Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamunaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı yılınızı ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammed’i hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakça yaşayan, hakkı haykıran, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Rabbim Ümmeti Muhammed’in neresinde olursa olsun hangi coğrafyada olursa olsun Ümmeti Muhammed’e zulmediliyorsa o zalimlerden Allah intikamımızı alsın. O zalimleri yerle yeksan eylesin. Siyonist israil’i batırsın. Onu destekleyenleri de batırsın. içerden dışardan nerde onu destekleyen varsa hepsini de kahru perişan eylesin. Amin. Ecmain. Geçen hafta nefsi konuşuyorduk:
“Nefis çok övülmesi yüzünden firavunlaştı, alçak gönüllü hor hakir
ol, ululuk taslama.”
Burayı konuşuyorduk. Buradan, kaldığımız yerden bu beyitten, bitiremedik çünkü kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah. Bütün kötülüklerin nefisten, nefsin hevasından geldiğini bil. Nefis bu manada zahir düşmanlardan daha tehlikelidir. Zahiren görünen düşman senin karşındadır, bilirsin onu. Onun ne yapacağını ne edeceğini tahmin edersin, ona göre önlem alırsın ama nefis bu manada içimizdeki en önemli düşmanlardan birisidir. Öyle olunca nefisle mücadele, dışardaki düşmanla mücadeleden daha zordur. Burda nefisle mücadelede, sufiler için geçerli bu, sufiler nefisle mücadele ederken nefsin kendi içerisindeki haram olan alışkanlıklarından geçerler önce. Hani haram alışkanlıklar vardır insanlarda, bu nefisle mücadele edecek olan kimse önce haram olan alışkanlıklardan kendini kurtarır, sonra
diğer alışkanlıklardan kendini kurtarır çünkü her alışkanlık nefis için bağdır, bakın, her alışkanlık. Ha, bir kimse Allah’ı zikrederken bile alışkanlık peyda etmiş olsa o da onun için bağ olur. O zikrullah yaparken de ne yapacak? Alışkanlık haline getirmeyecek. ibadet alışkanlık haline gelmeyecek. Alışkanlık haline gelirse o da onun için doğru bir şey olmaz çünkü alışkanlık haline geldiği için namaz kılıyor, o alışkanlık oldu onda. Öyle değil. Namaz onun için ayrı bir hep hayret perdesi olması gerekir. O yüzden normalde nefisle mücadelede bu hani bu sonraki dönem hani alışkanlıkları ilk önce bir kimse haram olan alışkanlıklardan kendisini kurtaracak. Çünkü nefsin insanda iyiyi, doğruyu, güzeli, hayırı, hasenatı, salih amelleri engelleyen iki tane kuvveti vardır. iki kuvvet. Bunun birisi şehvetine düşkün olmak, burdaki şehvet, tekrar bunun geçen hafta da altını çizdim, burdaki şehvet çok özür dilerim, cinsellik değil sadece. Yani adamın böyle örnekliyorum bunu, iki tirilyonluk arabaya binecek hali yok. Şehvetine düşüyor o arabayı alacağım diye uğraşıyor veyahut da o kimsenin örneğin işte ultra lüks bir dairede oturacak gücü yok. Şehvetine düşüyor öyle bir daire alacağım diye uğraşıyor veyahut da işte gençler için şimdi, hani gitsen orda kahve içsen ne olacak içmesen ne olacak ama gidecek orda görünecek ya şehvet dediğimiz şey hani bu komple nefis terbiyesinde senin nefsinin istekleri, heva ve hevesten olan istekler. Bunların hepsi de nefiste şehvi, şehvani duygu olarak geçer.
Yani bir kimsenin normal düzgün elbisesi var mı var. O kimse gidecek illa ki işte bilmem hangi markanın bilmem hangi marka elbisesini alacak veyahut da şimdi gençlerde bu artık genci de kalmadı da normalde önceden böyle heva heves gençlerde olurdu sadece. Şimdi yaşa başa bakmıyor. Yani gidecek çok böyle ultra lüks bir marka bir kıyafet alacak, yani o kıyafet kaç para oğlum bu biliyor musun filan, öyle olacak yani veyahut da kızım kaç para bu biliyor musun veyahut da saati onun çok gösterişli ya! Böyle ikide bir de kolunu uzatacak, saate bakacak herkesin içinde, ondan sonra o saat rolex çıkacak meydana yani veyahut da bir sohbet toplantısı, bunların hepsi de şehvanidir, yani o kimse iphone on beşi koyacak ortaya, yani benim iphone on beşim var veyahut da işte araba var. Ne var, Mercedes var. Mercedes’in anahtarını koyacak masaya. Ulan kahve içmeye mi geldin, üzerindeki mal varlığını göstermeye mi geldin veyahut da bir dostluk ama bunların hepsi de bakın şehvete girer. Bizde şehvet deyince hemen cinsel suçlar aklımıza geliyor, öyle değil. O da şehvetin içinden ama böyle bir gösteriş, şatahat, şatafat, kendini yüksek göstermek, fazla göstermek veyahut da işte âlim kısmında şehvet vardır. Yani bir şey konuşulur, dur bir dakika o biliyor! Dur bir saniye, o anlatsın bakalım! Veya sufilerin içerisinde, o biliyor ya, dur çok eski o, o anlatsın, o konuşsun orda. O müdahale etsin. O ‘Kalk bakayım sen
ordan, ‘Ne oldu?’ Sen oraya oturma, sen bunu böyle yap bakayım.’ ‘Neden?’ O da eski derviş ya canım, karışsın, elleme ya bir şeye’, yani bir şeye karışması lazım. Şehvettir bunların hepsi de. Sufilerde bunların hepsi de şehvet. Nefsin iki tane böyle gücü var. Birisi şehvettir, ikincisi insanı ibadetlerden kaçındırma gücüdür. Yani namaz kıldırmaz sana, zikir yaptırmaz sana. Bu da ayrı bir güçtür insanın içinde. Nefsin seni haramlara sevk eder. Nefsini Allah’a itaatten uzaklaştırır.
Mesela bayanlar için örtünmek imtihanın böyle tam dip noktası. Örtünmek istemezler. Nefis onu örtündürmez, namaz kılsın ama şu örtünmek yok mu! Yani namazı kılsın, önemli değil. Şu oje yapıp süslenip kokulanıp böyle bir evden dışarı çıkmak yok mu ya! Yani bunları mesela önleyemez insanlar veya erkeklerde aynı. Yani normalde dışarda namaz ona farz olmasın. Eve gitsin, bütün namazları bir seferde kılsın. Yani dışarda namaz kılmak çok zor! Git camiye veyahut da bir yere abdest al, ondan sonra git orda namaz kıl, kadınlara da erkeklere de gün içerisinde bu çok zor geliyor onlara. işte nefsin iki gücü. Birisi şehvani tarafı. Ondan sonra seni böyle gösterişe, şatafata methedilmeye, şuna buna yönlendirir, öbürü de Allah’a itaatten uzaklaştırmaya çalışır seni ve bu nefsin çok önemli iki gücüdür. Bunları kırarsan nefisle mücadelede öne geçersin, bunları kıramazsan nefsin seni hep alt edecek hep yenecek seni, hep alaşağı edecek. Seni hep böyle bozacak. Bozacak seni. O umulmadık yerde umulmadık şekilde bozacak seni ve nefis seni her dem, her dem heva atına bindirip, heva atına bindirip nerde seni savuracağı belli olmayan bir noktaya götürür, azgınlaştırır seni. Hani normalde böyle çilbiri olmayan azgın bir at düşün. Yani onun ne gemi var ne eğeri var. Nefsi böyle bir şey düşünün. Sen onun normalde uysalmış gibi gelir sana o. Sen ona binersin, yandı keten helva, seni nereye fırlatıp atacağı, hangi kesiye seni atacağı belli değildir. Nefis böyle bir şeydir. Güvenme, gemi hiç elinden bırakma, gemini elinden hiç bırakma. Bıraktığın an seni nereye fırlatıp atacağı belli değildir ve asla güvenme. Hangi esmayı alırsan al, sufi olarak, istersen sen Hak esmasını al, eğer nefse müsaade edersen seni ordan alaşağı indirir. Seni indirmeyecek bir yer değil. Nefis herkesi alaşağı indirir. Alaşağı indirmeyecek hiç kimse yoktur. Ancak altıncı makama gelirse, halife makamıdır, beşte de kolay kolay indiremez de hadi beşi de tehlikelidir. Hadi beşten sonra altıya gelince biraz daha tehlike azalır, yediye gelince tehlikesi minimuma düşer yediye gelen bir kimse de. O çünkü uyarıyı açıktan alır artık. O yüzden o da normal, kendi başına kalmaz. Hani ayeti kerime de var ya Allah’ın muhafaza ettikleri müstesna diye, onlar oraya girer, o da kendi başına olsa halledemez ve nefisle olan mücadelede hiç kimse tek
başına hiçbir şey halledemez. Hepsi de Allah’ın yardımı, Allah’ın inayeti, Allah’ın lütfu ikramıyla olur.
Bir kimse nefisle mücadelede tek başına o mücadeleyi yapması mümkün değildir. Bak tekrar söylüyorum, mümkün değildir o. Bir kimsenin o yüzden muhakkak bir üstada ihtiyacı vardır. Muhakkak ona sen burda yanlış yaptın, burda eksik yaptın veya yanlışlıklar bunlardır, eksiklikler bunlardır diye anlatacak bir üstada ihtiyacı vardır. Nice namaz kılanlar, nice oruç tutanlar nice ibadet edenler farkında değiller. Nefisleri onları istediği gibi yönlendirir. Çünkü nefsin sağdan girmesini fark edemez onlar. Nefsin sağdan girmesidir. Bakın nefsin soldan girmesini herkes fark eder. Ben bazen derim ya size gelip de gelin içki içelim demez nefis. Ulan git şurda iki duble at falan, bunu demez veya git işte zina yap, git kumar oyna, bunu demez. Sufilere genelde hani soldan girmez. E girdiyse de avamdır zaten o. Ama sufilere girdiği yer nerdendir? Sağdandır. ‘Senin yaptığın zikrullah gibi kimse yapmıyor. Sen olmasan burası dağılır’, bu zakirlere girendir. Zakirlere, çavuşlara öyle der. Yani sen olmasan burda biter her şey. Öyle girer veyahut da bir vazifeliye öyle girer. Nefsin sağdan girmesi. ‘Sen kalk şurda bir namaz kıl da millet nasıl olduğunu görsün ya’, nefsin sağdan girmesi. Allah muhafaza eylesin. O yüzden nefis ile mücadelede en önemli şey onun isteğinin zıddını yapmaktır. Bakın nefsin isteğinin zıttını yapmak. Merak etmeyin size pekmez yemekten nefis vurmaz. Kitaplarda okursunuz ya eski sufi kitaplarında, işte kim, filanca zat, nefsi kırk yıl pekmez canı istemiş, kırk yıl ona pekmez yedirmemiş.
Ben bazen diyorum ki gel büyükşehirde yaşa, pekmezi yala yut. Başka şeylerden uzak dur, pekmezi yala, yut, helal. Sen ondan uzak duracağım diye uğraşma. Gözünü haramdan kaçır kaçırabiliyorsan. Dilini haramdan koru koruyabiliyorsan. Kulağımı haramdan koru koruyabiliyorsan. Sen ayaklarını, ellerini, uzuvlarını haramdan koru koruyabiliyorsan. Sen onu koruyorsan alâsın, pekmezi ye. Allah muhafaza eylesin. O yüzden nefis böyle bir imtihan ağır olduğundan dolayı Cenab-ı Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri o bir savaştan, Tebük savaşından bir de dönerken diyor ki rivayet Cabir’den: Peygamber sallallahu ve sellem Tebük seferinden dönerken sahabe ordusuna şöyle nasihat etmiştir: ‘Hayırlı bir yerden döndünüz, küçük cihattan büyük cihada döndünüz.’ Sahabe efendilerimiz. ‘Ey Allah’ın Resûlü, büyük cihat nedir’ diye sorduğunda Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri: ‘Kişinin kendi havasıyla mücadele etmesidir. Yani kendisinin kendi nefsiyle mücadele etmesidir’ diye buyurdu. Bakın, Tebük seferi işte karşıda şu kadar çok Rum var, Bizans ordusu var denilen seferdi, ordan geri döndüklerinde Allah Resulü hani bu son savaşıydı bildiğim kadarıyla
zaten, ordan geri döndüğünde dedi ki bakın siz bu kadar büyük bir savaşa katıldınız ama bundan daha büyük bir savaş sizin nefislerinizdir dedi, hevanızdır. Sizin bu noktada bir insanın hevasıyla, hevasıyla mücadele etmesidir dedi. Heva ne? Kuran ve sünnetin dışındaki her şey. Duygu, düşünce, fikir, akım, adına ne derseniz deyin, hepsi de bunların hevaya girer. Hepsi de. O yüzden nefis, insanı bu heva ve hevese doğru sürükler. Serbest bırak, sürükler. Sal yakasını, nerde bu seni atacağı belli değildir ve sufilik nefisle mücadelenin üzerine kuruludur. Nefisle mücadele etmenin en büyük nefsin bu noktada panzehiri, panzehiri Allah’ı zikirdir. Nefisle mücadele edecek olan bir kimse muhakkak Allah’ı çok zikretmeli. Muhakkak! Yoksa ne yapar, nefis o kimseye alaşağı eder. Allah muhafaza eylesin inşallah. Beyitin ikinci kısmı:
“Alçak gönüllü hor hakir ol ululuk taslama.”
Bakın nefis insanı alçak gönüllülükten uzaklaştırır. Yani tevazudan uzaklaştırır. Alçak gönüllü, birinci derecede tevazu etmek, alçak gönüllü olmak Allah’a karşı alçak gönüllü olmaktır. Allah’a karşı alçak gönüllü olmak nedir? Allah bir şeyi emretmiş, bunu yap demiş. Bunu yapabilirliğe gücün varken yapmaman Allah’a karşı kibirlilik taslıyorsun, ululuk taslıyorsun ona karşı, birinci derecede Allah’a. O zaman bu kimsenin kibri birinci derecede Allah’adır. Bir kimsenin tevazudan uzaklaşması birinci derecede Allah’adır.
Allah’ın emir ve yasaklarına uymayan bir kimse ilk önce Allah’a karşı tevazu sahibi değil, Allah’a karşı kibirlidir. Allah bir şeyi haram kılmış. Haram kıldığı halde sen onu yapıyorsan aslında Allah’a karşı kibirlilik gösteriyorsun, alçak gönüllülük göstermiyorsun. Ona tabi olmuyorsun. Allah’a boyun bükmüyorsun. Hem eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu veresuluhu dedin hem de ona itaat etmiyorsun. itaat neyeydi? Allah’aydı. Sonra kimeydi? Resulüneydi. Ondan sonra kimeydi? Sizden olan emir sahiplerineydi. Üç tane itaat noktası var bir Müslüman için. inandın mı? Evet. iman ettin mi? Evet. Birinci derecede Allah’a itaat et ve Allah’a elinden geldiği halde itaat etmiyorsan ona karşı kibirli oldun. Allah’a ululuk tasladın. Allah’a ululuk tasladın. Sen kendi kendine diyorsun ki namazı terk ettim, namazı terk etmekle sen Allah’a ululuk tasladın. Allah’a isyan ettin. Allah’a isyan ettin, Allah’ın bir farzını yerine getirmedin. Allah’a ululuk tasladın, Allah’a karşı kibirlendin. ikinci itaat neydi? Resulullah sallallahü ve sellem hazretlerine. Eğer sen peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin sünnetine tabi olmadıysan Hazreti Peygambere sen ne yaptın? Kibirli davrandın. Ona ululuk tasladın. Onun peygamberliğini kabul etmedin. Onun peygamberliğine tam manasıyla iman etmedin. O yüzden Cenab-ı Hak ayeti kerimede diyor ki: ‘Ey iman edenler! Allah’a iman
ediniz.’ Ya iman ettiydin ama sen iman ettin ama yapabilir olduğun şeyleri yapmadın, sen isyan ettin. Bakın sen isyan ettin. Sen ululuk tasladın Allah’a karşı kibirlilik tasladın. Bunun olmayacağını bildiğin halde, haram olduğunu bildiğin halde gözünün içine baka baka haram işledin. Ululuk tasladın, bir de tövbe etmedin. Tövbe etsen kulluk yaptın diyeceğiz. Diyeceğiz ki evet sen yaptın bir ululuk tasladın, bir günah işledin ama ve tövbe edip geri döndün. Tövbe edip geri de dönmüyor, devam ediyor günahı kebaire. Devam ediyorsa ululuk taslıyor, küstahlık yapıyor Allah’a. Allah’a küstahlık yapıyor. Bugün Ümmeti Muhammed’in sıkıntısı bu. Günahı kebaire devam ediyor ve devam ettiği günahı kebairi kendince küçültüyor. Kendi nefsinde ufaltıyor o günahı kebairi, küçük günahmış gibi gösteriyor onu. Bir kısmı da bu günah değil diyor. Bu günah değil diyen kâfir oldu zaten. Günahı küçültüyor, o nefsi ona oyun yapıyor, ‘ne olacak ya canım ya, bu kadarlık da olur’ filan, ‘hepimiz hata yaparız, hepimiz günah işleriz’, ha yapıyor yapacağını, yapıyor yapacağını, ondan sonra Allah affetsin diyor.
Bende taşı gediğine böyle koyarım ama o esnada tatlı geliyor. O esnada insana haz veriyor nefse uymak. Bu konuda böyle heva hevesine uymak insana o esnada çok tatlı gelir. Lezzet verir insana, tat verir. Bosna’da baş çarşının ortasında hatunun birisi koşuyor Mustafa diye, ben de kendimi zannediyorum. Nefse tatlı geliyor, nerden tanıyor beni diyorum ya, Bosna’nın ortasında, diyorum. O bir tane Mustafa sen varsın sanki. Nefise tatlı geliyor. Hani beni nereden tanıyor diye, asıl tanıdığı Mustafa ayrı orda sarılıyor. Mustafalara sarılırsan çünkü sıkıntı yok, nefse tatlı geliyor bu. Ya beni nerden tanıyor diyorsun. Sanki senden başka Mustafa yok. Nefis vuruyor insana. işte bunun gibi bir şey. Ona müsaade edersen ona müsaade ediyorsun. Ona müsaade eder, heva hevesine dönersen dedim ya seni hangi çukura atacağı belli değil. Senle hangi kesik deriz biz, böyle tarlaların kenarlarını bizde açarlar, kesik derlerdi, önceden her yerden su fışkırırdı, ekip dikemezdi insanlar. Bayındır’ın ovası öyle münbit topraklar, sulak arazi. Tarla kenarlarına kesik açarlar, muhtar siz de yapıyor muydunuz önceden. Ark mı diyorsunuz? Siz biraz daha şey, ne o, istanbul Türkçesi kullanmışlar. Bizde kesik diyorlar. Sizde bir de orda ne, dere var değil mi? Ne deresi o? Evet, kanal diyorsunuz. Tehlikeli kanal, evet, onlar dere diyorlar ama sonradan açılma mı o? Ha, kanal açmışlar. Yani kendiliğinden böyle fiziki, böyle naturel dere değil yani o, sonradan açılmış. Lüzumsuz şeyleri atalım diye mi? Evet. Şimdi normalde işte nefse müsaade edersen seni nereye atacağı belli değildir. Seni ne tarafa savutturacağı da belli değildir. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden ne yapacağız? Biz o zaman? Allah’a itaat edeceğiz. Yani biz itaatten uzak durmayacağız ve önce Allah’a karşı tevazulu olacağız, bakın
dikkat edin, Allah’a ululuk taslamayacağız, ona itaat edeceğiz. ikincisi tevazu göstereceğimiz yer, Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri, onun hadisleri. Şimdiki böyle dilimi muhafaza edin, dilimden hakkınızı helal edin ama o böyle söyleyeceğim az bile söylüyorum bunlara, hani bu son dönem gelen zırtopozlar var ya hani, hadisi şeriflerle alay eden, hadisi şerifleri küçük gören Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerini haşa küçük gören, bir peygamberdi o da işte filan! Onun hadislerini küçük gören. Bunlar normalde bu küçük görenlerin hepsi de katıksız kafir. Katıksız kafir ama ne yazık ki şu anda Türkiye televizyonlarında ve Türkiye sisteminde peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin hadislerini küçük gören bunlara sahih değil diyen komple reddedenler alkışlanıyor. Ahir zaman alameti, bunlar ahir zaman alimi. Bunlar cehennemde en ücra köşeye atılacak bunlar. Bunlar ahir zaman alimi. Bunlar kendisini paraya, pula, makama, heva hevese satmış kimseler. Bunlar bir de işin ilginç noktası hani ahir zaman alametlerinden birisi de şu, iyiler horlanıp kötülenecek, kötüler ise baş tacı edilecek. Ahir zaman alameti. Şimdi iyiler horlanıyor, kötüleniyor. Onlar aşağı görülüyor. Hani siz Kur’an sünnet deyince sizi aşağı görüyor. Siz sünnete tam tabi olmak dediğinizde sizi aşağı görüyor. O entelektüel o arkadaş, o hadisi şerifleri inkar ediyor çünkü o entelektüel oluyor. O hadisi şeriflere sahih değil diyor. O entelektüel oluyor. Yani Şeriatî entelektüel, çok büyük alim! Hadisleri inkar ediyor. Hadisleri inkar! Evet, o hadisler öyle şey değil! Hadisleri inkar edenler entelektüel oldu, çok büyük alim oldu! Devrin alimi oldular hepsi de! Büyük alimler! Neden? Hadisleri inkar ediyor. Büyük alimler! Neden? Mezhepleri de inkar ediyor. Mezhep diye bir şey yok! Hadisleri inkar ettin, mezhepleri de inkar ettin, evet, bir de ne diyor üstüne? Size Kur’an yetmez mi? Ha yeter bize Kur’an.
Kafiri nerede gördüyseniz öldürün demiş, ben de seni öldüreceğim şimdi. Nasıl? Basbayağı, ayet var. Ayet var, kafirleri gördüğünüz yerde öldürün. Ayet var. Tabii. Kur’an yetsin sana. Hiç tevil etme hiç bu ya burda bu uygulanmaz, öyle deme. Nerden çıkardın? Kuran-ı Kerim. Aldı koydu adam. Hadi Kur’an yeter sana diyene diyeceksin, malının tamamını dağıt. Kur’an yeter mi? Evet. Hadi, malının sana ihtiyacı olanını ayır geri kalanı dağıt. Hadi, fabrikanı dağıt. Hadi iş yerini dağıt. Hadi paranı pulunu komple dağıt. Nasıl yani? Basbayağı! Hadi. Ya estekti köstekti…Hadi değil işte! Sen hadisi şefleri inkar edersen din yaşanmaz hale gelir. Herkes kendi kafasından bir din yorumu çıkarır. Herkes kendi heva hevesinden bir ayet yorumu çıkarır. Bayanın birisi dedi bana, dedi Kur’an yetmez mi? Yeter dedim. Kur’an’a göre dört tane eş hak dedim. Dayanabilecek misin dedim, kaldı. Nefesi kesildi. Nefesi kesildi. Noldu dedim yüzüne. Dedim ne oldu? Burdan vurulacağımı
hiç düşünmedin dedi. E düşünmezsin dedim. Kur’an yeter demek kolay. Televizyonlara da çıkıyorlar. iyi, herkes dörder tane alsın hadi bakalım. Ya sizin bile hoşunuza gitti be! Gözleriniz çakmak çakmak oldu valla. Eee? Nasıl çıkacaksın? Yok hadisleri, hadisleri inkar ediyorsan küfür ehlisin işte. Yapma! Allah muhafaza eylesin. O yüzden ikinci neydi? Resulullah sallallahu ve sellem hazretlerine karşı tevazulu ol. Öyle işte hani diyor ya hadisi şerifte, öyle bir zaman gelecek ki bacak bacak üstüne atıp sizinle bizim aramızda Allah’ın kitabı vardır diyenler çıkacak diyor. Yani hadisleri inkar edecekler ahir zamanda. Şimdi o zamanı yaşıyoruz işte. Allah muhafaza eylesin. Üçüncü tevazu sahibi olacağımız kimseler. Kim? Sizden olan emir sahipleri. Bizden olacak emir sahibi. Ona tevazu göstereceğiz. Bizden ne demek? Allah’ın kitabı Kur’an’ını kendisine iman ettiği bir kitap olarak gören. Habibinin sünneti seniyyesini kendisine rehber edinen, bunları kabul eden. iman ehli olan ancak bizim neyimiz olur? Emirimiz olur birinci derecede. ilk önce o kimse iman etmiş olacak. iman etmeyen bir kimse senin velin olamaz. iman etmeyen bir kimse senin velin olamaz. Kur’anı kendisine rehber kitap olarak tanımayan kimse senin velin de emirin de olamaz.
Hadisi şeriflere komple itaat etmeyen, kabul etmeyen kimse senin velin ve emirin olamaz. O itaati hak etmez. O itaati hak etmez. Kur’an ve sünnete tabi olmayan bir kimseye itaat etmek küfür olur. Kur’an ve sünnete tâbi olmuş olacak. Bir kimse Kur’an ve sünnete tabi değilse ona itaat küfür olur, tekrar söylüyorum bunu. O kimse Kur’an ve sünnete itaat etmeli. Ancak sizden olan emir sahibi o olur. Öbür türlü o senin emir sahibin olamaz. O senin velin olamaz. Kim olursa olsun. O zaman tevazu, alçak gönüllülük, birinci derecede kime? Allah’a. ikinci de Resulullah’a sallallahü ve sellem e. Üçüncüde kime? Emir sahiplerine. Dördüncü de kime. Dördüncü de mümin insanlara. Mümin insanlara itaat yoktur, onlara şefkatli davranmak, onlara merhametli davranmak vardır. Bakın, mümin kardeşine şefkatli ve merhametli davranırsın. Burda itaat mekanizması girmez. ittihat üç tane yer: Allah’a, Resulüne ve sizden olan emir sahiplerine. itaat ediyorsun orda. Mümin kardeşlerine tevazulu davranıyorsun, şefkat ve merhametli davranıyorsun, onlara karşı alçak gönüllü davranıyorsun. Allah’a, Resulüne, sizden olan emir sahiplerine itaat etmeyen, onlara tevazu göstermeyen bir kimse, Müslümanlara hiç tevazulu davranmaz. Aldanmayın. Tevazulu davranıyorsa o ihlaslı ve samimi değildir, o sizden bir menfaati vardır. Sizden menfaati var olduğu için şefkatli ve merhametli veyahut da tevazulu davranır size. Sizden menfaati bittiği anda size tevazulu davranmayacaktır, size merhametli davranmayacaktır. Neden? Onun dışı Müslüman, içi kafir çünkü! Onun dışı Müslüman, içi münafık çünkü. O işini yüzdürmeye bakıyor, o
tabiri caizse gemisini yüzdürmeğe bakıyor. Onun menfaati bittiği anda size sırtını dönecektir. Bakın, size sırtını dönecektir. Meclisinize gelmez, toplantınıza gelmez, ailenize gelmez, sizle beraber oturup kalkmaz, selamı sabahı keser. Bitti, onun işi çünkü. Neden? Bir menfaati vardı sizinle, bir işi vardı onun, o işini gördü, selamı sabahı kesti, bitti işi çünkü. Bakın, onların o tevazusuna aldanmayın. Aldanmayın!
Müslümanlar aldanıyor. Be kardeşim! Adamın Allah’a itaati yok, Allah’a tevazusu yok, sana neden itaat etsin, tevazu göstersin? Adamın Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine itaati yok, ona tabi değil, sana neden merhametli davransın ki, o fırsatını bulduğu anda, vakti geldiği anda seni alaşağı edecek. Müslümanlar aldanıyorlar, Müslümanlar aldanıyor, yüzüne güleni dost zannediyor ve her işte Müslüman görüntüdeki kimseyi o kendinden zannediyor. Kardeş, Allah’a itaat edecek bir kimse, önce, Resulüne itaat edecek. Allah ve Resulüne itaat etti mi, etmedi mi? E etmedi, o zaman sana olan yumuşak davranışına aldanma. Müslümanlar buna aldanıyorlar. Yani o yumuşak davranıyor sana, bir de hatta şöyle diyor: “Adam kafir ama çok insancıl, nerde bu insancıl kafirler? Her gün, bakın her gün, Müslümanların kanı akıtılıyor, namusu, ırzı, şerefi, haysiyeti ayaklar altında. Çocukları kaçırılıyor, çocukları katlediliyor, öldürülüyor ve çocukları, bakın, çıkıyor meydana hepsi de. Bu çocuklar, Avrupa’ya götürülüyor, Amerika’ya götürülüyor. Genç yaştaki çocuklara tecavüz ediliyor, tecavüz ediliyor ve kanları içiliyor bu çocukların. Nerde bu Müslümanların çocukları? Kim yapıyor bunu? Kâfirler yapıyor. Hani merhametliydi? Hani insan hakları vardı? Nerede insan hakları? Gazze’yi vuramıyor mu? Navigasyon göstermiyor mu Gazze’yi insan haklarında? Ne oldu? Türkmenistan’ı göstermiyor mu? Doğu Türkistan’ı göstermiyor mu insan hakları? Navigasyon, doğu Türkistan’ı kaybetmiş mi? Nerde ki Irak nerde, Suriye nerde? insan hakları görünmüyor mu oralarda? Her gün, bakın, dört ay oldu Filistin’de taş taş üstüne konmadı. Daha bombalasın diye bütün batı dünyası komple silah veriyor, adama. Bütün gemilerini getirdiler. Gemilerini getirdiler, başka bir ülke müdahale etmesin diye. Soykırım yapıyorlar, katliam yapıyorlar! Nerde insan hakları? Hani nerde çok iyi olan batı, insancıl olan batı, hümanist olan batı, nerde? Uyanın, uyanın, uyanın, uyanın. Yarın öbür gün sizin de başınıza geldiğinde, merak etmeyin, o batılıların yine kılı kıpırdamayacak. Uyanın! evet Türkiye ateş çemberinin içerisinde, yıllardan beri söylüyorum, çember daralıyor, uyanın. Uyanın, paranızın hükmünü bırakmadılar. Hiçbir şeyin hükmünü bırakmadılar, uyanın! Batı insancıl değildir, katliamcıdır, vahşidir! Vahşidir, katliamcıdır, Benim anne dedemi dinlemedi kimse.
Yunan askerlerinin, Bayındır’da ne yaptıklarını dinleyecekti insanlar. insancıl batıymış! Dedem anlattı, gebe kadınları nasıl karnındaki çocuğuna, karnındaki çocuğuyla beraber kasaturayla öldürdüklerini. Evet, nasıl kadınları kızları kaçırıp karakola tecavüz ettiklerini. Sonra o kadınların intihar ettiğini, kendisini attığını, o kızların intihar ettiğini, kendisini astığını. Sonra onu yapan askerlerin tespit edilip dedem ve müfrezesinin nasıl onları öldürdüğünü, nasıl intikam aldığını. insanların samanlıklarını nasıl yaktıklarını. Hangi batıdan bahsediyorsunuz siz? benim dinlediğim batıyla, dedemden dinlediğim batıyla, insanların şu anda dinlediği batı aynı değil. Baba dedem sağ olsaydı da Yunan zindanlarında nasıl işkence çekmiş anlatsaydı. Arkasındaki ince işkence izlerini görseydiniz siz, çıbanlarını ve her kış geldiğinde o çıbanların patladığını, irin akıttığını, bir türlü tedavisinin olmadığını. Bir sürü merhemler sürerdik sırtına bütün, her kış. Her kış, her gün merhem sürülürdü sırtına, böyle kocaman kocaman yaralar çıkardı sırtında. Ben sordum dedim dede, “Bunlar ne yarası, böyle gözleri doldu, böyle tebessüm etti, sustu. Sonra kendisi söyledi, Osmanlı’ya ve Türkiye Cumhuriyeti devletine yardımcı olmaktan dolayı zindanlarda işkence çekmiş. Hangi insancıl batıdan bahsediyoruz biz? Bunu hiçbir zaman unutmayın. Bir kimsenin Allah’a saygısı yoksa hiçbir şeye saygısı yoktur. Bir insanın Allah’a karşı itaati yoksa hiçbir şeye itaati yoktur. Bir kimsenin Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine boynunu bükmüyorsa sana da boynunu bükmez, aldanma. Senle işi vardır onun. Seninle böyle bir menfaat ilişkisi vardır. O yüzden boyun eğer. O yüzden sana tevazulu olur, Allah muhafaza eylesin, gerçek tevazu. O yüzden mümin kardeşine şefkatli davranmaktır, mümine şefkatli davranmaktır, münafığı değil. Mümine merhametli davranmaktır, kafire değil.
Ne o birisi de yazmış bana, ne olursan ol, gel diyen kimsenin hani yolu bu mu? Ben, lanet olsun israil’e diyorum ya. Evet, biz kâfirlere karşı şedidiz, sertiz. Orda 120 günden beri her gün Müslümanların canını, malına, ırzına, namusuna sen musallat olacaksın, biz seni alkışlayacağız öyle mi? Benim dini inancım bu değil, Allah muhafaza eylesin. Allah Resûlü sallallahu ve sellem hazretleri naklediyor: ‘Allahu Teala bana o kadar mütevazı olun ki kimse kimseye böbürlenmesin. Kimse, kimseye zulmetmesin diye bildirdi.’ Müslim, Ebu Davut ibni Mace. O zaman normalde, Müslümanların, müminlerin birbirlerine böbürlenmeleri birbirlerine karşı zulmetmeleri yok. Allah muhafaza eylesin. Bir kimse, bir kimseye böbürleniyorsa o zaman Allah muhafaza eylesin o kimse kibirli. Kibirli bir kimse, gönlünde zerre kibir bulunan asla cennetime giremez, hadisi kutsi. Bir mümin kardeşine böbürlenme, etrafındaki mümin insanlara böbürlenme, etrafındaki
mümin kimselere zulmetme. Dilinle, bakışınla, elinle, ayaklarınla müminlere zulmetme. Allah muhafaza eylesin. Furkan 63: ‘Rahman olan Allah’ın kulları yeryüzünde tevazu ve vakar ile yürürler. Tevazu ve vakar. Tevazu, alçak gönüllülük. Vakar ne? Vakar senin dik duruşun, vakarlı olmak, hiç kimseden bir şey beklememek, ummamak, istememek, andırmamak. Vakarlı duruş sarf etmek, kendi öz benliğini bulmak. Müminlere karşı tevazulusun ama böyle mıymıntı, yapışkan, böyle dilenci hüviyetinde değilsin. Vakarlı duracaksın. Aç kalacağım, ben açım demeyeceksin, vakarlı duracaksın. Aç kalacaksın, açım demeyeceksin vakarlı duracaksın. Hasta olacaksın, hastayım demeyeceksin, vakarlı duracaksın. Vakarlı duracaksın. Bu herkesten üstünsün manası değil. Halini, derdini, hiç kimseye açmayacaksın. Açacak olduğun yer kim? Allah. Derdini Allah’la dertleşeceksin. Sıkıntını Allah’la halledeceksin. Vakarını bozmayacaksın. Bir çaya bozmayacaksın kendini, bir yemeğe bozmayacaksın kendini, bir selama bozmayacaksın kendini. O dik duruşunu göstereceksin, bakın dik duruşunu göstereceksin. Allah bizi onlardan eylesin.
‘Cahiller kendilerine laf atılıp sataştıkları zaman, aldırmadan ‘selametle’ deyip geçerler.’ Tam ahir zaman hastalığı. Cahiller sana laf atacaklar, hakaret edecekler, söyleyecekler, oysa sen bir tokat vursan yerle yeksan edersin, onu. Sakın elini kaldırma. Neden? Bütün mahkemeler, bütün adli hadiseler, tokadı vuranı suçlu görüyorlar, sakın elini kaldırma kimseye, sakın, sen selametle de yürü. Yolda. yürüyorum ben, benim sakalıma laf söylüyorlar. Dönüp baksan, al başına derdi, sen suçlusun önce. Yok, ben bir çuval sakalımla neden böyle dik yürüyormuşum! Dik yürüyormuşum ben yolda giderken, dik yürümem de suçmuş! Yeni öğreniyorum bunları. Ya nasıl yürüyeceksin? Alışmışlar böyle pısırık Müslüman ya, biz yumuşaklığı öyle anlıyoruz. Dışarda bakıyorsun, pısırık güler yüzü, dervişe gelince patlatıyor şamarı. Asıl dışarıda dik yürü, dışarda sert yürü. Seni gören kâfiri, münafığı böyle ürksün senden. Dışarda öyle dik yürü ki, desinler lan yedi dağın efesi mi bu. Evet, öyle yürü dışarıda. Dışarda çok özür dilerim, uyuz insanlar gibi yürüme. Cımbıldak da yürüme, öyle her tarafa kafanı gözünü çevirme. Allah Resulünü örnek al, sallallahu aleyhi ve sellem i, secde ettiğin yere kadar bak, etrafınla fazla ilgilenme. Bırak vitrinde ne varsa var. Nereye gidiyorsun, iş yerine gidiyorsun, kafanı dik, yürü. Dosdoğru yürü hem. Göğüs ilerde, kafa dik ama gözler aşağıda. Evet, kâfire korku sal yürürken, kâfire korku sal, münafığa korku sal, fasığa korku sal, öyle yürü. Bazen ben efelere diyorum, böyle kaldırdığın zaman, desinler ki ulan ürksün o kimse. Ürksün, ürksün. Ürkmek hayvani bir güdüdür çünkü. Kâfirler ürker, münafıklar ürker. Semazen elini kaldırdığında vakarla, elini kaldırır. Kâfir ona bakacak diyecek
ki ya bunlara bak. Öyle (pısırık) semazenlik yok bizde. Semazen de vakarlı, kalbinin üzerine bakacak, eğilmeyecek, bükülmeyecek. Efe, kaykılacak arkaya, vakarını kaybetmeyecek, hamurunu çıkarmayacak, dikecek, gözünü böyle. Onu gören kâfir nereye kaçacağını düşünecek, gözünüze de dikecek, göğsünü de dikecek. Vurduğu zaman yere sallanacak vurduğu yer. Derviş yürürken öyle yürüyecek, vakarlı yürüyecek. Dikecek kafasını. Öyle yumuşak, böyle dilenci vaziyetinde…Yok öyle bir islam, yok öyle bir Müslüman.
Sen islam dünyasında, islam ülkesinde yaşamıyorsun, her tarafın mümin görünümlü kâfirlerle dolu. Kimin siyonist olduğunu, kimin mason olduğunu bilmiyorsun. Çarşıda, vakarınla yürü, iş yerinde, vakarınla yürü, trafikte, vakarınla yürü. Vakarını kaybetme. Müminlere tevazulu ol. Ne üdüğü belirsiz insanlara tevazu göstereceğim diye uğraşma, bak işine. Adamın zenginliği varmış, takla atma önünde, imanının yarısı gider. Adamın makamı varmış, takla atma önünde, imanının yarısı gider. Adam bilmem nerede, bilmem neymiş, takla atma önünde, imanının yarısı gider. Vakarını kaybetme, vakarını kaybetme! Bugün Müslümanlar vakarlarını kaybettiler. Adam gidiyor, elpençe el ovuşturuyor, kaybetme vakarını. Allah vakarlı kullarını sever, Allah vakarlı kullarına merhamet eder, Allah vakarlı kurullarının ihtiyaçlarını görür. Allah vakarlı kullarını, kâfire, münafığa yem etmez, vakarını kaybetme. Allah muhafaza eylesin. Cahiller de sana laf attığında, arkana dönüp bakma bile, yürü. Onların işi o, onlar sana laf atacaklar, sen onların lafına kulak asma, yürü. Hatta böyle bıyığının altından alayvari bir tebessüm fırlat, temelli çıldırsın. Temelli çıldırsın. Patlasın, neresinden patlıyorsa. Evet. ‘Kim Allah rızası için bir derece tevazu gösterirse, (ibni Mace’de bu hadisi şerif) bu sebeple Allah onu bir derece yükseltir. Kim de Allah’a karşı bir derecede kibirde bulunursa, Allah da onu bu sebeple bir derece alçaltır. Bu böyle devam ede ede nihayet onu esfeli safiline, yani aşağıların aşağısına atar.’ Allah muhafaza eylesin. O yüzden müminlere karşı tevazuluyuz, müminlere karşı kibirlilik yok. Derviş kardeşlerimize karşı tevazuluyuz, onlara karşı kibirlilik yok. Allah’a karşı tevazuluyuz, Allah’a karşı kibirlilik yok. Bu hadis-i şerif önemli: ‘ Siz beni hakkım olan derecenin üzerine yükseltmeyiniz, çünkü Allahu Teâlâ beni Resul edinmeden önce kul edinmişti.’
Hiç kimseyi olduğundan fazla yüceltme, olduğundan fazla yükseltme. Sufiler, dervişler şeyhlerinizi olduğundan fazla yükseltmeyin. Olduğundan fazla yüceltmeyin. Bunun enflasyonu var şu anda, bunun enflasyonu var. Boyna lakap takılıyor şeyhlere işte, şudur budur, budur, budur, budur, budur, budur… Bir sürü isminden önce bir sürü lakap. Yükseltme kardeşim, yapma! Şeyh efendiler, böyle yapılan şeyleri durdurun, bunun sonu yok.
Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinden yüce göstermeyin şeyhlerinizi. Şeyh efendiler, farkında değilsiniz, müritleriniz sizi, peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinden daha yüce tutuyorlar, daha yüksek tutuyorlar. Bu büyük bir bidat, bu büyük bir günah, bu büyük bir yanlışlık. Bunun sıkıntısını ümmeti Muhammed çeker sonra. Şimdi o şeyhin hoşuna gider bu, o dervişlerin de hoşuna gider ama geride kalanlara doğru bir usul, kaide bırakmıyorlar. Hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin sünnetini bırakacaklarına arkada onu bırakmıyorlar. Sünneti seniye bu değil, sünneti seniye bu değil. Hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dahi, ‘Beni derecemin üstünde göstermeyin’ yani bir peygamber Allah’la yarıştırılmaz, bir mürşidi kamil, bir veli, peygamber sallallahu ve sellem le yarıştırılmaz, bir mürid, bir zakir, bir çavuş, şeyhle yarıştırılmaz. Evet, bunlar manevi hastalıktır. Bir insanı olduğundan fazla yüceltmeyin, olduğundan fazla yükseltmeyin. Sevilmeyecek kimseyi olduğundan fazla sevmek ona da zulümdür, evet. Sevilmeye layık olmayan bir kimseyi sevmek ona da zulümdür, sana da zulümdür, Sen sevilmeyecek kimseyi seversin ona zulüm edersin, şımarır, iyice, kendinden geçer, kendini bir şey zanneder, yapma. Sevilecek olanı sev, gidip otu, çöpü sevip de onu yüceltme. Onu kibir deryasına atıyorsun, yapma. Gençler, genç kızlar, genç erkekler! Sevilmeyecek kimseleri seviyorsunuz, heder ediyorsunuz kendinizi, yapmayın. Sufiler, dervişler, gerçek derece sahiplerini sevin sevecekseniz. Bu da nedir? Birinci derecede Allah’tır, sonra Resulullah’tır, sonra üstadındır senin. Yapma, ona da zulmediyorsun, kaldıramıyor o sevgiyi, sonra kendini bir şey zannediyor. Bir bakmışsın onun bunun ağzına tükürmeye başlıyor. Ne zaman şeyh oldun, ne zaman üstat oldun da, ne zaman senin sana manevi olarak senin tükürüğünün şifa olduğunu söylediler? Pir mi oldun? Çıkmış milleti mest ediyor, eli şifalı! Kim dedi sana, Hazreti Peygamber mi dedi, sallallahu aleyhi ve sellem ? Senin elin şifalıdır, kimin başını mesh etsen, başının ağrısı geçer, kimin ağrıyan yerini mesh etsen, ağrıyan yeri geçer, böyle bir işaret mi aldın? Kendi kendini helak etme, yapma, kendini ululandırma. Tevazu sahibi ol, dervişlerin en büyük handikabı budur, tevazuyu terk ederler. Etrafında üç beş kişi toplanır, onun böyle etrafında durur, etrafında durunca o da kendini bir şey zanneder, kendini ululatır, tevazuyu terk eder, helak olur. Allah muhafaza eylesin.
“Elinden geldikçe kul ol, sultan olma. Top gibi zahmet çekici ol, çev-
Bu normalde top gibi zahmet çekici ol, çevgan olma, önceden Türklerin böyle bir atalardan kalma, Orta Asya’dan kalma bir oyunları var, tahtadan top gibi bir şey var, onun böyle delik yerleri var, atların üzerinde böyle
o deliğe geçecek demirler var, o şeye, normalde o deliğe o demiri geçiren kimse, o oyunun galibi oluyor. Öyle olunca ona çevgan diyorlar, o topa. Ona boyna demir dürtükleniyor, tabii o yaralanıyor o bir müddet sonra. Veyahut da bir oyun daha var ya Türklerde, o çevgan değil ama hani bir tane kuzu postu atıyorlar orta yere, koyun postu atıyorlar hani atlarla, o onun elinde kalıyor, o onun elinde kalıyor. O post zarar görüyor ya, çile çekiyor garibim postum. Bir onun elinde bir onun elinde, ondan onun elinde, o onun elinden alıyor, o onun elinden alıyor, post ne oluyor? Çile çekiyor. işte Hz. Pir diyor ki normalde sen diyor bu zahmet çekici ol, o top gibi. Ya? Sen sultan olma. Sen kibir deryasına düşüp de kendine sultanlık payesi verme. Bir bakıyorsun, şimdi birisini böyle sözüm meclisten dışarı, o süslü her şeyi. Sarığı, cübbesi, içindeki kıyafeti, bir de yürüyüş tertip etmiş kendisine! Kalbime gelen o oldu? içi tam takır boş, dışı çok süslü. Dışı sultan. içi? içi hüsran! Dışı sultan, içi hüsranlardan olma. için sultan, dışın hüsran olsun. Sakın sultanlığa özenme, hesabın çok ağır olur.
Sakın kendi kendine de ‘Ben sultan oldum’ deyip de yola çıkma, acısı çok büyük olur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden sufilik yolundaysan zahmet çekmeye bak. Sufilik yolundaysan kulluk yapmaya bak. Sufilik yolundaysan tevazu yolunu seç. Sufilik yolundaysan baş olma sevdasından kurtul, baş olmaya çalışma. Önce hesaba sen çekiliyorsun, önce hesap senden başlar. Bak, şehrin içerisine kar yağmadı, Uludağ’a kar yağdı. Önce kar nereye yağıyor? Uludağ’a yağıyor, zirveye yağıyor. Sıkıntı varsa önce zirveden başlıyor. O yüzden baş olma sevdasına düşme Sakın! Bunu dervişler için söylüyorum, sakın baş olma sevdasına düşme. Yanar yakılır, perişan olursun. Sakın sultan olma derdine düşme, perperişan olursun. Sakın dervişlik süsleriyle dışını süslemeye bakma, içini süslemeye bak. Girdiğinde toprağa içini soracaklar, dışını değil. Senin sarığın ne kadar baba sarıktı, senin başındaki sikken ne kadar uzundu? Ya da sen yürürken nasıl böyle gözlerini belerterek yürüdün? Bunları sormayacak sana. Sen amellerinden sorulacaksın. Sen şeyhsin, sen zakirsin, sen nakibsin, sen nükebbasın bakmayacaklar aşağıya. Ne dedi Hazreti Pir, toprağın altında: ‘Usta da bir, çırak da bir.’ Sen başını göğe erdirmeye çalışma, sen yükseklerde uçmaya çalışma. Ey avam sufi, gözünü yükseklerde dolaştırma. Tevazu ehli ol, boynunu bük. Kapıdan giren her dervişi kendinden kıymetli gör. Kapıdan giren buraya giriyor ya, burdan girdi, burdan her gireni kendinden kıymetli gör, kendinden değerli gör, kendinden yüksek gör. Sen daha dün geldin, ne bileceksin ki, deme. O dün gelmiştir, öyle bir aşkla sarılmıştır, öyle bir Allah demiştir, senin yirmi senede geçemediğin perdeyi o bir dakikada geçmiştir. Sen hâlâ daha avutursun kendini, ‘Biz eski dervişiz,’ diye. Avutma kendini. Bu
yol kendini avutma yolu değil, bu yol kendi kendine öğünme yolu değil, bu yol kendi kendini sultan görme yolu değil, bu yol kendi kendini yükseklerde görme yolu değil. indir kanatlarını aşağı, indir tevazulu ol. Kimseye tepeden konuşma, kimseye tepeden bakma, kimseye tepeden davranma. O Allah için Allah’ı zikretmeye gelmiş, boynunu bük, ya bu ne bilir daha dün geldi deme, senden fazla bilir bir anda.
Koca peygamber; ona dediler ya Musa, senden daha âlim bir kimse var mı dünya üzerinde? O da yoktur dedi. O yoktur deyince Allah ona vahyi kesti. Vahyi kesti Musa’ya. Vahyi kesti; bir gün, iki gün, üç gün… Şimdi bu halle hâllenmeyen bilmez. Mesela, her gün bir kimse rüyasında üstadını görüyor, değil mi? Kesildi, ertesi gün ona zindan olur, zindan olur, zindan. Ben ne yaptım diye perişan olur. Öyle bir hâl yaşadı mı hemen arar şeyhini, ‘selamun aleyküm’, ‘aleyküm selam’, ‘Efendim, hakkınızı helal edin. Ben her gece sizi rüyamda görüyordum, bugün göremedim, hakkınızı helal edin. Ben muhakkak bir yerde bir yanlışlık yaptım’, o bunun yolunu arar. Sen her zikrullahta peygamber sallallahu ve sellem hazretlerini görüyorsan ve o perşembe, o zikrullahta görmediysen, yan yakıl! Yan yakıl, eşele toprağı göm içine kendini. Eşele toprağı göm içine kendini! Sen ne yükseklerde görüyorsun kendini? Sen bir gece üstadını rüyanda görmüyorsan, o geceyi geceden sayma. Sen bir gün üstadını görmüyorsan, o günü günden sayma. Ne sûfiliği! Uçma! Uçma! Kendi kendini bir şey zannetme. Sen Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini görmediysen, uçma kardeşim, uçma. Uçmaya diye kalkarsan, zaten burun üstü yıkılır gidersin. Kedi köpeğe de yem olursun, kedi köpeğe yem olursun. Uçma. Yol o değil. Burası değil, orasının yeri. Burası değil. Burda tevazu, burda hizmet, burda Allah rızası için koşturma var. Allah muhafaza eylesin. O yüzden tevazuyu elden bırakmak yok. Zahmet çekmekten imtina etme, zahmet çekmekten yorulma, zahmet çekmeyi kendine bir ar olarak görme, zahmet çekmeyi kendine büyük olarak görme. Sufilik zahmet çekmektir, sufilik, sufilik zahmete koşmaktır. Geçmiş ümmetlerin başına gelenler sizin başınıza gelmedikçe cennetlik mi olacağınızı düşünüyorsunuz? Kimse arkadaşa öteye git demeyecek. Hiç kimse onun ayağına basmayacak. Kim ki o onun ayağına basacak. Kim ki o ona laf söyleyecek…Değil. Öyle değil.
Ben size sûfiliği anlatıyorum, ister sevin ister sevmeyin. ister dinleyin ister dinlemeyin. Ben size hakikati anlatıyorum, tabi olup olmamak size ait. Akşam yemeğim sizden gelmiyor, ben size hakikati anlatıyorum. Ben istiyorum ki herkes çok sağlam bir derviş olsun, çok sağlam bir sufi olsun. Ben istiyorum ki Allah celle celaluhu o kimseyle meleklerine öğünsün. Benim derdim bu. Kimsenin parasıyla, malıyla, mülküyle, makamıyla işim yok. Var
elhamdülillah bende. Derdim insanların, kardeşlerin düzgün sufi olmaları. Alçak gönüllü olun. Nerde soluklanacağınız belli olmaz, bakın bunu otuz beş yıllık dervişlik hayatımın tecrübesi olarak söylüyorum. Dergaha girip burası, benim, ben yarattım gibi diyenlerin sonra kilometrelerce gidip helak olduklarını gördü bu Mustafa Özbağ. Roman gibi hal anlatanların ondan sonra perişan olduklarını gördü bu Mustafa Özbağ. Değil kardeşim. Tevazuyu elden bırakma, dervişlere tepeden bakma, dervişlere kibirli davranma, dervişlere kibirli davranma. Kâfir olarak göçer gidersin bu dünyadan. Dervişlere kibirli davrananların, kâfir olarak göçüp gittiklerini gördü bu Mustafa Özbağ. Zikir ehline tepeden davranma, kibirli davranma. Allah’ı zikrediyor, ona gülme, onunla alay etme, onun zikriyle, onun zikriyle, onun Allah’ıyla onu baş başa bırak. Seni ilgilendirmez, seni ilgilendirmez! Sen zikrullah ile alay edersen, sen zikrullah yapan ile alay edersen, yakın yerde durmazsın. Bu tip oluşum, bu tip oluşumu olan dergâhlarda yol gerçekten ince yaşanması gerekir. Sebep? Burda öyle heva hevese yer yoktur, herkes fisebilillah gelmiş. Sonra gidersin de, orda şunu şöyle yapıyorlardı, bunu böyle yapıyorlar diye lak lak lak lak lak lak söyler durursun. Onları da çok gördük. Sakın ipin ucunu kaçırma. Heva hevese uyma, tevazuyu elden bırakma, birisine tepeden bakma. Allah muhafaza eylesin Rabbim çileye râm olanlardan eylesin. Zorluğa göğüs görenlerden eylesin. Zorluklar karşısında yenilmeyenlerden eylesin. Heva ve hevesine uyanlardan eylemesin. Nefsiyle cihat edenlerden eylesin. Dosdoğru, ip gibi, dimdik bu hayatı yaşayıp dimdik bu dünyadan göçüp gidenlerden eylesin. Evet,
‘Yoksa senin bu letafetin, bu güzelliğin kalmayınca, o seninle düşüp
kalkanlar, senden usanırlar.’
O senin etrafındaki menfaatperestler, seni haddinden fazla övenler, seni uçuranlar, senin üzerine methiyeler düzenler, senin böyle etrafında pervane dönüp yalakalık yapanlar, menfaat ilişkisi kuranlar, senden menfaatleri devam ettiği müddetçe seni alkışlarlar. Seni yere göğe sığdırmazlar. Getir paranı, bak burda güzel bir yer var, al, bunu alman lazım, der. Sen parayı götürür verirsin, sen iyisindir. Sen onu almazsan seni kötü beller. Sen onu alkışladığını müddetçe sen iyisindir. Sen onu alkışlamadığın zaman seni kötü beller. Bu methedenlerin metnine kanarsan aldanırsın. Seni çok iyi derviş görüyor, alkışlarlar sen de kendini bir şey zannedersin böyle. Sen çok iyi tüccarsın, senden iş yapıyor çünkü. Senin gibi adil, senin gibi fazıl tüccar yoktur, muhteşemsindir. Menfaati bitince seni terk eder gider. Senden menfaati bitti ya mesele bitti. Terk edip gitse iyi, ondan sonra da sana düşman olur bir de. Menfaati bitti ya en büyük düşmanı sensin. Senden istediğini alamazsa en büyük düşmanı sensin. istediğini alamadı çünkü. Bu
sufilerde, zakirlere, mesela bir kimse, böyle zakirin gönlü kayar. Kim methediyor? Filanca methediyor, ona günlü kayar. Daha olgunlaşmadı, kemale ermedi çünkü. Kim onu böyle methediyor. Kim onun etrafında dönüyor, onun gönlü ona kayar. Eğer gönül gözü açıksa, ona gönlü kaymaz. Gönül gözü açık olmayanın günlü kayar. işte telefon açar ona, işte x kimse, ‘ya böyle bir şey vardı, yapalım abi ya, tamam.’ Zakirin, gönlü kayar ona veyahut da gelir, zakire bir hediye getirir, günlü kayar ona zakirin. işte bakmışsın, bir poşet ıspanak getirmiş, a hayırdır inşallah? Ondan sonra ertesi gün bir poşet pırasa getirmiş, sonra bakmışsın bir kaç gün sonra bir kaç dal pırasa falan işte ıspanak getirmiş. Sonra o getireni çavuş etti bizim abimiz.
Eskiden örnek veriyorum, hiç kimse üzerine alınmasın, ben yaşadıklarım bana tecrübe olarak ben onları anlatıyorum, gördüklerimi anlatıyorum. Aaa, çavuş oldu adam. Dedim abi, ne var dedi, dedim ben, Allah affetsin, gençlik de var ya böyle konuşuyoruz, dedim abi baktım zikrullahta, bunun çavuşluğu falan yok, dedim. Nasıl dedi. Basbayağı dedim maneviyat bunun arkasında durmuyor, dedim. Bu çavuş filan değil dedim. Birkaç derstir böyle rabıta ediyorum, bunun çavuşluğu falan yok dedim. Buna dedim çavuşluk verdin. Abi rüyanda mı gördün dedim. Sana ne lan dedi bana. E desene abi dedim bu ıspanak çavuşu o zaman! Ne canı sıkıldı. Bizde diklik var ya biraz da böyle lafımızı esirgemiyoruz ya. Dedim abi desene ıspanak çavuşu bu. Sus lan dedi bana şimdi. Sustum. Ispanak çavuşu! Neden? Sonra gene bir ders dönüşü zikrullahtan çıktığımızda gene onla alakalı bir şey oldu. Dedim abi ya, yanlış anlama. Dedim bu ıspanak çavuşu ne olacak dedim bundan sonra. Şimdi tabi örnekliyorum. O nakibi nükebbaydı kendisi, nakibi nükebbba istediğine çavuşluk verir mi? Verir. istediğine zakirlik verir mi? Verir. istediğini istediği yere tayin eder mi eder. Nakibi nükebba yani üstadı ona dediyse istediğini yapan eden diye yapar, bir yerin zakirini alır, zakirliğini, başka bir kimseyi tayin eder mi eder, nakibi nükebbbanın bu noktada şeyi var. Eğer bir bölgesi yoksa ama şeyh efendi dediyse işte oğlum sen Bursa’nın nakibi nükebbasısın, o Bursa’nın nakibi nükebbası, dergahın değil ama dediyse sen dergahın nakibi nükebbasısın dergahta o zaman istediğinin, istediğinin dersini alın, istediğini veren, istediğini zakir eden, istediğini zakirliğinden alın, istediğine esma veren, istediğinin esmasını alırsın, şeyhimin bana söylediklerini söylüyorum. O zaman sen tam yetkilisin. Halife hükmünde. O zaman yapar. Onun da o da yoldan geçen birisini yoldan geçen bir kimseyi çavuş eder mi eder ama ya rüyanda mı gördün halinde mi gördün? Soruyorum. Rüyanda, halinde gördüysen eyvallah. Diyeceğim rüyasında görmüş, halinde görmüş yok. Neden ıspanağa kurban gitti. Aslında o adamı da kurban etti. Sadece kendini değil, o adam da kendini bir
şey zannetti. Bak o adam da kendini bir şey zannetti. Yapma, yapma! Allah muhafaza eylesin ve bu tip metheden kimseler sadece kendilerini helak etmezler, methettiği kimseyi de helak ederler.
Methedilenin yapacağı şey ne? Bunlara kanma, bunlara kanma! Genç bayan kardeşler, erkekler seni metheder. Yok şöyle güzelsin, yok böyle güzelsin, yok sen yürüyünce sanki dağlar peşinden yürüyor, yok sen yürüyünce güneş başını saklıyor senin güzelliğinden…Hoş böyle edebiyatçı bir erkek de kalmadı gibi değil mi? Var mı böyle bir edebiyat düzecek olan bir genç kıza? Zor. Neden? Okumuyorlar. Boyna telefondan kaydır Allah kaydır. iki şiir okusa, biraz şiirselliği olacak. Yani örneğin yani birkaç böyle duygusal şeyler okusa tamam, iyi. Okumadıkları da iyi. Neden? Sığ, yüzeysel kalıyorlar. Kanmayın genç kızlar. Seni olduğundan fazla methediyor, kanma. Yani bir atmışbeş kıza selvi boylu diyor. Deme! O da kendini selvi boylu zannediyor, gidiyor sonra yirmiiki santim topuklu ayakkabı alıyor. Yapma! Ona da zulmetme. Aynı şey kızların erkeklere de oda onu olduğundan fazla gösteriyor, yapma! Adamı da havalandırma. O da kendini bir fasulye gibi nimetten sayıyor, herkese tepeden bakıyor. Bir yakışıklı o var, başka kimse yok. Hani az önce dedim ya Bosna’da bir Mustafa ben varım sanki. Birisi arkadan bağırıyor, Mustafa! Ben de arkamı dönüp bakmıyorum. Ya diyorum yani kim tanır lan seni burda diyorum kendi kendime. Dönüp baktım birisi gerçekten koşuyor Mustafa diye. Dedim yok, tanımıyorum ama anladınız değil mi hangi Mustafa olduğunu yanımda. Kaldır kaldır, elini kaldır, kaldır ha, elini görün sadece. işte yani o bir Mustafa sen değilsin. O Mustafa bu Mustafa ama insan nefsi olduğundan fazla gösterilince nefsine uyar insan, kendini bir şey zanneder. Ondan sonra Bosna’da, Sarayova’da Başçarşı’da bir Mustafa, kendini görürsün. Değilsin. Değilsin! Bunu bil. Methedenin methine kanma. Seninle bir menfaat ilişkisi var. Methedecek seni. Senden iyi tüccar yok, senden âla bir kimse yok. Öyle methediyor bizi böyle birisi. Aaa, ödeme yok, bir dahaki hafta gene yok, bir dahaki hafta gene yok ama karşılaştığında ne methediyor, hacı abicim, hacı abicim, hacı abicim….
En sonunda bana bir tane tişört hediye geldi, yine hacı abisiyiz, gene ödeme yok ama. E dedim bu kadar methiyenin sonucunda bir de bu tişört, dedim, alacağın üzerine su içeceğiz herhalde biz dedim. Methediyor çünkü seni boyna. O methediyorsa, bir menfaati var senden, o yüzden methediyor. Menfaat bitti, methiye de bitti, bir daha ben sana mal veremeyeceğim. Hesabını da zor kapattı, vallahi ne hacı abisi olduk, ne hacı babası olduk. Selamı sabahı kesti. Hatta demiş ki, ya bırakın ondan alışveriş edilmez ya demiş. Tamam bitti. Neden? Menfaati bitti çünkü. Bakın, bir insanın bir insanla menfaati varsa ondan iyi derviş yoktur, ondan iyi tüccar yoktur, ondan iyi
koca yoktur, ondan iyi oğul yoktur, ondan iyi evlat yoktur, ondan iyi kadın yoktur…Menfaat kesilince herkesin ne olduğu meydana çıkar. Menfaat olduğu müddetçe meydana çıkmaz, Menfaati kes de görelim, menfaati kesilince sana düşman mı oldu, dosluğuna devam mı etti. Bu önemli. Allah bizi affetsin. O yüzden o menfaatperestler senden menfaatlendikleri müddetçe senin etrafında dönerler. Ne zaman senden menfaatleri bitti, ondan sonra da senin işin de biter, ondan sonra sana düşman olurlar. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. 1870. beyitten devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin, bizden yana da helal olsun…
Bu önümüzdeki salı günü salıyı çarşambaya bağlayan gece inşallah yine Bahçe Davet Salonunda Miraç Kandili programı icra edilecek, yer ve gök halkı davetlidir. Oruçlu olanlar orada iinşallah iftarımız olacak, o yüzden bilhassa kardeşlerden ricamız akşam namaz vaktinde mümkün olduğunca kardeşler gelmeye gayret etsinler, akşam namazı vaktinde orda olmaya gayret edelim. Kadınlar da, erkekler de inşallah, Normalde biraz bu işin çilesi erkeklere düşüyor, bayanlar çocukları oluyor, soğuk oluyor hava şartları falan, bayanlar içeride genelde oturuyorlar, hani iftar zamanında. O yüzden bu konuda erkek kardeşlerin anlayışlarına Allah razı olsun, teşekkür ediyoruz. Sonra salona dolalım hep beraber, iyi bir programımız olsun inşallah. Orda salonda bilhassa bayanlar bu konuda dikkatli olsunlar, kimseyi üzüp kırmasınlar, incitmesinler. Yer ayırma sıkıntısı oluyor. Yok işte bu geçen birkaç programda açık açık konuşacağım bunları da herkes de dinlesin. işte orda gelen bayanlara ters konuşanlar, işte halk tabiriyle çemkirenler. Biz ikiden beri burada bekliyoruz, siz ne yapmaya geldiniz de şimdi bizim önümüzde durdunuz, yok işte buraya gelecek olan var, yok buraya gidecek olan var. Bu konuda çünkü içeride genelde bayanlar oturuyor, bayanlar bu konuda daha böyle özverili, daha toleranslı, daha böyle anlayışlı, daha hizmetvari bir şekilde davranırlarsa memnun olacağız çünkü bu tip programlar halka açık, herkese açık. ilanlar ediliyor, herkes birbirine duyuruyor, bir de derviş kardeşler etraflarını da davet ediyorlar. Hani neden davet ediyor? Gelin görün, bizim böyle bir programlarımız var, böyle güzel hizmetlerimiz var, siz de görün, siz de nasibinizi alın, nasiplenin. Şimdi o bayan yanında misafir getirmiş, yani o misafir getiren bayana kalkıp da başka bir bayanın laf söylemesi ona tepeden davranması, misafirinin yanında hoş değil, hiç kimse için hoş değil, hep bunu yıllardır sohbet ederim.
Kardeşler, arkadaşlar, sufi kardeşler! Diliniz dervişlere karşı yumuşak olsun, diliniz diliniz, dervişlere karşı yumuşak olsun. Dervişlere karşı sert bir dil dervişlik dili değil, yapmayın. Haklı olsanız dahi, haklı olsanız dahi! Ben program bitiyor, her şey bitiyor, telefonu açmaya yemin ediyorum, telefonu
açmaya korkuyorum bakmaya. Gece saat bir, iki açıyorum telefonu, bakıyorum, mesaj, kıymetli üstadımız, sohbetiniz çok güzeldi, program çok güzeldi, her şeyiniz çok güzeldi, ama ben yanımda filanca filanca filancayı da getirmiştim, onların yanında şöyle şöyle şöyle oldu. Gece bitti benim için! Bir tane değil. Kendi kendime şunu diyorum, yıllardan beri anlatıyorsun Mustafa Özbağ, bunu ciddi ve samimi söylüyorum, tehditvari olarak da algılamayın.
Diyorum yıllardan beri anlatıyorsun, bir adım bir mesafe alınmıyorsa, bunun kabahati senin Mustafa Özbağ diyorum. Git tenha yerden al diyorum bir dönüm yer, oraya diyorum bir tane kulübe de kur, kulübeyi yakmazlarsa orda diyorum insanlara hadis anlat, hadis oku. Gelsinler hadis dinlesinler, gelsinler sohbet dinlesinler, orda Allah’ı zikretsinler, ondan sonra yürüsünler gitsinler. Yapma başka bir şey. Bütün sosyal medyayı kapat, kendimi faydalı görmemeye başladım, ciddiyim bu konuda. Tevazu mevazu değil. Diyorum yani yapacak bir şey yok demek ki ahir zamanmış. Hani ahir zaman hadisleri var, dağın başında böyle kuru ot yemek zorunda kalsan da dağın başında ağaç kabukları yemek zorunda kalsan da diye hadisi şerifler var. O da hak. Yani bir kimse kendi kendine diyebilir. Yani bu insanların içerisinde yaşamak zul. Git dağın başında kendi başına münzevi bir hayat yaşa. Hiç olmazsa yani bir sorumluluğun olmaz, sorumluluktan kaçmaksa. Gerçekten üzülüyorum. Gerçekten üzülüyorum, bunu samimiyetimle söylüyorum. Hizmet eden en az üç yüz kişi var orda; semazeni, mıtribanı, hizmet edenler üç yüzden fazla. Bir program yapılıyor ya, ordaki programda üç yüzden fazla hizmet eden insan var. Allah için toplanmışlar, hizmet ediyorlar. Ya mübarek insanlar, ha birisine bir laf söylemeseniz ne olur ya? Velev ki haklı ol! Velev ki sen bir yer ayırmışsın, gelmiş oraya birisi oturmuş ya. Hani dervişlik nerde kaldı? Hani dervişlik nerde kaldı? Hani mümin kardeşimize tevazuluyduk ya biz? Hani derviş kardeşimizden hak talep etmeyecektik? Al kardeşim. ‘Ya o zulmetti’, iyi ya otursun ya, o otursun. Sen ayakta dur. Sen ayakta dur. Geçen programda ben genç çocuklara dedim, “şuraya oturun,” ardından misafirler geldi, “kaldırın onları” dedim ilk önce. Ne yapacaktı şimdi o çocuklar, bana küsüp dergahı mı terk edeceklerdi? Onlar da kalkıverdiler. Dervişlik bu.
Hizmet etmek, tevazulu davranmak, bir başkasına tepeden davranmamak. Bir başkasına “öte git” dememek. Toprak gibi olacaktık ya hani, Hazreti Mevlana’nın yedi öğüdünden birisiydi. Neydi? Tevazuda toprak gibi ol, biz öyle olmalıyız birbirimize. Biz birbirimize öyle olmalıyız. Biz ayakta durmalıyız, gelen misafir otursun. Biz ayakta duralım, biz önemli değiliz. Biz yemeyiverelim, gelen misafir yesin. Biz içmeyiverelim, gelen misafir içsin,
gelen misafir içsin. Bakın, bir topluluk, topluma açıldığı zaman rengi meydana çıkar. Biz kendi kendimize çok iyi olabiliriz, kendi içimizdeyiz. Biz topluma çıktığımız zaman ne olduğumuz çıkar meydana. Kapı açık. Buraya gelen şimdi bir sürü dışardan misafir var mı? Var. Biz ne yaptık? O misafire yer verdik mi vermedik mi? Aaa, biz önce geldik, en ön sırayı biz oturacağız, üstadı biz göreceğiz, evet! Yeni misafir gelmiş ya, ilk defa burda seyredecek, ilk defa dinleyecek, ne yaptık? Biz ona yerimizi verdik mi, fedakarlık yaptık mı yapmadık mı? Yok, yapmadık. Ne yaptı? Misafir arkada ayakta dikileceğim, seyredeceğim, ne oluyor diye bakacağım diye uğraştı, evet, bizim kardeşler de en öne sıralandılar, doydular onlar. Arkadakiler? Ne yapıyordu Allah Resûlü sallallahu ve sellem hazretleri? Dışardan yeni gelenlere fırsat veriyordu. Yeni tanışanlara fırsat veriyordu. Mesela Mekke’de adaptır. Aslında Mekke eşrafı hac zamanında Beytullah’a girmemesi gerekir, umre zamanı Beytullah’a girmemesi gerekir. Sebep? Misafirin hakkıdır çünkü. Onlar öyle yapmıyorlar, sünneti terk etmişler. Önce Mekkeliler bir kilim atıyor oraya, halı atıyor, sen o kilimin üzerinde namaz kıl hadi, gör görebilirsen. Geliyor, kilimin başında dikiliyor, kalk diyor. Ne oldu? Bu benim diyor. Sen güç bela bir yer bulmuşsun, o benim diyor, kaldırıyor seni ordan. Bir tane oraya seccade atmış veya seccadesini topladın kenara koydun değil mi, geliyor, bu seccade burdaydı diyor, kalk ordan. Sünneti terk etmişler. O yüzden biz dikkat edelim kendimize, misafire hürmet edelim, birbirimize hürmet edelim, birbirimize saygılı davranalım, birbirimizin hakkını hukukunu rencide etmeyelim, birbirimizi çiğnemeyelim. Rabbim bizi onlardan eylesin. Haklarınızı helal edin, bizden yana da helal olsun, geceniz hayır olsun, inşallah, El-Fatiha maassalavat. Amin.
TASAVVUF VAKFI MERKEZ
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 6 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-9-0 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Nefs, Sünnet, Şeyh, Râbıta, Hayret. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı