Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamunaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, hayırlı eylesin. Rabbim son nefese kadar hayır üzerine yaşayanlardan eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammedî hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Rabbim bütün islam alemini, Müslümanları, kafirlerin, münafıkların, mürtedlerin, tasallutundan kurtarsın. israil’in fitnesinden, israil’in zulmünden, israil’in soykırımından bütün Müslümanları muhafaza eylesin. Filistin’deki Müslümanlara, Filistin’deki mücahitlere Rabbim yardım eylesin. Doğu Türkistan’daki mücahitlere Allah yardım etsin. Doğu Türkistan’daki Müslümanlara da Cenab-ı Hak yardım eylesin. Irak’ta, Suriye’de, dünyanın herhangi bir yerinde zulüm altında inim inim inleyen Müslümanlara Allah yardım etsin. Zalimleri kahru perişan eylesin. Zalimleri yerle yeksan eylesin. zalimleri yeryüzünden silsin, batırsın inşallah. Amin. Ecmain. 1855. beyitten devam ediyoruz.
“Dünyanın lütfetmesi ve yaltaklanması hoş bir lokmadır ama az ye. Çünkü ateşten bir lokmadır. Ateş gizlidir, zevki meydanda. Dumanı sonunda meydana çıkar.”
Bu hani bir insanın methedilmesiyle alakalıydı ya, normalde geçen haftaki beyitler methedilmek ile alakalıdır. Hani methedilmenin bir insanın, insanın nefsine tatlı geldiği, methedilmenin insana olan zararları, konu buydu. Aynı şekilde devam ediyor aynı konuya. ‘Dünyanın lütfetmesi, yaltaklanması hoş bir lokmadır ama az ye.’ Yani bu dünya üzerinde dünyalık olarak bir
insanın methedilmesi yani bu şimdi bir yerde amirseniz, memursanız veya birisinin sizde bir işi var ise birisinin sizde mecbur bir sizden bir menfaati var ise o size ne yapacak? O sizi methedecek, olduğundan fazla göstersek gibi veyahut da normal şartlarda da dünya insanın etrafında nimetlerini saçacak, dünya lütfedecek ona. O yaltaklanacak dünya çünkü hani dünya sevgisi olmayan bir kimseye dünya yaltaklanır. Peşinden koşar. Dünyanın peşinden koşana dünya kendini kaptırmaz. O koşar dünyanın peşinde boyna. Birisi dünyaya sırtını dönse sevgi noktasında dünya yaltaklanmaya başlar onun etrafında. işte birisi gelir, bak böyle bir iş var, bu işi yapalım, bir başka birisi gelir, bak burdan çok güzel para kazanırsın, bu işi yap. Bir başka birisi gelir, işte birisi şöyle zengin olmuş, böyle bir para kazanmış filan, bu seni böyle tekrar dünya sevgisini aşılamaya çalışır. Bu dünyanın yaltaklanmasıdır sana. Bu sufilerde de olur. Mesela bir kimse sufilik yapmaya çalışır. Dünya yaltaklanır ona. Onun sufiliğini bozacak etrafında, çizgisini bozacak hal ve hareketler olmaya başlar. Bunlar normalde dünyanın yaltaklanmasından dünyanın lütfetmesinden hiç kimsenin kurtuluşu yoktur. Hazreti Pir diyor ki bundan az ye.
Hani dünya bir nehir gibidir, dünya okyanus gibidir, ihtiyacın olanı al ordan. Ya sen kendini bozma dünyalık için. Bakın sen kendini bozma. Dünya gelecek, gelecek. islam zenginliğe karşı değil veya bir kimse işte kendince şöhret bulmuş, şöhret olmuş o. Bu normalde yadırganacak bir şey değil. Şimdi gözüme çarptığı için söyleyeceğim, usta hakkını helal et sen de. Şimdi bir mevzu oluyor mesela işte arabayı Lütfü usta boyadı, ‘aaa, Lütfü tanıdığın mı, senin’, ‘E tanıdığım benim. O bakıyor bu tip işlere.’ Şimdi boya, kaportada şey olmuş, belli bir isim sahibi olmuş, şöhret sahibi olmuş. Şimdi o kimse mesela ustalığıyla, esnaflığıyla, sanatıyla, insanlığıyla, adamlığıyla kendiliğinden şöhret olmuş. Bu ayıpsanacak bir şey değildir. Bakın, bu ayıpsanacak bir şey değildir. Bir kimse şöhret olmaya çalışırsa ayıpsanır. Bu yanlıştır ama öbür türlü kendiliğinden sanatıyla, bilgisiyle, ilmiyle, tevazusuyla o böyle bir hal olmuş onda, bunda bir sıkıntı yoktur. Allah bizi affetsin. Dünya normalde tabi methedilmek ya konu, methedilmek olunca senin hani nefsi terbiye görmemiş bir kimsenin etrafında dünya yaltaklanır, dünya onun etrafında dönerse o kimse bozulur veyahut da nefsi terbiye görmemiş bir kimse methedilirse o kimse bozulur. Nefsi terbiye gördüyse bundan hani çok etkilenmez ama nefsi terbiye görmediyse belli bir nefis terbiyesinden geçmediyse, evet, bundan bozulur. Hazreti Pir diyor ki bundan az ye yani buna kanma. Bu seni aldatmasın çünkü ateşten bir lokmadır. Yani bu fazla methedilmek, ateşten bir lokmadır. Bu terbiyeyi almazsan kendi nefsini durdurmazsan sen o ateşten lokmayı yersin. O zaman nedir
ateşten lokma? Sen cehennemlik amel işlersin, cehennemlik bir ahlaka sahip olursun, cehennemlik bir ahlaka sahip olursan da dumanı sonra çıkar. Yani ne yapar? Sen cehenneme doğru yol alırsın. Allah muhafaza eylesin. O yüzden dünyada methedilmek veya dünyanın o insana yaltaklanması, dünyanın o insanın etrafında dönmesi, nefse hoş gelir, tatlı gelir ama bunların hepsi de geçici olan şeylerdir. Bu dünya geçicidir. Nerde dedenin babası? Yok. Bakın geçici.
Benim anne dedem, Bayındır’ın hemen hemen en zenginlerinden birisi, bu arkamızda yaslandığımız dağın büyük bir kısmı, anne dedemin. Ovada, kırda, orda, burda annemle bir yere git, annem burda kır var, otuz beş dönüm burayı sattılar! Burda yirmi beş dönüm şu vardı, sattılar! Burda şu vardı, sattılar. Burda bu vardı, sattılar! Anneme diyorum anne, bir daha ben seni çıkarmayacağım dışarı. Sebep? Yani kadın kendi kendine hani burası da bizimdi, burası da bizimdi, burası da bizimdi…Nerde? Dedem öldüğünde bir tek oturduğu ev kalmıştı. Sattı hepsini de. Dayımlarla beraber hepsini satmışlar. Ne oldu? Dünya geçti. Adam sonuçta dimdik öldü. Ayağında körüklü çizmesiyle öldü. Eyvallah ama dünya dediğimiz, dünya denilen şey, bıraktı gitti, bakın kalmadı bir şey. O zaman nefse tatlı gelir dünya, hoş gelir dünyadayken. Burda tekrar altını çiziyorum, biz dünya sevgisine karşıyız, zenginliğe değil. insana Cenab-ı Hak vermiş, lütfetmiş, ikram etmiş. Bizim bu konuda ona söyleyecek bir sözümüz yok ama dünya sevgisi bir insanın içerisinde durduğu müddetçe o kemale ermez. Dünya sevgisi öyle bir şeydir ki kardeşi kardeşten eder. Karı koca arasını bozar. iki ortak arasını bozar. Bozar! Anne, baba, çocuk ilişkisini bozar. Dünya sevgisi öyle bir kötü sevgidir. Allah muhafaza eylesin. insanın ne kardeşliğini ne arkadaşlığını ne dostluğunu ne eşliğini ne anne babalığını ne evlatlığını bırakır. Adam kendi evladını mahkemeye veriyor ya! Evlat, kendi annesini, babasını, mahkemeye veriyor. Dünya sevgisi bu. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde senin etrafında, senden nemalanacak olan, menfaat gözetecek olan kimseler ne yaparlar? Seni fazla methederler. Seni fazla methederekten senin hoşuna gider bu, sana tatlı gelir ve normalde güzel lafızlar, süslü kelimeler yaldızlı cümleler kurarlar. Sen o süslü kelimelere, yaldızlı cümlelere kanma. O yaldızlı cümleleri, o yaldızlı kelimeleri konuşanlar seninle menfaati bittiğinde hepsini unuturlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kemal ehli olan (bu Siri de konuşacağı yerde konuşmuyor, konuşamayacağı yer de konuşuyor.) Şimdi etrafındaki kimseler ne yapacaklar? Etrafındaki o kimseler hani onu böyle söyleyenler senden menfaat gözetiyor. Senden menfaat gözettikleri için seni methediyorlar. Allah muhafaza eylesin.
Methedildi, bu noktada dünya methedilme noktasında senin önüne seriyor. Dostun da olsa düşmanın da olsa. Bunun ilacı şudur, yani methedilmenin sendeki öyle ya, buna nasıl karşı duracaksın? Bunun ilacı şudur, herkesin kendine ait hataları, kusurları, eksiklikleri vardır. Bakın hiçbir kimse yoktur ki bir günah onun perçeminden tutmamış olsun, hadisi şerif bu. Ben mürşidim, ben veliyim, ben evliyayım, ben havada uçuyorum, ben denizin üzerinde yürüyorum, yok. Birileri seni methediyorsa sen hemen gözünün önüne, ilacı, methedilmenin ilacı gözünün önüne kendi nefsinin eksikliklerini koy. Hemen! ‘Bu beni methediyor ama ben bugün sabah namazına kalkamadım. Bu arkadaş beni methediyor ama ben gece teheccüd de katılamadım. Bu arkadaş beni methediyor ama benim günlük on bin tevhit çekmem lazım, nerde, ben onu çekemedim ki! Bu arkadaş methediyor beni…’ Eksikliklerini veyahut da günahı kebairlerini koy, günahlarını koy. ‘Bu arkadaş methediyor ama ben gıybet ettim. Bu arkadaş beni methediyor ama benim gözüm kaşım kaynıyor, kaçıyor bir yerlere…’ Herkes kendi eksikliğini gözünün önüne koyacak. Bu sefer sen kendi nefsinin eksikliğini gözünün önüne koyarsan, methedilmekten etkilenmezsin. Az etkilenirsin, az ye diyor ya, az etkilenirsin. O zaman her methedildiğin anda sen gözünün önüne kendi nefsinin eksik ve kusurlarını, kendi nefsinin günahlarını koy ki orta yere, sen o methedilmekten fazla yememiş ol. Allah muhafaza eylesin ve normalde bazen insan zaman zaman bu methedilen meselelerden, ya benim de üzerimde bir şey var mı diye kendi kendine düşünür. Düşünmez değil. Kendini mesela iyilerden görebilir, kendini zenginlerden görebilir, kendini varlıklı görebilir, kendinde bir şey varmış gibi görebilir. Bu böyle şimşek gibi insanın kalbine vurur yürür. Şimşek gibi! Kalbine vurduğu anda şimdi kalbinde tevhid olsa bu vurmaz. Kalbinde tevhid yok, bu vuruyor. Bakın, kalbinde zikrullah oturursa sen ne sana söylerlerse söylesin, senin kalbin zikrullahla sarhoş. Bir taraftan girer, bir kulaktan girer öbür kulaktan çıkar. Kalbin zikrullahla sarhoş.
Kalbin zikrullah ile sarhoş değil ise o methedilmek, o dünyanın sevgi noktasında sana dokunması, değmesi sende tesir bırakır. Bak sende tesir bırakır. Ne yapacaksın o zaman? Hemen eksiğini gediğini dökeceksin orta yere. Hemen zikrullaha döneceksin anında ki o dünyanın yaltaklanmasından, o etrafındaki riyakarların, menfaatperestlerin söylemlerinden sen uzak durasın. işte iş verensin, ‘patron senin gibi yok ya, sen muhteşemsin. Harika çalışıyorsunuz siz. Seninle çalıştığım için mükemmelim ben de çok mutluyum. Sen şunu şöyle bilirsin, sen bunu böyle bilirsin…’ Gitti! Yaltaklanıyor o sana. Senden menfaati var çünkü. Sen ona iş veriyorsun, sen ona bir mal veriyorsun veya sen ondan bir mal alıyorsun, bu senden menfaati
olduğu için seni methetti. Yoksa senin geceni bilmez, gündüzünü bilmez. Demek ki o ne yaptı? Allah muhafaza eylesin, seni farklı bir yöne çevirdi ve methedilmenin, methedilmenin daha büyük, daha büyük insanda açtığı yara kibirdir. Bu methin gelmiş olduğu en tehlikeli noktadır. O methedilen kimseler bu methiyeye kapı aralar, o methiyedeki gibi kendilerinin görürlerse kibre düşerler. Bu tarih boyunca yöneticilerin, şeyhlerin, siyasi olarak devlet erkanı olarak, bürokrat olarak ve alimlerin ve şeyhlerin en büyük handikapıdır methedilmek. Bu methiyeden eğer o insanlar nasiplerini alırlar methiyeye kapı aralarlarsa Allah muhafaza eylesin, helake doğru giderler. Bir parantez açayım, bu 28 şubattan önce şeyhler toplantısına gidiliyor, bir şey efendi var. işte ne? Ahmet efendi. isim olarak değil de öyle söyleyeyim. işte ilk toplantı. Kim? Şeyh filanca efendi. iyi, bir dahaki toplantı? Filanca kutbü’l azam filan efendi. Bir üçüncü toplantıda işte zamanın kutbu gavsu sani gavsı bilmem kim! Ben o zaman için bunun sekreteryalığını yapan Baran efendi vardı. Dedim Baran efendiye dedim abi bunun duracağı bir yer yok. Bu dedim her ay bir şey koyuyor isminin önüne. Buna bir nasihat etsen, bir söylesen, hani buna bir söylesen. Böyle yaptı: ‘Mustafa Efendi’ dedi, ‘Biz bir şey anlatamıyoruz ona’ dedi. Dördüncü toplantıda adam bütün tasavvufi ne kadar makam ve unvan varsa onunla geldi. Onun bir halifesi var, böyle işte tipik böyle çok saygılı, o zamanın Abdülkadir Geylani’den yüksek ya, öyle düşünün yani.
Böyle baktım, bir şey diyeceğim dedim, bozulma. Buyur dedi. Muhammed Allah’ın kulu ve Resûlü, doğru mu dedim ben. Doğru dedi. ‘Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım, ‘levlake levlak’, ben habibime salatu selam getiriyorum, melekler de getiriyor. Ey iman edenler, siz de getirin’ dediği dedim peygamber sallallahü ve sellem , diyor ki dedim ‘ben Allah’ın kuluyum.’ Bu kaldı şimdi ben öyle deyince. Hatta diyor ki dedim ben, ‘ben kuru ekmek yiyen, kuru ekmek yiyen Mekkeli kadının oğluyum.’ Bu durdu şimdi. Dedim velev ki üstadın bu makamda olsun. Velev ki olsun. Utanmaz mı insan dedim hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin huzurunda böyle bir şeye. Bu durdu şimdi. Dedim bir çıt daha bir şey söyleyeceğim. Bir çıt daha bir şey söyleyeceğim. Maneviyatta dedim bir kimseyi huzura çağıracakları zaman, bir şeyhi dedim, bir mürşidi, bu sizin söylediklerinizin hiçbirisi de söylenmez dedim. Derler ki dedim filanca oğlu falanca. Herkes dinler, Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri ona nasıl hitap etti, ona bakar dedim herkes dedim. Çünkü onun hitabında dedim remiz vardır, rumuz vardır. O hitabında ne dedi? Kardeşim mi dedi evladım mı dedi. Ne dedi veyahut da hiçbir şey demedi mi? Huzura çıktı ya huzura çıkacak, ismi okundu, ismi okunduğunda Hazreti Peygamber
sallallahu ve sellem hazretleri ona ne dedi, nasıl hitap etti, buna bakar herkes dedim. Hiçbir zaman şöyle hitap olmaz, zamanın kutbul azamı, gavsi semedani işte şu, bu, bu…Sizin söylediklerinizin hiçbirisi de okunmaz dedim. Bu kaldı. Bak dedim, sen de hitap almamışsın. Sen de hitap almadığından sen de dedim dondun kaldın. Nasıl yani dedi. Senin halifeliğin de dedim doğru halifelik değil. Eğer dedim halifeliğin doğru halifelik olsaydı sen bu hâli yaşamış olman gerekiyordu dedim. Sen bu hâli yaşamamışsın dedim. Şimdi insanlar methederler. Bundan kurtuluşun yolu, bundan kurtuluşun yolu, sen kendince şöyle diyeceksin, sufiler için söylüyorum, ya üstadımız bu konuda bizim ölçüyü koydu. Bana bir hitap geldi mi? Gelmedi. Sen kendinin cennete girdiğini ve bir hitaba nail olduğunu gördün mü? Görmedin. Seni huzura davet ettiler mi? Etmediler. Sen huzura çıktın mı? Çıkmadın. O zaman birisi sana halife dese ne olacak demese ne olacak! Birisi sana nakibi nükebbasın dese ne olacak demese ne olacak! Ne olacak ki? Sen kendi kendine, bunu kendi kendine terbiye edeceksin. Sana bir şey derler, sen o denilene bakmayacaksın.
Yol uzun. Yol uzun olduğu için asla methedenlerin methine ne yapacaksın? Kanmayacaksın. Kanarsan kibre düşersin. Kibre düşersen gizli şirke düşmüş olursun. Gizli şirke düşen kimse cennetin kokusunu bile alamaz. Bu dünya böbürlenme dünyası değil. Bu dünya hava atma dünyası değil. Bu yol da böbürlenme yolu değil. Bu yol da hava atma yolu değil. Bu yol nefsini tezkiye etme yolu. Bu yol ona buna böyle ahkam kesmek, ona buna bağırıp çağırmak yolu değil. Bu yolda ben haklıyım diye çırpınmak değil. Tevazulu ol, yumuşak ol, toleranslı ol, güzel ahlaklı ol. Methedenlerin methine kanma. Kınayanların da kınamasına bakma. Kötüleyenlerin de kötülemesine bakma. Hiç unutmam şeyhimin tavsiyesini, böyle koltuğun ucuna oturdu, otur şuraya dedi, oturdum ben önüne. Bundan sonra dedi bir ayağına dedi gül yağı dökecekler, bir ayağına da dedi ateş dökecekler. ikisini bir görmezsen kemale eremezsin Mustafa efendi dedi. Bursa’ya yeni geldiydim, yıl doksanbir. Yıl doksanbirdi bunu söylediğinde. Bir ayağına dedi gül yağı dökenler olacak. Yani methedecekler, seni sevecekler. Bir ayağına da ateş dökecekler. Yani seni kınayacaklar, seni kötüleyecekler. ikisini bir tutmazsan kemale eremezsin dedi. Demek ki ne olacak? Methedenin methine bakmayacaksın. Methine bakarsan o zaman kibirliliğe düşersin. Eski dervişsin canım, sen daha iyi biliyorsun, sen kaç tane şeyh gördün maşallah! Kardeş! Eskiye yeniye bakmıyor burası. Kim hulusi kalple Allah dedi, o yol yürüyor. Kim hizmet etti, o yol yürüyor. Eski olmuşsun önemli değil ki! Denizin dibindeki taş da eski, su almadıktan sonra ne anlamı var. Su alacak içine. Ne olacak ki! Su almayınca okyanusun dibinde dursun, önemli değil.
Allah muhafaza eylesin ve bu metihler neticesinde kibre düşen kimse için bakın Tırmizi’de nasıl bir hadisi şerif var:
‘Kıyamet gününde kibirli kişiler zerre kadar küçük adamlar şeklinde haşrolunacaktır. Her taraflarından zillet ve miskinlik akacaktır. Cehennemdeki bulaş adında bir zindana sürülecektir. Üzerine alev alev ateş yükselecek ayrıca Tinetü’l habal denilen cehennem ehlinin irinlerinden içirilecektir.’ Tinetü’l-Habal ne biliyor musunuz? Bir kimsenin, bu cehennemde bir içecek. Bu içecek, bu sarhoş edici, insanın aklını gideren, içki gibi işte bütün türleri dahil buna, uyuşturucu gibi bütün türleri dahil buna, aklı giderici bu tip maddeleri kullanan, bu tip içkileri kullanan kimselere cehennemde içirilecek olan özel bir irin. Yalnız burada şuna dikkatinizi çekmek istiyorum. Hani hadisi şerif var ya, methedilen de sarhoş oluyor. Birisi örneğin işte içkiden sarhoş oluyor öbürkü de methedilmekten sarhoş oluyor. ikisi de sarhoş. O zaman ikisine de ne içirilecek? ikisine de bu tinetü’l habal denilen irinden içirilecek. Dünya sarhoşu olabilirsin, ondan içirileceksin. Böyle bir hani dünya sarhoşu ne demek? Adamın üç beş kuruşu var. Sarhoş olmuş. Dünyayı o yarattı sanki. Allah muhafaza eylesin. Adam parasının, zenginliğinin sarhoşu olmuş veyahut da siyasetçi, işte geldiği makamın sarhoşu olmuş veyahut da belediye başkanı veya müdür, amir, bürokrat. adam bulunduğu makamın sarhoşu olmuş. Sarhoş! Sarhoş olunca ne oluyor? Adam haram tanımıyor, helal tanımıyor, zayıf tanımıyor, kuvvetli tanımıyor, fakir tanımıyor, zengin tanımıyor. O oranın sarhoşu olmuş. Allah muhafaza eylesin. Aynı şey sufilerde de vardır. Bir rüya görür, sarhoş olur, kendini oldum zanneder. Bir hal görür, sarhoş olur, kendini oldum zanneder. Ona bir vazife verirsin, o bütün vazifeyi aldı ya, sarhoş olur, her tarafı asıp kesmeye çalışır, ahkam keser. Kardeş, sufilikte vazife demek hizmet edeceksin demek. Hizmet edeceksin, bağırıp çağırmayacaksın, kızmayacaksın kimseye. Tepeden bakmayacaksın kimseye. Sen kalk burdan demeyeceksin. Demeyeceksin! Hürmet edeceksin, çocuğa dahi hürmet edeceksin.
Hani devri velet var ya Mevlevilikte, devri veledin en sonundaki sufi, en çömez sufidir. Üstat onun önünde eğilir. Üstat o en çömez sufinin önünde eğilir, selamlaşır. Ben üstadım diye kafasını dikmez. En çömez dervişin önünde boyun büker en çömez dervişe. Çünkü o en çömez derviş, geleceğin mürşidi kamilidir. O üstadı geçecektir. Sebep? Çünkü ahir zamandır, her gelecek zaman geçmiş zamanı artacaktır. Her gelecek zaman daha kötü bir zaman olacaktır. O daha kötü bir zamanda üstadlık yapacaktır. O daha çirkef bir zamanda üstadlık yapacaktır. O daha çirkef bir zamanda üstadlık yapacaktır. Onun işi geçmişten daha zordur. O yüzden üstat onun önünde eğilir. Der ki sen benden daha fazla zorluk çekeceksin. Sen benden daha fazla
çile çekeceksin. Sen benden, sen benden daha fazla sıkıntı çekeceksin çünkü senin zamanında daha da bozulacak ortalık. Senin zamanında daha da bozulacak. Şimdi eski dervişleri dinlerdim ben. Ahh Mustafa Efendi şöyleydi, Mustafa Efendi böyleydi…Öyleydi Mustafa Efendi, doğru, öyleydi ama Mustafa Efendi’nin imtihanıyla Abdullah Efendi’nin imtihanı aynı olmadı. Aynı olmadı. Bunu küçümsemek için söylemiyorum. Mustafa Efendi kurulu bir düzenin üzerine oturdu. Kurulu bir düzen. Dergahı var, kurulu düzen var, devam ediyor her şey. Ondan önce hacı Ali Haydar efendi de kurulu bir düzenin üzerine oturdu. E ondan önce Çorumlu Ebubekir baba. Onu da rüyasında annesi görüyor, dergahı yapıyor, tekkeyi yapıyor, daha o seyahatte, yedi yıl seyahat yapıyor çünkü. Ordan geliyor payitahta, istanbul’a, icazetini mühürletiyor. Çorum’a geliyor, Çorum da dergah hazır, her şey hazır ama yeniden bir düzen kuruyor. Şimdi baktığınız zaman her gün günü aratır manevi olarak. Zorlaşır her şey. Bakın zorlaşır. Ben şeyh efendi vefat ettiğinde dedim ya, kim gelip şeyhlik yapacaksa gelsin yapsın. Gelsin yapsın. Hâlâ daha diyorum. Kim ben bu şeyhliği yaparım, bu topluluğu ben götürürüm diyorsa gelsin. Gelsin. Sebep? Daha da zorlaşıyor çünkü. Daha da zorlaşacak. O yüzden üstat ne yapar orda? O geleceğin mürşidini simgeliyor. O küçücük çocuk, onun önünde eğilir, burda kibir yapmaz, burda sarhoşluk yapmaz, makam sarhoşluğunu yapmaz. Bir kimseye makam verilmesi demek, sorumluluk verilmesi demek, tevazu gösterecek, mücadele edecek, alçak gönüllü olacak, yürüyecek.
Taş da atan olacak, gül de atan olacak, küfreden de olacak, metheden de olacak. Şeyh Efendi öyle dedi. Sövenimiz de sevenimiz de eksik olmaz Mustafa Efendi dedi. Evet, söven de olacak sevende olacak. Seviyorum diyen de taş atacak sana. Evet, seviyorum diyen de nazlanacak sana. Hepsini yaşayacaksın, hepsini de yaşayacaksın. Kemale erme yolundaysan sabredeceksin. Kemale erme yolundaysan diyeceksin ki bunların hepsi de geçici, hepsi de dünya üzerinde kalacak. Şeyh de deseler dünyada kalacak, halife de deseler dünyada kalacak. Nakibi nükebba da desen halife de desen zakir de desen dünyada kalacak. Öldüğünde Allah’la baş başasın, amellerinle baş başasın. Öldüğünde amellerinle baş başasın. O zaman sen burda amelini temiz tut ve o sarhoşlardan olma. Allah bizi affetsin. Onlardan eylemesin. ‘Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.’ Bir adam dedi ki: ‘Fakat kişi elbisesinin ve pabuçlarının güzel olmasını ister.’ Allah Resûlü şöyle buyurdu: ‘Allah güzeldir, güzelliği sever.’ Yani senin iyi giyinmen, güzel giyinmen Allah’ın hoşuna gider. Allah onu Yani kimileri vardır mesela işte yani lükse kaçma ama ben derim ya bir derviş dilenci gibi olmayacak diye. Cenab-ı Hak verdiği nimeti kulunun üzerinde görmek ister ama sen kalkıp
da marka budalası, gösteriş manyağı olma. Eyvallah. Sen gidip de işte ben takım elbise alacağım deyip de otuz beş, kırkbin lira takım elbiseye verme. Verme! Bizim Özgür’e sordum, özgür kaça satıyorsun dedim, o ne o, Givenci midir, nedir, nerde çalışıyor, o nerde çalışıyor? Şu anda Vakko’da, o daha önceki yer nerdeydi? Givenci’deydi. Dedim ne kadar bir takım takım elbise? Dedi ki en ucuzu bin liradan başlıyor baba dedi. Lan oğlum dedim, kim alıyor bir de ne o, iki yıl oldu. iki yıl önce sordum. Oğlum kim alıyor? Baba alıyorlar dedi. Bir takım elbise otuz bin lira, iki yıl önce en ucuzu, en ucuzu! Şimdi çalıştığı yerde takım elbiseyi sormadım. Almayacağım şeyi ne yapmaya sorayım! Şimdi orda herhalde bir takım elbise yüzelli liradan başlıyordur he Murat? En az yüz bin lira! Murat’a soruyorum bu işleri, Murat tekstil, kıyafet işi yapıyor ya, yoksa Murat da gidip öyle yüz bin liralık takım elbise almaz ama yani normalde evet iyi giyinmek, güzel giyinmek Allah’ın hoşuna gider. Eyvallah. Marka budalalığı yok, marka sarhoşluğu yok, öyle bir şey yok. Vay, bu işte şu marka! Yok ya, sen güzel, düzgün bir tane bir şey al giy, eyvallah. ‘Allah güzeldir güzelliği sever. Kibir hakkı inkar edip insanlara üstten bakmaktır.’
Neymiş? Kibir insanlara üstten bakmak. Sen insanlara üstten bakarsan sufi terbiyesi almamışsın. Sen insanlara tepeden bakıyorsan sufi terbiyesi almamışsın. Tepeden konuşuyorsan üstten konuşuyorsan sen sufi terbiyesi almamışsın. Sen nefsine dur dememişsin. Sen nefsine dur de. De ki bu topluluğun en zayıfı en ednası benim. Deki bu topluluğun bu noktada hani en kötüsü benim. Bu kardeşlerin hepsi de benden iyi, muhakkak ki öyle. Bunu kendinde yerleştirmediğin müddetçe kibir var sende. Vardır öyle dervişler. içeri girer böyle, nereye oturacağım, hani ona bir yer gösterin hemen. Kardeş, girdin içeri, en yakın, en münasip bir yere otur veya birisi dedi ki ya şuraya otur. Oraya otur. Sen kimsin benim yerimi değiştirecek! Ya bırak onun o vazifesi var orda. Ona demişler ki buraya şunları ayır, buraya bunlar otursun, buraya şunlar otursun. Sen gösterilen yere otur, git veyahut da boş bulduğun bir yer, neresi, geç cemaatin en arkasına otur ya. ‘Size ehli cenneti göstereyim mi? Göster. Bir kimse bir topluluğa girdi, hiç kimse ona özel bir muamelede bulunmadı. Sonra ordan da çıktı gitti. Hiç kimse ona gene özel bir muamelede bulunmadı. Ehli cennet odur.’ Ehli cennet odur. Hadisi şerif, ben tam metin aklımda değil. Mana olarak böyle ama şu aklımda, yani bir kimse bir topluluğa girdi, hiç kimse oralı olmadı. Ooo Mustafa beyler, hoş geldiniz çistaka çistak. Öyle değil yani. Bunu dedikleri anda sen zaten uçuyorsun. Tabii bütün herkes dönüyor, bakıyor. Birisi gelmiş, kim? Mustafa beymiş! E tabii, sen başlıyorsun, tabii, Mustafa bey diyecekler, ee öyle Mustafa bey oluyor! Duman üst başa çıkıyor! Aynı dervişlik de de aynı. içeri
girdin, ooo, abi filanca ya! Bırak kardeş. Sen kendinde bir şey görme, git otur. Allah muhafaza eylesin. insanlara üstten bakmak, üstten davranmak, üstenci bir kimliğe bürünmek sufi ahlakı değildir.
Haklı bile olsan üstenci bir tavırla, üstenci bir sözle, üstenci bir bakışla davranırsan sen dervişlikten nasibini almamışsın daha. Yok! Sen o kibri yenmemişsin içindeki. Sen ister zakir ol, ister çavuş ol, istersen şeyh ol, üstenci bir tavır, üstenci bir söz, üstenci bir mimik, dervişlik ahlakı değildir. Seni helak eder. Allah muhafaza eylesin. ibni Ömer’den hadisi şerif: ‘Sizden öncekilerden bir adam böbürlenip eteğini sürükleyerek yürürken birden yere battı. Kıyamet gününe kadar o hâlâ yerin dibine doğru batıp gitmektedir.’ O zaman elbiseyi kibir aracı yapma. Arabanı kibir aracı yapma. Ayakkabını kibir aracı yapma. Kılık kıyafetini kibir aracı yapma. Böyle yaparsan manen batarsın. Rabbim bizi batanlarından eylemesin.
“Sen, ‘ben o metihleri yutar mıyım? O tamahından methediyor. Ben onu anlarım’ deme. Seni metheden, halk içinde aleyhinde bulunursa onun tesiriyle gönlün, günlerce yanar. Onun mahrumiyetten senden umduğunu elde edemeyip ziyan ettiğinden dolayı aleyhinde bulunduğu halde, o sözler gönlüne dokunur. Onun tesiri altında kalırsın.”
Ey sufi kardeş! Sen insanların methine gönül bağlama. Bu methiyelere aldanmam diye kendi kendine mağrurlanma. Kulağını methiyelere verirsen bir an için birçok faziletler görüp kendi kendini bir an için kendinde birçok fazilet görüp kendi kendini şeyhlerden, alimlerden, iyi sufilerden görebilirsin. Bugün senin etrafında dost gibi görünenler, senden umduklarını bulamayınca hemen düşmanın olup seni kötülemeye başlarlar. O zaman da onların kötülemesinden üzüntü duyarsın. işte üzüntü duyduğun anda methedilmekten hoşlandığın ondan zevk aldığın görülür ki henüz daha kemale ermemişsin. Siyasetçilerin, yüksek bürokratların, şeyhlerin, alimlerin etrafında methiyeciler vardır. Bir şey muhakkak umarlar ve umduklarını bulamazlarsa seni kötülemeye başlarlar. Bu kötülemekten etkilenirsen kemale ermemişsindir. Demek ki senin etrafında methiyeciler olacak. Methedenler olacak. Senden bir menfaat gözetecekler. Senden bir menfaat gözettikleri için senin etrafında methiyeciler çoğalacak ve senden o bekledikleri menfaati, bekledikleri ilgi alakayı, bekledikleri herhangi bir beklentiyi bulamazlarsa bu sefer seni kötülemeye başlayacaklar. Seni kınamaya başlayacaklar. Senden istediğini bulamayan önce tebessüm ederken sonra yüzünü asacak. Senden istediğini, umduğunu bulamadı. Önce seni alkışlarken sonradan seni kötülemeye başlayacak ve sen o kötülemekten, o kınanmaktan etkilendi isen o zaman sen methiyeden lezzet alıyordun. Kendini methiyeden doyuruyordun. Kendini methiyeden doyurduğun için şimdi kınanmaktan acı
çekiyorsun. Eğer methiyeden kendini doyurmamış olsaydın kınanmaktan acı çekmezdin. Sen methiye lokmasına fazla alışmışsın. Methiye lokmasını çok yemişsin. Methiye lokmasını çok yiyince kınanmak hoşuna gitmedi senin. Kınanmaktan acı çekmeye başladın ve kınayıcıların kınamasından negatif olarak etkilendin. Neden? Methedilmekten çok hoşlanıyordun çünkü! Oysa sen methedilme lokmasını yemeseydin, methedilme lokmasını insanlar senin önüne koyduklarında sen bakmaksızın abur cubur yer gibi yemeseydin kınanmaktan etkilenmeyecektin ama methedilmekten çok hoşlandığın için şimdi kınanmak sana acı veriyor. Dün, sen büyük mürşitsin, büyük velisin, sen zamanın kutbusun deyip alkışlayan kimse senden şeyhlik alamayınca halifelik alamayınca istediğini bulamayınca sırtını dönüp gitti, döndü ve seni kınamaya başladı. Seni kötülemeye başladı. Sen o kınanmaktan, o kötülenmekten negatif olarak etkilendin. Demek ki sen kamil bir kimse değilsin. Kamil bir kimse olsaydın normalde o kınanmaktan sen etkilenmeyecektin. Seni ister mürşid görsünler ister görmesinler. Kim seni ne görürse görsün. Sen hak yolda devam et. Sen hak bildiğin yolda yürü. Seni bütün dünya alem seni mürşid görse ama sen o mürşitlikten uzak isen mürşitlikten uzak isen sen yine mürşit değilsin. Bütün dünya alemi seni mürşit görmese ama sen mürşit isen onların görmemesinden yine etkilenmezsin. O zaman düşen, sufiye düşen hak yolda yürümek. Bugün sever yarın söver. Bugün seni kabul eder yarın seni reddeder.
Şeyh efendi onun için zamanın kutbul azamıydı. En büyük kutuptu. Gelip gidiyor boyna şeyh efendinin yanına. Benim yanımda söyledi. Dedi ki işte bir yerde efendim bana da bir zakirlik verseniz burda dedi! Bu ama şeyh efendinin yanına gidiyor geliyor böyle, böyle rahatsız edercesine ama hizmet edeceğim, koşuşturacağım derken, içim de ısınmıyor bir türlü adama. Diyorum bu bombayı patlatacak. Gençlik işte, diyorum ya Rabbi ben de şahid olayım o bombaya. Benim yanımda patlasın yani, gençsin ya, işte böyle şeyler oluyor insanda. Adam patlattı! Böyle bir bana baktı bir etrafına baktı. Bir ben varım. Dedi ki beni de tehlikeli görmedi, efendim dedi bana da bir zakirlik verseniz dedi. Patlattı bu bombayı. Dedim tamam ya bitti. Bakın ya normalde, ya bırak, sen Allah için hizmet et, koştur, aynı şey. Yine başka bir şey, şimdi şeyh efendi bana rüya yorumu verdi. Dergahın en genç zakiri, en çömez zakiri, en yeni zakiri benim. Benden önce Çorumîden kalma nakibler var, nükebbalar var. Bildiğiniz nükebba var, nakibi nükebba var yani böyle zaman zaman halifeliğe doğru adım atıyor, geri çekiliyor. Olmuyor şeyhliğe adım atıyor. Adımını geri çekiyor. Gözümüzün önünde oluyor bunlar. Tabi ben onun o zaman nakibi nükebba olduğunu da bilmiyorum, şeyh efendi bana normalde rüya yorumu verdiğinde. Tabi o benim zakirliğime de
itiraz ediyor zaten. Enteresan. Bunlar hep böyle şey, bize ölçü, bize tecrübe. Biz oturuyoruz orda, şeyh efendi Bayındırlı Mustafa efendi, gel buraya dedi, gittim ben koşa koşa. Oturdum ben böyle önüne otutturdu, böyle işaret etti, oturdum önüne. Bundan sonra Bayındır’ın zakirisin oğlum dedi. Ben susuyorum şimdi. Bunlar ders kağıtları dedi. Ondan sonra bakan dedi, istediğine Kadiri’den veren, istediğine Rufai’den veren dedi durdu. Kalbine gelir dedi Kadiri’den mi Rufai’den mi olduğu dedi. Ona göre dersi veren dedi, onun şivesi de, benzetmeye çalışıyorum. O zat döndü böyle ona, efendim biraz daha dedi zaman geçseydi, pişseydi dedi, biraz dedi hani öğrenseydi dedi. Böyle bir gözünün ucundan baktı, ondan sonra. O öyle deyince efendim ben bir şey bilmiyorum dedim hani ben bir şey bilmiyorum. Biz biliyor muyuz dedi. Kim biliyor ki dedi. Sustum.
Benim şeyh efendiyle üçüncü, dördüncü görüşmem bu. Daha yeni ders almışım o zaman, üç aylık bir dervişim. Derviş de denilmez yani. Böyle durdu, bunlar da istiare kağıtları dedi. istiare kağıtları, eskiler bilir değil mi böyle basılı idi, değil mi Hüseyin aga. Böyle istiare kağıtları basılı idi, istihare nasıl yapılır böyle matbu evrak gibi. Bunlar da istiare kağıtları dedi. Ben böyle baktım, gayet masumane, efendim ben rüya yorumu bilmiyorum dedim. Rüya yorumu bilmiyorum. Beyaz görürse, yeşil görürse, mavi görürse, sarı görürse şunu şunu şunu şunu şunu görürse hayırlıdır, şunu şunu şunu görürse hayırsızdır. Durdu. Sen bundan sonra bütün rüyaları tevil eden dedi ama öyle bi halde söyledi ki birisi kafasını kaldırsa kafa gidecek böyle sanki. Böyle bir kılıç dönüyor sanki ortalıkta. Herkes kaldı böyle. Orda bir tane daha zakir var, iki tane daha zakir var. Bir de o benim zakirliğime karşı gelen hacı abimiz var, onu eskiler biliyor kimi kastettiğimi. Öyle kaldı. Aaa rüya yorumu da! Yani kimin neye vesile olduğu belli değil. Biri itiraz ediyor, ondan sonra, o benim zakirliğime itiraz edenin, bana zakirlik verdi, ardından dedi ki istediğinin dersini alan, istediğine dersini veren, istediğine şöyle yapan, istediğine böyle yapan. O itiraz ettikçe yığıyor benim üstüme. Bitti. Zaman geçti, çok bir zaman geçmedi o zakirlerden birisinde rüya ve hal yorumu yok. Benim yanımda şunu dedi. Efendim dedi bana da bir rüya yorumu verseniz dedi. Böyle bir baktı ona yandan hani bu nerden çıktı dercesine. Dedi efendim dedi dervişlerin dedi içinde dedi ikilik oluyor dedi. Kimisi gidiyor filanca kimseye anlatıyor dedi. Ondan sonra işte dedi böyle bir ikilik çıkıyor dervişlerinin arasında dedi, tek başlılık yok yani dedi. Verirlerse veririk oğlum dedi. Verirlerse veririk oğlum dedi. Şimdi ben yanındayım ya, gençlik ya, öyle düşünüyor insan. Hani işte bu adam çömezdi, daha yeni gelmişti. Sen buna rüya yorumu, hal yorumu verdin. Bir de orda bir tane şey vardı, Allah rahmet eylesin bizim Ali ihsan vardı. Ali
ihsan da hal görüyor böyle devamlı. Ali ihsan’a dedi ki hallerini Mustafa Efendiye anlatacaksın dedi. Yani çift başlı oluyor.
Yani adam orda, Tire’de derviş, ordaki zakire anlatmayacak, Bayındır’a gelip bana anlatacak. Halbuki onu çekebilecek noktada değildi o hani. Neden? Ali ihsan gece saat ikide geliyor, kapının önünde başlıyor kuzu gibi melemeye. Gece saat üçte geliyor, beşte geliyor, kimse bilmiyor onun o durumunu. Esiyor kafası, geliyor. Ben zikrullah yapıyorum, gece saat iki, Mustafa efendi, Mustafa efendi…Ulan bir yerden Mustafa efendi diyor birisi. Çıkıyorum ondan sonra böyle odalardan da geliyor. Ya zaten yalnız yaşıyorum, her taraf tahta. Önce diyorum kim geldi. Kapıları açıyorum, yan odaları filan ondan sonra, Ali ihsan aklıma gelmiyor hiç. Ondan sonra yine, Mustafa efendi, böyle meliyor kuzu gibi. Bir bakıyorum, camı bir açıyorum, Ali ihsan bizim. Mustafa Efendi, hay hay hay hay hay…Ben seyrediyorum şimdi pencereden. Mustafa Efendi, hay hay hay hay… Üç! Allah’ım diyorum, ya Rabbi ya Resulallah! Bir kaç sefer camdan atlayıp dışarda kaldım, heyecana geldim. Kapılara vuruyorum, annem duymuyor. Zaten o arka taraftaki evde kalıyor, ben ön taraftaki evde kalıyorum. Yok, hırsız gibi atlıyorum şeyden aşağıya içeriye, ne o kapıdan. Bizim zaten normalde atlamak çok kolay. Ondan sonra haydi ordan, orda bir tane de asma ağacı gibi bir şey var, ona tutunuyorum hırsız gibi içeri giriyorum. Ondan sonra içeri atlayınca tamam, sıkıntı yok. içerde zaten bizim kapı pencere açık zaten çünkü bir daha pencereden içeri girmek mümkün değil. Çok atletik olman lazım. Lan dedim ya şeyh efendi dedim bu dedim meczubu dedim benim başıma sarmış tabiri caizse. O da diyor ki hal ve rüya! Ya sen lüks bir semtte oturuyorsun. Adam gelecek senin apartmanın önüne filanca abi filanca abi diyecek, ulan rezil olacaksın apartmana. Yüzüne bakmayacaksın onun.
Zaten bir gün de öyle oldu. Bu şimdi o gün rüya yorumu isteyeceği zaman kimseyi davet etmemiş yemeğe. Onun evinde yemek yenecek, beni de davet etmedi. Mustafa Efendi gel yemeğe, yemeğe gideceğiz. Şeyhim gel demiş, yürürüm ben. Şeyhim davet ediyor. Gittim, o benim gidişimden rahatsız oldu zaten. Ben duyacağım çünkü onun istediğini ya, benim duymamı istemiyor ama bize tecrübe olacakmış. Sen ne olsa iyi, bizim Ali ihsan Allah rahmet eylesin, sen gel onun önünde böyle park gibi bir yer var, sen gel karşıya otur banka, bir de sırtını dön, vur esmayı orda. Sen misin davet etmeyen onu. indiriyor ne varsa tamam mı. Ben yok, ben gittim, böyle baktım şeyh efendiye, Ali ihsan dışarda herhalde dedim. Nerde dedi. Vallahi herhalde efendim dışarda gibi geldi bana dedim. Çık bak bakayım dedi. Çıktım baktım, Ali ihsan sırtını dönmüş, böyle kafa şey, yani öyle saklı gizli zikretmiyor. Hay hay hay hay hay böyle gidiyor. Adam bankada bir de şey,
ne o, mektup dağıtıyor, senet dağıtıyor. Bankada çalışıyor, halk bankasında. Kimse onun öyle hal gördüğüne de inanmıyor. Lan faiz yuvasında çalışıyor adam diyorlar. Halbuki adam uçuyor her dakika. Nasıl ama parkta hay diye koyuvermiş yakasını. Normalde gören adımlarını hızlaştırıyor. Manyak var bir tane orda çünkü, dengesini bozmuş birisi. Hızla hızlanıyor o haya devam ediyor. Dedim orda. Ondan sonra dedi davet etmedi herhalde onu dedi. Etmemiş efendim dedim. Ondan sonra (başını salladı), söyleyeceği var herhalde dedi. Herhalde efendim dedim. Ben de çıkayım isterseniz dedim hani özel görüşülecekse. Yok dedi Mustafa efendi, senden saklımız gizlimiz yok dedi. Peki, ben oturuyorum, patlattı bombayı. Bana da rüya ve hal yorumu verseniz diye.
işte bu neden kaynaklanıyor? Bunlar o kimse kendinde bir şey görüyor, methediliyor ya. Onu methediyor. Abi senin zakirliğin hiç kimsede yok. O kendinden bir şey görüyor, havalanıyor, ayakları yere değmiyor ama kalbi de onun nefsi de diyor ki hani sende rüya yorumu da yok, hal yorumu da yok. Yani geliyor şimdi ona birisi diyor ki abi ya dün gece bir rüya gördüm diyor. Hayırdır inşallah. Ben görüyorum, gözümün önünde oluyor. Demiyor ona, kardeş ben de rüya yorumu yok. Mustafa Efendi’de var. Mustafa Efendi’ye anlat. Ben yanı başındayım, demiyor onu. Ben hiç seslenmiyorum. Hayırdır inşallah diyor. işte o anlatıyor şimdi. Hayır olsun inşallah diyor. Adam seni ondan duymaya gelmedi.
Hadi birine hayır olsun dedin ikisine hayır olsun dedin. Olur bu çünkü rüya yorumunda, bunun rüyasını tam olarak anlatırsam ulan daha genç bu, ayağı yerden kesilir veyahut da bu yeni gelmiş daha, dakika bir gol bir. Bunun rüyasını tam tevil edersem vay ben neymişim der kibre düşer, uçmaya kalkar. Eee? Yani bunu böyle şey yapma. Yavaş yavaş yol yürüteceksin çünkü ona. Yol yürüteceksen onu terbiye ederek yürüteceksin. Onu birden kanatlandırıp uçurmak kolay ama terbiye ede, ede, sindire sindire yürüteceksin. Sindire sindire yürüteceksin ki adam yarın öbür gün çabuk bozulmasın. Allah muhafaza eylesin ama işte bu öyle olmazsa Allah muhafaza eylesin, o kimse etrafındaki o methiyeye kulak verir methiyeye kulağını tıkamazsa sonra o insanlar onun aleyhinde konuşmaya başladığında onu kınamaya başladığında negatif olarak ne yapar? Etkilenir. Allah muhafaza eylesin.
“Medihten de bir ululuk gelir, dene de bak! Medihin de günlerce tesiri altında kalırsın. O medih, canın ululanmasına, aldanmasına sebep olur fakat bu tesir zahiren görünmez. Çünkü methedilmek tatlıdır.”
Bu sen methedilince sana bir ene gelir. Bir benlik gelir. Ben neymişim be abi dersin. Bu gelir sana çünkü bu methedilmekten dolayı sen kendi kendini artık bir şey zannedersin. Methedilme artık böyle bir ölçüyü kaçırır.
Ölçü olmaktan çıkarsa bu insana evet, insanı bozar ama övülen, methedilen kimsede gerçekten o özellik var ise buna söylenecek bir laf yok. Hani dedim ya işte geçen hafta dedim ya işte ne o, bizim dedim ustaya sen hiç geri çevirdin mi bir arabayı tamir edemem diye, hiç çevirmedim dedi. Şimdi bu noktada bir başkasının onun bu özelliğini ortaya koyması, bu metih değil. Ölçüyü kaçırmıyor. En büyük usta sensin, değil. Yaptığı işi soruyoruz. Sen bugüne kadar bu arabayı ben yapamam dediğin bir araba oldu mu? Olmadı. Ha tamam, olmamış. Lütfü usta, hiç yapamam dediğim bir araba oldu mu? Olmadı. Kimisi de var yaparım der, arabanın normalde kaportasını süründürür orda, ben öyle kaportacı da biliyorum. Söylüyordum ya sana kim olduğunu. Sürünüyor araba ordan. Bitmiyor araba. Adamın işi çok olur. Bir şey olur der ki bir ay sonra verebilirim, on beş gün sonra verebilirim, lan hadi bir gün aksasın, üç gün aksasın, beş gün aksasın ama orda aylarca duruyorsa ustalık sıkıntısı var onda, değil mi Serdar usta? Bir araba değil mi, kalır mı öyle üç ay, beş ay bir yerde? Kalmaz değil mi? Ya adamın parası yoktur, parça alamıyordur, değil mi? Sizin tamiratta öyle, değil mi işler? Adamın parça alacak parası yoksa duruyor. O da bir müddet duruyor, değil mi, sonra diyorsun ki arkadaş al arabanı burdan değil mi? Otoparka çekiyorsunuz, bitti. Neden? Adam parçasını alamadı çünkü. Bu ayrı bir mesele. Bunun gibi ama adam kimisi bir şeyi güzel yapıyor, o işin uzmanı, o işin uzmanıysa ona da bu işin uzmanıdır, iyidir demek, taltif etmek doğru bir şey. Bu da doğru bir şey. Olduğundan fazla gösterirsen sıkıntı var burda işte. Bu da ne oluyor bu sefer? O kimseye tatlı geliyor. O tatlı gelince sıkıntı zaten. Kaç yıllık semazensin? On dört yıl olmuş. E şimdi Allah için pişkin semazenlerden. Sal yakasını, üç saat sema etsin sana. En fazla kaç saatti, kimdeydi? Şey önceden biz yaptıydık bir yarışma değil mi, yapılıyordu değil mi? Kırmızılar için oluyordu değil mi? O kaç saat sema ediyorlardı önceden? Sema ediyor iki saat. Bayanlardan da bir yarışma olduydu, değil mi ya? Kaç saatti? Dört saat otuz dört dakika sema etti bayanlardan. Dört saat otuz dört dakika! Bayanlar bu işte çok titiz. Dakikasına kadar, bak dört saat civarı değil, dört saat otuz dört dakika. Şimdi o eğitim de övülür, o semazen de övülür. Bu kardeş dört saat otuz dört dakika hiç nefessiz sema etti. Maneviyat olmadan olmaz o. Adamda ne baş kaldı ne göz. Dört saat otuz dört dakika! Çıkın şimdi Türkiye’ye, bak bu şey değil şimdi, bu metih değil. Çıkın Türkiye’ye bayan semazenlerden dört saat otuz dört dakika sema edecek olan çıksın meydana deyin. Bak bu bir hakka, bir hakka hakkaniyet göstermek, onun hakkı çünkü bu. iki saat sema edersin sen.
iki saat bir insanın sema etmesi kolay bir şey değildir. O kimsenin bütün vücut anatomisi değişir sema ederken. Sema edenin bütün dengesi değişir
sema esnasında. Semazen onu fark etmez. Bakın, semazen onu fark etmez. Beyin algıları bile değişir semada. Beynin algısı, beynin çalışması değişir, kalbin çalışması değişir. Vücudun çalışma sistemi değişir semada. Hücrelerin çalışma sistemi değişir semada. Sema eden kimse baştan başa saçından ayak tırnağına kadar değişir ve dönüşür sema esnasında. Değişmekle kalmaz, aynı zamanda dönüşür. Eğer onun kalbinde Allah’ın zikri var ise tabiri caizse semazen baştan başa zikir kesilir. Bakın baştan başa zikir kesilir. Baştan başa zikir kesildiği anda o etrafı da onun baştan başa zikir kesilir. O bakın o değişme ve dönüşme onda kemale erer. Öyle bir hale erişir ki o sema ederken kendisi zikir kesildiği gibi bütün etrafındaki eşya da zikir kesiler ve eşyayla beraber ayrı bir senfoni gibi o zikrullahta cem olur. O esnada ne mıtribi duyar ne neyi duyar ne neyzeni duyar ne de ilahiyi duyar. Hiçbir şey duymaz o esnada. Bakın, o esnada hiçbir şey duymaz. O esnada hiçbir şey görmez. Gözü açık görmez. Bakın gözü açık, görmez. Etrafındaki ne insanları görür ne ağacı görür ne direği görür. Görmez ve bir çıt daha yukarı doğru çıktığında daha önceki sema edenlerle sema etmeye başlar. Bir çıt daha yukarı artık üstadlarla sema etmeye başlar. Bir çıt daha yukarı, artık pir efendilerle sema etmeye başlar. Bir çıt daha yukarı artık sahabe ile sema etmeye başlar. Bir çıt daha yukarı, geçmiş peygamberlerle beraber sema eder. Bir çıt daha yukarı, bakar ki postta Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri duruyor, Semazenin seyri sülûku bitti. Sema gösteri değildir. Artık postta oturan Hazreti Muhammed’i Mustafa’dır(s.a.v). Arkası komple peygamberlerle, sahabeler ile doludur. Artık o semahanede de değildir. Manevi hali nasılsa ama arşı âlâdadır ama arşı âlânın altındadır ama yedinci kat, yedinci kat göktedir. Daha aşağıdaysa Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin postta oturduğunu daim göremez sema müddetince, o daha aşağı düştü çünkü. Daha aşağı düştüğünde posta Hazreti Muhammed’i Mustafa( s.a.v.) oturmaz. Onu görebilir, posta oturmaz ama o zaman. Posta oturuyorsa o zaman o kimse ya arşı âlâdadır ya da arşı âlânın gölgesindedir, altındadır ya da yedinci kat göktedir.
Bak, şimdi o semazenin kolunu kanadını kırmak istiyorsan o daha bu halleri yaşamadan ‘sen ne maneviyatlı insansın ya, senden daha büyük bir semazen yok.’ O da dedi ki ya benden daha büyük bir semazen yok. Yok kardeş ya, öyle değil. Öyle değil! Ha zannetme ki mazhar vuran mazharı vururken ne düşündü? O da aynısını alır. Derviş de aynısını alır. Zikrullah yapıyor, o esnada zikrullah yapıyor. Başladı laaaaa dedi etrafında birilerini görüyorsan sen lâ demedin dosdoğru. Sen daha lâ derken Ahmet’i, Mehmet’i, hacceyi, Ayşe’yi görmeyeceksin. Yok dedin çünkü. Gördün, olmadı o zaman. Hadi birincide dedin olmadı, ikincide. Üç tevhid çekiliyor
ya, birincisi ne?ilmel yakîn, ikinci tevhid ne? Ayne’l yakîn. Üçüncü tevhid ne? Hakka’l yakîn. ‘Tevhidim ağır basar’ dedi. Bütün varlığı bir kefeye koysanız tevhidi bir yere koysanız tevhidim ağır basardı. O zaman sen daha birinci ‘lâ ilahe illallah dediğinde ilme’l yakîni yakalayacaksın. ikincisinde ayne’l yakîni yakalayacaksın, üçüncüsünde hakke’l yakîni yakalayacaksın. Tevhid başladı, her şey senden silinecek. Sen de semazenin yaşadığı halleri yaşayacaksın. Sen de yaşayacaksın. E yaşamadın, sen nerden şeyhlik istiyorsun? Yaşamadığın halde nasıl şeyhlik istiyorsun? Ama methedildi ya o kimse, övüldü ya, o metih, o aşırı övgü ne oldu? Onu perperişan etti. Geçen hafta bahsettiydik, neydi hadisi şerif? ‘Metholunmayı sevmek insanı kör ve sağır eder’ diyordu. Kendi kabahatlerini, kusurlarını görmez olur, doğru sözleri, yapılan nasihatleri işitmez olur. Hadisi şerif. methedilmenin acısı sancısı, methedilmenin geldiği nokta. Allah muhafaza eylesin. O yüzden övülmekten haz duymak, hoşlanmak ve o övülmekten hoşlanıyorsan methedilmekten hoşlanıyorsan sen bunlardan haksız bir şekilde nemalanıyorsun. Sen bunlardan haksız bir şekilde bir şeyler elde etmek istiyorsun. O yüzden buna kapı aralıyorsun. O yüzden kalbini, gönlünü methedilmeye çeviriyorsun. Bu sende tedavisi zor olan hastalıklara yol açar, manevi hastalıklara. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden dünyalık olan şeylere dünyada geçip gidecek olan şeylere gönül verme. Bu methiyelere gönül verme. Methiyelere gönül verirsen sufilik yolunda düzgün adımlarla yürüyemezsin. Sufilik yolunda istikametin doğru olmaz. O zaman sufilik yolu yürürken methedilmelere kulağını tıka. Allah muhafaza eylesin. Saat 22:08 ben kendi kendime geçen hafta niyet ettim. Bundan sonra sohbetlere erken başlayacağım. Ondan sonra saatinde de bitireceğim dedim. Hakkınızı helal edin. Bu konular da biraz böyle bütün Mesnevi enteresan bir eser. Bu enteresan eserden okumak da yoruyor insanı biraz çünkü konuyla alakalı her şeyin, bu konuda her şey olduğundan, ne o, ayet ve hadis olarak işin içinden çıkmaya çalıştığımızdan hamdolsun bence güzel oluyor kendimce. Kendi kendimi öveyim. E benim de hoşuma gidiyor hani böyle mesneviyi ayet ve hadis ışığında okumaya çalışmak e benim de hoşuma gidiyor. Bana da bu konuda tatlı bir haz geliyor. Kendimce de diyorum deyiyor elhamdülillah diyorum ama kardeşlerden ben helallik isteyeyim tekrar. Haklarınızı helal edin. Böyle çarşambadan sonra kendimi biraz inziva gibi yapıyorum, hani anca sohbetleri derleyip toparlayacak gibi. O yüzden işte görüşmek isteyen kardeşlere randevu veremiyorum. Bir şey söyleyemiyorum. Biraz da böyle üç aylar girdi. Hadi üç aylarda biraz derlenelim toparlanalım diye düşünüyorum. O yüzden kardeşlerle yüz yüze görüşmede şey, ne o, frene bastık, öyle söyleyelim. O yüzden bütün kardeşlerden,
arkadaşlardan helallik istiyoruz. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Önümüzdeki hafta: “Kınanmak acı olduğundan derhal kötü görünür. Kınanmak kaynatılmış ilaç ve hap gibidir. içer yahut yutarsa uzun bir müddet ızdırap ve elem içinde kalırsın.” Burdan devam edeceğiz inşallah. Evet, burdan devam edeceğiz inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. El-Fatiha maassalavat.
TASAVVUF VAKFI MERKEZ
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 6 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-9-0 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs, Sülûk, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı