MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 4 • 30/36
1398-1403. Beyitler Şerhi
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Rabbim cümlemizin gecesini hayırlı eylesin. Rabbim gündüzlerimizi hayırlı eylesin. Rabbim ayımızı, yılımızı, ömrümüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak cümle Ümmeti Muhammed’i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hak hakkı bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip bâtıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Rabbim cümle Ümmeti Muhammed’i Kur’an ve sünneti seniyyeye sımsıkı yapışıp Kur’an ve sünneti seniyyeyi yaşama ve yaşatma mücadelesi veren kullarından eylesin inşallah. Geçen haftadan kaldığımız yerden Mesnevi okumalarına inşallah devam edeceğiz:
“Seni kötülüğe sevk eden vesveselere yoldaş oldukça ‘Semme vechul-
lah’ı nasıl bilebilirsin?”
Hani bir, Hz. Ömer efendimizi bir Rum kayseri ziyarete geliyordu. O ziyarete gelince dediler ki nerde? Şurda ağacın dibinde oturuyor. Öyle deyince halifenin köşkünü aradı yani, her zamanki gibi normalde halifeler, devlet başkanları, o zaman için köşklerde yaşar. Daha doğrusu saraylarda yaşardı. Malum Kisra Devleti vardı, sarayı vardı. Mısır’da saray vardı. Ülkelerini saraydan yönetiyorlardı. işte Rumlar, hem Doğu Roma imparatorluğu hem Batı Roma imparatorluğu saraylardan idare ediliyordu. O zaman için islam Devleti kurulunca, islam Devleti saraylardan yönetilmiyordu. islam’da saray anlayışı yok. Türklerde de önceden saray anlayışı yok. Mesela şey de Orta Asya’da Çin Devleti var. Çin devletinin sarayı var. Hintlilerin sarayı var örneğin. Hindistan Devleti’nin sarayı var ama Türklerde Saray yok. Sonradan artık Türklerde saray olgusu oluşmaya başlıyor ve Selçuklularda, Emevilerde saray var. islam’da ilk saray Emevilerde. Hz Ali radıyallahu anh
hazretlerine kadar saray yok. Hz. Ali radyallahu anh hazretleri vefat ettikten, şehit olduktan sonra, Hz. Hasan efendimiz altı aylık bir halifelik yapıyor, yine saray yok ama Şam’da Muaviye’nin sarayı var. O vali, ama sarayı var. Sonradan, Muaviye’den sonra oğlu Yezid, sarayı var. Sonra Emeviler, Abbasiler hep sarayları var. Türklerinde normalde Orta Asya’dan sonra Selçuklularda saray var. Selçuklulardan sonra saray oluşunca Osmanlı’da da saray var ve Osmanlı tarihi boyunca saraydan yönetilmiş. Sarayı var. Peki size şimdi bir soru: Dünya üzerinde kaç tane saraydan yönetilen ülke var? Bir tane. Neresi? ingiltere. Yeryüzünde devletler olarak saraydan yönetilen, saraydan yönetilen tek devlet var. O da ingiltere. Diğer ülkelerin, imparatorlukların, sarayları ne oldu? Hepsi de müze oldu. Bakın müze oldu. Avusturya Macaristan müze, Fransa, müze. ispanya müze. in aşağı, Afrika’da saraydan yönetilen saray olarak yok. Zaten Kuzey Afrika Osmanlı imparatorluğu’na bağlıydı yani o sonradan sarayı kim yaptı? Suud yaptı. Suud saray yaptı ama eskimi? Değil. Yeni devasa saraylar yapıyorlar, her şehirde kralın sarayı var.
E şimdi işte o zaman için Rum, o kimse geldi, bir saray arıyor, bir köşk arıyor Hz. Ömer efendimizde, yok ve böylece o normalde hani onun üzerinden Hz. Pir bize nasihatlerde bulunuyor. O nasihatlere devam ediyor ve diyor ki:‘Seni kötülüğe sevk eden vesveselerle yoldaş oldukça’, hani ‘ne tarafa dönerseniz dönün Allah’ın veçhullahı o taraftadır’ayeti kerimesi var ya, diyor ki:‘fe eynema tuvellu fesemme vechullah’ yani ne tarafa dönerseniz dönün Allah’ın veçhi oradadır ayeti kerimesi sende tecelli etmez. Yani sen bu kalbindeki kötülüğe sevk olduğun müddetçe, kalbinde kötülük vesvesesi durduğu müddetçe, kötülük vesvesesi, bakın bütün herkesin kalbinde vesvese vardır, şeytan ile alakalı kötülük vesvesesi ayrıdır. Kalbinde kötülük vesvesesi varsa yani senin kalbin devamlı bir fenalığı istiyorsa, bir fenalık yapmayı arzu ediyorsa ve bir fenalığı istediği müddetçe, şeytanın vesvesesi onun üzerinde duracak ve hep o fenalık isteyecek. O fenalık isteyenlerde ayeti kerime mucibince onlar kendilerinin güzel işler yaptıklarını düşünecek. Ayet-i kerimede de:‘Oysa onlar güzel işler yaptıklarını sanıyorlardı.’(Kehf ayet 104). Yani bu kalbinde kötülüğe meyleden, kalbinden kötülük yapan, Müslümanlara zulmeden, sufilere zulmeden, Kur’an ve sünneti yaşamaya çalışanlara zulmeden, iyilere zulmeden, doğrulara zulmeden veyahut da masum insanlara zulmeden, insanlara haksızlık yapan, haksızlıkla insanların malına, namusuna, şerefine, haysiyetine göz diken insanlar, bunlar kendilerince ne düşünüyorlar? iyilik yaptıklarını düşünüyorlar ve oysa kalplerinde ne var? Her daim kötülük var, kalpleri kötülüğün içerisinde yüzüyor ve bunlar normalde oysa ne tarafa dönerse dönsün Allah’ın vechini görecek, ayeti kerime ve Rahman ayet 29’da da:‘Göklerde ve yerde
kim varsa hepsi de ondan ister. O her gün bir şe’m içindedir.’ Yani gökteki, yerdeki bütün varlıklar devamlı ondan bir şey ister ve o devamlı her şeyi daima yaratır. O devamlı her şeyi yaratırken ve bütün varlığın üzerinde fiiliyat olarak Allah’a ait olup aktif iken, aktif, duran bir sıfat yoktur. Cenâb-ı Hakkın bütün sıfatları aktiftir. Ebediyen aktif olacaktır. Bütün sıfatları ve bütün varlığı Cenab-ı Hak kendi sıfatları ile bürümüştür.
Varlığın üzerinde toplu iğnenin ucu kadar bir yer yoktur ki Cenab-ı Hakk’ın sıfatsal olarak oraya bir tecelliyatı olmamış olsun. Bakın varlığın üzerinde bir toplu iğne ucu kadar bir yer yoktur ki toplu iğne ucu kadar veyahut da biz ona mikroskopla bakılabilecek en küçük mikrobik bir şey diyelim, onun üzerinde dahi Cenab-ı Hakkın sıfatsal tecelliyatı vardır. Öyle olmasına rağmen, öyle olmasına rağmen ve bütün kendi üzerinde, hem içsel olarak hem de kendi dışsallığın olarak hem de yaşadığın dünya olarak, hem içsel olarak hem kocaman evren olarak Cenab-ı Hakk’ın sıfatları bu kadar tecelli ederken ve Cenab-ı Hakkın sıfatları her an her şeyi yaratırken sen Allah’ı görmüyorsun, tanımıyorsun, bilmiyorsun. Sebep? Çünkü kalbinde senin kötülük var. Oysa sen daha ‘la ilahe illallah’ derken ‘la’ da daha görmen lazım.‘La’ derken komple gözünün önündeki bütün varlık silinmesi lazım. ‘ilahe’ dediğinde ilahelerin hepsi gitti, illallah. illallahı görmen lazım ama yok, görmüyorsan o zaman senin kendinle alakalı bir şey ve görmeyenler bir kâfirlerdir. Kalp gözü açık, gördüğünü bilmeyen bir kâfirlerdir.‘Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinin üzerinde bir perde vardır ve onlar için büyük bir azap vardır.(Bakara, ayet7) Kâfirlerin, Allah’ın sıfatsal boyutunu ve tecelliyatını, Allah’ı tanımadıklarından ve göremediklerinden dolayı mühürlenmiştir. Devam ediyor ayeti kerimeler:‘Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, akledemezler’, bakın kördürler. Kör neydi? Gözle alakalı. Akledemezler, kalple alakalı, akılla alakalı. Demek ki onların akılları da örtülü.
Bakara ayet 7. Aklı da örtülü onun. Onun aklı da donmuş, aklı da çalışmıyor. Sebep?. Çünkü onun kalbinde kötülük var. Çünkü o kalbi tıkalı çünkü onun kalbi kararmış. O kötülükten dönmediği müddetçe onun kalbi çalışmayacak ancak kötülükten döndüğünde Cenab-ı Hak onun kalbini çalıştıracak, iman edecek, salih amel işleyecek, Allah’ı sevecek. O zaman kalp ne olacak? Açılacak, kalbi devam edecek ve bütün o küfür gibi nifak gibi olumsuz böyle inanç noktasında sapıklıklar gibi bütün bunların yüzünden onların kalplerine olmuş oluyor? Kararmış oluyor, mühürlenmiş oluyor. Burda ayırdedeceğin şey şu: Bir kul kendi yaptıklarından dolayı kalbi mühürlendi. O kalbi mühürlendiği için sapkınlık yapmadı. Sapkınlık yaptığı için kalbi mühürlendi. Yolunu eğrilttiği için kalbi mühürlendi. O kendisi
kendi kendisine zulmettiği için onun kalbi mühürlendi. Onun kalbi mühürlendiği için sapkınlık yapmadı. O zaman bu cebriyeye girer. Burayı ayırdedeceğiz: ‘Sizin önünüzde sizin işledikleriniz vardır’ yani sizin önünüzde sizin işledikleriniz var. Sen bir günaha girdiysen senin önüne gelecek o. Sen bir yanlışlık yaptıysan senin önüne gelecek o. Bundan asla şüphe etme. Eğer dünyada gelirse bil ki müminlerdensin, dünyada önüne geldi senin. Dünyada nedir mümin için gelen? Ekonomik sıkıntıdır. Nedir mümin için gelen? Hastalıktır, zorluktur, sıkıntıdır, beladır, musibettir. Dünyada müminin başına geliyorsa bu o hamdetsin. Sebep? Cenab-ı Hak ona dünyada gösteriyor, uyarıyor. Dünyada onu temizliyor. O yüzden hastalıkları nimet bilin. O yüzden sıkıntıları nimet bilin kendinize. Sıkıntı; nimet bilin onu kendinize. Cenab-ı Hak seni temizliyor. Cenab-ı Hak sana lütfediyor. Mesela hastalık. Bir kimse hasta oldu değil mi? Onu Cenab-ı Hak temizliyor, tertemiz ediyor onu. Biz hastalık olunca sıkıntı duyuyoruz kendi kendimize. Allah’a hamd et. Sebep? Cenab-ı Hak seni temizliyor.
Bizde şimdi böyle bir ekonomik sıkıntı yaşayan bir kimseye tüh ya falan biz işte kafası çalışmadı da yok beyni çalışmadı da ben derim ki nerde batırdı? Meyhanede mi batırdın barda mı batırdı pavyonda mı batırdı? Nerde batırdı parayı? Ticaret yaparken yanlış adam geldi, malı verdi ona gözü kapandı, verdi ona, verilmeyecek adama mal verdi veya öderim dedi, adam söz verdi, adam ödemedi. Bakın adam ödemedi. O sıkıntı onun için dünya temizliği, bakın dünya temizliği. Adam kumarda batırmadı ya, adam içkide batırmadı ya, pavyonda batırmadı ya, adamın kafası çalışmamazlıktan batırmadı ya. Ticaret; bir ekonomik buhran oldu, batırdı adam. Adamın dolar borcu vardı, dolar 1300 liraydı, ben kendimi anlatıyorum, dolar 1300 liraydı, bir gecede 3300 oldu dolar Türkiye’de! Üç gün içerisinde 3300 lira oldu dolar, üç gün içinde! 1300 liradan 3300 lira oldu! Ben televizyonda benim gözüm, başım, her şeyim televizyonda. Üçüncü gün gözlerim kan çanağı benim, ben battım dedim, battım! Herkes bir dedikodudur tutturdu. Ya dedim ben nerde battım, bu memlekette battım. Bir gecede battım! Bir gecede batar insan. Evet, bir gecede batar. Bir deprem olur batarsın, bir sel olur batarsın, yangın olur batarsın, batarsın! Adamın birisi gelir, devamlı çalıştığın bir kimsedir, yıllardır çalışıyorsundur, çek alıyorsundur, çek veriyorsundur, haberin yoktur senin, adam konkordato ilan eder, bir gecede batarsın. Bunlar, bakın bunlar adamın kafasından değil, Cenab-ı Hak temizliyor. Biz öyle düşünürüz. Deriz ki ya tamam, Rabbimden geldi veya zarar ediyorsun, bir mal alıyorsun, bir mal satacaksın, zarar ediyorsun, tüccarlar için, kendince kâr edeceğim diyorsun, zarar ediyorsun. Bu normal, gayet normal ama bunlar diyecek ki kimse evet, ben nerede yanlış yaptım,
yanlışlıklarımı tespit edeyim. Eyvallah! Ama kendi içinden de sabredecek. Diyecek ki bunlar bana lazım, temizleniyorum. Hamd edecek Allah’a.
işte normalde bu kalbinde küfürdür, nifaktır, hırstır, dünya hırsıdır, işte yalandır, gıybettir, dedikodudur, bunlar var ise veya birisine kötülük yapmaktır, fitne çıkarmaktır, bir topluluğa fitne çıkarmaya çalışıyor o kimse. Kendince iyi yaptığını düşünüyor. Bir topluluğun içerisine fitne atıyor, kendince iyi şey yaptığını düşünüyor ama öyle değil. Allah muhafaza eylesin. O yüzden böyle kalp gözü körleşmiş, basireti bağlanmış kimselere Cenab-ı Hak körler diyor, kör! Ayet-i kerimede Allah onları kör olarak nitelendiriyor. Bunlar anlattığımız kâfirler, müşrikler, mürtetler ile alakalı. “Allah onların ışığını giderdi, karanlıkların içerisinde görmez halde bırakıverdi. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler.” Onlar artık dönmezler, bu kesin kalbi mühürlenmiş artık onun, dönüş yolu yok. Hani tövbesi kabul edilmeyenler var ya tövbesi kabul edilmeyenlerden, şirk ehl-i. Allah şirketinin tövbesini kabul eder mi? Hayır. ibadetlerini kabul eder mi? Hayır. Önce o şirkten dönmesi gerekir. Eğer şirkten dönmezse Cenab-ı Hak okulunun tövbesini kabul etmez, hadislerle sabit, ayetlerle sabit. Allah muhafaza eylesin.‘insanların bir kısmı da’, bu da münafıklarla alakalı:‘Andolsun ki biz cin ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır anlamazlar.’ Bunlar münafıklarla alakalı, kalbi var anlamıyor, gözleri var görmüyor, kulakları var duymuyor.‘Onlar da hayvanlar gibidirler. Hatta daha sapıktırlar. işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.’(Araf, 179). Bunlarda münafıklar. Bunlar akletmiyorlar, gördüklerinden bir hisse çıkarmıyorlar. Bunlar o münafıkça kalbi muhafaza ediyorlar, münafıkça yaşıyorlar bunlar. Bunlar, o münafıklıklarına devam eden insanlar. Allah muhafaza eylesin. Bunlarda Allah’ın nereye bakarsan bak, veçhini görebilecek olanlar değil, bunlar da görmüyorlar. işte onlar normalde bu Cenabı hakkın yaratmış olduğu organları da yerli yerinde kullanmıyorlar. Cenab-ı Hakkın vermiş olduğu o kalbi hissiyatı da yerli yerinde kullanmıyorlar. Allah muhafaza eylesin.‘Ve kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Ne var ki kulakları, gözleri ve kalpleri onlara bir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah’ın ayetlerini bile bile inkâr ediyorlardı.’ Ahkaf 26. Demek ki bunlar, bu münafıklar Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar. Allah’ın ayetlerini inkâr ettiklerinden dolayı onlar Allah’ın veçhini görmüyorlar.
Şimdi diyeceksiniz Allah’ın ayetlerini inkâr eden mi var? Dolu… Öyle değil mi? Gün geçmiyor bir ilahiyat fakültesinden bir öğretim üyesi bir bomba patlamamış olsun! Gün geçmiyor diyanetten bir kimse bir bomba patlatmamış olsun. Gün geçmiyor ki herhangi bir ilahiyatçı, şeyh, derviş… Adına ne derseniz deyin, bir bomba patlatmamış olsun. Bakıyorsun, Allah Allah
diyorsun, ya bu nerden çıktı! Gün geçmiyor ki bir profesör faize cevap vermemiş olsun. Oturuyor enflasyon miktarı kadar faiz alınabilinir diyor. Dıdığımın dıdığı şunu dedi, dıdığımın dıdığı bunu dedi diyor. Ayet var kardeşim, ne bakıyorsun sen? Ona, bakmıyor! Hani bundan yüz yıl sonra belki de hani çıktı ya ülkeden bazı sapkın insanlar. Biz bunu kulaklarımızla duyduk 28 Şubat’ta. Adam çıktı, Ankara ilahiyat fakültesi dekanı, horozdan kurban olur dedi! E çıktı adam, ayakkabıyı getirdi, masanın üzerine koydu televizyonda, ayakkabıdan kurban olur dedi. Bunları bu göz gördü! Yüz yıl sonra birisi çıkacak, neydi o adamın adı ya, Zekeriya Beyaz, diyecek ki Türkiye’de bir âlim yaşamış, Zekeriya Beyaz adında, o fetva vermiş, ayakkabıdan kurban olur. Bu şimdi tuhaf gelmesin size. Evet, Âdem’den beri islam dünyasında dolu fetva var, bakın dolu fetva! Neden dedi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri‘Ahir zamanda ümmetim yetmiş üç fırkaya bölünecek, yetmiş ikisi delalette olacak, birisi hidayette olacak’diye? Adam bunun fetvasını veriyor veyahut da adam kalkıyor, bunlar Kur’an ayeti olamaz diyor. Almanya’da soluğu aldı! Bakın bunlar tarihe not düşüyor. Bunlar islam dünyasında kitap yazıyorlar. Ciltler ciltler kitapları var bunların. Bunlar üniversitelerde tez hazırlatıyorlar öğrencilere.
Diyorlar ki böyle tez hazırlayacaksın, bitirme tezi hazırlayacaksın! Öğrencilerin gideceği yolu gösteriyor. Öğrenci ne yapsın! O bitirme tezini onun istedikleri gibi yapıyor. Bakıyorsun o bitirme tezlerini inceliyorsun, o kadar çok sapkınlıklar var ki yani dini biliyorsan sinirinden patlarsın. Diyorsun bununla alakalı ayet-i kerime var, onu buluyorsun, bunu nasıl görmedi diyorsun. Onunla alakalı hadis var diyorsun, onu buluyorsun, bunu nasıl koymadı buraya diyorsun, sapkınca bir şey çıkıyor orta yere. E sonra Cübbeli de hani diyor ya iyi ki çocuklarımı imam hatibe göndermemişim, elhamdülillah diyor. Şimdio zaman haydi, herkes Cübbeli’ye saldırıyor. Hadis inkârcısı çıkıyorlar, ayet inkârcısı çıkıyorlar. işte bu münafıklar ne yapıyorlar? Allah’ın ayetlerini bile bile inkâr ediyorlar. Onları biz Müslüman olarak düşünüyoruz. Sebep? Bizim yanımıza geldiklerinde namaz kılıyorlar. Bizle beraber namaz kılıyor, bizle beraber oruç tutuyor ama diyor ki başörtüsü yok. Ne alakası var diyor! Geçen gün twitterda paylaştım. Ne? Başörtüsü demeyin diyor. Ne diyor? Çul diyor! Öbürkü diyor Kur’an kursları ile alakalı ortaçağ zihniyeti diyor, Kur’an kursları ile alakalı! Yani bir kimse çocuğuna din öğretecek, ortaçağ zihniyeti! Bir kadın inancından dolayı başını örtecek, onun örtüsüne çul diyeceksin! Bir de ne diyorlar, dinde bunun yeri yok! Ayeti kerimeyi inkâr etti mi? Etti. Dinde yeri yok! Çünkü Türkiye öyle bir yer ki siyasetçisi din hakkında hükmediyor, hüküm veriyor, bürokratı veriyor, ondan sonra ekonomi profesörü veriyor, sosyal ilişkiler ile alakalı
ilim yapmış bir kimse veriyor, felsefeci veriyor! Dinle alakalı herkes istediği fetvayı veriyor ülkede ama birisi ben burada doktorum dese, diploması olmasa adamı çarmıha geriyorlar. Hani kaldı mı önceden dişçiler vardı öyle değil mi, diplomasız, yetişmiş şeyden, ne o çıraklıktan. Kaldı mı? Kalmadı. Ha söyle de bassınlar adamın dükkânını! Yok! Nerde. Adamı anında şikâyet ederler, adamın tezgâhını başına giydirirler. Bu mümkün mü? Eeee? Ya sen diplomasız bir diş doktorunu çalıştırmıyorsun, adamın dinle alakası yok, onun sözünü neden kullanıyorsun? Kullanıyor ama veya bir kimse örneğin işte bütün herkes dinle alakalı basıyor fetvayı, geçiyor, konuşuyor, bunda bir sıkıntı yok! Allah muhafaza eylesin.
‘Şayet Allah onlarda bir hayır görseydi onlara işittirirdi. Eğer işittirmiş olsaydı yine de yüz çevirenler olarak arkalarını dönerlerdi.’(Enfal, 23). Bunlar küfürde, bunlar müşriklikte o kadar ileri gitmiş ki Allah onlara ayeti kerimeyi duyursa dahi onlar tekrar yüz çeviriyorlar. Cenab-ı Hak onlara ayeti kerimeleri duyuruyor, o tekrar geri dönüyor, tekrar yüz çeviriyor.‘Ne var ki yalnız gözler kör olmaz, göğüslerde olan kalplerde körleşir.’ işte en sıkıntılı yer burası, Hac suresi, ayet 46.Bunları topladığımızda hepsini de yalnız o kimsenin gözü kör olmuyor. Ya? O kimsenin kalbi de körleşiyor. Zaten konumuzda bu, kalp körlüğü. Demek ki bir kimse ayeti kerimeleri inkâr etti, hadis-i şerifleri inkâr etti, mezhepleri inkâr etti, inkâr ede ede geldi, o kimsenin kalbi de körleşti. Ayeti kerimeyi reddetti, şunu yaptı bunu yaptı, bunu yaptı, kalbi de körleşti. En sıkıntılı nokta burası. Sufiler içinde en sıkıntılı yer burası, kalbin körleşmesi, yani o kimsenin hakikati görememesi, hakikate sırtını dönmesi, maneviyata sırtını dönmesi, maneviyatı anlamaması, algılamaması, kalbinin körleşmesi. Bu ne ile alakalı. Bu o kimsenin kalbindeki vesveseyle, o kimsenin kalbindeki şeytani duyguları ile alakalı. Öyle bir hale geliyor ki o kimse mânen artık körleşmiş oluyor. O gördüğü rüyayı bile inkâr ediyor, gördüğü hâli bile inkâr ediyor, tuttuğu eli bile inkâr ediyor. Manevi körlük bu.O artık ‘her yer karanlık’ şarkısı söylüyor. Manevi körlük! Namazını kılıyor, orucunu tutuyor, manevi kör!Baktığımızda beş vakit namazında abdestinde, manevi kör, hakikati görmüyor, doğruları görmüyor. Hakikati ve doğruları görmeyince o kimse, manevi kör oluyor ve manevi kör olan bir kimse de Cenab-ı Hakkın veçhini görmekten, Cenab-ı Hakkın sıfatlarının tecelliyatını görmekten uzak oluyor. Yağmuru yağdıranın Allah olduğunu unutuyor. Diyor ki bulutlar geldi yağmur yağdırdı. Ulan bütün bulutlar toplanıyor, yağmıyor. O zaman ne oluyor?
O diyor ki şu şöyle oldu, bu böyle oldu, yağmur yağmadı. Yağmuru yağdıranın Allah olduğunu unutuyor. Bulutları sevk edenin Allah olduğunu unutuyor. Tohuma can verenin Allah olduğunu unutuyor. Meniye can
verenin Allah olduğunu unutuyor. Anne karnında ona bir suret giydirenin Allah olduğunu unutuyor. O surete dişi mi olacak erkek mi olacak ona normalde hükmedenin Allah olduğunu unutuyor. Anne karnında oksijen yok, gaz yok, ekmek yok, pırasa yok, patlıcan yok! O çocuk orda büyüyor. Onu büyütenin Allah olduğunu unutuyor ve normalde o insan hayatına devam ederken, hayatının içerisinde saç rengini, göz rengini, bıyık rengini, sakal rengini, şeklini, şemalini, bütün her şeyini dizayn edenin Allah olduğunu unutuyor. Kaşını, gözünü, burnunu, ağzını, dişlerini okka gibi oturtanın Allah olduğunu unutuyor. Her nefes alış verişte Cenab-ı Hakkın ona hayat verdiğini, her nefes alış verişte Cenab-ı Hakkın onunla bizatihi ilgilendiğini unutuyor. Gaflet basıyor o kimseye ve hücrelerini dizayn edeni, bütün kainatı dizayn edeni, bütün semavatı dizayn edeni, bütün varlığa hayat verenin ve bütün varlığa ruhunu üfleyenin Allah olduğunu unutuyor ve o gören körlerden oluyor, gören körlerden oluyor ve o kimse Allah’ı sevmediğinden, Resulünü sevmediğinden Allah dostlarını sevmediğinden ve şeytani şeyleri sevdiğinden de kör oluyor. Çünkü bir kimse şeytani bir şeyi severse Allah’a kör olur. Bir kimse şeytani bir şeyi severse Resulullah’a kör olur. Bir kimse şeytani bir yolu severse velilere kör olur. Bir kimse şeytanlaşmış insanları severse müminlere kör olur. Bakın bir şeyi sizin sevmeniz, aşırı derecede sevmeniz başka şeylere karşı sizi kör eder. Bir kimse dünyayı çok severse Allah’a kör olur, Resulullah’a kör olur, velilere kör olur. Tanımaz, bilmez, anlamaz ve onları kötüler. Bir kimse nefsine uydu, şeytana uyuduysa hani Hz. Ali efendimiz demiş ya bana bir harf öğretenin kölesi olurum. Ona harf öğretene kör olur. Ona ilim öğretene kör olur. Ona Allah’ı tanıtana kör olur. Ona Resulünü tanıtana kör olur. OnaAllah’ın zikrini tanıtana kör olur. Ona iyiliği öğretene kör olur. Kör olur o kimse. Sebep? O kimse çünkü heva hevesine uydu, gaflete düştü, şeytani vesvese onun kalbine oturdu.
Çocuk babasına kör olur. Çocuk annesine kör olur. Seni büyüttü, yetiştirdi, eğitti, belli bir hale getirdi, sen annene babana nasıl asi oluyorsun? Asi oluyor! Kör annesine babasına. Eşler birbirine kör olur. Eğer onlara şeytani sevgi basarsa eş birbirine kör olur. Çünkü şeytani bir sevgi oluştu onda, şeytani bir sevgi oluştu. Niye oluştu? Bana koltuk takımı almadın, ben gidiyorum anneme, evlendiğimizden beri bir gün yüzünü göstermedin, gidiyorum anneme! Senin gibi kadın olmaz olsun. Ben seni istemiyorum. Defol bu evden! Kör eşler birbirine. Ya evlenmişsiniz, evliliğinizi yürütmeye bakın. Makul dairede buluşun, çocuklarınız var işte şuyun var, buyun var, bunca yıl geçmiş, makul dairede buluşun. Buluşmuyor! Buluşmuyor, kör birbirine! Birbirine kör olduğu zaman bir şey anlatmam mümkün değil. Ona bir nasihatte bulunman mümkün değil. Neden? Kör? Kör olunca kalbi mühürlü
onun. Gözü mühürlü, ona bir şey gösteremezsin. Anlatıyorsun, anlatıyorsun, anlatıyorsun, aynı yerde duruyorlar. Anlatıyorsun, anlatıyorsun, anlatıyorsun, aynı yerde duruyorlar. Bir saat, ikisaat, üç saat, dört saat anlatıyorsun, aynı yerde duruyorlar! Ya bir adım ilerle ya, bir adım ilerle! Bir adım ilerlemiyor! Kör olmuşlar birbirlerine. Karı koca körler veya anne baba çocuk kör olmuşlar birbirlerine. Bakın çocuk, anne, baba, kör olmuşlar. iletişim sağlamaları mümkün değil. Sen anlatıyorsun boyna, ikisine iletişim kurdurmak için her iki tarafta kör. Körler sağırlar birbirlerini ağırlar. Kör! Allah’ım diyorsun ya bu nasıl bir körlük. Ayet koyuyorsun orta yere, hadisi şerif koyuyorsun, imamların içtihadını koyuyorsun, sufilikten koyuyorsun, evliyalardan menkıbeler anlatıyorsun, yok! Anlamakta inat ediyorlar. Anlamamakta inat ediyorlar. Kör, bildiğiniz kör. Körlerle uğraşmak kadar dünya üzerinde zor bir şey görmedim ben.
Hele Müslüman’ın körü var ya, Müslüman’ın körü, yemin ediyorum, bakın yemin ediyorum dünyanın en zor işi, Müslüman’ın körü. Sebep? Ya ayet söylüyorsun, ya adam ayeti dinlemiyor! Müslüman, hadisi şerif var diyorsun, hadisi şerifi söylüyorsun, alay eder gibi hadis nerde geçiyor diyor. Geçtiği yeri söylüyorsun, koyuyorsun önüne, bu senin kitabın diyor. Kör! Böyle dervişlerin de körleri var. Derviş, anlatıyorsun anlatıyorsun, kör. içinden diyorsun ki ya böyle bir kör derviş olacağına olmayı versin, dersi bırakıp gidiyor zaten. Neden? Kör çünkü. Şaşı, bildiğiniz şaşı. Çok eski dönemden, adam dersi bırakacağım dedi, bırakabilirsin dedim. Rüyaları ben dinliyorum, halleri de ben dinliyorum. Kim ne rüya anlatmış biliyorum. Bu rüyayı sen görmedin mi? Evet dedi, bu rüyayı da görmedin mi? Evet. Bu rüyayı da görmedin mi? Evet. Dedim sen dedim bana en azından on taneye yakın rüya anlattın mı? Anlattın. Bu gördüğün rüyalar dedim sahih. Ben rüyaya da inanmıyorum dedi. Dedim rüyanın varlığına mı inanmıyorsun, evet dedi. Ayeti inkâr ettin dedim ben, sen ayeti inkâr ettin. O rüyadan bu rüya mı acaba kasıt dedi. Ha, işin gücün rast gelsin dedim, tamam. Tecrübe bunlar. Kör!
Bayındır’da dersi bırakan bir, hep tecrübe ya, hoca dedim ya itikâfta dedim geldim, Oktay da buna şahittir. Birinci gün ben gidiyorum itikâfa soruyorum, var mı bir şey diyorum ben, yok diyor. ikinci gün gidiyorum itikâfa var mı bir şey dedim ben, yok dedi. Üçüncü gün yassıdan sonra teraviyi kıldım, gene girdim yanına, dedim hoca var mı bir şey yok dedi. Oktay da yanımda, destur dedim, kaldırdım ayağa, oturuyoruz biz. Ayakta bir başladım zikrullaha, üçümüz beraber zikrullah yapıyoruz. Bu başladı ağlamaya. Ben gördüm dedi göreceğimi. Ben de hani Bayındır’da dergâh oturacak, yerleşecek, böyle kendimce büyük mücadele veriyoruz. Ben hani onun hâli
açılsın, ondan sonra, Allah’a münacat ediyorum, onunhali açılsın, delillensin. Hani Bayındır’da yolumuzun hak olduğu bilinsin diye Allah’a münacat ediyorum. Hali açıldı bunun, gördü Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini. Sabah namazından sonra gelip kapımda ağlayan insan. Abdülkadir Geylani hazretleri geldi dedi ki git işte Mustafa’ya şunu şunu şunu söyledi diye ağlayan insan. Bakın, böyle rüya görüp böyle hâl gören bir kimse dersi bırakıyor bu! Daha doğrusu bıraktı da ben ona delillendiriyorum. Bunları gören sen değil miydin? Evet. Peki dedim kimi gördün de rüyanda gittin? Öyle ya Peygamber(s.a.v.), bu sufilik yolu bu. Bunun ölçüsü ne? Rüyanda bir şeyhi görmüşsün, gitmişsin intisap etmişsin. Bir daha rüyanda göreceksin bir başkasını, gideceksin intisap edeceksin. Hak. Dedim kimi gördün? Hiç kimseyi görmedim dedi. Dedim gitmene sebep ne senin? Ben dedi sabah namazından sonra rabıta yaptım, şeyh efendiyi dedi, şeyh efendi demiyor, Abdullah Gürbüz Efendiyi dedi uyurken gördüm dedi. Dedim tamam, bunun üzerine söylenecek bir söz yok dedim. Sen rabıta yapacaksın, rabıtada şeyhini göreceksin, sabah namazından sonra onu uyurken gördüm ben, soru sordum, o uykuda olduğu için bana cevap veremedi deyip gideceksin!
Sonra ona eşek muhabbetini anlattım. Bilir misiniz? Eşek muhabbetini? Evet, körlük böyle bir şey bak. Dervişin birisi şeyh efendiye geliyor, efendim diyor ben size rabıta ettiğimde sizi diyor eşek suretinde görüyorum diyor. Âlâ oğlum diyor. Sen öyle bir şey olduğunda diyor yanında diyor hançerin, bıçağın, kesici bir aletin yok mu? Var efendim diyor. Sen öyle olduğunda diyor bize o diyor eşeğin diyor kulağını kes de getir benim yanıma diyor. Dervişte böyle körlük öyle bir şey, kibirle tamam efendim diyor. Neyse zikrullahta yine rabıta yapıyor, bakıyor şeyhi eşek suretinde yine şeyhim emretti artık diyor çekiyor hançeri cart kesiyor. Yandım Allah! Kendi kulağı! Kulak elde koşa koşa şeyhinin yanına… Efendim diyor böyle böyle ben kulağımı kestim, benim diyor eşek suretinde gördüğüm meğer benmişim ya diyor. Meğer benmişim ya eşek suretinde gördüğüm! Bu eşek muhabbeti.
Körlük böyle bir şeydir. Bu da sufi körlüğüdür. Doğruyu göremez. Görmüş olduğu doğruya sonradan eğrilik katar, kendi rüyasını inkâr eder, kendi halini inkâr eder ve ne yapar? O körlüğünden dolayı Allah muhafaza eylesin, mühürlenir, bu işin daha acı tarafı! Bakın mühürlenir. Rabbim kimseyi böyle bir şeyle karşılaştırmasın. O yüzden Rabbim körlükten cümlemizi muhafaza eylesin. Hem maddi körlükten hem manevi körlükten Rabb’im cümle kardeşlerimizi korusun, muhafaza eylesin. En önemlisi Rabbim manevi körlükten hepimizi korusun, muhafaza eylesin ve işte bir insan şeytanı kendine dost eder, heva ve hevesini sever, heva ve hevesini Rab edinirse o körlerden olur ki bir daha onun gözü açılmaz. Allah muhafaza eylesin.
“Kimin kalbinde kapı açılırsa gönül göğünde yüzlerce güneş görür.”
Demek ki eğer şeytanın vesvesesine uydu, kör oldu ama bir de kalbinde kapı açılırsa gönül göğünde yüzlerce güneş görür ve normalde insanoğlu gözleri açıktır. Bakın gözleri açıktır insanların ama ne yazık ki çoğunluğunun kalbi uykudadır. Göz açık, kalp uykuda. Ben böyle daha makul olanını söyleyeyim; kalbi uykuda. Kimisinin gözü açık, kalbi mühürlü; kimisinin gözü açık, kalbi uykuda. Eğer normalde o kalbi uykudaysa, o kimsenin manadan haberdar olması ne bileyim işte manada perdeden perdeye geçmesi mümkün değil. O zaman o kimse kalben uyurluğunu yok etmeli. Kalben uyanık hale gelmeli. Öyle bir kalben uyanık hale gelmeli ki o uykudayken bile uyanık olmalı. Öyle bir kalben uyanık hale gelmeli ki gözü açıkken o kimse uyanık, gözü açıkken de uyanık olmalı. Şimdi kalben uyanık olmanın gece yatarken kalbin uyumaması, kalbin uyanık olması, o kimsenin rüya görmesi, o kimsenin perdeden perdeye, halden hale geçmesi. Bu normalde baş gözü uyurken kalbin uyumaması. Hani Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, Hz. Aişe annemize dedi ya benim kalbim uyumaz diye. işte o göz uyusa dahi kalbinin uyumaması. Bunun daha ilerisi var. Daha ilerisine? Normalde uyumadığı halde de çıplakken kalbinin ne yapması? Görmesi, uyumaması. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri kabristana gidiyordu. Üç kişinin başına birer tane yeşil hurma dalı dikti. Dediler ki ya Resulallah. Bu nedir? Dedi ki bu kardeşlerinizin kabir azabını duydunuz mu? Gördünüz mü? Hayır ya Resulullah. Dedi bir tanesi bevlederken dikkat etmezdi dedi, üzerine sıçratırdı dedi. Bir tanesi böyle laf getirir götürürdü gibisinden onların kusurlarını söyledi. Lafı uzatmayayım şimdi. Bu ne? Bu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gözü açık, uykuda olmadığı halde kalbi uyanıktı. O uyurken de kalbi uyanıktı. O ayaktayken de kalbi uyanıktı. Bu normalde sufiler için önemli. Sufi de gözü açıkken kalbi uyumamalı. Onun kalbi basiret nuru ile nurlanmalı, zikrullah nuru ile nurlanmalı ve o kimsenin de muhakkak ve muhakkak onur onda oluşmalı.
illa ki herkes rüyada görecek, hal görecek diye bir kaide yok ama o kimsenin kalbi ilham almalı. O doğruyu, yanlışı ayırt edebilmeli. O eksiği fazlayı ayırt edebilmeli. Hz. Mevlana diyor ki: ‘zahiri kör olan, görünen necasetlere bulaşır. Fakat can gözü kör olan kişi gizli olan, görünmeyen pisliklere bulaşır.’ Demek ki o kimse eğer kalp gözü kör ise o görünmeyen pisliklere bulaşacak. Görünen pisliklerden temizlenmek kolay. Üzerinize bir necaset dökülürse, bulaşırsa gider yıkar temizlenirsiniz ama kalbe necaset girer de bunu fark etmezseniz yandı keten helva! O yüzden Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri: ‘ Müminin ferasetinden sakınınız çünkü o Allah’ın nuru ile bakar’ dedi. Yine velilerle alakalı: ‘gören gözüm, duyan
kulağım, tutan elim, yürüyen ayağım olur, benimle görür’ dedi. Benimle görür! O zaman o kalp, o körlüğü atacak o kimse üzerinden. Sufiler feraset sahibi olacak. Bunun oluşması için veyahut da olmamasının sebebi ne? Olmamasının sebebi şu:
‘Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı zikretmekten alıkoymasın. Kim böyle yaparsa işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.’ O zaman bu manevi kör olanlar kimlermiş? Allah’ın zikrini terk edenler ve Allah’ın zikrini terk ederse işte o zaman o kimse ne yapıyor? Manevi körlerden oluyor. Allah muhafaza eylesin ve o manevi körlerden olursa da bir daha asla ve asla kendini toparlayamıyor. Rabbim korusun, muhafaza eylesin inşallah. Bir ayeti kerime daha: ‘Rahman’ı anmaktan yüz çevirene (yani Allah’ı anmaktan yüz çevirene) yanından ayrılmayacak bir şeytanı arkadaş veririz.’ Demek ki kim zikrullahı terk etti, zikrullah ile bağını kesti, Allah diyor bakın, Allah diyor, yani burda bilinmeyen bir şey yok. Ona diyor şeytanı, yanına bir tane ondan ayrılmayacak bir şeytanı arkadaş veririz. O onun yanından ayrılmaz ve onun kalbine habire ne yapar? Vesvese verir. Devamlı onun kalbine tabiri caizse işer. Kalbine oturur. Hadisi şerifte Hazreti Peygamber(s.a.v.) hazretleri dedi ki: ‘ Şeytan kalbin kapısında bekler. Zikrullah ordan çıkınca şeytan girer oturur.’ dedi. Demek ki Allah’ın zikrini terk edene Cenab-ı Hak bir şeytanı arkadaş veriyor, bir şeytanı dost veriyor ve o kimse Allah muhafaza eylesin, körlerden oluyor ve artık onun kalbi ne yapıyor. Hiçbir şey hissetmiyor. Kalbi körlerden oldu. Allah muhafaza eylesin ve feraset nuru ondan çıktı gitti. Bakın onlara; dedikodu ederler, gıybet ederler, bir müddet sonra Allah’ın dostlarına laf söylerler, bir müddet sonra peygamberlere laf söylerler, bir müddet sonra yola, ize, insanlara, her şeye laf söylemeye başlarlar. izleyin, takip edin böyle, görürsünüz. Sebep? Onun çünkü kalbine şeytan oturdu. Zikri terk etti, Cenab-ı Hak kalbine şeytanı dost etti. Şeytanla dost oldu. Allah muhafaza eylesin.
“Yıldızların içinde ay nasıl görünürse başkaları arasında Allah da
Demek ki yıldızların içerisinde gece baktınız ay nasıl görünüyorsa Allah da böyle görünür. Allah görünmez bir varlık değildir. Allah bilinmez bir varlık değildir. Allah tanınmaz bir varlık değildir. Bugüne kadar öğrenilen öğretileri değiştirecek herkes. Görünmeyen, bilinmeyen bir Allah’a iman etmedik. Görünen, bilinen bir Allah’a iman ettik. Dualarımızı işiten, dualarımıza cevap veren, dualarımızı Allah’ın izniyle biiznillah yerine getiren bir Allah’a iman ettik. Tövbe ettiğimizde tövbemizi kabul eden ‘Yarabbi’ dediğimizde ‘buyur kulum’ diyen bir Allah’a iman ettik. Görünmeyen, bilinmeyen, tanınmayan bir Allah’a iman etmedik. Görünen, bilinen, tanınan
Allah’a iman ettik. Kullarıyla konuşan, kullarının istediklerine cevap veren, kullarının dualarına icabet eden, kulları kendisini zikrederse kullarını zikreden bir Allah’a iman ettik. Bakın kulları kendisini zikrederse kullarını zikreden bir Allah’a iman ettik. Şimdi Allah’ı zikrediyoruz, o da bizi zikrediyor. Onu tanıtıyoruz, o da bizi tanıtıyor. Biz onu tanıyoruz, o da bizi tanıyor, tanıtıyor. Biz burda insanlara onu tanıtıyoruz o da meleklere tanıtıyor, o da arş-ı alanın meleklerine tanıtıyor, kürsünün meleklerine tanıtıyor. Siz burda onu zikrediyorsunuz, o da sizi meleklerinin huzurunda zikrediyor. ‘Ey melaikelerim! ‘Onlara’ diyor ‘kadın verdim, çocuk verdim, adam verdim, mal verdim, mülk verdim, şeytan verdim, vesvese verdim, cinni taifesini verdim, hepsini de geçtiler, beni zikrettiler’ diyor. ‘Onlara dua edin’ diyor, melekler dua ediyorlar. Kim Allah’ı zikrederse melekler o kimseye dua eder. Kim namaz kılarsa melekler ona dua eder. Kim oruç tutarsa melekler ona dua eder. Kim bir fukaraya bir lokma yedirirse melekler ona dua eder. Kim zekâtını verirse melekler ona dua eder. Melekler ona dua eder, malını arttır diye. Kim bir cömertlik yaptı, melekler dua eder. Daha verirken, daha verirken, bir fukaranın eline daha tutuştururken hemen melek başucunda başlar: ‘Yarabbi! Sen buna fazlasını ver, sayısız ver’, âmin. Hemen melek dua eder, başında dua eder. Melekler günah işler mi? Hayır. Günahsız ağızla yapılan dualara icabet edilir mi? Evet.
Bir maruzatınız varsa tasadduk ederekten dua edin. Bir maruzatınız, bir sıkıntınız varsa tövbe ederekten, tasadduk ederekten dua edin. Cenab-ı Hak icabet eder. Allah’ı zikrederekten dua edin. Cenab-ı Hak icabet eder ve işte bir karanlık gecede yıldızların içerisinde ay nasıl tanınırsa Allah da böyle tanınır. Hz. Pir diyor çünkü Hak zahirdir. Batın olduğu kadar zahirdir, ortadadır, belirgindir, bellidir, tanınır, görünür, görünür! Çünkü göklerde, yerlerde ne varsa her şey onu zikreder o azizdir ve her şeyi elinin altında, hükmünün altında toplayan hâkimdir. Kuvvet sahibidir, kudret sahibidir. Her şey gözünüzün önünde tecelli eder. Her şey! Göklerin de yerin de mülkü onundur. Her şeyin sahibi odur, kalplerin de sahibi odur, ruhların da sahibi odur, canların da sahibi odur, Rezzak olan da odur, rızıklandıran da odur, yağmur yağdıran da odur, deprem oluşturan da odur, darlığı veren de odur, bolluğu veren de odur, kıtlığı veren de odur, yağmur yağdıran da odur, yağmur yağdırmayan da odur. Evlendiren de odur, boşandıran da odur. Her şeyde bütün fiiliyatta Allah çalışır. Allah ‘La faile illallah’ Allah’tan başka fail olan yoktur. işleyen Allah’tır, onu görmezsen körlerden olursun. O her şeye de kadirdir. Onu güçsüz zannetme, onu kuvvetsiz zannetme. O bunu yapmaz, o bunu etmez, onun buna gücü yetmez… Düşünme, şirke düşersin. Onun gücünün yetmeyeceği hiçbir şey yoktur. Onun
kudretinin ulaşmayacağı hiçbir şey yoktur ve o evvelin evvelidir. Evveldir! Ondan öncesi yoktur. Ondan öncesi yoktur. Ahirdir. Sonrası da yoktu, devam eden ahir, devam eden, sonu olmayandır. Her şey ölümü tadar. Bütün her şey fanidir, bâki olan odur. Bütün nefeslerin nefeslerini alacak olan odur ve bugün ‘Vahidü’l Kahhar olan kim’ diye sorduğunda yine kendisi cevap verir: ‘Bugün gün Vahidü’l Kahhar olan Allah’ der ve her şeyi yeniden yaratır. Her şeyi! Şimdi yaratana bir daha yaratmak zor gelmez. O her şeyi her an yeniden yaratır. O her şeye yeniden hayat verir. O her şeyi yeniden sonlandırır, yeniden hayat verir sonlandırır, yeniden hayat verir. Onun kudretiyle uğraşacak olan hiçbir şey yoktur. Onun kuvveti ile baş edecek olan hiçbir şey yoktur. Sen bitti dersin o bitti demeden bitmez. Fatih Terim gibi oldu ama bitmez. “O” bitti demeden bitmez. Ümidini kesme, umudunu kesme, duanı kesme, zikrini kesme, mücadeleni kesme. Bütün dünya sana düşman olsa, “O” sana kulum dediği müddetçe hepsi de havasını alır. Bütün dünya, bütün dünya sana karşı olsa eğer “O” karşı değilse bütün dünyayı dize getirir.
“O” Vahidü’l Kahhar olandır. “O” ebabil kuşları ile orduları helak edendir. O bütün Lut kavmini dünyanın altına geçirendir. O Nuh’un kavmini suyun altında boğandır. O Hûd’un kavmini alabora edendir. O Salih’in kavmini bir sesle donakala, dondurup bırakandır. O Musa’ya Kızıldeniz’den yol açan ve Kızıldeniz’de firavunu boğandır. O Nemrud’un burnuna küçücük bir sinek sokup Nemrudu kendi balyozuyla öldüren Allah’tır. O ibrahim’i ateşten alan Allah’tır. O Yusuf’u kuyudan çıkaran Allah’tır. O Yakub’un kör olan gözünü açan Allah’tır. O Eyüb’ü topuğundan su çıkarttırıp, onunla yıkatıp gençleştiren Allah’tır. O Allah’la baş edecek olan hiçbir güç, hiçbir kuvvet yoktur ve o Allah gösterir kendini saklamaz ama onu gören göz lazım. O göz, o göz haramla, o kalp şeytanla, o kalp heva hevesle, o kalp haramla iştigal ederse, o kalp kör olur görmez, o göz kör olur görmez. O zaman ‘ne tarafa dönersen dön, Allah’ın veçhi oradadır’ ayeti kerimesinin sırrına o kimse ulaşamaz. Ancak imanını tazeleyecek, salih ameller işleyecek, tövbe edecek, Allah’ı çokça zikredecek, Allah’ı sevecek, Resulünü sevecek, Allah dostlarını sevecek, müminleri sevecek, şeytanla, şeytanlaşmış olanlarla dost olmayacak. Gözünü şeytani şeylere çevirmeyecek. Kalbini şeytaniyete çevirmeyecek. Kalbini kötülüğe çevirmeyecek. Bu dünya göçüp gidecek, her şey bomboş kalacak. Ne zamana kadar kör gelip kör gidecek insanlar! Mal onun, mülk onun, verecek olan da, alacak olan da o. Birinizi bin yapacak, birinizi milyon yapacak o, milyonunuzu bir yapacak olan da o. Milyonunuzu; bir gece uzun, bir dakikada milyonunuzu, milyonunuzu bir yapar, bir lira olur! Bir dakikada! Bir dakikada bir liranız da milyon olur.
Ona yaslan, ona dayan. Yedi gök, yedi arz içindekiler onun! içindekiler onun, bir başkasının değil. Yedi göğün de yedi arzın da yedi semanın da arş-ı âlânın, levh-i mahfuzun, kürsünün, kaderin, kalemin, hepsinin sahibi o. Kalem onun, kader onun. Yazan o, silen o, bozan o! Kimin elinde kalem var Allah’tan başka? Kimin kitabı var Allah’tan başka? Kimin cenneti var Allah’tan başka? Kimin cehennemi var Allah’tan başka? Kimin kabri var Allah’tan başka? Kim yaratıyor Allahtan başka? Kim dizayn ediyor, kim düzen veriyor Allah’tan başka? Kim? Bir güç göster, bir kuvvet göster, bir kudret göster! Kim yaratıyor ki ya! Allah! Ve görünen! Hz. Ali efendimizin sözünü unuttu Müslümanlar: ‘Görmediğim Allah’a ibadet etmem’ dedi. Pirimiz! Hz. Muhammedi Mustafa (s.a.v) ‘in damadı, ilmin kapısı, Haydar-ı Kerrar! Görmediğim Allah’a ibadet etmem dedi. Nerde kaldınız Müslümanlar? Nerde kaldınız? Görmediği Allah’a ibadet etmeyen bir pirin evlatlarıyız. Çıkarılacak olan oku namazdayken çıkarın, diyen bir pirin evlatlarıyız. Bu sözü nereye atacağız? Şimdiki o kör gözlü ilahiyatçıların, kör gözlü diyanetçilerin Allah görünmez dediklerine bakmayın. Yüz bin sefer beni mahkemeye verseler, yüz bin sefer bağırırım: ‘Allah görülür.’ Allah görülür! Allah rüyada da görülür, zahirde de görülür, batında da görülür, perdede görülür. Gözün açıkken de görülür gözü kapalı da görülür. Allah görülür. Çünkü her an, sıfatlarıyla her yere her an tecelli edendir. Allah görünmez diyenler kör ehlidir. Allah görünmez diyen küfür ehlidir. Kâfirin ta kendisidir. Allah görülmez diyen kâfirin ta kendisidir. ilan ediyorum, yazın her yere: Allah görünmez diyen kâfirin ta kendisidir. Altına Mustafa Özbağ diye yazın. Bununla mahşere çıkarım! Bununla mahşere çıkarım, bununla hesaba çıkarım, bununla huzuruna çıkarım. Allah görünür, sıfatları ile görünür. Allah bütün sıfatları ile görünen bilinen varlıktır. Görmeyen körün körüdür. Kör gelmiş, kör gider. Kör gelmiş, kör gider. Allah çünkü hiçbir zaman kendini saklamamıştır. Saklamadı, saklamayacak da ebediyen hep görünür olacak. Allah Müslümanlara, ne o, cennette gösterilecek! Canım kardeşim, o burda kör olarak cennete giden Müslümanlarla alakalı. Allah dünyada da görülür, ahirette de görülür. Her an her yerde görünür. Allah. Sen yeter ki Hz. Pirin dediği gibi gözünden parmağını kaldır da diyor, ne istiyorsan gör. Bakın burda ne diyor, Allah muhafaza eylesin. Diyor ki:
“Fakat iki parmağını iki gözünün üstüne koy. Bir şey görebilir misin? İnsaf et! Sen görmesen de dünya yok değildir. Kusur ancak şom nefsin parmağında.”
Kusur nerdeymiş? Şom nefsin parmağındaymış. Sen ellerini koy şimdi gözlerinin üzerine. Görebilir misin bir şey? Göremezsin! Allah’ın suçu ne? Sen nefsine uyduysan Allah’ın suçu ne? Sen şeytanı dost edinmişsin, Allah’ın
suçu ne? Heva hevesini ilah edinmişsin, peygamberin suçu ne? Sen nefsin perdesinden nefsin perdesine geçiyorsun, şeyhinin suçu ne, ahmak adam! Sen zikrettin de Allah mı saymadı? Sen zikrettin de sen salatu selam getirdin de Hz. Muhammedî Mustafa(s.a.v.) mi salatü selam vermedi sana? Değil. Bu senin nefsinden. Bu senin nefsinden! Bu senin kendi gönlünden. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ne dedi? Yedi gök, yedi arz, her şey dedi Allah’ı hamd ile tesbih eder ama dedi siz onların tesbihlerini anlamazsınız. Neden? Duymadın. Neden görmedin, anlamadım. Sen üzerindeki hücreler dahi seni zikrederken sen kendi zikrini duymaktan uzaksın. Senin hücrelerin Allah’a hamd ederken sen kendi hücrelerinin hamdini duymaktan, hamdini görmekten uzaksın. Senin yediğin yemek Allah’ı zikrederken, Allah’ı tesbih ederken, onu görmekten uzaksın. Senin adımını attığın toprak Allah’ı zikrederken, elinde tuttuğun kaşık, elinde tuttuğun çatal, giydiğin elbise Allah’ı zikrederken, sen bunu görmekten, duymaktan uzaksın. Bunu anlamaktan uzaksın. Kendi nefsime söylemiş olayım, ağaçların zikrini duymaktan uzaksın.
“Sordum sarı çiçeğe Annen baban var mıdır? Çiçek dedi ki derviş baba Annem babam topraktır.”
Ne dedi? Topraktır! Yunus konuştu, sen konuştun mu? Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’in üzerine çıkıp hutbe okuduğu kütük konuştu, hurma kütüğü konuştu, hurma kütüğü! Biz konuştuk mu? Biz duyduk mu? Mademki bütün mükevvenat, her şey Allah’ı hamd ediyor, tesbih ediyor, tenzih ediyor, teşbih ediyor, zikrediyor, hangisini duyduk, hangisini duyduk? Ama biz din hakkında ahkâm kesiyoruz boyna. Herkes bir ahkâm kesiyor. Ben de dâhilim! Allah bizi affetsin inşallah. Kıymetli dostlar, sakın, sakın hiçbir zaman Allah’ı görünmez bir varlık olarak düşünmeyin. Bu büyük bir şirk olur. Allah muhafaza eylesin. Sürç-i lisan ettiysek affola. Rabbim cümlemizi affı mağfiret eylesin. Rabbim cümlemizi görenlerden eylesin. Rabbim cümlemizi körlerden eylemesin. Rabbim kör olarak bu dünyadan göçüp gidenlerden eylemesin. El-Fatiha maassalavat. Âmin ecmain
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları