MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 4 • 11/36
1142-1149. Beyitler Şerhi
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Mesneviye devam ediyoruz inşallah. 1142. beyitten, burda kaldıydık geçen hafta. inşallah ordan devam edeceğiz Allah’tan bir şey gelmezse. Bir önceki beyit:
“Suret suretsizlikten çıktı, yine suretsizliğe döndü. Zira biz yine Al-
lah’a döneceğiz.”
beyitiydi. Yani bütün her şey, her ne var ise Cenab-ı Hakkın ilmi ilahiyesinden, suretsizlikten çıktı ve tekrar ne olacak? ilm-i ilahiyesine dönecek, tekrar oraya dönecek, yine suretsizliğe dönecek. Hazreti Pir devam ediyor:
“Şu halde sen her göz açıp kapamada ölüyor, diriliyorsun. Mustafa
‘dünya bir andan ibarettir’ buyurdu.
Beyiti baştan alıyorum: “Şu halde sen her göz açıp kapamada ölüyor, diriliyorsun. Mustafa, (yani Hz. Peygamber(s.a.v.) hazretleri, dünya bir andan ibarettir buyurdu. Hz. Mevlana Celaledin i Rumi hazretlerinin bu beyiti veya buna benzer beyitleri vardır yani normalde her an ölüp dirilmeyle alakalı. Bu tabii tarih boyunca varlığın üzerinde düşünen taşınan bir şeyler yazanlar, varlık üzerinde düşünenler, bunun üzerinde çok durmuşlar, bunun üzerine çok sözler söylemişler, varlığı inceleyenler. Tabii Hz. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri’nden öncesinde, Muhyiddin ibni Arabî hazretleri de ve sufiler bütün hayatın bir andan ibaret olduğunu ve biz bu anı yaşarken de her an her an Cenab-ı Hakk’ın bizi hem öldürüp hem dirilttiğine hükmetmişler. Hatta bununla alakalı Hz. Mevlana Celaleddini Rumi Hazretleri’nin bir benzetmesi vardır. Der ki siz bir ışık alsanız onu, daireyi, çok hızlı bir şekilde döndürseniz, yukarda karşıdan size görünen ışık bir daire
görünür veya bir ateş kümesi alsanız, hızla çevirseniz, sanki orda bir ateş halkası varmış gibi görürsünüz. Aslında çok hızlı çevrildiği için gözünüz yanılır. Buna dair benzetmeler vardır Hz. Mevlana Celalettin i Rumi hazretlerinde veyahut da siz yağmur tanelerine baksanız, bütün zerreler birbirlerine birleşmişlerdir, bir bütün halinde iniyordur ama onların hepsi de birbirinden ayrı mıdır? Evet ama sen onu bir bütün halinde görürsün veya çaya suya baksak, onların hepsi de zerre zerre ayrıdır. O zerreler birleşmiştir. Biz onu bir bütün halinde görürüz. Aslında bir bütün değildir.
Şimdi varlığa baktığımızda da yaratmaya baktığımızda da, Cenab-ı Hak onu her daim yaratır. Yani her daim var eder ‘hay’ esmasıyla, her daim de öldürür bütün varlığı. Bu sadece insan için geçerli değildir ama biz insanla ilgileniyoruz ya Rum suresi ayet 27: ‘Şu halde ilkin yaratıp sonra onu iade eden odur. Bu onun için pek kolaydır.’ Yani Cenab-ı Hak bir şeyi yarattı. O yarattığı şeyi yeniden yaratmak veya onu tekrar ona iade etmek çok kolay bir şeydir. Kaf Suresi ayet 15’de de: ‘ Ya biz ilk yaratılışta da güçsüz mü düştük? Hayır, onlar yeni bir yaratılıştan şüphe içindeler.’ Yani ilk yaratırken Cenab-ı Hak güçlükle karşılaşmadı ki ikincide üçüncüde beşincide onuncuda güçlükle yaratsın. Şöyle düşünün, bir şeyi yoktan var ederken, hiç bir şekli şemali yok, hiçbir benzeri yok, bir şey yaratıyorsunuz, o hiçbir benzersiz olan bir şey yaratırken ona güç gelmeyen şey benzeri olan bir şey yaratırken mi güç gelecek? Normalde o zaman demek ki Cenab-ı Hak her an bütün varlığa hayat veriyor ve bütün varlığa hayat verirken biz onun devamiyetle, devamlı olarak durduğunu düşünüyoruz. Devamlı olarak durmuyor. Her an değişken, her an bir taraftan yaratırken öbür taraftan öldürüyor. Yaratma ve öldürme birbirini devam ediyor ama bizim gözümüz yanıldığından dolayı biz onu göremiyoruz. Yani bunu hep böyle tarif ederim ben. Biz ışığa bakıyoruz, ışığa baktığımızda ışık devamlı yanıyor olarak görünüyor. Oysa elektrik devamlı ona akım halinde peyderpey, parça parça geliyor ama biz ona parça parça gelirken biz o parçalanmışları, o parçacıkları görmüyoruz. O yüzden diyoruz ki orada devamlı yanan bir ışık var. Devamlı yanan bir lamba var. Aslında öyle değil. O devamlı olarak devam ettiğinden dolayı bize o devamlı olarak görünüyor veyahut da bir makineye elektrik veriyorsunuz.
Sen makine mühendisliğini bitirdin değil mi? O! Okuyorsun! Kaçıncı sınıfta? 3. sınıfa geçtin? Maşallah! Şimdi makineye enerji veriyorsunuz, makineye vermiş olduğunuz enerji aslında parçalı gidiyor ona. O parçalı olan enerjiyi de makine kendisi parçalı olarak alıyor ama o parçacıklar devam ettiği için makine hiç kesintiye uğramıyor. Aslında o da ne yaptı? O da parçalı çalışıyor çünkü mesela onun parçacıklarıyla siz oynasanız örneğin
makinenin elektrik aksamında bir 220 gelse bir 150 gelmiş olsa onun devamı, o hız olmadığından dolayı makine arıza yapacak. Sebep? Makineyi tanzim ederken çünkü örneğin 220 ye göre tanzim edildi, eğer 150 gelirse makine ne yapmış olacak? Arıza yapmış olacak. Ağır çalıştığını göreceksiniz veyahut da bir makine düşünün. 300000 kilometre hız saatte yapıyor. Onu görmemiz mümkün mü? Değil ama onun normalde hızını düşürmüş olsak hareketlerini görür müyüz? Evet veyahut da film izliyorsunuz. O filmi izlerken biz aslında binlerce resmi izliyoruz biz. Binlerce resim! Aslında o binlerce resim ardı ardına geldiği için biz filmi izlerken canlı olarak izliyoruz. Canlı izlemiyoruz aslında veyahut da siz canlı yayın, bu şimdi canlı yayın olarak nitelendiriliyor öyle değil mi? Aslında canlı yayın değil. Ne? Ölü yayın. Nasıl ölü yayın? Şöyle ölü yayın. Normalde burdan ses parça parça gitti. Parça parça gittiği için ölü aslında. Aslında sizin izlediğiniz, sizin dinlediğiniz her şey ölü. Nasıl ölü? Sizden önce beyin onu hafızaya alıyor. Beyin onu hafızaya aldıktan sonra siz onu hafızadan alıyorsunuz. Yani bu öyle bir kilometre koşuyor ki bu mesele öylesine koşuyor ki aslında beyin de bizi aldatıyor. Nasıl aldatıyor? Siz gördüğünüz anda onu izlediğinizi düşünüyorsunuz. Değil. Gördüğünüz anda izlemiyorsunuz. Göz onu görüyor. Göz onu gördükten sonra hızla beyne alıyor.
Beyinde video düşünün. Siz onu beyninizin içinde görüyorsunuz. Bir videoda görüyorsunuz. Aslında beyninizin içinde o görüntü, dışında değil. Tekrar söylüyorum, dışında değil göz. Göz sadece ve sadece yaptığı iş, kameraman gibi kamera gibi. Kamera çekti beyine gönderdi. Beyin onu hızla analiz etti. Hızla analiz ederken simaları da hafızadan çağırdı. Bakın, bütün simaları hafızadan çağırdı. Neden siz onu tanıdınız? Hafızada çünkü; sesi, görüntüsü, hafızanızda sizin ve siz onu bir daha gördüğünüzde beyin hafızadan aldı geldi onu ve dedi ki bu Demirtaşlı ismail. Demirtaşlı ismail olduğunu hafıza tanımladı. Onu normalde göz tanımlamadı ve bu düşünebiliyor musunuz bu kâinatı? Sadece bir insanı düşünseniz insanda milyarlarca hücre var. Bu insanda milyarlarca hücre var ve aynı zamanda da artık milyarın da üstünde hafıza var, ya şöyle düşünün. işte ismail, ismail’in bütün vücut hatlarını dışarıdan gördünüz, hafızaya kaydettiniz. ismail’in kızgın anını gördünüz, neşeli anını gördünüz, üzüntülü anını gördünüz. ismail’in sesine aşina oldunuz. Kızgınken sesi ayrı, neşeliyken sesi ayrı, üzüntülü iken sesi ayrı. Hepsini de hafızaya aldı beyin bunun, binlerce bilgi var, milyonlarca bilgi var beyninizde. Milyonlarca, milyarlarca bilgi var beyninizde. Ne yaptı? Hep fotoğraf çekti. Habire fotoğraf çekiyor, habire hafızaya alıyor ve bunları alırken de siz kendi kendinize şöyle düşünmeyin. Ya ben gördüm. Ne alakası var sen gördün ya! Sen baktın sadece. Sen baktın sadece.
Kafanı o tarafa çevirdin, baktın. Allah’ın izni, Allah’ın ilmi, Allah’ın takdiri, Kadri, kaderi, kudreti, kuvveti olmazsa hiçbir şey yapamazsın. Bir hiçsin. Bir hiçsin ama bunun farkında değilsin. Kendini bir şey zannediyorsun. Bunun farkına varmış olsan onun kudret ve kuvvetinin altında eğileceksin, sadece kulluğa bakacaksın ama farkında olmadığından dolayı kendini bir şey zannettin ve Cenâb-ı Hak bu senklorizasyonun bir tarafına bir nokta değil böyle, hücrenin işte milyonda biri kadar bir şeyin kodunu bozsa hayat felç oldu. Hayat felç oldu! E, o zaman Cenab-ı Hak düşünebiliyor musunuz bunu neden söyledim? Ya bu kadar karmaşık gibi görünen kocaman bir sistemi bir hesab üzerinde her an, yeniden yaratan ve onu yok eden var ve o yarattığı şey, ortadan kaybolmuyor. Sizin saniyenin işte yüz milyonda bir anlık görüntünüz, konuşmanız yok edilmiyor. Ya? Allah’a döndürülüyor. Nereye? Geldiği yere döndürülüyor. Bu döndürülüşte orada hepsi de hafızaya alınıyor mu? Evet.
Bakın. Bunların hepsi de hafızaya alınıyor. Cenab-ı Hakkın varlığı şey olarak sene, yıl, ışık yılı olarak ne zaman yarattığını bilmiyoruz ve bu varoluş yaratıldığından beri hafızada, olan biten her şey hafızada ve hesapları da hızlı görecek bir de ve hesapları da hızlı görecek çünkü her şey hafızada. işte böyle bir her daim var eden ve her daim yok eden ve yok ettiğini de yok ettiğini de bizim gözümüzde yok eden ve yok olan, yok ettiği şeyi kendi ilmi ilahisine döndüren Allah. Yani şöyle düşünün. ilm-i ilahi, dairenin başı diyelim, şurası, ilmi ilahiden geldi, burda yaşayacağını yaşadı. Bir an, bir anı konuşuyoruz ve sonra tekrar aynı şekilde ilmi ilahiye geri döndü. Bu artık bunu, bu zamanı ölçmek, bu zamanı değerlendirmek, bu zamanın üzerinde konuşmak, benim haddime değil. O yüzden Hz. Allah hadis-i kutside dedi ki ‘zamana küfretmeyiniz, zaman Allah’tır’ ve hepsi de bu zaman sıfatının üzerinde tecelli etti.
“Bizim fikrimiz havada bir oktur. Havada nasıl durur? Allah’a gelir. Her nefeste dünya yenilenir. Fakat biz, dünyayı öylece durur gördüğümüzden bu yenilenmeden haberdar değiliz.”
Bir şey düşündünüz. Düşündüğünüz şey kendi beyninizin içinde ve beyninizin içindeki olan o düşünce, havada bir ok gibidir diyor. Yani havada nasıl durur? Bir ok attınız. Ok havada durur mu? Durmaz. Ne yapar? Bir müddet sonra yere düşer. Nereye düşecek o zaman? Allah’ın, Allah’ın ilmi ilahisine düşecek. Hani Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri dedi ya yani, ‘ayakkabının bağı Allah’ın tabiri caizse üzerine düşecekti’ dedi hadisi şerifte. Demek ki o zaman ne nereye düşerse düşsün, ‘yerin de göğün de nuru Allah’tır’ ayeti kerimesi mucibince sen ne nereye düşerse düşsün, Allah’ın nurunun üzerine gitti. Sen Allah’ın nurunun içinde yaşıyorsun ve
düşüncelerin de Allah’ın nurunun içerisinde. Hani bir ayet-i kerime var ya ‘Allah sizin kalbinizden geçenlerden de hesaba sorar’ diye. Sonradan o ayet-i kerimenin neshedildiği söyleniyor. Neydi? ‘Allah sizin kalbinizden geçenlerden hesaba çekmez’ diye. O zaman kötülük düşündün, sufiler bunu böyle yorumlar. Ben kendimce öyle yorumlarım. Sen eğer kötülük düşündüysen, bunun hesabını görürsün. Bunun hesabını verirsin. Sebep? Çünkü sufi, düşüncesi de temiz olmalı. Sufi, haram düşünmemeli, kötülük düşünmemeli. Sufi, yanlışlık düşünmemeli. Sufi, insanlara kötülük yapmak için yaratılmadı. insanlara iyilik yapmak için yaratıldı. iyi insan olsun diye Cenab-ı Hak murat etti. Ne dedi şeytana? Dedi ki ‘onlar Allah’ı zikredecekler, Allah’ı bilecekler, Allah’ı öğrenecekler. Ben insanları bunun için yarattım.’ Şeytan ne dedi? ‘Ben onları saptırıcı olacağım.’ O zaman şimdi insan Allah’ın halifesi hükmünde.
Öyle olunca iyi düşünecek, iyi hareket edecek, iyi davranışlarda bulunacak ama bunun özü nerde, başlangıcı? O kimsenin düşüncesinde. O yüzden hadisi şerifte Hazreti Peygamber(s.a.v.) hazretleri, buyurdu ki ‘ameller niyetlere göredir’.Niyet, düşünmek çünkü. Düşünmek. Neye niyet ettin? Hani hicretle da alakalı bir hadisi şerif var ya ‘neye hicret ettiyse onu bulur.’ Neye hicret ettiyse! Hadisi şerifin devamında ‘kadına hicret ettiyse kadını, dünyaya hicret ettiyse dünyayı bulur’ diyor. Allah için hicret eden de Allah’ı bulur. E, sen haramlardan Allah için dönersen, helâlı bulursun ama sen harama yönelirsen haram olarak devam eder gidersin. Öyle olunca işte bütün her şey bu fikirden, düşünceden çıkar. O zaman o fikrin de havada kalmaz. iyi niyet sahibi olun, iyi düşünün, güzel düşünün, hayır düşünün, ümitvar düşünün ama bu ümitvar düşünmek, ümitvar düşünmek, sizin çalışmanızı, sizin gayretinizi, sizin koşmanızı, sizin disiplininizi bozmasın. A, ümitvarız biz, hiç çalışmayalım! Öyle bir şey yok veyahut da evet, ümit ediyoruz biz. Ee ne olursa olsun ya! Böyle bir şey yok. Biz gayretimizi, disiplinimizi, gayretimizi, disiplinimizi hiç aşağı çekmeyeceğiz. Ümitvar olacağız ama o ümidin arkasında duracağız. Ümitvar olacağız, şeytana kapı aralamayacağız ama o ümit ettiğimizin peşine düşeceğiz. Çalışacağız. Onun matematiğini bulacağız. Ne yapmamız gerektiğini öğreneceğiz. Sufilik adabı, erkânı öğreneceğiz. Zikrullahı öğreneceğiz. Nerde neyi yapmamız gerekiyor öğreneceğiz ve onları bitamam güzel yapmaya gayret edeceğiz. Eğer güzel yapmaya gayret etmezsek biz boş boşuna ümit ettik o zaman.
Ümit boş olmayacak. Niyet boş olmayacak. Onun arkasında duracağız. Evet, biz fikrimiz bizim hayalimiz bir ok gibi hayalimiz bir ok gibi. O zaman hayal ok gibi ise ve o boşlukta kalmayacaksa biz o hayalimizin peşine doğru adımlarla gideceğiz. Hayalinizin peşine doğru adımlarla gitmiyorsanız,
siz kendi hayalinize de inanmıyorsunuz. O zaman fikrimizin peşine doğru adımlarla gideceğiz. Doğruya doğru adımlarla gidilir. Doğruya eğri adımlarla gidilmez. Hakikati doğru adımlarla bulabilirsiniz. Hakikati eğri adımlarla bulamazsınız, hakikati eğri fikirle, eğri düşünce ile ulaşamazsınız. Hakikat doğruluktan yanadır. Tarih boyunca dindarların en büyük handikapı, doğruya yanlış adımlarla gitmeye çalışmalarıdır. Peygamberler insanlara doğruyu doğru adımlarla gitmeyi öğretmek için gelmiştir. Yoksa bütün insanlık Âdem’den beri doğruyu biliyor ve bütün insanların Allah kalbine doğruyu ilham etmiştir, yerleştirmiştir. Bütün insanlarda, bütün insanların kalbinde hakikat bilgisi vardır. Peygamberler o hakikat bilgisini meydana çıkarmak için gönderilmiştir. Peygamberlerden sonra veliler, mürşid-i kâmiller, Allah dostları, o hakikat bilgisinin meydana çıkmasına vesile olmak için ortadadırlar. Peygamberlerden sonra hiçbir peygamber yeni bir hakikat getirmemiştir. Hakikat Allah’ındır çünkü. Hiçbir veli, hiçbir mürşit de yeni bir hakikat getirmez. Hakikat bellidir çünkü ama her mürşit hakikate gidilecek doğru adımları insanlara aktarır, söyler. Her peygamber bütün insanların hakikate ulaşması için doğru adımları öğütler. Bu peygamber düşmanı, bu peygamber sünnetlerini inkâr eden, bu hainler, insanın insanlığın doğruyu ve hakikati bulmasını istemiyorlar. Çünkü peygamberin izinden giden kimse, Allah’ın insanlığa bahşettiği hakikati bulacaktır. Peygamberlerin izinden gitmeyen insanlar, şeytanın izinden giderler. Şeytanın izinden giden de şerrin hakikatini görür. Peygamberin izinden gidenler de Allah’ın hakikatini görür.
O yüzden sizin fikriniz havada durmaz. Sizin sözünüz havada durmaz. Sizin hayaliniz havada durmaz. O muhakkak Allah’a ulaşır, muhakkak! Bunda hiç şek şüphe etmeyin. Ne niyet ettiyseniz niyetiniz Allah’a ulaşmıştır anında. Neye niyet ettiyseniz. O yüzden çayı içerken zayıflamaya niyet ederseniz, bu çay sizi zayıflatır. Çayı içerken beni uyutmasın, ben Allah’ı zikredeceğim derseniz, çay sizin uyumamanıza vesile olur. Burada niyettir orta yerde olan ama ben keyif edeceğim çay içerken derseniz keyfetmiş olursunuz. Ey sufi! Sen bu dünyaya keyfetmeye mi geldin? Keyif etmeye geldiysen her şeyden keyif edersin. Yok, keyfetme, Allah’ın nimetlerine bak, Allah’a hamd et. Cenab-ı Hakkın sayısız, sonsuz nimetlerini düşün; ‘siz bu nimetleri nasıl inkâr ederseniz’ ayeti kerimesini kendine ölçü al. O zaman o nimetleri asla ve asla inkâr yoluna gitme. inkâr yolu ne? Allah’a sırtını dönmek. Allah’ı unutmak. Allah’ı zikretmemek. Bu nimete nankörlük. Bir kimse göz göre göre namazı terk ediyorsa, o Allah’ın nimetine nankörlük etmiştir. Göz göre göre ayet-i kerimeleri, farzları inkâr ediyorsa, göz göre göre dinin herhangi bir hükmünü es geçiyorsa, o Allah’a nankörlük etmiştir. O zaman
bu havada kalmayacak. Bu muhakkak Allah’a ulaşacak. Senin iyi niyetin Allah’a ulaşacak. Senin iyi niyetin, senin iyi amelin, Allah’a ulaşacak. Senin kötü niyetin de Allah’a ulaşacak. Senin kötü amelin de Allah’a ulaşacak. O zaman sakın ha, o deftere kötülük yazdırma. Sakın ha kötü niyet besleme. Sakın ha! Neden dedi ‘suizana düşmeyiniz’ diye? ‘Suizanın fazlası size haramdır’ dedi. O kısacık suizan var ya, sizin zarar etmemeniz için. Zarar etme. Gözünün gördüğü insanlar peygamber değil. Gözünün gördüğü insanlar Allah dostu, veli değil. Zarar etme, temkinli davran. Acaba de. Kur’an ve sünnetin dışında bir şey var ise onu durdur. Bu, bu kadar, hani suizanın fazlasından dedi ya, o zaman az bir suizan lazım insanda, bir acaba lazım. Kur’an ve sünnetin dışında bir şey olabilir mi? Olabilir. Kur’an ve sünnetin dışında ise bekle, o işlemi yapma. Kur’an ve sünnetin dışında bir şeyse onun söylediğini de yapma. O yüzden burda bu kadarcık bir suizan, bu kadarcık bir distur lazım insana. Her gördüğün sakallıyı mürşidi kâmil görme. Her başındaki sarıklıyı kendine yol rehberi görme. Bu yollarda nice sakallılar, nice sarıklılar vardır ki insanı yoldan çıkarır. Bu yolda nice insanlar vardır ki insanlığı sapkınlığa götürür.
Yani o kimseyi sen ilahiyat profesörü görüyorsun ama o kimse ayet inkârcısı çıkıyor. Sen onu ilahiyat profesörü olarak görüyorsun. O kimse hadis inkârcısı çıkıyor veyahut da sen o kimseyi Allah dostu olarak görüyorsun, dervişlerinin parasını yutmuş. O kimseyi sen Allah dostu olarak görüyorsun, dervişlere getirin paraları dergâh yapıyoruz, tekke yapıyoruz, cami yapıyoruz, han yapıyoruz, hamam yapıyoruz demiş, paraları toplamış çekmiş gitmiş adam. Veyahut da biz şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz demiş, milletten zekâtı toplamış, fitreyi toplamış, sadakayı toplamış, geçimi ordan olmuş. Aldanma. Bu kadarcık bir suizan lazım sana. Kur’an ve sünnetin dışında bir şey söylüyorsa bekle, dur. Ona de ki bu Kur’an ve sünnetin dışında. Biz zaten bunu yapabilmiş olsak, ümmet olarak aldanmaktan kurtulacağız. Ümmet olarak aldanmaktan kurtulmak, Kur’an ve sünnetin dışında her ne var ise kimden gelirse gelsin reddetmekten geçiyor. Bu şeyhmiş, bu siyasi parti lideriymiş, bu cemaat lideriymiş, bu amirmiş, bu memurmuş, bu milletvekiliymiş, bu belediye başkanıymış, bu şeyhmiş, bu müritmiş, bu anneymiş, bu babaymış, bu amcaymış, bu dedeymiş, bu neymiş, bu yok zenginmiş, yok fakirmiş, yok bu çok muktedirmiş, yok kudretliymiş… Geç kardeşim hepsini de ya? Baki olan Allah ve Allah’ın Kur’an ve sünneti. Sen ona bak. Yoksa o fikrin havada kalmayacak. Fikrin havada kalmayacak. Her nefeste dünya yenilenir ve her nefeste dünya yenilenir. O yüzden ‘vel asr’ suresini tefsir eden sufiler, her nefes hüsrandasın demişler.’Vel asrı’yı tefsir eden sufiler: ‘Bismillahirrahmanirrahim velasrı innel insane lefi
husrin’ ‘bütün insanlar hüsrandadır’ ayırmamış. Bakın burda hiç kimsenin makamı, mevkisi, hali, ahvali ayrılmıyor.
Dikkat edin ayeti kerimeye, bütün insanlar hüsrandadır. Bütün insanlar! Yok, ben belediye başkanıydım, yok ben milletvekiliydim, yok ben Cumhurbaşkanıydım, yok ben komutandım, yok ben emniyet amiriydim, yok ben şeyhtim, yok ben hocaydım, yok ben hafızdım, yok ben işte ilahiyatçıydım, yok ben diyanetçiydim ya yok benim dedem şeyhti, yok benim dedemin dedesinin dedesi şeyhti, yok benim nenem şeyhti, nenemin nenesi ders yaptırırdı… Ya canım kardeşim benim! Allah hepsini de âli eylesin. Sen kendi nefesine bak. Her nefes hüsranda. Her nefes! Kimler hüsranda değil? ‘iman edip iyi amel işleyenler’. iman etti, iyi amel işleyecek. Sonra? ‘Hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna. Salihlerle beraber olacak, ayet-i kerimede var. iman edecek, iyi amel işleyecek, salihlerle beraber olacak, hakkı ve sabrı tavsiye edecek. Bakın, iman etti, iyi amel işledi, salihlerle beraber oldu, yetmedi. Hakkı ve sabrı tavsiye edecek. Hakkı tavsiye etmek ne demek? insanları hakikat yoluna davet etmek, insanları Kur’an ve sünnet çizgisine davet etmek, insanlara Kur’an ve sünneti tebliğ etmek, insanlara Allah’ın indirmiş olduğu dini tebliğ etmek. Eğer sizin üzerinizde bu yok ise hüsrandasınız. Din, içe yönelik bir din değildir. islam içe yönelik bir din değildir. islam, hem içi hem dışı ilgilendirir. Hem zahirinizi hem batınınızı din ilgilendirir. Öyle dini kapalı kapılar ardında yaşayalım, evimizde yaşayalım, size bir şey diyen mi var. Evinize Allah’ı zikredin işte, size bir şey diyen mi var. Camiden eve evden camiye gidin, başka ne lazım ki! Değil canım kardeşim. islam dini, caminin içine hapsedilecek bir din değil. islam dini, evinin içine hapsedilecek bir din değil, islam dini tekkenin içine hapsedilecek bir din değil. Hakkı ve sabrı tavsiye edecek bütün Müslümanlara farz. Önce kendi nefsine sonra eşine, çocuklarına, mahallene, akrabalarına, sokakta, çarşıda, bacada, devlet kademelerinde, memur kademelerinde, her yerde. Nerde Kur’an ve sünnetin dışında bir şey var, Müslüman onu tebliğ eder, Müslüman onunla mücadele eder. Siz rüşvete karşı çıkmazsanız, kayırmacılığa karşı çıkmazsanız, adaletsizliğe karşı çıkmazsanız, Kur’an ve sünnetin dışındaki hal ve hareketlere karşı çıkmazsanız, kendinizi kurtaramazsınız. Hüsrandasınız! Bu bizim dergâhtan, bu bizim tarikattan, bu bizim cemaatten, yok bu bizim akraba, yok bizim bu hemşeri, yok bu bizden, yok bu sizden… Ya ne yapalım ya! Bu zamanda da böyle! Geç kardeşim! Hüsrandasın, hüsrandasın!
Kur’an ve sünnetin dışında bir şeyi tebliğ etmiyorsan hüsrandasın. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın, Müslüman’ın felsefesi değil. Yılan yılandır, zehirli ise görüldüğü yerde başı ezilir. Neden? Müslümanları korursun.
Nasıl yırtıcı vahşi bir hayvan bütün tarlayı talan ederse, yırtıcı vahşi bir insan da bütün islam âlemini talan eder. Hz. Mevlana Celaleddin i Rumi hazretleri diyor ya edepsiz diyor kendini yakmakla kalmaz âlemi cihanı da ateşe verir. O yüzden her nefes dünya yenilenirken, sen de yenileniyorsun. Sen yenilenirken, yenilenirken nasıl yenileniyorsun? Senden giden sen, senin eski nasıl gitti ki? Haram üzerine mi gitti? Allah’ın ilmi ilahiyesine dönerken haram olarak, haram işlemiş olarak mı döndü, helal işlemiş olarak mı döndü. Senin görüntün, senin görüntün o esnada fiiliyat olarak, haram üzerine miydi helal üzerine miydi? Düşünebiliyor musunuz? Zamanın en küçük biriminde yeniliyor Cenab-ı Hak her şeyi.
‘Fakat biz dünyayı öylece durur gördüğümüzden bu yenilenmeden haberdar değiliz.’ Biz öylece görüyoruz ya ama üç gün sonra bakıyorsunuz bir bitki çiçek açmış, üç gün sonra! Oysa siz onu izlemeye alsanız, her an o tomurcuk çiçeğe doğru gidiyor. Her an o tomurcuk çiçeğe doğru giderken göz yanılıyor, onu takip edemiyor. Oysa iki gün sonra bakıyorsunuz, aaa bitkiler çiçeğe dönmüşler. iki gün sonra bakıyorsun o çiçekler bizim Bayındır diliyle tohur olmuş yani küçücük meyve olmuş, açmış çiçekleri. Küçücük küçücük meyvesi çıkmış. iyice incelediğinde bakıyorsun küçücük meyveler oluşmuş, küçücük. Ben kendi kumkatlarımı anlatıyorum şimdi size, terasta kumkat var ya, aaa bir bakıyorum iki gün, üç gün çıkmazsam, iki üç gün sonra bir çıkıyorum, aaa çiçeğe vurmuş hepsi de. Birkaç gün sonra bir daha çıkıyorum aaa hepsi de meyveye dönmüş. Oysa o göz yanılıyor. Her daim o meyveye dönüyor ama biz onu görmüyoruz, hissetmiyoruz onu. Göz o kadar bu ince detaylara alışkın değil. Allah bizi affetsin.
“Ömür su gibi yeniden yeniye akıp gider. Fakat cesette bir daimilik
Bakıyorsunuz bir ırmağa habire akıyor, daimilik gösteriyor. Oysa ırmak da aynı, kesintili kesintili gidiyor, zerre zerre gidiyor ama devamlı aktığından biz diyoruz ki bu devamlı akıyor. Oysa kesintili mi? Evet. Ömür de aynı. Ömür biz baktığımızda aslında kesintili kesintili, gelen de kesintili giden de kesintili. Hadi bir size şimdi kılçık atayım orta yere. Gelen resimlerimiz belli giden resimlerimiz de belli değil mi. Bir film düşün, dıt dıt dıt geçiyor. O filmin yönetmeni, o geçen resimlerin hepsini biliyor mu? Biliyor. izleyenler bilmiyorsun değil mi? Ama bir bilen var mı? Var. Gelen resimlerimiz, bir film gibi düşünün hayatınızı. O zaman gelen resimler ilmi ilahiden geliyor, öyle değil mi? Şimdi hatırlayın geriye doğru, ne diyordu Hz. Mevlana? Biz kartondan resimleriz. Yaaa! Evet! Şimdi bakın, hani ateş örneği vermiştim ya, burdaymış bakın o, 1145 1146, 1146. beyitteymiş.
“Elinde hızlı hızlı oynattığın ucu ateşli bir sopa nasıl upuzun ve tek bir ateş hattı gibi görünürse ömür de pek çabuk akıp geçtiğinden daimi bir şekilde görünür.”
Evet, yani elinizi hayal edin şimdi, nasıl olsa hayal de yere düşmüyor ya, hayal de ona gidiyor. Hayal edin şimdi. Neyi hayal ediyorsunuz? Ucunda ateş olan bir çöpü, bir sopayı hayal ediyorsunuz. Hızla dönüyor. Hızla dönünce ne oluyor? Size o bir daire çizmiş oluyor o, baın bir daire çizmiş oluyor ve siz ona diyorsunuz ki bu devam eden bir şey. Aslında devam ediyor mu? Hayır. Bunun gibi veyahut da diyor ki:
“Ateşli çöpü sallasan ateş gözüne upuzun görünür. Bu ömür uzunluğunu da Allah’ın tez tez halketmesindendir. Allah’ın yeniden yeniye ve süratle halketmesi, ömrü öyle uzun ve daimi gösterir. Bu sırrı bilmek isteyen pek büyük ve derin bir âlim bile olsa kendiliğinden bilemez. Ona de ki işte Hüsamettin buracıktadır. O yüce bir kitaptır, ondan öğren.”
Yani bunların bunların sırrını, bunların hikmetlerini, sen kendi kendine öğrenemezsin. Ya? Bir mürşid-i kâmile bağlanman lazım. Bir mürşid-i kâmile bağlanırsan ancak bunun sırrını çözersin diyor Hz. Mevlana Celaleddin Rumi hazretleri. O zaman bir mürşidi olmayan bir kimsenin bunların sırrına erişmesi mümkün mü? Değil. Hüsamettin dediği, malum halifesi. Halifesi olduğundan dolayı diyor ki işte diyor Hüsamettin burada, şuracıktadır. Sen bu batini ilme, sen bu muhakkak ki bu insanların bilip çözemediği bu ilmi istiyorsan, bu ilme gideceksen ne yapacaksın? Bu Hüsamettin’e tabi olacaksın. Bu Hüsamettin’e biat edeceksin ve bunların sırrını öğreneceksin. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun, inşallah önümüzdeki hafta kaldığımız yerden devam edeceğiz Allah izin verirse inşallah. Cenab-ı Hak cümlemizin muini olsun. Cümlemizi korusun inşallah.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları