Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 1670-1674. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 5 • 31/38

1670-1674. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Euzubillahimineşşeytanirracimbismillahirrahmanirrahim. Selamunaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammedi hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden batılı batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Ecmain. Bu çetrefilli beyitlere devam ediyoruz Mesnevi’den inşallah. Bu akşam da 1670. beyiti okuyacağız. Malum, geçen hafta: ‘Bir velinin, bir mürşidi kâmilin yaydan çıkan oku geri çevirmesi’ ile alakalı sohbet ettiydik. Aynı konu devam ediyor. Allah izin verirse o aynı konunun devamı beyitleri burası da, 1670. Beyit:

“Allah velisi, pişman olursa sebeplere eserlerin kapılarını kapar fakat bunu Allah eliyle yapar. Allah kudretiyle, söylenmiş bir sözü söylenmemiş hale getirir. Bir haldeki ne şiş yanar ne kebap.”

Bir söz söylenmiş, bu söylenen sözden fitne çıkacak. Bu söylenen sözden sıkıntı çıkacak, problem çıkacak, tersinden başlarsak. O zaman o Allah dostu, o veli, bir fitne çıkmasın, bir musibet oluşmasın diye söylenmiş bir sözü söylenmemiş bir hale getiriyor. O sözden herhangi bir kimse de bir zarar, bir sıkıntı, bir üzüntü, bir problem hissetmiyor. Bunu normalde hiç söylememiş gibi o mesele orta yerde kapanıyor. Demek ki bu da o Allah dostu velilerin bir kerameti ve bunu yaparken de o normalde bir iş var, diyelim ki her hangi bir meselede bir hadise oldu veya bir söz söylendi, o hadiseye göre, burayı böyle biraz açmak istiyorum. Her hadisenin veyahut da her olayın kendine ait bir esma tecellisi vardır. Burayı iyi dinleyin, bir

meselenin kendisine ait bir esma tecellisi vardır. Bir ismi şerifin orda tezahürü vardır. Bir mürşidi kamil o olayla alakalı hangi ismi şerifin tecelli ettiğini, hangi ismi şerifin orda işlediğini, çalıştığını o kendince Cenab-ı Hak onun kalbine ilham eder. Öyle olunca orta yerde bir zarar oluşmasın diye o mürşidi kamilin gönlü o meseleye müdahil olur ve o esmayla, o esmayla o mesele geri döndürülür. Bu mürşidi kamillerin kendi içlerinde kendi dereceleri vardır. Bazıları ise hiçbir şeye müdahale etmez. Bu da mürşidi kamildir. Bu bazıları bu üçlerin dışında olan dörtler, beşler, beşinci, altıncı, yedinci, bunlar bu tip şeylerle daha fazla ilgilenirler. Daha fazla bunlarla haşır neşir olurlar. Oysa kutup seviyesinde olanlar bu biraz ağır bir söz ama onlar zati tecellilerle gark olduklarından dolayı, onlar bu tip şeylerde kendi akıllarını, kendi iradelerini ortaya koymazlar ama Cenab-ı Hak onları bir tabiri caizse maşa gibi kullanaraktan onlar yine orta yerde görünen olur. Bu ayrı bir mesele. Tabii bunun delili ne? Bunun delili hadisi kutsi. Yani Allah o velisini sevdiğinde ne diyordu? ‘Gören gözü, duyan kulağı, tutan eli söyleyen dili, yürüyen ayağı olurum. Benimle görür, benimle duyar, benimle konuşur, benimle tutar, benimle yürür.’

Bu hadisi kutsi, velilerin sonuç itibariyle kendi cüzzi iradeleriyle yapmış olduğu şey gibi görünse de o cüzzi iradelerinin külli iradeye bağlı olduğunu gösterir ama orta yerde o velinin kendi zatı çalışıyormuş gibi görürsün. Yani dersin ki ya rüyanda dersin ki ya şeyh efendi şöyle oldu böyle oldu. Şu şöyle oldu bu böyle oldu. Normalde orta yerde görünen üstattır, şeyhtir ama o eğer ki bu manada pir seviyesinde ise onun bu konuda cüzzi iradesi çok yoktur. Varmış gibi görünür, çok yoktur. Çünkü neydi onlar, onlar tam olarak teslim olmuş vaziyettelerdi. Onlar kendi içlerinde derece derece, kendi içlerindeki derecelerine göre olay ve hadiselere bakarlar ama sonuç itibariyle onlar bir meselede eğer ki farklı bir yöne döndürülüyorsa iş, farklı bir şey olacaksa ne yaparlar? Onların Cenab-ı Hak gönüllerinin üzerinden bu mesele farklı bir yöne gider. Bu işin sufi, hakikat tarafı. Bir pişmanlık da ne var? O normalde avamla alakalı. Ben oraya çok girmek istemiyorum. Avamla alakalı olan ne? işte Allah resulü sallallahu ve sellem hazretleri buyurdu ya, ‘her ölen mutlaka pişmanlık duyacaktır’ diyor, her ölen. Bu pişmanlık ne? Mesela kötüler kendilerince diyeceklerdi ki ondan sonra biz neden kötülük yaptık. Hadisi şerifte diyor ki ‘iyilik eden kimse iyiliğini arttırmamış olduğuna, kötülük eden kişiler de kötülükten vazgeçmemiş olduğuna pişman olurlar.’ Velilerin pişmanlığı bu manada değil. Bunu böyle algılamayın diye bunu da birisi kalkar bu yani nasıl pişmanlık olacak. Hani pişmanlık böyle asıl der, hadisi şerifi söyler. Bu o manada değil. Bunun birinci merhalede anlattığım şey. O zaman o veli orta yerde bir Ümmeti Muhammed’e sıkıntı

olacaksa kardeşlere sıkıntı olacaksa o zaman o ok tekrar yayın sadağına girer mi? El cevap girer.

“Bütün kalplerdeki nükteleri işitir, gönüllerden o sözü yok eder.”

Yani o mürşidi kamil, gönüllerde o sözün olumlu veya olumsuz tesirini yok eder. Artık o söz, o kimseden söylememiş gibi o hadise yaşanmamış gibi. Hatta bazen böyle ben şimdi önceki zamana döneyim yine, kimse üzerine alınmasın. Şeyh efendinin zamanında mesela işte bir kardeş, bir arkadaş, böyle dersini bırakır şey olurdu, giderdi mesela, sanki o hiç yaşamamış gibi orda, hiçbir etkisi olmazdı. insanlar unuturdu onu. Yani böyle unutulur, hiçbir esamesi kalmaz, hiçbir şeyi, yani sanki o kimse orda dervişlik yapmadı, orda yaşamadı, o sanki o dergahta değildi. Böyle bir anda esamesi kaybolur onun, bir anda hiçbir eseri kalmaz. Bir anda herkes onun ismini cismini unutur. Böyle orta yerden kaybolur gider. Bunu şeyh efendinin zamanında bunu çok görmüş, yaşamış bir insanım. Yani bir bakarsınız saman alevi gibi bir derviş hızlı, aaa, sonra yok ortalıkta ve kimse de hatırlamıyor. Kimse de böyle bir arkadaş da vardı filan demiyor. Bazen hatırlayan olurdu mesela, o da hani siz böyle işte o arkadaşı gidip arayıp sormadınız, ben kulağına eğilirdim, git ara sor. Git ara sor! Bakardı! Hatta birine dedim, Allah’ın unutturduğunu sen mi hatırlatacaksın? Allah’ın ismini bu dergâhtan kazıyanı sen mi yazacaksın? Allah’ın sevgisini kestiğini sen mi sevdireceksin? Kim yapacak bunu. Bu işte o mürşidi kâmiller, o veliler, hani o biz böyle bir ok gibi düşünüyoruz, yok. Bu mesela bir kimse geldi önceden işte sufilikte hiçbir payı yoktu. Sufilik yapmaya başladı ama sufiliği istismar etmeye başladı. Şeyh efendi onu bıraktı. O tekrar okun sadağına girdiği gibi eski haline düştü veyahut da o şeyh efendiyi bıraktı okun sadağına girdiği gibi eski haline gitti. Bakın, bunu böyle sadece bir mürşidin kerameti oku yaydan attı, ondan sonra ok geri geldi, böyle düşünmeyin bunu. O sadağı, okun sadağını, insanların toplandığı bir yer veya insanın kendi durduğu nokta, kendince hayat standardı olarak görünür. Ordan çıktı, o Kur’an ve sünnete doğru yürüyordu. Ondan sonra böyle bir yanlışlık yaptı, tekrar o kendi kötü çukuruna düştü. Tekrar gitti o heva hevesine yürüdü. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu sufilik yolu, ince bir yoldur. Sen bir yıl önce bir şey yaparsın, o senin önüne bir yıl sonra gelir, o iki yıl sonra senin önüne gelir. O işi çözmemişsindir, tövbe etmemişsindir orda sen o unutuldu zannedersin, böyle sufilik devlet aklı gibidir. Unutmazlar.

Devlet bir şeyi unutmaz, not alır kenara. Sen unuttu zannedersin. Sonra bir gün gelir, faturayı senin önüne koyar. Sen es geçtiler, beni tanımadılar, beni bilmediler zannedersin. Değildir. Devlet hepsini de tanır, bilir, notunu alır. Bunu normalde 12 Eylül’de yaşamış insanım ben. Kimin elinde ne silah

var devlet biliyordu. Kimin elinde ne silah var! Diyelim ki birisi silaha, kendi silahına kıyamadı. işte götürmüş hususi altın kaplama, altın oraya kaplama yaptırmış, bir şeyler, süs yaptırmış. Ona dediler altın kaplamalıyı koymamışsın. Öbürkünü atmışsın o duruyor. Onu da at, başını yakmayalım. Biliyor devlet hepsini de. 12 Eylül’de bilfiil yaşadım. Devleti tanıdım o zaman ben. Sonra 28 Şubat’ta bir daha tanıdık biz, az tanımışız, sonra bir daha tanıdık. Devlet yazar kenara. Vakti geldiğinde faturayı senin önüne koyar. Vakti geldiğinde hesabı görür o, onun hesap görmeme gibi bir şeyi yoktur. Bazen içinden başka organlar, başka şeyler çıkar, başka şeyler olur. Olur ama onu unutmaz. Aynı şey. Sufilik de manevi devlet gibidir. Unutmazlar bir şeyi. Sen unuttular zannedersin, es geçtiler zannedersin hatta daha da küstahlığını arttırırsın, daha da böyle fütursuzluğunu arttırırsın. Zannedersin ki bunun hesabı görülmeyecek. Ben de otuz beş yılımı verdim sufiliğe, otuz altı, otuz yedi yıl oldu, tecrübe var. Öyle düşünür dervişi, zakiri filan böyle. Hani bir böyle kaçak yapar, o kaçak görülmedi zanneden, bilinmedi zanneder, bir şey olmayacak zanneder, bir şey olmuyor zanneder. Böyle hani hatta öyle bir noktaya gider, ya nerden görecekmiş şeyh efendi der. Bir müddet sonra der ki yani ne cezası ne bişeysi ya, olur mu hiç böyle şeyler der. Sonra hesap görürler. Derler ki gel bakalım. Şurda şunu yaptın, burda bunu yaptın, burda bunu yaptım…Hatta bir de söylenmeyenler var denir, söylenmeyenler. O söylenmeyenleri bir tek dergahın başındaki şeyhi bilir ve söylenmeyenler vardır. Konuşulmaz. Onlar lafa gelmez. Neden? Size de ders olsun. Sen Allah’ı gammazlayamazsın. Cenab-ı Hak seni rüyanda göstermiş veya halinde göstermiş bunu ifşa edesin diye değil, bilesin diye. Sana ilmü ledünden bir sayfa açılmış. Ya işte mahrem. Mahrem ama üstada mahrem değil, onu bilmiyor zannetme. Onu sen görmüyor zannetme. Zaten herkesin hatası burdadır. Herkesin hatası da burdadır. Mürşidi kamiller, şeyhler, bu manada ketumdurlar, konuşmazlar ulu orta, yakışmaz zaten onlara ama o derviş veya zakir işte o konuyla alakalı olan onu normalde bilmiyor zanneder.

Hz. Pir diyor ki kalplerdeki nükteleri işitir, gönüllerden o sözü yok eder. Hani ne diyordu? Benimle duyar, benimle duyar deyince, o zaman onu duydu çünkü o zatta o mürşidi kamilde ilmü ledün var. Hani Cenab-ı Hak Musa’ya dedi ya, sordular Musa’ya senden daha alim bir kimse var mı? Yok, zannederim dedi. Senden daha büyük, daha hikmetli kimse var mı? Yok zannederim dedi. Sonra tabii ilişki, vahiy kesildi. Musa(a.s.) turu sinaya çıktı. Dedi ki ya Rabbi, aramızda ne oldu ki? Dedi ki ya Musa, sana sordular ya senden daha alim bir kimse var mı diye sen de yok deyince Allah’ın taaccubuna gitti dedi. Senden daha alim bir kimse var. O kim ya Rabbi gideyim ben ona hizmet edeyim, gideyim ben ondan o ilmi öğreneyim deyince

hani dedi ya, kurutulmuş balık al yanına, ondan sonra Kızıldeniz’in kenarına çık. Ne zaman balık canlandı, denize kendini attı, orda benim bir kulum var, odur dedi senden daha alim. Bunu Kef suresi, 65. Ayet. Ne diyor? Musa ve adamı kayaya vardıklarında nezdimizden kendisine rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine ilim öğrettiğimiz salih kullarımızdan birini buldular. Salih kullarımızdan biri, yani salih kulumuz değil, kullarımızdan biri. Başka salihler de var. Neydi, hadisi şerif vardı? Kırk tane ne vardı, abdal vardı. Kırklar, seksenler, yüz yirmiler, yüz atmışlar…Devam ediyordu, üçyüz yirmiler, beş yüzler öyle gidiyordu Hz. Ali efendimizin naklettiği hadisi şerifte. Bu Ademden itibaren var olan bir şey. Bu da ne? Manevi hükümet, manevi devlet, öyle diyelim. Bunlar eksiliyorlar mı? Hayır. O yüzden bu tabii ayeti kerime Hızır’ı kastediyor, bu ayeti kerime. Demek ki onlar kendi nezdimizden kendisine rahmet verdiğimiz, tarafımızdan kendisine ilim öğrettiğimiz, aracı yok. Direk Allah’ın kendi zatından ilim almış, ilmü ledün almış kimse.

işte o mürşidi kamiller, bu ayeti kerimede belirtilen zatlardır. Böyle olunca onlar ne yaparlar? Kalplerdeki nükteleri işitirler. Neyi? Lazım olacak olanı, lazım olanı. Dervişler bazen şöyle yapar, benim kalbimden geçeni bilsin. Bunlar şeytani değil ki. O Cenab-ı Hak onun kalbine ilham edecek, Cenab-ı Hak onun kalbine ilham etmezse o da senin gibi benim gibi olur ama senin kalbine ilham etmez, onun kalbine ilham eder yalnız. O yüzden bazen ham dervişler vardır, ham dervişler, işte arasın şimdi bizi veyahut da işte benim kalbimden geçeni bilsin veyahut da şu şöyle olsun, bu böyle olsun, bunlar dervişin hamıdır ya da avam tabakasındandır bunlar, avam tabakası. Bunlar böyle şeyler söylerler mi? Söylerler. işte bunlar böyle kendilerince, kendilerince o Allah’ın velisini, o Allah’ın dostunu utandırmaya çalışırlar. Bakın uyandırmaya çalışırlar ama Cenab-ı Hak onların utandırır mı? Hayır. Onları utandırmaya çalışanlar utanırlar. Bakın, onları utandırmaya çalışanlar utanırlar. Hatta onlar utandırmaya kalktıkları için Cenab-ı Hak onların kalplerini mühürler, tövbe etmezlerse, helallik almazlarsa. Allah muhafaza eylesin.

“ Ey ulu kişi! Sana delil ve hüccet gerekse ‘Min ayetin ey nünsiha’ aye-

Bu ayeti kerime, Bakara’nın 106. ayeti kerimesi. Bakara’nın 106. ayeti kerimesinde mealen: ‘Biz bir ayetin hükmünü kaldırır veya onu unutturursak daha iyisini ve aynısını getiririz. Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilmez misin?’ Yani unutturmayı, unutturma, bir veli, bir mürşit, onun kalbinden geçeni unutturuyor ya unutturmaya delil sana, Bakara, ayet 106. Demek ki Cenab-ı Hak kendi ayeti kerimesini kendisi unutturuyor veyahut da kendi

ayeti kerimesini kendisi neshediyor. Mesela neshedilenlerden hep bu konuşulur ya, ‘Allah sizin kalbinizden geçenlerden de hesaba sorar.’ Sonraki ayeti kerime ne? Allah kalbinizden geçenleri hesaptan sormaz, hesabını, onun hesabını sormaz. Bakın, o ayeti kerime bir önceki ayeti kerimeyi, alimlerim dediği neshetti. Ha, diyeceksin ki sen bu neshe katılıyor musun? Ben alimler neshetmeyi kabul ettikleri için ben de kabul ediyorum ama şöyle diyorum, bu ayeti kerimenin de tecelli edeceği bir alan vardır ve o tecelli edeceği alan nedir? Sufilerdir. Sufiler kalp temizliğine, kalbin mamur ve imar edilmesine önem vermeleri gerekir. Eğer siz Allah yoluna girdiyseniz ve Allah’a doğru yola çıktıysanız siz hem zahiri hem de batini kendinizi temiz tutmakla mükellefsiniz. Zahiri temizlik nedir? Tövbedir, abdesttir, namazdır, insanın kendisini şeriaten temiz tutmaya çalışmasıdır. Batıni temizlik nedir? O kimsenin kalbinden bir kötülük geçmemesi, kalbinden bir günah geçmemesi, kalbinden bir yanlış bir şey geçmemesidir. Bu da o işin batıni temizliğidir. Bütün insanlar zahir temizliklerine dikkat ederler ama ne yazık ki insanlar batın temizliğine dikkat etmezler. Batın temizliği o insanın kalbidir. Kalbinden bir kötülük geçmeyecek. Kalbinden bir günah geçmeyecek. Kalbinde Allah’ın zikri ve sevgisinden başka bir şey olmayacak. Cenab-ı Hakk’ın sevgisini düşüneceksin sadece ve kalbinde Allah’ın zikrinin yerleşmesini hedefleyeceksin ve kalbinde zikrullahın haricinde bir şey gelmeyecek. Gelirse o helal olacak, gelirse ve zikrullahla alakalı, sen zikrullaha oturmuşsun kalbinde zikrullah var. Eğer bir şey geldiyse bil ki hayır olarak, mübah olarak gelen şey senin bir ihtiyacın içindir. Çoluğunun çocuğunun ihtiyacı içindir, bir kardeşinin ihtiyacını içindir, Ümmeti Muhammed’in bir ihtiyacı içindir o kalbine gelen senin. Yoksa ondan sen sorumlu olursun bir derviş olarak. Bir derviş kötülük düşünemez. Bir derviş suizana girmez, bir derviş kardeşinin üzerinde suizana girmez, üstadının üzerinde suizana girmez, hazreti Resulullah sallallahu ve sellem hazretlerinin üzerinde suizana girmez. Allah’ın üzerinde suizana girmez. Hani diyorlar ya işte yok bu din erkeklere mi sadece? Allah’ın üzerinde suizana düşüyor veya hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin kendine münhasır, kendine münhasır hukukundan suizana düşüyor.

Hani kendine münhasır hukukundan suizana düşüyor veya üstadın bir sohbetinden, bir hareketinden suizana düşüyor. Sufi suizana düşmez. Kalbinin üzerinde kendince cüzzi iradesiyle hakimiyet kurar. Nereye kadar, nereye kadar? Taaa onun zikrullahı ruha ruh ile oluncaya kadar. Artık onun geri dönüş kapısı kapanıncaya kadar. O zaman o kimse asla kalbini fesada vermez. E böyle olunca Allah ona bir şeyi unutturursa o unutmuştur, Allah ona unutturmuştur çünkü. Hadisi şerif, ne dedi Allah resulü sallallahu ve

sellem hazretleri: Unuttuklarınızdan, uykuda yaptıklarınızdan bir de dellendiğinizden, delirdiğinizde yapılanlardan sorumlu değilsiniz. Unuttuğunuzdan sorumlu değilsiniz. Demek ki Allah onu size unutturdu. Hani sahabeler namaz kılıyorlardı. Namaz kılarlarken ayetleri unuttular. Allah resulüne geldiler, dediler ki biz ayetleri unuttuk. Unuttuk demeyin, unutturuldu deyin dedi ve siz o ayetleri okumayın dedi bir daha namaz kılarken dedi, enteresan bir şey. Allah resulü sallallahu ve sellem hazretleri siz o ayetleri bir daha okumayın dedi. Aklımda kaldığı kadarıyla zannediyorum Tırmizi’de geçebilir bu hadisi şerif, enteresan bir şeydir. Yani normalde sahabe namaz kılarken ayeti unutuyor. Allah resulüne geliyorlar sallallahu ve sellem e diyorlar ki biz bu ayeti unutup namazdayken unuttuk demeyin, unutturulduk deyin ve bir daha dua etti. Ayeti kerimeleri okumayın diyor. Ha demek ki bir kimseye nasıl Cenab-ı Hak ayeti kerimeyi unutturuyorsa veya nesh ettiriyorsa aynı böyle Allahlık değil bu, haşa, demek ki velilerin üzerinde de öyle bir keramet var. Veliler de bazı şeyleri unutturabilirler, Allah’ın izni keremiyle. Bu normalde velinin kendi cüzzi iradesiyle yapacağı şeyler değil. Bakın bunlar, bunlar normalde evet, belirli noktadaki evliyalar bazı şeylerin oluşması için kendi üzerlerinde uğraşırlar. Yeni sufiler, yeni dervişler, yeni rüya görenler, hal görenler kendilerinin üzerinde bir keramet tecelli etsin, bir harikuladelik olsun diye avamca, cahilce uğraşırlar. Bu onların o ulaştıkları nokta, böyle çok önemsenecek bir nokta değildir.

Gerçek mürşidi kamiller, üzerlerinden keramet zuhur etsin diye uğraşmazlar. Zaten bu zamanda en büyük keramet istikamet sahibi olmaktır. Bu zamanda en büyük keramet, bir kimsenin Kur’an ve sünnete sımsıkı sarılıp farzları yerine getirip haramlardan uzak durup nafilelerle Allah’a yaklaşıp Allah’ı sevme noktasında yürümesidir. Bu zamanda en büyük keramet odur. Beş vakit namazını kılıyorsa bir kimse bu zamanda, kadın erkek, evliyadandır. Bu zamanda kadın erkek haramlardan uzak duruyorsa haramlara göz göre göre girmiyorsa evet farzları yerine getiriyorsa o bu zamanda evliyadandır. Evliyadan bakın, günün evliyası onlar. Küçük görmeyin. Yani bazen ben diyorum ya, bir kimse oturmuş zikrullah halakasına, bir üstada bağlanmış, yıllardır orda, zikrullah halakasında duruyor, herkesin harcı değildir o. Ne bir şeyhin harcıdır ne de o dervişin harcıdır. Herkesin harcı değildir. Allah’ın lütfu ilahisi, ikramıdır, ihsanıdır. Onlar kolay şeyler değil. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak onlara bahşeder, lütfeder, ikram eder, ihsan eder, kendi katından lütfeder, ikram eder, ihsan eder bu o mürşidi kamil çalışmadan elde eder, böyle aklınıza gelmesin. Çalışmadan hiç bir şey olmaz. Gayret etmeden hiçbir şey olmaz. O kimse kendisini Allah’a vakfetmiştir. Allah’a vakfettiğinden dolayı Cenab-ı Hak da onun işlerini üzerine

alır. Sen Allah’a kendini vakfedersen Allah senin işini üzerine alır. Sen Allah’a kendini vakfedersen Allah senin dünyanı da tamam eder, ahiretini de tamam eder. Sen Allah’a kendini vakfedersen, o zaman onun söyleyen dili, gören gözü, duyan kulağı olur. Bu senin Allah’a kendini vakfetmenle alakalı. O zaman Allah, hani hadisi kudside diyor ya: ‘kulum beni zikretmekten dolayı kendisine bir zaman ayırmaz da kendisine bir şey istemezse ben onun ihtiyaçlarını görürüm diyor hadisi kutside. Sen zikretmeye başla, senin bilmediğini öğretir o. Sen zikretmeye başla, senin kalbine bir tane müftü koyar o. Sen zikretmeye başla, o senin kalbine zikrullahın nurundan bir nur tecelli ettirir senin kalbine. Sen merak etme, bülbül gibi şakıtır seni. Seni hiç kimsenin bilmediği, içinden çıkamadığı işlerin içerisinden çıkarır seni. Sen yeter ki kendini ona vakfet. Yeter ki senin birinci önceliğin Allah olsun.

Eğer birinci önceliğin Allah ise sana korku yok, sana hüzün de yok. Senin korkunun içerisinde, korkunun içerisinde eminlik, hüznün içerisinde sevinçlik verir. Senin korkun herkes gibi değildir artık. Öyle bir hale gelirsin ki senin korkun heybet olur. O korku ayrıdır. Kimisi cehennemden atacak beni diye korkar. Kimisi cennetten uzaklaşacağım diye korkar. Seni öyle bir hale getirir, sen onun heybeti önünde titrersin ama onun heybeti önünde titrerken Cenab-ı Hak sana da ayrı bir heybet verir. O zaman herkes senin heybetinin önünde de titrer eğer gerekirse. Bu nedir? Bu Celal ismi şerifinin tecellisidir. Ha, Cemal ismi şerifi tecelli eder, ooo, ne kadar güzel, hoşsun, tatlısın, muhabbet güzel. O yüzden eğer Allah’a vakfedersen kendini, evet, Cenab-ı Hak sana gönüllerden geçen nükteleri sana ilham eder, bildirir lazım olanı. O zaman normalde kendince unuttuysan unutturulmuş olursun, unuttururlarsa senin üzerinden onlar da ne olur? Unutmuş olur.

“ ‘Ensevküm zikri’ ayetini de oku, velilerin kalplere nisyan koyma kud-

Bu ayeti kerime ne? Mü’minun süresi, 109 ve 110. ayetler: ‘Kullarımdan bir zümre vardır, onlar, ‘Rabbimiz biz iman ettik, bizi bağışla, bize merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın’ duası neymiş? Kullarından bazılarının duası buymuş. Ayeti kerime. Tekrar söylüyorum. Siz de ezberleyin ki dua edin böyle. Bakın bu Allah’ın ağzından dua. Tabiri caizse, kullarının ağzından olarak söylüyor ama bu haşa Allah ağızı, haşa bu Allah’ın kullarına bahşettiği dua kapısı. Amin diyelim: ‘Rabbimiz, biz iman ettik, bizi bağışla, bize merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.’ Amin. Evet, demek ki kullarından bir kısmı böyle dua ediyormuş derlerdi de, hani kullarından bir kısmı böyle derlerdi, siz de onları alaya alırdınız. O kadar ki bu davranışınız beni zikretmeyi unutturdu. Siz onlara hep gülüyordunuz.’ Demek ki bir kimse Allah’ı zikrediyor, iman ediyor.

Allah’tan bağışlanma, merhamet dileniyor ve onlar normalde böyle iman edip, zikredip, merhamet dilenirken bir kısmı bunlarla alay ediyor. Şimdi geriye doğru gidersek peygamberlerle ümmetleri, peygamberlerin üzerinde alay ettiler mi? Evet. Baktığımızda Yakup ile, Yusuf ile, Yunus ile, ibrahim ile, Musa ile, isa ile hep alay etti mi müşrikler? Evet. Sıra geldi hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine. Hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretleriyle de müşrikler alay ettiler mi? Evet. Devam etti alaycılar. Hazreti peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin zamanında ashabı suffayla alay ettiler mi? Evet. Sahabelerin bir kısmıyla alay ettiler mi? Evet, sonra tabiin, tebai tabiinle alay edenler oldu mu? Evet. Sonra ilk zahitler, ilk sufiler oluştuğunda onlarla da alay edenler oldular mı? Evet. Şimdi hâlâ daha sufilerle alay edenler var mı evet. Bakın, hani geçen derste dedim ya, manevi bir silsile vardır, manevi bir soy vardır. Bu manevi soy devam eder insanlarda. O zaman peygamberlerle alay edenler, sahabelerle, ashabı suffayla da alay ettiler. Şimdi sufilerle de alay ediyorlar, Müslümanlarla da alay ediyorlar. Doğru mu? Alay etmeye devam ediyorlar bakın. O zaman bu alaycı, alaycı, soyu bozuklar devam ediyor. Mesela işte bayan kardeşler örtünüyorlar, ne diyor bir şeyde, röportajda? Örtülü olduğun için senin kafan oksijen almıyor diyor! Yani sen geri zekalısın manasında! Alay etmeye devam ediyorlar mı? Evet. Hakaret etmeye devam ediyorlar mı? Evet ve bu alay ve hakaret edenler işin dozunu o kadar kaçırıyorlar ki bunlar normalde Allah’ı unutuyorlar. Allah’ı unutuyorlar. Onlar başka bir ayeti kerimede Allah diyor, onlar Allah’ı unuttu, Allah da onları unuttu. Allah unutur mu? Unutmaz ama onlar Allah’ı unuttu, Allah da onları unuttu. Demek ki o zaman o velilerle hani kim benim velime düşman olursa ben de ona düşman olurum dedi ya veli aynı zamanda ne oldu o zaman? Bir kimsenin cehennemlik olmasına vesile oldu. Veli bunu isteyerek mi yaptı? Hayır. Veli bunu normalde tasarladı mı? Hayır ama ne yaptı? Birisi o mürşidi kamile, o veliye düşmanlık yaptı, Allah o düşmanlığı kendi üzerine aldı.

Dedi ki sen onu veli yapan benim. Onu velilik makamına çıkaran da benim. Ona mürşidi kamillik veren de benim. Onu mürşidi kamil olarak piyasaya süren de benim. Sen kalktın ona düşmanlık ettin. Sen kalktın onunla alay ettin. Sen kalktın onu hor hakir gördün, küçümsedin. O zaman ben de sana kendimi unutturdum. Ne yaptı? Allah ona kendini unutturdu. Şimdi, o mürşidi kamil, o veli, bu sefer o kimsenin cehennemlik olmasına sebep oldu değil mi? isyan, yani küfre girmesine sebep oldu. Evet, bunda o mürşidi kamilin, o velinin payı var mı? Yok. Bundan sorumlu mu? Hayır. Bundan sorumlu mu? Hayır. Adam oturuyor, bütün velilere mürşidi kamillere, sufilere, dervişlere hakaret edip onların aleyhine konuşuyor mu? Konuşuyor.

Onlara savaş açıyor mu? Açıyor. Gerçekte kime savaş açtı? Allah’a. Allah’a savaş açtı. Cenab-ı Hak iki zümreye savaş açar. Bir, faizcilere; iki, Allah dostlarına düşman olanlara. Bir Müslüman’a, bir sen ehli zikre düşman oldun, Allah’a düşman oldun. Bir mümine düşman oldun değil mi, Allah’a düşman oldun. Başka bir kimseye değil veya islam’ın bir ritüeline, islam’ın bir simgesine düşman oldun. Allah’a düşman oldun. Namaza düşman, Allah’a düşman; tesettüre düşman, Allah’a düşman; oruca düşman, Allah’a düşman; kurbana düşman, Allah’a düşman, zikrullaha düşman, Allah’a düşman! Zikrullahla alay ediyor. Birisi öyle dedi benim yüzüme gençliğimde. Ne bu ya dedi köpek gibi havlıyorsun dedi. Tak, ben böyle, gençlikte var ya, toparladım yakasını, böyle aldım ümüğünü elime, tecdidi iman getir lan dedim, başladı eşhedü enla ilahe illallah, ben Müslüman’ım demeye. Lan sen Müslüman’sın, Allah’ın zikrine nasıl böyle söylersin dedim ya! Zikrullaha davet ettik adamı. Dedim sen kafir misin oğlum, münafık mısın, mürted misin, nesin sen? Allah düşmanı adam. Ama bilerek ama bilmeyerek. Zikrullahla da alay ederler ya, işte sallıyorsunuz, yok işte kafa sallıyorsunuz, alay ediyorlar ya, yok işte o şeye bağlanıyorsunuz ne oluyor, onun peşinden mi gidiyorsunuz. Birisi de çıkıyor ortaya, Türkiye şeyhler, dervişler, sufiler ülkesi değil. Ha ne? ibneler ülkesi mi? Şerefsizler, haysiyetsizler ülkesi mi? Ne ülkesi burası? islam ülkesi burası. Bu toprakları islam’la kanla yoğruldu, şehitlikle yoğruldu. Ne istiyorsunuz başka daha? Ama soyu bozuk!

Hani şimdi menzilin şeyhi vefat etti, gündemde şimdi o var. Cenazesi şöyle oldu böyle oldu diye. N e var bunda? Hizmet etmiş, fayda sağlamış insanlara, insanlara doğru yolu göstermiş. içkiye mi götürmüş, meyhaneye mi götürmüş, bara pavyona mı götürmüş, saza caza mı götürmüş? Allah denilmesine vesile olmuş. Beğen beğenme. Kabul et, etme. Kabul et, etme. Eee? Başları sıkınca tekbir, la ilahe illallah. Eee? Darbe oldu, herkes tekbir, la ilahe illallah, yollarda yürüdü. Doğru mu? Değil mi, sabaha kadar tekbir getirerekten bekledi değil mi herkes? Hep beraber yaptık öyle değil mi? Biz de ordaydık değil mi? Tekbir getire getire darbeyi önlemeye çalıştık, değil mi? insanlar tekbir getirerekten tankların üzerine yürüdü, tankların altına attı, doğru mu? Tekbir getire getire sabahlara kadar bekledi mi? Bekledi. Be ahlaksız insanlar! Be soyları bozuk olan insanlar, ülke zora düşünce tekbirlerle, tevhidlerle, salatu selamlarla, selalarla ülkeyi zordan kurtaracaksınız, kurtarılacak, sonra rahata erince tekbiri de selayı da ondan salatı selamı da tu kaka göreceksiniz, öyle mi? Böyle bir açmazın içindeyiz. Onbeş Temmuz, tekbirlerle, tehlillerle, o tevhidlerle, salatu selamlarla bütün halk meydanda mıydı? Peki neden 15 Temmuz’u yine tevditlerle, tehlillerle, salatü selamlarla anmıyorsunuz da meydanlarda millete sanatçı mıdır sepetçi midir nedir

belli değil, ne üdüğü belirsiz insanları getirip onlarla 15 Temmuz kutlayacağız diye uğraşıyorsunuz? Allah unutturdu kendisini onlara. Bakın, Allah kendisini onlara unutturdu. Ne yaptınız yani bilmem kim hangi sanatçıya giden kimselerle mi gittiniz 15 Temmuz’da tankların önüne? Hangi sanatçının şarkısıyla gittiniz 15 Temmuz’da tankların önüne? Tekbirlerle gittiniz, tevditle gittiniz, selalarla gittiniz doğru mu? Peki nerden çıktı kardeş, bu şimdi 15 Temmuz kutlamalarında konserler? Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu. Onca şehidin başına götürün o zaman bütün sanatçıları, şehitlikte şehitlere şarkı türkü söylesinler. Olacak iş mi?

Biz yara almadık. Biz toplandık, cumhurbaşkanından önce, cumhurbaşkanından önce herkes toplansın darbeye karşı geleceğiz dedim, doğru mu? Peki, biz toplandık, biz tekbir getirdik orda, doğru mu? Allah’ı zikrettik, doğru mu? Biz tekbirlerle, zikirlerle orda durduk. Biz herhangi bir şarkıcının şarkısıyla değil. Gördünüz mü orda bir burdaki Fomara Meydanı’nda bir şarkıcı? Yoktu. Bir türkücü gördünüz mü? Yoktu. Daha ilerisini söyleyeyim. AK Partili milletvekilleri bile yoktu, doğru mu? Yoktular. Beklediler, darbe ne tarafa evrilecek diye, yoktular. Hatta biz sabah namazından sonraydı, Aybey bana soruyordu, ne yapıyoruz bitecek mi, gidecek miyiz diye, ben diyordum ki bekle. Doğru mu Aybey? Hani o ne tarafa, hani merak ediyor ne olacak diye, bekle diyorum ben. Yani bir işaret, bu işler rumuzludur çünkü o rumuzu görünce o mesele ne tarafa gideceği belli olur. Rumuz görülünce dedim yürüyün, tamam. Mesele bitti dedim. O gece orda olanlar, yanımızda olanlar belli.

Şimdi, tekbirlerle mi ordaydık? Evet. Zikirlerle orda mıydık? Evet. Peki, arkadaş biz de gaziyiz. Biz yola çıkmışız sonuçta, meydana çıkmışız, biz meydandayız. Tek birimizle, tehlilimizle, tevhidimizle, duamızla ordayız. Sen nerden sanatçı getirip de kutlama yapıyorsun şimdi? Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu. Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu. Demek ki burda ne diyor? Bir kısmı, kulların bir kısmı derler ki: ‘Rabbimiz, biz iman ettik, bizi bağışla, bize merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.’ Bir kısmı da ne yapıyormuş? Bunlarla alay ediyormuş. Bunlarla alay edince onlar Allah’ı unutuyorlarmış. Allah’ı unutunca da ne yapıyordu? Allah da onları unutuyor. Rabbim bizi kendisini unutan ve unutturduklarından eylemesin inşallah.

‘Veliler, hatırlatma ve unutturmaya kadirdirler; şu halde herkesin gönlüne hakimdirler’ diyelim, 1675’ten önümüzdeki cumartesi devam edelim. Önümüzdeki cumartesi biz yanlış hesaplamışız, heyecan yapmışız kendi kendimize, Cafer, Adnan, Hüseyin böyle konuşurken, biz önümüzdeki cumartesi aşure diye hesapladık, bugün yanlış hesap döndü, ondan sonra, önümüzdeki

cumartesi değil bir dahaki cumartesi aşure yapacağız inşallah. Ayın onuncu günü cumaya geliyor, malum biz onuncu gün ve onuncu günden önce aşure programı yapmamaya gayret ediyoruz. inşallah yine bu sene de on birinci gün yani cumartesi gün, aşuremiz olacak Allah’tan bir şey gelmezse burda, meydanda kaynatacağız aşuremizi. inşallah orda, meydanda aşuremizi dağıtacağız, semamızı yapacağız, duamızı yapacağız, ibadetimizi edeceğiz inşallah. Hazırlıklarımızı ona göre yapıyoruz. O zaman bu gün önümüzdeki cumartesi değil, bir dahaki cumartesiye yer ve gök halkı aşureye davetli. inşallah Allah’tan bir şey gelmezse. O yüzden önümüzdeki haftaya da sohbet var. Bir dahaki haftaya sohbet burda, aşurede olacak inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. El-Fatiha maassalavat.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 5 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-8-3 • Tasavvuf Vakfı Yayınları