Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
1150. beyitten devam ediyoruz inşallah Mesnevi okumalarına. Konu başlığı:
“Tavşanın Aslan huzuruna gelmesi, Aslan’ın ona kızması.”
Malum bir aslan vardı. Bütün av hayvanları ile bir anlaşma yapmışlardı. Av hayvanları sırasıyla kendi türlerinden bir tanesini ona kurban olarak veriyorlardı ve o böyle devam ediyordu. Ta nereye kadar? Tavşana gelinceye kadar. Tavşana sıra gelince, tavşan dedi ki bu anlaşmayı tanımıyorum ve anlaşma ile alakalı aslanla dedi farklı bir davalaşmanın içerisine girdi ve kendisini kurban etmek için sırası geldiği halde gitmedi. Konu bu.
“Aslanın kızgınlığı arttı, titizlendi.”
Yani normalde o gelmeyince, tavşan aslanın önüne yem olmak için, as-
lan kızdı, titizlendi.
“Baktı ki tavşan uzaktan geliyor, korkusuz ve çalımlı bir tavırla, hiddetli, titiz, kızgın, suratı asık bir halde koşmakta. Çünkü müteessir ve zebun bir halde gelişten, suçluluk anlaşılır ama cesurluk her türlü şüpheyi giderir.”
Yani tavşan bir suçluluk psikolojisi ile aslanın yanına gelmiyor. Öyle bir psikolojiye kendini koymuş, cesur, hiddetli, kızgın ve aynı zamanda suratı asık bir şekilde geliyor. Yani bir kimse suçlu dahi olsa eğer bir ekâbirin huzuruna giderken böyle süklüm püklüm giderse, otomatikman kendini zayıflığa vermiş, otomatikman eğer suçlu değilse bile kendisini suçluluğa satmış olur ve bir kimse özgüveni olur, başı dik olur, göğsü ilerde olur. O özgüvenle ekâbir kimsenin yanına gitmiş olsa, o süklümpüklümlükten kurtulur, eğer
normalde hatalı ise bile o kimse onun hatasını ona söyleyemez. O cesur insanlar, o böyle yalnız cahil cesuru değil bu, haklılığının verdiği cesaretle, haklılığının verdiği özgüvenle eğer bir ekâbir takımının önüne giderse bir kimse, karşıya verdiği mesaj şudur, yani ben haklıyım, ben suçlu değilim, ben bu konuda bilgiliyim veya ben bu konuda daha elverişliyim. Bu konuda daha iyiyim diye bir mesaj vermiş olur. Tavşanın da vermiş olduğu mesaj buydu. Yani korkusuz ve çalımlı bir tavırla geliyordu, hiddetliydi, yani biraz bunun, bu işin içerisinde tabii heva heves var biraz. Heva ve hevese düşen insanlar, kimlere hiddetli davranıp kimlere böyle düzgün davranacaklarını bilemezler. Allah muhafaza eylesin inşallah.
“Aslanın hizasına yaklaşıp ilerleyince aslan bağırdı: ‘Bire adam evladı olmayan piç! Ben ki fiilleri parça parça etmişim, ben ki erkek aslanların kulağını burmuşum, bir tavşan parçası kim oluyor ki böyle benim emrimi ayakaltına atsın. Tavşan uykusunu ve gafletini bırak, ey eşek, bu aslanın kükreyişini dinle!”
Aslan tavşana öyle dedi. Şimdi tavşan uykusunu ve gafletini bırak deyince, bu yeni nesil gençler tavşanın nasıl uyuduğunu bilmez. Şimdi neden bilmez? Çünkü etraflarında tavşan besleyen yoktur hiç. Tavşan böyle toprağı filan oyduğundan tavşanı çok beslemek istemezler. Çünkü tavşan toprağı oyar, duvarı oyar, ne bileyim işte bir kerpiç bir duvar varsa orayı deler. Tavşanın böyle bir özelliği var. Aynı zamanda tavşan gözü açık uyuyan hayvanlardan birisidir. Tavşan uykusu diye ona derler. Gözü açıktır, sen onu uyuyor zannetmezsin. Yani normal uyumuyor diye düşünürsün ama tavşan gözü açık uyur. Hz. Pir burda tavşanla aslanı konuştururken diyor ki ‘tavşan uykusunu bırak’ yani sen gözü açık uyuyorsun, gafletdesin. Dışardan bakanlar seni normalde uyuyor zanneder ama sen gaflettesin, gaflet içindesin.
Hani böyle dünyalık işlere gözü açık olanlara da hakikatte gafildirler onlar ama hani hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri: ‘insanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar’ hadisi şerifine de burda bir sanki değinme gibi geldi bana ben burayı okuyunca, yani insanlar uykudadır öldüklerinde uyanırlar. insanlar yirmi dört saat uykuda değil. O zaman hadi gece uykusunu kabul ettik, gündüzde de uykudalar. Bu ne demek? Gaflettesin, heva hevesine uyuyorsun. O gaflet uykusuna yatmışsın. Gaflet uykusuna yattığın için senin ha gece uyumuş vücudun ha gündüz uyumamış, çok bir fark yok. Hatta gaflet uykusundaysan, gece senin uyuman daha hayırlı bir ibadet. Sebep? Gaflette olan günah işler. Gaflette olan hata kusur çok işler. Gaflette günü geçiyorsa bir kimsenin uyuması onun hayırlıdır. Neden? Bütün gününü gaflette geçiriyor. Yirmi dört saatini gaflette geçiren bir kimse, on iki saat uyusa, on iki saat kazandı. Orda çünkü neden? Gaflette
olduğundan dolayı on iki saat uykuda günaha girmedi. Yani bir kimsenin günahsız zamanı ne zaman? Uyuduğunda. Öbür türlü dünyevi olarak uyanık durduğunda o kimse günah işliyor. Günah işleyince o uyanıklıktan değil. O gafletten dolayı.
Asıl uyanıklık ne? Hakkı görmek. Asıl uyanıklık ne? Hakkı bilmek. Eğer o kimse Hakkı tanır, Hakkı bilir, Hakka uyar ve Hakkı görürse uyanık olan o. ‘Ben bütün insanları ve cinleri bana ibadet etsinler, beni tanısınlar diye yarattım.’ Allah’ı zikreden uyanık, Allah’ı zikretmeyen uyanık değil, uykuda. Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışan uyanık. Kur’an ve sünnete yapışmadıysa o uykuda. O zaman. Beş vakit namazı kılan kurtuluşta, kılmıyorsa o uykuda, gaflete düştü o. Kur’an ve sünnet dairesinde yaşayan kimse, gaflet uykusundan uyandı, öbür türlü gaflet uykusunda. Onun normalde gündüzü de önemli değil, gecesi de önemli değil. işte insanlar uykudadır, ölünce uyanırlar. Sufiler bu hali kabullenmek istemezler.
O yüzden sufiler bir diğer hadisi şerif olan ‘ölmeden önce ölünüz’ hadis-i şerifini yaşamak isterler. ‘Ölmeden önce ölünüz’ hadis-i şerifini yaşıyorsan, o zaman uykudan uyandın. Gafletten uyandın. Ölmeden önce ölme tecelliyatı sende oluşmadıysa, senin yürüyecek yolun çok daha. Dervişlik taslama, şeyhlik taslama. Ölmeden önce ölünüz hadisi şerifi, senin üzerinde tecelli etmediyse kendine bir makam addetme. Kendine bir mevki addetme. Kendini olmuş bitmiş olarak görme. Bu seni aldatır. Bu seni kandırır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin yolunu ve izini takip et. “insanlar gaflettedir, öldüklerinde uyanırlar” Uykudadır, o zaman bu uykudan ölmeden önce uyan. Yani ölmeden önce ölünüz. Hani ölünce uyanacak ya o zaman sen burda kendi iradenle öl, kendi iradenle öl ki sen ötede dirilesin, öte perdede dirilesin. Yoksa heva ve heves olarak devam edip gidecek. Allah muhafaza eylesin.
Tabii burda Hz. Pir, tavşanın üzerinden bize ders veriyor. Diyor ki gaflet uykusundan uyanın. Hz. Pir bize diyor ki tavşan uykusunu da terk edin. Yani aslında uyurken uyumuyormuş gibi görünmeyin. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Tabii aslan burada aynı zamanda da ilahi bir ses olmuş oluyor. Yani hakkın sesi olmuş oluyor. Tavşan da bu benim kendimce kendi çıkarımın, tavşan da kul olmuş oluyor. Aslan ilahi bir ses, ilahi bir nefes. Siz bunu ister veli, ister mürşid-i kâmil, ister ister peygamber, isterseniz hakkın sesi olarak görün ama tavşanı da bir kul, bir Müslüman’ın gaflete düşmüş bir Müslüman olarak görün.
“Tavşan mazeretini söyledi. Dedi ki: ‘Eğer efendimiz affederlerse aman
dileyeceğim, mazeretim var.”
Yani eğer aslan veyahut da bu manada büyük kimse veyahut da Allah Celle Celalühü veya özür dileyeceğimiz bir kimse diyor affederse, aman dileyeceğim mazeretin var. Özür dilemek bir erdemliliktir. Özür dilemeyenler kibirlidir. Hatasını kabul etmeyen, kibirli insandır. Eşinden, çocuklarından, arkadaşlarından, etrafından, herhangi bir hatadan, kusurdan, eksiklikten dolayı özür diliyorsa bir kimse o kimse erdemli insandır ama eşini önemsiz görüp çocuklarını önemsiz görüp arkadaşlarını önemsiz görüp yanında çalışan iş arkadaşlarını önemsiz görüp hata yaptığı halde, kusur işlediği halde bir kimse özür dilemiyorsa o kibirlilerdendir. O Hakka karşı kibirlidir. O peygambere karşı kibirlidir. O müminlere karşı kibirlidir. O eşine karşı kibirlidir. O çocuklarına karşı kibirlidir. O arkadaşlarına karşı kibirlidir. O üstadına karşı kibirlidir. O zakirine, nakibine, nükebbasına karşı kibirlidir. O abisine karşı kibirlidir. Ablasına, teyzesine, halasına kibirlidir. Kibirlidir. Hata yaptığı halde hatasından geri dönmeyen, geri dönse dahi özür dilemeyen bir kimse kibirli insandır. Kibirliler de asla cennete giremezler. Hadisi kutsi: ‘Gönlünde zerrece kibir bulunan, asla cennetime giremez.’ Başka bir hadisi şerif: ‘Gönlünde zerrece kibir bulunan, cennetin kokusunu 70000 yıllık yoldan alamaz.’ Yani cennet ona çok uzak. Kokusunu dahi alamaz. O zaman özür dilemek erdemliliktir. Özür dilemek güzel ahlak sahibi olmaktır. Hatasını kabul etmek, Âdem’in çocuğu olduğunu gösterir. Âdem’in yoludur. Hatasını kabul etmeyen şeytanın yolundadır kibir vardır onda. O şeytanın mürididir. O şeytanın dostudur. Hatasını kabul etmek erdemlilik ve bu erdemliliğe karşı bir kimse özür dilediğinde özrünü kabul etmek de erdemliliktir.
Ben senin özrünü kabul etmiyorum demek, sizden özür dileyen bir kimseyi reddetmek, erdemlilik değildir. O da kibirliliktir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Hâkim bunu nakletmiş hadis-i şerifi: ‘Özür dilemek üzere gelen din kardeşiniz niyetinde samimi olmasa da özrünü kabul edin. Böyle yapmayan, kevser havuzu başında yanıma gelemez.’ Bu bizim halk tabiriyle, dilinin ucuyla özür diledi. Aslında o gerçek inancı değildi ama işte öylesine özür diledi. Hadisi şerifte Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri buyuruyor ki: ‘Niyetinde samimi olmasa dahi onun özrünü kabul edin. Özrünü kabul etmezseniz kevser havuzundan su içemezsiniz.’ Cenab-ı Hak kendisine yapılan tövbeleri kabul eder. ‘Allah tövbeleri kabul edendir.’ (Ayeti kerime). ‘Allah tövbe edenleri sever.’ (Ayeti kerime). ‘Allah tövbe edenlerin tövbesini kabul edip onları affeder’ (Ayeti kerime). ‘Allah tövbe edenlerin tövbesini kabul eder. Onların günahlarını hayra çevirir. (Ayeti kerime) Allah bir kimsenin tövbesini kabul ederken ve onu affederken ve onun yapmış olduğu günahları hayra çevirirken bir kardeşiniz, bir arkadaşınız, eşiniz,
dostunuz, çocuğunuz, evladınız, bu kim olursa olsun sizden birisi özür diliyor da siz onu kabul etmiyorsanız yandı keten helva. Kevser havuzundan uzaksınız. Kevser havuzundan uzak olan bir kimse demek, Hz. Muhammedi Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şefaatinden uzak kimse demek. Kevser havuzundan uzak bir kimse demek, cehennemlikler zümresinden olan demek. Kimler kevser havuzundan geri çevrilir? Bakın, Buhari, Babü’l Fiten’deki hadis-i şerifler: ‘Bir topluluk kevser havuzuna yaklaşır, bir arşın kalır ve benden hızla uzaklaştırılır. Ben derim ki bunlar benim ümmetimden değil miydi? Bunlar niçin benden uzaklaştırıldı? Bir münadi melek cevap verir, der ki ya Resulallah, bunlar sen öldükten sonra dinlerinden geri dönenler. Yine bir kısım kavim gelir. Bir arşın kalır, onlar da benden uzaklaştırılır. Ben derim ki bunlar benim ümmetim değil miydi? Niçin uzaklaştırıldı? Bir münadi melek cevap verir: ‘Ey Muhammed (sallallahü ve sellem ), bunlar senden sonra (dikkat edin), senden sonra dinde tebdil ettiler, değiştirdiler. Ne yaptılar? Farzı ortadan kaldırdılar. Haramı ortadan kaldırdılar. Haramı helal ettiler, helali haram ettiler. Tebdil ettiler, değiştirdiler bunlar. Dinin hükümlerini değiştirdiler.
Faizin azı da çoğu da haram. Kim faizle iştigal ederse mezarlarından şeytan çarpmış gibi kalkacaklar. Eeee? TOKi’nin faizi caizdir veyahut da enflasyon miktarı kadar faiz caizdir. Ayet-i Kerimeyi eğip bükme. Faizin azı da çoğu da haram. Müminin müminden faiz alması haram. Annesiyle Kâbe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha girer. Annesini nikâhlamış gibi olur. Ey Ümmet-i Muhammed! Birbirlerinizden faiz almayınız. Birbirlerinden faiz alanlar anneleriyle Kâbe duvarının dibinde cima etmiş gibi günah-ı kebaire girerler. Bunun değiştirilecek, eğilecek bükülecek bir tarafı yok. Bunun eğilecek, bükülecek bir tarafı yok. Bir kısım ne yaptı? Dinden geri döndü. Bir kısım ne yaptı? Dini tebdil etti. Değiştiriyor! Dinin hükümlerini değiştiriyorlar. Ayet-i kerimelerin bir kısmını yok etmeye çalışıyorlar. Karanlık dehlizlerde yeni Kur’an-ı Kerimler basılıyor. Karanlık dehlizlerde yeni hadisi şerifler tanzim ediliyor. Karanlık dehlizlerde yeni fıkıhlar üretiliyor. Bunlar hazır. Kur’an ve sünnet savunucularının sonlarıyız belki de. Kur’an ve sünneti savunmak, kelle koltukta dolaşmak şu anda. Kelle koltukta dolaşmak! Müslümanız diyenler dâhi Kur’an ve sünnetten nefret ediyorlar. Müslümanız diyenler dâhi, Kuran’ın hükümlerinden nefret ediyorlar. Müslümanız diyenler dahi, hadis-i şeriflerden nefret ediyorlar. Müslümanız diyenler dahi eski fıkıhı yani Kur’an ve sünnet dairesindeki fıkıhı kabul etmek istemiyorlar, tebdil ediyorlar, değiştiriyorlar. Bunları bizdenmiş gibi görünerekten yapıyorlar. Bunlar bizim dilimizden konuşuyorlar. Hadis-i şeriften hadisi şerife atıyorum ama hani bir hadisi şerif var ya ‘onlar
sizin gibi namaz kılarlar, onlar sizin dilinizden konuşurlar ama onlar toplulukları dinden uzaklaştırırlar.’ Hadisi şerifin metni bu. ‘Sizin dilinizden konuşurlar. Sizle beraber namaz kılarlar. Sizle beraber Kur’an-ı Kerim okurlar ama onlar dinin hukukundan, dinin fıkıhından, dinin haramlarından, dinin farzlarından uzaklaşırlar ve insanları uzaklaştırırlar’. Tebdil ediyorlar, değiştiriyorlar. Bir şey haram. Haram bu kardeşim? Haramı bile bile işlersin, günahı kebair işledin. Haramı helallaştırırsan, dinden çıktın. Dinden çıktın! Kendine yeni bir din ara.
Yine bir zümre daha. Ne yaptılar? Onlar da uzaklaştırıldılar kevserin başından. Onlar ne? Dinde var olan, farz olan bir şeyi yok gördüler. Bakın, birisi değiştiriyor. Bu ne yapıyor? Farz olanı yok görüyor. Haramı yok görüyor. Var olanı yok gördüler, onlar da uzaklaştırıldılar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kıymetli kardeşler! Biz Kur’an ve sünnete tabi olacağız. Bir kardeşimiz bizden özür dilemiş, özrünü kabul edeceğiz. Yine başka bir hadisi şerif: ‘Din kardeşinin özrünü kabul etmeyen, kevser havuzundan içemez.’ Feyzü’l Kadir’de geçiyor bu hadisi şerif. Yine başka bir hadisi şerif, Ebu Davut ve normalde ibn-i Mace bunu nakletmiş: ‘Müslüman kardeşinin özrünü kabul etmemek günahtır.’ Yine ibn-i Mace’den başka bir hadisi şerif: ‘Özrü kabul etmeyen, özür dileyenin günahını yüklenmiş olur’. Özrü kabul etmeyen, özür dileyenin günahını yüklenmiş olur! ibn i Mace nakletmiş bunu. O zaman kıymetli dostlar, özür dileyenin özrünü kabul etmek, erdemliliktir. Özür dilemek de erdemliliktir. Bizden bir kimse özür dilerse özrünü kabul ederiz ve özrünü kabul ettikten sonra da ona dua ederiz ama normalde bir kimse de özür dilemiyorsa evet o da kibirlidir. O da küstahtır. Allah muhafaza eylesin ve özür dilemek bütün insanlığın içerisinde erdemli bir harekettir. Hangi dini inanışa giderseniz gidin, hangi topluluğa giderseniz gidin, özür dilemek erdemliliktir. Erdemlilik. O yüzden arkadaşlar, kardeşler, hata yaptığımız insanlardan özür dileyelim, helallik alalım ve özür dilenen insanlar, sizde erdemliliğe erdemlilikle cevap verin. Erdemliliğe cahilce cevap, cahilce cevap, cehaletin ta dibidir. Cehaletin en karanlık noktasıdır. Bir kimse sizden özür diliyor da o kimse özrü kabul etmiyorsa o kara cahildir. O kara cahildir! O da kibirlidir. Allah muhafaza eylesin. Aslan devam etti:
“Ey ahmaklardan arta kalan, bu ne biçim özür? Padişahlar huzuruna bu zaman mı gelinir? Sen vakitsiz öten horozun başını kesmeli. Ahmağın mazereti dinlenmez.”
Hani bizim Anadolu’da bir tabir vardır ya, vakitsiz öten horozun, çok özür dilerim, kafasını koparırlar derler. Vakitsiz örtmek ne demektir? Horoz, yine hadis-i şerif mucibince insanları sabah namazına uyandıran bir
hayvandır. Hadislerde der ki ‘horoz melekleri gördüğünde başlar ötmeye’ ve sabah namazında öter horoz. Asıl horoz, güzel horoz, sabah namazında öten horozdur. Horozun ötüşü meleklerden, çok özür dilerim eşeğin anırışı şeytandandır. O yüzden ama erken öten horoz nedir? Sabah namazından önce ötüyorsa o gereksiz öttü. Hani erken öten horozun başını kestiler, edep lazım. O zaman sorarlarsa cevap ver. Sus. Edep lazım. Büyüklerin yanında konuşma. Edep lazım. Sen bir sohbet esnasında konuşma. Edep lazım. Birisini dinlerken onun sözünü kesme, edep lazım, edep! Her şeyde edep, edebe riayet etmiyorsa bir kimse o zaman o kesilmeyi, kafasının koparılmasını hak ediyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden büyük büyüklüğünü bilecek, küçük küçüklüğünü bilecek, çocuk çocukluğunu bilecek, anne baba babalığını bilecek, mürit müritliğini bilecek, şeyh şeyhliğini bilecek, zakir zakirliğini bilecek. Herkes edep dairesinde hayatına devam edecek.
“Ahmağın özrü kabahatinden beter olur. Cahilin özrü her ilmin zehridir. Ey tavşan! Senin özründe bilgi yok. Ben tavşan değilim ki kulağıma sokasın dedi.”
Demek ki hani özrü kabahatinden beter olur, hani özrü kabahatinden büyük derler ya bizde, hani özrün senin kabahatinden büyük. Yani sen düpdüzgün bir özür dilemedin. Sen özür dilerken dahi kinayesine diledin veya sen özür dilerken dahi samimi değildin veya sen özür dilerken dahi hakikati lekeledin. Bakın hakikati lekeledin. Sen özür dilerken dahi günahı kebair işledin. Sen özür dilerken dahi yanlış özür diledin. Allah muhafaza eylesin. Bunlar heva hevesten, kibirlilikten kaynaklanır. Cahilin özrü nasıl ilmin zehri olur? ilim maluma tabidir yani ilim doğruya, ilim güzele, ilim hakikate tabidir. ilim dört kere dört on altı, buna tabidir. ilmin maluma tabi olması budur. ilim çünkü bilinene tabi olur. Malum bilinmek demek. ilim bilinene tabi olunur. Kuran biliniyor. ilim ona tabi olur, bilinen bir şeydir. Malum, demek bilinen, anlaşılan, idrak edilen şey. O zaman ilim maluma tabi ise yani bilinene tabi ise o zaman uygunsuz özür, uygunsuz, yakışıksız, yerli yerinde olmayan bir özür, o ilmi lekeler. O zaman bizim ömrümüzde düzgün olacak, yakışır halde olacak, özrümüz de. Allah bizi onlardan eylesin inşallah.
“Tavşan: ‘Padişahım, adam olmayanı da adam sırasına koy; zulüm görenin mazeretine kulak ver. Hele mevkiinin sadakası olarak yolunu şaşıranı kendi yolundan sürme! Bütün ırmaklara su veren deniz bile, her çöpü başının üstünde taşır. Deniz, bu kereminden dolayı eksilmez, ihsanı yüzünden aşağılaşmaz’ dedi.”
Yani zulüm görmüş bir kimseyi, zulüm görmüş adi bir kimse, zorluklara katlanmış, meşakkatlere katlanmış, hatalar yapmış, kusurlar yapmış,
muteber bir insan değil ama yine de sen onun sözünü dinle. Sen onun meramını dinle. Sen yine de onu bir kaale al. Kaale alaraktan onu dinle. Yan denizden örnek vermiş Hz. Pir. Denizin suyu buharlaşır, bulut olur, yağmur olur, akar, yağar ve yağmurlar birleşir, tekrar nehir olur ve nehir önüne gelen bütün çer çöpü, ne varsa toplar, tekrar denize götürür ve deniz kendi üzerindeki çerden çöpten şikâyet etmez ve deniz böylece ne yapar? Bütün suyun membaı hükmündedir ve deniz buna rağmen temizdir. Bu çer çöp bu kadar insanların dünyanın pisliği denizi temiz olmaktan öteye götüremez. Çer çöpü görsen dahi, deniz temizdir.
Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri: ‘Denizin suyu temiz meytesi yani ölüsü de helaldir’ cevabını verdi. Bunu da kime söyledi? Bu balık Allahu Âlem hadisi şerifin geldisine gittisine bakınca, biraz inceleyince hani bu arada da diyanet bir fetva patlattı ya ‘denizden çıkan balığın haricindeki her şey haramdır’ diye yani normalde gündemi de biraz belirledi ya bu mesele şimdi, balıkçılık yapan sahabelerden bir kısmı geldiler, Allah resulüne dediler ki ‘ya Resulallah, biz balıkçılık yapıyoruz, bir saatliğine dahi çıkıyoruz. Üç saat, beş saat, on saat denizde kalıyoruz. Bu zaman içerisinde yanımıza aldığımız suyla abdest almaya kalkar, gusletmeye kalkarsak, bu su bize yetmez. Bizim sadece içmemize yeter. Biz diyor deniz suyuyla abdest alıyoruz, buna ne hükmedersin’ deyince Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ‘denizin suyu temiz, meytesi de helaldir’ dedi. Bunu böyle sakın hafife almayın. Bu hadisi şerifi imamı Malik Muvatta’sında almış. Ebu Davud, Tirmizi, Nesai imamı Ahmet, Hâkim, Beyhaki, bunlar normalde bu hadisi şerifi değişik kanallardan rivayet etmişler.
O zaman bu sadece balıkçılara verilmiş bir hükümmüş gibi görünse de umuma aittir yani deniz suyu temizdir. Ölüsü de nedir? Helaldir. Ölüsü de temizdir. Bu konudan hareket ederekten, Şafilerin büyük bir kısmı derler ki denizden hani meşhur bir sözdür ya ‘denizden babam çıksa yeriz’ diye. Hanefiler ne demişler? Hanefiler balık türüne müsaade etmişler. Bir de Hanefiler demişler ki böcek gibi olmayacak ama Hanefiler balığın ölüsüne dahi müsaade etmemişler. Yani suyun içerisinde balık kendiliğinden ölürse onu da yememiş Hanefiler. Bakın, onu dahi yiyememişler. Ya? O balık avlanaraktan tutulacak, ölü bir şekilde değil ama sahabeler ölü balık yemişler mi? Evet. Yine bir grup sahabe, Bahreyn tarafına sefere çıkmışlardı. Onlar Bahreyn tarafına, Allahu âlem, benim aklımda kalan o, o tarafa sefere çıktığında denizin kenarında açlar, hiçbir şey bulamadılar yiyecek. Bir baktılar kocaman büyük bir balık var. Allahu âlem bu balinaydı, karaya vurmuş. Çünkü sahabe diyor ki biz onun kemiklerinin arasında yürüyorduk. Yani onun kemiklerinin arasında yürüyorduk deyince benim aklıma balina geldi,
o zamanlar o hadis-i şerifi okurken bundan otuz yıl önce ve onun, o balığın etlerinden yediler sahabeler her gün. Hatta sahabe diyor ki biz kilo aldık, kuvvetlendik. Bildiğiniz kilo aldık, hani tabiri caizse semirdik diyor ve Medine-i Münevvere’ye geri dönünce bunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine soruyorlar. Ben aklımda kaldığını söylüyorum. Rabbim beni çarpıtmaktan muhafaza eylesin inşallah. Hatta bu mevzuyu duyan başka bir sahabe gelip soruyor. Bunlar böyle böyle yapmışlar deyince o zaman da Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, o balığın etinin caiz olduğunu, yemenin caiz olduğunu söylüyor. Karaya vurmuş bir balina, Allah muhafaza eylesin.
O yüzden işte Hz. Pir burdan ayrı bir inceliğe de dem vuruyor. Diyor ki deniz o kadar çer çöpü üzerinde taşır. Ama onun temizliğine, onun kemalâtına, onun büyüklüğüne, onun okyanusluğuna bir zarar gelmez. O çer çöpü üzerinde taşır, üzerinde barındırır. Onun kemalâtına bir zarar gelmez. Peygamberlerin etrafında günah işleyen sahabeler vardı. Onların peygamberliğine zarar değildir. Onların peygamberlik kemalâtına herhangi bir zararı olmaz onun veya mürşid-i kâmillerin, velilerin de etrafında günah-ı kebair işleyen, küçük veya büyük günahlar işleyen, tembeli, aymazı, gafleti hepsi de bulunur. O velinin, o mürşid-i kâmilin kemalâtına zarar vermez bu çünkü mürşid-i kâmiller mana denizi gibidir. Kirlenenler orda temizlenecek. Kirlenenler orda temizlenecek. O mürşidi kâmilin maneviyatına, o mürşidi kamilin kemalâtına zarar değildir. Peygamberlerin ve Hz. Muhammedi Mustafa’nın etrafındaki sahabelerin günah işlemeleri, peygamberliğin, peygamberin peygamberliğine leke değildir. Allah muhafaza eylesin inşallah.
Bize kan, bize domuz eti ve Allah’tan başkası için kesilen hayvanların eti ne yaptı? Bize haram kılındı. Bu da ayet-i kerime ile sabit. Bakara ayet 173, bize domuz eti haramdır. Bize ayı eti haramdır. Biz aslan eti yemeyiz. Biz sufilerin yiyeceği birinci derecede koyundur, kuzudur. ikincide inektir. Biz kurban keserken de birinci derecede koyun tercih ederiz. Çünkü ismail Aleyhisselam kurban edileceği zaman Allah isteseydi gökten boğa indirirdi ama Cenab-ı Hak ona kuzu indirdi, koyun indirdi. Biz sufiler genel olarak koyun kesmeye gayret ederiz ama Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, büyükbaş kurban etti mi? Etti. Deve kurban etti mi? Etti ama bize tavsiye ettiği küçükbaştı. Allah onun sünnetini bizleri işleyenlerden eylesin. Şunu da söyleyeyim, biz bütün, bunda ittifak vardır. Biz denizin dışından çıkan kurbağaları yemeyiz. Biz timsah yemeyiz. Şimdi böyle bu Uzak Doğu’dan insanlar bir şey zannediyorlar, kurbağa bacağı yemeye başladılar. Kurbağa yemeğe başladılar. Yok çok lezzetli oluyormuş. Yakında Çinliler gibi yarasa yiyecekler, yakında insanlar kedi köpek yemeye başlayacaklar,
yakında insanlar ne bulurlarsa yiyecekler. Zaten amaç bu. Dinlerin haramlarını ortadan kaldırmak ve insanları fakirleştirerek her türlü hayvanı yedirmek insanlara, her türlü necaseti yedirmek.
Kıymetli dostlar! Paketlenmiş gıdalardan uzak durun. Tekrar tekrar söylüyorum bunu. Bunu otuz yıldır söylüyorum. Otuz yıldır! Sohbetlere başladığım 1987’den beri söylüyorum. Seksen yediden beri! Paketlenmiş gıdalardan uzak durun, paketlenmiş her şeyden uzak durun, işte yok hazır kavurmaymış! Canım kardeşim, kasapların köküne kıran mı girdi? Git kasaptan yarım kilo et al, kavur evde. Git kasaptan al bir de, evet, yediğinize içtiğinize de dikkat edin. Şüphelilerden uzak durun, paketli gıdaların büyük bir çoğunluğu şüpheli. Onların içerisinde kimyasal olmamış olsa dayanmaz o kadar. Marketten bir yoğurt alıyorsun, koyuyorsun dolaba, bir ay sonra dahi duruyor, bozulmuyor, ekşimiyor bile. O yoğurt dolapta küfleniyor yine ekşimiyor. Küfleniyor, küfleniyor ekşimiyor yine. Ne yiyorsa bu insanlar, küflü, küf tutmuş üstü ama ekşi değil ama ekşi değil! O yüzden hazır gıdalar, hazır pişirilmiş gıdalar, konserve yapılmış gıdalar, almayın. Allah muhafaza eylesin. Biz Hanefiler genelde börtü böcek kısmından olan şeyleri yemeyiz. Yesen Şafide caiz midir? Evet. Hanbelî’de caiz midir? Evet. Allah bizi affetsin. Hambeliler mesela Hambelilerde fetvadır, kurbağa ve timsah dışında Hambelîler denizden çıkan her şeyi yerler. Kurbağayı yemezler, timsah yemezler. Hanefiler de yemez bunu. Hanefiler de ne yapar? Bunları yemezler. Evet, işte deniz birçok çer çöpü üzerinde barındırdığı halde temizdir, tahirdir. Tavşan diyor ki sen yücesin o yüzden benim gibi hatalı, kusurlu bir kimseyi dinlemelisin. Bak denizin üzerinde o kadar çerçöp olmasına rağmen deniz onlara bir şey demiyor dedi ve:
“Aslan dedi ki: ‘Ben yerinde ve layık olana kerem ve ihsanda bulunu-
rum; herkesin elbisesini boyuna göre biçerim.”
Sohbetin başında ne dedik? Aslan burda ilahi nefes. Aslan burda Hakkı temsil ediyor. Hak adına konuşuyor ve diyor ki ben yerli yerinde, layık olana kerem ve ihsanda bulunurum. Demek ki kerem ve ihsanda bulunurken yerli yerinde bulunmak gerekirmiş. Yerli yerinde yani şirk ehlini affetmek, affetmek, yerli yerinde lütufta ve ikramda bulundurmak değil. Allah şirke düşenleri ve orda vefat edenleri ebediyen cehenneme kor. Allah’ın affı, mağfireti geniştir ama tövbe edenleri Cenabı Hak affeder. Allah’ın affı mağfireti geniştir. iman edip salih amel işleyenleri Allah affeder ve Cenab-ı Hak hiçbir şeyde adaletsizlik yapmaz. Hiçbir şey de. Casiye ayet 22: ‘Allah gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. Taki her nefis zulme uğratılmaksızın kazancına göre karşılık görsün.’ Allah hiçbir varlığın, hiçbir perdesine, Allah varlık perdesindeki hiçbir surete bürünmüş ruha zulmetmez. Sizin önünüzde
sizin yaptıklarınız vardır. Yani siz kötülük yaparken Allah’tan iyilik beklemeyin. Zerrece kötülük işleyen cezasız kalmaz. Kötülükten dön. Kötülükten tövbe edip geri dön.
Kötülük işlerken, Allah’tan lütuf bekleme. Haramın içerisinde yüzerken, Allah’tan kerem bekleme. Hainlik yaparken dostluk bekleme. Geri dönüp kaçarken, Allah’ın senin yüzüne lütfedeceğini bekleme. Savaşa gitmeyen, savaştan geri dönen sahabelere Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri onlara selam bile vermeyeceksiniz dedi. Bir kimse dinine hainlik ediyorsa, yoluna hainlik ediyorsa, sen ona lütfedip ikram edemezsin. Eğer sen dinine hakaret eden, senin dininle alay eden, senin dininle seni kandıran bir kimseye sen yumuşak ve tavizkâr davranıyorsan, sen ya cahilsin ya ahmaksın ya da münafıksın, ya da münafıksın! Sen yanlışa yanlış olduğu için Allah için karşı çıkacaksın, yanlışlık kimden gelirse gelsin. Sen hakikate ram olacaksın. Hakikat ve hakikat sözü kimden tecelli ederse etsin alacak, kabul edecek, boyun bükeceksin. Eğer sen Hakkı hak bilip hakkı savunmazsan, sen akıl sahibi değilsin. Hakkı hak bilip sen o hakkı savunmazsan, sen müminliğini sorgula. Müminliğini sorgula! Çünkü Cenab-ı Hak kudret ve kuvvet sahibidir, o lütuf ve keremini layık olmayanlara vermez. Sen kendince haramın içersinde yüzerken Allah’tan merhamet bekleme. Allah’tan yardım bekleme. Bu ahmaklık olur. Bu ahmaklık olur. Cenab-ı Hak kafirleri sevmez, Cenab-ı Hak münafıkları sevmez, Cenab-ı Hak cimrileri sevmez, Cenab-ı Hak namaz kılmayanları sevmez, Cenab-ı Hak farzlarını yerine getirmeyenleri sevmez, Cenab-ı Hak kendisini unutanları sevmez. Cenab-ı Hak zikrine sırtını dönenleri sevmez. Cenab-ı Hak haramları açıktan işleyenleri sevmez. Haramı açıktan işleyip de Allah’ın sevgisini konuşma. Ahmaklık bu! Kendi kendisini aldatıyor. Kim farzları yerine getirirse Allah’a sevgili sevimli bir iş yapmış olur, kim farzları yerine getirirse! Farzları yerine getirirsen Allah’a sevimli ve sevgili bir iş yapmış olursun. Bunun tersi ne? Farzları yerine getirmezsen sen Allah’a sevgili ve sevimli bir şey yapmadın. Yani nefretine layık oldun onun, cezasına layık oldun.
insanlar şimdi kendi kendilerini anlatıyorlar. Din oyuncak değil. Din heva ve hevesine göre dizayn edilmez. Kim farzları yerine getirirse Allah’a en sevimli işi yapar. Nafilelerle Allah’a yaklaşır. Farzları yerine getirmektir temeli. Farzları yerine getirmek, sadece namaz kılmak, oruç tutmak değil. Örtüne riayet et, haramlara dikkat et, diline dikkat et, gözüne dikkat et, eline dikkat et. Haramla iştigal etme. Haram söz söyleme. Harama bakma. Bugün harama bakmamak en büyük cihat kıymetli dostlar. Harama bakmamak en büyük cihat! Sokaklar yürünmez halde. Çarşılar yürünmez halde. insanlar ne yazık ki gaflet uykusunda. Gaflet uykusunda! Ben erkek olarak
erkekliğimden utanıyorum. Diyorum ne hale geldik! Artık erkekler bile daracık kotlar, daracık streç pantolonlar, pantolon değil tayt giyiyorlar. Tesettür sadece kadınlara farz değil, erkeklere de farz. Erkekler daracık streç pantolon giyemez, haram. Uzuvları belli eden bir pantolon erkeklere de haram. Biz, nereye gittiğimiz belli değil bizim. Bizim ne tarafa yöneldiğimiz belli değil. Eğer kastedilen, kastedilen dindar gençlik buysa battık. Bahsedilen dindar gençlik buysa, battık! Kastedilen dindar gençlik, örtülü bayanların barlarda içki içmesi, eğlenmesi ise battık. Kastedilen dindar gençlik, örtülü bayanların, repçilerin, popçuların, ondan sonra bilmem necilerin konserlerine gidip eller havada yapıyorlarsa battık. Kast edilen dindar gençlik, o imam hatipli gençlerin hadis inkârcılığıysa battık. Kastedilen dindar gençlik, ilahiyatlarda, ilahiyatlarda fıkıh ve fakih inkârıysa, ilahiyatlarda hadis inkârıysa, ilahiyatlarda ayet inkârıysa battık. Battık! Ve bunları dile getiremeyen, hakkı ve hakikati bilen âlim, ulema, müftü her ne var ise kimden korkuyorlarsa, korktukları ilahları olmuş. Korktukları ilahları olmuş! Korktuğu ne ise ilahı o olmuş. Battık! Bunu dile getiremiyor hiç kimse. islam sadece namaz kılmak değil. islam sadece namaz kılmak olarak algılanıyor, değil. islam sadece Kur’an-ı Kerim’i okumak değil. Kur’an-ı Kerim’i yüzünden oku binlerce sefer, yaşamadıktan sonra! Yaşama, oku. Sabahtan akşama kadar oku. Yaşamadıktan sonra bir anlamı yok. Sen Kur’an ve sünnetin mücadelesini vermiyorsan, kurtulamazsın. Sen hak ve hakikatin, adaletin, doğruluğun, dürüstlüğün mücadelesini veremiyorsan kurtulamazsın. Sadece senin kendi yaşaman yetmez.
Ümmeti Muhammed’i sıkboğaz ediyorlar. Müslümanları sıkboğaz ediyorlar. Müslümanlar gaflet uykusunda. Kuran’dan ayetleri inkâr ediliyor, gaflet uykusunda. Hadisler inkâr ediliyor, gaflet uykusunda. Mezhepler inkâr ediliyor, gaflet uykusunda. Müslümanlar dinlerini yaşamıyorlar, yaşatamıyorlar, anlatamıyorlar, gaflet uykusunda! Nerde islam’ı anlatan, Müslümanlığı anlatan, Kur’an ve sünneti anlatan insanlar varsa, bir sürü alavere dalavere, başlarına, bir sürü çorap örülmeye çalışılıyor. Gaflet uykusunda herkes. Gaflet uykusunda! Eşcinseller ortalığı sarmış, gaflet uykusunda islam, Müslümanlar gaflet uykusunda. Rüşvet, adam kayırmacılık, adaletsizlik, namussuzluk, şerefsizlik, haysiyetsizlik her tarafımızı sarmış. Gaflet uykusundayız! Gaflet uykusundayız!
Herkes hayatından memnun. Bir düdük, evde herkes! Bir düdük, sustu herkes. Harama haram diyemeyen bir islam toplumu olduk. Harama karşı çıkamayan bir islam topluluğu olduk. Bu haram deyip isyan edemeyen bir islam topluluğu olduk. Bu haram deyip biz buna karşı çıkamıyoruz. Bizim önümüze dayatmışlar sahte bir demokrasi. Sahte bir demokrasi! Demokrasileri
sahte! Namusları sahte! Şerefleri sahte! Haysiyetleri sahte! insanlıkları sahte! Her şeyleri sahte! Biz o sahteliğin önünde susanlardanız. Evet! Yalan hepsi de! Demokrasisi de yalan, anayasası da yalan, hukuku da yalan. Her şey yalan ama biz susuyoruz.
Evet! Biz sessiz koyunlar topluluğu gibiyiz. Evet! Zaten konuşana da sahip çıkamıyoruz ki! Böyle konuşmaması lazımdı ya! Bu zamanda böyle konuşulmaz zaten. Abi ya! Hakkını helal et! Aman ya, çoluğunu, çocuğunu düşün sen ya! Abi ya! Hakkını helal et ya! Böyle demesen ya, biraz fazla konuşuyorsun, ben seni sevdiğimden söylüyorum! Söylemeyin bana ya! Kim söyletiyor bunu size? Şeytan. Bırakın, benim çoluğum çocuğum Allah’a ait. Bırakın, bizim hayatımız Allah’a ait. Bırakın bizim aşımız, eşimiz, işimiz, her şeyimiz Allah’a ait. Siz susun. Siz susun, siz konuşmayın! Sizin işiniz, aşınız, eşiniz bozulmasın, susun! Sizlere söylemiyorum bunu, bütün ümmete söylüyorum. Burda durmak dahi cihat. Ben bunun farkındayım. Burda durmak dahi cihat. Ben bunun farkındayım, merak etmeyin, size değil sözüm, ama ümmet bu halde. Ümmet bu halde, düşünebiliyor musunuz?
Arkadaşlar! imanınız içindeyse, kafanızı kaldırıp sokakta yürüyebilir misiniz? Ben yürüyemiyorum. Ben yürüyemiyorum! Kafanızı kaldırıp çarşıda dolaşabiliyor musunuz? Ben dolaşamıyorum! Siz dolaşabiliyorsanız, söyleyecek bir sözüm yok. Din, namaz kılmak değil sadece, evet! Allah her şeyi yerli yerine verir. Allah hak ve hakikatten yanadır. Sen harama göz yumup da Allah’tan lütuf bekleme. Sen haramın içerisinde yüzerekten Allah’tan kerem bekleme. Yok! Cenab-ı Hak her şeyi hak üzerinde yaratır ve her şeyde zulme uğratmaksızın verir erkesin hakkını hukukunu. Kimse kimsenin hakkını hukukunu yiyip içemez bu manada. Allah adalet sahibidir ve aslan ona dedi ki: ‘Aslan ona dedi ki ben insanların konumuna boyuna göre elbise biçerim. Onun tartısında noksanlık yoktur. Onun ölçüsünde noksanlık yoktur.’ Allah muhafaza eylesin.
“Tavşan, dinle (dedi). Eğer lutfa layık değilsem kahır ejderhasının önüne baş koydum. Ne yaparsan yap! Ben kuşluk vakti yola düştüm, arkadaşımla padişahıma geliyordum. Arkadaşlarımla, senin için başka bir tavşanı da bana yoldaş etmiştiler. Bir erkek aslan, kulunuzun kanına kastetti. Yolda, bu iki yoldaşa da sataştı. Ben ona: ‘Biz padişahlar padişahının kuluyuz, o kapının iki küçük kapı yoldaşıyız’ dedim. Dedi ki: ‘Utan be! Padişahlar padişahı dediğin kim oluyor? Benim huzurumda öyle bir adam olamayanın adını anma! Eğer huzurumdan iki adım ileri atarsan seni de padişahını da paramparça ederim. Beni bırak, bir kerecik daha padişahımın yüzünü görüp seni haber vereyim’ dedim. Dedi ki: ‘Yoldaşını huzurumda rehin bırak; yoksa sen benim kanunumca kurbansın.’ Ona çok
yalvardık, hiç fayda etmedi. Yoldaşımı alıp beni yalnız bıraktı. Arkadaşım hem şişmanlık ve letafetçe, hem de güzellik ve irilik bakımından benim üç mislimdi. Bundan böyle o aslan tarafından bu yol kapanmıştır, böyle bir düşman yüzünden, padişahım, yol bağlıdır. Bundan sonra tahsisattan ümidini kes. Ben doğru söylüyorum, doğru söz acıdır. Sana tahsisat lâzımsa yolu temizle. Haydi gel, o pervasızı oradan kaldır!” dedi.
Aslanın tavşana cevap vermesi ve onunla gitmesi
Aslan dedi ki : “Bismillah, haydi gel bakalım, nerede o? Doğru söylüyorsan düş önüme! Onun da cezasını vereyim, onun gibi yüz tanesinin de. Fakat bu sözün yalansa seni cezalandırırım.” Tavşan; onu, kurduğu dolaba düşürmek için kılavuz gibi öne düştü. Nişan koyduğu bir kuyuya doğru yola çıktılar. Aslana derin bir kuyuyu tuzak yapmıştı.
inşallah önümüzdeki hafta Allah izin verirse, Cenab-ı Hak nefes bah-
şederse burdan devam edeceğiz.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Sünnet, Şeyh, Kâbe. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı