Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 1250-1263. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 4 • 17/36

1250-1263. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Rabbim cümlemizi ve bütün Ümmeti Muhammedi hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakkı yaşayanlardan ve yaşatanlardan ve mücadelesini verenlerden, batılı batıl bilip batıldan uzak duran ve batılla mücadele eden, Kuran ve sünnete sımsıkı yapışan ümmetlerden eylesin inşallah…Mesneviye devam 1250. beyitten:

“Acaba bu nehiy, haram olduğundan mıdır yoksa korkutmak için mi? Gönlünce tevili üstün tutunca kendisi hayretteyken tabiatı, buğdaya doğru koştu. Bahçıvanın ayağına diken batınca hırsız fırsat buldu, esvabını çalıp kaçtı.”

Hani Cenab-ı Hak Adem’e dedi ya hani acaba bu nehiy haram olduğundan dolayı mıdır diye. Nehiy neydi? Bu ağaca yaklaşma! Cenab-ı Hak o ağaca yaklaşmayı nehyetti. Bu nehiy. Hz. Pir diyor ki acaba bu nehiy diyor haram olduğundan mı yoksa diyor korkutmak için mi tevile mi gitti. Adem Aleyhisselam ağaca yaklaştı ya, yani burda ne var? Bir nehiy var. Nehiy ne, mesela yasaklanma. Örneğin işte fuhuşa yaklaşmayın veyahut da faize yaklaşmayın veyahut da harama yaklaşmayın. Bakın bunların hepsi de nehiy veya içkiye yaklaşmayın, nehiy. Haramlarla alakalı, yaklaşmayın vardır. Yaklaşmayın nedir? Yani sen ondan uzak dur. Yakın dahi durma ona. Bu ne? Yakınlaşırsan şüpheli, kayabilirsin, yaklaşma. Hani islam’da bir şey haram olunca ona yakın durmak da haramdır. Kumar yaklaşma, uzak dur ondan veya içki, yaklaşma uzak dur veya uyuşturucu bugünün müptelası

bugünün büyük bir belası uyuşturucu belası. Uyuşturucu belası! Ülkede son on yılda, sadece tedavi olmak isteyenler %3600 artmış, %1800 kullananlar artmış, on yılda! Bu son bir de 3-4 yıldır bunlar açıklanmıyor. Zaten yakında TUiK’i de kaldırırlar. Açıklanmıyor, son dört yılın, son beş yılın bu şeyleri normalde açıklanmıyor. Yani 2016’ya kadar var ya da ben ulaşamıyorum, bilmiyorum. Bilmiyorum, 2016’ya kadar bunlar. 2016’dan sonrasını göremiyorum, uyuşturucu ile alakalı, içki ile alakalı olan TUiK açıklamalarını, yayınlarını, bilmiyorum. Bakın yaklaşmayın dediğinde sadece ona değil, ona giden bütün yollar da yasaktır, yaklaşma. Ona giden yollar da yasaktır.

Şimdi Hz. Pir diyor ki acaba bu nehiy haram olduğundan mı yoksa korkutmak için mi diyor. Hz. Adem burdan tevil etti diyor. ‘Gönlünce tevili üstün tutunca kendisi hayretteyken tabiatı buğdaya doğru koştu gitti.’ Tevili üstün tuttu, yaklaşma deyince yaklaşmamayı tercih etmedi, tevil etti. Yani bu normal kesin, kati haramlar hükmünden değil. Yaklaşmayın. Yani uzak dur ondan. Bunu tevil etti, kesin haram gibi görmedi, öyle söylüyor. Kesin haram gibi görmedi. Hani peygamberlerin küçük zelleleri denir ya, zelle, küçük zelle, yani haram değil, günah değil, zelle, hata, kusur. Adem Aleyhisselam’ın ağaca o yaklaşmayın, denilen şeye yaklaşmak olarak nitelendirilir. işte diyor ‘bahçıvanın ayağına diken batınca hırsız fırsat buldu esvabını çaldı gitti.’ Hani bahçıvanın ayağına diken batarsa elbisesini, osunu busunu düşünmez ya ayağına bir şey battı bir kimsenin veyahut da birden eliniz kesildi, birden bir tarafınız yandı, birden bir şey oldu, siz o esnada bir şey düşünmezsiniz. Bunu Ağustos depreminde görmüştüm ben. Bir deprem olunca insanlar gece nasıl yatıyorlarsa sokaklara öyle çıkmışlardı. Hani o esnada elbisesini düşünmedi hiç kimse, üzerinde bir şey var mı yok mu diye düşünmedi. Can korkusuyla komple sokaklara attılar kendini. Bir kimsenin canı birden acır, bir şey olursa, hızla kendini ileri doğru atar, kendini bir yere atar. Diyor ki o esnada Adem aleyhisselam burda tevile yönlendi diyor kendince Hz. Pir. Diyor ki tevile yönelince hani kesin, kati haram hükmünden değil, tevil etti diyor onu diyor, o yüzden diyor ayağına da diken battı dediği o. O esnada tevil etti, meyveyi yedi ama şeytan yapacağını yaptı. Şeytan ne yaptı? Sonuçta onu aldattı. Allah muhafaza eylesin ve şeytan nasıl aldattı? Şeytan ona vesvese verdi.

Adem’in gönlü vesveseye açıksa hepimizin gönlü vesveseye açıktır. Kendinizi vesveseye kapalı görmeyin. Bir kısım sufiler, burda tabiri caizse vartaya düşerler. Gönüllerinin şeytanın vesvesesine kapalı olduğunu iddia ederler veya söylerler bu doğru değil. Hz. Muhammedi Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haricinde, bütün insanların gönülleri, şeytanın vesvesesine açıktır. Çünkü zaman zaman başka peygamberlerin de gönüllerine

böyle vesvese verdiği oldu. Adem’de var, diğer peygamberlerde de küçük küçük oldu. Hz. Muhammed i Mustafa (s.a.v) ’de yok. O hiç hata ve günah işlemedi, hatasız. Bizim bu noktamızdan da rahatsızlar. Bakın şimdi çocuklarımıza imam hatiplerde, ilahiyat fakültelerinde, diyanet kürsülerinde, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin hata yaptığını, bazıları günah işlediğini ve onun da tövbe edip Allah’ın onu affettiğini söylüyorlar. imam hatiplerde bu öğretiyi veriyorlar. ilahiyatçılar bunu söylüyor Türkiye’de, diyanet bu konuda yayın yapıyor böyledir diye ama imam-ı Azam’ın fetvası duruyor. Hz. Muhammed i Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kim günah işlediğini söylerse küfür ehlidir diyor. Evet ama bizim çocuklarımıza bunu öğreti olarak veriyorlar şimdi. imam hatibe giden bir çocuk din dersinde bunu öğreti olarak alıyor, ilahiyat fakültelerinde bunu öğreti olarak alıyorlar. Bunu söylüyorlar, bunu savunan ilahiyat profesörleri var. Bunu savunan diyanetin içerisinde müftüler var, profesörler var, doçentler var bunu savunan! Hayır! O hiç heva ve hevesinden konuşmadı, ayetle sabit. Ayetle sabit! O hiç heva ve hevesinden konuşmadı. Bu ayete rağmen bunu söyleyenler var. O yüzden bu ayete rağmen söylediklerinden dolayı küfür. Allah muhafaza eylesin ama geçmiş peygamberlerde bu vesvese var mıydı? Evet ve bütün insanlıkta bu vesvese olur mu? Evet. Sûfileri ilgilendiren, sufilerde de bu vesvese olur mu? Evet. Şeytanın vesvesesine açıktır bütün herkes.

Bunun ilacı nedir? Allah’ı zikirdir. Bunun ilacı Allah’ı zikirdir. Allah’ı zikreden bir kalp oluşunca, evet o esnada kalpte zikrullah tecelli edince şeytanın vesvesesine kapı kapanır. Öbür türlü kapı açıktır. Allah muhafaza eylesin.

‘Şeytan ona vesvese verdi ve ey Adem sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak bir mülkü göstereyim mi dedi.’ E daha önce de dedim böylece onların ikisini de baştan çıkarıp aldattı diyor Araf Suresi, ayet 22’ de de. Bunu daha önceki derslerde söyledim. Ne yaptı? ikisini de baştan çıkardı, ikisini de aldattı. Araf 21’de diyor: ‘ve doğrusu ben size öğüt verenlerdenim diye ikisine yemin etti.’ Şeytan ne yaptı? Ben size öğüt verenlerdenim dedi, yemin etti onlara. Böylece onu aldattı. Ha demek ki birisi gelir size Kur’an ve sünnetin dışında bir şeye ben size nasihat edenlerdenim, ben size doğruyu söyleyenlerdenim der, yemin eder veya Kur’an ve sünnetin dışında bir şeyi ben sizin iyiliğinizi düşünüyorum, ben senin iyiliğini düşünüyorum der, sana söyler. Bir şey Kuran’a, sünnete, imamların içtihadına uygun değilse dini değildir o. Onun dinle alakası yoktur, heva heves. Allah muhafaza eylesin ve normalde Cenab-ı Hak malum Adem’e ve eşine dediydi ki cennette istediğiniz gibi yeyin, için, dolaşın, gezin, keyfedin tabiri caizse ama dedi yani işte ağaç olduğu söyleniyor. Herkes bu konuda müteşabih bir şey, bir

tevili var, yani kadim bir tevil olanlar, işte kimisi diyor ki ta israiliyetten gelen hani Musa aleyhisselamın Tevrat’ından ve Musa’dan gelen ve incil’den gelen veya ondan önce ibrahimîden gelen bilgiler, insanlık var olduğundan beri gelen bilgiler, kimisi diyorlar herkes şimdi bunlarda farklı farklı teviller var. Yok işte şeydeki, ne o cennetteki buğday ağacıydı, işte böyle parlak kocaman bir buğdaylı, böyle şu kadar büyüklükte falan ellerimi görüyorsanız, işte böyle hani bir top kadar, böyle buğday tanesiydi onu yedi. Kimisi diyor ki bu ağaç ebedilik ağacıydı, ona yaklaştı. Allah’ın sırrı meydana çıktı. Kimisi diyor ki bu ağaç normalde farklı bir ağaçtı. Bütün kainatın bütün ilmi ondaydı, o ağaca yaklaştı gibi gibi… Birçok bu konuda tevil var. Bu tevillere baktığınızda boğulur kalırsınız. Bakın bu tevillerin hepsine baktığınızda boğulur kalırsınız. Kendi kendinize de böyle bunun üzerinde artık böyle neydi öyle miydi böyle miydi diye hatta size bile vesvese gelebilir. Çok basit, Allah bir şeye yaklaşma demiş, Adem aleyhisselam da yaklaşmış. Bu kadar. Her şey olabilir, ağaç da olabilir, her şey olabilir. işte böyle ona yaklaşınca, o hatayı yapınca ardından da böyle hata yaptığını anlayınca artık o kimse ne yaptı? Adem(a.s) çok pişman oldu ve şeytan onu bununla kandırdı.

“Adem hayretten kurtulup tekrar yola gelince gördü ki hırsız eşyayı iş

yerinden götürmüş.”

Yani şeytan onu hataya, kusura sürüklemiş. Şeytan istediğini ondan al-

mış. Şeytan ona istediğini yaptırmış. Ondan sonra Adem dedi ki:

“ ‘Rabbena inna zalemna’ deyip ah etmeye başladı. Yani ‘karanlık

bastı, yol kayboldu’ dedi.”

Hani ‘Rabbena inna zalemna’ ne demek? Ya Rabbi, biz kendimize zulmettik demek. Adem aleyhisselam ne yaptı? Biz kendimize zulmettik dedi. Ağlayıp inlemeye başladı ve tabii bu değişik hadisi şeriflerde uzun bir tövbedir bu. Bunun böyle değişik rivayetleri de var Cenab-ı Hakkın Adem’in üzerinde, diline verdiği değişik rivayette dualar ve tövbeler var. Ben onlardan birisini aldım, bu farklı eserlerde, farklı hadis kitaplarında, farklı bu duayı bulabilirsiniz. Hep beraber de amin diyelim inşallah. Adem Aleyhisselam’ın ağzından dua etmiş olalım:

‘Allah’ım senden başka ilah yoktur. Seni teşbih eder, sana hamd ederiz. Rabbim, ben nefsime zulmettim, sen beni bağışla. Sen bağışlayanların en iyisisin. Allah’ım, senden başka ilah yoktur. Seni tesbih eder ve sana hamd ederiz. Rabbim, ben nefsime zulmettim, bana merhamet et. Muhakkak ki sen merhamet edenlerin en hayırlısısın. Rabbim, senden başka ilah yoktur. Seni tesbih eder ve sana hamd ederim. Rabbim ben nefsime zulmettim. Bana tövbeyi nasip et. Muhakkak ki sen Tevvab ve Rahimsin.’

Amin, ecmain! Ve Cenab-ı Hak yine ayeti kerime ile ‘şüphesiz ki Tevvap ve Rahim odur, o’ diye yani Cenab-ı Hak kendisine tövbe eden Adem’i ve Adem’in sulbünden gelen bütün Adem’in çocuklarını tövbe ederlerse kendilerinin tövbelerini kabul edeceğini; ‘onlar bilmezler mi ki Allah muhakkak kullarından tövbeyi kabul eder.’ (Tövbe-104) ve yine Cenab-ı Hak buyuruyor, Nisa, ayet 110: ‘Kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah’tan mağfiret dilerse Muhakkak ki Allah Gafur ve Rahim olarak bulur Allah’ı.’ Yine Furkan, ayet 71: ‘Kim de tövbe eder ve salih amel işlerse muhakkak ki Allah’a tövbe etmiş olarak döner. Ve buna benzer birçok ayeti kerimeler vardır ki kim tövbe eder geri dönerse Cenab-ı Hakkı affedici olarak görür ve bulur ve kim tövbe eder günahından geri dönerse Rabbim onu tertemiz eder. Hiç günah işlememiş gibi eder. Bu da hadis-i şerifle sabit ve kim tövbe eder geri dönerse Cenab-ı Hak onun yapmış olduğu yanlışlıkları, eksiklikleri hayra çevirir. Rabbim cümlemizi tövbe eden ve tövbeleri kabul olan kullarından eylesin. Önemli olan tövbe etmektir. Önemli olan bakın, önemli olan tövbe edip geri dönebilmektedir. Çünkü tövbe eden kimse Allah’a karşı kibirliliği kenara bırakmış, Allah’a karşı küstahlığı kenara bırakmış, Allah’a karşı edepsizliği, hayasızlığı, dik başlılığı kenara bırakıp nefsine galip gelip Ya Rabbi beni affeyle deme noktasına gelip Allah’a boyun bükmüş kimsedir.

O yüzden Cenab-ı Hak kim kendisine boyun büker, kim kendisine yalvarır yakarır, kim kendisinden bir şey isterse Rabbim onun istediğini verir, tövbesini kabul eder, onu hiçbir günahsız bir şekilde huzuruna alır. Rabbim cümlemizi son nefesine kadar tövbe eden kullarından eylesin. Çünkü Cenab-ı Hak tövbe edenleri sever. Bakın bunun altını da çizin. Cenab-ı Hak tövbe edenleri sever. Sadece tövbe edenlerin tövbesini kabul etmekle kalmaz, Allah tövbe edenleri sever. O yüzden sufiler her gün tövbe ederler. Allah tövbe edenleri sevdiği için Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri günde en az yüz kez, bir rivayette yetmiş kez Allah’a tövbe ederdi. Allah’a tövbe etmeyen kimse küstah. Allah’a karşı kibirli. Allah’a karşı saygısız. Allah’ı tanımayan bilmeyen bir kimsedir. Cehenneme odun olur o. Allah’a tövbe etmeyen kimse, cehenneme odun olur.

O yüzden sufi virdlerinde muhakkak tövbe vardır. En azı: ‘estağfurullah el-azim’ demektir. En azı! Bizim derslerimizde ‘sübhanallahi ve bihamdihi sübhanallahil azim ve bihamdihi estağfurullah el azim’ Amin! ‘Kim bunu günde yüz sefer söyler ise deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder.’ Hadisi şerif. Hadisi şerif! Tövbe edenin Cenab-ı Hak tövbesini kabul eder. Şek şüphe yok. Burdaki şüphe şeytanın vesvesesidir, muhakkak her gün tövbe zikrinize devam edin, muhakkak! Es geçmeyin. Ya seherin

başlangıcında, günün başlangıcında ya da günün sonunda, ya da hem başında hem sonunda. Tövbesiz gününüz olmasın. Allah muhafaza eylesin.

“Bu kaza güneşi örten bir buluttur. Aslan ve ejderha bile ondan fer-

yat figan etmektedir.”

Bu kaza yani Adem aleyhisselamın başına gelen şey, kaza. Bir başkasının başına da gelir, bu kaza. Yani kazayı bir güneşin önünde bulut gibi görün. Nasıl güneşin ışığını bulut kesiyorsa aydınlanmasını kesiyorsa ama geçici, bir şey başınıza gelecekse biz buna iman ederiz. Bildiğin bilmez olur, gördüğün görmez olur. Aklın yetmez olur. Hani derler ya, lal oldum kaldım diye, lal olur kalırsın. Sakın ha yapmış olduğunuz günahları, hataları, kusurları, bunun arkasına sığınmayın, tövbe edin. Adem’in şeytandan üstünlüğü şu; Adem hatayı, kazayı kendi nefsine aldı. Dedi ki bunu sen emredip ben yaşadım demedi. Bu cebriye olurdu. Bunu sen yazdığın için yaşadım deseydi cebriye olurdu. Sen yazdığın için bu geldi benim başıma deseydi, farklı türlü baksaydı bu kaderiyle olurdu. Dedi ki bunu ben yaptım, sen bana buraya yaklaşma dedin, ben nefsime uydum yaklaştım dedi. Hatayı kusuru kendisine aldı. Şeytan kendisine almadı. Şeytan kendisine aldırmaz. Bu bizim kardeşlerde de var. Bazen işte birisi şöyle sıkıntım var böyle problemim var, şöyle derdim var… Ben diyorum ki tevhide devam et, tevhide, la ilahe illallah demeye devam et. O bana şunu diyor, ben her gün diyorum ki! Allah Allah! Desem ki sen hakiki manada demediğinden böylesin, kırılacak gönlü. Sen yine de devam et diyorum ben şimdi, kalbini kırmak istemiyorum. Ben aslında Tevhide devam et diyorum, ‘ben diyorum’ diyor. Ben diyorum dediğinde ne oldu biliyor musunuz? Yani diyor ki bu tevhit beni korumuyor! Bu tevhit benim hastalığıma şifa olmuyor. Ben zaten her gün diyorum ki! Kabahat ne oldu? Tevhitte oldu. Ben söyleyemedim de olmadı. Ben hakiki manada zikredemedim, olmadı. Ben hakiki manada oturup da kalbimi yırtarcasına ‘la ilahe illallah’ diyemedim, olmadı! O her gün diyor zaten! O her gün çok dua ediyor zaten! O her gün çok namaz kılıyor zaten! Senin ona yani namazını dosdoğru kıl veyahut da tevhidi dosdoğru çek demene gerek yok. Neden? O zaten dosdoğru yapıyor! Yaptığı halde olmuyor! Yani tevhit yetersiz haşa! Kendinde arkadaşın kusur yok. Onun duası, tevhidi, namazı, zikri bitamam. Haşa Allah korumuyor onu! Demiyorum ki ben dosdoğru yapamadım!

Hani birisi geldi dedi rahatsızlığını söyledi, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona dedi ki bal şerbeti iç. Ertesi gün tekrar geldi, tekrar ona dedi ki bal şerbeti iç. Üçüncü günü bir daha geldi, ona tekrar bal şerbeti iş dedi. O da dedi ki yani ben bal şerbeti içiyorum ama hani şifa

bulmuyorum. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki bunun karnı yalancı, karnı yalancı bunun. Ondan sonra akabinde Kur’an ve bal şifadır dedi. O hadis-i şerifin geldisi bu. Onun karnı yalancı dedi. Senin dilin yalancı. Sen tevhit çekiyorum yine başıma geliyor diyorsan dilin yalancı senin. Sen dua ediyorum yine olmuyor diyorsan, senin duan da yalancı, sen de yalancısın, dilin de yalancı. Tevhitte kusur arama. Dua ibadetinde kusur arama. Zikirde kusur arama. Namazda kusur arama. Sensin kusurlu. Allah’ta kusur arama. Sensin kusurlu. Adem kendisini kusurlu gördü. Ne dedi? ‘Rabbena zalemna’ dedi. ‘Ya Rabbi! Ben kendime zulmettim’ dedi. Demedi sen bana zulmettin diye Allah’a. Demedi bu kazayı sen benim başıma ördün. Demedi Cenab-ı Hakka bu gafleti bana sen verdin. Demedi Cenab-ı Hakka bunu sen yarattın, o ağaca yaklaşıncaya kadar veya o yasakladığın şeye yaklaşıncaya kadar sen yarattın demedi. Üzerine aldı.

işte kaza gelecekse önüne bir bulut gelir ama sen onu üzerine al. Adem’in yolunu seç. De ki ben yanlış yaptım. De ki ben hata yaptım, de ki ben çok günah işledim, de ki ben çok yanlış yollara gittim, de ki ben doğruyu anlayamadım, de ki ben hakikate eremedim, de ki ya Rabbi, ben zayıf kulunum, bir sürü hatam, kusurum yanlışlığım vardır. Sen benim hatama kusuruma bakıp da beni cezalandırma. Merhametinle muamele et. Beni affet. Padişaha yakışan affetmektir. Biz zayıf kullarız. Bizleri affetsin inşallah.

“Kaza ve kader zuhur edince, bir tuzağı bile görmüyorsam, bu yolda

cahil olan yalnız ben değilim ya”

Dedi Hüdhüd. Yani dedi ki kaza ve kader zuhur edince bir tuzağı bile göremem ben. O zaman da dedi bu yolda cahil olan ben değilim sadece. Kaza tecelli edince, o kader tecelli edince, muhakkak ki bir şey olacak, ben göremeyeceğim.

“Zorlamayı bırakıp feryadı figana koyulan kişi ne kutlu kişidir; o iyi

bir işe sarılmıştır.”

Yani o zaman ne bir kimse kaza kader onun başına bir şey getirdiyse, feryada figana koyul. Allah’a yalvarmaya başla, yakarmaya başla, dua etmeye başla, tövbe etmeye, zikrullaha devam et. Zikretmeye devam et. O yüzden ne olacak. Sen o kaza ve kaderin pençesinden yine seni kaza ve kader kurtaracak. Rabbim bizi onlardan eylesin.

“Eğer kaza seni gece gibi sararsa sonunda yine elinden tutacak odur. Yüz kere canına kastederse yine sana can veren, derdine derman olan kazadır. Bu kaza yüz kere yolunu kesse de yine senin çadırını göklerin üstüne

kurar. Seni eminlik mülküne götürmek için bu korkutmasını inayet bil. Bu sözün sonu gelmez, söz de uzadı. . Sen tavşanla aslan hikayesini dinle.”

O yüzden başınıza bir kaza, bir şey gelecekse kader ağını ördüyse seni oradan kurtaracak olan yine o kader ve kazayı yazandır. Seni o kaza ve kaderin sarmalına düştüğünde onu hayra çevirecek olan, onu nurlandıracak olan, onu doğruya sevk edecek olan yine odur. Bir başkası değil. Sen Allah’ın ipine sımsıkı yapış. Başına ne gelirse gelsin, hangi darlıkta hangi sıkıntıda, hangi belada hangi musibette olursan ol, seni ordan kurtaracak olan yine o kaza ve kaderi tecelli ettiren Allah’tır. Sen asla ve asla ümidini kesme. Asla ve asla yeise düşme. Sen mücadeleye gayrete savaşmaya sevmeye, sevmeye, aşık olmaya Allah yolunda koşmaya devam et. Senin önünü açacak olan o. Önündeki engelleri aştıracak olan o. Önündeki engelleri kaldıracak olan o. Zalimleri durduracak olan o, zalimlerin tekerine çomak sokacak olan o, zalimlerin bineğini devirecek olan o, zalimleri bize musallat edecek olan da o.

O zaman biz mülkün sahibine yalvarırız. Ya Rabbi zalimleri helak eyle! Onları bizim başımıza musallat eyleme. Onları bizim başımıza musallat olmaktan bizleri koru. Bizleri de zalimlerin musallatında inim inim inleyenlerden eyleme. Amin. Çünkü Cenab-ı Hak her şeyi bir ölçüde yaratmış, ayeti kerime ve bizim emrimiz tekdir bir göz kırpması gibidir andolsun ki biz sizin benzerlerinizi hep helak etmişizdir. Şu halde bir düşünen var mı yaptıkları her şey kitaplarda kayıtlıdır. Küçük büyük her şey satır satırdır. Muhakkak ki muttakiler cennetlerde ve ırmaklardadır, doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar.’ O zaman her şeyi harfiyen kitabına yazılmış. Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışız. Cenab-ı Hak her şeyi bir ölçüye göre yaratmış. Cenab-ı Hak her şeyi yazmış, silecek olan kim? O. Yazdığını değiştirecek olan kim? O. Belayı def edecek olan kim? O. Hastalığa şifa verecek olan kim? O. Derdimize derman olacak olan kim? O. Bizi yeniden dizayn edecek olan kim? O. Duamızı kabul edecek olan kim? O. Cennet onun, cemalullah onun, cehennem onun, hesap onun, kitap onun, mahşer onun. Biz de onunuz, dünya da onun, her şey onun. istediğini hayra yönlendirir. Bütün dünya ayağa kalksa, bütün dünya senin hayrını önlemeye çalışsa, o hayrı istediyse senin üzerinde, senin yolunu açar. Seni hayır yolunda koştutturur. Hiç kimse sana mani olamaz. Sen yeter ki hayırda koşmaya kendin kasteyle, niyet et. Sen yeter ki Kur’an ve sünnet dairesinde yaşama ve yaşatma mücadelesi vereceğim de, niyet et. Senin önünü açacak olan Allah’tır. Hiç kimse senin önünü kapatamaz. Ancak senin hataların, yanlışlıkların, eksikliklerin, noksanlıkların senin önünde engeldir. Sen onlara tövbe et. Önündeki engelleri kaldır. Allah bizi onlardan eylesin inşallah.

Rabbim cümlemize affı mağfiret eylesin, cümlemizi kendi yolunda devam eden kullarından eylesin inşallah. Canım kardeşlerim, haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Soru bitti, soru bitince konu da bitti zaten burda bir yere kadar işlemişim, onda kaldı. Önümüzdeki inşallah hafta konu başlığı Kuyuya yaklaşınca aslanın yanında tavşanın geri çekilmesi. Burdan inşallah devam edeceğiz. Salı günü yine Allah izin verirse Divan-ı Kebir okumasından devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin. Allah razı olsun. Selamünaleyküm

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları