Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzümüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemize ve cümle Ümmet-i Muhammed’e Kur’an ve sünneti seniyyeye sımsıkı yapışmayı nasip eylesin. Hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hak yolunda uğraşan mücadele eden didinen, batıla karşı da cihat eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed’i iman edip salih ameller işleyen, hakkı ve sabrı tavsiye eden kullarından eylesin. Ecmain. Allah hepinizden razı olsun inşallah. Geçen haftadan devam ediyoruz inşallah. 1623. beyit. En son yemek yemek ve nükte söylemek kamile helaldir. ‘Madem ki sen kamil değilsin yeme ve sükût et.’ der. Burayı konuşmuşuz şimdi devam eden beyitten inşallah:
“Çünkü sen kulaksın, o dildir. O senin cinsinden değil. Allah kulak-
lara ‘Ansitu’ buyurdu.”
Sen kulaksın o değil. Yani sen daha henüz kemale ermedin. Kemale ermediğin için sen dinleyeceksin, sen kulak olacaksın. Kemale erenler bir meselede, bir meselede, bir sanatta ustalaşanlar, bir şeyde mesela örnekliyorum, işte tıbbiyede profesör. Onun yanında talebenin konuşması uygun mu? Değil veya imamı Azam’ın yanında talebenin konuşması uygun mu? Değil. O dinleyecek. Bir şeyin eğitimini veren, o işin bu konudaki ordinaryüsü, o bu konudaki otoritesi, bu konuda o bütün talim ve terbiyeyi bitirmiş, onun yanında birisi ona ahkam kesmeye kalkarsa o küstahlık yapmış olur. O ne yapacak? Dinleyecek. Mesela eski Yunan eğitiminde talebenin soru sormaya dahi hakkı yoktur. Bir talebe soru sormaz, sadece dinler. Sufilikte de
böyledir. Dinler üstadını, üstadı derse ki bir sorusu olan var mı? O zaman sorar. Öbür türlü sormaz hiçbir şey. Sadece dinler çünkü sen kulaksın. Kulak olmazsan eğer sen dil olamazsın. Önce sen kulaklığını yaşayacaksın. Yani dinleyenlerden olacaksın. Ayet-i kerimede, Ahkâf yirmi dokuzda da diyor:
‘Resulüm, hani Kur’an dinlesinler diye sana cinlerden bir taife yöneltmiştik. Hazır olunca birbirlerine susun demişlerdi. Kuran’ı okuması bitince her biri birer uyarıcı olarak kavimlerine dönmüşlerdi.’ Bakın, Cenab-ı Hak cinnilerden örnek veriyor. Diyor ki Kur’anı dinlesinler diye sana gönderdik. Sen ne zaman hazır olup Kur’anı Kerim’i okumaya başladığında birbirlerine susun diye nasihatte bulundular. Kur’anı dinlediler. Kuran’ı dinledikten sonra tekrar kendi kavimlerine döndüler. Kendi kavimlerine Kur’anı tebliğ ettiler. Mesela Kur’an, yine Araf iki yüz dörtte de: ‘Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki merhamet olunasınız.’ O yüzden Kur’anı Kerim okunurken dinlemek farzdır. Kuran’ı Kerim okunurken dinlemek farz olduğu için yandaki kimseyle dahi konuşulmaz ama şimdi bu tabii farzları yerine getirmiyorlar, bu adaba, bu erkana, bu kurallara uyan yok. Yani herhangi bir yerde birisi Kur’anı Kerim okuyor, bir yerde Kuran’ı Kerim okurken o kimse kalkıyor, örnekliyorum, işte kendince etrafında konuşmaya başlıyor. Kur’an okunduğu zaman muhakkak ve muhakkak herkes pür dikkat susar. Pür dikkat dinler. Hazreti peygamber(s.a.v) hazretleri konuşurken ashap onun sözünü kesmez, pür dikkat onu dinlerdi. Pür dikkat.
Bir üstat konuşurken herkes pür dikkat onu dinler. Bakın, onu dinler. Orda konuşmak adaba, erkana riayet etmemek, büyük edepsizliktir. O adaba uymayan da o yeni gelmiştir, hamdır daha pişmemiştir ya da saygısızdır, bildiğiniz saygısızdır, dervişin küstahıdır, dervişin saygısızıdır o. Orda dinlemek çünkü şart. Hiçbir şeyle ilgilenmeyecek, sadece dinleyecek. E şimdi cumaları mesela cumada hutbe okunuyor, cuma da hutbe okunurken hutbeyi dinlemek cumanın içindeki farzlardan birisi. Adam yanındaki emekli maaşının kaç para olduğunu söylüyor. Değil! Hutbeyi dinleyecek. Bir de namazda oturduğu gibi oturacak hutbeyi dinlerken çünkü iki rekat ya cumanın namazı, öbür iki rekatı da ne olmuş oluyor? Hutbe olmuş oluyor. Öbür iki rekatı da hutbe olmuş oluyor. Şimdi aslında Emeviler zamanında bu oldu. Hutbeyle namazın yerini değiştirdiler. Hâlâ daha bu Emeviler zamanındaki usule devam ediyor, şey ne o, diyanet veyahut da islam dünyası. Emevilerde çünkü hutbeye çıkan imamlar, ehli beytin arkasından konuşmaya, ehli beyti kötülemeye başlayınca bu sefer insanlar hutbeyi dinlemeden namazı kılıp çıkıyor, namazdan çünkü sonra hutbe. Baktılar ehl-i beyte laf söylüyorlar, namazı kılan çıktı, gitti. Hutbeyi dinlemeye başladı. Bu sefer hutbe ile namazın yerini değiştirdiler. Hadisi şeflere bakın, cuma
ile alakalı, hutbe sonradır, önce değildir. Bayram namazında da kılıyorsunuz ya ne yapıyor? Önce hutbe mi? Yok. Hutbeyi sona bırakıyor. Normalde namazı kılıyor, hutbeye çıkıyor, hutbeden sonra tekrar mihraba geliyor. işte o mesela aynı o şekilde cumanın kılınması lazım. Hutbe de dinlenecek. O zaman eğer o dinlemezsen, kulak olmazsan, dil olamazsın. Kulak olabilmen için senin dil olabilmen için önce kulak olman gerekir. Deylemi’de ne diyor hadisi şerifte: ‘Alimlere uyun. Onlar dünya ve ahiretin ışıklarıdır.’ Ona uyacaksın, onu dinleyeceksin, ona tâbi olacaksın. Onlar dünya ve ahiretin ışığı. Bir mürit için mürşidi dünya ve ahiretin ışığıdır. Onu dinleyecek, ona tabi olacak. Allah bizi onlardan eylesin. Hani meşhur ya: ‘ Ya alim ol ya öğrenci ya dinleyici veya onları seven olun. Yoksa helak olursunuz.’ Bu da Beyhaki’den hadisi şerif. Ne olacakmış o kimse? Ya alim olacakmış ya öğrenci olacakmış ya bunları dinleyen olacakmış veya bunları seven olacakmış. Dört gruptan birisi olacak. Ya alim olacaksın, alim olabilmen için önce öğrenci olman lazım. Öğrenci olabilmen için önce dinleyici olman lazım. Onu olabilmen için önce onları sevmen lazım. Sevmezsen bunların hiçbirisi de olamaz. Seversen evet, iyi bir dinleyici olursun. Seversen iyi bir öğrenci olursun. Seversen iyi bir alim olursun. Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden mürşidi kamilin huzurunda da susmak, ondan sonra, onun huzurunda edepli davranmak, onun huzurunda can kulağıyla sohbeti dinlemek gerekir. Böyle yapmayanlar yolun adap ve erkanına uymamıştır. Bir konuşmacı var, konuşuluyor. Kuran sünnet dairesinde ise konuşmacı, onu dinlemek şart olur. Allah bizi onlardan eylesin.
“Çocuk önce süt emme kabiliyetinde, doğar, bir müddet susar ve tamamı ile kulak kesilir. Lakırdı söylemeyi öğreninceye kadar bir zaman dudağını yumması, söz söylememesi gerekir.”
Kundakta iken konuşan tek şahıs vardır, o da isa(a.s.)’dır, kundakta konuşan, doğar doğmaz. Evet, geri kalan bütün çocuklar ne yapar? Önce susarlar ve çocuk önce ne yapar? Süt emer. Çocuk daha henüz mamaya geçmedi, henüz daha sebzeye geçmedi, henüz daha ekmeğe geçmedi, henüz daha ete geçmedi, başka bir beyitte de hazreti Mevlana diyor ki önce o süt emer, sonra diyor o büyümeye başlayınca artık diyor o ekmek ister. Sonra biraz daha büyümeye başlayınca artık o diyor et yemeği ister, et ister. işte bir mürit de çocuk gibidir. Önce ders aldığında süt emer, sonra o dervişliği benimsedi, manevi olarak artık kuvvetlenmeye başlayınca o zaman ekmek yer, o zaman sebze yer, ondan sonra et yer, ondan sonra artık iyice beslenir, artık yemekten içmekten kesilir, sonra da manevi yemeye başlar. Artık o der ki sütte ekmek de et de bir zaman için lazımmış der. Sonra ne dedi? Sonra bizi besleyen Rabbimdir dedi. Sonra da iş maneviyata döner.
O yüzden o çocuk da ilk önce ne yapar? Önce dinler her şeyi. Süt emerken dinler, her şeyi dinliyor. Kulak kesilir. Yani çocuk dinler, azarlandığını dahi hisseder ya, başlar ağlamaya. Dinlemek lazım. Artık o ses tonu normal değil, azarlandığını hisseder, başlar ağlamaya. Halbuki sözü anladı mı? Anlamadı, yani kelime olarak ama o iyi bir dinleyici, iyi bir kulak. Çocuklar kadar iyi bir dinleyici, iyi bir kulak yoktur. Mimiklerinizi dahi izler sizin. Çocuklar anne babayı anne karnında izlemeye başlar. Anne karnında dinlemeye başlar. Ben derim ya bazen çocuk sahibi olacaksın evet, anne karnında senin anneliğin ve babalığın başladı. Anne karnına düştüğü ve orda ilk çocuk oluştu, ilk önce kalbi başladı atmaya, kalbi başladığı anda atmaya, o seni dinlemeye başladı. O seni dinliyor artık. Şimdi anne baba arasında problem olsun, çocuk o kavga gürültü esnasında anne karnında stres sahibi oldu. Anne karnında stres oldu. Anne stresli bir hamilelik yaşadı, çocuğun üzerine tecelli etti. Stresli bir çocuk doğdu, yüzde doksan. Annede alkol var, çocuk alkole bağımlı doğuyor yüzde doksan. Anne uyuşturucu kullanıyor, çocuk yüzde doksan uyuşturucuya eğilimli yetişiyor. Anne de sapkınlıklar var, çocukta yüzde doksan o sapkınlıklar görülüyor. Anne takva sahibi, çocuk da takva sahibi oluyor büyük bir çoğunlukta. O zaman anne babalar sadece kendileri için yaşamayacaklar. Madem ki sen evlendin, çocuk sahibi oldun, çocuğunun da ne yapacak? Mesuliyetini üzerine alacak. Henüz daha anne karnındayken çocuk ne yapacak? Kendini dizayn edecek. Ona göre çocuk yetişecek çünkü. Sen çocuğunun iyi olmasını istiyorsan anne karnında kendini terbiye et.
Sen kendini terbiye etmezsen çocuğundan terbiye bekleme. Sen sinirsellik yaptın, dövüştün, kavga ettin, bağırıştın, çağrıştın, o çocuk da sinirsel olarak doğdu. Hatta içeriden erkek çocuksa başladı tespih atmaya içerde, dışarı çıktığında, ortalığın dumanını çıkaracak. Yok, kız çocuğuysa hırçın bir çocuk geliyor demektir. Böyle kıracak dökecek, ufatacak. Başka bir yerde arama. Hep ben derim ya, çocuklarınızda kabahat aramayın, kendinizde arayın. Biz Nuh değiliz böyle çocuğumuzla imtihan olalım. Biz Adem değiliz öyle çocuğumuzla imtihan olalım. Biz Lut değiliz, eşimizle imtihan olalım. Böyle herkes hemen onlara pay biçer ya, hani işte ademin de çocuğu böyle oldu, şunun da çocuğu böyle oldu, ya biz onlardan değiliz. siz ne kendinizi onlarla eşdeğer tutuyorsunuz ki? Yani sen Nuh musun? Kendini onunla eş değerde tutuyorsun. O çocuk senin ektiğin, ne ettiysen onu biçeceksin. Arama başka yerde. Her başına ne geliyorsa kendinde ara. Her başına ne geliyorsa. Yoksa ayeti kerimeyi inkâr etmiş olursun.
Ayet-i kerimede diyor ki ‘sizin önünüzde sizin yaptıklarınız vardır.’ Ayeti kerime bu. Senin önünde senin yaptıkların var. Hiç başka bir şey arama.
Denize taş attıysan gümbürtüsü gelecek sana. Taşı atan sensin. Bakın taşı atan sensin. Hz. Mevlana Mesnevi’de der ya, her şey aksi sedadır. Biz önceden Bayındır’da böyle dağa çıkardık, böyle bir vadiye filan girdiğimizde bunu biliyorduk çocukluğumuzda, bağırırdık biz işte Ahmettttt diye sesi kestiğinde, ses aksi seda yapardı. Yankı yapardı. Ahmettttt diye tekrar kendi sesini duyarsın. Biz bunu normalde kendimiz orda daha henüz yeni yetişirken, öyle biz el bebek gül bebek büyümedik. Dağdan zeytin getiriyorduk bahçede ekmek için, bildiğiniz delice zeytinleri. Dağda babamın çok samimi bir arkadaşı vardı. Onun zeytinliği vardı. Ordan delice zeytinleri biz köklerdik, kocaman kocaman kökleri, kütük gibi. Onu vururduk omzumuza, getirirdik bahçeye. Oho, şimdi bakıyorum on dört, on beş yaşındaki çocuklara laylaylom yaşıyorlar. Onların da nasipleri böyleymiş. Rızıkları bu. Yapacak bir şey yok. Yani şimdi bakıyorum ben, benim kendi yaşımdaki çocuklara, çocuğu on iki, on üç yaşında. Sen gece saat ikide gidecek bahçede maydanoz sulayacak. On, on iki, on üç yaşında bir çocuğu gönderebilir misiniz dışarı şimdi? Gönderemezsiniz. Çocuklar bir odadan bir odaya su içmeye gitmiyor şimdi. Mümkün değil. Herkes, bütün aileler, kendi kral ve kraliçelerini doğurdular, büyütüyorlar. Hepimiz, bakın hepimiz! Kral ve kraliçelerimizi doğurduk, büyütüyoruz, şimdi. Şimdi önceden öyle değildi. Tabii herkes bir çile çekerdi. Allah bizi affetsin.
işte o çocuk önceden ne yapıyor? kulak kesiliyor, dinliyor. Anne karnında da dinliyor, büyüyünce de dinliyor, etrafını da dinliyor. Sonra o normalde çocuk konuşmaya başlıyor. Eğer normalde etrafı dinlemezse kendi kendine söylenmeye başlarsa yani manasız şeyler çıkar ondan. Eğer hiç kimseyi dinlemesin, hiç kimseyi dinlemesin, o çocuk konuşma özürlü olur. Bazen anneler babalar işte çocuğumuzun konuşması gecikti. Konuşmadın sen çocuğunla çünkü. Nasıl? Basbayağı. Bebekken konuşacaksın, doğduğunda konuşacaksın onunla. Devamlı konuşacaksın onunla. Eğer evde çocuklar yoksa başka, sen onunla anne konuşacak. Genelde hep ilk çocuklarda olur bu. ilk çocuklar böyle şey olur, etrafında konuşan olmazsa tutuk olur mesela ama etrafında çocuk varsa önceden işte kombin bir hayat vardı. Amcalar, ne bileyim işte kardeşler, mardeşler, herkes bir yerde yaşıyordu. Çocuklar avluda büyüyorlardı birbirleriyle oynuyorlardı. Harika. (bu ses düzene girmedi herhalde bugün ya, iyi mi) evet, çocuklar böyle normalde birbirleriyle oynayanlar, çabuk konuşurdu. Çabuk hareket ederdi çocuklar. Öncede öyleydi ama şimdi öyle değil tabii. Yani normalde işte anne çalışıyor, baba çalışıyor ya, çocuk kreşe gidiyor. Yani çocuklar asosyal olmasın diye, şimdi herkes kreşe gönderiyor veya önce işte okul öncesi eğitime gidiyor. Neden? çocuklar asosyal, konuşmuyor kimseyle çocuklar. E biz de kafamız
rahat etsin, evet, çocuğun eline ver bir tane telefon veya tablet, çocuk telefonla, tabletle hayatını geçirsin. Bizim normalde gençliğimizde de yeni doğanlar televizyonla büyüdü. Koy çocuğun önüne televizyonu, çocuk televizyonun önünde sabahtan akşama kadar televizyon izlesin. Şimdi ver eline telefon, telefonla haşır neşir olsun. Yemek yedirirken dahi çocuklara ne yapıyorlar? Telefon çocuğunun elinde, çocuk telefona bakarken yiyor yemeği. Telefona bakıyor, onunla yiyor. Yani telefon, normalde telefon olmazsa çocuk yemek yemiyor. Şimdi böyle olunca o çocuk da manasız sözler çıkarıyor, dengesiz hareketler yapıyor.
Biz çocuklarımızı düzgün yetiştiremiyoruz ve çocukları hem telefonları eline veriyoruz biz hem bir de çocuklar bizden o telefondan izlediği bir şey isteyince bunları onların istemesinden canımız sıkılıyor. Çocuk sabahtan akşama kadar kola reklamını seyrediyor, sonra kola istiyor. Biz çocuğa diyoruz ki kola içilmemesi lazım ama sabahtan akşama kadar çocuk kola reklamını seyretti orda, sabahtan akşama kadar bütün reklamları, bütün işte her neyse bütün videoları izledi çocuk, ordaki izlediklerini istiyor. Sen o çocuğu sonra çocuğum örtünmek istemiyor. Örtünmeyecek zaten. Neden? O orada açık kadınları gördü, onları görünce hayatı öyle algıladı. Hatta daha ileri gitti. Çocuk diyor ki annesine sen neden örtülüsün? Annesi ayrı bir dünyanın insanı oluyor veya çocuk onlara kaptırıyor kendini. Büyükler de kaptırıyor. Koca koca adamlar, koca koca kadınlar onlara bakıyor. Onlar da kaptırıyorlar. Şimdi her şey ucuzladı. Neden? etkilendiler ordan. Ya, bir youtuber gibi konuşacağım diye uğraşan gençler var şimdi. Düşün, dinledi, kulak ordan, çocuk hükmünde. Ordan öğrendi onu, başka bir yerden değil. O yüzden normalde işte derviş de aynıdır. E, büyük insanlar da aynıdır. Sen dünyayı sevenlerin yanına gidersen habire dünya konuşurlar. Sen dünyayı dinlersin, dünyayı seversin, başlarsın, benim neden yirmi tane tezgahım var, kırk değil. Ben tekstilcilerden konuşayım. Gittin adama muhabbete, adam başlar, o gün yirmi tane tezgah almış, o sene ne işler yapmış, ne büyük paralar kazanmış, çok güzel paralar kazanmış. Seneye yirmi tane daha tezgah alacak. O şöyle kafası çalışıyor, böyle kafası çalışıyor. Şöyle para kazanıyor. Tamam bittin sen. Sen yanından çıkıyorsun, süklüm püklüm. Ulan biz böyle yapamadık, edemedik. Biz böyle, bizim böyle tezgahımız olmadı. Böyle bir makinemiz olmadı. Böyle ticaret yapamadık, bittin ya. Ulan cebinde var yüz elli bin, iki yüz bin, üç yüz bin dolar sermaye, onu görmüyorsun. O çünkü iki milyar dolar, üç milyar dolar, dört milyar dolardan bahsediyor. Beş milyar dolar, on milyar dolar. Yani sen bakıyorsun
cebindekine, ulan üçyüzbin dolar var. Ben diyorum senin ne kadar sermayen? Ya hacı abi neyimiz var ki bizim işte, toplasak üçyüz, dört yüz bin dolar sermayemiz var diyor.
Örneğin eski dönemden aktarıyorum. Adam gözünü otuz, kırk milyon dolar olana gözünü dikiyor. Ben diyorum oğlum o da yok lan bizde diyorum ben, böyle bakıyor şimdi, hani o da yok bizde diyorum ben, sen yani haline hamd et, şükret. Onu görmüyor o, bakın onu görmüyor. Aynı şey, derviş, derviş de çocukluğunda, yeni derviş oldu değil mi? Yeni derviş olan bir kimse böyle işte üstadına aşık bir dervişle arkadaşlık yaparsa aşk ona bulaşır, dokunur ona ama yok, o kadar ileri derecede sevmeyen bir dervişle haşır neşir olursa o da öyle olur. Ya bir üstadımız var, tabiyiz ona yeter bu kadar. Tamam, bitti, yeter o kadar. Ya işte bir işin ucundan tutulacak, şu bu olacak ya ama bu kadarından fazlasına gerek yok onun için. Evet, dervişler de aynıdır, o da ne yapar? O da dinlediği ile, kulaktır o, o dinlediği gibi yürür. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ama o derviş başka bir derviş var olgunlaşmış, kemale ermiş, tabiri caizse ona ilmi ledünden damlamaya başlamış. Onunla arkadaş olursa birden olgunlaşır o. Enteresan bir şey. Öbürkü de der ya bu daha dün geldi, şuna bak, buna çavuşluk verdiler, yok zakirlik verdiler, yok buna şöyle davrandılar…Yok! O, yanındaki onun derviş oturaklı o, veyahut da o kimse direkt üstada bağlandı, üstattan aldı alacağını, onun hali değişti. Bakın onun hali değişti. Yaşadık bunları hep. Birisi vardı, şeyh efendiyi dinlerdi, öbürkü dinlemezdi. ikisi de zakir. Birisi çok biliyor, kendince. Şeyh efendi anlatır, Allah rahmet eylesin, o onu dinlemez, ondan sonra, öbürüne der, yani adama bak ya der. O hâl görüyor, işte şunu oluyor da bunu oluyor da hani bizde bir şey olmuyor. Ya sende olmaz. Neden? Sen dinlemiyorsun, kulak değilsin. Sen kendini çok biliyor görüyorsun Çok biliyor, çok bilmiş gördüğünden dinlemiyorsan, itaat etmiyorsan, yap dediğini yapmıyorsun. O yüzden kemale ermiyorsun. Allah bizi affetsin. O yüzden normalde dinlerse bir kimse, dinlerse, o zaman çabuk yol alır. O zaman neyi dinleyeceğimizi iyi bilelim. Neyi dinleyeceğiz? Bir, Kuran’ı. iki, sünneti seniyyeyi, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini. Üç, alimleri; imamı Azam, imamı Şafi, imamı Malik, imamı Hanbeli ne demişler. Dört, üstadını dinleyeceksin. Bu dört ana kaide olacak sende, dört ana kaide olacak. Sen dini felsefeni, dini tavrını, tarzını, dört direğin üzerine kuracaksın. Kur’an, sünnet, imamların içtihadı, üstadın. Dinleyecek oldukların bunlar. Bunları dinlersen mükemmel. Yok, heva hevesini dinlersen veyahut da heva hevesini kendisine yoldaş edinenleri dinlersen perişan olursun. Allah muhafaza eylesin.
“Kulak vermezse (çocuk) ‘ti ti’ diye manasız sözler söyler; kendisini alemin dilsizi yapar. Anadan sağır doğan ise hiç dinlemediği için dilsiz olur. Nasıl dile gelsin? Çünkü söz söylemek için önce dinlemek gerektir.”
Yani kulak vermezsen sen dinlemezsen manasız sözler söylersin, anlamsız sözler söylersin. Konuşulmayacak yerde konuşursun. Konuştuğun da bir işe yaramaz. Bizim Bayındır’ın tabiriyle dangalozluk yaparsın, çünkü dinlemeden nerde ne konuşacağını bilmezsin. Kime nasıl konuşulacağını da bilmezsin. Kime nasıl konuşulacağını bilmediğin için dangoloz olur çıkarsın. Etrafa böyle, kendi kendini etrafa güldüreceğim diye uğraşırsın. Etrafa yalakalık yapacağım diye uğraşırsın. Dinlemiyorsun çünkü. Dervişlerden de vardır öyle. Derviş adabı erkanı dinlemez. Kendince dervişlerinin arasında boş lakırdı yapar. Vay sen şeyhe nasıl itaat edersin. Atla dese atlar mısın uçaktan. işte atlarız. Yok sana şeyh böyle yap dese yapar mısın! Densiz, terbiyesiz sözler! Hele bir de eski ise artık o, o densizliği, terbiyesizliğe, o eskiliği, densizliğe terbiyesizliğe döndürür kimisi. Söylenmeyecek sözleri söyler. Konuşulmayacak mevzuları konuşur. Üstüne farz olmayana karışır. Neden? Kulak vermiyor çünkü. Dinlemiyor. Bir yolculuğa çıkarsın, o eskidir, abidir, zakirdir, çavuştur, ona böyle hürmet ederler. O etrafa densizlik yapacağım diye uğraşır, bir de kendisinin şeyhi çok sevdiğini söyler. Çok bağlı olduğunu söyler. Senin şeyhinin şeyhi sana Kur’an ve sünnetin dışında bir şey mi söyledi de şimdiki söylesin? Kime söylemiş de sana söylesin?
Senin, şeyhim dediğin kimsenin şeyhi, Kur’an ve sünnetin dışında bir şey mi dedi de sana sen şimdi böyle konuşuyorsun? Senin şeyhim olarak dediğin, intisap ettiğin kimse sana Kur’an ve sünnetin dışında bir şey mi söyledi, bir şey mi emretti ki sen böyle densiz konuşuyorsun şimdi? Eskiliğin getirmiş olduğu, eskiliğin getirmiş olduğu densizlikler, edepsizlikler veya işte o şeyhe çok yakın ya, o şeyhe çok yakın olduğundan en densizi de o! O şeyhe çok yakın ya en edepsizi de o. Yani o edebi herkes onlardan öğreneceğine, ondan edepsizlik öğrenecek. E seyahate çıkmışsın, ordaki dervişlere sen abilik öğretsene, abilik göstersene! Ne densiz densiz konuşuyorsun, ne edebi aşıyorsun! Ama yok! O böylece kendisini manevi cezaya tabi tutturuyor. Böylece o, onca yılın, onca yıldır bir şey almadığını gösteriyor. Dinlemedi çünkü. Dinlemediği için langur lungur konuşuyor. Dinlemediği için densizlik yapıyor. Dinlemediği için terbiyesizlik yapıyor. Dinlemediği için edepsizlik yapıyor. Dinlemiyor çünkü! Bu dervişin en tehlikelisidir. Bakın, dervişin en tehlikelisidir. Dinliyormuş gibi görünür, böyle durur önünde. At dersin atmaz, tut dersin tutmaz, sus dersin susmaz, yürü dersin yürümez, dur dersin durmaz. Ondan sonra da laf üretir, etrafında on tane adam var, onlarla götürüyor dergâhı! Senle mi götüreceğim, densiz adam. Nerde
ne konuştuğunu bilmiyorsun, nerde ne söylenmesi gerektiğini bilmiyorsun. Bir dervişe nasıl nasihat edilmesi gerektiğini bilmiyorsun. Kaç yıllık dervişsin, yirmi yıllık dervişsin. Yirmi yıllık derviş, oturduğu zaman lök gibi oturmalı. Demlenmiş, demlenmiş sade kahve gibi olmalı o.
Yirmi yıllık derviş dediğinde, sahabe yirmi üç yıllık sahabelik yaptı. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yirmi üç yıllık peygamberliği vardı. Yirmi üç yıl! En başından Müslüman olan yirmi üç yıl islam yaşadı, hazreti Ebubekir efendimiz gibi. Yirmi üç yılın, yirmi üç yılın sonunda hazreti Ebubekir oldu. Yirmi üç yılın sonunda hazreti Osman oldu. Hazreti Ömer oldu. Yirmi üç yılın sonunda hazreti Ali oldu. Yürüdükleri zaman dünya ahiret arkalarından yürüdü. Bakın, dünya ahiret arkalarından yürüdü. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki Ali’nin döndüğü yer, hak döner dedi. Yani Ali’nin döndüğü yere hak döner. Ali bir yere döndüyse, bir tarafa döndürdü ise kendini, o haktır dedi. Hükmü, hak o tarafa döner dedi. Ali oldu yirmi üç yılın sonunda. Yunus, on sekiz yılın sonunda Yunus oldu. On sekiz yılın sonunda Yunus oldu. Dinledi. Dinledi. Dinleyince on sekiz yıl sonra Yunus oldu. Dinledi, yirmi üç yıl sonra Ebu Bekir oldu, Ömer oldu, Osman oldu, Ali oldu. Bakıyorsunuz sahabeye, birer deha olmuşlar. Dünün bedevisi yirmi üç yıl sonra deha olmuş. Dünün okuması yazması olmayan, yirmi üç yıl sonra, yirmi üç yıl sonra deha olmuş. Dünün eşkıyası. Kim? Beni çok etkiler, Ebuzeri Gifari. Dünün eşkıyası. Hicaz bölgesinde, hicaz bölgesinde ondan izinsiz, ondan izinsiz bir kervan geçmiyor. Bir kervan geçmiyor ondan izinsiz! Basıyor, çöküyor kervana. Dünün eşkiyası ve Müslüman olur olmaz ilk Mekke’de dini açıktan tebliğ eden Ebuzeri Gifari’dir. Hazreti Ebubekir değil, Hazreti Ömer değil, Hazreti Osman değil. Dikkat edin, Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri değil, bir böyle eksiklik olarak bunu görmeyin ha. Bodozlamasına gidiyor. Yani siyaset yok, strateji yok, hiçbir şey yok. Çıkıyor Beytullah’ta müşriklere açıktan dini tebliğ ediyor. Dayağı da yiyor. Hz. Hamza kurtarıyor. Diyor bu kim biliyor musunuz, bu diyor Gifar kabilesinden. Vallahi bütün kervanlarınızı soyar sizin. Mal, dünya, insanların putu, ilahı. Hemen bırakıyorlar. Hemen bırakıyorlar. Hemen. Neden? Çökecek mallarına onların. Korkuyorlar, dünya ellerinden gidecek diye. Durur mu Ebuzeri Gifari. Yine diyor bekledim diyor. Müşriklerin en kalabalık zamanını. Şimdi Araplarda adet.
Araplar gündüz kaylule yapıyorlar, sanki çok çalışmış gibi. On birde bir yatıyorlar, beşte kalkıyorlar. Tabii, Arapların hayatı böyle. Cenab-ı Hak da onlara bahşetmiş, yerin altından yerin üstünden zenginlik vermiş ya. Sen istediğin kadar yırt kendini. Şimdi yeni bir maden bulmuşlar gene, petrol bitecek, hani bunların zenginliği bitecek diye bekliyorlar. Yok, bitmeyecek.
Yeni bir maden bulmuşlar, dünya üzerinde o madenden hiçbir yerde yok. Allah bereketlendiriyor, bahşediyor. Allah’la kim yarışacak? Hani petrol bitecek, o maden başlayacak, gene zengin orası. O yüzden Türkiye’nin muhakkak oralara gitmesi lazım. Eski topraklarımız ya, onlar yoksa gidip Amerika’ya yedirecek edepsizler. O edepsizler gidiyorlar Amerika’ya yediriyorlar. Amerika yedireceklerine islam dünyası yesin bari hiç olmazsa inşallah. işte normalde onlar on birde yatıyorlar, beşte, dörtte beşte kalkıyorlar. Kalktıktan sonra Beytullah’a geliyorlar. Müşrik onlar. Onlar dinsiz değil, müşrik onlar. Bekledim diyor. Bakın Ebuzeri Gifari’ye, bakın ya! Çölde eşkıya. insanda biraz eşkıyalık olacak. Biraz kafası normalden farklı çalışacak. Onlar zaten düzeni değiştiriyorlar, dünyayı değiştiriyorlar. Biraz Mustafalık olacak yani. Üç tane bir araya geldi mi kıyamet kopuyor zaten. Bosna karışıyor. Ben gidiyorum, bir tane var orda, ben ikinci gidiyorum, bir de üçüncü gelse tamam. Balkanlar’da savaş çıkar ya kesin. Biz çünkü Srebrenitsa şehit annelerinin çiçeği yakamızda. Bosna bayrağı, atkısı boynumuzda. Biz Sırp bölgesine öyle giriyoruz. Ha, Mustafa abi? Sırplar böyle ters ters bakıyor, Boşnaklar böyle sevinçle bakıyor, mutlulukla. Diyorlar ki onlar, ben öyle hissediyorum, bizim yapamadığımızı siz yapıyorsunuz diyorlar. Tabi. Beni geçen gün burda, ben sohbete gidiyordum, yoldan çevirdi grup. Belli böyle, Boşnak. Dedi, şeyi gösteriyor benim, Srebrenitsa çiçeğini gösteriyor. Dedim evet. Onlar şimdi Boşnakça konuşuyorlar. Dedim mafi Boşnakça ama dedim Bosna, ben dedim sabah sabah, Bosna ile beraberiz biz dedim. Ondan sonra malum dedim, ondan sonra, şeyh Kazım dedim ben, Kaçuni. Malum dedi, hemen onlar, tanıyorlar. Dedim sabah sabah benim arkadaşım o dedim ben. Nasıl böyle, ne mutlu oldular ama o böyle benim yakamda Bosna çiçeğini görünce. Dedim ki ya, yani onlar böyle büyük bir onurla, gururla büyük bir aşkla, şevkle onlar taşıyacaklarına hani dedim ki şu hale bak ya! Taşıyanı görünce dedim seviniyorlar da kendileri taşımıyorlar! Aynı bizim bu memleketin insanı da öyle. Bizde yapmamız gerekeni yapmıyoruz ki! islam dünyasında da var bu.
Şimdi mevzuyu toparlayalım. Yani o Ebuzeri Gifari, yürüyor o ikinci günde yine tebliğ ediyor. Bakın, hiçbir şey bilmiyor daha ama dinledi. Neyi dinledi? ‘Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu’. Bunu dinledi sadece arkadaşlar. Dinlediği buydu. Ne oldu Ebuzerî Gifarî? Bakın, çölde çölde eşkiyaydı, sonradan Allah Resulü’ nün dostu oldu. Sonradan Allah Resulü dedi ki galip doğdu, garip yaşar garip olarak ölür dedi o. Yalnız, yalnız öldü ve bir Allah dostu onun cenazesini kaldırır dedi. ibni Mesut talebeleriyle hadis okuyordu, ilim yapıyorlardı, baktılar yolun kenarında tek başına kefenlenmiş birisi, başında da bir hizmetkâr yolun
kenarında. Ona öyle demiş, ben öldüğümde beni kefenle, yolun kenarına kadar çıkar demiş. Beni kefenle, yolun kenarına kadar çıkar, oraya bırak beni sen demiş. Benim, gelirler benim namazımı kızdırırlar demiş. O hizmetkârı da onu kefenlemiş, yolun kenarına kadar götürmüş. Zayıf, bir deri bir kemik, tabiri caizse elli kilo. Elli kilo bile yok. Böyle rüyanızda görseniz, eğer o halini gösterirlerse size, elmacık kemikleri çıkık, ağurtları çökük, kemikleri görünüyor tabiri caizse, Böyle Ebuzerî Gifarî. Dünün zengini, eşkiyası. Gifar kabilesinin reisi. Kabileye, gidip islam olduğunda, kabileye gidiyor, bütün kabile islam oluyor. Medine’ye. Hazreti Peygamberin hicret ettiğini duyunca dayanamıyor, o komple gidiyor, Medineliler korkuyorlar, müşrikler bize baskına geldiler diye. Öyle kalabalık bir grupla islam oluyor. Dinledi. Yirmi üç yıl, Hazreti Muhammedi Mustafa’yı dinledi. Dinleyince ehli kamil oldu, mürşidi kamil oldu. Allah dostu velilerden oldu. ‘Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine sarılırsanız beni bulursunuz’ müjdesine nail oldu.
Dinle kardeş, dinle! Nefsini dinleme, heva hevesini dinleme, şeytanı dinleme, şeytan kulağını şeytana dayayanları dinleme. Kulağını nefsine dayayanları dinleme. Kulağını heva hevese dayayanları dinleme. Kimi dinle? Kulağını Kur’an ve sünnete dayayanları dinle. Kimi dinle? ilmü ledünden konuşanları dinle. Kimi dinle? Hak ve hakikati sana tebliğ eden, nasihat edeni dinle. Nefsine düşenleri değil. Kuran’ın tabiriyle ‘gördün mü heva ve hevesini ilah edineni’, heva ve hevesini ilah edinenleri dinleme. Allah muhafaza eylesin çünkü o, dinlersen eğer bunları, o heva ve hevesini ilah edineni, kemale ermemiş olanı, şeytanı dinleyenleri dinlersen, manasız sözler söylersin. Onları dinlersen senin lakırdının ipi sapa gelmez. Senin sözlerinin bir ölçüsü olmaz. Sen dengesiz konuşuyorsun. Allah muhafaza eylesin. Dengeli konuşabilmek için önce dinlemek gerekir. Düzgün konuşabilmek için önce dinlemen gerekir. Dinlemezsen, düzgün de konuşamazsın. Allah muhafaza eylesin. Yunus, ayet 42: ‘Onlardan bir kısmı seni dinler, hiç sen sağırlara işittirebilir misin?’ Hele sağırlıklarının yanında bir de akıllarını kullanmazlarsa kimisi dinler ama uygulamadığından dolayı sağır hükmündedir. O, dinlediğini yerine getirmez. Allah muhafaza eylesin. 43. Ayet: ‘ Onlardan bir kısmı da sana bakıp dururlar. Hiç sen körlere doğru yolu gösterebilir misin?’ O bakıyor ama manevi kör. O manevi köre, o görmek istemeyene sen doğru yolu gösterebilir misin? Hakikati duymak istemeyene, hakikati dinlemek istemeyene sen hakikati dinletebilir misin? Hani başka bir ayeti kerimede: ‘Onlarda göz vardır ama körlerdir, kulak vardır ama duymazlar, hani işitmezler’ var ya, onun gibi bu ayeti kerime de. Allah muhafaza eylesin Hele körlükleri yanında bir de basiretsiz olurlarsa! Yani hem kör yani hakikati görmüyor hem de basiretsiz, hakikati anlamıyor, basireti
yok, kulağı sağır. Onlara dinletmen, onlara senin bir şey anlatmam mümkün değil. Onlar çünkü kendi kendilerini bataklığa çekmişler. Kendi kendinin kulağını sağır etmiş. Kendi kendinin gözünü perdelemiş, gözünü kör etmiş ve kendi kendine sonunda ne yapmış? Kalbini mühürlemiş. 44. Ayet: ‘Allah insanlara zulmetmez fakat insanlar kendi kendilerine zulmederler’. Allah kimseyi kör yaratmaz manevi olarak.
Allah kimseyi manevi olarak sağır yaratmaz. Allah kimseyi manevi olarak basiretsiz yaratmaz. Kullar kendi yaptıklarıyla kendilerini sağır, kör ve kalbi çalışmayan, mühürlenmiş, basiretsiz yaparlar. Kendi kendilerine zulmederler. Kendi kendine, herkes kendi kendine zulmeder. Allah muhafaza eylesin çünkü Allah hiç kimseye bu manada zulmetmez. Başka bir ayeti kerime, ‘Allah kullarına zulmetmez der.’ Başka bir ayeti kerimede direkt söyler, Allah kullarına zulmetmez. O zaman o insanlar kendi yaptıklarıyla, kendi işledikleriyle, kendi söyledikleriyle, kendi kendilerine zulmetmiş olurlar. Sözün başında dedik ya, kimseye kızma, senin önünde senin yaptıkların var. Senin önünde senin yaptıkların var. Bazen bana soruyorlar, bunlara üzülmüyor musunuz, hayır diyorum ben. Neden? Yani onlar kendi yaptıklarını yaşıyorlar. Sen ne yaptıysan onu yaşıyorsun. Çocuklarına adaletsiz davranmışsın, çocuklar senin yüzüne bakmıyor şimdi. Neden? adaletsiz davrandın, çocuğunun neden yüzüne bakmadığının sen kendine bak. Birisi öyle dedi bana, dervişlerden arkadaşlardan hiçbirisi bana selam vermiyor dedi, kendine bak dedim deyince durdu. Sen dedim ona sert konuş, buna sert konuş ona tepeden konuş ona bağır çağır ona hakaret et, nereye kadar tolere edecek herkes seni? Akşam ekmeği senden mi geliyor milletin? Ne yapacak, senden uzak duruyor. Neden? Dilin sivri. Neden? Dilin hakaret ediyor insanlara. . Neden? Ahlakın düzgün değil, insanlara tepeden davranıyor. Ya işte şöyle… Dedim daha söyleyeyim mi? Söyle dedi. Cimrisin dedim. Dervişlerin dedim manevi hususiyetidir. Bakın, bunu hiçbir zaman unutmayın. Dervişlerin bir manevi frekansı vardır. Dervişler tepeden konuşan, tepeden konuşan, kaba konuşan, dangolozluk yapan, diline sahip çıkmayan, olur olmaz insanları kıran, satan, döken, dervişlerin parasına, malına, varlığına göz diken ve cimri. Dervişler o kimseleri sevmezler. Bu frekans ayarıdır. Bu frekans ayarıdır, kimseye kabahat bulma.
Dervişler bizi dinlemiyorlar! Dinlemez kardeş seni. Neden? Sen tepeden konuşuyorsun, sert konuşuyorsun, sen tevazulu konuşmuyorsun. Ben onun, ben onların hatalarını söyledim diye benimle konuşmuyorlar. Değil. Nasihat ederken dahi nasihatçide olması gereken özellikler var. Ona sen ince, naif söyle, öyle nasihat et. Öyle değil tabii. Allah muhafaza eylesin. O yüzden herkes kendi yaptığından mesul ve kendi yaptığını kendi işlediğini
görür önünde. Allah muhafaza eylesin. Her söz, bunu unutmayın hiçbir zaman, her söz dinleyici için söylenmiştir. Ortada bir söz var ise eğer dinlemiyorsa bir kimse sözün kabahati yoktur. Sözü söyleyenin de kabahati yoktur. D dinlemedi kendisi. Allah muhafaza eylesin. O yüzden sözlerin en güzeli, en hakikati, en ulvisi, en yükseği, Kuran’dır. Kur’an da, Kur’an da yaratılmış olan mahlukatın, ahsen-i takvim üzerine, en yüksek olan, en yüksek yaratılmış olan insanadır. Kur’an Allah’ın kelamıdır. En yüksek sözdür. En yüksek söz kime söylenmiştir? Eşrefi mahlukat olarak yaratılan, meleklerden de üstün olan insana söylenmiştir. O zaman birinci derecede dinlenilecek olan söz, Kur’andır. Kime oku emri verdi? Allah Resulüne. O zaman her Kur’an dinleyen gerçekte, gerçekte Muhammed’i Mustafa(s.a.v.)’in okuduğu Kuran’ı dinlemiş olur. Dikkat edin çünkü ayeti kerimeleri ilk okuyan kim? Hazreti Muhammedi Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem .
O yüzden Kur’anı o manada Hazreti Muhammedi Mustafa (s.a.v) okumuştur. Hafız filancadır, Kur’anı okuyan filancadır, sen onu öyle düşünme. Sen onu rabıta ederken, tefekkür ederken de ki hazreti Muhammedi Mustafa okuyor de. O okuyor de, öyle tefekkür et. Kuran’ı öyle dinle. Eğer Kuran’ı okuyan Muhammedi Mustafa (s.a.v) diye, Muhammedi Mustafa (s.a.v) diye tefekkür eden, öyle edeple, öyle erkan ile öyle saygılı bir şekilde can kulağıyla dinlersen manası kalbine gelir. Anladınız mı? Kur’an-ı Kerim okunurken eğer ki okuyan Muhammedi Mustafa sallallahü ve sellem diye tefekkür eder öyle rabıta eder, büyük bir edep ile büyük bir saygıyla can kulağıyla dinlerseniz manası kalbinize gelir. Bu, Kuran’ın mucizesi, Kuran’ın kerametidir, iyi dinleyene kendisini açar. iyi dinleyene, can kulağıyla dinleyene kendisini açar. O mana senin kalbine gelir, bakın o mana senin kalbine gelir. Kalbinde onun zevki, onun neşesi, onun hazzı, onun lütfu, onun mucizesi yaşanır ve kalbini ihata eder nurlandırır. Basiret gözün açılır. Basiret gözün açılır, Kuran’ı dinlerken öyle dinle. Bir mürşidi dinlerken öyle dinle, öyle dinle, kalbine aksın senin. Can kulağıyla dinle. O çünkü konuşan Kuran’dır. Öyle dinle. Hazreti Muhammedi Mustafa (s.a.v) , hem konuşan hem tefsir edenler. Kuran’dır başlı başına Hazreti Muhammedi Mustafa (s.a.v) , Kur’andır. Kuran’la Hazreti Muhammedi Mustafa’(s.a.v)’i ayrıştırmak, ayırmak mümkün değildir. O yüzden bu fakir der ki bütün hadislerine iman ettik, kabul ettik, hepsi de sahihtir deriz. Sebep? O çünkü Kuran’ın yaşanmış, Kuran’ın şekle şemale bürünmüş halidir. Allah şefaatini üzerimizden eksik eylemesin. Geceniz hayır olsun. El-Fatiha maassalavat. Amin. Haftaya inşallah Allah’tan bir şey gelmezse ‘söze kulak kulak verme yolundan gir’, inşallah ordan devam edeceğiz Allah izin verirse. inşallah.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 5 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-8-3 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Râbıta. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı