Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 1263-1275. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 1263-1275. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 4 • 18/36

Mesnevî-i Şerîf 1263-1275. Beyitler Şerhi Hakkında

1263-1275. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Mesnevi’den kaldığımız yerden devam ediyoruz 1263. beyit, konu başlığı:

“Kuyuya yaklaşınca aslanın yanında tavşanın geri çekilmesi:

Yani kuyuya yaklaşınca aslan, tavşan yavaş yavaş geriye durmaya başladı.

Kuyu yanına gelince aslan, tavşanın geri kaldığını gördü. Dedi ki: ‘Niçin ayağını geri çektin? Ayağını geri çekme, ileri gel. Tavşan: ‘Ayağım nerede? Elim ayağım kesildi. Canım tir tir titriyor, yüreğim yerinden oynadı. Yüzümün rengini görmüyor musun? Altın sarısı gibi. Rengim, ne halde olduğumu bildiriyor. Allah yüze bildirici demiştir. Onun için ariflerin gözü, yüze dalmış, kalmıştır.”

Malum işte bir, ben yine kısaca bir özet geçeyim, bir aslan vardı ve ormanın kralı, ordaki hayvanlarla anlaştılar. Her cins hayvan her gün bir tane kendinden fedakârlık ediyordu, aslanın karnını doyuruyordu. Sıra tavşana gelince tavşan isyan etti, nereye kadar bu zulüm dedi. Bütün hayvanlar dediler ki yapma etme, başımıza iş açacaksın. Ama tavşan başkaldırdı aslana. Dedi ki, yok bu zulüm böyle devam etmez. Gitmedi sırası gelince, vakti gelince. Sonra hiçbir şey olmamış gibi gitti. Sonra aslana dedi ki: ‘Ben senin yanına geliyordum. Yanımda da çok semiz bir arkadaşımı getiriyordum ama gelgelelim dedi yolda bir yankesici benim yolumu kesti, benim dedi arkadaşımı yedi, parçaladı. Ben canımı zor kurtardım. Aslan da büyük bir hiddetle ondan intikam almaya yola koyuldu ve tavşanın hilesini bilmiyor ve nereye getirdi tavşan? Onu bir kuyunun başına getiriyor yavaş yavaş ve baktı ki kuyunun başına gelirken tavşan geri duruyor. Sordu ona neden geri geliyorsun? Dedi ki benim elim ayağım kesildi, korkudan titriyorum. Bilmez misin dedi ondan sonra benim insanın yüzü, ne yaşadığını bildiricidir.

Yani Rahman suresi ayet 41: ‘Suçlular simalarından tanınırlar.’ Suçlular simalarından tanınırlar. Tabii bu ayeti kerimeye baktığımızda mahşer için söylendiğini tefsir etmişler. Bu mahşer halkı için. Cehennemlikleri melekler yüzlerine bakacaklar, yüzlerine bakınca onların cehennemlik olduğunu tanıyım, direkt cehenneme atacaklar tefsir edenler böyle tefsir etmişler ama üzerlerinde cehennemlik olanların bir alamet-i farikası olacak, Mahşer için. Aslında burda da alamet-i farikaları var mı cehennemliklerin? Evet. O alamet-i farikayı görebilmek lazım. Eğer mümin ise bir kimse, mümin Allah’ın nuru ile baktığından, mümin Allah’ın feraseti ile baktığından dolayı o tanır ama yok o mümin sıfatıyla sıfatlanmadıysa onun tanınması mümkün değil. iyiler de tanınacak mı? iyiler de tanınacak mahşer halkı olarak. Onlar nereden tanınacak? Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri buyurdu ki: ‘Ben ümmetimi abdest yerlerinden tanıyacağım.’ Yani ne olacak? Abdest alan ümmetin, abdest uzuvları, orada, mahşer yerinde, tabiri caizse parıl parıl parlayacak ve Hz Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, ümmetini böyle tanıyacak ve cehenneme götürecek olan melekler de cehennemlikleri ne ile tanıyacak? Sinemalarına bakacak. Bir tefsirde çok, hangisinde okuduğumu bilmiyorum onu, ondan sonra okudum mu okumadım mı onu da bilmiyorum, onu da not olarak düşeyim de. Bir şey de böyle bir artık okudum mu gördüm mü şimdi toparlayamayacağım tam olarak, bu cehennemliklerin göz renkleri kendi renkleri olmayacak. Yani burda normalde herkesin renkleri işte eladır, kahverengidir, mavidir. Neyse karadır göz rengi… Cehennemliklerin göz renkleri tek renk olacak. Böyle patlak, cırtlak mavi gibi. Böyle nasıl söyleyeyim bu senin üzerindeki hırkanın, mavi mi o? Mavi. Onun daha cırtlağı ve daha böyle parlağı. Öyle düşünün.

Cehennemliklerin gözlerinin hepsi de tek renk olacak. Tek renk. Onlar ordan tanınacaklar. Yani mahşer halkı da görecek onların cehennemlik olduğunu. Çünkü bakacak onun gözlerinin rengi farklı, diğerleri gibi değil. Cehennemlikleri simadan tanıma, bir de simaları da onların böyle kara kuru olacak. Yani kara kuru bir simada cırtlak mavi bir göz düşünün, cehennemlik olanların. Cennetliklerin ise abdest aldıkları yerler yani yüzü, ondan sonra ensesi, başı, elleri, kolları, ayakları nur gibi pırıl pırıl parlayacak. Bunu biz, bu meseleyi mahşer olarak görürsek, bu mahşerde böyle, evet, ama ayeti kerimeler her yeri bağlar. Çünkü bu ayeti kerime tabiri caizse müteşabih bir ayet. Öyle olunca ehli kalp, ehli kalp, zaman zaman bir kısım insanların suretlerinin farklı olduğunu görür. Bunu seyri sülûkta dördüncü makamda sufiler görürler. Dervişler dördüncü makamda başka şahısların, başka insanların suretlerinin değiştiğini görür. Böyle bir bu uzun sürerse eğer, bu sefer dervişin ahengi kaçar. Kiminle görüşüp konuşacağını

karıştırır. Bu böyle o yüzden üstat lazımdır asıl dördüncü esmada, nefis meratiplerinde dördüncü makamda lazım dediğim şey budur. O kimsenin hemen esmasının değişmesi gerekir. Çünkü o mesela örnekliyorum, birisi yalan söylüyorsa hemen onun sureti değişir. Birisi başka bir şey yapıyorsa hemen sureti değişir. Şimdi ya olur mu böyle bir şey filan! Böyle sufiliğe karşı çıkacak ya illaki, canım kardeşlerim, bu ashapta da görüldü.

Meşhurdur; Hz. Osman radıyallahu anh hazretlerinin yanına bir kimse geliyor. O kimseye bakıyor, senin gözlerinde zina görüyorum diyor. Senin gözlerinde zina görüyorum. Sen diyor muhakkak zina ile iştigal etmişsin. Onu duyan o kimse, hemen kalıyor. itiraz da edemiyor, ona hayır da diyemiyor. Diyor ki ey Emire’l Müminin, bunu nerden anladın? Bunu nerden anladın? O da hadis-i şerifi söylüyor: ‘Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki müminin ferasetinden çekininiz. Çünkü o Allah’ın nuru ile bakar.’ Çünkü o Allah’ın nuru ile bakar. işte böyle feraset ehli kimseler, feraset ehli kimseler, o insanların suretlerinin farklı olduğunu görebilirler. Bu tabii seyri sülûkta, dördüncü makamda bu böyle yaşanır. O kimsenin kaldırması zordur o, hemen esma ile ne olur o? Kapanır. Ondan sonra o yol yürür. Dörtten beşe geçer, beşten altıya geçer, altıncı makamda da bu açılır ama altıncı makamda açılır, artık o tarafa dönüp bakmaz. Yedide hiç ilgilenmez. Enteresan bir şeydir. Sebep? Der ki herkes Allah’ın kulu, gördüğüne tövbe etmeye başlar. Gördüğüne dua etmeye başlar. Ya Rabbi onun günahlarını affeyle! Yarabbi onların kusurlarını affeyle! Yarabbi cümlemizin günah ve kusurlarını affeyle! Cümlemizin hatalarını, kusurlarını hayra çevirdiğin kullarından eyle. Günahlarını sevaba çevirdiğin kullarından eyle. Ecmain. Bu dua etmeye başlar artık. Bu o zaman ayrıştırmaz, ötekileştirmez onu. Onunla selamı sabahı kesmez ama dördüncü esmada selamı sabahı kesmek ister, konuşmak istemez.

işte insanın yüzü bu manada bildiricidir. Hem mahşerde bildiricidir hem de dünyada bildiricidir. Hani bir kimse bir de biz kendi kendimize de anlarız ya, örneğin işte böyle yüzü buruşmuş, böyle şey olmuş, sararmış deriz hasta mısın? Yüzüne bakarız, moralin mi bozuk? Şimdi yeni moda ya, bakarız böyle, ne oldu, stresin mi çoğaldı? Bugün gündüz bayan sohbeti vardı. Neydi? Stres? PDR’ci söyle? Stres yönetimiydi, değil mi? Stres yönetimi. Biz de şimdi yeni bu hastalık. Ne? Stres yönetimi. Stresi yönetmek ne ya? Stres yok. Sizin hasta olduğunuzu beyan ediyor. Sen hastalığını ne yapacaksın? Yöneteceksin. Bakın hastalığını tedavi etmiyor. Operasyona bakın! Stres yönetimi! Ya sen streste yaşayacaksın yani. Ondan sonra antidepresana başlayacaksın. Gideceksin doktora, çok stresliyim, stresimi de yönetemiyorum, al bir antidepresan! Tamam gittin! Ölünceye kadar antidepresan

kullanacaksın, ölünceye kadar! Artacak günden güne. Erkeklerin erkekliği kalmayacak, kadınların kadınlığı kalmayacak. Antidepresana devam! Şimdi bugünün insanı dert istemiyor, gam istemiyor, keder istemiyor, yokluk istemiyor, sıkıntı istemiyor, problem istemiyor. Hiçbir şey istemiyor. Bir elektrikler kesildi, hayat duruyor. Panik herkes. Ya elektrik kesilmiş, gayet normal! Doğalgaz kesilmiş, gayet normal. Su kesilmiş, gayet normal. Normal! Yok, hayır herkeste bir panik havası. Hani deseler ki işte yarın çok müthiş soğuk olacak? Her taraf buz tutacak, marketlerde hiçbir yerde hiçbir şey kalmayacak. insanları bu hale getirdiler. Allah muhafaza eylesin.

O yüzden demek ki insanın simasına bakınca, yüzüne bakınca bir şeyler elde edilebilir. Bununla alakalı da böyle Erzurumlu ibrahim Hakkı hazretlerinin Marifetname’sinin son kısmı vardır. Ben yine yeni Müslümanım, o zaman Marifetname çok meşhur. Evlenecek olan kızlar, erkekler de Marifetname’nin son sayfasında işte alnı şöyleyse şöyle olur, kaşı böyleyse böyle olur, yok dudakları inceyse böyle olur, yok yüzü şöyleyse ablak olur, yok kulakları böyleyse akıllı olur, yok kafası kellesi kocamansa akıllı olur, yok küçükse küçük beyinli olur gibi Erzurumlu ibrahim Hakkı hazretleri, Marifetnamesinin arkasında böyle bir insanın yüz hatlarına, el hatlarına, vücut hatlarına göre huy, karakter betimlemesi vardı. Bu Arabî’de de vardır. Arabî’de de normalde Füsus’unda, Fütuhat’ında, değişik yerlerde geçer ama Fütuhat’ında daha geniştir. Böyle o kimsenin yüz hatlarıyla, mimikleriyle, vücuduyla, vücudunun yapısıyla, karakter biçimlendirir. Arabî’de de vardır bu. Demek ki bu da bir ilim. insanın yüzüne bakaraktan nasıl bir karaktere sahip olduğu, insanın vücut hattına bakaraktan nasıl bir karaktere sahip olduğunu, bir kimse böyle tespit edebilir mi? El-cevap edebilir.

“Renk ve koku, çan gibi haber verir.”

Renk ve koku, bir şeyin rengi, bir şeyin kokusu insana haber verir. Yani ağzın kokuyorsa bir rahatsızlık var. Ya dişlerinde rahatsızlık var ya midende rahatsızlık var ya solunum yollarında bir rahatsızlık var. Renginde bir solgunluk var ise bir kızarıklık varsa bir kararma varsa sağlığında problem var. Demek ki. Renk ve koku ne yapıyormuş? Çan gibi haber verirmiş. Eski tıpçılar, eski tıpçılar, gerçek hekimler, gerçek hekimler, hastalık tespit etmede hastanın çok afedersiniz küçük abdestini içerlermiş. Küçük abdestini içerekten onun hastalığını teşhis ederlermiş. Çok özür dilerim, büyük abdestine bakarlar, ordan koklayaraktan hastalık tespit ederlermiş. Demek ki bir şeyin rengi ve kokusu, bir şeyin ne olduğunu, sağlıklı mı sağlıksız mı bozuk mu değil mi olduğunu da ne yapıyormuş? Gösteriyormuş.

“Atın kişnemesi atın mevcudiyetini bildirir.”

Yani bir şey ses çıkarıyorsa o var demektir.

“Eşeğin sesini, kapının sesinden fark edesin diye her şeyin sesi, o şeyi

Demek ki her şeyin bir sesi var. Herkesin de bir sesi var. Şimdi bir kimse konuşuyorsunuz, konuştuğunuz zaman onun sesini siz hafıza alıyor. Sen uğraşmıyorsun. Cenabı Hak öyle bir şey yaratmış ki o konuştukça sen onu hafızaya alıyorsun. Sesinin onun, tonunu, rengini, şeklini, şemalini, sinirli mi agresif mi yumuşak mı ses tonundan anlıyorsun onu. Demek ki ses tonunun da bir konuşma stili var. Veyahut da bir şeyin sesinden tanımlıyorsun onu. Çok af edersin, merkebi görmedin ama merkebin sesini biliyorsan sesi duyunca bu merkep sesi diyorsun. Bu at sesi diyorsun. Atın yavrusuysa bu diyorsun ki tayın sesi. Öbürkü ineğin sesi. Öbürkü öküzün sesi, örneğin. Öbürkü ne? insan sesi. Sesten tanımlıyor musun? Evet.

“Peygamber insanları ayırt etmek hususunda ‘insan, sözünde gizlidir’

dedi. Yüzün renginde gönül halinden bir nişan vardır.”

O zaman insanları da ayırt ederken ne yapıyorsun? Sözünden ayırt ediyorsun. Kalp dükkânsa, dil tüccar. Hz. Mevlana: ‘Denizin içinde ne varsa kıyıya o vurur.’ der. Yani, denizin içinde ne varsa kıyıya o vurur, der. Bizde eski tabirler vardır ya, testide ne varsa sızıntısından o çıkar. Sen testiye yağ koyarsan su sızmaz. Testiye su koyarsan, yağ sızmaz. Bir kimsenin gönlünde hikmet varsa hikmet akar. Bir kimsenin gönlünde kin varsa kin akar. O dil, şaşar onun. Dil döner dolaşır, bir müddet konuştuktan sonra kalptekini orta yere koyar. Kalptekini orta yere koyar. O yüzden kalp dükkân, dil tüccar. Demek ki insan sözünde saklı.

Hani Hz. Pirin yine bir sözü vardır ya: ‘insanlar kıyafetleriyle karşılanır, ağırlanır ama fikirleriyle sözleri ile uğurlanır.’ Kıyafeti ile karşılarsın. Oh, ne kadar güzel. Kelle kulak yerinde, takım elbisesi harika, biraz konuştuğunda ohooooo! Allah muhafaza eylesin. Demek ki fikri ile uğurlanacak o kimse. Bu fikri ifade eden ne? Dil. Dil bir kimsede çok kuvvetliyse, belagati kuvvetliyse seni aldatabilir. Bundan da aldanma. Hani insanlar seni beğensin diye konuşanlar vardır. Onlara da aldanma. Yine bir hadis-i şerif daha var, ahir zamanla alakalı: ‘Öyle gençler çıkacak ki diyor onların dilleri yumuşak olacak. Onlar kuzu postunda kurt gibidirler.’ diyor. Demek ki her dili yumuşak olan da her dili yumuşak olan da seni aldatmasın. Aldanıyoruz biz. Aman ne yumuşak dilli ne yumuşak dilli, bal akıyor dilinden! Gittim görüştüm, Kuran ve sünnetin dışında. Dedim canım kardeşim, bu adam Kur’an ve sünnetin dışında. Yumuşak yumuşak konuşuyor, sapkınlık size dedim zerk ediyor. Yumuşak yumuşak konuşuyor ama sapkınca şeyler söylüyor. Zaten devamlı yumuşak konuşuyorsa bir kimse din adına sapkınca şeyler söylüyordur. Sebep? Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem

hazretleri, kâfirlerden bahsederken şedit bir şekilde bahsetti. Münafıklardan bahsederken şedit bir şekilde bahsetti. Zalimlerden bahsederken şedit bir şekilde bahsetti, şedit ve Allah bize buyuruyor ki: ‘Siz kâfirlere karşı şedit davranın. Demek ki sen bir kâfiri islam etme derdin varsa ona yumuşak davranırsın, anlatırsın mesaj vereceksin ona. Yok, o seninle savaşıyorsa mücadele ediyorsa ona sert davranacaksın. Ona şedit davranacaksın. Sebep? Allah’ın emri ama o kimseye birey olarak bir din tebliğ edeceksin. O zaman Musa’ya söylediğini kendine ölçü al. ‘Ya Musa! Git firavuna benim Allah olduğumu, senin de Peygamberim olduğunu yumuşak yumuşak söyle. Yumuşak yumuşak söyle. Ola ki hidayete erer.’ Ayeti kerime böyle çünkü. Eğer hidayete erme düşüncesine, düşünceye sahipse bir kimse, yumuşak yumuşak konuş ama Allah’la alay ediyorsa hâşâ dinle alay ediyorsa Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ile alay ediyorsa Kuran’la alay ediyorsa sen ona yumuşak yumuşak konuşacağım diye uğraşma. Hayır! Eğer o kimse Müslümanları hor ve hakir, küçük düşürmeye çalışıyorsa sen ona yumuşak davranacağım diye uğraşma. Senin dinini hor ve hakir göstermeye çalışıyorsa toplum önünde din ve dindarları küçültmeye çalışıyorsa sen orda yumuşak davranamazsın. Bu senin korkak, pısırık, Kur’an ve sünneti savunamayan aciz bir Müslüman olduğunu gösterir. Bu yerli yerinde kullanılması lazım. Allah muhafaza eylesin. Yine eskilerin deyimi, not almışım: ‘Üslubu beyan ayniyle insandır.’ Yani nedir? Bir kimsenin üslubu, bir kimsenin konuşması, o kimsenin kendisidir. Allah bizi güzel ahlaklılardan eylesin. Bana acı devam ediyor tavşan:

“Bana acı, sevgiyi kalbinde tut. Kırmızı yüz sahibinin refah ve saadetine delalet eder. Sarı yüz sahibinin meşakkat ve bela içinde olduğunu bildirir.”

Yani aslana diyor ki bana karşı muhabbet besle. Bana acı, beni parçalama, beni yeme. Çünkü ne yaptı. Ona bir tuzak kurdu. Tuzak kuranlar, avlarını tuzağa çekerlerken yumuşak konuşurlar. Tuzak kuranlar, insanları da tuzağa çekerken onların dilinden konuşuyor. Yine ahir zaman hadislerinden birisi ne diyordu: ‘Onlar gelirler, sizdenmiş gibi davranırlar. Sizin gibi namaz kılarlar, sizin gibi Kur’an okurlar, sizin gibi oruç tutarlar ama sizleri cehenneme götürürler. Ahir zaman hastalıkları. Demek ki bizi kandıracak olanlar, bizim gibi namaz kılacaklar. Bizi kandıracak olanlar bizdenmiş gibi Kuran-ı Kerim okuyacaklar, bizi kandıracak olanlar ramazan gelince bizdenmiş gibi oruç tutacaklar. O kimsenin namazı, Kuran’ı, orucu, seni aldatmasın. Başka hadis-i şerifte ne dedi: ‘Ümmetimin namazı, orucu, sizi aldatmasın. Siz onun muamelesine bakın. Siz onun muamelesine bakın.’ Birisi gelip seninle beraber namaz kılabilir. Onun muamelesine bak. Birisi gelir, buraya gelir, buraya intisap eder, burda derviştir hala. Harika sen onun

muamelesine bak. Erkekse evde eşine ve çocuklarına nasıl davranıyor, muamelesine bak. Kadınsa evde eşine, kocasına ve çocuklarına nasıl davranıyor, onun muamelesine bak. iyi insan, iyi insan evde de iyidir, iş yerinde de iyidir, sokakta da iyidir, dergâhta da iyidir, tekkede de iyidir, her yerde iyidir. O iyi insandır.

insan iyi değilse, bir bakmışsın dergâhta iyi, burada zaten herkes iyi, kim burda kötülük yapacak şimdi gözümün içine baka baka. Herkes edepli burada, herkes iki dizinin üzerine oturuyor, sohbet dinliyor. Harika! Evde ne yapıyor? Evde eşi ona öte git deyince ana avrat sövüyor mu sövmüyor mu? Çocuk bir hata yaptığında çocuğu perperişan ediyor mu etmiyor mu? Evde ne yapıyor. Bayan kardeşler, burda dervişler, yan yana geldiklerinde ne yapıyorlar? Birbirleriyle didişiyorlar mı? Evde çocuklarına nasıl davranıyorlar, eşlerine nasıl davranıyorlar? Kadınların en büyük imtihanı kayınvalidelerine nasıl davranıyorlar. ikinci büyük imtihan görümceleri, görümcelerine nasıl davranıyorlar? Onun ahlakının aynası. Erkekler için de aynı. Allah muhafaza eylesin. Demek ki o kimse her yerde iyi olacak. Tavşan ona dedi ki bana acı, beni affet. Benim sevgimi kalbinde tut. Yumuşak konuşuyor, yalvarıyor. Sebep? Tuzak var. Onu tuzağa götürecek. Seni tatlı dille kandırıp tuzağa götürecek. insanın etrafında arkadaşları vardır böyle, dostmuş gibi görünür. Seni tuzağa götürür. Tatlı tatlı anlatır. Şuraya bir imza atıver, senden başka hiç kimsem yok benim. Bir kefil olursun, bırakır gider seni orta yerde. Tatlı tatlı götürdü seni tuzağa. Cebinde varsa ver, yesin bu zamanda. Cebinde yok, verme. E arkadaşız! Ben çok gördüm, arkadaşlıkları bozuldu. Allah muhafaza eylesin. Demek ki tuzak Kuran sana yumuşak konuşur. Ben gittim, beni götürdüler sohbete. Bir anlattı bir anlattı, bir ağladılar! Biz daha yeniyiz, yeni namaza başlamışız. Ondan sonra ağlayarak bu işler böyle olmaz arkadaşlar. Şöyle yapmamız lazım, böyle yapmamız lazım. Getirin ordan bana senetleri! Hemen bir deste senet. Yazdı adam senetleri, attı orta yere, herkes bir şeyler attı orta yere, para toplanıyor. Biz de böyle normal böyle cami avlusundan gelen insan değiliz. Hep bizde böyle bir saat var, düzgün, böyle para yapacak bir şey. Bir yere gittiğimizde rehin bırakıyoruz. Öyle, yapacak bir şey yok. Adını sanını mı kirleteceksin! Getir hesabı, hesabı getiriyor, tabağın içerisine saati bırakıyoruz, altına yazıyoruz Mustafa Özbağ, Bayındırlı, bir imza, tamam. Saat emanette orda. Bir gün, iki gün sonra gidiyoruz, ödüyoruz hesabı, saati alıyoruz. Eyvallah! Bizim racon.

Kimisi de altın şövalye yüzük taşıyor kimisi, bilhassa evli olanlar. Onları kayınpederler hediye veriyor damada. Bayındırın şeyi, adeti, gençliğimizde bizim. Kayınpeder damada altın şövalye yüzük takıyor. O altın şövalye yüzük çok kıymetli. Kayınpederinin ona hediyesi. Adam son nokta,

son artık gidecek bir kapı yok, altın şövalye yüzüğünü koyuyor rehin olarak. Önemli değil, onun parası, altın şövalye yüzüğü bırakmak, orda namusu bırakmak gibi bir şey. Öyle algılanıyor ve hemen duyulur Bayındır ovasına. Bırak lan şunu! Şövalye yüzüğünü Sayanora’da bırakmış, çıkmış. Eyvah ki eyvah! Bunlar çok önemli bizim orda. Yani evet, olur, bir insanın başına gelir, eşi dostu arkadaşı gelir, gitmiştir Kübana’ya aniden, e yani orda bırakacak adam bir şey. Bizde de saat var. Ben hiç altın şövalye, böyle altın bilezik, hiçbir zaman hoşlanmışımdır, nefret ederim bir de erkeklerde altına, önceden beri. Biz de saat bırakıyoruz, öyle bir şey. Böyle herkes ağlayıp sızlayınca böyle, biz de duygusal adamız, biz nereye döneceğiz, attık saati orta yere biz de. işte, şimdiki parayla yani en az beş altı milyar lira o saat. Hala da benim saatler öyledir, yani saklamıyorum bunu. Bu bir alışkanlık haline gelmiş. Olur mu olur. Bir yerde kalırım yine ben saati bırakırım orda, problem değil yani. Neyse, biz tabii bizim Allah rahmet eylesin Şinasi diye bir arkadaş var bizim, şimdi Bayındırlılar dinliyor, onlar tanırlar, Kemeraltı’nda Saatçi. Haber gönderiyoruz Şinasi’ye bir saat göndersin, Şinasi bir saat gönderiyor veya gelip gidiyor veriyor bir saat, Şinasi ile de samimiyiz. O da eski ülkücülerden ama biz böyle biraz çizgi dışıyız. On onbeş gün sonra, yirmi gün sonra Bayındır’da gene böyle bir şey var, fıs fıs fıs fıs, Mustafa Kardeş! Buyur? Bu akşam sohbet var bizde, buyur gel. iyi gelelim. Aynı grup, gittik, yine aynı orda. işte sohbeti yapan kim? Şimdi birisi de üzerine alınacak, kim olsun, elini kaldırsın. Ahmet olsun, Ahmet attı kendini orta yere. Sohbeti yapan Ahmet, senetleri orta yere atan da Ahmet. Sohbeti yaptı, yaptı, yaptı, son fasıl getirin senetleri dedi. Aaaa dedim ben.

Biz o zamana kadar kaç baharın otunu yemişiz. Yaş genç ama girmediğimiz dalga kalmamış bizim. Okyanus boğmamış bizi, ulan orda mı boğulacağız! Baktım imzalıyor adam pırasa doğrar gibi, dedim bu işte bir sıkıntı var. Bende saat var gene ama atar mı Mustafa Özbağ? Atmaz. Bekliyorum ben. O hareketi gördüm, yavaşça kalktım ben, çıkıyorum.

O sohbeti hem davet eden hem o gün de organize eden benle beraber çıktı dışarı. O da Bayındır’ın sorumlusu, imam. Bildiğiniz cami imamı. Müftülükte görevli. Benim eskimi iyi biliyor o tabii, bizim mahalle komşusu. Toparladım yakasını, Ahmet’ten için, bu ne iş yapıyorsun lan dedim ben, Mustafa kardeş dedi, bu dedi okullara sıra yapıyor, dedi. Ulan dedim, o adam o senetleri öderse iflas eder dedim. O adam Tire’de atmış bir tomar senet, Bayındır’da atıyor bir tomar senet, o adam iflas eder! O adam iflas eder dedim o senetleri ödemeye kalkarsa dedim ama yakası elimde böyle, şimdi onlar benim eski günlerimi bildiğinden böyle beti benzi gitti bunun, tık yok bunda. Mustafa kardeş dedi, biz onları sonra geri veriyoruz dedi ona

dedi. Ha siz aldatıyorsunuz o zaman insanları dedim, ulan aldatan bizden değildir, dedim ben siz nasıl aldatıyorsunuz insanları! Ben böyle omzundan böyle yakasından tuttum, gitti desene benim saat dedim, ittirdim ben bunu. Mustafa kardeş, getireyim saati dedi. Saat kıymetli ya, verememişler bir yere. Git lan dedim, Mustafa Özbağ ne zaman verdiğini geri almıştır dedim. Yürü dedim, bir daha çağırma beni dedim. Siz dedim milleti aldatmaya, kandırmaya çıkmışsınız dedim. Biz orda, o cemaate bağımız koptu bizim. Benim koptu yani. Tamam, bitti benim, başka bir şey görmeme gerek yok benim. Sonra beni gezdiriyorlar o yurt bizim, bu yurt senin, yok diyorum bitti kardeşim. Canım kardeşim, bunu böyle gördüm. Bunu bana birisi açıklasın. Bunları yaparken bir kimse yumuşak yüzde yapar. Aldanma. Aldanma! Sen Allah yoluna mı çıktın? Evet! Millete mi güvendin çıktın? Kime güvendin sen? Güvendiğin insanlarsa senin, yolda kalırsın. Allah yolunda yürüyecek olanın güveneceği yer Allah’tır. Başka hiçbir şey ve hiçbir kimse değildir. Senin güvenliğin tek yer Allah’tır. Başka hiçbir yer yoktur. Hiçbir yer! Hayır! Sen ona yaslanır, ona dayanır, ondan ister, ona verir, ondan alırsın. Bu kadar, başka hiçbir yer yoktur.

Bir kimse diyorsa sana, ya şu işi yapacağız bize biraz yardım et, uzak dur ondan. Uzak dur! Gücün yetiyorsa yap kardeşim. Allah senin güç yetiremediğini senden istemez. Güç yetiremiyorsan Allah senden istemez onu. Bir kimse oruca güç getiremiyorsa tutmayacak. Fidye, parası yoksa vermeyecek. Bakın parası yoksa vermeyecek. Hiçbir şeyi yoksa hiçbir şey vermeyecek. Allah zalim değil. Hani geldi sahabeden bir kimse, yandım ya Resulallah dedi. Ne oldu? Tabiri caizse halk tabiriyle, ben orucu patlattım, dedi. Eşiyle cinsel ilişkiye girmiş, Ramazan! Dedi ki, atmış bir tutacaksın. Dedi ki, ey Muhammed ne başıma geldiyse bu oruçtan başıma geldi. Ben nereye atmış bir tutacağım dedi. O zaman dedi fidye ödeyeceksin. Dedi ki bu Medine Ovası’nda benden daha fakir bir kimse var mı ben fidye ödeyeyim? Gitti Allah resulü, hemen eve girdi, ne var ne yok, baktı bir tas hurma buldu ordan, bir tas hurmayı getirdi ona verdi, al bunu fukaralara dağıt. Ya Resulallah benim eşim ve çocuklarım evde dedi. Biz hepimiz yoksuluz, açız. Yani bunu başkasına dağıtacak durumum yok. Git dedi ehlinle bunu ye, Allah seni affetsin. Bakın dindeki kolaylığı görüyor musunuz? Dindeki kolaylık! Orucu patlattı, atmış bir, tutacak gücü yok, o zaman fakir fukara doyuracak. Parası yok, parası yok! O zaman ne yapacak? Tövbe edecek, hiçbir şey lazım değil ona. Oh, nasıl olsa lazım değil deyip de bütün ramazan orucu patlatmasın yalnız, biraz da nefsine sahip çıksın. Burdan hareket ederekten orucu patlatmasın ya da hiç tutmasın patlatacaksa. Desin ki ben özürlüyüm canım kardeşim. Eyvallah! Özürlü özürlü, özürlüye sorun yok. Kimisi

özürlüdür, eyvallah! Hastadır, rahatsızdır bu konuda, söyleyecek bir laf olmaz. Allah muhafaza eylesin.

“Elimi ayağımı alana, yüzümün rengini uçurana, kuvvetimi giderene,

çehremi bozana uğradım.”

Yani elimi ayağımı alana, yüzümün rengini uçurana, kuvvetimi giderine çehremi bozana uğradım. Yani ölümle yüzleştim, ölümle karşılaştım. Ancak onlar bu insanları bu hale getirir.

“Önüne geleni kırma, ağaçları kökünden dibinden söküp çıkarana sa-

Yani öyle bir yere sataştım ki öyle bir yerle karşı karşıya kaldım ki ağaçları kökünden çıkarıp önüne katıp götürüyor. Bu ne? Allah’ın kudreti, kuvveti. Ölümle yüzleşme.

“Adamları, hayvanları, cemadat ve nebatatı mat edene rastladım.”

Yani bütün her şeyi mat eden nedir? Allah’tır. Ne ile? Ölümle? Ölüm gelince mat olur mu insan? Evet. Bütün her şey biter mi? Biter. Matı bilmeyen var mı? Yok. Satrançta yenilme, öyle değil mi? Şah-mat oluyor. Kaç hamlede yapıyor? iyi bir ustaysa, değil mi, bir üç hamle vardı, şah-mat oluyordu ama herkes ezberliyor sonra oyunu, o ilk acemilere yapıyorsunuz onu. Ondan sonra hamle hesaplamaya başlıyorsun. Tabii siz hiç satranç oynamadınız tabii. Var mı? Oynamayanlar elini kaldırsın. Arada bir satranç oynayın ya. Bazıları haram diyor, satrançla alakalı, değil o. Satranç Hanefilerde caizdir. Şans oyunları haramdır. Satranç şans oyunu değildir. Satranç zekâ oyunudur. Satranç oynayan insanlar, beyin damarları daha iyi çalışır. Daha zeki olurlar. Daha fazla hamle hesaplarlar. Sen sadece kendi hamleni hesaplamazsın satrançta. Onun, karşı tarafın sürdüğü, oynadığı taşla hamle hesaplarsın. O bunu sürdü, şimdi bunu sürecek, ardından bunu sürecek, ardından bunu sürecek, ardından bunu sürecek. Sana oyun kuruyor. Sen de oturur onun hamlesine karşı hamle üretirsin. O atı buraya koyarsa ben veziri buraya koyacağım. O atı buraya açarsa bende onun filini buradan yiyeceğim. Hamleye karşı hamle üreteceksin. işte mat nerde olur? Şah mat olunca oyun biter. Ölüm gelince oyun bitti. Son nefesi verdin, bitti. Bu dünyada işin bitti. Allah bizi affetsin. O yüzden ona rastladım diyor. 1275’i okuduk, 1275’ten sonra devam edeceğiz inşallah.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Sünnet, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı