Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 1401-1409. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 1401-1409. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 4 • 31/36

Mesnevî-i Şerîf 1401-1409. Beyitler Şerhi Hakkında

1401-1409. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenabı- Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Rabbim ayınızı yılınızı ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammedi hakkı hak bilenlerden eylesin. Batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolda mücadele edenlerden eylesin. Batılı batıl bilip her türlü batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Rabbim cümle Ümmeti Muhammed’in kalbine feraset versin. Kalbine ilahi ilim versin. Kalbine dini anlama ve yaşatma ilmi versin. Kalbine dini anlama ve yaşama aşkı ve şevki versin. Rabbim cümle ümmeti Muhammedi kendisine Âşık kullarından eylesin. Habibini seven, habibinin sünnet-i seniyyesini yaşayan kullarından eylesin inşallah… Evet, geçen haftadan kaldığımız yerden devam edeceğiz 1400. Beyiti okumuşuz:

“Yıldızların içinde ay nasıl görünürse başkaları arasında Allah da

Fakat iki parmağını iki gözünün üstüne koy. Bir şey görebilir misin? İnsaf et! Sen görmesen de dünya yok değildir. Kusur ancak şom nefsin parmağında.”

Demek ki Allah zahir her şey ile görünüyor, bütün sıfatlarıyla her an görünmekte. Her an! Şimdi burda bütün herkes var mı? Var. Birisi iki parmağı ile iki gözünü kapatsa var olanı görebilir mi? (Göremez) Efendim? (Göremez) Neden? Efendim? (Gözünü kapattı.) Zahir gözüyle görenler göremezler, doğru ama o kadar çok böyle kesin, kati söylediniz ki göremezler diye, biriniz demedi hani kalp gözü de var, onunla görür demedi. Ne imtihan değil mi! kimsenin aklına gelmedi. Ben dedim ki bunca insan içerisinden birisi

çıkar bunu söyler diye düşündüm. Evet, demek ki zahiren nasıl iki parmağımızı veya elimizi zahir gözümüzün üzerine koyarsak, zahiren göremezsek aynı şekilde eğer kalbimiz de bizim körleştiyse bu sefer Allah’ı görmesi mümkün değil. O zaman ilk önce bizim zahiri gözlerimizi değil batın gözümüzü açmamız lazım. Bizim önce batın gözünü açmamız gerekir. Bir kimsenin batın gözü açılmazsa zahir gözüyle ayırt etmesi, ayırması, gördüğünü anlaması mümkün değildir. Göz normalde görmez. Gören, gözün arkasındaki beyindir. Göz sadece bakar. Gören insanın kendi içidir, beynidir. O yüzden her bakan doğru görmez. Her bakan doğru görmez. Her bakanın gördüğü doğru değildir. Hani gözlerini ovuştur bir daha bak dedikleri şey sen karıştırabilirsin. Sen onu üçü beş görmüş olabilirsin. Beşi üç desen beyin içerisinde beyin matematiksel hata yapabilir. Gördüğünü karıştırabilirsin çünkü göz sadece bakar, beyin onun baktığını analiz eder arkada. Analiz ederekten onu duyduysa onun sesini de analiz eder. Onu gördü, görüntüsünü de analiz eder. Onun gençliğini gördüyse gençliğinden onun gördüğü zamana kadar beyin analiz eder. Der ki beyin, işte bu Erkan. Beyin anında ona hükmeder. Göz hükmetmez ona. Göz hükmeder diye düşünürseniz yanılırsınız. Beyniniz ona hükmeder. Beyniniz ona hükmederken de iç dinamikleri, beynin iç dinamikleri onu hükmeder. Beyin birisini gördüğünde hafızaya alır. Sesini de hafızaya alır görüntüsünü hafızaya alır. Dokunduysa onun dokunduğu yeri de hafızaya alır. Sıcaklığını hafızaya alır, nefesini hafızaya alır, ses tınısını hafızaya alır.

Bakın hepsini de hafızaya alır. O sesi duyduğunda evet der ki bu kasap Sait’in sesi. Sebep? Çünkü Said’in sesini hafızaya aldı ama Said’i hiç görmediyse Said’in görüntüsü bakın Said’in görüntüsü onun gözünün önüne gelmez. Eğer onda batın çalıştıysa o zaman Said’e rabıta ettiğinde Said’in görüntüsü de ne oldu? Onun gözünün önüne geldi. Göz değildir. Kalpten ne yaptı? Akla geldi. Gördüğünüz rüya da akla gelir. Akıl onu hafızaya alır. Akıl onu hafızaya alırken tanımladığı cisimler, tanımladığı eşyaları gördüğünde o tanımladıkları ile beraber onu hafızaya alır. Bilir çünkü Said’i biliyor, Said’i tanıdı. Said’i bildiğinden, Said’i tanıdığından dolayı rüya gördüğünde dedi ki bu Saitdi. Rüyamda Sait abiyi gördüm, ay işte şöyle yapıyordu, böyle yapıyordu. Sait abiyi tanıyorsa Said’i tanıdı, söyledi. Said’i tanımadı, sakallı birisini gördü. Rüyamda sakallı birisini gördüm. Seni tanıttı mı tanıtmadı. Rüya o yüzden peygamberliğin kırk altı cüzünden bir cüzdür, delildir. O yüzden biz deriz ki arkadaşlar rüyanızda görerekten ders alın. O yüzden deriz biz, bir yere mi gideceksiniz, dersi bırakacak mısınız, rüyanızda görerekten bırakın. Ha sen bırakıp gidiyormuşsun, bırak git, umurumuzda değil ama eğer işin hakikati buysa rüya peygamberliğin kırk altı

cüzünden bir cüz, sahih rüya. Sebep? O senin kurguladığın bir şey değil. O ilahi bir süzgeçten geldi. O ilahi. Öyle olunca gören bu göz değildir. Göz sadece bakar. Göz sadece bakar. Gözde çok fazla anlatılmayacak kadar o kadar uzun hikmetler var, bu ayrı mesele ama biz zahiren iki parmağımızı gözümüzün üzerinize koyduk, zahiren göremedik. Göremediğimiz şeylere yok hükmünde, biz göremezsek dahi, yok desek dahi yok değil. Onlar var. Kapattın gözünü, burasını yok görebilirsin ama gerçekten hakikat de varlar mı? Evet! Ama işte mânen de senin Allah’ı görememen, sıfatlarının tecelliyatına aşina olamaman manevi körlüğünden.

O zaman sen o iki gözünün yani manevi gözünün üzerine şeytan oturmuş, heva heves orayı yurt edinmiş. Sen ordan şeytanı kovar heva hevesi kovarsan o zaman gözün manen de açılır. Bakın şeytanı kovmak haramlardan başlar, terk etmekle alakalı, farzları yerine getirmekten devam eder ve aynı zamanda gizli şirkten, riyadan, gösterişten, ondan sonra, kendini beğenmekten, bunlardan kurtulmakla devam eder. Dervişlerin büyük handikaplarından birisidir bu. Derviş kendi kendine şöyle düşünür, ben haramları gücümün yettiğince terk ettim, farzları da yerine getiriyorum ama benim manevi gözüm açılmadı. Canım kardeşim, nerde riya yaptın, nerde gösteriş yaptın, nerde şirke bulaştın, nerde kendinde bir benlik gördün, nerde birisine saygısızlık yaptın, nerde birisine edep adap dışı davrandın? Eşine mi küfrettin, çocuğuna mı küfrettin, annene babana isyankâr mı oldun? Eşine zulüm mü yaptın? Çocuğuna zulmettim mi? Yanında çalışanlara zulüm mü ettin? Kardeşlerine, arkadaşlarına zulüm mü ettin? Bu manevi gözün açılması, o kimsenin için erdemlilik gerektirir. Cömert olacaksın, tevazulu olacaksın, Allah’ı seveceksin, Resulünü seveceksin. Allah ve Resulüne âşık olacaksın. Allah ve Resul’ünün istediği çizgide yürüyeceksin ancak o zaman senin mânen gözün açılmış olacak ve eğer bu sen basiretin açılmadıysa basiretin açılmadıysa Allah’ın suçu yok. E bizi Allah böyle mi yarattı? Allah hiç kimseye zulmetmez. Allah neden seni öyle yaratsın! Sen Allah’a yaslan. Allah’a dayan. Ona güven, ona iman et. Namazını kıl dosdoğru. Peygamberin suçu ne? Sen sünneti seniyyesine tabi olacaksın onun. E üstadının suçu ne? Sen edebi, adabı yerine getirmiyorsan! Kimsenin bunda suçu yok. Sen manevi olarak şeytanla, heva hevesinle mücadele etmezsen kusur senin. Hatta kusur, ben kendi nefsim için söyleyeyim, nefsinden, kusur senin, kendi münafıklığından! Kusur senin, zaman zaman düştüğün kâfirlik çukurundan. Allah muhafaza eylesin. Rabbim muhafaza etsin kendimizi korusun inşallah.

“Kendine gel. Gözünden parmağını kaldır da ne istiyorsan gör.”

Allah ve Resulüne iman et ve ona tabi ol. Kendine gel. Tövbeyi nasuh gibi öyle bir tövbe yap, bir daha geri dönme ama şeyhimin dediği gibi tavuk tövbesi yaparsan değişmeyecek bir şey. O zaman sen öyle bir tövbe yap aynı günaha bir daha düşme, aynı gaflete bir daha düşme. Öyle tövbe yap ki aynı yerlerde dolanma. O zaman bu konuda sen üzerine düşen vazifeyi yerine getir, titre. Eski dervişliğin, yeni dervişliğin seni aldatmasın. Kıldığın namaz, kıldığın oruç seni aldatmasın. iki zikir yapmakla aldanma. Kendine gel. Kendini derle toparla. Din yolu ince bir yoldur. O ince bir yola layık bir şekilde yürü. Dedikoduyla, gıybet ve iftirayla bu yol yürünmez. Birilerine kinle, nefretle, bu yol yürünmez. Birilerine çamur atmakla bu yol yürünmez. Sufilik yolu, temizlenme yoludur. Temizlen. Tövbeden asla ve asla dilini eksiltme. Zikrullahtan asla ve asla geri durma. Farzlara sımsıkı yapış. Bu dünyanın geçici olduğunu öğren. Bir bakmışsın ki Mustafa Özbağ gibi yaşın atmış olmuş. Geriye dönüp baktığında ne kadar geçti bu zaman der oturur, elim boş, karnım aç dersin. Sebep? Hayat hızla geçip gidiyor. Gençlik hızla geçip gidiyor. Ömür hızla geçip gidiyor. Kendimize gelelim. Derleyelim toparlayalım kendimizi. Her an uyanık olalım, her an ve diyelim ki aman başımıza bir şey gelmesin. Uyanık olalım, aman bir hataya düşmüş olmayalım. Uyanık olalım, şeytan bizi aldatmasın. Uyanık olalım, heva ve heves bizi aldatmasın. Uyanık olalım, şeytanlaşmış insanlar bizi aldatmasın. Uyanık olalım, şeytanlaşmış beyinlere kanmayalım. Uyanık olalım, nefsimiz bizi bataklığa götürmesin. Uyanık olalım, nefsi bataklığın içerisinde dolaşan kimseler bizi bataklığın içerisine çekip götürmesinler. Uyanık olalım, Kuran ve sünnetin helal ettiğini helal görelim, haram ettiğini haram görelim. Uyanık olalım, Allah’ın sevmediklerini sevmeyelim, Allah’ın sevdiklerini sevelim. Hani Musa’ya demiş ya, demiş dostumla dost oldun mu ki, düşmanımla düşman oldun mu ki! Allah’tan razılık, Allah’ın razılığı budur. Allah’ın dostuna dost olmak, düşmanına düşman olmaktır. Açıktan haram işleyenle, açıktan haramların içerisinde dolaşanlarla dostluk kurulmaz. Onlara din tebliğ edilir. Onlara hak ve hakikat tebliğ edilir. Onlar bir müminin dostu olamaz. Allah’a isyan eden bir kimse Mümin’in dostu olamaz. Allah’a isyan yolu, müminin yolu değildir.

O zaman zalimler müminlerin dostu olamaz. Hainler müminlerin dostu olamaz. Yalancılar, müminlerin dostu olamaz. Riyakârlar, müminlerin dostu olamaz. Müminlere iftira atanlar, müminlerin dostu olamaz. Müminlere zulmedenler, müminlerin dostu olamaz. Sebep? Allah zalimleri sevmez. Sen zalim bir kimseyi kendine dost tutarsan seni de sevmez. Beş vakit namaz kılsan ama sen zalim bir kimsenin dostuysan ve o benim dostum

diyorsan senin kıldığın namaz paçavra gibi yüzüne atılacak namazlardandır. O yüzden Allah’ın sevdiklerini severiz. Allah’ın sevdiği fiiliyatları severiz. ‘Bir kimse iman üzerine içki içemez’, hadisi şerif. ‘Bir kimse iman üzerine hırsızlık yapamaz’, hadisi şerif. ‘Bir kimse iman üzerine zulmedemez’, hadisi şerif. ‘Bir kimse iman üzerine fuhuş yapamaz’, hadisi şerif. ‘Bir kimse iman üzerine kumar oynayamaz’. Biz onlarla dost oluyorsak, biz dolaylı direkt veya indirek onları destekliyorsak o zaman kendimize gelelim. Bu halimizle bizim kalp gözümüz açılmaz. Biz bu halimizle hak ve hakikati bilemeyiz. Hak ve hakikat noktasında duramayız. Allah muhafaza eylesin. isra ayet 9: ‘Gerçekten bu Kur’an insanları en doğru yola iletir ve salih ameller işleyen müminlere de kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.’ O yüzden Kur’an bizim için ilahi kitabımız, uyulması gereken kitabımızdır. Bizim uymamız gereken Kuran’dır. Bizim uymamız gereken Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin sünnetidir ancak doğru yol odur. Başka bir doğru yol yoktur. Biz o doğru yolda olursak ancak kurtuluşa erenlerden oluruz. Allah bizi onlardan eylesin.

“Nuh’un ümmeti Nuh’a: ‘Nerede sevap’ dediler. Nuh: ‘Duymamak, görmemek için elbisenize büründüğünüz cihette. Elbiselerinize bürünüp yüzünüzü başınızı sardınız; ondan dolayı gözünüz olduğu halde görmediniz’ dedi.”

Nuh Suresi, ayet 7: ‘Doğrusu ben senin onları bağışlaman için kendilerini davet ettiğim her seferinde parmaklarını kulaklarına tıkadılar. Elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler.’ Hz. Pir direkt burdan, Nuh aleyhisselamdan bizi örneklemeye geçiyor. Nuh aleyhisselamın ümmeti ne yapmıştı, Nuh’u dinlememişti. Nuh onlara Allah’ın dinini tebliğ edeceği zaman ellerini kulaklarına götürüp dinlemediler. Örtülerini yani üzerindeki cübbelerini, elbiselerini başlarından aşağı geçirip onu görmek de istemediler, duymak da istemediler yani hidayete, Allah’ın yoluna, gözlerini ve kulaklarını tıkadılar, kalplerini bu manada kendi kendilerine mühürlediler. Ey Müslüman kardeş, Mümin kardeş, Sufi kardeş! Hak ve hakikate gözünü ve kulağını tıkama. Hak ve hakikate kalbini kapatma. Nuh’un kavmi gibi yapma. Birisi sana Kur’an ve sünneti tebliğ ediyorsa tabiri caizse can kulağıyla dinle ve itaat et. Neye? Kur’an’a. Neye? Sünnet-i seniyyeye itaat Kur’an’a ve sünnetedir. Birisi sana Kur’an ve sünnetten bahsediyorsa sen onu canla başla dinle ve onu icra etmeye koyul. Bunu söyleyen kim olursa olsun, doğru taştan da gelse topraktan da gelse doğru itten de gelse koyundan da gelse doğru doğrudur. Unutma, Cenab-ı Hak Musa’ya ağacın üzerinden vahyetti, konuştu. Unutma, Cenab-ı Hak Musa’ya ateşin

arkasından konuştu. Cenab-ı Hak Musa’ya bulutun arkasından da konuştu. O zaman hak ve hakikat nerden gelirse gelsin, hak ve hakikat nerden gelirse gelsin, sen gözünü, kalbini, kulağını aç, dinle ve onu yerine getir. Bakın dinle ve onu yerine getir.

Cenab-ı Hak sana taştan da konuşturur, Cenab-ı Hak seni çiçekten de konuşturur. Cenab-ı Hak seninle iletişime girecekse konuşacaksa hususi bir şekilde, her türlü her şeyden konuşur. Bir kuş da dillenir seninle konuşur, ağaç da dillenir seninle konuşur. Pencerene bir kumru gelir konar, o seninle konuşur. Senin dalına bir kuş gelir, o seninle konuşur ama mürşidin konuşur ama senin bir arkadaşın konuşur ama çavuşun konuşur ama eşin konuşur Cenab-ı Hak seni her yerden ikaz ve irşad eder. Sen gözünü aç. Sen Nuh’un kavmi gibi örtüne bürünme. Senin örtün nedir? Şeytanın sana verdiği vesvesedir. Senin örtün nedir? Senin heva ve hevesindir. Senin örtün nedir? Senin çok bilgiçlik tasladığın kibrindir. Senin örtün nedir? Dünyaları ben yarattım havandır senin. Sen bu örtülerin altında asla ve asla hakikati göremezsin. Nuh’un kavmi zahiren kulaklarını tıkadı diye düşünüyorsan aldanırsın. Nuh’un kavmi de hakikate gözlerini tıkadılar. Nuh’un kavmi de hakikate gözlerini perdelediler. Hakikati görmek istemediler. Nuh aleyhisselam ile alay ettiler. Cenab-ı Hak, ona Nuh Aleyhisselam dua edince, ‘bir tane yeryüzünde kâfir bırakma’ deyince, Cenab-ı Hak onun duasını kabul etti ve ona bir gemi yapmasını söyledi. O gemiyi yaparken dahi kâfirler ve müşrikler, Hz. Nuh’la alay ediyordu ve şunu unutma; sen hak ve hakikati konuştuğunda senin oğlun dahi kabul etmeyebilir, oğlun dahi senin gemine binmeyebilir. Senin eşin dahi senin gemine binmeyebilir. Senin çocuğun, senin sevdiklerin dahi o gemiye binmeyebilir. Sen, hak ve hakikat yolunda her şeyi gözüne alaraktan yoluna devam et. Nuh dedi ki kavmi için, ‘ben onlara’, kavmi için diyor, Cenab-ı Hakka diyor, ‘ben onlara’ diyor ‘açıktan da her şeyi anlattım. Açık açık her şeyi anlattım. Gizli gizli de anlattım, yani açıktan anlattım. Ben onları gördüğüm yerde, toplandığımız yerde ben onlara dini tebliğ ettim, dini anlattım. Ben onlara gizliden de anlattım. Çünkü müşrik bir devlet vardı. O müşrik devlet açıktan din anlatanlara ve dinleyenlere baskı uyguluyordu. Ben onları gizli gizli topladım. Gizli gizli de anlattım. O müşrik devlet, o müşrik kafalılar, ben din anlatırken onları rahatsız ediyordu. Ben onlara özel, kalbi yol ile de anlattım ama onlar gözlerini örttüler, kulaklarını tıkadılar, gözlerini ve kulaklarını tıkayaraktan beni dinlemediler.’

Kimi dinlediler? Dört tane put yaptılar, dört tane put. Dört tane putu kendi dilleriyle konuşturdular: Ved, Süa, Yegüs, Yaog, putların ismi ve onlar

kendilerince o putları konuşturaraktan Nuh’un dinine karşı çıktılar. Putçuluğun ilk başladığı insanlık tarihinde Nuh Aleyhisselam zamanındadır. Şid’den sonradır Nuh Aleyhisselam, arasında çok zaman vardır peygamberliklerinin arasında. Şit Aleyhisselam yaklaşık sekiz yüz yıl yaşamıştır. Şid’den yaklaşık iki bin, üç bin yıl sonra, Nuh Aleyhisselam gelmiştir. Arada bir fetret devri dediğimiz çok uzun bir zaman vardır. Şit, yeryüzünü islam etmiştir. Yeryüzünü derken insanlar nerde var ise hepsini de islam etmiştir. Kime karşı? Kâbil’e karşı. Neden? Çünkü Kâbil, Hâbil’i şehit ettikten sonra, babasının yanından ayrıldı. Şehirleri ovaya kurmaya başladı. Ovalara şehir kurmaya başladı ve oralarda hükmünü sürdürmeye başladı. Âdem Aleyhisselam dua etti ona salih bir evlat vermesi için. Cenab-ı Hak Şit’i verdi ona ve Şit büyüdü, Hz. Âdem(a.s.) hani Cenab-ı Hak Âdem’e isimleri öğretti dedi ya, her şeyi Şit’e öğretti. Şit’e öğrettikten sonra Şit Kabil’e karşı galip geldi. Onun şehirlerini fethetti. islam’ı hâkim etti. insanların bulunduğu yerlerde ve Şit de vefat etti. Şit vefat ettikten sonra bozulma başladı. Nuh Aleyhisselam işte onlara ne yaptı? Hem açıktan tebliğ etti hem de gizliden tebliğ etti. Hem açık tebliğ hem gizli tebliğ etti ama Nuh’un kavmi putlara tapınmaktan vazgeçmedi. Dört tane put. Dört put! Hayatınızda dört tane put olabilir. Neydi mümini helak eden şey? Mal, güç, mal derken, para, ekonomi, güç… Kadın dedi birisi, kadınlar Allah’ın nimeti, lütfudur ya, Allah’ın hediyesidir, emanetidir. Keşke öbürküler kadın gibi olsa! Başımızın tacı olur ya! Hele bir de erkekler öyle kadınları görmesin ya! Biz cennetten çıkmışız kadın için ya! Âdem’in yolundanız biz, evet. Şimdi bu insanın başına dert olan şeylerdir bunlar; şöhret, güç, ekonomik güç veya siyasi güç. Bunlar insanların başına derttir. Kendi kendine o kibirlenme, bilgiçlik taslama… Herkesin bu konuda ayrı ayrı putları vardır. Kendi hayatına göre. O putlardan insanlar sıyrılamazlar. Sıyrıldıklarında hakikati görürler çünkü. Herkesin kendince bakın bu konuda birçok hadis vardır. Ümmetimin helaki burdan olacaktır, şurdan olacaktır, diye bütün hadisler doğrudur ve hadislere baktığımızda farklı farklı cenahlar görürsünüz. Bu farklı cenahlar herkesin kendi imtihan alanına göredir. Allah bizi affetsin ve onlar işte böyle gözlerini, kulaklarını tıkayınca hakikate ne oldular? Helak olup gittiler. Hz. Pir diyor ki Nuh’un ümmeti böyle helak oldu gitti. Aman diyor siz de böyle helak olup gitmeyin.

“İnsan gözden ibarettir. Geri kalanı bir deridir. Göz de dostu gören

Göz neymiş? Dostu görmeliymiş. Eğer dostu görmüyorsa göz, göz gözden sayılmazmış. O zaman bir kimse Cenab-ı Hakkın sıfatlarının bizim anlayabileceğimiz şekilde her mertebede, her perdede tecelliyatını görmezse bir

kimse, o zaman gerçek dost olan Allah’ı görmedi. Görmeyince göz gözlükten çıktı ve Cenab-ı Hakkın o her mertebede sıfatsal tecelliyatlarını görmekten uzak ise bir kimse, o zaman o yaradılış maksadından uzaklaştı. Neydi yaradılış maksadımız? Allah’ı tanımak ve bilmekti. O zaman biz Cenab-ı Hakkın sıfatlarını her mertebede, her perdede sıfatsal teccelliyatlarını görmekten uzak isek o zaman göz, gözlük yapmadı, sadece bir etten ibaret.

“İnsan dostu görmeyince kör olsun, daha iyi. Böyle adam Süleyman

bile olsa, karınca ondan yeğdir.”

Eğer sen şimdi Süleyman bile olsa dediği, Süleyman aynı zamanda Süleyman(a.s.) kral bir peygamberdir, kraldır. Davut(a.s.) da kral bir peygamberdir. Öyle olunca Hz. Pir diyor ki ‘eğer dostu görmüyorsa o kör olsun daha iyi. Böyle adam diyor, Süleyman bile olsa karınca ondan yeğdir’, yani o kimse bir ülkenin başına kral dahi olsa, bir imparatorluğun başında kral dahi olsa eğer o dostu görmüyorsa karınca ondan iyidir diyor. O zaman asıl ne olması gerekiyormuş? O kimsenin dostu görmesi gerekiyormuş.

Asıl dost Allah’tır(c.c). Biz ona iman edip onu tanıyıp onu bilmek için yaratıldık. Yaratılış maksadımız, amacımız bu. Cenab-ı Hak tanınsın bilinsin diye. O yüzden Allah kendisini tanıma bilme yolunda mücahede edenleri, herkesten ve her şeyden fazla sever. Sebep? Çünkü onu tanımak onu bilmek mücadelesi veriyor. Bakın Allah namaz kılanları sever, oruç tutanları sever, tövbe edenleri sever, zikredenleri sever… Bunların hepsi de Allah’ı tanımaya giden yoldur, vesiledir, şahitliktir ama Cenab-ı Hak asıl kendisini tanıma, bilme yolunda olanı sever. Bütün herkes namaz kılar. Allah’ı tanıma yolunda yürüyenin namazını, namaz kılanını daha fazla sever. Bunun gibi ve Hac Suresi, 46: ‘Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki orada onları akledecek kalpleri, işitecek kulakları olsun. Ne var ki yalnız gözler kör olmaz. Göğüslerde olan kalpler de körelir.’ işte asıl körlük bu basiretsizliktir. Asıl körlük o kalbinin insanın çalışmamasıdır. Sen kral dahi olsan kalbin çalışmadıysa sen ne olursan ol karınca senden daha kıymetli. Eğer dostu görmüyorsan senin ne olduğun önemli değil. Nerde olduğun da önemli değil. Allah bizleri muhafaza eylesin.

‘Bu yepyeni sözler Rum elçisini semaa getirdi, Ömer’i görme iştiyakı artı.’

Bunları kimler söylediler? Sahabeler söyledi Rum elçisine. Bu sefer Rum elçisi, o ashab-ı kiramdan o güne kadar duymadığı, o güne kadar işitmediği taptaze, yesyeni, hiç bir dini kitapta olmayan, hiçbir dini literatürde olmayan ayrı bir literatürü duyunca Hz. Ömer efendimize karşı daha da iştiyakı artı. Hani Hz. Pir der ya hani: ‘bir şey söyle daha önce söylenmemiş

olsun’. Bir şey söyle, daha önce söylenmemiş olsun. işte ashab-ı kiram da öyle bir şey yaptı. Daha önce söylenmemiş sözler söylediler. o Rum kayserine ve Rum Kayseri Ömer’e karşı daha da iştiyakını arttırdı ve daha da iştiyakını arttıraraktan Ömer’i aramaya yola koyuldu. Önümüzdeki hafta inşallah burdan devam edeceğiz. Demek ki bir şey anlatırken, bir şey söylerken, öyle bir şey söyleyin ki daha önce hiç söylenmemiş olsun. Daha önce hiç o sözü öyle duymamış olsun o kimse. Eğer yok öyle sözler söylemiyorsanız o zaman siz başkasının sözlerini papağan gibi tekrar ediyorsunuz demektir. “Gözünü o padişahı aramaya dikti, eşyasını da kaybetti, atını da.” Ordan inşallah devam edeceğiz. Gelen sorulara bakalım.

Kaynaklar ve Referanslar

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Râbıta, Aşk, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı