Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 1675-1678. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 1675-1678. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 5 • 32/38

Mesnevî-i Şerîf 1675-1678. Beyitler Şerhi Hakkında

1675-1678. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümlenizi hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden batılı batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümlesini Kur’an ve sünneti seniyyeye sımsıkı yapışıp yaşanması ve yaşatılması için mücadele eden kullarından eylesin. Ecmain. Kaldığımız yerden inşallah devam edeceğiz Allah’tan bir şey gelmezse inşallah. 1675. Beyit. Geçen hafta: ‘ Ensevküm zikri ayetini de oku, velilerin kalplerine nisyan koyma kudretini anla.’ Burayı okumuştuk, şimdi 1675. beyitten devam ediyoruz:

“Veliler hatırlatma ve unutturmaya kadirdirler. Şu halde herkesin gönlüne hakimdirler. Veli, unutturma kudreti ile bir kişinin istidai yolunu bağladı mı o adamın hüneri bile olsa bir iş yapamaz.”

Evet, velilerin kerametlerinden birisi de bir meseleyi hatırlatma ve unutturmaya Cenab-ı Hakk’ın kudretiyle, kuvvetiyle muktedir olmaları ve aynı zamanda da karşısındaki bir kimsenin, bir dervişin gönlüne de hakim olması. Bunlar velilerin kerametlerinden. Şimdi hatırına gelmeyen bir şeyi hatırına getirmek veya hatırındaki bir şeyi unutmak, unutturmak ama burda en önemlisi, karşısındaki dervişanın gönlüne hakim olması. Yani gönlünden, onun gönlünden geçenleri Allah’ın bildirmesi ile bilmesi ama tabii o ilk önce bu böyle velilere veya o kimsenin veliliğine inanmakla alakalı. Şimdi, bir, velilik olgusuna inanacak. Şimdi velilik olgusuna inanmıyor bu sefer ayeti kerimeyi inkâr etmiş oluyor. Ayeti kerimeyi inkâr edince küfre

düşüyor. Çünkü o velilere, o Allah dostlarına korku yoktur. ‘Onlar mahzun da olmazlar, mahcup da olmazlar, hüzünlü de olmazlar. Onlara dünyada da ahirette de müjdeler vardır’ ayeti kerimesini inkar ediyor. Bu bir ayrı bir inkarcı grubu. Bundan normalde veliliği inkar ediyorlar çünkü. Veliliği inkar edince bu sefer o kimse küfre düşmüş oluyor. Bir insan da var, x kimsenin veliliğine inanmıyor. Yani diyor ki bundan veli olmaz, bu veli değildir. Eyvallah. Bu herkesin hakkıdır bakın. Bunda bir böyle kısıtlama olmaz. Bazıları bunu böyle farklı açıdan değerlendiriyorlar. Yok. Mesela bir kimse x kimsenin veliliğine inanmayabilir. Onun için veli değildir o. Onun için doğrudur da örneğin ama onun aleyhine konuşmaz. islam adabı erkanı alan islam terbiyesi alan bir kimse ortada şeyhlik yapan kimsenin aleyhine konuşmaz. Kendince şöyle der, yani ya ben tespit edemedi isem veli olduğunu. Bir de bugünün Müslümanları bu konuda çok zayıflar. Yani nasıl zayıflar? Şimdi önceden bundan iki yüz, iki yüz elli yıl önce insanların bir manevi hayatları, bir manevi bilgileri vardı. Böyle adaplarını, erkanlarını bilirler, desturlu hareket ederlerdi. Şimdi bugünün insanları, bilhassa Müslümanlar büyük bir çoğunluğunun çoğunluğu manevi olarak cahil. Cahilliğinin de farkında değil. Tabiri caizse zır cahil, kör cahil.

Şimdi bir kimse cahildir, cahilliğinin farkındadır, o iyi cahillerdendir. Bakın cahildir yani ya burdaki cehaletten kastım bir konuyu bilmemek, yani tasavvufla alakalı, sufilikle alakalı bilmiyordur. Bilmediğini de biliyordur. Bilmediğini de biliyorsa o edeplidir. O susar. Kimsenin şeyhliğiyle, mürşitliğiyle, veliliğiyle uğraşmaz, kendi işine bakar ama bilmediğini de bilmiyorsa Allah muhafaza etsin, o böyle iyice zır cahillerden. Şimdi bir velinin veliliğini genel olarak insanların tartıp ölçmesi çok zor bir şey. Sebep? Manevi bir bilgiye ihtiyaç var, e manevi bilgi, bu neyle alakalı? Bu kalple alakalı, rüyayla alakalı. Eğer kalbi harekete geçmiş ise onun, yani kalbine ilham geliyorsa, dördüncü makama geldi oturdu, o kimsenin kalbine ufak tefek ilham gelmeye başladı. O kimse karşıdaki kimsenin üç aşağı beş yukarı ne olup ne olmadığını yani kalbine bir ilham gelirse Allah ona bildirirse onu normalde bilir. Şimdi ondan aşağısı ne olması lazım? O kimsenin rüya hali olması lazım. Rüyasında görmesi lazım. Rüyasında ona denmesi lazım ki bu veli değildir, bu mürşidi kamil değildir ama bu da onun kendisini bağlar. Der ki benim mürşidim değilmiş bu, bakın benim mürşidim değilmiş der. Tamam, başka bir mürşid arayacak. Şimdi insanlarda bu iki ilim de yok. O zaman ne yapacak? O zaman şeriata bakacak. Şeriata göre, o zaman şeriata göre karşısındaki bir kimsenin mürşidi kamil olup olmadığını, veli olup olmadığını, şeriata göre ölçecek. Önce diyecek ki işte namazını kılıyor mu, orucunu tutuyor mu, zekat verebilecek noktada mı, zekatını veriyor mu?

Yani olmazsa olmaz farzlarını inceleyecek. Olmazsa olmaz farzını inceledikten sonra nafilelerine bakacak, örneğin işte bu bütün tarih boyunca bu büyük bir hastalıktır. Dinden mi geçiniyor? Bakın, bu tarih boyunca büyük bir hastalıktır ve bütün Kur’an’daki ismi geçen peygamberlerin hepsinin ağzından Cenab-ı Hak der ki biz ücretimizi Allah’tan istiyoruz, peygamberlerinin ağzından, bizim ücretimizi Allah verecek. Bu konuda birçok ayeti kerime vardır. Dini çalışmaların karşılığının Allah’a ait olduğunu yani bunlar dini istismar etmezler, para toplamazlar, para istemezler, kendi özel işlerini yaptırmazlar örneğin, yaptırıyorsa ücretini verirler.

Şimdi bu tarih boyunca en büyük handikap bu olmuş. Örneğin işte bu kimse manevi olarak rüya halinden anlıyor mu? Manevi olarak hani olur da dervişlerin arasında bir kimse rüya gördüğünde rüyasını kime anlatıyor, kim tevil ediyor? Birisi hal gördü, hali kim tevil ediyor? Dervişlerin arasından esma alan var mı? Dervişlerinin arasından rüyaları açık olanlar var mı? Şeriaten bunları araştıracak. Ha iyi, tamam bunlardan da bir sıkıntılı olan bir durum yok ha o zaman onun için bakın şeriaten, evet, bu veli olabilir, bu mürşit olabilir, ben rüyamda görürsem onun mürşitliğine kendimce bir delil olur, hüccetli bir rüya görürsem ben ona intisap ederim diyecek. Böylece ne yapacak? O kimse bir veliye intisap etmiş olacak. Şimdi bunlar da konuşulmuyor bugün toplumda. Bir de bizim Anadolu topraklarında tasavvufa karşı, işte tarikata karşı, sufiliğe karşı öyle bir cephe açtılar ki yani ben Müslüman’ım diyen kimse dahi bu cepheleşmenin içerisinde. Adam mesela veli düşmanı, tarikat düşmanı, sufilik düşmanı, oysa hadisi kutside ‘kim benim veli kuluma savaş açarsa ben de ona savaş açarım’ diyor. Hadisi kutsi varken insanlar bu sufilik yoluna, Allah’ı sevme yoluna, Allah’a hakkıyla kul olma yoluna düşman oluyorlar. Bir de o yolda yürüyenlere de düşman oluyorlar. Yani bu öyle bir düşmanlık ki bir de işte senin tarikatın benim tarikatımı döver. Bir de öyle düşmanlık var. Yani bunlar cehaletin kol gezdiği şeyler. Birisinin şeyhine laf söylemek, onu böyle aşağılamak, onu kötülemek, bir cemaate laf söylemek, onu kötülemek, onu aşağılamak, toplumun içerisinde büyük bir iş oldu sanki. O çok iyi bir Atatürkçü, o tarikatlara karşı, şeyhlere karşı. O çok iyi bir Müslüman, bütün tarikatlara karşı, bütün şeyhlere karşı. O mükemmel bir Müslüman, öyle bir mükemmel Müslüman ki ondan daha iyi bilen yok! O yüzden bütün tarikatlar, bütün şeyhler, bütün sufiler kötü, tu kaka ancak o iyi. Bütün tarikat ehli işte şeyhlerini ilah edinmiş, işte tanrı edinmiş, sizler şeyhinizi… Bunlar hep benim duyduklarım bunlar. Bana da söylenenler bunlar. Ben otuz beş, otuz altı yıldır bunlarla uğraşıyorum ya, bana da söylenenler. Sen istediğin kadar yani böyle bunları konuş, karşındaki kimse Yunus’un tabiriyle bir kara taş.

Diyor ya, sen bir kara taşsın, denizin içine düşsen de su almazsın ya çünkü ehli tasavvufa, ehli zikre, ehli veliye laf söyleyen kimsenin kalbi mühürlenir, bakın kalbi mühürlenir, bunu açık net söylüyorum. O kimse laf söylediği o veliden o mürşidi kamilden, laf söylediği, veliden, mürşidi kamilden helallik almadan bu alemden göçerse, yani imanı tehlikede gider o. Bu, bu kadar tehlikeli bir şeydir. Çünkü Allah’ın velisine savaş açmak, Allah’a savaş açmak. Allah kendisi diyor, bakın Allah’ın kendisi diyor bunu. Öyle olunca sen velilere karşı dilini tut. Sen mürşitlere karşı dilini tut. Sen ne yapmaya ona, onlara karşı olur olmaz konuşuyorsun, hakaret ediyorsun veyahut da laf söylüyorsun? Ölçüyü konuş. Ölçü kuran sünnet, tasavvufun ana ilkeleri, bunları konuş. Deki bir mürşidi kamil dervişlerden para istemez. Para toplamaz. De ki bir mürşidi kamil dervişlerden geçinmez. De ki bir mürşidi kamil, rüya haliyle hallenir. Rüya ilmi vardır. De ki bir mürşidi kamil halden anlar, hal ilmi vardır. Bakın olması gereken şeyler bunlar. Bunları konuş. Bunlarda bir sıkıntı yok. De ki bir mürşidi kamil harama cevaz vermez. Bir mürşidi kamil, Kuran ve sünnetin dışındaki bir şeye cevaz vermez. Bir mürşidi kamil imamların içtihadının dışına çıkmaz. Bir mürşidi kamil hakkında ayet varsa hadis varsa ona tabi olur. Bunları söyle. Bunda bir sıkıntı yok. Hiçbir problem yok. Din nasihattir, din nasihattir din nasihattir veyahut da sen de ki Allah mürşidi kamilleri kerameti ile güçlendirir, destekler. Bu islam’ın içerisinde bir kaidedir. Nasıl peygamberleri mucizelerle destekledi ise mürşidi kamilleri de velileri de kerametleri ile destekler. Sen görmemişsindir, sen fark etmemişsindir. Sen ona hani denk gelmemişsindir. Allah sana göstermemiştir ama onları bunlarla destekler mi? Evet. Yoksa bir mürşidi kamil onca dervişanı idare etmesi onun kuvveti, gücü nispetinde değildir.

Allah ona bir kuvvet verir, güç verir. Allah ona bir destek verir. Allah ona gösterir, Allah’a duyurur, Allah onun kalbine ilham eder. Allah onun gören gözüdür, Allah onun duyan kulağıdır. O da normalde kendince kendisinin böyle bir cüzzi iradesinde yapabileceği bir şey değildir bu. Onca insanın gönlüne hükmetmek, onca insanın gönlünden geçeni hissetmez. Bu Allah’ın vereceği bir şey. Bu Allah’ın destekleyeceği bir şey. Zaman zaman bunlar da kesintiye uğrar mı? Uğrar. Musa aleyhisselama kesintiye uğramış, gitmiş Turu Sina’da ağlamış. Allah resulüne vahiy kesilmiş bir müddet. Allah resulü gece gündüz oturmuş, ağlamış vahiy kesilince. Müşrikler alay etmişler. Muhammed’i Rabbisi unuttu diye. Ayeti kerime geliyor ya sonra: ‘Seni Allah unutmadı’ diye. ‘Seni bırakmadı’ diye. Şimdi peygamberin üzerinde tecelli eden bir şey, bir mürşidi kâmilin üzerinde de tecelli eder, bir velinin üzerinde de tecelli eder. Bizler velileri, mürşidi kamilleri, onun kalbi çatır

çatır çalışır, her şeyi görür, her şeyi duyar…Bu doğru değil. Bir kimse kendi iç aleminde şeyhi için öyle düşünebilir, iç aleminde. Bunu dışarı konuşması doğru değil. Şeriaten uygun değil. Ben kendi kendime derim ki benim şeyhim benim halime vakıftır. Eyvallah ama ben bir şey varsa gider kendisine konuşurum yine. Sünnet bu. Allah resulü dedi ki gelip söyleyeceksiniz, gelip soracaksınız, gelip konuşacaksınız dedi. Ha demek ki sünnete tabî olacağız biz. Şimdi öyle olunca herkesin gönlüne, o mürşit, herkesin gönlüne, Cenab-ı Hakk’ın onun gören gözü olurum, duyan kulağı olurum, tutan eli söyleyen dili. Bir hadisi şerifte aklı olurum diyor onun, onun aklı olurum, başka bir versiyonunda hadisi şerifin. Öyle olunca o zaman onlar normalde dervişlerin sufilerin veya dışarıdaki herhangi bir kimsenin gönüllerine hakim olabilirler mi? Evet. Ben velilerin, mürşidi kamillerin böyle bir tasarrufu olduğunu Cenab-ı Hakk’ın onlara böyle bir keramet verdiğine, şahidim. Kimle? Üstadımın üzerinden şahidim. Bunu görmüş, yaşamış bir insanım. Tecrübe etmişim bunu. Tecrübe etmişim derken böyle tecrübe, Allah affetsin, o küstahlık, yani böyle bir şeyi çok yaşadım. Çok yaşadığım için bu konuda tecrübeliyim. Bu manada. Bir şeyhi tecrübe etmek cehalettir, küstahlıktır. Bir veliyi tecrübe etmek, onu böyle uyandırmaya çalışmak hadi benim gönlümden geçeni bilsin, bu küstahlıktır. insanın kalbinin mühürlenmesine sebep olur. Müşrik adetidir bu. Müşrikler hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine ve peygamberlere yaptılar.

Hani ne yaptılar? Mesela işte Musa’nın kavminden olanlar isa’ya dediler ki Musa’ya gökten sofra iniyordu, cennet nimetleriyle nimetleniyordu. Hani dediler sana. Söyle Rabbine, bize sofra indirsin. Hani ne dedi Cenab-ı Hak ayeti kerimede isa aleyhisselamın dilinden? Siz haddi aşanlardan oldunuz, dedi. Demek ki haddi aşıyor onlar. Ne yaptı isa aleyhisselam bu sefer? Dua etti. Dedi ki yarabbi, bizi nimetlendir. Ona da cennetten ne geldi? Sofra geldi ve ne dedi isa aleyhisselam ordaki havarilere? Sakın ha ertesi güne bu yemeği saklamayın, Allah’ın lütfu geniştir ve devamlıdır, saklamayın dedi. Ne yaptı havariler? Çok özür dilerim ama küstahlık yaptılar. Allah’ın emrini, peygamberlerin emrini dinlemediler ve ertesi güne yemeği sofrayı ayırdılar, dağıtmadılar, tasadduk etmediler. Sanki babalarının malıydı, yemeğiydi. Sanki o yemeği kendileri cennetten indirmişlerdi. Böyle hasislik yaptılar. Ertesine güne yemeği ayırınca Cenab-ı Hak onlardan olan lütfu kesti. Neden? Çünkü onlar küstahlık yaptılar. Beni israil küstah. Aynı küstahlığı Musa’nın kavmi de yapmıştı. Çöle gittiler, çölde yaşıyorlardı. Cenab-ı Hak onlara cennetten bıldırcın eti ve helva indiriyordu her gün. Onlar her gün cennet nimetiyle nimetleniyorlardı. Bıldırcın, pişmiş bıldırcın etiyle pişmiş helva. En sonunda dediler ki onlar ya Musa, biz her gün bunu yiyoruz. Halbuki cennet nimeti.

Cennet nimeti olunca o kimse tuvalete gitmez, ne büyük ne küçük. Üzerinden ter olarak çıkar o. Asla onun üzerinde herhangi bir tuvalet ihtiyacı olmaz. Bunu itikafa girer de itikafta seyr-i sulûk çıkarırsanız bunu yaşarsınız. iki gün, üç gün tuvalete gitme ihtiyacınız olmaz. Halbuki su içersiniz, yersiniz de ama tuvalete çıkmazsınız. Anlarsınız o zaman cennet nimetinin insan üzerindeki tecelliyatını. Haa! idrakiniz açılır. Dersiniz ki yiyorum, içiyorum, tuvalete çıkmıyorum. Demek ki vücut böyle bir ihtiyaç duymuyor. Demek ki yediğin içtiğin içinde nur oldu. Yediğin içtiğin içinde nur olduysa az tuvalete çıkarsın. Bunun için çok zikretmen lazım. Bunun için çok zikredersen sen tuvalete az çıkarsın. Herhangi bir böyle abdest bahaneyle fazla işin olmaz ama Allah’ı çok zikredeceksin. Bu normalde seyr-i sulûk esnasında itikafta yaşanır bu. Bunları böyle açık açık anlatıyorum. Ömrüm ne zaman bitecek belli değil. ilim olarak kalsın diye size.

işte Musa’nın kavmi de ne yaptı? Onlar da nankör oldular, onlar da haddi aştılar, soğan sarımsak yemek istediler Hz. Pir’in deyimiyle. Mesnevide bundan bahseder. Mesnevide der ki onlar küstahlaştılar, haddi aştılar, hani soğan sarımsak dediler. Onlar soğan sarımsak yemek istediler dedi. Hazreti Pir soğan sarımsağa benzetti. Sebebi ne? Yani soğan sarımsak kokulu. O yüzden hani Allah resulü de dedi ya soğan sarımsak yiyen meclisimize gelmesin. Bakın meclisimize gelmesin. Hangi meclis ama, dikkat et. Zahiri soğan sarımsak yiyorsan evet böyle bir meclis. Manevi soğan sarımsak. Yani ağzın kokuyor, gıybet ettin, dedikodu ettin, iftira ettin yalan söyledin, haram yedin, ağzın kokuyor. Tövbe et. O günkü manevi halakaya sen katılamazsın o halinle. Manevi halakaya katılacaksan ağzın korkmayacak senin. Manevi halakaya katılacaksan gözün şaşı olmayacak. Manevi halakaya katılacaksan kalbin şaşı olmayacak. Manevi halakaya katılacaksan kulağın sağır olmayacak. Dikkat et! Neden kulağın sağır olur? Manadan haber almaz. Sen haram dinledin, gıybet dinledin, dedikodu dinledin, iftira dinledin, ona müsaade ettin. Kardeş iftira etme, hanım dedikodu yapma, bey burada iftira ediyorsun, dedikodu ediyorsun, yapma Allah aşkına! Müdahale edemedin, kalben buğuz edeceksin. Ya Rabbi, ben bu iftirayı duymak zorunda kaldım. Ya Rabbi ben bu yalanı duymak zorunda kaldım, Ya Rabbi ben bu gıybeti duymak zorunda kaldım, ben tövbe ediyorum, af dileniyorum, böyle bir meclisin içinde bulunduğumdan dolayı ya Rabbi senin affını diliyorum. Bu nerde olursan ol, işin gücün yok çarşıda dolaşıyorsun değil mi, hiçbir işin yok hiçbir işin yok, çarşıya çıktın, bir sürü baldırı çıplağı seyrettin orda, tövbe et. işin gücün olmadığı halde sen çıktın çarşıya, avare avare dolaştın, yanlış yaptın, gözün harama kaydı orda. Bir işin gücün yok senin çarşıda. Ne yapmaya çıktın sen?

Heva hevesine uydun, bir sürü çıplağı seyrettin, döndün, bir de baktın etekleri ne kadar kısa, yok şortları ne kadar kısa, yok içi görünüyor mu görünmüyor mu! incelediysen, yaptırsaydın masaya iyice inceleseydin! Olmadı! Olmadı sen o gece manevi halakaya katılamazsın. Sen yanında yalan, yemin, gıybet, dedikodu, gırla gidiyor, sen de onlarla beraber o da böyleydi ya, o da şöyleydi ya, devam ediyorsun…. O gece manevi halakadan bir şey bekleme. Tövbe et. Gece olmazdan önce tövbe et. Ordan kalk hemen tövbe et veya orda hemen halakayı çevir eftali zikir de. Ne oluyor? Çok günaha girdik, gıybet ettik, dedikodu ettik, iftira ettik burda, yalan yanlış konuştuk, ben de duydum, siz de duydunuz, siz de konuştunuz, falemennehu. Yapmıyorlar, sen yap, la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah Muhammeden Resulullah de kalk. Ancak senin günahına orda bu kefaret olur, başka bir şey kefaret olmaz. Allah’ı zikir en büyük iş. En eftal zikir tevhid. Hemen orda tevhid oku. Ya işte beni yanlış anlarlar! Ya kim ne anlarsa anlasın. Allah yanlış anlamasın, Allah seni tart etmesin, halakadan çıkarmasın. En fazla olsa bir daha sana selam vermezler. En fazla olsa bir daha seni davet etmezler toplantılarına. Başka ne olacak? Akşam yemeğini Allah’tan geliyor, ondan gelmiyor. Gıybetçiden, dedikoducudan, iftiracıdan akşam yemeğin gelmiyor, akşam yemeğin Allah’tan geliyor. Böylece o manevi sofraya oturacaksın. Yoksa sen de nankörlerden oldun. Senin de gözün körleşir, kulağın sağırlaşır, kalbin mühürlenir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden o zaman da sen kalbin mühürlenince, ‘ya işte velilerde böyle bir hal! Ya olmaz ya bu zamanda!’ Ben şeyh efendiye intisab ettiğimde diyorlardı ki ya bu zamanda veli mi olur ya, Allah Allah! Ayeti kerime diyordum ben, ortalıktan kalktı mı? Yani sen Abdullah Gürbüz efendi hazretlerinin veliliğine inanmayabilirsin. inanma ya, inanma, ama yok! Laf söyleyecek. Neden? Mendebur, laf söyleyecek. Neden? Sütü bozuk, laf söyleyecek. Neden? Cinsi bozuk. Mustafa Özbağ böyle konuşuyor. Tabii böyle konuşacağım. Sen bir velinin veliliğine laf söylüyorsan, evet, sen Utbe, Şeybe soyundansın, başka bir yerden değil. Başka bir yerden değil. Kimin oğlu, kimin kızı olursan ol. Kimin dervişi olursan da ol. Sen bir mürşidi kamilin, bir velinin veliliğine laf söylüyorsan ona, sen Utbe’nin, Şeybe’nin kanındansın, başka bir yerden değil. Zahiren anan baban senin Ahmet, işte şu! Ya zahirine ne bakıyorsun sen, işin manevi tarafına bak. işin manevi tarafı senin sütün bozuk, kanın bozuk senin. Senin sütün bozuk. Neden? Sen bir mürşidi kamilin, mürşidi kamilliğine laf söylüyorsun. O yüzden dikkat, Allah muhafaza eylesin. O yüzden derim kimsenin şeyhliğiyle, veliliğiyle uğraşmayın, bakın işinize.

Bugün Mahir geldi, dedi seninle alakalı bir şey söylediler. Dedim ki dedi cesaretin varsa çık sen şeyhlik yap dedim, dedi. Doğru söylemişsin dedim.

Çıksın adam şeyhlik yapsın yapacaksa. Öyle ya, meydan boş. Sabahleyin kalksın öyle oluyorsa ben bana rüyamda verdiler desin çıksın o da, çık kardeşim. Şimdi diyorlar ya Abdullah efendi böyle şeyhlik yaptı. iyi, o öyle yaptı sen de yap kardeşim. Yap sen de. Sabahleyin kalk, bana rüyamda şeyhlik verdiler de, çık meydana hadi bakalım. Çık! Nasıl? Basbayağı diyorum ya, Allah Allah! Çık meydana deki dün akşam rüyamda bana şeyhlik verdiler. iyi, çık. Yap hadi yapabiliyorsan! Hadi birisine bir laf dinlet dinletedebiliyorsan! Allah muhafaza eylesin.

“Siz yüce kişileri alaya aldınız, bundan bir şey çıkmaz sandınız ama

Kur’an’da ‘Ensevküm’ ayetini bir okuyun.”

Siz bu velileri, bu mürşidi kamilleri alaya aldınız, hakaret ettiniz, küfrettiniz, arkalarından dilinize gelen ne varsa söylediniz. Ağzınıza geleni okudunuz. Ağzınıza geleni okudunuz ve o kadar söylediniz, o kadar konuştunuz ki Cenab-ı Hak dostlarına karşı, velilerine karşı savaş açıldığından dolayı sizin kalbinizi mühürledi. Oysa siz bir şeyhin dervişi de olabilirsiniz. Evet, bir cemaatin müntesibi de olabilirsiniz, x cemaatin. Bir sürü var ya ülkede, bir sürü dergah, tarikat da var. Sen kalkıp da bir velinin, bir mürşidi kamilin mürşidi kâmilliğiyle, veliliğiyle dalga geçtin, alay ettin onunla, laf söyledin, dil uzattın,

E, bundan bir şey çıkmaz zannettiniz. Çıktı. Bu Mü’minun suresini komple baştan aşağı okursanız müminlerle ve kafirlerle alakalı olduğunu görürsünüz. Siz onlarla alay ettiğiniz için onlarla dalga geçtiğiniz için ebedi cehennemlik olacaksınız. Tekrar söylüyorum, ebedi cehennemlik olacaksınız tövbe etmezseniz. Hatta tövbe etmenin ötesinde gidip o şeyhle helalleşmeniz lazım. Onunla muhakkak helalleşmen lazım. Senin elinde manevi bir velilik olsa dahi onun veli olmadığına dair onun arkasından konuştuğundan dolayı gıybet ettin. Bakın, elinde delil yok. Sen arkasından konuştun, gıybet ettin. Gıybet etmek zina etmekten otuz üç derece daha büyük bir günah. Gıybet etmek, zina etmekten otuz üç derece daha büyük bir günah. Tekrar söyleyeyim mi, bunu? Söyleyeyim ki kimse etmesin. Gıybet etmek zina etmekten otuz üç derece daha fazla günah. ‘Ya Resulallah, bu derece ne?’ infak ediyorlar ya, hani on sevap verilir, on da derece verilir diyor. Ya Resulullah, sevabı anladık, derece ne deyince, Uhud dağı altın olsa, Uhud dağı altın olsa onu diyor tasadduk etseniz bir dereceye ulaşamazsınız. Bu dağ altın olacak. Siz onu tasadduk edeceksiniz ve bir dereceye ulaşamayacaksınız. Bir dereceye! Aynı şey. Gıybet zinadan otuz üç derece daha ağır. Derece neydi? Uhud dağı tasadduk edilirse bir derece değildi. Otuz üç derece dediğinizde, otuz üç uhud dağı çıktı orta yere. Otuz üç uhud dağı çıktı orta yere. Gıybet bu kadar ağır bir günah. iftira bundan daha ağır, bakın

iftira bundan daha ağır. O zaman nasıl o kimsenin kalbi mühürlenmecek ki! Allah iki gruba savaş açar. iki grup. Birincisi faizcilerdir, ikincisi verilerine laf söyleyenlerdir. iki, Allah’ın savaş açtığı iki grup insan vardır. Birisi müminlerden faiz alan, müminlerdir. Mümin müminden faiz alamaz. Alırsa Allah ona savaş açar. ikincisi ne? Velilere laf söyleyen, onları alaya alan. Allah onlara da savaş açar. O zaman velilerle alakalı ağzınızı kapatacağız. Sen onun veliliğine inanmayabilirsin. Gıybet etme hakkın olmaz, iftira etme hakkın olmaz. Ölçüyü konuş. Tasavvufun ölçüsünü konuş, veliliğin ölçüsünü konuş, eyvallah ama arkasından gıybet etme ensevküm ayetini bir okuyun. O, normalde hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretleri bir mesele oluyor, dua ediyor. Ey Allah’ım! Sizler de şimdi sonunda amin deyin tamam mı, bu peygamberin ağzından bir dua:

‘Ey Allah’ım sen bizlere nimetlerini arttır, eksiltme, bize ikram et. Bizi zelil etme. Sen bize nimet ver. Bizi mahrum etme. Bizi seç, başkalarını bize tercih etme. Bizi razı et ve bizden razı ol.’ Ecmain. Allah resulü sallallahu aleyhi ve ve sellem hazretleri bunu normalde böyle dua ediyor. Sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri müminin suresi birden ona kadar okuyor, mealen söylüyorum: ‘Müminler muhakkak kurtuluşa ermişlerdir. Öyle müminler ki onlar namazlarında huşu içindedirler. Onlar ki boş sözlerden yüz çevirirler. Onlar ki zekâtlarını verirler. Onlar ki ırzlarını korurlar ancak eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hariç. Bundan dolayı kınanmazlar. Kim bunun ötesine geçmek isterse işte onlar haddi aşan mütecavizlerdir. Öyle müminler ki onlar emanetlerine ve vaatlerine riayet ederler. Onlar ki namazlarına devam ederler. işte firdevs cennetine varis olacak olanlar onlardır. onlar orada ebediyen kalacaklardır.’ Devam edeyi; 57, 58, 59, 60, 61, 62. Yine Allah Kur’anında özelliklerini sıralıyor: ‘Rablerinin korkusundan titreyenler, Rablerinin ayetlerine iman edenler, Rablerine ortak koşmayanlar, başkalarına verdikleri şeyi Rablerinin huzuruna çıkaracaklarında kalpleri ürpererek verenler, işte onlar hayırlı işlerde yarış ederler. Bu yolda önde giderler. Cenab-ı Hak 62. ayette şöyle diyor: ‘Biz herkesi ancak gücünün yettiği ile mükellef kılarız. Nezdimizde hakkı konuşan bir kitap vardır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar’ ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine hazreti Ayşe validemiz soruyor: ‘Ey Allah’ın resulü, ‘Rablerine dönecekleri için kalpleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler. O uğurda ileri geçerler’ ayetinde kast edilenler, şarap içenler, hırsızlık yapanlar mı, dedim. Öyle ya, bana ‘hayır ey sıddıkın kızı, aksine onlar oruç tutup sadaka verip yaptıkları bu hayırların kendilerinden kabul edilmemesinden korkanlardır. Baksana, ayet ne buyuruyor? işte onlar iyi işlerde yarış ederler’ cevabını verdi.

Demek ki onlar Hz. Pir’in deyimiyle bu özelliklere sahip olanlar, bir velinin üzerinde olması gereken özellikler, ayet i kerime ile sabit. Sen kalkıyorsun o velilere ve veliliğe laf söylüyorsun. Hazreti Pir de diyor ki ‘siz bu yüce kişileri alaya aldınız ve bundan bir şey çıkmaz sandınız ama Kuran’da ensevküm ayetini bir okuyun.’ Yani sen bundan bir şey çıkmaz dedin. Sonraki o müminin suresindeki ayetlerde cehennemliklerin de halleri anlatılıyor. Ben konuyu uzatmamak için şimdi burda konumuzla alakalı olan kısmı aldım. Rabbim cümlemizi affeylesin inşallah. O normalde işte bu kendilerini yüksek mertebede gören, kendilerini her işte uzman gören, süflilikse onlar uzman, şeyhlikse onlar uzman, kimin şeyh olup olmadığına onlar karar veriyor. Kimin veli olup olmadığına o karar veriyor veya Türkiye’de böyle bir grup var ya işte normalde mevlevilikte karar verecek olan kimler? işte şeyler. Ne o istanbul’daki Çelebiler. O Mevlevi o değil, o Mevlevi şeyhi, o değil. Sen nesin? Var mı senin elinde icazet? Yok. Seyri sülûk çıkardın mı? Yok. Senin şeyhin var mı? Yok. Eee? Hiç zikrullah halakasına oturdun mu? Yok. Senin Mevlevi olduğuna kim karar verecek? Soracağız ya, bu ne? Şeyh? iyi kardeş, senin şeyhin kim? Bunu sormaya hakkımız var. Bir yere intisab edeceksiniz, soracaksınız ona. Kardeş, senin şeyhin kim? Filanca. E alâ. E sor bakalım onun şeyhi kim. Yok. Hani bir ara bir icazet furyası koparmışlardı ya, hani biz de edep ediyoruz, söylemiyoruz, icazetimiz var filan diye. E var, al, noldu? Senin Mustafa Özbağ’a bakışın mı değişecek? Neden? Kör gözlüsün? Senin Mustafa Özbağ’a bakışın mı değişecek? Değişmeyecek. Neden? Özbağ sendromu var sende, psikolojik tedaviye ihtiyacın var, saçını başını yoluyorsun. Sebep? Ebu Cehil gibisin. Neden peygamberlik bana gelmedi de Hazreti Muhammed’e geldi diyorsun, Ebu Cehil kafası, sende de aynı kafa var. Nasıl Mustafa Özbağ şeyh olur? Nasıl olur! Allah’ın verdiğine kim karışacak? Allah vermiş, ne yapacaksın. icazetin var mı? Var, al, ne yapacaksın? Var, ne yapacaksın, ha var, ne yapacaksın, intisap mı edeceksin? Hayır. Sebep? Sen açık arıyorsun çünkü. Sen kendince kendine bir delil arıyorsun. Uğraşma. Uğraştıkça hasta ediyorsun kendini. Yazık, akli dengenizi yitiriyorsunuz. Çünkü benim bir velilik iddiam yok, benim bir herhangi bir iddiam yok.

Velev ki var ise bakın velev ki var ise aklını kaybedeceksin geri zekâlı! Şuurun gidecek, dengen bozuluyor her gün günden güne. Olanca hapları içiyorsunuz sonra, antidepresan yetmiyor, uyuyamıyorsunuz geceleri. Uyuyamıyor, bir de benim üzerime atıyor uyuyamadığını. Lan otur oturduğun yere, katmerlendirme, perdeleniyorsun hâlâ daha. Yok! Bu böyle bir sendrom, Özbağ sendromu var. Bu yeni değil. Ben on yaşından beri Özbağ sendromunu yaşayanlar var etrafımda. Bu bir sendrom. Ben hak veriyorum.

Diyorum evet, hastasınız diyorum, tedavi olacaksınız. Bunlara normal psikiyatri de yetişmez. Bir de rahatım ya ben, benim umurumda değil. Allah Allah! Cenab-ı Hak bir şey verdiyse sana da rüyasında gösterdiyse ben ne yapayım kardeşim. Valla bana ne! ister derviş ol ister olma veya gidiyormuşsun, git Allah yolunu açık etsin. Ne yapayım, zorla tutacak değilim ya seni. Seni zorla da getirmedim. Allah yolunu açık etsin. Böyle bir kendimizi ispat etme gibi bir derdimiz yok. Allah bizi affetsin ama onlar akıllı ya meselenin zahirine bakacaklar ya! Yani onlar zenginler, paraları var, pulları var, etrafında böyle üç beş kişi var, temenna edenleri var. Onlar biliyorlar. Onlar yüksek mertebe sahibi. Ebu Cehil de öyle diyordu ya, yani bu diyordu kavmin ulusu benim. Nasıl sana gelir, yetime peygamberlik gelir. Yeğeni halbuki, bakın yeğeni. Ona peygamberlik gelmemeli. Kime? Kendisine gelmeli. Bunun gibi. X kimse şeyh olmamalı. Kim olmalı? O olmalı. Ama yok, olmuyor işte. Oturacak Neşe Karaböcek’ten ben olmalıydım şarkısını dinleyecek! Efkâr dağıtsınlar veya sen olmalıydın diyecek, efkâr dağıtsınlar, işleri ne! Allah bizi affetsin. Bunlar çünkü normalde zavallı insanlardır, gerçekten. Ben böyle şeyh efendiye laf söyleyenleri zavallı insan olarak görüyorum. Zavallısın sen. Manevi gözün görmemiş, körlerden olmuşsun.

Hatta daha ilerisini söylüyorum. Sen muhakkak Mustafa Efendi hazretlerine karşı bir yanlışlık yaptın, o yanlışlığından dolayı Allah sana bir Mürşidi kamil göstermiyor. Sen bir velinin gönlünü kırdın, sen bir velinin gönlünü incittin ki Allah sana başka bir velinin kapısını göstermiyor, evet. Bu benim kendimce tespitimdi. Ondan sonra avunuyorlar, biz Mustafa Efendinin bıraktığı yerdeyiz. Devam et kardeşim. Allah yolunu açık etsin. Biz Abdullah Efendinin bıraktığı yerdeyiz. Devam et kardeşim. Allah yolunu açık etsin. Ne? On yıl sonra Mehdi çıkacak, ona bağlanacağız. On yıl sabredin kardeşler. Geçti on yıl. 2003/2023. Önce beş yıl dediler. Şeyh efendinin ağzından duymadım ben bunu. Sonra yedi yıl dediler. Sonra on yıla çıkardılar, şimdi herhalde tehir oldu bir on yıl daha diyecekler. Mehdi çıkıncaya kadar kalacağız biz. Yani bu böyle milleti aldatma, oyalama, milleti kandırma devam ediyor. Allah bizi affetsin. Bunlar normalde kendilerini maskara ediyorlar böyle. Kendi kendilerini zillete düşürüyorlar. Kendi kendilerini ve kendilerini gösteriyorlar insanlara böylece ne olduklarını. Allah bizi affetsin.

“Şehir ve köye sahip olan cisimlerin padişahıdır. Gönül sahibi ise gö-

nüllerinizin sultanıdır.”

Demek ki şehir ve köye sahip adam zengin. Hani ayeti kerime, Ali imran, ayet 14 ‘kadınlara, oğullara kantar kantar altın ve gümüşlere, besili atlara hayvanlara ve ekinlere karşı duyulan aşırı istek, insanlara süslü gösterildi. Oysa bunlar sadece dünya hayatının geçici malıdır. Varılacak güzel

yer ise Allah katındadır.’ O zaman sen böyle ev sahibi oldun, mülk sahibi oldun kendince, apartman sahibi oldun, işte tarla, takka, köy, sahibi oldun kendince, kendini padişah gibi görüyorsun, kendini üstün görüyorsun, yüce görüyorsun. işte fabrikan var, tezgahların var, iş yerin var, çok akıllısın sen, dünyaya sahip çıkmışsın ya, dünyaya sahip çıkmışsın sen! Dünyevi olarak belli bir noktaya gelmişsin, onunla gururlanıyorsun, kibirleniyorsun, büyüklük taslıyorsun, akıllılık taslıyorsun kendince. Senden başka bilen yok, senden başka eden yok, sen artık böyle kendini firavunlaştırıyorsun günden güne, günden güne nemrutlaştırıyorsun, günden güne sende lat, uzza, menat, üçü de sende oturmaya başlıyor. Güç, güç, kendince para, bu sende yerleşiyor artık. Sen güce, dünyevi güce, makama, paraya sahip olunca kendince diyorsun ki ya bu küçük dağları ben yarattım, benim sözüm geçer her yerde diye düşünüyorsun ve Cenab-ı Hakk’ın sana verdiği kadın, oğul, mal, mülk, para, pul, güç, sana bahşetmiş olduğu her şey, senin için Allah muhafaza eylesin cehennem sebebi oluyor. Bakın bunlar hayra, bunlar hayra kullanılırsa Allah yoluna kullanılırsa o zaman o kimse de bu cennet yolu, cennet kapısı, cennetlik amel oluyor. islam zenginliğe karşı değil. Zenginliği Allah yolunda kullanacaksın. islam erkek evlat vermiş, kız evlat vermiş, buna karşı değil. Evlatlar islam yolunda olacak, öyle yetiştireceksin. Senin oğlun, senin kızın, Allah yolunda olacak. Allah yolunda olması için mücadele edeceksin, gayret edeceksin. Sorumlusun bundan. Eğer bu gayreti, bu mücadeleyi vermezsen evlat senin için cehennem ateşi oldu. Evinde cehennem ateşi büyütüyorsun. Anneler, babalar, çocuklarınızı Kuran ve sünnet üzerine eğitmeye ve yetiştirmeye çalışın. Eğer göz göre göre, bile bile onların kuran ve sünnetten uzaklaştığını gördüğünüz halde onlara nasihat etmiyorsanız, onları kuran ve sünnet dairesinde yetiştirmeye çalışmıyorsanız evlerinizde cehennem topu besliyorsunuz. Erkekler, eşlerinizi kur’an ve sünnet dairesinde yaşatmaya gayret edin, nasihat ederek, yumuşak yumuşak, tatlı tatlı. Eğer onların Kur’an ve sünnet dairesinde yaşamalarına vesile olmaz, bu konuda Kuran ve sünneti yaşamamalarına göz yumarsanız, evinizde cehennem topu büyütüyorsunuz, yaşatıyorsunuz. Allah ve resulü, islam, zenginliğe karşı değil. Eğer sen o zenginlikle etrafa hava atayım, etrafı baskı altına alayım, zulmedeyim, eğer insanlara büyüklük taslayayım, daha da zengin olayım, daha da güç sahibi olayım, daha fazla insanları ezeyim, daha fazla insanları sömüreyim diye düşünüyorsan, o mal senin için cehennem topu oldu.

Cebinde cehennem topu yaşatıyorsun. Cebinde cehennem topu taşıyorsun. Sen o malın zekatını bitamam hesaplayıp vermiyorsan, vermiyorsan ve o maldan yiyorsan sen cehennem ateşi yiyorsun, farkında değilsin. Kor

yiyorsun, cehennem koru yiyorsun. Allah sana o malı verdi, Allah yolunda harcayasın diye. Zekatını bitamam veresin, fakir fukaranın hakkını ayırasın, fakir fukaranın hakkını dağıtasın diye. ‘Bunu benle beraber mi kazandılar’! Otur küstah, zalim, kâfir adam! Zekatın farziyetine inanmıyor çünkü kâfir, cehennem odunu topluyor kendine. Burda tabii besili atlar diyor ya, ne? Binek. Sen arabanı hava atmak için aldıysan, sen arabanı Allah yolunda koşmuyorsan, senin araban Allah yoluna hizmet etmiyorsa sen cehennem atına bindin, farkında değilsin. Cehennem atına bindin. Sende ev var, harika, evinde zikrullah oluyor mu? Hayır! Evinde namaz kılan var mı? Hayır! Evin Allah yoluna açılıyor mu? Hayır. Ne diyor Allah resulü? O ev mamur da olsa harabedir. O evin hesabını vereceksin, o arabanın hesabını vereceksin, o paranın hesabını vereceksin, o sağlığın hesabını vereceksin. Allah sana ilim vermiş, maddi manevi. Maddi manevi! Sen o ilmi saklıyorsan, o ilimi gizliyorsan, sen o ilmi çarpıtıyorsan, o ilim seni cehennemlik edecek. Ne öğrendin? Dini ilim öğrendin. Birisi sana bir şey sordu, biliyor musun? Evet. Ona cevap vereceksin. Ona cevap vereceksin. O ilim var mı sende? Var. Cevap vereceksin. O ilmi ledünü Allah sana neden verdi? Müminlerin meseleleri hallolsun, müminlere yardımcı ol diye verdi. Sen o ilmi kendine biriktiresin diye vermedi. Zaten ilmü ledün lazımken geldi sana. Sana bir şey sordular veya sen bir sohbet ediyorsun, o esnada işin içinden çıkılmaz girift bir mesele var, Allah senin kalbine ilham etti, ilmü ledünü senin kalbine indirdi. Sen onu saklarsan yemin ediyorum küstahlardan oldun, arsızlardan oldun, nimete nankörlük edenlerden oldun. Allah’ın sana bahşettiği ilmi sen sakladın, gizledin, insanlara aktarmadın, vallahi de billahi de baş nankörsün. O ilim kapısı sana kapanır zaten. O ilim kapısı, sana ilmü ledün kapısı kapanır. Evet, doğru yapmadın. O yüzden senin üzerinde hani ne iyilik varsa Rabbinizdendir. O zaman senin üzerinde ne nimet var ne lütuf var ne ikram varsa ne ihsan varsa senin üzerine maddi manevi ne var ise iyilik manasında hepsini de Allah verdi kardeş sana. Nankörlük etme. Hepsini de sana Allah verdi.

Sen kalkıp da isyankârlık yapma. Sen nimetin kadrini bil, o lütfun, o ikramın kadrini bil, Allah’ı zikret, Allah’a hamd et, Allah yolunda koş. Allah yolunda koş. O malın, o sağlığın, o maddi manevi sana olan lütfun zekatı bu. Allah yolunda koşacaksın. Ne? Zekat. Kime vereceğiz? Var kardeşim organizasyon, dağıtım oluyor, merak etmeyin. Biz gösteriş yapmıyoruz. Yok zaten islam’da, yok sünneti seniyyede. Geceleri durmayanlar var. Geceleri durmayanlar var, bu dergâhta var elhamdülillah. O zaman yok deyip geçme, var. Öyle kendi kendine yok deme, sen vermek istemiyorsun, sen dağıtmak istemiyorsun, sen yardımcı olmak istemiyorsun. Sen körlerden

olmak istiyorsun. Allah bizi affetsin. Bunlar dünya sahibi olanlar. Bir de ne var? Gönüllerin sahibi var. Onlar da ne? Onlar da gönül sultanları. Onlar Allah için yaşayan, Allah için seven, Allah için insanlara faydalı olan, Allah için insanların arasında durup insanların eziyetlerine katlananlar. Onlar da kimler? Onlar da Allah dostları, onlar da gönül sahibi olanlar, onlar da gönüllerin sultanı. Allah cümlenizi onlardan eylesin. Rabbim hepsini de inşallah hepinizi de onlardan eylesin. Rabbim hepsini de inşallah hepinizi de birer evliya, birer mürşidi kamil eylesin. Hepinizi de ailelerinize, etrafınıza, mahallelerinize, semtinize, şehirlerinize ışık saçan, nur saçan, iyilik, etrafına iyilik dağıtan kullarından eylesin inşallah. Bu dünya gelip geçiyor, hayat gelip geçiyor, ben derviş olduğumda 25 26 yaşındaydım, yaş oldu 63, geriye döndüğümde bakıyorum göz açıp kapayıncaya kadar bitmiş geçmiş. Bursa’ya 90 yılında geldim, yıl 2023 otuz üç yıl olmuş, bakıyorum dün gibi sanki daha. Bazen yanlış anlaşılıyor böyle ilk yeni dervişler Adnan olsun, Hüseyin olsun, Cafer olsun, halbuki aramızda çok yaş farkı yok. Hep bana böyle çocuk gibi geliyor daha onlar böyle, hani sanki dünmüş, daha tazelemiş gibi. Hani böyle bakıyorum, her birinin çocuğunu evlendiriyoruz halbuki ondan sonra ama şey değil böyle, bakıyorum böyle eskilere.

Nerde ismail’im benim ya, bakıyorum hâlâ, hoş ismail hâlâ da genç, yakışıklı ya, bu afilli afilli giyinir gelirdi lokantaya. Muhabbet diz boyu. Hâlâ daha afilli de, ismail değişmedi hiç, maşallah! Demirtaşlılarda böyle bir özellik var, hiç değişmiyorlar, havasından mıdır suyundan mıdır biraz Bayındırlılık koktuğundan mıdır, maşallahları var! Bakıyorsun şimdi, onlar böyle sanki bende çok yaşlıymışım gibi geldi böyle kendi kendime. Halbuki değil. Ben de geldiğimde 29 30 yaşındaydım, buraya geldiğimde. Yani o zaman ben de gençtim be, de mi ismail, ben hala daha gencim, bakmayın öyle yaşlıyım, ihtiyarım dediğime. Hani böyle ‘lanet olsun o yaşlılara ki gençliğe özenirler’ hadisi şerifi var ya, ben o yüzden böyle kendi kendime gençliğe özenen konumunda olmamak için yaşlıyım ihtiyacım diyorum, yoksa, oooo, Uludağ’ın zirvesine bir nefeste tırmanırım inşallah. Evet, öyle şey değil yani, öyle, harmanı koca öküz dövermiş, öyle bakmayın sakallarının beyazlığı sizi aldatmasın yani. Nasıl çıktım Bosna’da merdivenlere, Travnik’te, arkamda kaldı herkes, öyle değil mi? Kaleye çıkarken, Allah’ın izniyle inşallah. Şimdi hayat gelip geçiyor. Bakıyorsunuz yani dün gibi her şey. O yüzden Allah yoluna koşturun. Allah yoluna, yani böyle her şeyinizden bir şey ayırın Allah yoluna. Zaman, Allah yoluna bir zaman ayır. Para, Allah yolunu ayır biraz. Ev, Allah yoluna bir şey ayır, evinde bir şey olsun ya. Araban, Allah yolunda bir şey yap. Arkadaşlar, ben filanca yere gidiyorum, kim gidecekse birkaç kişi alabilirim, bir kişi alabilirim, iki kişi alabilirim. Cafer,

kartaldan kaç kişi indiniz polis çevirdiğinde? Kaç? 19 kişi! Dersten geliyorlarmış, o zaman araba yok hiç kimsede, fukaralık diz boyu, araba birkaç kişi de var, öyle çok insanda yok. Onlar da işte kullanıyorlar artalı. Onlar da dersten dönüşte değil mi Cafer? Ders dönüşü 19 kişi doldurmuşlar kartala. Polis inanamamış. Saymış tek tek, 19 kişi. Ceza kesti mi gene de gece, 19 kişi diye? Tabii ya, derse getirip götürmenin kerameti bunlar. Tabii, bizim derviş kardeşlerimizde dahi keramet zuhur ediyor, bırak geri kalanını. Kartala 19 kişi biniyor, keramet. Bir de trafik çeviriyor, ceza vermiyor. Bu keramet üstüne keramet. Öyle çalışılıyordu ilk zamanlar.

Hasan burda, Hüseyin nerde, burda mı Hüseyin? Bir tane araba almışlardı, öyle değil mi, dersten derse koşuyorlardı. Allah rahmet eylesin, onların da babası hiç ağızlarını açmazdı. Cenab-ı Hak kabrini cennet kabri eylesin. Bunlar bende böyle birer şeydir, ne o, kıymettir. Demirtaş’tan hacı Mehmet, bizim Abdurrahimin babası, Adnan’ın babası, Karataş’ın, Mehmet amca, sağ daha, Rabbim hayırlı uzun ömür versin. Mehmet Reçber bizim, ölen, Allah rahmet eylesin, ondan sonra Karadağların, bizim Hasan Hüseyin Karadağ’ın babası, Allah rahmet eylesin. Bunlar böyle Seyit Taş, Allah rahmet eylesin. Onlar şimdi tuhaf gelir size, çok sık görüşemiyoruz ama şeyh efendiyi ilk yemeğe alan Bursa’da Cafer Taş’tı, Seyit’in kardeşi, ben taşlar, Seyit Taş, ibrahim Taş, Cafer Taş, Yahya Taş, ondan sonra, bunların bende hatırası vardır. Bunlar benim için önemli insanlardır. Ne olursa olsun, biz ben Bursa’ya geldiğimde onlar mesela hiç unutmam, Cafer Taş yemeğe götürdü şeyh efendi, ben, beraber yemeğe gittik. Şeyh efendi şimdi çorbadan içti, unuttum acı yapmayın demeyi, ilk yemeğe gidiyoruz, şeyh efendi mübarek çorbadan alıyor, acı. Ondan sonra, yemekten alıyor acı. Ondan alıyor acı, en sonda pilav yemeye başladı, bana döndü, Mustafa efendi, bunların suları dahi acı oğlum dedi. Antepli ya onlar, su dahi acı! Dedim efendim hakkınızı helal edin, hata benim oldu. Ben söylemeyi unuttum dedim. Bunlar bakın böyle tatlı hatıralar, tatlı değerler bunlar. O ilk zamanki dervişlerin heyecanı, koşuşturması, Cafer’in evi, şeyh efendi gelir Cafer bütün açar şeye kadar, ne o, terasa kadar salonun şeyini, büyük ev yok o aralar. Tabii, yemek, gelen, giden, yiyen, içen. Recep amca, Allah rahmet eylesin., Cafer’in babası. Onlar zaten evleri onların önceden de dergah gibiymiş. Şeyhi, hacısı, hocası, hepsi de geliyormuş oraya, üstüne biz geldik ama biz gidici değiliz biz. Bizden sonra kimse gelmedi. Neden biz oturduk kaldık orada, bizden sonra kimse gelmedi. Allah rahmet eylesin, Recep amca da çok hizmet etti, Cafer’in ailesi de çok hizmet etti. Şimdi baktığınız zaman hayat gelip geçiyor.

Mesela Adnan burada diye söylemiyorum şimdi, bir şey yokken çok kıymetlidir. Sıkıntıdayken çok kıymetlidir. Bakın, bunu unutmayın, dostluğunuzu

zor zamanda göstereceksiniz, sıkıntılı zamanda göstereceksiniz. Dostluk zor zamanda, sıkıntılı zamanda, dar zamanda, o zaman göstereceksiniz. Bizde yok o zaman, yok! Şimdi rahatız, sıkıntı yok. O zaman yok. Biz dik kaldırımda bir bodrumda ders yapıyoruz, bodrum, bildiğiniz bodrum. Yani tuvalete girerken böyle boyunuz yüksek olarak giremiyorsunuz, eğilerekten giriyorsunuz. eğilerekten tuvalet yapıyorsunuz ve böyle yani kafanızı kaldıramazsınız, belinizi doğrultamazsınız tam olarak, öyle bir yerde ders yapıyoruz. O zaman Adnan, Atik, babalarını getirdiler derse, ilk defa. Bir ders oldu orda. Adnan, amcalar da vardı, dimi, o gece, onlar da vardı. iki tane de Mehmet amcanın ufakları vardı, biri vefat etti, ikisi de mi etti? ikisi de mi etti? ikisi de vefat etmiş. Allah rahmet eylesin. Bunları getirdiler böyle bir tabii, sohbet, zikrullah, bitti, her şey, Mehmet amca, Allah rahmet eylesin, orda dedi ki bir tane daire var dedi. Orayı verdim size, dergah yapın dedi. Evet. Dün gibi hatırlıyorum. Hiç unutmuyorum. Ben böyle kaldım. Dedi orası boş şu an dedi. Paylaşılmadı dedi. Diğerleri paylaşmışlar kardeşler arasında, orası boşmuş. Orayı dergah yapın dedi, bize, böyle cennetten bahçe verdi sanki. Benim iç dünyam, cennetten bahçe verdi sanki. Dedim ki ya hamdolsun, dedim ya. Ya dedim ya bir yer var şimdi, bir yerde daha oluyor. Biz tabii hemen oraya bi göçtük, oraya da bir ders verdik, Reyhan diye, oraya da bir ders açtık. Hacı Mehmet, Demirtaş’tan. Onun da boş daire vardı, ondan sonra, o böyle hem biraz hızlı konuşurdu, gel be ya dedi, bizim evde boş yer var, orada yap dedi, bir zikrullah dedi, ders dedi. Olur mu ya Mehmet abi dedim ben, sen ne diyorsun dedi ya. Dedim bir şey demesinler? Köyde kim karışacak bize ya dedi, şeyde Mehmet abi de öyle kenara atacak bir şey değil. Canı sıkılırsa, basarsa damarı, dövüşür adamlarla, değil mi ismail? Otarafa girme şimdi, oraya dokunma şimdi, ben onunla bir beraber bir kaza yaptım ben, sen dediydin ya, rüyanı anlattın bana, kaza yapacaksınız bugün diye, biz tam o gün kazayı yaptık, sıkıntı yok. Ben o kaza gününü yaşadım, sen merak etme. Allah rahmet eylesin ikisine de ya, ben ikisini de yaladım, orayı açmayalım şimdi, Allah iyi etsin inşallah. O yüzden Allah yolunda olun, Allah yolunda koşturun, Allah yoluna bir şeyler ayırın. Kendinizden, cebinizden, duanızdan bir şeyler ayırın. Rabbim onlardan eylesin inşallah.

iş uzadı biraz, hakkınızı helal edin, ben yine böyle artık en baştan söyledim, biz böyle ciddi ciddi sohbet burda başlayacak şurda bitecek diye bir kaide yok. Allah ne verdiyse. Bu akşam da böyle vermiş. Cenab-ı Hakka hamd ediyoruz. O yüzden bizim böyle artık dostlarla hemhal oluyoruz, dostlarla sohbet ediyoruz. Şükür hamdolsun. Cenab-ı Hak olmayanlara da versin böyle dostluk inşallah hepinize nasip etsin. Ben bazen diyorum ya

ben Bursa’nın en zenginiyim diye, hamd olsun, böyle dostlarımız var, kardeşlerimiz var, yol arkadaşlarımız var. Cenab-ı Hakka hamdü sena ediyorum. Ben bundan dolayı çok mutluyum, sevinçliyim iç dünyamda. Hoş, dışarı da söylüyorum rahat rahat, ne güzel bir dostluk yolu, mutluluk yolu, ne güzel bir sevgi yolu kurulmuş. Cenab-ı Hak bize bahşetmiş, elmanın içerisinde kurt gibiyiz, kardeşler, arkadaşlar, herkes birbirine muhabbetli, sevgili, herkes birbirleriyle harika bir diyalogları var. Ben öyle görüyorum. Öyledir, değildir. Onun tartışmasına girmeyeceğim. Ben öyle görüyorum, ben öyle yaşıyorum. Cenab-ı Hakka hamdü sena olsun, inşallah hiçbir gölgenin olmadığı mahşerde, onun gölgesinde gölgelenenlerden oluruz. Rabbim cümlemizi kendi gölgesinde gölgelendirsin. Rabbim cümlemizi hesaba, kitaba tutmadan meccanen, kendi katından lütfu ilahiyesiyle cennetine koysun. Lütfu ilahiyesiyle cemalullahına gark eylesin. El-Fatiha maassalavat. Amin, ecmain. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Allah razı olsun.

Şimdi bu akşam belgesel çekiyorlarmış, dışardan misafirler varmış. O yüzden arada dolaşabilirler. Bunlardan dolayı rahatsızlık duymayın. işte Allah insana bir şey veriyorsa kimse onu engelleyemiyor. Yani yok, işte tekkeyi aldılar, sattılar, öyle yaptılar, böyle yaptılar, bakın, hizmet devam ediyor gene. Gene yurt dışından bir sürü gelen giden, sohbetler, her şey devam ediyor. Bir şeyin arkasında Allah var ise arkasında Allah var ise önünde Allah var ise sağında, solunda, altında, üstünde Allah var ise o işi Allah meccanen sahiplendiyse kâfirler, münafıklar, fasıklar, sevenler, sevmeyenler, düşman olanlar onu söndüremezler. Rabbim söndürtmesin inşallah. Amin. Ecmain. Destur. Ya Allah. Ha, önümüzdeki cumartesi de aşure, aşureyi inşallah burda yapacağız yine mutat olarak meydanda. inşallah semayı da orda yapacağız, sohbeti de orda yapacağız. Oranın büyük bir kısmının tasarrufu bizde, bir kısmını kiraladık, bir kısmını satın aldık, Cenab-ı Hak lütfetti, o yüzden başkasının yerinde değiliz kendi yerimizdeyiz, Cenab-ı Hakka hamd olsun inşallah. Destur.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 5 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-8-3 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, İhsân, Sülûk, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı