MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 4 • 13/36
1185-1200. Beyitler Şerhi
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Rabbim cümlemizi. Kuran ve sünnet-i seniyyeye sımsıkı yapışıp, Kur’an ve sünneti seniyyeyi yaşayan ve yaşatanlardan eylesin inşallah. 1185. beyitten inşallah devam edeceğiz Allah izin verirse inşallah. Tavşanla aslanın hikâyesiydi. O yüzden o tavşan ne yaptı, aslanı kendi hilesine, kendi tuzağına doğru götürmeye başladı. O hile ve tuzak kurucuydu tavşan. Aslana hile ve tuzak kurdu. Hile ve tuzak kuraraktan aslanı kendi hilesine çekti. Öyle söyleyelim. Her ikisi de takip ediyorlar ya tavşanı. Aslan takip ediyor. Neydi mesele? Tavşan dedi ki yolda gelirken bir aslana rastladım, o aslan dedi sana bir tane de kardeşimi getiriyordum, besiliydi, semirmişti. Onu sana getiriyordum onu dedi zapdetti, onu dedi avladı yolda ve aslan hiddetle ne yaptı? O tavşanı avlayan aslanı parçalamaya yola koyuldu:
“Her ikisi de kuyunun bulunduğu yere yaklaştılar. İşte sana hilebaz, saman altından su yürüten bir tavşan! Su, bir saman çöpünü oraya götürür ama bir dağı nasıl sürükler acaba?”
Ben bu beyitleri kendimce yorumluyorum. Hakkınızı helal edin. O yüzden ben yine öyle kendimce yorumlamaya devam edeyim. Nefs-i emmaresine tâbi olanlar, nefs-i emmarede olanlar, bir üstada intisap etmemiş, bir yola girmemiş kimseler, böyle saman çöpü gibi zayıf insanlardır ve nasıl saman çöpü ister bir suyun üzerinde olsun, ister rüzgârın önünde olsun, ne tarafa eserse rüzgâr, saman çöpü o tarafa doğru gider veyahut da saman çöpü bir suyun üstünde olmuş olsa ne tarafa doğru su akarsa, saman çöpü de o
tarafa doğru gider. işte bu saman çöpü gibi nefs-i emmaresine düşen insanlar, suyu da biz burda heva heves olarak görürsek, heva heveslerinin peşinden yürürler giderler. Nefislerinin peşinden yürürler giderler ve o heva ve hevesten kurtulamadıkları için bir üstada intisap etmiş ama üstadı da dinlemiyorsa intisap etmiş ama dinlemiyor. Üstadı ona diyor ki sağdan git, o illaki soldan gideceğim diye uğraşıyor veyahut da üstadı ona diyor ki bunu böyle böyle böyle yapacaksın, o illaki kendi kafasının doğrultusunda gidiyor. işte bunlar bu heva ve hevese kendisini bırakanlar saman çöpü gibi rüzgâr ne tarafa esti, o tarafa doğru giderler veyahut da kendi heva ve heveslerinin doğrultusunda yürürler ve bu heva ve hevesine zebun olanlar, nefsin ve şeytanın oyununa çabuk gelirler. Nefis ve şeytan hemencecik onları aldatır. Heva ve hevesine düşkün olanlar.
Heva heves nedir? insanın kendi kendini bir şey zannetmesidir, bilmediğini bilmemesidir, kör cahilliktir. Bir meselede bilmiyordur, kendi kendisini biliyormuş hükmünde görür. Heva hevesine düşkün insan, cahil insandır. Doğruyu yanlışı ayırt edebilecek akli melekeye, dini melekeye sahip değildir, kalbi melekeye sahip değildir heva hevesine düşenler. O yüzden onlarda kâmil bir akıl yoktur. Karşında nefsine uymuş, heva hevesine düşmüş bir kimse varsa onda kâmil akıl yoktur, olgunlaşmış bir akıl yoktur onda. Onda kalbi akıl da çalışmaz. Şimdi aklı ben ikiye ayırayım size. Hatta üçe ayırayım. Nedir? Dünyevi akıl. Bir kimse işini gücünü, işindeki gücündeki akıldır. Bu dünyevi akıldır. Bir de manevi akıl vardır o kimsede. Manevi akıl nedir? Kalple alakalıdır. Kalbe ilham gelmesidir. Bir de normalde günlük işler için de akıl vardır. Normalde bu kimse günlük işlerdeki aklını da veya dünyevi aklı da birleştirebiliriz, ikisini birleştirebiliriz. Böylece o nefsine düşmüş olan insan, o kendince kendi aklını ilahlaştırır, kendi aklını ilahlaştırdığından dolayı, kendi heva ve hevesinin peşine gider. Kendi heva ve hevesi ne? Cahilliği. Ona bir şey anlatmaya çalışsanız, ona anlatamazsınız. Onu doğru yola götürmek çok zordur. Bu dervişlerin içerisinde de vardır, sufilerde de vardır bu. Sufi kendince, sufilerin vartasıdır bu.
Sufi ders aldı, iki rüya gördü, iki hal gördü mü burnunun doğrultusuna gitmeye başlar veya sufi üstada biraz yakın olursa burnunun doğrultusunda gitmeye başlar. işte ona yakın bir iki hizmetinde bulunur, burnunun doğrultusunda gitmeye başlar ve o kendince her şeyi biliyordur. Dervişliği biliyordur, dergâhı biliyordur, yolu biliyordur. O kendi kafasından kendince yürümeye başlar. Heva hevestendir bu. Bu akıl, doğru akıl değildir. Sufilikte yürüyen iş, kalbi akılla gider. Kemale ermiş akıl odur. Kalbi akıldır. Kalbi akıl o kimsede çalışmaya başlarsa, o mevcut aklı da zapturapt altına alır. Mevcut aklı da o noktada yönlendirir. Eğer kalbi akıl bir kimse
de çalışmıyorsa o zaman kalbi aklı çalışan bir kimseye intisap etme gereği burdan çıkar. Yani senin kalbi aklın çalışıyor mu? Çalışmıyor. O zaman bir üstada intisap edeceksin. O üstat ya senin için aktabdır, pirdir, mürşidi kâmildir. Onun kalbi aklına kendini teslim edersin ya da değildir, kendince, ya da değildir, dersini alıp yürür gidersin. Başka bir kimseye intisap edersin. Doğrusu budur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kalbi aklı kemale ermiş, seyri sülûkunu bitirmiş bir üstad, yeryüzünde Allah’ın halifesi hükmündedir kalbi akıl noktasında. O yüzden onlar heva ve heveslerine düşmediklerinden dolayı, nefis ve şeytana zebun olmazlar. Onlardan çıkan hikmetli sözlere tabi olmak gerekir.
“Onun hile tuzağı aslana kementti. Ne tuhaf tavşan ki bir aslanı av-
Yani normalde, onun, tavşanın hile tuzağı, aslana kement oldu yani boynunu bağladı o tuzakla. Şimdi hani tavşan bir aslanı avlıyor. Ne tuhaf! Çünkü tavşan ne? Zayıf bir hayvan. Tavşan zayıf bir hayvan olmasına rağmen ne yaptı? Aslanı avladı. Niçin? Çünkü böyle aslan görüntüde kuvvetli. Aslan görüntüde kuvvetli olmasına rağmen mana yok onda. Aslan görüntüde kuvvetli, kalbi akıl çalışmıyor onda. Heva ve hevesine düştüğünden dolayı, nefsine düştüğünden dolayı, o ne yazık ki tavşanın hilesine kurban gitti. Şimdi yeryüzünde insanlar da Müslümanlar da üç aşağı beş yukarı öyledir. Kendilerini bilgi sahibi, ilim sahibi zannederler, kendilerini maharetli görürler ama heva ve heveslerine düşkün olduklarından dolayı, nefislerine uyduklarından dolayı, bir tuzağa kurban gider. Bu tuzağa kurban gitmek, herkesin sevdiği ile olur. Sufiler makamdan tuzağa kurban gider, mevkiden tuzağa kurban gider, ne bileyim işte, ben otuz yıllık dervişim der burdan kurban gider. Normalde o heva ve hevesine düştü mü bir kimse bir taraftan kurban gider. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde eğer ki bir kimse heva ve hevesine düştü, heva ve hevesinin peşine giderse yani çok kuvvetli gibi görünmüş olsa dahi küçük bir imtihan küçük bir problem onu alt etmesine yeter.
“Bir Musa, Firavun’u askeriyle, başındaki kalabalıkla Nil nehrinde
Musa’ya baktığınızda işte nedir? Zayıf bir kimsedir. Öyle değil mi? Tek başınadır. Onun kavmi, onun inananları da azdı ve onlar da zayıftı. Ellerinde tabanca yok, ellerinde silah yok, mızrak yok, savaş aletleri yok, hiçbir şey yok, bakın hiçbir şey yok, ellerinde hiçbir silah aleti yok ve ne oldu? Musa firavuna galip geldi. Musa’yı Firavun’a galip eden kim? Allah ve hani bir de firavun ne yapıyordu? Şatahat yapıyordu, tanrılık yapıyordu. Ayet-i kerimede, Zuhruf 51-52’de ne diyordu: ‘Firavun kavmine seslendi ve dedi
ki ey kavmim! Mısır mülkü ve altından akan şu ırmaklar benim değil mi? Hala görmüyor musunuz? Ben açıkça söylemeyecek derecede zavallı olan şu adamdan daha hayırlı değil miyim?’ Firavun’un kendince krallığı, kendince kendisini kuvvetli görmesi, kendisini azametli görmesi, Firavun’un sonu oldu. Bütün Firavunların, bütün Nemrutların sonu böyledir. Kendisini azametli gören, kendisini kuvvetli gören bu gücü ve kuvveti ile insanlara zulmeden, insanları katleden, insanların malına, mülküne, canına, namusuna, şerefine, haysiyetine tasallut eden zalim krallar, zalim iktidarlar, zalim padişahlar, zalim devletler, hep yıkılmaya mahkûmdur, hepsi de yıkılmaya mahkûmdur.
işte firavun da kavmine diyordu ki bütün bu ırmakların sahibi kim? Bütün bu ülkenin sahibi kim? Bütün bu malın, mülkün, yerin altındakilerin, üstündekilerin sahibi kim? Benim! Ama işte Musa ve ona inananlar zayıf, fakir, kimsesiz, parasız pulsuz, öyle şatahat ve şatafatları yok. Musa Aleyhisselam’ı Firavun küçük gösteriyordu ve küçük görüyordu. Hatta Musa aleyhisselam biraz da böyle tabiri caizse kekemedir, yani konuşurken böyle kelimeler akıp gitmez, tutukluk yapar ve firavun ve avanesi, Musa aleyhisselamın o tutukluğundan dolayı da onunla alay ediyorlardı. Onunla alay edip ona gülüyorlardı ve onun üzerinde kibirleniyorlardı. Bakın kıymetli kardeşler, bir kimsenin üzerindeki herhangi bir işte böyle kekemelik gibi veyahut da görmesindeki sıkıntı gibi duymasındaki sıkıntı gibi doğuştansa onunla alay edilmez. Ona tepeden bakılmaz. Böyle özürlü demek istemiyorum ama bu tip böyle hani problemi olanları toplum içerisinde küçümsemek, toplum içerisinde onların o eksikliğini, o kusurunu onların yüzüne vurmak günah-ı kebairdendir, asla onunla öyle konuşulmaz. işte firavun ve avanesi Musa Aleyhisselam’ın kekemeliğini, bir de Musa Aleyhisselam’ın başında saç da yoktu. Hani biraz bugünkü tabirle keldi yani, öyle derler ya, saçı yoktu başında, hatta Firavun’un etrafındaki yalaklar, salaklar Musa’yı taklit ederlerdi Firavun’un meclisinde çok özür dilerim ama işkembeyi tersten giyerler, kafalarını böyle hani çıplakmış gibi gösterirler, böyle Musa aleyhisselamın böyle hafif bir de göbeği var, çok hafif, böyle ne diyorlar ona? Böyle işte portakal göbeği mi diyorlar? Ayva! Portakaldan daha büyük yani, ben portakal dedim, o ayva dedi, ayva olsun hadi bakalım, eyvallah! Yani biraz hafiften göbeği var Musa aleyhisselamın. Musa aleyhisselamın bir, başında saç yok iki, kekeme yani cümleleri ardı ardına sıralamakta sıkıntısı var, üç hafif göbeği var. Firavun’un etrafındaki yalaklar salaklar bir tane böyle palyaço gibi bir kimse, Firavun’un etrafındaki bir tane palyaço gibi bir kimse var, Firavun’un çok morali bozulur, canı sıkılırsa Musa’yı taklit ediyor o palyaço. Kafasına ters çeviriyor işkembeyi, hafiften bir kendine göbek yapıyor,
bir de kekeleyerekten konuşuyor Firavun’ un zorunda, Firavun ve avanesi bundan neşeleniyorlar, alay ediyorlar, işte gülüyorlar. Hatta Musa aleyhisselamın bu çok ağırına gidiyor. Bir gün Tur-i Sina’da Cenab-ı Hakka yalvarıyor diyor ki şu palyaçoyu, onun diyor ecelini kısa eyle, benimle böyle böyle alay ediyor Firavun’un sofrasında deyince, Cenab-ı Hak muhteşem bir cevap veriyor. Diyor ki ya Musa oysa diyor o benim bir peygamberimi, bir dostumu andığı için benim peygamberimi, bir dostumu andığı için diyor dostumu andığı için bense onu diyor rızıklandırıyordum, benim dostumu anıyor çünkü benim peygamberi anıyor diyor. Şimdi Musa aleyhisselamın hali bu ama işte o Firavun, o Firavun, fakir, silahsız, ellerinde çakı bıçağı dahi olmayan Musa ve kavmine yeniliyor. Musa ve kavmine yeniliyor. Yine Hz. Pir burdan bizi nereye götürüyor? Nemrut’a götürüyor. Diyor ki:
“Bir sivrisinek yarım kanadıyla pervasızca başın beynini yarar.”
Yani sen küçük görürsün sivrisineği veyahut da sen silahsız kimliksiz, kişiliksiz, fukara bir topluluk görürsün, sen ona kalkarsın zulmedersin, sen ona kalkarsın başında onun işte keten helva pişirirsin veyahut da onu zorlarsın o topluluğu sen. Gücüne kuvvetine inanırsın, kendince parana inanırsın, dersin ki ya ben burayı dağıtırım, ben buraya şunu yaparım, ben bunu böyle yaparım dersin, bu heva ve heves ve nefis insanı bu hale getirir. işte bu sivrisinekten katlolunan sivrisinekten ölen kim? Nemrut. Ne yaptı? O da ilahlık tasladı. Kime karşı? Hz. ibrahim’e karşı. Bakın ibrahimsen bir Nemrut’un olur. Musa isen bir Firavun’un olur. Muhammedî isen bir Ebu Cehil’in olur. Ebu Cehil’ in yoksa Muhammedî değilsin. Bir Firavun’un yoksa Musa değilsin. Onun yolunda değilsin yani bir peygamber olmak beklenmez. Eğer başında bir Nemrut yoksa ibrahimi değilsin. Bir Yezit yoksa başında Hüseynî değilsin yani bir imanından dolayı, dininden dolayı, dini mücadeleden dolayı başına bir şey gelmiyorsa, sen o yolda hakkı ile yürümüyorsun, başına bir sıkıntı gelmesi gerekir. Bu sıkıntılar yol yürüdüğünün delilidir. Herkes sıkıntıdan kaçar.
Sufilikte sıkıntı senin delilindir. Senin hüccetindir. Bir yerden imtihan olacaksın sen, bir yerden sıkıntıya uğrayacaksın. Öyle kelime-i tevhidi okumak, la ilahe illallah demek dilde ise senin başında hiçbir sıkıntı olmaz. Ama sen onu özüne indiriyorsan ve o yolda yürüyorsan sen sıkıntıyı bekle. Hani geldi birisi ben Allah’ı çok seviyorum dedi. Bela ve musibetlere karşı hazır ol dedi. Birisi geldi. Ben seni çok seviyorum dedi. Fakirliğe hazır ol dedi. O zaman bir kimsenin Allah ve Resulü’nü çok seviyorum diye iddiası var ise onun sıkıntısı olacak. işte ibrahim aleyhisselam da ne yapıyordu? Allah’ın dinini insanlara tebliğ ediyordu. Kime karşı? Nemrut ve Nemrudî düzene karşı. Çünkü Nemrut düzenini kurmuş, devletini kurmuş, her şey
var ve Nemrut olsun firavun olsun bunlar aslında şahıs olarak görülse de birer sistemdir. Çünkü Firavun; birisi ölür başka bir firavun gelir, sistem devam eder. Nemrut; birisi ölür başka bir Nemrut gelir, sistem devam eder. Biz Nemrud’u bir tane deriz, Nemrutlar silsilesi vardır. Biz Firavun’u bir tane zannederiz, Firavunlar silsilesi vardır. O firavun ölür işte mesela örneğin şimdi Mısır’da o firavun mezarları var ya kocaman kocaman, neydi isimleri? Yok, o mezarların bulunduğu piramitler. O piramitlerde bakın bir sürü şey buluyor öyle değil mi? Firavun bulunuyor ve bir sürü Firavunlar öldükten sonra oraya gömülüyor. Demek ki bir tane firavun yok. Bir firavun sistemi var. Demek ki bu devam ediyor. Bir Nemrut sistemi var, bu devam ediyor. ibrahim’den sonra yaşamış Firavunlar ama ondan öncesi ne? Nemrut. Ondan öncesi ne? Nereye gidiyor bu? Taaa Kâbil’e kadar gidiyor. ilk Nemrudî sistem kime ait? Kabil’e ait. Ne yaptı? Habil’i öldürdü, Habil’i şehit etti. Sonra ayrıldı babasının yanından. Babasının yanından ayrıldıktan sonra gitti şehirler kurdu. Âdem’in yolundan yürümedi. Bütün Firavunî sistemler, Kâbil’e dayanır. Kâbil’i, Kâbil’in sistemini yıkan, yine Âdem’in oğlu Şit’tir. Şit Aleyhisselamdır. Kâbil in sistemini başına geçiren, Kâbil’in şehirlerini yıkan, Şit Aleyhisselamdır. Çünkü Kâbil, Habil’i şehit ettikten sonra Âdem Aleyhisselam dua etti, zürriyetimden hayırlı bir evlat ver diye. Cenab-ı Hak Âdem’in duasını kabul etti, Şit oldu. Şit Aleyhisselam doğduktan sonra Âdem aleyhisselam’dan bütün manevi ilimleri öğrendi ve Kâbil’e karşı savaş açtı ve Kâbil’e galip geldi Şit Aleyhisselam ve Kabil’in şehirlerinin hepsini de ne yaptı? Dini tedrisata, dini hükme soktu. Sonradan yine saptı, azdı insanlar. Sonra Nuh Aleyhisselam geldi filan, peygamberler tarihine girmeyelim şimdi.
işte bütün Nemrudî, bütün Firavunî sistemler, Kâbil’e dayanır. Bunlar hiç bitmez yeryüzünde. Bakın bunlar yeryüzünde bitmez. Şu anda da Firavun’ un sistemi var mı, yeryüzünde hâkim mi? Evet. Ve yüzünde mücadele devam ediyor mu hakla batıl? Evet. Firavunî sistemlerle Kur’an ve sünnete dayalı sistem, fikri planda dahi olsa mücadelesi devam ediyor mu? Evet. Bu mücadelede sen nerdesin ona bak. Evet! Bu sivrisinek meselesi ne? Evet, ibrahim aleyhisselamla Nemrut’un arasındaki mücadele. ne yaptı? Yine Bakara ayet 258: ‘Allah, kendisine hükümdarlık verdiği için şımararak, Rabbi hakkında ibrahim ile tartışan kişinin haline bir baksana! ibrahim ona benim Rabbim hayatı veren ve hayatı alandır deyince o bende yaşatır ve öldürürüm dedi. Bunun üzerine ibrahim işte Allah güneşi doğudan doğuruyor. Haydi, sen de batıdan doğdur bakalım der demez, kâfir donakaldı. Zaten Allah zalimlere hidayet etmez, emellerine kavuşturmaz.’ Evet, yani ibrahim’den sonra da Cenab-ı Hak, ibrahim Aleyhisselam, gitti Nemrut’a
tebliğ etti. Nemrut dinlemedi. Hatta ne yaptı? Onu ateşe attı. Ondan sonra Cenab-ı Hak iki tane melek gönderdi Nemrut’a, insan suretinde. Ona tebliğ ettirdi yine ama o melekleri de dinlemedi ve onlar ne kadar davet ettilerse asla kabul etmedi ve dedi ki meleklerle Nemrut o kadar zıtlaştılar ve dediler ki o zaman meydana toplansın, sen bütün askerlerini topla, biz de askerlerimizi toplayalım, kim galip gelecek meydana çıksın dedi ve ne yaptı Nemrut? Bütün silahları ile bütün askerleri ile ovaya indirdi ve Cenab-ı Hak ne yaptı ona? Bütün askerlere öyle bir sivrisinek peyda oldu, nerden geldiği belli değil. Et yiyen sivrisinekler. Bulut gibi geldi, hızla Nemrut’un bütün askerlerini yediler, bitirdiler, yerle yeksan ettiler.
Nemrut’un askerlerinin şeyi kaldı bir tek, demirleri kaldı. Kemiklerine varıncaya kadar o sivrisinekler yedi ve herkes kaçışmaya başladı ve bir tane sivrisinek hususi, Nemrut için hazırlanmış. Ne yaptı? Sivrisinek rivayette Nemrut’un burnundan girdi içeri ve Nemrut yıllarca o sivrisinek orda kımıldadıkça, başı zonkladı, habire böyle yumruklattı kafasını, habire yumruklattı. En sonunda dayanamadı, en sonunda balyozla kafasına vurdurdu, öldü geberdi gitti. Ne oldu? Bir yarım kanatlı sivrisinek Nemrut’a yetti. O azametli Nemrut ve avanesi ve ordusu, sivrisinekle helak oldu. Sivrisinekle! Sen sakın kendini bir şey görme, kendini azametli görme, kendini çok kuvvetli, güçlü görme. Sakın kendi kendine zenginliğini, güzelliğini, yakışıklılığını, boyunu posunu, kendi kafanda yükseltme. Güç ve kuvvetin sahibi Allah. isterse yarım sivrisinekle her şeyi helak ettirebilir mi? Evet. Senin birini bin edecek olan Allah, binini bire getirecek olan da Allah. Sen binim var dersin, sabahleyin bir olur. Sen birim var dersin, sabahleyin bin olur. O yüzden güç, kuvvet, kudret Allah’a ait.
“Düşman sözü dinleyenin hali budur. Hasetçinin dostu olanın uğradığı cezayı gör. Hâmân’ı dinleyen Firavun’un, şeytanı dinleyen Nemrut’un hali budur.”
O zaman sen düşmanın sözünü dinleme. Burada düşman kim? Şeytan. Burada düşman kim? Kâfirler. Burada düşman kim? Senin heva hevesin, nefsin. Sen düşmanı dinlersen, heva hevesine tabi olur, nefsine tabi olur, şeytana tabi olursan, senin de sonun manevi olarak hüsran. Senin son nefeste kelime-i şehadet getirip getirmeyeceğin belli değil. Allah muhafaza eylesin. O yüzden sen kendi gurur ve kibrine düşen, gurur ve kibirle Âdem’e boyun eğmeyen şeytanın yolundan yürüme. Şeytan gurur ve kibir yaptı, Âdem’e boyun bükmedi. Cenab-ı Hak Âdem’e secde edin deyince, şeytan ona secde etmedi. Ordaki Âdem’den kasıt hem peygamber, hem halifedir. Sen ona boyun bük, manevi olarak da sen boyun bük. Âdem’in yolundan yürü. Eğer Âdem’in yolunda değilsen, şeytanın yolundasın ve şeytanın yolundaysan
senin helak olacağın kesin, sen heva ve hevesine düştüysen, sen nefsinin peşinden gidiyorsan, senin helak olacağın kesin. Nemrut buna örnek, Firavun buna örnek, nice tarih boyunca zalim iktidarlar olmuş, tarih boyunca nice zalimler olmuş. Sonunda onlar helak olmuşlar. Müminler yine kazanan olmuş. iman eden yine kazanan olmuş. Sufiler yine kazanan olmuş.
Bugün 28 Şubat paşaları ile alakalı bir haber okudum, işte bütün şeyleri, ne o, rütbeleri sökülmüş Genelkurmay tarafından. Onların rütbeleri söküldü, cezaevine gidiyor, 28 Şubatçı paşalar, biz burda sohbet ediyoruz. Dün bizi karakol karakol dolaştıranlar, başımızda boza pişirenler, kaynatanlar, bugün cezaevinde. Kazanan müminler oldu, kazanan Allah diyenler oldu, kazanan onlar oldu, yine kazanan onlar olacak. Yine bu topraklarda Allah diyenleri susturamayacaklar. Yine bu topraklarda Kur’an ve sünneti yok edemeyecekler. Yine bu topraklarda Kur’an ve sünnet neşvü neva olacak ve bütün âleme nizam verecek bu Kur’an ve sünnet. Yok edemeyecekler, engelleyemeyecekler. inkıtaya uğratamayacaklar. Cenab-ı Hak nurunu tamamlayacak. Bin sefer aldansak, bin sefer yaya bırakılsak, bin sefer önümüze engel konulsa da Kur’an ve sünnet dairesinde yürümeye, Allah demeye devam edeceğiz. Ebed bizim çünkü. Nasıl Firavun kendince o zaman güçlü kuvvetliydi, Musa’ya yenildiyse; nasıl Nemrud güçlü kuvvetliydi, ibrahim’e yenildiyse; nasıl Ebu Cehil Mekke’de güçlü kuvvetliydi, Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’e yenildiyse, Ebu Cehiller, Nemrutlar, Firavunlar, o deccalist sistem yok olmaya, deccalist sistem yıkılmaya mahkûm. Hiç ümidimi kaybetmedim, hiç. Hiçbir zaman. O yüzden ebed, Müslümanların. Allah nurunu tamamlayacak ve sen biz nefis olarak biz düşmanın safında olmayalım. Biz heva ve hevesin safında olmayalım. Biz nefsimizin safında olmayalım. Biz şeytanın safında olmayalım. Biz Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışalım. Haram; haramları terk edelim, haramları terk edelim! Farz; farzları yerine getirelim. Biz Allah’ı sevelim, biz Resulüne tabii olalım.
Biz Allah ve Resulüne tabi olaraktan hayatımızı devam ettirelim. Bizim sorumluluğumuz bu, bizim yükümlülüğümüz bu. Cenab-ı Hakkın bizi var etme sebebi, hikmeti kendisini tanımamız, kendisini bilmemiz, kendisini zikretmemiz, kendisine ibadet etmemiz. Biz bundan mükellefiz, biz buna devam edelim. istikamet, yol bu. Başka bir şey değil ya da sen Firavunların yolundasın ya da Nemrutların yolundasın Ebu Cehil’in yolundasın. Bu Normalde sen eğer ki Kur’an ve sünnetin emrettiği gibi yaşamıyorsan, sen şeytanın yolundasın. Sen Âdem’in yolunda değilsin. Sen Muhammedi Mustafa’nın yolunda değilsin. Allah muhafaza eylesin.
“Düşman her ne kadar dostça söylerse de her ne kadar taneden, yemden bahsederse de sen onu tuzak bil. Sana şeker verirse sen bunu zehir bil,
bir lütufta bulunursa onu kahır bil. Kaza gelince kabuktan başka bir şey göremez, düşmanları dostlardan ayıramazsın.”
Yani heva ve hevesin, sana tatlı bir şey söyleyebilir. Senin nefsine tatlı gelebilir bazı şeyler. Dünya senin nefsine hitap eder, ortam senin nefsine hitap eder, senin heva ve hevesine hitab eder. Baktığın zaman dışarı heva ve hevesine hitap eden o kadar çok şey var ki! Baktığın zaman dışarda nefsine hitap eden o kadar çok şey var ki! Baktığın zaman şeytan seni öylesine davet eder, öylesine zapteder ki senin üzerinde ama cehennem yolu bunlarla kuruludur. Cehennem yolu heva ve hevesle, nefisle, şeytanla yürünür. Cennet yolu ise peygamberlerle, ilimle Kur’an’la sünnetle. Sufiysen, üstatla yürünür. Cennet yolu öyledir. O zaman eğer sen nefsine uyar, şeytana uyar, heva hevesine uyarsan, mana gözün kapanır. Sen doğruyu yanlışı ayırt edemez hale gelirsin. Sen eğriyi ayırt edemez hale gelirsin. Sen namazı terk eder, orucu terk eder, dinin emirlerini terk edersen, doğruyu yanlışı ayırt edemezsin. Sen üstadını dinlemezsen doğruyu yanlışı ayırt edemezsin. Bu sefer senin yolun Allah muhafaza eylesin cehenneme doğru gider. Düşman sana tuzak kurar, nefsin sana tuzak kurar, heva hevesin sana tuzak kurar, nefsine düşmüş şeytanla dost olmuş olan arkadaşlarla sen dost olursan onlar sana tuzak kurar. Sen içki haram dersin, ben içmeyeceğim dersin, oturursun masaya, bir müddet sonra nefis ve şeytan sende galip gelir. Arkadaşlarınla ya ne yapayım arkadaşların havasını bozmayayım, bir duble içivereyim dersin. Sana şeytan galip gelir. Senin arkadaşın içki içiyorsa bir gün sen de içebilirsin.
Kızlar! iyi dinleyin, kız arkadaşlarınızın sevgilisi varsa bir gün senin de olma ihtimalin var. Sebep? O sevgilisini çağırır kafede buluşursun, ondan sonra ne bileyim, alışveriş merkezinde buluşursun, okulun çıkışında buluşursun, yazışırsın, konuşursun, bir gün seni bulur. O yüzden bana arkadaşını söyle senin dinini söyleyeyim. Hz. Ebubekir(r.a.) hazretlerinin sözü. Senin arkadaşın şeytana zebun olduysa, sen onunla dostluk yapmaya başlarsan sen de bir gün şeytana zebun olursun. Senin arkadaşın Allah’a âşıksa sen de Allah’a âşık olursun. Senin arkadaşın dünyaya âşıksa sen de dünyaya âşık olursun. Öbürkü çünkü anlatır sana, şöyle para kazandık, böyle para kazandık, şu kadar milyon metre kumaş yaptık, bu kadar tezgâh aldık. Hırslanırsın dünyaya karşı. Sen de dersin ki benim de kafam çalışıyor, ben de zengin olayım, ben de şu kadar milyon metre kumaş yapayım dersin, dünyaya doğru yürürsün ama senin arkadaşın böyle işte vardı şeyh efendinin zamanında, işte bir arkadaş böyle şeyh efendiye âşık. Oturuyor onu anlatıyor, kalkıyor onu anlatıyor, şeyh efendiye şikâyet ediyor öbürkü. Efendim diyor Ahmet Turan abi çıkıyor, benim şeyhim dünyanın en büyük piri diyor. Biz üç beş arkadaş getiriyoruz onları da kaybediyoruz orda hani, onlar
böyle bir sohbet mi olur diyor. Ahmet Turan’a dönüyor şeyh efendi diyor ki Ahmet Turan, ne öyle methediyorsun oğlum sen beni diyor, ondan sonra hani böyle aslında kinaye yapıyor Şeyh Efendi. Ondan sonra ne böyle methediyorsun diyor. Ahmet Turan abiyi, içimden bastırıyorum, sus, seslenme, adam kendi kendini batırdı zaten, bir şey demene gerek yok!
Ahmet Turan ağabey, ondan sonra kendini savunmaya kalkıyor. Dedim hatta toplantıya girmezden önce dedim hiç konuşma Ahmet abi, hiç konuşma, bırak dedim, onlar kendi kendilerini batırsınlar ama nefis tutmuyor insanı. Şimdi bir kimse üstadına âşıktır, döner onu anlatır, döner onu anlatır. Öbürkü aşık değil ya, ya bu kafayı yemiş ya, her şeyi de üstada bağlamış. Öyle der o! Neden? O aşık değil çünkü! O da bağlı ama âşık değil. Mesela birisi Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine âşık olmuş, bu sünnete aykırı. Bu sünnet. Ben bunu işlerim, bu sünnetten dışarı, ben sünnetsiz bir şey yapmam… Öbürkü der bu kafayı yemiş ya, bu kadar da olmaz ki ya. Birisi dergâhın adabına, erkânına bağlı, üstadına bağlı, o böyle adabı, erkânı yerine getireceğim, dergâhın adabını, erkânı yerine getireceğim, üstadın dediklerini yerine getireceğim diye mücadelede, öbürkü bakar ya bu kadar da olmaz ya bu kafayı yemiş der. Bunları hep duyduk biz, bakın bunları duya duya büyüdük biz, bunlar vartalardır böyle. Bir kimse bir şeyi sever, sevdiğini dillendirir boyuna, öbürkü o kadar sevmiyor ya ona tuhaf gelir. Neyi seviyorsan onu dillendirirsin çünkü. içinde ne varsa onu yaşarsın. Mesela bağlılığın tam değilse kusur görürsün, dinlemezsin. Bağlılığı tam değil onun. O kusur görür. Şimdi yer arar bir de bunu anlatacak. işte ya yani şeyh efendinin bazen der böyle karşıdakinin tepkisini bekler o. Sen, ne o? Bazen ne o? Bu benim tavrım. Hadi oğlum senin kalbine kurt girmiş, yürü git yanımdan. Ya abi, bir şey demedim daha. Diyecektin sen, nerdeyse diyecektin. Demeyecek miydin? Ses yok. Hadi, benim senle işim olmaz, yürü. Abi neden? Oğlum, şeytan senin kalbine işemiş. Şeytan senin kalbine işemiş. Sen şimdi onu bana sirayet ettireceğim diye uğraşıyorsun. Bu şeytan veya düşman veya zayıf gönüllüler, zayıf karakterliler, onlar sana şeker verir, onu zehir bil. Onlar senin kalbine şüphe atar, onu sen tuzak bil. Sen Kur’an sünnetten taviz verme. Sen dergâhın adabından, erkânından taviz verme. Sen üstadından taviz verme. Geri kalan hepsi de tuzak. Geri kalan hepsi de tuzak sana. Sen onu tuzak bil. Hz. Pir diyor, sen onu tuzak bil. Eğer diyor sen öyle tuzak bilmezsen, senin mana gözün kapanır. Sen bu sefer eğriyi, doğruyu ayırt edemezsin. Haramı helali ayırt edemezsin. Sufilik ince çizgidir. Sen o ince perdeyi ayırt edemezsin, kendince sen hakla batılı ayırt edemez hale gelirsin. Allah muhafaza eylesin.
Böyle olunca yani sen hakla batılı ayırt edemez hale gelince senin manan kapanınca, senin kalbin çalışmaz hale gelince, gönlün ilham almaz hale gelince, üstadının çizgisinden saptığını gördüğün zaman, sünneti seniyyeden saptığını gördüğün zaman, sen bir adım daha ayrıldığında, bana hasret gelir dediğin zaman ve ayıldıysan ve kendini kapının dışında görüyorsan, kapının dışında kaldıysan ve insanlar başka bir yere giderken sen başka bir yerde kaldıysan, oooo, işin zor senin. Senin gecelerin aydınlanmıyorsa işin zor. Sen namazı zorla kılıyorsan işin zor. Sen dersini aşkla çekmiyorsun da ya işte ne yapayım mecburum, çekiyorum deyip de zorakiden dersi çekiyorsan, hatta bazen dersini asıyorsa, zorakiden zikrullaha geliyorsan, kendi kendine bahaneler ürettiysen çoğalttıysan bahaneleri, ya korona da var, hastalık da var, çocuğu üşütmek de var, çocuk da hasta olur. Hanım evde yalnız kalıyor veyahut da işte müsaade etmiyor veya hanım diyor ki hep böyle derse mi gideceksin sen, ben evde yalnızım, hımmmm yapıyorsa, sen de ona dayanamıyorsan, ya ne yapayım işte, hadi bu perşembe de zikrullaha gitmeyelim, işte hanımla evde oturalım diyorsan, yok çok yorgunsun, yok çok başın ağrıyor, yok belin ağrıyor, yok ayağın ağrıyor, yok baksana ya, gözlerin kapanıveriyor senin, sen bugün çok işler yaptın, çok yoruldun bugün sen, ya bugün perşembe dersine de gitmeyivereyim ya, ya ne olacak, ders değil mi? Ben evde de çeksem! Efendim, buyurun, ondan sonra, ben evde dersimi çeksem olmaz mı? Olur! Ben efendiye de sordum zaten, o da olur dedi ya, ben evde dersimi çekeyim ya. Hem çocuk küçük şimdi, bakarsın anası bakamaz, ben ayağımda sallarım. Ooooo çok! Bana bile diyor. Ne olacak ki diyor, otuz yıldan beri gidiyorsun. Bu akşam da başkası zikrullahı yaptırsın, yaptıracak kimse mi yok diyor. Bir haber sal diyor, bugün hastayım de, gelemeyeceğim de. Şeker 380 de diyor geç, ne olacak ki yani. Çok basit.
Evet! Veyahut da cemaatle zikir değil mi çağır ordan üç beş tane derviş, gelsinler evde bir zikrullah halakası çevir, tamam bitsin. Tabii, ne olacak ki ya! Şeytan durmaz. Allah muhafaza eylesin. işte böyle olunca sende böyle bir kırıklık olunca, sende böyle bir iki adımlık uzaklık olunca, böyle sende inkıtaya uğruyorsa bir şeyler, işin çok sıkıntılı, gerçekten ciddi söylüyorum bunu, sende normal rutinin bozuluyorsa, hani rutin, hızlanması gerekirken yavaşlıyorsa, sen bir değil iki ders çekeceğine, ilave daha tevhit çekeceğine, dersi çekmekte zorlanıyorsan, geriye adım atıyorsan sıkıntı var. Kendini aldatma. Şeytan seni kandırmasın dervişlikte, sufilikte. Hz. Pir diyor:
“Böyle olunca yalvarmaya başla, ağlayıp inlemeye, tesbihe, oruca, de-
Bakın böyle bir şey olunca, gönül gözün kapanınca, kalbin kararınca, halakadan, cemaatten, dergâhtan uzaklaşmaya başladıysan aman dikkat et. Sarıl sımsıkı. Neye? Tövbeye, tespihe, oruca, ağlayıp inlemeye.
“Rabbim, sen gaipleri bilirsin. Günahtan dolayı bizden intikam alma
diye yalvar yakar!”
Demek ki neden olurmuş bunlar? Günahtan dolayı olurmuş. Sen şeytana uydun, heva hevesine uydun, nefsine uydun, günaha girdin ve sen büyük günahlar işledin. O yüzden uzak duruyorsun. O yüzden kalbin karardı. Şeytan sana vesvese vermesin. Bu ara şeyhin sana himmet etmiyor canım. Bu ara seni nazara almıyor ya. Sonra yaz, efendim kaç sefer bizi nazara alıyorsun? Sen nereye nazara gireceksin günah-ı kebairle! Yok canım, bu ara bana muhabbet beslemiyor şeyh efendi zaten. Tabii yani günah keçisi ya şeyhler! Allah muhafaza eylesin.
“Ey aslanları yaratan! Eğer biz bir köpeklik etmişsek, bu pusudan bizim üstümüze aslanı saldırma! Güzel suya ateş şeklini, ateşe de su letaifini verme’ diye niyaz et”
Demek ki ne yapacakmışız? Niyaz edeceğiz, diyeceğiz ki bu aslanları bizim üzerimize saldırma. Yani bu nefsine zebun olmuş şeytanı, zebun olmuş bu şeytanı ve nefsin peşine düşmüş insanları bizim üzerimize saldırttırma. Bu nefsi, bu heva hevesi bizim üzerimize saldırttırma, bunlara gem vur. Bizim buna gücümüz yetmez. Fatiha’da ne diyoruz? in’am ettiğin, ihsan ettiğin kullarından eyle, bizleri delalete düşenlerden, sapanlardan, saptıranlardan eyleme. Bizleri şeytana dost olan, heva hevesine düşmüş, nefsine dost olan kimselerden eyleme. Dua ediyoruz her gün, Fatiha’nın özünü, Fatiha’nın özünü işle, dua et, niyaz et. Sebep? Her an aslında bunu yap. Neden? ‘Nefsimi, gözümü açıp kapayıncaya kadar beni nefsime uydurma’ diyen bir Peygamberin ümmetisin. O yüzden gözünü açıp kapatıncaya kadar nefse güvenme. Sen o küçücük gördüğün şey, şeytan onu büyütür. Sen şeytanın desisesine güvenme, oraya düşme. Allah muhafaza eylesin. Çünkü Allah Resulü buyurdu ki: ‘dua, ibadetin kendisidir, özüdür. Duadan kendinizi geri çevirmeyin. Allah’tan afiyet isteyin. Allah’tan, Cenab-ı Haktan yardım dileyin. Kur’an ve sünneti yaşamak için Allah’tan yardım dileyin. Allah’ın yardımı olmaksızın kimse dinini yaşayamaz. Peygamberler dâhil buna. Peygamberler dahi Allah’ın yardımını istemişlerdi, dini yaşama ve yaşatma mücadelesi için. Çünkü Allah yardım etmezse peygamberler de dinlerini yaşayamazlar ve tebliğ edemezler. Bizler kim oluyoruz ki, bizler kim oluyoruz? Hepsi de Allah’a dua etmişlerdir. Allah’a iltica etmişlerdir peygamberler, onlar da kuldur çünkü. Cenabı Hakk’ın yardımı olmaksızın, Cenab-ı Hakkın lütfü ikramı olmaksızın, onun ihsanı olmaksızın, onun yukarılardan,
ötelerden gelen bir eli olmaksızın, onun ötelerden gelen bir nefesi olmaksızın, dinimizi yaşayamayız, imanımızı koruyamayız.
O yüzden her daim Allah’ı zikir, her daim Allah’a iltica edeceğiz. ‘Yarabbi’ diyeceğiz. Yoksa düzenimiz kaçar. Yoksa bozulur her şeyimiz. Fatiha-i Şerife’yi unutmayın: ‘Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz.’ Ona ibadet eder, ondan yardım dileriz. Yardımı yapacak olan Allah’tır. Gücümüze güç verecek, kudret verecek olan Allah’tır. Basiretimizi açacak olan Allah’tır. Kalbimize ilham edecek olan Allah’tır. Allah’tır. Kulların elinde bir şey yok. Peygamberine dedi: ‘Ey Habibim! Sen istediğine hidayet edemezsin. Hidayet edici benim’ dedi. Allah, Allahlığını hiçbir şeye bırakmaz. Allah Allahlığını paylaşmaz. Peygamberleri ile bile paylaşmamıştır. Peygamberleri ile bile paylaşmamıştır. O yüzden Allahtan yardım dileriz, Allah’tan isteriz, Allah’a dayanırız. Allah’a yalvarırız. Bizim ibadetimiz de Allah’ın lütfu ikramıyladır. Bizim zikrimiz Allah’ın lütfu ikramıyladır. Bizim her şeyimiz Allah’ın lütfu ikramı iledir. Hiç bir şey, hiç bir şey, lütuf olarak, ikram olarak, ihsan olarak, bizden yana değildir. Onu veren iyilikler Rabbimdendir.’ Ayet-i kerimede ‘iyilikler Rabbinizden, kötülükler nefsindendir.’ Dedi. Sakın iyiliği bir başkasından görmeyin, bir başkasına teşekkür edin sadece iyiliğe vesile olduğu için. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden Cenab-ı Hak yine: ‘Rabbiniz bana dua edin ki size icabet edeyim. Bana ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir.’ (Gafur Suresi, ayet 60) Cenab-ı Hak: ‘Bana dua edin, ben duanıza icabet edeyim’ diye buyuruyor. O zaman ne yapacağız? Biz ona dua edeceğiz ve kibirlenip de ibadet etmeyenlerden olmayacağız. Demek ki ibadet etmeyenler kimmiş? Kibirlilermiş. Kibirli olanlar namaz kılmaz. Kibirli olanlar Allah’ı zikretmez. Kibirli olanlar farzları yerine getirmezler, git onları dinle, senden benden dini iyi konuşurlar, iyi biliyorlardır ama kibrinden dolayı namaz kılmaz, farzları yerine getirmezler. Kibirlerinden dolayı oruç tutmazlar. Kibirlerinden dolayı Allah’ı zikretmezler. Kibirlerinden dolayı Allah’ı zikredenleri hor ve hakir görürler. Kibirlerinden dolayı sufi tarifesini ikinci sınıf değil, beşinci sınıf vatandaş gibi görürler. Kibirlerinden dolayı ve onların son nefesleri tehlikededir. Kim sufileri kibirlerinden dolayı küçük görüyorsa hor hakir görüyorsa hepsinin de son nefesi tehlikededir, hepsinin de! Allah’ı zikreden bir topluluğu hor ve hakir gören, küçük gören, onlarla alay edenlerin son nefesleri tehlikededir. Ben Allah değilim, küfrüne fetva veremem ama küfrüne fetva veren kimseler var. O hal üzerinde yürürlerse küfrüne fetva veren âlimler var. Evet, Allah’ın zikri ile alay edenler, zikrullah yapanlarla alay edenler onları küçük görenler onları hor ve hakir görenler, imansız göçüp giderler bu dünyadan. Ve siz onları
son nefeslerinde imanı tavsiye etseniz de telkin etseniz de onlar son nefeslerinde ‘Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhü’ diyemezler. Evet, çok tehlikelidir. Çünkü Allah’ı zikredenler, Allah’a Âşık olanlardır. Allah’a hakiki manası ile kul olanlar, Allah’ı zikrederler ve o zikrullahı küçük gören, o zikredenleri hor hakir görenler, evet, son nefesleri son nefesleri tehlikededir Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz Allah’a kulluğa devam edeceğiz. Şeytanın peşine düşmeyeceğiz. Yine Tirmizi’de geçiyor hadisi şerif: ‘Kime dua kapısı açılmış ise ona rahmet kapıları açılmış demektir.’ Allah’a talep edilen yani dünyevi şeylerden Allah’ın en çok sevdiği afiyettir. Dua inen ve henüz inmeyen her çeşit musibet için faydalıdır. Kazayı sadece dua geri çevirir. Öyle ise sizlere dua etmek gerektir.’ Bakın bir şey senin başına gelecekse, takdir edildiyse o, takdir edildiyse, onu geri çevirecek olan duadır. Bunu üstadıma sormuştum. Bakın üstat nasıl lazım oluyor. Bunu üstadıma sordum. Dedim efendim, takdir edilecek olan şey nasıl geri çevrilir? Çünkü mutlak kaderde yazıldıysa, mutfak kadar tecelli edecekse onun üzerinde, dedim nasıl geri çevriliyor? Tebessüm etti, hani böyle sahabelerden var ya öyle zatlar, bunu kimse sormayacaktı zannederdim, bir sen sordun diye. Bana dedi ki Mustafa Efendi, bir sen sordun bunu dedi. Ben tabi bekliyorum böyle, böyle şeyde, koltuğun ucunda oturuyor. Böyle kalktı öne doğru böyle yüklendi, rüyanda dedi trafik kazası yapmıyor musun dedi. Yapıyorum dedim.
Dikkat edin, benim rüyamı söylüyor. Mustafa Efendi dedi, rüyamda trafik kazası yapmıyor musun? Yapıyorum efendim dedim. işte dedi duanın bereketiyle dedi rüyanda geçiyor oğlum dedi trafik kazası dedi. Mutlak kader tecelli ediyor rüyada. Rüya perdesinde geçiyor o. Neyle? Duayla. Dedim efendim sizin duanızın bereketi, Allah sizden razı olsun dedim. Biz çünkü ben hep böyle onunla böyle seyahatte arabanın böyle torpidosuna vurur, ‘hadi bakalım, bizi menzilimize ulaştır, kazadan beladan uzak ol.’ Arabaya diyor, arabada kimse yoksa. Arabada bir kişi varsa, hayırlı yolculuk. Herkese hayırlı yolculuk, üç ihlâs bir Fatiha. Tevhit okuyoruz, makamlara bağışlıyoruz. Ondan sonra tekrar şeyh efendi kazadan beladan muhafaza olmak için dua ediyor ama başbaşaysak, bunları daha yeni yeni anlatıyorum arkadaşlara, başbaşayız ya, arabanın torpidosuna vuruyor. Hadi bakalım, işte nereye gidiyoruz? Konya’ya gidiyoruz. Hadi bakalım, bizi Konya’ya sağ salim götür. Hızla bizi menzilimize ulaştır. Yolda kaza maza olmasın. Bela musibet olmasın. Arabaya vuruyor, böyle. Şimdi bir başkası olsa, ulan araba ile konuşan şeyh diyecek ha, olacak iş mi bu! Ondan sonra bana dua ederdi, Allah rahmet eylesin. Ben onun duasının yüzü suyu hürmetine, bereketi ile bugün buradayım. Öyle söyleyeyim. Hamdolsun, çok dua ederdi bana. Ben
karşılığını veremem. Çok dua ederdi. Allah rahmet eylesin. Duaları, himmeti, üzerimize olsun inşallah.
O yüzden dua, olacak olanı geri çevirir. Böyle rüyanda geçer senin. Rüyanda hasta olursun, bir uyanırsın, a iyisin. Rüyanda neler yaparlar sana. Of of of of of of of of of of of! Sabahleyin kalkarsın, Ulan iyi ki dersin ya, rüyaymış yani. Onlar tecelli ediyor. Dervişlerin duası, birinin Allah razı olsun demesi, bir fukaranın dua etmesi sana, bir hastanın dua etmesi, bir sıkıntıda olan kimsenin dua etmesi… insanlardan dua alın. Etrafımızdan dua alın. Evet, bıkmayın insanlardan, kendinizi kapatmayın, kendinizi çekmeyin. Aman biraz dervişlerden uzak kalalım! ‘Ben dervişlerden uzak olmayı tercih ediyorum efendim.’ Uzak ol! Giiiit! Nereye gidiyorsan git hem! Dervişlerden uzak olmayı tercih ediyormuş arkadaş! Durma içimizde. Biz dervişlere yakın olmayı tercih ediyoruz. Biz yan yana değil, can can olmayı tercih ediyoruz. Sana ter kokuyordur burası, biz fukarayız ya, sana fukara geliyoruz. Sen git kardeşim, durma içimizde. Bizde can can olacak, ciğer ciğere olacak. Can cana, ciğer ciğere! Kol kola değil, can cana, ciğer ciğere olacak. Dervişlik bu. Hani bir yeni moda çıktı. Ben sayfaya da girmiyorum! Ben sayfadan çıktım! Çık git kardeşim, hiç durma. Sayfadan çıktın, dervişlikten de çık. Sen ne duruyorsun ki! Bizim çöpümüz dahi bizim.Çöpümüz çöpümüz!. Çöpümüz bizim. Sen bizim çöpümüzü dahi kabul etmiyorsun, çek git kardeşim. Bizim çöpümüz de kıymetli. Dervişlerden sen şikâyet ediyorsan çek git kardeşim. Biz bu kadarız ya, buyuz biz. Altın tepside sunmuyoruz kendimizi, bu kadarız. Sen derviş kardeşleri hor hakir göreceğine yürü git burdan. Ne duruyorsun burda, sen saraylara layıksın. Burası saray değil, hamam. Sen git, başka dergâhlara layıksın. Biz fukaranın tekiyiz ya, Allah Allah! Biz Kur’an ve sünnet diyoruz. Onla kafayı bozmuşuz, öyle dedi birisi. Siz Kur’an sünnetle kafayı bozmuşsunuz dedi. Elhamdülillah dedim ben de, kaldı. Kur’an sünnetle kafayı bozmayan, şeytan onun kafasını bozmuştur dedim, kaldı. Daha da ileri gideyim mi dedim ben, böyle baktı. Şeytan sana tecavüz ediyor dedim. Sen de ondan zevk alıyorsun. Bir kimse Kur’an sünnetle kafayı bozmadıysa, şeytan ona tecavüz ediyordur ona, evet, başka bir şey değil. Sen dedim şeytanla evlenmişsin, haberin yok senin dedim. Sen şeytanla yatıyor, şeytanla kalkıyorsun. Biz Kur’an sünnetle yatıp kalkıyoruz. Sen kendin söyledin dedim böyle. Hamdolsun.
Evet, dua edin, Allah’ı zikredin. iki kişi, Allah’ı otur zikret; üç kişi, Allah’ı otur zikret. Beş kişi; otur Allah’ı zikret. Evlerde Allah’ı zikredin. Gümbür gümbür zikrullah yapın. Yüksünmeyin, yenilmeyin. Allah bereketlendirir. Evini bereketlendirir, vücudunu bereketlendirir, kazancını bereketlendirir, her şeyini bereketlendirir. Kısma kendini, kısma! Allah zorluğunu kolay eder.
Zorluğunu kolay eder. Yokuşunu iniş eder senin. Neler geldi neler geçti başımızdan. Hala da gelir gider. Hala da! Kılımı kımıldatmam. istikametimi bozmamaya gayret ederim. Ne yapacağım? Benim dersim var, dersime giderim ben. isterse bir kişi olsun. istikametini bozma, yürü. Allah seninle, Allah yolunda olduğun müddetçe. Allah yolunda değilsen, şeytanın yolundasın, şeytan seninle. Şeytan seninle! Yürü, Cenab-ı Hak öyle korudu beni. Kur’an’a baktım, sünnete baktım, üstadımın sözüne baktım. Beni hiçbir şey ilgilendirmedi başka. Herkes bir laf söyledi. Hiç umuruma katmadım. Hala da umuruma katmam. Hiç umurunda değildir. Umurundaymış gibi gösteririm millete. Umurunda değildir. Benim için umrumda olan, Kur’an, sünnet, manadır. Hiçbir şey umurumda değildir. Hiç! Kulağımda kürdan bile olmaz geri kalan. Hiç umuruma katmam. Hayat ondan ibaret. Hayat ondan ibaret. Eşse, Kur’an ve sünnete uyduğu müddetçe eştir. Kur’an ve sünnete uymadığım müddetçe eş değildir. O da uymadığı müddetçe eşit değildir. Arkadaşsa, Kur’an ve sünnete uyduğu müddetçe arkadaşımdır. Kur’an ve sünnete uymuyorsa benim arkadaşım değildir. Sufiyse, Kur’an ve sünnete uyduğumuz müddetçe sufidir, Kur’an ve sünnete uymuyorsa benim için hiçbir anlamı yoktur. Ben üstadıma tabiydim. Benim üstadıma tabiyse benim için önemlidir. Üstadıma tabi değilse, nereye gidiyorsa gitsin, bana ne ya, umrumda bile değildir! Hiçbir kıymeti yoktur benim için. Hiçbir kıymeti bakın! Benim şeyhimi dinliyorsa kıymetlidir, şeyhimi dinlemiyorsa hiç kıymetli değildir benim için. Allah yolunu açık etsin, nereye gidiyorsa gitsin, umrumda değil benim. Hiç olmadı bugüne kadar, hiç! Ben istifimi bozmam.
ismail geçenlerde bir şey söyledi. Bir adam dedi yalpaladı mı dedi ben onu dedi silip atıyorum dedi bana. Değil mi ismail? Neydi ismail sözün? Yalpalamak mıydı neydi, yalpalamaktı değil mi? Çok hoşuma gitti. Adam dedi bir sefer yalpalasa dedi ben silip atıyorum onu dedi. Dedim içimden aman dedim, sirayet etmiş dedim. Sirayet etmiş. Bakın sağlam insan, farklı olur. Şimdi herkes insanları ibadetiyle şey yapar, ne o değerlendirir. Yok, benim değerlendirmem o değildir. Ben onun istikametine bakarım, adamlığına bakarım, yürekliliğine bakarım. Kendisini bozup bozmamasına bakarım. Onun ibadeti Allah’a ait. Onu sayacak olan ben değilim. Ben bakacağım benim yanımda dosdoğru duruyor mu durmuyor mu? Benim canım gibi mi yoksa öyle yanımda hele hele mi? Canım gibi ise önemli o. Yıllardan beri böyledir. Herkes de böyle etrafımı benim eleştirir. Eskiden böyle işte, Allah rahmet eylesin bizim Seyit Taş yanımda, ya ne yapmaya onu yanında taşıyor ya? Hatta böyle bir arkadaş zengin ya demiş ki ya bıraksın şunu demiş ya. Biz onun her şeyini hallederiz. Bakacak yani bana! Ben de o haberi getirene dedim ki Seyit Taş’ın tırnağı olamaz o dedim. Böyle kaldı
o. Ben adamı dedim dağa kaldırdım dedim, yasladım duvara dedim, yasladım dağa dedim ben, dedim çektim dedim makineyi ben, d ondan sonra bu geldi dedim. Bizim Hüseyin agada var orda. Sizi gidi mafyalar sizi! Ya! Kolay değildir yol. Bu geldi, sen Ümmet-i Muhammed’e lazımsın dedi, aldı silahı elimden, vuracak adamı. Ben döndüm kıbleye, dedim ben bu adamı korkutmaya geldim, vurmaya gelmedim ya Rabbi dedim. Bir şey oluştur, bir şey olsun, şunun elinden silahı alayım, bir an böyle ben duayı ettim. Bir an döndü bu, bu bilmem ne dedi, ödeyeceğim diyor dedi. Hani ödeyeceğim diyor. Aslında para için değil, adamın söylediği kelimeden dolayı aldım götürdüm ben. Şimdi bizim yeni arkadaşlar, bizim eski deliliklerimizi bilmiyor tabi. O adam böyle meyhanede içerken hacının şerefine demiş, kadeh kaldırmış, bir de gülüşmüşler. Bir de yaptığı adam, geldi bana söyledi bunu. Döndü kafam. Ondan sonra evden aldım ben bunu, evinin önünden, çıkardım yasladım dağa. Başladı rengi mengi gitti.
Neyse, bizim Seyit Taş aldı silahı. Dedi bırakın vurayım bu bilmem neyi. Sen Ümmet-i Muhammed’e lazımsın. Döndüm dedim ya Rabbi. Durdur. Neyse bir an bu gaflet, bu böyle döndü bana, dedim bırak, yani kalsın, vurma gibisinden, kaldı. Kim yapacak bunu? Adamın karakteri sağlamsa seni yolda bırakmaz. Ölümüne, ölümüne gider. Hiç tereddüt etmez. Yürü, nereye diye sormaz. Nereye diye soruyorsa bırak kalsın o zaten gelmesin. O yüzden, sağlam olun. Kur’an ve sünnette sağlam olun. Yolunuzda sağlam olun, sıradağlar gibi olun, Uhud gibi olun, Ağrı dağı gibi olun. Oynatamasın hiçbir şey sizi. Heva, heves, şeytan, düşman, tozunuzu alsın sizin. Allah muhafaza eylesin.
“Ya Rabbi, sen kahır şarabıyla insanı sarhoş edersen yok olan şeylere
varlık suretini verir, onları var gibi gösterirsin.”
Demek ki bir de ne varmış? Kahır şarabı varmış. Sen diyor kahır şarabından verirsen, kahır şarabından verirsen, olmayan bir şeyi varmış gibi algılarsın. Demek ki bir de kahır şarabı var, dikkat edin. Kahrından veriyor, aşkından değil. Ve o kahır şarabı ne oluyor? Bu sefer fena bir şeyi biz fena görmüyoruz. Kötü bir şeyi kötü görmüyoruz. Yanlış bir şeyi yanlış görmüyoruz. Kahır şarabından veriyor. O zaman biz böyle Kur’an ve sünnet dairesinin dışındaki şeyleri biz hoş görmeye başlıyoruz. Allah muhafaza eylesin.
“Sarhoşluk nedir? Taşı gevher, yünü yeşim taşı görecek derecede gözün
bağlanması, görmemesidir.”
işte eğer kahır şarabından verirse sana, kahır şarabından seni sarhoş ederse, sen taşı mücevher gibi görürsün. Değersizi, değerli görürsün. Yünü yeşim taşı görürsün. O zaman ne olmuş oldu? Değersizlere değer verdin. Kıymetsizlere kıymet verdin. Heva hevesine düşmüş şeytana zebun olmuş
olanları alkışladın. Kur’an ve sünnetin dışında işler yapanlara sen muhabbet besledin. Onları destekledin. Sebep? Çünkü sana kahır şarabından verdi. Sen heva hevesine uyaraktan gittin birisi rahmani şarap, birisi de zulmani şarap. Sen gittin zulmani şaraptan içtin. Sen narı nur zannettin körlüğünle. Sen heva hevesinle narı nur gördün. Nuru da nar gördün. Gittin Müslümanlara düşman oldun. Gittin sufilere düşman oldun. Gittin zikir yapanlara düşman oldun. Gittin tekkelere düşman oldun. Gittin şeyhlere düşman oldun. Bu şeyhlerin hepsi böyle dedin. Bu sufilerin hepsi böyle dedin. Müslümanların hepsi böyle dedin. Ne yaptın? Nuru nar gördün. Çünkü sen şeytana uydun. Çünkü sen nefsine uydun. Kur’an ve sünnet dairesinde giden topluluğu kötüledin. Narı nur gördün. Çünkü kahır şarabından aldın içtin sen. Herkes Rahman şarabından içerken, sen kahır şarabına yöneldin.
“Sarhoşluk nedir? Ilgın ağacı göze sandal ağacı görünecek kadar duy-
guların değişmesidir.”
Yani sen öyle bir noktaya geldin ki hakkı hak bilemedin, batılı batıl olarak bilemedin. Yer değiştirdin hakla batılı. Batılı hak görmeye başladın. Ona diyorsun ki kardeşim bu Kur’an ve sünnetin dışında, o onu hak görüyor. Kur’an ve sünnetin dışında olan herhangi bir şeyi hak görüyor. Haramı hak görüyor. Haramı doğru görüyor. ibadetsizliği doğru görüyor. O zaman ne oldu? Yer değiştirdi ve bunu Hz. Pir sekiz yüz yıl önce söylüyor ama Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bin dört yüz yıl önce söylemiş. Taaa Âdem’den beri böyle bu. O zaman hakkı hak görmek, batılı batıl görmek ayrı bir erdemlilik. Burda kalbin çalışması lazım. Burda nefis, oynamaması lazım hakkı hak batılı batıl bilmek için. O zaman batıl kimden gelirse gelsin yanlış demen lazım. Hak nerden gelirse gelsin doğru demen lazım.
Eğer hak Ahmet’ten geldi, Mehmet’ten geldi, ben onu sevmiyordum o yüzden ondan geldi, kabul etmiyorum diyorsan, sen yine yanlıştasın. Evet, benim dostumdu, arkadaşımdı batıl ama ya batıl ama benim arkadaşım ya onu kabul ettiysen yine bâtıla düştün. Hakkı hak, batılı batıl bilmedin. E şimdi de toplumlar öyle değil mi? Avrupa’dan donsuzluk modası çıkıyor, bizim Müslüman ülkelerde bütün herkes donsuz oluyor. Avrupa’dan başka bir moda çıkıyor, geliyor, bizim hepimizde var bu. Hakkı hak, batılı batıl bilmiyoruz biz. Kur’an ve sünnetin dışında her şeyi reddedeceğiz diyoruz ama ne yazık ki olmuyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisi şerifi tecelli ediyor. Ne diyor? Kertenkele deliğine girseler diyor sizler de kertenkele deliğine girmeye çalışacaksınız diyor. Ümmetin düştüğü hal bu. Kardeşim ya, bu haram. Neden bu haramın içerisinde duruyorsun? Bakıyor sana bön bön. Onun haram olarak ona tebliğ edilmesinden dahi rahatsız. Ya ikide bir de annem bana namaz kıl diyor. Ya nedesin
sana annen? ikide bir de babam bana namaz kıl diyor. E nedesin sana, içki iç mi desin sana, ne desin sana? Bu haram, bunu yapma. Ya bu haram bunu yapma. Hep hayatın senin haram mı helal mi olacak! He öyle olacak. Hakkı hak, batılı batıl bilmekten uzak, kör. Oysa Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri kendisi dua ediyordu. Diyordu ki: ‘Allah’ım bizlere hakkı hak gösterip ona tabi olmayı, batılı da batıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle.’ Peygamber dua ediyor böyle ama biz hakkı hak, batılı batıl bilmekten uzak durdu. Allah muhafaza eylesin. Bu neden oldu? Biz çünkü heva ve hevese, nefsimize uyduk. Böyle olunca o sarhoşluk bizi hakkı hak, batılı batıl bilmekten uzaklaştırdı. Rabbim muhafaza eylesin.
Evet, bu akşamın son paragrafı, hadisi şerif. Aynı zamanda da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin duası. Âmin diyelim, onun duasına icabet edelim: ‘Allah’ım dinimi doğru kıl. O benim işlerimin ismetidir. Dünyamı da doğru kıl, hayatım onda geçmektedir. Ahiretimi de doğru kıl, dönüşüm orayadır. Hayatı benim için her hayırda artma vesilesi kıl. Ölümü de her çeşit şerden kurtularak rahata kavuşmayı kıl.’ Ecmain. El-Fatiha maassalavat. Âmin. Rabbim dualarımızı onun duasına ilhak eylesin inşallah. Önümüzdeki hafta ‘kaza gelince aydın gözlerin bile bağlanacağını bildiren Süleyman hikâyesi’ diye konu başlığından, burdan devam edeceğiz inşallah. Geceniz hayır olsun inşallah. Sürç-i lisan ettiysek affola. Kastımız amacımız hiçbir kardeşimiz, arkadaşımız değil; kastımız amacımız Kur’an ve sünnet.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları