerdeler. Gettolar kurdu kapitalist sistem bize. Biraz parayı buldu mu şöyle bir siteye. Biraz daha para buldun, başka bir siteye. Biraz daha para buldun daha büyük bir siteye. Biraz daha para buldun, o zaman sadece villaların olduğu, on tane yirmi tane villanın olduğu siteye. Biraz daha para buldun, daha lüks bir siteye. Kapitalist

sistem bizim önümüze bunu getirdi ve hepimiz buna doğru koşuyoruz. insanlar buna koşuyor, özeniyor. Dizilere bakıyorlar dizilerde villalar, kıyafetler, arabalar, dekolteler… insanlar oraya doğru özendiriliyor. O özentinin içerisinde oraya nasıl sahip olacağını düşünmüyor hiç kimse.

Ben bazen bu hızlı araba yarışları var ya ne diyorlar ona? Ralli olan o geçenlerde Türkiye’de yaptılar, formula 1, diyorum hani onlara birisi formula 1 izliyor da ömrü boyunca diyorum o arabayı alamayacak, o arabaya binemeyecek ama o arabanın yarışını izliyor adam! Ömrü boyunca çalışsa o arabanın tekerleğine dahi dokunamayacak o ama o yarışı izliyor! Özeniyor ona. Ya ömrün boyunca sen tenis oynayamazsın canım kardeşim ya, tenis maçında ne işin var senin? Ömrü boyunca o bir tane top atıyorlar böyle toprağın üzerinde küçük delikler var, golf. Ömrü boyunca sen oynayamazsın ya! Ömrün boyunca oynayamazsın. Ya bir fabrikada çalışan bir kimsenin golfle ne alakası var! Koca devlet televizyonu golf maçını gösteriyor, golf gösteriyor. Ya nereye oynuyorsun, ingiliz soylularının oynadığı bir oyun! Kapitalist sistemin en üst zirvesindekilerin sporu! Böyle aldatılıyoruz. Bizde hiç seslenmiyoruz. Kimse televizyonun önüne gidip de protesto etmiyor bu ne diye, bir dilekçe yazamıyor bunu mu gösteriyorsunuz bize ya, bizim bunla ne alakamız var kardeşim, bizim kültürümüz mü bizim sporumuz mu? Bu ülkenin yüzde kaçı Golf oynar ya? Bu villaları gösteriyorsunuz, bu ülkenin yüzde kaçı o villada oturuyor? Asgari ücret 2830 lira! Bu insanlar onu izliyor ama demiyor ki ya ben 2830 lira alıyorum. Ya ben bu eteği alamam, bu ayakkabıyı alamam, kadının giydiği bu bulüzü alman mümkün değil veya adamın pantolonuna mümkün değil yetişemem üzerindeki cekete, üzerindeki takım elbiseye yetişemem. Bindiği arabaya yetişemem. Ben bu diziyi izlemekle ne almayacağım ben, bana ne katacak bu, vatandaşın yaşantısından uzak bir dizi, ahlakını bozan bir dizi, yani o 2830 lira, hadi asgari ücret 2830 da hadi normal en düşük memur maaşı ne kadar bilmiyorum ki? 5000 lira oldu mu? Ne kadar? Kaç? 5500 lira. Adamın, 5500 lira maaşı olan bir kimse o hayatı nerde yaşayacak ya! izliyor ama herkes! Bir özenti!

Ben dükkân çalıştırırkenden biliyorum ya, dükkân çalıştırırken yemekteyizdeki bardağı görüyor kadın, gelip dükkânda diyor ki hani diyor yemekteyizde diyor, filancanın evinde, diyor bir bardak vardı, ondan getittirin bize diyor. Biz Sait ile o bardağı bulacağız diye uğraşıyoruz. istanbul’u arıyorum, diyorum filanca programda çıkmış yavrum, böyle bir bardak varmış. O da bana diyor ki baba fotoğrafını gönder. Hah buldun diyorum, fotoğrafı gönderecek. Gerçekten bunu birebir yaşayan insanım ya! Yemekteyiz programındaki tabağı istiyor kadın. Ben gördüm diyor. Yemekteyiz programında filanca programda o tabak vardı diyor. O tabağı buldur bize diyor. Kulakları çınlasın, arıyorum istanbul’u, bizim şeyi, ne o, Necat’ı. ‘Necat,

selamünaleyküm, aleykümselâm. Oğlum böyle böyle. Baba bu yemekteyizdekinden bıktık zaten diyor.

Bu kadar özentinin içindeyiz. Halk böyle özentinin içersinde. Allah muhafaza eylesin ve normalde evet, o zaman bu insanların o çok afedersiniz keşmekeşliğine bakınca, insanların Kuran sünnetin dışındaki yaşantılarına bakınca, evet, insanın halvet edesi geliyor ama yol buna müsait değil. Neden? Bizim yol celvette halvet. Yani halkın içerisinde duracaksın, bizim yolun usulünün. Kaidenin birisi bu. Yani senin o bir kenara gidip de bir mağaraya kapanma lüksün yok. Evin bir köşesine kapanma lüksün yok. Sen gidip de ben çilehaneye kendimi kapatacağım, çilede vuracağım, böyle bir lüksün yok. Sen dışarda duracaksın. Annen karşı, baban karşı, eşin karşı, çocukların karşı, mahalledeki komşular karşı, senden için ‘hu’cu oldu diyecekler, kafayı bozdu diyecekler, kafayı yakında kıracak bu diyecekler. işte bunun senin paranı yiyecekler, pulunu yiyecekler, şunu yapacaklar, bunu yapacaklar diyecekler… Diyecekler de diyecekler. Hakkında dedikodu yapacaklar. Seni rahatsız edecekler, tepeden bakacaklar, itecekler, kakaklayacaklar, işte düğünlere davet etmeyecekler, sünnetlere davet etmeyecekler, seni dışlayacaklar ama birisi ölürse gece saat üçte arayacaklar. ‘Başınız sağ olsun birader’ Ne oldu, hayırdır? ‘Babam vefat etti.’ Sen cenaze müdavimi gibi ama cenazelerine gideceksin. Evet, seni çünkü düğün olunca aramayacaklar seni hiç. Neden? Ya bu düğünlere gelmez şimdi. Sebep? Yani düğünde her türlü haram var. Ya bu adamın gelmeyeceği belli. Eee? Ölüme gelsin! Ölünce, birisi ölünce, çağıracak o zaman? Ne oldu? Cenaze var. Koşacaksın sen de cenazeye. Ölü yıkayıcısısın ya sen veya gömücüsün! Öyle ya!

Böyle zaman zaman görüyorsunuzdur camilerde. Yani vefat ediyor, yakınları birer tane güneş gözlüğü, herkes dışarda. Cenaze namazını kılan, ordaki gariban müslümanlar. Kimin namazını kıldığını dahi bilmiyor. Kimin namazını kıldığını da bilmiyor! Musallaya kimi koyuyorlarsa namazını kılıyorlar. Bir de soruyor. Nasıl bilirdiniz? Herkes tek ses, iyi bilirdik! Tanıyor musun? Hayır. Nerden iyi bildin? Şahitlik yapacaksın. Nerden iyi bildik dedin? Hiç olmazsa Allah bilir de. Hiç olmazsa sus. Tanımıyorsun, bilmediğin adam. Kim olduğu belli değil, iyi bilirdik. Gömün anasını satıyım, iyidir. Ya nasıl bir şey bu! Kimisi diyor sağlığında, beni musallaya götürmeyin kardeşim, biz inatla götürüyoruz. Adam açıklama yapıyor, ben Müslüman değilim, beni camiye götürmeyin. Ya götürme! Nereye götürüyorsun! Bir de yeni adet çıktı. Nereye? Tiyatrocu, tiyatroya gidiyor, alkışlarla uğurluyoruz! Ya bırak ordan git götür göm. Ordan camiye bir daha ne yapmaya getiriyorsun, alkışlarla gitsin gömülsün! Alkışlarla gömülecek, mezarlıkta. Belediyeler ayarlasın. Ayarlasın! Müslümanlara ayrı bir mezarlık ayarlasın, alkışlarla gömülecek olanlara ayrı ayarlasın. Herkesin ayrı mezarlıkları bulunsun.

Benim yanı başımda alkışlarla uğurlanan birisi var. istemem yanında ne işi var onun benim yanımda, sabahtan akşama kadar alkış mı dinleyemeyeceğim orda, örnek! Eeee, normalde ama şey yok o yüzden normalde halvet lazım mı? El cevap lazım ama bizim yolumuzda halvet o değil. Bizim yolumuzdaki halvet ne? Halkın heva ve hevesinden kendini uzak tutmak. Halkın şeytaniyetinden kendini uzak tutmak. Şeytaniyetin, heva hevesin kol gezdiği yerlerden kendini uzak tutmak. Gideceksen de tebliğ için gideceksin. Gideceksen de tebliğ için gideceksin. Ne için gittin? Ben tebliğ etmeye gittim. Tebliğ ettin mi masadakilere? Bakıyor gözümün içine. Ulan sen de neşelenmeye gitmişsin işte! Tasvib ettin. Tasvib ettiysen içmen önemli değil. O günahı işlemiş gibi günaha girdin.

Gittiniz bir yere, Kur’an ve sünnetin dışında bir ahenk var orda, değil mi, Kur’an ve sünnetin dışında. Kardeş, bu ahenk bize göre değil! Uzak dur. Bilmeden gitmişsin, çık, durma orda. Bakın, durma orda! Yoksa o senin ayağından tutacak, harama doğru götürecek. Allah muhafaza eylesin ama zaman zaman uzaklaşmak gerekir mi? Evet. Zaman zaman halvet gerekli midir? Evet. Şemseddin-i Tebrizi’den: ‘Bazen uzaklaşmak gerekir, yakınlaşmak için’, bakın uzaklaşmayı yakınlaşmaya bağlamış. Allah’a yaklaşmak için uzaklaşmak gerek. Nerden? Heva hevesine uymuş kimselerden. ‘Bazen hatırlamak gerekir, hatırlanmak için’, hatırlamak gerekir, hatırlanmak için. Allah’ı zikret. O da seni zikretsin. Sen Allah’ı zikredersen o da seni zikredecek. ‘Bazen ağlamak gerekir, açılmak için.’ Ağla, perden açılsın. Ağla, gözün açılsın. Ağla, gönlün açılsın. ‘Bazen anmak gerekir, anılmak için.’ An, Allah’ı an, Peygamber’i (s.a.v)’i an, pir efendileri an, hatırla onları. ‘Bazen de susmak gerekir, duymak için.’ O zaman sohbette de sus, konuşma, yanındakini de dinleme. Bir sohbete gitmişsin, sus kardeşim. Sohbete gitmişsin, konuşmaya gitmedin. Konuşacaksan gel kardeş dışarda konuşalım biraz, hal hatır soralım, çık konuş. Öbür türlü, sus. Yoksa duymazsın, duymazsan anlamazsın, anlamazsan bilemezsin, bilemezsen bilmeden yürür gidersin bu dünyadan, kör olursun. Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz yol olarak halkın içerisinde olacağız. Halkın içinde yaşayacağız. işimize, aşımıza, eşimize, gücümüze, her şeyimize bakacağız ama kalp olarak Allah’la beraber olacağız. Bizim halvetimiz bu olacak. Haramlardan uzak duracağız. Şöhretten uzak duracağız, bilinmeklikten, tanınmaklıktan uzak duracağız; Allah’a yakın olacağız. Haramlardan uzak duracağız, halvet edeceğiz ama helallerin içinde yaşayacağız. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bizim için üstün olan, celvet halidir. Yani halkın içerisinde durup halkın eziyetlerine katlanmaktır. Halkın içinde durup dedikodusuna, gıybetine, iftirasına, osuna, busuna katlanmaktır. Yolumuz bu, Allah muhafaza eylesin.

“Aslan: ‘İleri yürü. Benim açacağım yara, onu kahreder. Bir bak, o aslan orada mı’ dedi. Tavşan: ‘Ben o ateşten bir kere yanmışım. Sen beni kucağına alırsan ey kerem madeni ancak o vakit yardımınla gözümü açar kuyuya bakabilirim’ dedi.”

Bakın tavşan neydi? Aklın marifetin terbiye edilmiş bir kâmilin simgesiydi. Hemen anında ne yaptı? O emmareye tuzak kurdu anında. Dedi ki ben onun kahrını biliyorum, ben onun ne olduğunu da biliyorum ancak sen beni dedi bir garantiye alır, beni iki ayağının arasına saklarsan ancak o zaman bakabilirim dedi. Aslan da bu tuzağı yuttu. Ona dedi ki gel bakalım, sen benim bu iki ayağımın arasına gir, emin olarak kuyudan içeri doğru bak. Konu başlığı:

“Aslanın kuyuya bakıp kendinin ve tavşanın aksini görmesi.” Aslan onu kucağına aldı. O da aslanın himayesinde kuyuya kadar vardı. Kuyunun içine, suya bakınca aslanın ve onun aksi, su içinde parıldadı. Aslan su içinde parıldayan aksini gördü. Suda bir aslan şekliyle kucağında şişman bir tavşan şekli gördü. Su içinde düşmanını görünce, tavşanı bırakıp kuyu içine sıçradı. Kendi kazdığı kuyuya kendi düştü. Çünkü yaptığı zulüm, kendi başına geldi. Zalimlerin zulmü karanlık bir kuyudur, bütün âlimler böyle dediler.”

O zaman demek ki tavşan yani bu manada olgunlaşmış, kemale ermiş olan akıl, emmareyi yendi. Ne yaptı? Emmarede, o emmare, her şeyi kendisine düşman gördüğünden o kendi görüşünle tuzağa düştü. Yani emmare zalimdi, zulüm ehliydi. Ne oldu? Kendi kazdığı kuyuya kendisi düştü. Kendi zulmünden dolayı, gözü görmedi. O zaman kimdir zalim? Allah’ın koyduğu hudutları aşan insanlar, zalimlerdir. Allah’ın koymuş olduğu hududu, Allah’ın koymuş olduğu hukuku aşan insanlar, zalimlerin ta kendileridir. ‘Kim Allah ve Resul’ünün indirdiği ile hükmetmezse zalimlerin ta kendileridir’. Başka bir ayeti kerimede: ‘Kâfirlerin ta kendileridir.’ Başka bir ayeti kerimede ‘münafıkların ta kendileridir.’ O zaman duruma, ahvale göre ayeti kerime farklı farklı tecelli etti. O zaman bir kimse eğer ki Allah’ın hududunu aşıyorsa o zalim bir kimsedir. Kuran’da zulüm tarif edilirken şirk, küfür ondan sonra inkâr, günahkârlık, itikadi amellerin dışına çıkmak veya itikadi kuralları çiğnemek, Allah’ın koyduğu haram helal sınırlarını çiğnemek, bakın haram helal sınırlarını çiğnemek, yani bir şey haram, evet. Haramı sen helalleştirme. O sınırda dur ama bir şey de helal, sen o helali de haramlaştırma. Şimdi bu son dönem bunlar da olmaya başladı. Kardeşim bir şey, çay helal mi diye soramazsın. Neden? Çay zaten helal. Haramları öğren. Haramları öğren, o sana yeter. Helal çoktur çünkü haram azdır. Helal çoktur, haramları öğren, geri kalan helal sana. Bu helal mi diye sorma. Bilgi, haramları öğrenmektir, yeter bu insana. Bir Müslüman’ın kendince

dini bilgiye sahip olması, haramları bilmesidir. Geri kalan helal zaten. Yiyecekteki haramlar, içecekteki haramlar, kullanılacak olan giyimdeki haramlar, ticaretteki haramlar (ticaret yapıyorlarsa), evinin içerisinde eşine karşı olan haramlar, çocuklarına karşı olan haramlar. Bitti! Bitti, bu kadar. Elli sayfayı geçmez. Mekki’ye göre günah-ı kebair yirmi dört tane, bakın Mekki’ye göre günahı kebair yirmi dört tane. Bir kimse haramları öğrendi, bitti onun işi. Öğrendi, işlemesin haramları, bitti. Namazlarını kılsın, bitti, işi bitti. Din, o kadar çok senden teferruat bir şey beklemiyor. Bize din anlatırken de uzatıyorlar da büyütüyorlar da zorlaştırıyorlar da. Geldi bedevinin birisi, dedi ki ona: ‘Beş vakit namazını kıl, orucunu tut, dosdoğru ol.’ Bu kadar mı? Bu kadar, dedi. ‘Vallahi ne bir fazla yaparım, ne bir eksik yaparım’ dedi. Allah Resulü arkasından dedi ki: ‘Sözünde durursa cennetlik bir kimse, ona iyi bakın.’ Bakın, bu kadar. Beş vakit farz namazı kıl, oturur ramazan orucunu tut, dosdoğru ol dedi. Üç şey. Biz beş vakit namazı kılıyoruz, orucu da tutuyoruz, dosdoğru değiliz ama!

Zaten Müslümanlar dosdoğru olsa mesele bitecek. Namaz kılanlar dosdoğru olsa oruç tutanlar dosdoğru olsa mesele bitecek. imam hatipliler, ilahiyatçılar, diyanetçiler, sufiler, islami cemaat cemiyetin içerisinde bulunanlar, bu toplulukların içerisinde bulunanlar dosdoğru olsa yemin ediyorum Kur’an ve sünnet hâkim olur bütün dünyaya. Bütün dünyaya hâkim olur. Bir Müslüman evinde, işinde, aşında, eşinde, sokakta, caddede, memurlukta, işçilikte, siyasette, bürokraside, adalette dosdoğru olsa yemin ediyorum vallahi de billahi de tillahi de bütün dünya islam olur. Bütün dünya islam olur! Ama şimdi olmaz. Biz oturmuşuz, kulak memesinin önüne mi değdi ardına mı değdi Allahuekber derken, tartış Allah tartış! Dosdoğru ol kardeşim ya! Dosdoğru ol, dosdoğru ol! Kimsenin parasında, pulunda, malında, mülkünde, gözün olmasın. Dosdoğru ol. Devlet ihalelerini dosdoğru yap. Belediye ihalelerini dosdoğru yap. Dosdoğru ol. işçinin hakkını dosdoğru ver. Çalışanların hakkını gözet, dosdoğru ol. Kimseyi aldatma, kandırma. Dosdoğru ol. Dervişliğin de dosdoğru olsun, şeyhliğin de dosdoğru olsun, müritliğin de mürşitliğin de dosdoğru olsun. Yapma! Dosdoğru ol. Sadece kendine yapmıyorsun, kocaman bir islam dünyasına yapıyorsun. Kocaman bir yola yapıyorsun. Dosdoğru ol! Hem sufiyim deyip hem gidip eşine zulmetme. Hem dervişim deyip hem çocuklarına zulmetme. Dosdoğru ol. Hem dini senden iyi bilen yok, senden fazla da eşine ve çocuklarına zulmeden yok! Dosdoğru ol. Kibrinden yanından geçilmiyor. Her şeyi sen biliyorsun! Bu kadın neden ağlıyor? Senden başka bilen yok! Bu çocuklar neden ağlıyor? Sen çok iyi olsan bu kadın neden durmasın ki senin yanında, kovsan gitmez. Ahmak mı? Sen çok iyi bir kadın olsan bu adam seni neden boşamaya kalksın. Dosdoğru ol! Sen dosdoğru bir anne baba olsan çocuk

neden senden nefret etsin, çocuk senden neden uzaklaşsın? Sen dosdoğru bir evlat olsan anne baba sana neden lanet getirsin ya? En büyük sıkıntımız bu. Allah muhafaza eylesin.

O yüzden Kur’an ve sünnetin dışındaki her türlü davranış zulüm. Kim yaparsa yapsın, kim işlerse işlesin ama bizde bir de bu oluştu, bu bizim derviş kardeşimiz ya, ne olacak ki, zulmüne sessiz mi kalacağız? Bu bizim kardeşimiz ya, ne yapalım, zulmüne sessiz mi kalalım? Bu bizim, partiden ne yapalım, zulmüne sessiz mi kalalım? Bu bizim cemaatten, ne yapalım, zulmüne sessiz mi kalalım? Kur’an ve sünnetin dışında yaptıklarına, ettiklerine sessiz mi kalalım? Sessiz kalıyoruz! Bu da ayrı bir zulüm. Bakın bu da ayrı bir zulüm. Abi ne yapalım ya şimdi ya? Söyle kardeşim, yaptığın yanlış de, söyle. Yaptığın yanlış de. Susuyor! Ne susuyorsun? Sen zulmü; git zalime yardım et, zulmediyor. Ona yardım et. De ki yapma, bunu yapmaya hakkın yok de, Allah muhafaza eylesin. Hadis-i Kutsi: ‘Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldım ve onu sizin aranızda da yasakladım. Sakın birbirlerinize zulmetmeyin. Müslim’de geçiyor, hadis-i kutsi: ‘Allah kendine zulmü haram kıldı. Allah kendine bir şeyi haram kılar mı? Bakın, kendine zulmü haram kılmış. Allah zalim değil. Allah bir kimsenin üzerine zorla kötülük elbisesi giydirmez. Allah bir kimsenin ayağına çelme takıp da düşürmez. Allah tuzak kurup seni tuzağına düşürmez. Allah zalim değildir. Allah seni oturduğun yerde hasta etmez. Hastalığa duçar etmez. Sen bir şey yapmışsındır, Allah Âdem’i durduğu yerde cennetten çıkarmadı. Allah Havva’yı durduğu yerde cennetten çıkarmadı. Âdem hatasını anladı, ben nefsime zulmedenlerden oldum dedi. Sen de Âdem’in yolunu seç, tövbe et. Ben nefsime zulmedenlerden oldum de. Eee? O zaman zulmetme. Allah’ı da zalim görme. Allah’ı zalim görmek küfürdür. Allah’ı kendisine zulmeder görmek küfürdür. Bir kimseye böyle bir imtihan, bir zorluk, bir sıkıntı gelir. O zorluğa sıkıntıya der ki Allah gönderdi bunu bana. Benim yaptıklarım var önümde demez. Allah kimsenin kötülüğünü istemez. Allah kimseye zulmetmez. Allah kimsenin başına kötülük örmez.

‘iyilikler Rabbinizden, kötülükten nefsinizdendir.’ ‘Sizin önünüzde sizin yaptıklarınız vardır.’ Ayeti kerime. Sen Allah’ın ipine sımsıkı yapış. Sen habibinin yoluna sımsıkı yapış. Sen haramlardan kendini uzak tut. Kendini hayır yoluna adapte et. Haramlardan uzak dur. Senin başına gelen bir şey, işlemiş olduğun bir haramdan mütevellittir. Sen bir yerde haram işlemişsindir, sen bir yerde yanlış yapmışsındır, sen bir yerde eksik yapmışsındır. Kendini Eyyüb aleyhisselam ile eş değerde tutma. Kendini ibrahim aleyhisselam ile eşdeğerde tutma. Kendini Yusuf aleyhisselam ile eşdeğerde tutma. Kendini Abdülkadir Geylani hazretleriyle eş değerde tutma. Kendine Hz. Pir Ahmed Er Rufai hazretleri ile eşdeğerde tutma. Kendini Hz. Mevlana Celalleddini

Rumi ile eşdeğerde tutma. Kendini üstadınla eşdeğerde tutma. Sen üstat da değilsin, eş değerde tutma, kendini o noktada görme. Görüyorsan gel senin icazetini vereyim, üstad ol başımıza otur. O zaman senin önünde senin yaptıkların var. Eşine zulmettiysen o kadın senin yanında durmayacak, çocuklarına zulmettiysen çocuklar sana düşman olacak, olacak! Sen arkadaşına zulmettiysen yalnız kalacaksın. Sen bir topluluğa zulmettiysen onun karşılığını göreceksin. Onun karşılığını göreceksin. Sen bir mümine zulmettiysen onun karşılığını göreceksin. Zulmeden zulmünün karşılığını görecek. O zaman Âdem’in yolunu seç. Ben zulmettim de, tövbe et. Tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir ama ya topluluğu zulmettiysen? Hakkı var topluluğun. Senin tövben, bu topluluğun hakkını hukukunu kaldırmaz orta yerden. Sen geleceksin bu topluluktan helallik isteyeceksin. Sen çünkü topluluğun hepsine de zulmettin, bir laf söyledin, topluluğun hepsine de bir zarar verdin, sen onlarla helalleşmeden göçüp gitme bu dünyadan. Sana tavsiyem. Birine zulmettin, göçüp gitme bu dünyadan. Onunla helalleş, onunla işini bitir. Yoksa zulmedenlerin ahirleri perişan olur. Allah zalimlerden döner intikamını alır. Kim zulmederse Allah diyor onun başına bir zalim memur eder, atar. O zalim de diyor zulmedenlerin intikamını alır, sonra döner diyor o zalimden kendisi intikam alır.

Demek ki zulmeden, muhakkak o zulmünden dolayı ondan intikam alınacak. Onun başına diyor, başka bir hadis-i şerifte zulmedenden, Allah başına bir zalim tayin eder, zalimle o zulmedenden intikamını alır. Zalimin başına bir kılıç tayin eder. O kılıçla diyor o zalimden intikamını alır, sonra döner kılıçtan intikamını alır diyor. Allah’ın hesabı kitabı Allah’a ait. Ben bilecek bir şey değilim. O zaman bana düşen kulluk. Zalimlerden uzak durun. Zalimlerin peşinden gitmeyin. Zulmedenlerin peşinden gitmeyin. Adaletle hükmetmeyenler, zalimdir. Adaletle hükmetmeyenler, zalimdir. islam dünyasında en önemli şey, adalettir. Adalet! Adalet! Evde, işyerinde, sokakta, şehirde, devlette adalettir önemli olan. Namaz değildir, oruç değildir, adalettir! Çünkü topluluğu ayakta tutacak, aileyi ayakta tutacak olan; cemaatleri, cemiyetleri, tarikatları ayakta tutacak olan adalettir. Adaletin olmadığı yerde zulüm vardır. Zulmün olduğu yerde bereket yoktur, lütuf yoktur, ikram yoktur, ihsan yoktur. Neden? Zulüm var çünkü. Allah muhafaza eylesin. O yüzden islam dünyasında adaletle alakalı, sosyal hayatla alakalı, devletle alakalı adalet meselesini en önemli klasik olarak işleyenlerden birisi, Maverdi’dir. Maverdi o kadar adaletle alakalı meseleleri işlemiştir ki yani islam dünyasında adaletle alakalı bölük pörçük olan şeyleri cem etmiş, toplamıştır. Çünkü eğer bir devlet düzeninde adalet yoksa hani bugünkü tabirde ona kamu diyorlar ya, kamu düzeninde, yani devlet düzeninde adalet yok ise devlet idaresi olarak adaletin olmadığı bir yerde, devlet yönetiminde adalet

yok ise Allah muhafaza eylesin, o zaman büyük tehlike vardır. Hem sosyolojik olarak halkın içerisinde, tebanın içerisinde, milletin içerisinde büyük sıkıntı vardır hem de devlet yönetiminde büyük sıkıntı vardır ve bu hem dış dünyaya karşı hem de içeri karşı, içerdeki tebaaya karşı sıkıntının en büyüğüdür. O yüzden adaletsizlik diyorum, adaletsizlik en büyük zulümlerden birisidir ve tarih boyunca adaletle hükmetmeyen devletler, adaleti istemeyen milletler batmaya ve dağılmaya mahkûm olmuştur. Toplum içerisinde adalet sağlanmazsa aile içerisinde adalet sağlanmazsa cemaat tarikat içerisinde adalet sağlanmazsa hepsi de dağılmaya mahkûm olur.

O yüzden birey kendisinden tutun ailesi ve sülalesi, cemaati topluluğu, devlet komple silsile olarak adaletle hükmetmek zorundalar. Adaletle hükmetmeyen baba, koca, patron, zakir, çavuş, şeyh, mürşit, hepsi de zulmetmiş olur. Adaletle hükmetmeyen belediye başkanı, müdürler, amirler hepsi de zalim sıfatına girer, zulmetmiş olur. Adaletle hükmetmeyen vali, kamu düzenindeki amirler, memurlar hepsi de zulmetmiş zalim sınıfına girer. Adaletle hükmetmeyen devlet başkanı, bakanlar, yöneticiler hepsi de zalim sınıfına girer ve adalet cumhurbaşkanından en böyle kıyıda fukara vatandaşa kadar adaletli davranmak zorundadır. Bütün herkese, bütün herkese! Adaletin olmadığı bir yerde zulüm vardır ve o topluluk, o devlet, o millet, o zulmü düzeltmezse dağılmaya mahkûm olur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden nerede bir kötülük var ise orada adaletsizlik vardır. Nerede bir dengesizlik varsa orda bir adaletsizlik vardır. Nerede haramlar kol geziyorsa orda bir adaletsizlik vardır. Orda bir adaletsizlik vardır. Nerde halka zulüm ediliyorsa orda bir adaletsizlik vardır. Nerde aile bireylerine zulüm ediliyorsa orda bir adaletsizlik vardır. Allah muhafaza eylesin. O zaman zulüm ne dediğimizde, zulüm Kur’an ve sünnetin dışındaki her şey zulüm aracıdır ve zulümdür. Allah muhafaza eylesin inşallah. 1310. beyitten devam edeceğiz ama böyle Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin iki duası var, onunla sohbeti kapatalım.

“Bismillah. Allah’a sığındım. Allah’ım, hata yapmaktan, yanlış yollara sapmaktan, zulmetmekten ve zulme uğramaktan, cahillik etmekten ve cahilliğe maruz kalmaktan sana sığınırız. Allah’ım! Fakirlikten, kıtlıktan, zillete düşmekten, zulmetmekten ve zulme uğramaktan da sana sığınırız.

Âmin. Ecmain. El-Fatiha maassalavat

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları