Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Mucize ve Keramet(429) — Sayfa 5/5
13. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi konusunu ele alan metnin temel nedir?
Metin, İbn Arabî’nin Fusûsü’l-Hikem’in 13. bölümünde, Hakk’ın sırlarına vâkıf olan kimselerin iki sınıfa ayrılması, a’yân-ı sâbite ve Hakkın bilmesi, ilâhî bilginin pratik karşılığı, Peygamberlerin vahiy mertebeleri, İnsan-ı Kâmil ve tecelliyâtın sürekliliği gibi konuları ele alır.
Perdeler: Zulmetânî ve Nûrânî Hicâblar nedir?
Hadîs-i şerîfte bildirildiği üzere, Allah ile âlem arasında 70.000 zulmetânî (karanlık) ve 70.000 nûrânî (nurlu) perde bulunmaktadır. Bu perdelerin kaldırılması, sâlikin yolculuğunun özünü oluşturur. Eğer bu nûrânî perdeler kalkacak olsaydı, Allah’ın zâtının nurları bütün varlıkları yakardı.
3. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi konusunu ele alan metin ne anlatmaktadır?
3. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi konusunu ele alan metin, şeriatın manevi yolda önemli bir yerini, dünya ile mana arasındaki dengenin korunması gerektiğini, zikirde Lâ ilâhe illallah’ın en faziletli olduğunu, isimlerin hikmetini, velilerin tecellî edeceğini, sevginin eylemle ispat edilmesi gerektiğini ve ümmet birliği ve birliğinin kurtarıcı olduğunu anlatmaktadır.
Arabi’nin yüzük ve taşı metaforu ne anlama gelir?
Yüzükteki taş ne kadar nadide ve değerliyse, yüzüğün bütün sanatı o taşı taşımak içindir. Tüm o altın, gümüş veya demir çerçeve o tek taş için vardır. Mürşyid-i kâmil de bu manada değerli bir taş gibidir; âlemin bütün yapısı onu taşımak için düzenlenmiştir.
Arabi’nin okyanus ve inci metaforu ne anlama gelir?
Okyanusun yaratılış sebebi içindeki o inci içindir. Okyanus bütün mânâ âlemini temsil eder; inci ise mürşid-i kâmildir. Deryanın derinliklerindeki o nadide inci için deryalar dalgalanır, sular çalkalanır. Âlem o kâmil için döner.
Halüsinasyon, kişinin kendi korkularını ve hayallerini üretmesidir; sadece kendisi görür, nesnel bir gerçekliği yok mudur?
Halüsinasyon, kişinin kendi korkularını ve hayallerini üretmesidir; sadece kendisi görür, nesnel bir gerçekliği yoktur. Sihir ise bundan farklıdır. Hz. Peygamber’e sihir yapıldı; ancak Felak ve Nâs sûreleri nazil olunca etkisi ortadan kalktı. Hiçbir peygamber halüsinasyyondan bahsedilmez; gördükleri rüyalar da sahih ve gerçektir.
Kaynak: Hiç bir peygamber, hiç bir mürşid-i kamil, 4.makamdan sonra hiç bir derviş halüs
Hadi konuşsun burada konuşmaz konuşamaz o zaman dilde değil mi?
Allah’tır onu dile getirir nasıl bize getiriyorsa bildiğin et parçası koy dili. Hadi konuşsun burada konuşmaz konuşamaz o zaman dilde değil. Keramet sen konuşmayı dilden görürsen. Yanarsın ya. Senin o sesi harfleri çıkarttıran. Allah’tır ona mana veren. Allah’tır bakın ona mana veren de. Allah’tır senin ne konuştuğun önemli değil önemli değil hani. Geylan. Hazretleri böyle demiş oğluna oğlum. Çık demiş kürsüye ben gelinceye kadar insanlara anlat. Neyse gitmiş o. Tabii. Oğlan hadis ayet anlatıyor herkes öyle duruyor sonra mübarek geliyor. Selamünaleyküm diyor. Herkes bir cezbe geçiriyor. Orada diyor ki baba de biten beri ayet hadis okuyorum dedi hiç kimseye bir olmadı sen. Selamünaleyküm dedin ortalık yıkıldı. Hatta diyor ki. Hakkınızı. Helal edin diyor evden diyor iki yumurta kırmışlar diyor yumurtaya takıldık diyor söylediği bu. Herkes kendinden geçiyor ona mana verecek olan. Allah onu tesirli edecek. Allah o yüzden o. Kudret o. İrşat kudreti. Allah’a ait. Sen bir sürü süslü lafları diline sıralar insanlara süslü laflar söylersin herkes dinliyormuş gibi yapar dışarı gider hiç kimsenin. Kafasında bir harf bile kalmaz. Ama öbürkü gelir. Selamünaleyküm. Aleykümselam der kelamı çok düzgün değildir lafızları tam çıkaramaz böyle, ama o ondan tesir alır herkes. Öbürkü de oturur. L bu cahil adamı dinliyorlar bunu tesir ediyor. Biz dinlemiyorlar der ihlasla alakalı. Allah’ın o kimsenin üzerine vermiş olduğu maneviyatla alakalı. Cenabı. Hakk’ın o kimseyi seçmesiyle alakalı işte. Normalde o zaman bu. İrşat kudreti kime ait. Allah’a ait. Allah onu bahşeden. İrşat etmeye çalışana bahşet.
Kaynak: Biz ona vahiy deriz, taşın, toprağın, ağacın dile gelmesi deriz ama değildir, Al
Mevlid Kandili Sohbeti konusunda ne tartışılmaktadır?
Mevlid Kandili Sohbeti, Hz. Muhammed Mustafa’nın âlemlere rahmet olarak gönderildiğine dair inanç ve bu inançla ilgili tartışmaları içermektedir. Metinde Hz. Muhammed Mustafa’nın hem cismaniyeti hem rûhâniyeti hem de maneviyatının bütün âlemlere rahmettir ifadesi yer almaktadır. Ayrıca, kafirlerin de bu rahmetin içinde bulunduğu, bu yüzden helâk olmamalarının sebebinin Hz. Muhammed Mustafa’nın âlemlere rahmet olarak gönderilmesi olduğu vurgulanmaktadır.
Kaynak: Mevlid Kandili Sohbeti
Mevlid Kandili Sohbeti konusunda ne anlatılmaktadır?
Ülkenin yüzde otuz üçü cezaevlerinde yatan yüzde otuz üçü uyuşturucudan yatıyorsa, ve UNESCO açıklaması iki bin üç’ten iki bin on bir’e kadar sadece uyuşturucudan tedavi almak isteyenler yüzde on sekiz yüz seksen arttıysa, o uyuşturucuyu satanlar, getirenler, pazarlayanlar helâk olmuyorsa, onu destekleyenler helâk olmuyorsa evet, âlemlere rahmet olan peygamberdendir. Sallallâhu aleyhi, ve sellem. O yüzden onun âlemlere rahmet oluşu sadece müminlere ait değildir. Cinni taifesine de, meleklere de, diğer varlıklara da rahmet peygamberidir. “Andolsun ki Allah müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Çünkü içlerinden onlara Allah’ın ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara Kitab’ı, ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermiştir.”.
Kaynak: Mevlid Kandili Sohbeti
Hallac ı Mansur 5.esmada ene’l Sohbetiİlgili Sohbetler mi?
Hallac ı Mansur 5.esmada ene’l Hakkında. Hallac ı Mansur 5.esmada ene’l Sohbetiİlgili Sohbetler. Hallac-ı Mansur 5 .esmada Hakkında Hallac ı Mansur 5.esmada ene’l Hakkında. Hallacı mansuru şimdi sorarlar ya hani. İşte. En el. Hak dedi. Ne diyorsun hıyan sen o 5 esmada kaybetti kendini. Sen bir adım at şeyhinde olmasın da göreyim ben seni. Bir. Adım senin etrafındaki eşyanın zikrini. Duy da zikyini duy kulağındaki perde kalksın yaşadı bakalım çok basit. Allah muhafaza eylesin insan ne diyeceğini bilemez.
Kaynak: Hallac-ı Mansur 5 .esmada ene’l Hak dedi, sen şeyhin olmadan bir adım at atabili
Her olayın kendine ait bir esmâ tecellisi var mıdır?
Her olayın kendine ait bir esmâ tecellisi vardır. Bir mürşid-i kâmil, bir meselenin hangi esmâ-i şerîfin tecellisi olduğunu görür ve o esmà ile o meseleye müdahale eder.
Kaynak: Her olayın kendine ait esma tecellisi vardır bu esmaları Allah mürşidlerin gönül
Mevlevî Virdi (el-Evrâdü’l-Mevleviyye) nedir?
"Yâ Rabbi! Niyet Ettim Günlük Virdimi Çekmeye" Denilerek niyet edilir. "ÜÇ İHLÂS BİR FÂTİHA" okuduktan sonra aşağıdaki gibi bağışlama yapılır: "YÂ RABBİ! Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu aleyhi, ve sellem) Hazretleri ‘nin Ruhlarına, ve Bütün Geçmiş Peygamber Efendilerimizin Ruhlarına, Cihâryâr-i Güzin Efendilerimiz; Ebûbekir-i Sıddîk, Ömerü’l-Fâruk, Osmân-ı Zinnûreyn, Aliyyü’l-Mürtezâ (Radıyallâhu Anhum) Hazretleri ‘nin Ruhlarına, Aşere-i Mübeşşere’nin, Evlâd-ı Rasûlullah, Zevce-i Rasûlullah, İmâm Hasan, İmâm Hüseyin, Yetmiş İki Şühedâ’nın, Şehîd-i Kerbelâ’nın, ve Bütün Şühedâ’nın, Tüm Ashâb-ı Rasûlullah (Rıdvânullâhi Aleyhim Ecmaîn) Hazretleri’nin Ruhlarına, İmâmımız; İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe, İmâm Şâfiî, İmâm Mâlik, İmâm Hanbel (Rahmetullâhi Aleyhim) ve Bütün Mezhep İmâmları’nın Ruhlarına Hediye Eyledim, Vâsıl, ve Hissedâr Eyle Yâ Rabbi!". Sonra tekrar "ÜÇ İHLÂS BİR FATİHA" okuduktan sonra aşağıdaki gibi bağışlama yapmaya devam edilir: "YÂ RABBİ! Pirimiz Şâh-ı Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî, Seyyid Ahmed er-Rifâî, Seyyid Ahmed el-Bedevî, Seyyid İbrâhîm ed-Düssûkî, Şeyh Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî, Şâh-ı Nakşibendî Muhammed Bahâeddîn, Şâh-ı Hacı Bektâş-ı Velî, Şâh-ı Hacı Bayrâm-ı Velî, Mehmed Muhyiddîn Üftâde, Üveys el-Karanî, Muhyiddîn ibnü’l-Arabî, Niyâzî-i Mısrî (Kaddesallâhu Esrârahum Ecmaîn) ve Tüm Pîr Efendilerimizin Ruhlarına Hediye Eyledim, Vâs, ve Hissedâr Eyle Yâ Rabbi!". Sonra tekrar "ÜÇ İHLÂS BİR FATİHA" okuduktan sonra aşağıdaki gibi bağışlama yapmaya devam edilir: "YÂ RABBİ! Geçmiş Üstadlarımızdan Abdürrahîm et-Tantâvî, Abdürrahîm en-Nişâvî, el-Hâc el-Hâfız Ebû Bekir-i Sıddîk-i Çorumî, Hacı Ali Haydar Efendi, el-Hâc Çorumlu Mustafa Anaç Efendi, Nevşehirli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi, Kaçuni Dergâhı’nın, Kabbâşî Dergâhı’nın, ve bütün geçmiş Mürşid-i Kâmillerin, Velîlerin, Evliyânın, Dervişlerin, Mü’minlerin Ruhlarına, Üstadımız Bayındırlı Hacı MUSTAFA ÖZBAĞ (Kaddesa’llâhu Sırrahü’l-Azîz) Efendi’nin Rûhâniyetine, ve Yaşayan Bütün Mürşid-i Kâmillerin, Velîlerin, Evliyânın Rûhâniyetlerine, Bütün Derviş Kardeşlerimizin, ve Ümmet-i Muhammed’in Rûhâniyetlerine, Turuk-i Aliyyeden, ve Akraba-i Taallukâtımızdan Geçenlerin Ruhlarına Hediye Eyledim, Vâsıl, ve Hissedâr Eyle Yâ Rabbi!". Daha sonra aşağıdaki zikirler yapılır: 100 DEFA "ESTAĞFİRULLÂH el-AZÎM." 100 DEFA "ALLAHÜMME SALLİ ALÂ SEYYİDİNÂ MUHAMMEDİN, VE ALÂ ÂLİ SEYYİDİNÂ MUHAMMED" denilerek salât-ü selâm Peygamberimizin rûhuna bağışlanacak, kendisi hayatta, ve sağmış gibi tefekkür ederek mânevî huzurunda tâzim, ve hürmetle rûhâniyetine râbıta edilecek. Daha Sonra: Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm, Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Destur Yâ Hazret-i Allah Destur Yâ Hazret-i Rasûlullah Destur Yâ Pîrân-ı Hakîkat Yâ Hazret-i Mevlânâ, ve Şems-i Tebrîzî Destur Yâ Bütün Pîrân Hazarâtı. Denildikten Sonra: Fa’lem Ennehû LÂ İLÂHE İLLALLÂH MUHAMMEDÜ’R-RASÛLULLÂH HAKKAN, ve SIDKAN, ve SALLİ, ve SELLİM ALÂ ES’ADİ, ve EŞREF-İ NÛRİ CEMÎİ’L-ENBİYÂ-İ ve’l-MÜRSELÎN, ve’l-HAMDÜ LİLLÂHİ RABBİ’L-ÂLEMİN. Denilir. Daha Sonra: 700 DEFA "ALLAH" İsm-i ŞerÎf’i Okunacak. Bitiminde: "Allah Allah, Allah Allah, Allah Allah! Vakt-i Şerîfler Hayrola! Hayırlar Fethola! Şerler Defola! Allah-û Azîmü’ş-Şân’ın ismiyle kalplerimiz tâhir/mütahhir/pak ola! Demler, sefâlar Müjdât ola! Kulûb-i Âşıkân Bâkî Şâd ü Handân Ola! Dem-i Hazret-i Mevlânâ, Sırr-ı Cenâb-ı Şems-i Tebrîzî, Kerem-i İmâm-ı Ali, Şefâat-i Muhammedü’r-Rasûlullâhi’n-Nebî. Huuu … denilerek "FÂTİHA" okunacak. Ezberlenebilirse Haşr Sûresi’nin son 5. Âyeti (Lâ yestevî) okunacak, ve dua edilecek. (Yukarıda târif edilen dersi günde en az bir sefer yapmak gerekir. Eğer daha fazla yapmak isterse sabah, ve aksam yapılabilir. Daha da fazla yapmak isterse istediği kadar yapabilir. Efdâl olanı az da olsa devamlı olandır.).
Dâvûd (a.s.) ’ın sesi ne kadar güzel idi?
Dâvûd (a.s.) ’ın sesi çok güzeldi, ve insanlar onun sesini işitebilmek için toplanırlardı, kuşlar da onu dinlemek için kafasının üzerinde dururlardı.
Kaynak: Risâle fî’z-Zikrullâh ve Âdâbihâ ve Efdâlihâ (Zikir ve Semâ Hakkında) | Şeyh Akş
Keramet nedir?
Keramet konusuna girmeden evvel keramet izhâr eden velî hakkında biraz konuşalım:. İmâm Ebü’l-Kâsım Abdülkerim b. Hevazin el-Kuşeyrî (rh.a.) , «er-Risâle» adlı eserde şöyle der: "Veli ne manaya gelir? -İki manaya gelme ihtimali var: Birincisi: Âlim, Kâdir vb. Kelimeler gibi mübalağa ism-u faildir. İkincisi: Araya masiyet karıştırmaksızın ardı ardına itaat eden kişi demektir. Üçüncü bir ihtimal ise katil-maktul manasında, cerih-mecruh manasında olduğu gibi ism-u meful manasında olmasıdır. Cenab-ı Hak, velinin ibadette süreklilik üzere sebatta muhafazasını üstlenmiş. Dolayısıyla veli, günah işleyebilme yeteneği olan hızlana maruz kalmayıp, itaat edebilme yeteneği olan tevfikte sebat eder. Cenab-ı Hak şöyle buyurur: ‘O, Salihlerin koruyuculuğunu yapıyor.’ (Araf, 196)" Bu ayetten anlaşılan o ki Peygamberin masum olması gerektiği gibi velinin de korunmuş olması şarttır. Yalnız buradaki korunma şu anlamdadır: Veli hata, ve zelleye marul kaldığında Allah onu o hal üzere bırakmaz, Allah ona tevbeyi ilham eder, o da tevbe eder. «Risâle» de de belirtildiği gibi hata, ve zelleler velayete zarar vermez. Bunlarla ilgili Cüneyd ’e sordular: "Arif kişi zina eder mi?" Cüneyd bir süre başını eğdikten sonra başını kaldırıp şöyle dedi: "Allah’ın emri kesinleşmiş bir hükümdür." (Ahzab, 38) Konuyla ilgili yine dense ki: Veli sahv (istiğrakta olmayıp kendinde olduğu durum) esnasında genelde nasıl olur? Cevaben denir ki: Hukukullahı eda etme hususunda samimi, bütün mahlukata karşı şefkatli, ve merhametli, onlardan genel kötülüklere karşı güzel ahlakla sürekli tahammüllü, karşılık beklemeksizin Allah’ın ihsanına nail olmalarını ister, himmeti halkın kurtuluşuna bağlı, intikam duygusu taşımaz, kin gütme duygusundan, sakınır, mallarına el uzatmaz, sahip olduklarına göz dikmez, dilini kötü laflara uzatmaz, kötülüklerini görmezden gelir, ne dünyada ne de ahirette kimseye hasım olmaz. Bunları öğrendikten sonra deriz ki: Keramet, peygamberlik iddiası olmaksızın düzgün itikatlı, ve salih amelli, peygamberlerden birine sıkı bağlı, salih olduğu şüphe götürmez bir kul tarafından ortaya konulan harikulade şeylerdir. Peygamberlik iddiası olmaması onu mucizeden ayırır. Düzgün itikat, ve salih amel ise onu istidractan, ve yalancıların yalancılığını ortaya koyan harikulade olaylardan ayırır. Nitekim Müseyleme tek gözü kör olan birine gözü iyileşsin diye dua eder, sağlam gözü de kör olur. Aynı şekilde suyunun tatlılığı artsın diye kuyuya tükürür, su içilemez derece tuzlu bir hale gelir. Yetim bir çocuğun başını okşar, çocuk kel kalır. İşte bütün bunlara ihanet denir. Aynı şekilde keramet veliden sadır olması şartıyla Me’unet denilen, ve avam Müslümanlardan sadır olan, darda kaldıklarında kurtulmalarına vesile olan harik, ve darda kaldıklarında kurtulmalarına vesile olan harikulade olaylardan da ayrılmış oldu. Bununla anlaşıldı ki harikulade olaylar dört çeşittir: Mucize, Keramet, İhanet, ve Me’unettir. Bazıları bu dördüyle sınırlı kalırken bazı son dönem alimleri bunlara irhas’ı/Te’sis’i, İstiracı, ve Sihri/Şa’beze de ilave etmişler. İrhas: Nübüvvet iddiasından önce görünenler. Bi’setten evvel taşın Hz. Peygamber’e selam vermesi, bulutun onu gölgelemesi gibi. İstidrac: Aleni bir fasıkın isteğine uygun bir şekilde eliyle –sebepsiz, aracısız- meydana gelen harikulade olaylar. Firavun’un yaptıkları gibi. Sihir/Şa’beze (İlizyon): Bir sebebe bağlı olarak gerçekleşenler. Yılan yiyen birinin yılan ısırmasının etki etmemesi gibi. Bilesin ki, âriflerin eliyle ortaya çıkan harikulade olaylar iki yönlüdür: Birincisi: Bu olayın o ârif zatın eliyle meydana gelmesi hasebiyle keramet yönünü. İkincisi: Bu kerameti izhar eden şahıs, rasûlün ümmeti olması hasebiyle bu olayın mucizevi yönüdür. Zira bu keramet onu izhar eden kişinin velayetini ispatlamakla kalmaz, onun hak din üzere olduğunu da teyit eder. Onun dini de rasûlün emir, ve nehiylerine itaatle beraber onun risaletini tasdiktir. Öyle ki şayet veli bağımsızlığını iddia eder de peygambere tabi olmadığını öne sürerse veli olamaz, ve bu keramet de ortaya çıkamaz. Dolayısıyla harikulade olay peygambere nisbeten –ister kendisinden sadır olsun, ister ümmetinden birinden sadır olsun- mucizedir. Veliye nispeten ise sadece keramettir. Çünkü bu nübüvvet iddiasından halidir. Peygamber, Peygamber olduğunu bilmelidir. Peygamber harikulade olayı bilinçli olarak ortaya koyar. Velide ise böyle bir şey söz konusu değildir. Bazı muhakkikler böyle söylemiştir. Bu anlattıklarımıza İmâm Kuşeyrî de «Risâlesi» nde işaret ederek şöyle buyurmuştur: "İşte Ebû Yezid el-Bistamî kendisine bu konu sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: "Peygamberlerde meydana gelen durumun örneği, içi bal dolu bir tulum gibidir ki ondan bir damla bal akar. İşte bu damla bütün velilere verilenin örneği, tulumdaki bal ise Peygamber efendimize verilenin örneğidir. Bu anlattıklarımızdan anlaşılan o ki keramet, peygamberlerin ortaya koyduğu mucize türünden olabilir. Denizin yarılması, asanın ejderhaya dönüşmesi, ve ölülerin diriltilmesi gibi. Öte yandan bazıları kerameti mucizeden ayıran yönün bu olduğu gerekçesiyle kerametlerin mucize türünden olamayacağını iddia etmişler. Burhan el-Lekkânî ’nin «Umdetü’l-Mürîd» adlı eserinde şöyle yazar: "Sa’d bu iddiaları red sadedinde imamdan naklen şunları söylemiştir: Bu görüş bizce doğru değildir. Bizce makbul olan her türlü harikulade olayın keramet olabileceğidir. Kerametleri mucizeden ayıran nokta kerametlerde nübüvvet iddiasının olmamasıdır. Öyle ki veli, nübüvvet iddiasında bulunursa Allah’ın düşmanı olur, keramete müstahak olmadığı gibi lanete, ve ihanete müstahak olur.". Daha sonra İmâm Nevevî ’den örnek getirir. Nitekim o, bazılarının bu iddiasını yanlış görür, ve vakıayı inkar sayar. Doğru olanın ise kerametlerin eşyanın mahiyetinin değiştirilmesi şeklinde de cereyan edebileceğidir. Derim ki: İmâm Nesefî de bu görüştedir. «el-Vehbâniyye» şârihi bunu şu şekilde nazm etmiştir: "Her türlü harikulade olayın keramet olabileceği görüşü, Necmeddin en-Nesefî’den rivayet olunmuş, ve desteklenmiştir." Bunu böyle bil. İLÂVE İmâm Kuşeyrî (rh.a.) , risâlesinde şöyle demiş: "Bil ki velî, izhâr ettiği kerâmetle ünsiyet kurmaz, ve onun keramet gösterme düşüncesi de yoktur. Nâdiren ortaya çıkan kerâmet bazılarında yakîn, ve basiretin artışına vesîle olur. Çünkü kesin biliyorlar ki bu Allah’tandır. Dolayısıyla bununla akidelerinin düzgün olduğuna delil getirirler. Özetle velîlerin kerâmet gösterebileceğine inanmak gerekir. Mârifet ehlinin çoğu bu görüştedir. Kerâmetlerle ilgili o kadar çok anlatım/yaşanmış vakıa var ki, kerâmetlerin varlığı, ve evliyâ tarafından ortaya konması hususu şek kabul etmeyen bir gerçek hâlini almış. Bu taifenin (ehl-i kerâmetin) arasına girip onlarla ilgili kıssa, ve menkıbeleri duyan birinde konuyla ilgili genel olarak hiçbir tereddüdü kalmaz. Bunun delillerinden biri de Hz. Süleyman (A.s.)’ın adamı ile ilgili Kur’ân âyetidir: "Ben, gözünü yumup açmadan onu sana getiririm" (Neml/4, 40). Halbuki bu adam Peygamber değildi. Hz. Ömer (R.a.) hakkında rivâyet edilen olay sahihtir. Nitekim O, Cuma günü hutbede iken "Ey Sariye! Dağa sığın!" diye haykırmış, onun sesi Sariye’ye ulaşmış, bunun üzerine Sariye dağa çekilerek düşman pususundan kurtulmuştur. İmâm Kuşeyrî (rh.a.) , daha sonra şunları anlatır: Velîlerin kerâmet izhâr edebileceğine dair delillerden biri de Peygamber olmayan Hz. Meryem kıssasındaki şu Kur’ân âyetidir: "Zekeriyya ne zaman onun bulunduğu bölüme girse, onun yanında yiyecekler görürdü" (Âl-i İmrân, 37). Zekeriyya (a.s.) ona: "Bunlar sana nereden geliyor" diye sorardı. Hz. Meryem de: "Bunlar Allah katındandır" derdi. Aynı şekilde Allah-ü Teâlâ ’nın Hz. Meryem ’e söylediği şu söz: "Hurma dalını kendine doğru salla, üstüne taze hurma dökülsün" (Meryem, 25). Halbuki yaş hurma zamanı değildi. Bunun gibi Ashâb-ı Kehf kıssası, ve köpeğin onlarla konuşması gibi harikulade olaylar.. Bunun, yanı sıra Zülkarneyn kıssası, ve Cenâb-ı Hakk ’ın başkasına vermediği imkânları ona vermesi. Diğer bir delil de Hz. Hızır (a.s.) ’ın ortaya koyduğu harikulade olaylar: Duvarı düzelmesi, Hz. Mûsâ (a.s.) ’nın bilmediği birtakım şeyleri bilmesi gibi. Bütün bu hususlar Hz. Hızır ’ın eliyle meydana gelen harikulade olaylardı. Halbuki o Peygamber değil, bir velîydi. Ardından sahâbeden, tâbiînden, ve muteber imâmlardan sadır olan ilginç olayları anlatır, ve sözü bayağı bir uzatır. Öyle ki inkârcının reddetmeye mecali kalmaz. Bütün bunları anlatmaya kalksak amacımızdan sapmış oluruz. Her şeyin hükümranı Mâbud olan Alla h her türlü eksikliklerden münezzehtir. O ki varlıkta iyilik, ve cömertliği yaymada yegânedir, ortağı, eşi benzeri yoktur. Dilediğine fazlından verir. Dilediğini rahmetine tahsis eder. Allah ’tan, onların sevgisi üzere son nefesimizi vermemizi, onlara içirdiğinden bize de içirmesini, onların bereketiyle nasiplendirmesini, pak nefeslerinden istifâde edebilmemizi, kıymetli ziynetleriyle süslenmemizi, ve hem dünyada hem de âhirette onlara taraftar kılmasını temenni ediyorum. O cömertlerin en cömerdi, merhametlilerin en merhametlisidir. Mukarrebinin en hayırlısı olan efendimiz, ve dayanağımız Hz. Muhammed (s.a.v.) ’e O’nun âl, ashâb, etba’ ve taraftarlarına kıyâmete kadar salât olsun."
Kaynak: İcâbetü’l-Gavs | İbn Âbidîn
Harikulade olaylar nelerdir?
Harikulade olaylar dört çeşittir: Mucize, Keramet, İhanet, ve Me’unettir. Bazıları bu dördüyle sınırlı kalırken bazı son dönem alimleri bunlara irhas’ı/Te’sis’i, İstiracı, ve Sihri/Şa’beze de ilave etmişler. İrhas: Nübüvvet iddiasından önce görünenler. Bi’setten evvel taşın Hz. Peygamber’e selam vermesi, bulutun onu gölgelemesi gibi. İstidrac: Aleni bir fasıkın isteğine uygun bir şekilde eliyle –sebepsiz, aracısız- meydana gelen harikulade olaylar. Firavun’un yaptıkları gibi. Sihir/Şa’beze (İlizyon): Bir sebebe bağlı olarak gerçekleşenler. Yılan yiyen birinin yılan ısırmasının etki etmemesi gibi. Bilesin ki, âriflerin eliyle ortaya çıkan harikulade olaylar iki yönlüdür: Birincisi: Bu olayın o ârif zatın eliyle meydana gelmesi hasebiyle keramet yönünü. İkincisi: Bu kerameti izhar eden şahıs, rasûlün ümmeti olması hasebiyle bu olayın mucizevi yönüdür. Zira bu keramet onu izhar eden kişinin velayetini ispatlamakla kalmaz, onun hak din üzere olduğunu da teyit eder. Onun dini de rasûlün emir, ve nehiylerine itaatle beraber onun risaletini tasdiktir. Öyle ki şayet veli bağımsızlığını iddia eder de peygambere tabi olmadığını öne sürerse veli olamaz, ve bu keramet de ortaya çıkamaz.
Kaynak: İcâbetü’l-Gavs | İbn Âbidîn
Kerametlerin mucize ile farkı nedir?
Kerametlerin mucize ile farkı, kerametlerde nübüvvet iddiasının olmamasıdır. Öyle ki veli, nübüvvet iddiasında bulunursa Allah’ın düşmanı olur, keramete müstahak olmadığı gibi lanete, ve ihanete müstahak olur. Bu nübüvvet iddiasından halidir. Peygamber, Peygamber olduğunu bilmelidir. Peygamber harikulade olayı bilinçli olarak ortaya koyar. Velide ise böyle bir şey söz konusu değildir. Bazı muhakkikler böyle söylemiştir. Bu anlattıklarımıza İmâm Kuşeyrî de «Risâlesi» nde işaret ederek şöyle buyurmuştur: "İşte Ebû Yezid el-Bistamî kendisine bu konu sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: "Peygamberlerde meydana gelen durumun örneği, içi bal dolu bir tulum gibidir ki ondan bir damla bal akar. İşte bu damla bütün velilere verilenin örneği, tulumdaki bal ise Peygamber efendimize verilenin örneğidir. Bu anlattıklarımızdan anlaşılan o ki keramet, peygamberlerin ortaya koyduğu mucize türünden olabilir. Denizin yarılması, asanın ejderhaya dönüşmesi, ve ölülerin diriltilmesi gibi. Öte yandan bazıları kerameti mucizeden ayıran yönün bu olduğu gerekçesiyle kerametlerin mucize türünden olamayacağını iddia etmişler. Burhan el-Lekkânî ’nin «Umdetü’l-Mürîd» adlı eserinde şöyle yazar: "Sa’d bu iddiaları red sadedinde imamdan naklen şunları söylemiştir: Bu görüş bizce doğru değildir. Bizce makbul olan her türlü harikulade olayın keramet olabileceğidir. Kerametleri mucizeden ayıran nokta kerametlerde nübüvvet iddiasının olmamasıdır. Öyle ki veli, nübüvvet iddiasında bulunursa Allah’ın düşmanı olur, keramete müstahak olmadığı gibi lanete, ve ihanete müstahak olur.".
Kaynak: İcâbetü’l-Gavs | İbn Âbidîn
Allâh’ı nasıl görebiliriz?
Yıldızların içinde ay nasıl görünürse başkalar arasında da Allah öyle görünür. Allah görünür de, fakat iki parmağını iki gözünün üstüne koy. Bir şey görebilir misin? İnsafet. Sen görmesen de dünya yok değildir. Kusur ancak şov nefsin parmağında. Demek ki Allah zâhir her şeyle görünüyor bütün sıfatlarıyla. Her an görünmekte. Her an. Şimdi burada herkes var mı? Var. Birisi iki parmağıyla iki gözünü kapatsa var olanı görebilir mi? Efendim? Neden? Efendim? Gözünü kapattı. Zâhir gözüyle görenler göremezler. Doğru. Ama o kadar çok böyle kesin katil söylediniz ki göremezler diye biriniz demedi. kalp gözü de var onunla görür demedi.
Manevi rızık nedir?
Bir kimsenin hidayete ulaşması da rızıktır. Bir kimsenin Allah’a yaklaşması da manevi rızıktır. O yüzden senin kalbine gelen ilham da manevi rızıktır. Senin kalbine gelen hikmet manevi rızıktır. Sana hidayetin inmesi manevi rızıktır. Senin normalde seher vakti Allah’ı zikrederken, tevhit çekerken senin kalbine inan veyahut da zikrullah yaparken senin gözünün önüne serilen manevi haller veyahut halaka-i zikrullah’ta yaşadığı manevi haller de manevi rızıktır.
Nûr-u Muhammedî ve ilk yaratılış kandil metaforu nedir?
Fusûsü’l-Hikem sohbetlerinde ele alınan temel meselelerden birisi Hz. Muhammed Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellemin ilk yaratılan varlık olduğu hakîkatidir. Cenâb-ı Hak önce Nûr-u Muhammedî’yi yarattı; o bir nurdan bütün varlığı halk etti. Bu itibarla Hz. Peygamber’in varlıktaki konumu, diğer peygamberlerden ve bütün mahlûkattan önce gelir.
Kandil metaforu üzerinden varlığın aydınlanma süreci nasıl anlatılıyor?
Sohbette kandil metaforu üzerinden varlığın aydınlanma süreci anlatıldı. Hz. Muhammed Mustafa’nın nûru ezelden beri yanan tek kandildir; diğer peygamberler kendi çağları gelince bu kandilin ışığından feyz alarak aydınlanmışlardır. Âdem çağı, İbrâhim çağı, Yûsuf çağı, Yûnus çağı gibi her peygambere adıyla anılan bir çağ verilmesi, bu kandilden feyz alan ruhâniyetlerin tarihsel tezahürleridir.
İkinci secde emrini verdi Cenabı Hak. Birinci secdeye gidenlerin bir kısmı ikinciye gitmedi. Bir kısmı ikinciye gitti. Gitmeyenler tereddüt ettiler. Bu ne anlama gelir?
Öyle bunu anlayalım. Sonra Cenabı Hak 3üncü secde emrini verdi. Çüncü secde emrini verince ikinciye gitmeyenlerin bir kısmı üçüncüye gitti. İkinciye gidenlerin bir kısmı üçüncüye gitmedi. Hadis-i şerif devam ediyor. İnsanlar mümin doğarlar. Mümin yaşar, mümin ölür. Bu birinci derecedeki insanlar. İkincisi mümin doğdu, kafir yaşadı. İkinci secdeye gitmedi. Mümin olarak öldü. Bu da ne?
Mümin doğdu, mümin yaşadı, kafir öldü. Bu durum ne anlama gelir?
Bu da son secdeye gidenlerle alakalı. Yine bir kısmı mümin doğdu, mümin yaşadı. kafir.
Bekâ-billâh tecellisine geçen kişide ne gerçekleşir?
Bekâ-billâh tecellisine geçen kişide aynı zamanda ilm-i billâh gerçekleşir; o ilmin hakikatine ulaştıran ilim kalıcıdır. Gelip geçici ilimler vardır, bir de hakikatin hakikatine götüren ilimler vardır; işte bu ikincisi bâkî olanıdır.
Sahabelerin üzerinde kerametler nelerdir?
Sahabelerin üzerinde kerametler, mesela sahabelerin Kimisini Kılıç, mesela Yediği halde kan çıkmazdı veya oklan lardı okland varından düşmezler Normalde gelirlerdi Tabiri caizse Çanakkale’de milletin üzerinden saçma Kurşun çıkardıkları gibi Ok çıkarır lardı sahabelerin üzerinden veyahutta, mesela zehir buhranın sahibi hazr Ebubekir efendimizdir yılan ısırdı zehirledi onu yılan ısırıp zehirleyecek Efendimiz o zehirden herhangi bir bir şey görmedi zehirlenmede nakşibendiler de zehir buhranı vardır Hazreti Ebubekir efendimizdir iyi bir Nakşibendi Mürşidi zehir buhranı yapması lazım örnek Tabii bunlar şimdi böyle hani tasavvuf tarîkat böyle bunlar böyle lav edildiğinden yasaklandığında bunlar dini islami değilmiş gibi görünüyor şiş buhranı da sanki İslami değilmiş gibi görünüyor Örneğin Kılıç burhanı İslami değilmiş gibi görünüyor sahabeden bir kimse savaş meydanında bacağı koptu komple Savaş bitti normal bacağı yerinde zannediyor atından inerken bacağının kesildiğini o zaman anladı kütük gibi düştü yere öyle savaşta mı O yüzden bu tip evliyâların üzerinde velilerin üzerinde görülen harikulade haller Keramet sınıfına geçer Keram, etmek de haktır hem sahabede görülmüş hem tabiin de görülmüş hem teba tabiin de görülmüş hem İmâm-ı A’zam hem İmamı Şafii hem İmam Maliki hem imamı hanel dört mezhep imamının dördü de hatta 33 mezhep imamının 33’ü de kerâmeti hak görmüşler Keramet hak şiş burhanı da bir kerâmettir kılıç burhanı da bir kerâmettir ateş burhanı da bir kerâmettir zehir buhranı da bir kerâmettir kerâmetler müminlerin üzerinde tecelli ettiyse haktır, ama Keramet veya bu Olağanüstü haller Mümin olmayanların üzerinde tecelli ederse istidraç o yüzden şiş buhranı sahabelerin üzerinde birçoğu var oklarını namazda çıkartmışlar oku hissetmemiş kan akmış Kimisi yaralarını yara dağlamak yarayı dağlamak, yani Kılıç yarası var ok Yarası Var dağlanması lazım Allah resulü bazı hadisi şeriflerde dağlamış, ama dağlamışlar sahabeler Demek ki o dağlama la o uygun görmediği dağlama aynı noktada değil şifa niyetine dağlamışlar Örneğin, ve namazda dağlatmak namazda Dağlayan Hani dağlamak ne demek ateşi Normalde İşte o kimse kılıcını veya bıçağını veyahut da demiri ateşte kızdırıyor yaranın üzerine basıyor coz diye İbrahim Aleyhisselâm Ateş yakmadı onun üzerinde görünen mucize geçmiş peygamberlerin üzerinde görülen Mucizeler Ümmi Muhammed’in velilerinin evliyâların üzerine Keramet olarak Zuhur eder haktır O yüzden Kılıç burhanı da bu manada haktır veya şiş buhranı haktır Ateş buhranı haktır Bunun üzerinde herhangi bir Şek şüphe olmaz.
Yunus Aleyhisselâm’ın hikmeti nedir?
Evet o çatlakları lazerle ameliyat etmemiz lazım tamam diyeceksin lazerle ameliyat edecek bu zahiri körlüğü bir şekilde. Hani Eee yunus aleyhisselâmı balık karnından kenara çıkarınca böyle bir deniz kenarına. Çocuklar orada oynuyorlarmış top oynuyorlar öyle bir oyun oynuyorlar işte, yani. Yunus Aleyhisselâm bakmış o çocuk orada mahsun mahsun duruyor üzülmüş ona. Ellerini aç açmış demiş ya rabbi senin hikmetinden sual olunmaz, ama bütün çocuklar pür. Neşe burada oynarken bu çocuğun gözleri. Aama buun demiş. Gözlerini açsan da bu da demiş çocuklarla oynasa Cenâb-ı Hak.
Peygamberi rüyada gören bir kişi uyanıkken de görebilir mi?
O zaman bu noktada buhari’de müslimde Tirmizi Ebu davud’a İbn mac’de Geçen beni rüyasında gören uyanıkken de görür gerçekkart görür ya bu bir kerâmettir bunu böyle kenara atamazsınız Sizler Derviş Kardeşler, işte Peygamberi gördüğünü iddia ediyor iddia etmiyor kardeşim adam gördüğünü söylüyor hadis-i şerifte de var mı var Sen buna inanmaya bilirsin dersin ki Ali Karadağ’ın Ben Zikrullah alakasına Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem Hazretlerinin gördüğüne İnanmıyorum Bu senin hakkındır, ama sen görünmez Zikrullah alakasına dersen bu senin hakkın değildir Bu senin cehaletini gösterir bu senin bu konudaki hadis bilmezliği gösterir Bu konuda senin araştırmacı olmadığını gösterir bu konuda sen bu hadis-i Şerifleri bildiğin halde görünmez dersen Sen ilmi katledi yorsun sen ilmi örtüyorsun bu doğru değil bu İslâm adına en büyük Sen vahşeti yaşıyorsun yaşatıyorsun Allah muhafaza eylesin O yüzden imam-ı Gazâlî İbn Arabi Abdülselam suiti gibi ehl sünnet büyükleri efendimizde Salih insanların görüşmelerinin çok sayıda Salah, ve takva sahibinden edildiğini bu halin Keramet olarak oluşmasının caiz olduğunu ifade etmişlerdir bir kimse Demek ki uyanıkken Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem Hazretlerini görebilir Onunla da konuşabilir onunla görüp konuşuyorsa Gazâlî’ye göre arabi’ye göre suudiye göre o kimse Keramet ehlidir o kimseyi Biz Keramet ehli olarak görürüz o kimseyi Keramet ehli olarak biliriz bir kimse gördüğünü söyler söylemez bu ayrı meseledir bir sufinin bir dervişin kendisine böyle bir soru Üstadı tarafından yöneltilmiş kendisinin kendi kendine gördüğünü söylemesi doğru değildir sûfî terbiyesinde Allah rahmet eylesin Üstadımız bize sorardı ne gördün biz o zaman anlatırdık edep budur Üstat derse ki Ne gördün O zaman o kimse gördüğünü anlatır veyahut da Üstadı anlatmıştır Bir Rüya bir hal Üstat onu biliyordur, ve hatta O gördüğünü anlat dediğinde Dervmez Onu anlatır ık çık mıkcık yapmaz ık çık mıkcık yapan o halini kaybeder nefsine uymuştur üstadın anlat dedii anlatılır sorduğuna cevap verilir O normalde sorduğuna cevap verilmiyorsa anlat dediğinde anlatmıyorsa o kimse nefsine uymuştur heva hevesine uymuştur Allah muhafaza eylesin kendiliğinden Ben böyle gördüm diyorsa üstadın dışında bunu anlatıyorsa O da heva hevesine uymuştur O da anlatılmaz, ancak üstattan müsaade istenir veyahut da Üstada anlatınca Üstat Onun bu rüyanı anlat arkadaşlara bu halini anlat derse o da ne yapar anlatır O yüzden Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem Hazretlerinin rüyasında gören uyanıkken de görecek uyanıkken de görebilir, ve uyanıkken gördüğünde Onunla da görüşebilir bu onun üzerine Allah’ın bir lütfu bir ikramı bir ihsanıdır bunu reddetmek sırf sufilere karşı olmak için bu hadis-i Şerifleri reddetmek ilmi örtmektir ya da Körler sağırlar birb in ağırlar kör görünmez der kör görünmez dediği şey görünür veya Hazreti pir’in beyan ettiği gibi güneşe gözlerini kapatırsan güneş yok olmaz der Güneş duruyor durduğu yerde, ama sen gözlerini kapattın O yüzden güneşi görmüyorsun güneşi görmeyince de sen güneş yoktur diyorsun bu senin cehaletini gösterir bu senin bilmediğini gösterir o yüzden işte Normalde bir Mumdan yanan diğer mumlar da ondan yandı ise o ilk yanan mumu görmüş gibidir o ilk Mumdan yanmış gibidir Allah bizi onlardan eylesin amin şimdi Tabii bir de burada bir şey daha belirtmek istiyorum Allah bizi affetsin hani ne mutlu dedi ya beni göreni göreni benim yz görene Ne mutlu dedi malum Veysel Karan vardır ya Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem Hazretlerini zahiren görmemiştir rivayet edilir buna inanırsanız inanmazsınız, ama bu değişik eserlerde geçer Veysel Karan Hazretleri kapıyı vurur Hz Fatıma annemiz çıkar Hz Fatıma annemiz çıkınca Hazretlerini sorar O da der ki mescitte annemden buraya kadar izin aldım der ya rivayet edilir Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem Hazretleri kızı Fatıma’nın gözlerinden öper bu gözlerle Onu gördün sen diye bu gözlerle Onu gördün diye, çünkü dostu gören gözü öper Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem dostu gören göz öpülmeye layıktır dostu gören göz öpülmeye layıktır O yüzden dostu gören göz öpülür.
Rüyada Peygamberi gören bir kişi uyanıkken de görebilir mi?
O zaman bu noktada buhari’de müslimde Tirmizi Ebu davud’a İbn mac’de Geçen beni rüyasında gören uyanıkken de görür gerçekkart görür ya bu bir kerâmettir bunu böyle kenara atamazsınız Sizler Derviş Kardeşler, işte Peygamberi gördüğünü iddia ediyor iddia etmiyor kardeşim adam gördüğünü söylüyor hadis-i şerifte de var mı var Sen buna inanmaya bilirsin dersin ki Ali Karadağ’ın Ben Zikrullah alakasına Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem Hazretlerinin gördüğüne İnanmıyorum Bu senin hakkındır, ama sen görünmez Zikrullah alakasına dersen bu senin hakkın değildir Bu senin cehaletini gösterir bu senin bu konudaki hadis bilmezliği gösterir Bu konuda senin araştırmacı olmadığını gösterir bu konuda sen bu hadis-i Şerifleri bildiğin halde görünmez dersen Sen ilmi katledi yorsun sen ilmi örtüyorsun bu doğru değil bu İslâm adına en büyük Sen vahşeti yaşıyorsun yaşatıyorsun Allah muhafaza eylesin O yüzden imam-ı Gazâlî İbn Arabi Abdülselam suiti gibi ehl sünnet büyükleri efendimizde Salih insanların görüşmelerinin çok sayıda Salah, ve takva sahibinden edildiğini bu halin Keramet olarak oluşmasının caiz olduğunu ifade etmişlerdir bir kimse Demek ki uyanıkken Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem Hazretlerini görebilir Onunla da konuşabilir onunla görüp konuşuyorsa Gazâlî’ye göre arabi’ye göre suudiye göre o kimse Keramet ehlidir o kimseyi Biz Keramet ehli olarak görürüz o kimseyi Keramet ehli olarak biliriz bir kimse gördüğünü söyler söylemez bu ayrı meseledir bir sufinin bir dervişin kendisine böyle bir soru Üstadı tarafından yöneltilmiş kendisinin kendi kendine gördüğünü söylemesi doğru değildir sûfî terbiyesinde Allah rahmet eylesin Üstadımız bize sorardı ne gördün biz o zaman anlatırdık edep budur Üstat derse ki Ne gördün O zaman o kimse gördüğünü anlatır veyahut da Üstadı anlatmıştır Bir Rüya bir hal Üstat onu biliyordur, ve hatta O gördüğünü anlat dediğinde Derviş Onu anlatır ık çık mıkcık yapmaz ık çık mıkcık yapan o halini kaybeder nefsine uymuştur üstadın anlat dedii anlatılır sorduğuna cevap verilir O normalde sorduğuna cevap verilmiyorsa anlat dediğinde anlatmıyorsa o kimse nefsine uymuştur heva hevesine uymuştur Allah muhafaza eylesin kendiliğinden Ben böyle gördüm diyorsa üstadın dışında bunu anlatıyorsa O da heva hevesine uymuştur O da anlatılmaz, ancak üstattan müsaade istenir veyahut da Üstada anlatınca Üstat Onun bu rüyanı anlat arkadaşlara bu halini anlat derse o da ne yapar anlatır O yüzden Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem Hazretlerinin rüyasında gören uyanıkken de görecek uyanıkken de görebilir, ve uyanıkken gördüğünde Onunla da görüşebilir bu onun üzerine Allah’ın bir lütfu bir ikramı bir ihsanıdır bunu reddetmek sırf sufilere karşı olmak için bu hadis-i Şerifleri reddetmek ilmi örtmektir ya da Körler sağırlar birb in ağırlar kör görünmez der kör görünmez dediği şey görünür veya Hazreti pir’in beyan ettiği gibi güneşe gözlerini kapatırsan güneş yok olmaz der Güneş duruyor durduğu yerde, ama sen gözlerini kapattın O yüzden güneşi görmüyorsun güneşi görmeyince de sen güneş yoktur diyorsun bu senin cehaletini gösterir bu senin bilmediğini gösterir o yüzden işte Normalde bir Mumdan yanan diğer mumlar da ondan yandı ise o ilk yanan mumu görmüş gibidir o ilk Mumdan yanmış gibidir Allah bizi onlardan eylesin amin şimdi Tabii bir de burada bir şey daha belirtmek istiyorum Allah bizi affetsin hani ne mutlu dedi ya beni göreni göreni benim yz görene Ne mutlu dedi malum Veysel Karan vardır ya Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem Hazretlerini zahiren görmemiştir rivayet edilir buna inanırsanız inanmazsınız, ama bu değişik eserlerde geçer Veysel Karan Hazretleri kapıyı vurur Hz Fatıma annemiz çıkar Hz Fatıma annemiz çıkınca Hazretlerini sorar O da der ki mescitte annemden buraya kadar izin aldım der ya rivayet edilir Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem Hazretleri kızı Fatıma’nın gözlerinden öper bu gözlerle Onu gördün sen diye bu gözlerle Onu gördün diye, çünkü dostu gören gözü öper Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem dostu gören göz öpülmeye layıktır dostu gören göz öpülmeye layıktır O yüzden dostu gören göz öpülür.
İster Haktan halka tecelli etsin isterse halktan hakka tecelli etsin tecelli Ona aittir O yüzden o zati olarak tecelli ettiğinde Enfal 17d o o kafirle midir?
İster Haktan halka tecelli etsin isterse halktan hakka tecelli etsin tecelli Ona aittir O yüzden o zati olarak tecelli ettiğinde Enfal 17d o o kafirleri Siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü Ey Muhammed kafirler attığın zaman Aslında sen atmadın, fakat Allah attığı ayet-i kerimesi olarak tecelli eder O zati tecelli ettiğinde Fetih Suresi ayet 10’daki gibi ey Muhammed Şüphesiz ki Sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmişlerdir Allah’ın eli onların ellerinin üstünde ir diyerek yine zati olarak tecellisini gösterir malum Hudeybiye de biat laşma öyle olmuştur Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem Hazretleri elini uzatmış bütün ashap orada bulunanlar Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem Hazretlerinin avucunu açtığında her herkes avuçlarını onun üzerine koymuş cenab-ı Peygamber Medine’yi münevver’e kendisinin naibi Naki halifesi olarak bıraktığı Hazreti Osman efendimiz için de en üste öbür elini koymuş Bu da Osman’ın bir atıdır demiş ki Osman orada değildir Bu da Osman’ın Biatı olsun demiştir, ve bu bu yaklaşmayı Cenâb-ı Hak kendi üzerine alır zat olarak Ey Muhammed Şüphesiz ki Sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmişlerdir der o zaman el Muhammedi Mustafa’nın eli değildir görüntüde Muhammedi Mustafa’nın elidir, ama ayet-i kerime’ye göre el Allah’ın elidir görüntüde biat muhammed-i Mustafa dır, ama biat Allah’adır O yüzden Evet Muhammedi Mustafa Allah’ın peygamberidir zahiri olarak Bütün herkesin de Biatı peygamberlik olarak oradadır, ama Cenâb-ı Hak zat noktasında der ki o Allah’a biat etmiştir der orada biat edenler o zaman manevi olarak Hazret Muhammedi Mustafa’ya biat edenler gerçek manada da Allah’a biat etmiştir, çünkü gerçek manası gerçek hukuku Allah’a battır Yine bu manada ayet-i kerimede cenab bak kim peygambere itaat ederse Şüphesiz Allah’a itaat etmiştir der o zaman peygambere itaat eden Allah’a itaat ettiyse Gerçekte o zaman peygambere biat eden de bu manada Allah’a biat etmiştir biat, Dolayısıyla Allah’adır zaman Hazreti pirin sana bazen sensin derim bazen de benim derim ne dersem diyeyim ben Aydın, ve parlak bir güneşim beyiti bazen sensin derim sana bir hüviyet verdiğimi düşünme sensin dediğimde sana sıfatlarla tecelli ettim Bazen sana benim dersem o zaman zatım la tecelli ettim hani meşhurdur ya hadis-i Kutsi söylerim zaman zaman kul mizana çıkarıldı Allah kulunun kulağına eğildi dedi ki bu kadar günahlar işledin kul üzüldü sonra tekrar Kul un kulağına eğildi bu kadar da sevaplar işledin dedi kul bir rahat bir nefes aldı Sonra tekrar kulunun kulağına eğildi dedi ki Allah seni affetti komple kul böyle bir daha rahatladı sonra cenab-ı hak kulunun kulağını bir daha eğildi dedi ki senin bütün günahlarını hayra çevirdim kul sevincinden şöyle dedi Ben ne güzel bir rabişim sen de ne güzel bir kulmuni üzerinden dedi ki ben ne güzel bir rabişim sen de ne güzel bir kulm sunun Cenâb-ı Hak sıfatlarıyla tecelli ettiğinde bazen halk hak olur Bazen de hak halk olur ister hak halk olsun halkın dilinden söylesin isterse hak haklının yapsın hakkın dilinden söylesin halkın dilinden söylediği de haktır hakkın dilinden söylediği zaten haktır demek ki sıfatsız, ama Haktan halka gelir halktan hakka geleni kabul etmek zordur Haktan gelen tecelliyâtı herkes kabul eder Mümin olanlar, ama halktan gelen tecelliyâtı insanlar Kabul etmekte zorluk çekerler ki imtihanın Sırrı da burasıdır.
Musa Aleyhisselam Turi-i Sina’ya çıkıp Allah’la konuşurken neydi ismi?
Musa Aleyhisselam o gün için Turi-i Sina’ya çıkıp Allah’la konuşurken malum Semure miydi ismi? O kimse böyle altından bir buzağa yapmıştı ve altından buzağa tapanlar olmuştu.
Mesnevî-i Şerîf 1-9. Beyitler Şerhi konusunu ele alan metin ne anlatıyor?
Dilime bakarsan, dilimden anlarsın. Halime bakarsan, halimden anlarsın. Amma ve lakin anlamak istemezsin. Amma ve lakin duymak istemezsin. Amma ve lakin o halle hallenmek istemezsin. Aslında feryadıma baktığında, benim sırrımı da öğrenirsin.
Canın tecelliyatı nedir?
Cenab ı Hakk’ın yarattığı öyle yaratıklar var ki, onların hepsinin bedeni var bedeni! Normalde nasıl bu misal alemi dediğimiz dünya aleminde insanların bedenleri varsa, varlıkların bedenleri varsa ; melekut aleminde de, işte ne bileyim başka alemlerde de yaratılmışların bedenleri var. Ve o bedenler candan ayrı değil, can bedenden ayrı değil.Ve her beden bir can taşıyor.Ama o canı görmeye herkese izin yok!Ya! Canın tecelliyatı var, ana rahmine düştü bebek, ana rahamine düştü, onda can var can!Ama o canı görmeye herkesin müsaadesi yok! Allah bizi affetsin!
Şebarus ne anlama gelir?
Şeyh maruz da istemenin, duanın sonu, zikrin sonu, gayret etmenin, koşuşturmanın, vuslatın gecesi Şebaruz. Mustafa der ki, "Şebarus, ölüm değil bu. Bir son değil, ayrılık hiç değil. Vuslatın ebedileştiği düğün gecesi."