Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak gündüzünü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip Hak yolunda koşturan, mücadele edenlerden eylesin. Batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden mücadele eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizin gönlünü feraset nuruyla nurlandırdığı gönüllerden eylesin. Rabbim cümlemizi Kur’an ve sünnet dairesinde daim olanlardan eylesin. Allah izin verirse inşallah Mesnevi okumalarına kaldığımız yerden devam edeceğiz. Birkaç arkadaş bu tevhitle başlamayı işte yeni böyle bir başlıyorsunuz filan dedi. Dedim doğru olana anca erdik. Önceden dedim Karabaşı Veli Tekkesi Kültür Merkezi bize ait bir yer değildi. Orda belli bir resmi prosedür vardı. O resmi prosedürlere göre orda davranıyorduk ama burada böyle bir prosedür yok. Sufiler toplu olarak, cemaat olarak bir işe kalkışırlarken, bir şey yaparlarken ‘Bismillahirrahmanirrahim fa’lem ennehu’ ile başlarlar. Ayeti kerimedir. O yüzden Kuran’dan bir ayeti kerime ile sohbete başlanmış olur ve böylece sohbet bitinceye kadar bütün o arada konuşulanlar malayani olmadığı müddetçe ibadetten sayılır. O yüzden bütün sufiler yemeğe başlarken, sohbete başlarken neye başlarsa başlasınlar böyle üç tevhit okuyaraktan başlarlar, aynı zamanda üç elif miktarı üç sefer okunduğundan dolayı bir rivayette 5000 günahın affolduğu söylenir ama toplu olarak zikrullah yapıldığından dolayı o topluluğun içerisinde bulunanların hepsinin de geçmiş günahları affolmuş olur. Çünkü bu mesele hadisi şerif ile sabittir, toplu halde zikrullah yapılınca orda bulunan hepsinin de geçmiş günahları affolmuş olur. Rabbim cümlemizi affolmuş olan kullarından eylesin inşallah. 1395’i okumuşuz en son geçen hafta: ‘Gönül
gözünü kıldan ve hastalıktan arıt. Sonra köşkünü görmeyi gözet. Yani geçen hafta gönül gözünü kıldan ve hastalıktan arıt yani gönül gözünün sen pasını sil. Kalplerin pası neydi? Cilası, pasını silen tevhitti, zikrullahtı gönül gözünü arıt, temizle ki sen manaya doğru bir gözün açılsın, bir manayı gör, bir mana ile bağın bağlantın olsun. Devam ediyoruz:
‘Kimin canı heveslerden arınmışsa derhal tertemiz Allah tapusunu,
Allah dergâhını görür.’
Kimin canı heveslerden arınmışsa dünya üzerinde bütün insanların en büyük handikapı hevesleridir. Heva ve heves diyebiliriz. Müslümanların da en büyük handikapı heva ve hevesleridir. Heva heves Müslümanları dinden çıkaran dinle bağını koparan ve Müslümanları helak eden en önemli şeytani duygulardan birisi. Furkan, ayet 43: ‘ Heva ve hevesini tanrı edinen kimseyi gördün mü? Artık ona sen mi vekil olacaksın? Yani bir kimsenin, bir Müslüman’ın Kur’an ve sünneti bırakıp kendi heva ve hevesine tabi olması. Elinde dini delilleri bırakıp kendince kendi heva ve hevesinin yoluna gitmesi.
Kur’an belli, sünneti seniyye belli, imamların içtihadı belli. Bunların belli olmasına rağmen o kimsenin kendince kendi hevasının peşine koşması. Kendi hevasını doğru görmesi veyahut da sufice konuşursak bunu, Kur’an belli, sünnet belli, imamların içtihadı belli, sufiliğin genel kaideleri belli. Buna rağmen o kimsenin kendince kendi heva ve hevesinin peşine düşüp kendi dogmatik fikirlerine, kendi dogmatik ölçülerine tabi olması. ‘Yoksa sen onların çoğunun dinlediklerini ve aklettiklerini mi sanıyorsun? Başka başka değil, onlar dört ayaklı hayvanlar gibidirler, hatta daha sapıktırlar.’ Bu heva hevesine düşenler, ayeti kerime mucibince sapkın oluyorlar. Hayvandan daha aşağı mahlûk oluyorlar yani o hayvandan daha aşağı mahlûk olması, o insanların heva ve heveslerine, kendi sapkınlıklarına, kendi şeytani güdülerine ve dürtülerine tabii olmalarından dolayı. Kuran’da hüküm belli. Kur’an bir şeyi haram etmiş veya Kuran’da hüküm belli. Kur’an o meseleye hükmetmiş, meseleyi bitirmiş ama o Kuran’a karşı tavır alıyor veyahut da sünneti seniyye ve hadisi şerifler belli, sünneti seniyyenin hareket tarzı, tavrı belli, sözler belli ama o hadisi şerife muhalif hareket ediyor veyahut da imamların içtihadı belli, imamların içtihadı belli olmasına rağmen o imamların içtihadının dışında bir hareket tarzı koyuyor veya bir fikir koyuyor, imamların içtihadının dışında. Bununla alakalı bir ayeti kerime var mı? Yok. Bununla alakalı bir hadisi şerif var mı? Yok ama o kimse kendi heva ve hevesinin peşine gidiyor, bence diyor. Bence diyeceği insanların kendi alanlarında yapabileceği şeyler vardır ama bunların hadisle sabit olması gerekir veya bunların imamların içtihadıyla sabit olması gerekir. imam-ı Azam’a göre örnek veriyorum şimdi. imam-ı Azam’a göre vitir
namazı vaciptir. imam-ı Muhammed, imam-ı Yusuf’a göre nafiledir. Bir kimse şimdi hanefiye göre ben vacip olarak algılıyorum, işte ben vitir namazını kılıyorum deme hakkına sahip midir?
Evet! Bir kimse şuna da sahiptir. Ben de hanefiyim. Ben imam-ı Muhammed’in, imam-ı Yusuf’un fetvasına uyuyorum. Vitir namazını normalde ben kendimce nafile hükmünde görüyorum diyebilir mi? El-cevap diyebilir. Bakın bence dediği, demiş olduğu şeyin yine arkasında ne var? Bir fetva var. Bir içtihat var. Bunun gibi insanların bence diyebileceği alanlar dinde var mıdır? Evet. Yani bir mesele de birkaç tane hadisi şerif bulmak mümkündür ve o hadisi şerife göre sen içlerinden birisini seçebilirsin. Çok nafile namazlar vardır. Nafile namazlardan birini kendine sen vird edinebilirsin. Teheccüd namazı ayetle sabittir. Teheccüd namazını vird edinebilirsin, evvabin namazını vird edinebilirsin, duha namazını vird edinebilirsin, işrak namazını vird edinebilirsin. Bakın bir sürü nafile namazlar çıktı. Yağmur namazı var, korku namazı var, savaşta kılınan namaz var… Yani bakın böyle namazlar çıktı bakın. Siz bunların içerisinden nafile olarak herhangi birisini kendinizce örnek alıp kendinizce ölçü alıp bir şeyi takip edebilirsiniz ama bence öğlen namazının farzı olmaması lazım diyemezsiniz. Bu sizin için heva heves olur. Bu sizin için şeytani bir şey olur veyahut da bence namaz beş vakit değil. Beş vakti nerden çıkardınız siz, bu o zaman işte şeytani heva heves olabilir. Hani ülkede zaman içerisinde böyle değişik tartışmalar çıkıyor ya, bilhassa kadınların başörtüsü ile alakalı çıkıyor, kurbanla alakalı çıkıyor, oruçla alakalı çıkıyor, zekâtla alakalı çıkıyor yani dini ibadetlerle alakalı bir yerden bir patlak veriyor, bir tartışma çıkarıyorlar. O tartışmanın neticesinde bence diyor insanlar veyahut da belirli dini meselelerde tavizler başlıyor. Taviz başlıyor. Neymiş, bu cuma hutbesi bir yıllık biz, bir yıllık biz geçmişimizi hesaba çekecekmişsiniz yeni miladi yıla girerken! Bunu Diyanet’in hutbesinden dinlemek, kendi kendine diyorsun yani hutbeye de kattın! Deki canım kardeşlerim, bu bizim dinimizde olmayan bir şeydir. Bizim âdetimizde, geleneğimizde, göreneğimizde, örfümüzde, dinimizde yılbaşı kutlaması yoktur. Bunu söyle! Bunu söyleyemeyen bir dil, bunu yumuşatmaya çalışıyor. Oluk oluk içkiler içiliyor, fuhuşlar yapılıyor, her türlü melanet işleniyor ve bu ümmetin çocukları yapıyor bunu. Bu ümmetin çocukları, yabancılar değil. Bu ümmetin çocukları yapıyor ve bunu yumuşatmaya çalışıyor. Yumuşatma!
Hadisi şerif belli. Siz diyor, kertenkelenin bir kertenkele diyor girse diyor bir deliye siz de gireceksiniz diyor, kertenkele! Onlar girdiğinde! Onlar kim? Hıristiyanlar ve Yahudiler mi? Evet, diyor. Onlar kertenkele deliğine girse siz de gireceksiniz. O hale geldik! Bunu yumuşatmaya çalışıyor, heva
heves! Kur’an ve sünnetin içerisinde olmayan herhangi bir şey heva heves. Ya şeytanidir ya şeytanidir ya tağutidir Kurani tabirle ya da heva hevestir. Bunun başka bir şeysi yoktur. işte bu heva hevesin içerisinde duruyorsa, o zaman o kimse Allah’ın dergâhını bulması mümkün değil. Allah’ın dergâhını, Allah’ın tapusunu dediği şey o. O zaman heva hevesle sen, Kur’an sünnet yaşanan, Kur’an ve sünnetin yaşandığı bir dergâhta duramazsın. Heva hevesle sen Kur’an sünnet dairesinde olan bir yolda duramazsın. Sen heva hevesle sırat-ı müstakimde duramazsın. Sen heva hevesle o peygamberlerin, o velilerin, o in’am edilen yolda duramazsın. Heva hevesle Kur’an sünnet bir yerde durması mümkün değil ve böylece sen o kalp temizliği olmadığından dolayı o gönül arılığı olmadığından dolayı sen doğruyu göremezsin. Sen doğrunun içerisinde de olamazsın. Ya? Heva ve hevesten kurtulman lazım.
Şeytanın yolundan dönmen lazım ki senin kalbin Allah’ın dergâhına otursun. Yoksa sen Allah’ın dergâhına oturman mümkün değil ve Kur’an yine onları heva hevesine düşkün olan heva hevesinin peşine düşenleri hayvandan daha aşağı bir mahlûk olarak görüyor. Hani başka ayeti kerimede de: ‘Siz nefsinize uyarsanız, şeytana uyarsanız hayvandan daha aşağı mahlûk olursunuz diyor. Bir tarafta da diyor ki ayeti kerimenin başında: ‘iman eder, salih amel işlerseniz Allah’ın halifesisin.’ Ama yok! Sen iman ettiğin gibi yaşamazsan Kur’an sünnet dairesinde durmazsan hayvandan daha aşağı bir mahlûk olursun. Ama insansın! Allah seni eşref-i mahlûkat olarak yaratmış ama sen şeytana uyaraktan, heva hevesine uyaraktan kendi kendini hayvanlaştırdın, bakın kendi kendini hayvanlaştırdın. Sen heva hevesine uyaraktan şeytana uyaraktan sen kendi kendine hayvanlar nasıl yaşıyorsa öyle yaşamaya başladın. Hayvanlar insan tanımaz, hayvan tanımaz, dişi ile erkek koklaşır. Sen de koklaştın hayvanlar gibi! Dişi ile erkek hayvanlar hiçbir şey tanımaz, ilişkiye girer, sen de girdin insanların içinde. Değişmedi, aranda bir fark yok. Yani hayvanlar bir parça et için kemik için birbirlerini boğazlar. Sen de bir parça dünyalık için birbirini boğazladın. Hayvanlar hırs sahibidir, hırsından dolayı, hırsından dolayı ne evlat tanır, ne anne tanır, ne baba tanır, ne sülale tanır, dağıtır ortalığı. E sen de heva hevesine uyarsan sende dağıtırsın. Hayvanlar ne eş tanır ne çocuk tanır yani sen de hayvanlaştıysan ne eş tanırsın ne çocuk tanırsın ne bu benim kocam deyip saygı gösterirsin ne de bu benim karım der sevgi gösterirsin. Ne benim bu benim çocuklarım deyip onlara şefkat ve merhametle yaklaşırsın ne de başka çocuklara yaklaşırsın. Hayvanlaşan bir insanın önünde hiçbir değer yoktur. Allah muhafaza eylesin.
işte o gafil insanlar, gafil insanlar, heva hevesine düşenler, dünyaya, ahirete, bütün önündeki objelerin hepsine de nefis penceresinden bakar. Nefis
penceresinden baktığı için de o tabiri caizse cehennemdeki gayya kuyusuna layık olur. Allah muhafaza eylesin ve normalde bu tip heva hevesine uyan insanlarda cehalet böyle kol gezer. Tabiri caizse cehalet küpünün içerisine girerler ve onları ne yazık ki uyarmanla da bir şey elde edemezsin. Sebep? Çünkü o uyarıya da uyarıcıya da da heva heves gözüyle bakar. Sen ona Kur’an sünnet dairesinde anlatmaya çalışırsın ama o sana şeytan gözüyle gördüğünden o seni ötekileştirir, seni dinlemek istemez, sana paye vermek istemez. Sen ona Kur’an sünnet dairesinde anlatmaya çalışırsın. O heva hevesine uyduğundan dolayı seni reddeder. Senin sözlerini de reddeder, senin davranış biçimini de reddeder. Sen dersin ki Kur’an ve sünnetin emri bu. Bu haram, bunu işlemeyin, o senden uzaklaşır. O sana türlü bahaneler uydurur. Hatta sana iftira atar. Hatta senin ardından gıybet eder, dedikodu eder, senin ardından her şeyi yapar.
Sebep? Çünkü o heva heves gözlüğüyle bakıyor. Çünkü o gaflet gözlüğünü taktı. Çünkü o şeytan gözlüğünü taktı. Şeytan gözlüğünü takınca zina caiz olur. Şeytan gözlüğünü takınca içki caiz olur. Şeytan gözlüğünü takınca faiz caiz olur. Şeytan gözlüğünü takınca hanımının bir anlamı olmaz. Şeytan gözlüğünü takınca çocuğunun bir anlamı olmaz. Şeytan gözlüğünü takınca vatanın, milletin, devletin, bayrağın, namusun, şerefin, haysiyetin hiçbirisinin değeri kalmaz. Sebep? Onda çünkü şeytan gözlüğü var. Arkadaşlıkmış, vefaymış, bu senin eşinmiş, bu senin çocuğunmuş, bu senin kocanmış… Hiçbir şeyin anlamı olmaz. Şeytan gözlüğü takınca yok yirmi yıllık dostunmuş, yok on beş yıllık yol arkadaşınmış, yok şu kadar zamanlık dervişmiş, şu kadar zamanlık şeyhmiş, bunların hiç bir anlamı kalmaz. Sebep? Çünkü onda şeytan gözlüğü var. O artık onun kalbine, gönlüne şeytan oturdu. O önce heva hevesten yürüdü. Şeytan onun içine oturdu. Artık onun bakışı şeytani, görüşü şeytani, yürüyüşü şeytani, konuşması şeytani, nefes alıp vermesi şeytani, hareket etmesi şeytani, hedefi şeytani… Her şeyi onun şeytani. O ayaklı, yürüyen bir şeytan oldu.
Evet! Bakın heva ve heves insanı nereye getirdi? Küçücük bir heva heves der geçersiniz. Değil. Hani islam kadınla erkeğin birbirine şehvetle bakmasını dahi yasaklar. Kız diyor bana, hocam ne olmuş bakınca diyor! Kızım, anlatıyorum, kızım bak, fuhuş diyorum bakışmaktan başlar. islam, başlangıcını yasaklıyor. Kadınlar ve erkekler şehvetle birbirlerine yaklaşmayacaklar diyor. Bakın, fuhuşu durduruyor ve kadın ve erkek diyor kapalı odalarda nikâh düşüyorsa baş başa kalmayacak diyor. Fuhuşu önlüyor, dedikoduyu önlüyor diyorum anlatıyorum. Aynı yerde duruyor! Diyor ki ne var bunda!
Bakın heva heves gözlüğü böyle bir şeydir. Heva heves gözlüğü böyle bir şeydir. Ne var bunda! Çok masum görünür, masum görür veyahut da
kadınlar kıskançtır ya. Kocası bir kadınla konuşuyordur, kadın der ki ne yapmaya konuşuyorsun onunla. Adam şunu der, ne var bunda! Senin karın konuşsa aynı şeyi diyecek misin? Senin karın konuşsa bir adamla, kadında dese ne var bunda diye, yutacak mısın onu sen? Yutacak mısın? Seninkini nasıl yutsun? Bakın ne var bunda ile heva heves! Adam diyor ki ne var bunda diyor! Valla hiçbir şey yok mu dedim ben, hiçbir şey yok dedi. Peki eşin de böyle konuşsun? Durdu. Eşin de konuşsun. Bunda bir problem yoksa ne var bunda ise o da konuşsun. Ama ben erkeğim! Ha erkeklerin heva hevesine uymaya hakları var, kadınların yok, öyle mi? Heva heves böyle bir şeydir. Şeytani güdü böyle bir şeydir. Küçük gösterir bir şeyi. Küçültür! Allah muhafaza eylesin. işte bunların hepsi de bu heva hevese uyanlar hepsi de nefis gözlükleriyle, şeytani gözlüklerle bakarlar. Cehaletin ta dibini görürler. Cehaletin içerisinde pervasızca günahların içine düşerler. Pervasızca, fütursuzca günah işlerler. Pervasız günah işler.
Şimdi ben atmış yaşındayım. Bizim gençliğimizde, gençliğim dediğim 15 yaşlarında bir kimse sarhoşluğunu saklardı, utanırdı. Bakın sarhoşluğunu saklardı. Meyhanelerin Bayındır’da perdeleri kapanırdı. içerde kim var görünmezdi. Utanırdı insan meyhanelerde içerken, dışardan birisinin görmesini istemezdi. Düşünebiliyor musunuz, utanırlardı. Günah işlerken o insanlar utanırdı, içki içerken utanırdı. Hiç kimse, böyle bir fuhuşvari bir hareketin içerisine girmeye utanırlardı. Bunu toplumun önünde işlemeye utanırlardı. Yapamazlardı. Bir düğünde içkili düğün olacaksa içki içenler arkada başka bir yerde otururlardı, yapamazlardı, utanırlardı. Bakın heva heves öyle bir noktaya geldi ki artık insanlarda utanma duygusu kalmadı. Herkes her türlü haramı, bakın her türlü haramı her yerde pervasız bir şekilde yaşıyor artık. Pervasız bir şekilde! Önceden bir kadın fuhuş yapıyor olsa dahi saklardı bunu. Bunun belli olmaması için bütün çabasını sarf ederdi. Şimdi saklamaya ihtiyacı duymuyorlar. Erkekler de saklama ihtiyacı duymuyor. Heva, heves, şeytan; insanı zaptetti mi pervasız bir şekilde günah işletir. Pervasız bir şekilde o kimse saygısız olur. Pervasız bir şekilde o kimse edepsiz olur. Yaşı büyükmüş, küçükmüş, ona bir hizmeti varmış, ona bir faydası varmış, onunla ilgilenmiş dinlemez o kimse.
Sebep? Çünkü heva heves gözlüğü, şeytan gözlüğü böyle bir şeydir, Allah muhafaza eylesin ve en enteresanı Kur’an bunları tabir ederken diyor ki: ‘Kötü işi kendisine süslendirilip de onu güzel gören bir midir?’ Yani kötü işi kendisine süslendirmiş, güzel görüyor. Bununla iyi insan salih amel işleyen biri midir değildir? işte bu pervasız bir şekilde günah işleyenler, bu kötü işleri, bu günahları, sanki iyi bir şey yapıyormuş gibi işlerler. Adam gıybet eder, o gıybeti doğruymuş gibi işler, iftira eder iftirayı doğruymuş
gibi yapar. Sanki sevap işledi o gıybetten, o iftiradan. Sanki bir müminin namusunu, şerefini, haysiyetini, insanların önünde alaşağı etmekten sanki sevap işledi. Ya haram işledin! Nasıl bu harama göz yumdun? Nasıl bir insanın namusuna, şerefine, haysiyetine dil uzattın! Dinlemez bu heva hevesine düşenler. Bu aynı bunlarda böyle kâfir ahlakı vardır. Bunlarda müşrik ahlakı vardır. Heva hevesine düştü mü Müslüman gibi görünürler yalnız, aldanır Ümmeti Muhammed. Bakın Ümmeti Muhammed aldanır. O çünkü Müslüman görünür. Zaten Ümmeti Muhammed’in aldandığı en önemli yer burası. Yani onu bizdenmiş gibi görmek, onu Müslüman’mış gibi görmek. Canım Kardeşim, bu çatır çatır gıybet işliyor, bu çatır çatır iftira atıyor, bu çatır çatır haram işliyor, haram işliyor bu, göz göre göre haram işliyor ama biz onu bizden zannediyoruz. Bizim en büyük handikapımız da bu. O haramı işlerken hiç fütursuzca işliyor. O gidiyor laf dolaştırıyor fütursuz bir şekilde. Biz onu bizden zannediyoruz. O gidiyor ona birisine şöyle, gidiyor öbürküne bir şey söylüyor, gidiyor öbürküne bir şey söylüyor.
Hani mesleğinin ta en başlarında bir tane Yahudi ama Hıristiyan bir vezir vardı ya, o vezir ne yapıyordu? Her topluluğa gidip bir tomar veriyordu. Bir din öğretiyordu onlara. Diyordu ki ben öldükten sonra sen bu vezirlik makamına geleceksin. Sakın bunu kimseye söyleme. Yedi tane sekiz tane dokuz tane tomar yaptı ve o tomarları da Hıristiyanların içerisinde dağıttı. Aslında o Mesnevi’de hikâye gibi görünen şey Hıristiyanların içerisinde gerçek oldu. Ne yaptılar? Hıristiyanların içerisinde binin üzerine incil oldu, bazı rivayetlerde üç bin tane incil oldu ve bunların hepsi de bizimki hak deyip birbirleriyle kavgaya tutuştular. Bu Müslümanlarda olmadı mı? Müslümanlarda da oldu. Ne oldu? Bir DAEŞ çıktı. Geri kalanına kâfirsin dedi, bombalamaya başladı ve bizim ahmak Müslümanlar ilk önce alkışladı onu. Ya bu Müslümanları da katlediyor! Camiyi bombalayan bir Müslüman olabilir mi? Cami bombalayan bir Müslüman olabilir mi? Olamaz değil mi? Kabul ediyorsunuz değil mi, olamaz değil mi? Peki, cami cemaatini bombalayan bir Müslüman olabilir mi? Peki, herhangi bir cemaati bombalayan Müslüman olabilir mi? Herhangi bir sufi topluluğu bombalayan insan Müslüman olabilir mi? E nerde kaldı şimdi, illaki bir tane füze mi atması lazım? Bakın Müslümanlar nerelerden açığa düşüyor. X cemaati bombalıyor Müslümanlar laflarıyla, evet, ölçü konuşmuyorlar. Bir sufi cemaatini x cemaat bombalıyorlar mı Müslümanlar? Bombalıyorlar. Nerde kaldı Hıristiyanlardan farkımız ne oldu? Sonra Hıristiyanlar izmit’te toplandılar, sile sile sile sile dört tane kitaba indirdiler. Beş taneydi, ondan sonra dörde indirdiler. Beşincisi neydi? Barnabas incili. Neden onu kabul etmediler? Çünkü Barnabas incilinde isa aleyhisselam peygamber olarak geçiyordu, onda isa aleyhisselam
tanrının oğlu değildi, onda tanrı baba değildi, onda isa(a.s) tanrının oğlu değildi, onda Cebrail(a.s) yine ruh olarak geçiyordu ama tanrının oğlu ruh olarak değildi. Bir melekti. Onu aforoz ettiler. Sebep? Onda çünkü isa Aleyhisselam peygamber olarak geçiyor. Barnabas incili ve Barnabas incilini küfür olarak itham ettiler, yetmedi şimdi Ortodokslar, Katolikleri küfür ehli olarak görür. Bir Ortodoks Hıristiyan bir Katolik Hristiyanı küfür ehli olarak görür. Bir Katolik Hıristiyan da Ortodoks Hristiyanı küfür olarak görür. ikisi de birbirini küfür olarak itham eder, yetmedi ne çıktı Anglikan kilisesi çıktı. Yetmedi ne çıktı? Almanya’dan alınan papaz kim? Martin Luther çıktı. Bir de Protestanlık kurdular.
Bakın ne yaptılar bunlar? Dört tane incili paylaşmak yetişmedi. Heva heves böyle bir şey. Bakın heva heves böyle bir şey. Aynı şey Müslümanların içerisinde oldu mu? Oldu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dua etti. Ümmeti Muhammed tefrikaya ayrılmasın dedi. Cenabı Hak tehir ettim dedi. Müslümanlar da tefrikaya ayrıldı mı? Ayrıldı. Birbirlerinin boğazlarını sıkıyorlar mı? Evet, evet. Heva heves böyle bir şeydir. Sen Kur’an ve sünnete hizmet et kardeşim. Ne sen bir Müslüman’ın boğazına sarılıyorsun? Ama bir felsefesi olmayan, bir ideali olmayan, bir üretimi olmayan, Müslümanları kötülemekle ömrünü geçirir. Kur’an sünnete hizmet etmez. Allah muhafaza eylesin. ‘Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir.’ Demek ki bu kalbi çalışmayanlar, bu kalbini tenvir etmeyenler, düzeltmeyenler, Allah’ı unutan insanlar, Allah unutunca da Allah da onları unuttu. Onlar Allah’ı unuttuğu için Allah onları unuttu ve böylece Allah’ın unutması ne demek? Allah da onlara sırtını döndü. Sen Allah’a sırtını döndün, Allah da ona sırtını döndü. Rabbim muhafaza eylesin.
‘Muhammed bu ateşten bu dumandan temizlendiğinden nereye yüz
çevirirse orada Allah’ın cemalini gördü.’
Hani Bakara ayet 115 var ya: ‘Doğu da Allah’ındır batı da Allah’ındır ve her nereye dönerseniz Allah’ın veçhi yani Allah’ın zatı oradadır.” işte eğer sen bu kalbini tenvir eder, kalbini temizlersen ve kalbin doğru istikamette yol giderse, sen Allah’ın veçhini görmeye başlarsın ve hangi cihetten bakarsan bak, hangi yönden bakarsan bak, insanı ilgilendiren altı yön vardır ya; sağı, solu, önü, arkası, üstü, altı, hangi cihetten bakarsan bak, hangi yönden bakarsan bak, eğer senin kalbin temizlendiyse, pak olduysa Allah’ın cemalini, Allah’ın sıfatlarını her cihete müşahede etmeye başlarsın. işte sûfiliği ilgilendiren yer burası. Sufi, Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışıp nafilelerle Allah’a yaklaşıp Allah’ı sevince kalbi onun nurlanmaya başladı zikrullahla ve Cenab-ı Hak onun kalbine bir feraset nuru verdi. Onun kalbine bir hidayet
nuru verdi. Onun kalbine bir istikamet nuru verdi. Onun kalbine zikr-i veledi yerleştirdi ve onunla o kimse her nereye bakarsa Allah’ın sıfatlarının tecelliyatını gördü. Çünkü başka bir ayeti kerimede Cenab-ı Hak diyor ki tam böyle ayeti kerimeyi okuyacaktım şen olarak: ‘Göklerde ve yerde kim varsa hepsi de ondan ister. O her gün bir şeyin içindedir.’ Yani o her an bir şey yaratır, her an yaratma üzerinedir o, her an ve her an her şeyi yaratandır ve her şey ne var ise her şey Allah’a muhtaçtır ve kendi hali lisaniyle Allah’tan ister. Sen bunun farkına varırsan harika, idrakin açılmıştır, kalbin açılmıştır. Senin hücrenin kendi lisanıyla zikri, kendi lisanıyla Allah’tan istemesi vardır. Eğer o hücre zikirden kesilirse ölür. Cenab-ı Hak yenisini yaratır. Ölür, Cenab-ı Hak yenisini yaratır. Sen bunun farkında değilsindir ve kâinattaki her şey, kâinattaki her şey, her an ölür, Cenab-ı Hak her an ona yeniden hayat verir ve yine o her daim bir şey üzerine, bir yaratma üzerinedir. Eğer sen kalbin puslanmaktan kurtulur da kalbin ilahi nur ile nurlanırsa sen her an baktığın yerde Allah’ın sıfatlarının tecelliyatını müşahede edersin ve her perdeden perdeye geçişte her yaradılışı, her yaradılışı gözünün önünde tecelli ettiğinden dolayı Hallacı Mansur gibi ‘Ene’l Hak’ dersin. O senin hakkındır o esnada. Sen çünkü o dil de o esnada senin değildir veyahut da Beyazıt’ı Bestami gibi ‘benim cübbemin altında sizin taptığınız var’ demek onun hakkıdır. Sebep? Çünkü o her an, her an Cenab-ı Hakkın sıfatsal tezahürünü görmektedir. Bütün yaratılanların, bütün yaratılanların iki yüzü vardır. Bir yüzü hakka bakar daim, bir yüzü de yaratılanlara halka bakar. Eğer ki Hakka bakan yüzünüz aydınlanmazsa her daim halka bakan gözünüz görür. Yani sizin gönül gözünüz açılmamış olur.
Hakka bakan gözünüzü açmakla mükellefsiniz. Âdem’den itibaren peygamberlerin indiriliş sebebi, insanların hakikati görmesi içindir. Hakikat bu manada Allah’ın sıfatlarına mazhar olmaktır ama bu sadece bir anlık değil, sufi için hayretten hayrete, perdeden perdeye, hayretten hayrete, perdeden perdeye, hayret, perde, hayret, perde, hayret, perde… O sonsuz bir ilimdir, sonsuz bir aşk dalgası, sonsuz bir vechullahtır ve sufi bunun zevkini en zirvede yaşar ve sufi bir an olsun bu vechullahtan kendini alamaz. Ve vechullahtan kendisini alamadığı için de konuşan dil olur, söyleyen dil olur, bakan gören göz olur, tutan el olur, yürüyen ayak olur, onunla görür, onunla duyar, onunla işitir haline gelir ama bu ancak o kimsenin farzlara sımsıkı yapışıp sünneti seniyyeyi işleyip Allah’ı sevmesi ve zikretmesi ile mümkündür. Bu hale ulaşan bir kimse, haza velidir ve bu hale ulaşmadıysa bu halden haberi yoksa onun veliliği velilik değildir. Ona yüz on sekiz tane icazet verseniz yine veli değildir. Şeyhlik görevi yapar, velilik ve mürşitlik ayrı bir şeydir. istediğinize istediğiniz kadar şeyhlik icazeti verebilirsiniz, dileyen dilediği
kadar şeyhlik icazeti de toplayabilir ama eğer ki o Allah’ın veçhini, sıfatsal tecelliyatlarını hayretten hayrete aşina değil ise perdeden perdeye aşina değil ise o asla ve asla mürşid-i kâmil değildir. Şimdi kabir haline vakıf olmayan şeyhler var icazetli. Daha yolun başı, rüya görmeyen şeyhler var. Bakın bunların hepsinin de bu yolda büyük hükmü ve hikmeti vardır. Bir kimse rüya görecek, bir kimse hal görecek eğer o şeyhlik yoluna gidiyorsa o seyri sülükte yürüyorsa. ‘Sizin dergâhta her şey rüyaya bağlı!’ Evet, rüyaya bağlı.
Biz sufi yetiştiriyoruz, biz övendirek yetiştirmiyoruz. Evet, rüya görecek o kimse. ‘Bu dergâhta hep hal mi konuşulacak!’ Evet, hal konuşulacak. Sebep? O zikrullah yapacak çünkü. O Allah’ı sevecek, hal de görecek, rüya da görecek. Sebep? Çünkü o, o manevi yolun icaplarından birisi. Görmeden de yürür mü? Yürür ama sen mürşitsen göreceksin, sen mürşitsen göreceksin. Görmekle mükellefsin. Görmüyorsan mürşit değilsin. Şeyh olabilirsin, mürşit değilsin. Şeyhlik yapabilirsin ama mürşit değilsin, veli değilsin. Öğretici veli değilsin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden onlar Allah her an bir şen üzerinedir o vechullahla hemhal olanlar Allah’ın şen’ine şahit olurlar. O şahittir aynı zamanda. Allah insanı yeryüzüne şahit olarak yarattı bir de. Ha kim şahit oluyor o zaman? işte o her an Allah’ın şen’ini yakalayan kimse şahit oluyor. O yeryüzünde şahit. O aynı zamanda da mahşerde şahit. Allah’ın peygamberleri, Allah’ın mürşitleri, velileri, müminler, hem dünyada şahittirler hem de mahşerde şahittirler. Ey Sufi topluluğu! Allah’ı zikreden sufiler! Kalbi harekete geçen sufiler! Hem bu dünyada şahitsiniz hem de mahşerde şahitsiniz. Allah mahşerde peygamberleri ile beraber, velileri ve kalbi harekete geçen müminleri, mahşer halkına şahit olarak gösterecek. Diyecekler ki bu peygamberleri gönderdim ben. Ey mahşer halkı! Siz bu peygamberlere iman etmediniz. O yüzden Hz. Muhammedi Mustafa şahit olun dedi. Şahit olun, size Kur’an ve sünneti tebliğ ediyorum. Heva hevesimden konuşmuyorum Allah’ın izniyle. Şahitsiniz siz de. Siz de diyeceksiniz ki mahşerde, evet size soracak, diyecek ki bu ne size anlattı? Siz de diyeceksiniz ki evet, bize Kur’an ve sünneti tebliğ etti. Bize Allah’ın sıfatlarını tebliğ etti. Bize batıni hakikatleri tebliğ etti. Bize Allah’ı tanımayı, Allah’ı bilmeyi tebliğ etti. Benim başka bir derdim yok. Evet, şahittir mümin ve mahşerde şahitlik edecek. Peygamberler kalkacaklar diyecekler ki: ‘Ya Rabbi! Biz senin dinini kendi zamanımızda yaşayan müminlere tebliğ ettik.’ Müminler ayağa kalkacaklar, şahidiz diyecekler. Evet, bize Allah’ın dinini, seni tebliğ etti. Veliler, onlar ayağa kalkacaklar. Cenab-ı Hak onlara diyecek ki: ‘Siz kendi yaşadığınız zamanda insanlara benim dinimi tebliğ ettiniz mi?’ Onlar da diyecekler ki tebliğ ettik. O yüzden sufiler önemlidir derim. Ona tabi olan sufiler ayağa kalkacaklar, şahidiz bize Allah’ın dinini anlattı.
O yüzden bir mürşid-i kâmilin hali olmak zorundadır, rüyası olmak zorundadır, olmalıdır. Olmuyorsa o mürşid-i kâmil değildir. Bunun delilli, ispatlı olması gerekir bir de. Bunun delilli ispatlı olması gerekir. işte yeryüzünde veya gökyüzünde her ne var ise hepsi de fani ve geçicidir. Allah’ın zatı bakidir. Baki olan Allah’ın zatıdır. ‘Her şey yürür gider ve mahşer yerinde ölümü tatmayan hiçbir varlık olmayacaktır.’ Allah bakidir ama Allah bakidir. Allah’ı tanımak o yüzden önemlidir ve bu ancak gönül ilmi ile mümkündür. Gönül ilmiyle. Bu nedir? Bu sufiliktir. Evet! “Seni kötülüğe sevk eden vesveselere yoldaş oldukça sen vechullahı nasıl bilebilirsin?” Ayeti kerimenin Arapçasını söylemiş Hz. Pir: ‘fe eynemâ tuvellû fe semme vechullâh’ Bakara ayet 115, yani senin kalbin hep vesveselerin içerisinde durduğu müddetçe. Neden kalpte vesvese var? Zikrullah olmadığından. Hadisi şerifte Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ne buyurdu? Şeytan dedi kalbin kapısında durur. Aynı böyle bir kalbi böyle bir burası gibi bir sufi haneye benzetin. Şeytan burda kapıda duruyor, burda zikrullah var, içeri giremiyor. Burda zikrullah kesildi, o geliyor yerleşiyor. Vesvese başlıyor. Yerleşti, vesvese başladı. Hadis-i şerifte diyor ki: ‘Ne zaman diyor ki zikrullah kalbe yerleşti, şeytan orayı terk eder.’ Öbür türlü zikrullah yok, şeytan oraya yerleşti. Hastalığın bahane oldu, kadınlığın bahane, erkekliğin bahane, çocuğun bahane, işin bahane, yağmur yağdı bahane, kar yağdı bahane, hava soğudu bahane, sıcak bahane, orası kokuyordu, ter kokuyordu bahane! Bahane, bahane, bahane…Çünkü sebep? Şeytan oraya yerleşmiş. Şeytan oraya yerleşince Müslümanı sevdirmez, anneyi sevdirmez, babayı sevdirmezler, dervişi sevdirmez, dervişleri hor hakir görür, sûfileri hor hakir görür, imani meseleleri hor hakir görür, sünneti seniyyeyi hor hakir görür. ‘Genç adamsın bu sakal sana olmuş mu şimdi, yaşlanınca bırakırsın!’ Duyduk hep ya bunları. Onun kalbine şeytan oturmuş! Direk. ‘Esnaf adamsın. Bu sakal ne ya sende!’. Şeytan kalbine oturmuş. Sünnet-i seniyyeye laf söyletiyor. Sen de onu kırmayayım, üzmeyeyim diye böyle hep yaptık bunları, böyle susuyorsun, bir sessiz kalıyorsun. Sonra tecrübe, zaman içerisinde oluyor, bu adam şeytanın sesi. Öyle bir şey deyince, aaaa, böyle dikkatli bakacaksın kalbine doğru. ‘Ne oldu?’ ‘Kalbinde şeytanı gördüm.’ Bana böyle söyleyenlere böyle bakıyordum ben, ne oldu, bir şey mi oldu diyordu, kalbinde şeytanı gördüm diyordum. ‘Git ya, sen kafayı mı yedin ya, şeytan görünür mü’, diyordu.
ibrahim görmüş, ismail görmüş, Hacer görmüş Hz. Muhammedi Mustafa (s.a.v) görmüş, Ebu Hureyre görmüş, Ömer görmüş, Osman görmüş, Ebubekir görmüş, Ali görmüş, Geylani görmüş, Rufai hazretleri görmüş, Hz. Mevlana görmüş, pir efendiler görmüş. Görmüş, görmüş. Şeytanı görmüşler! Ya sen de aynı insansın sen de müminsin, sen neden görmüyorsun?
Şeytan görünmez diye bir şey yok. Melek görünmez diye bir şey yok. Nerden buldun bunu görünmez diye? Sana görünmüyor. Adı olan her şey görünür. Bir şeyin adı varsa, ismi varsa görünür o. Görünmeyen hiçbir şey yoktur. Bir şey varlık âlemine sudur ettiyse görünür. Sen görmüyorsun! Duvarın arkasını yok mu göreceksin görmediğin için? Duvarın arkası var mı? Var. Nerede var? ilmen var sizin için. Halen yok. Hal olarak göreceksin duvarın arkasını. Var çünkü. Atıyorum, Tebriz’e giden var mı içinizde? Bir tane var Tebriz’e giden. Peki, soruyorum diğerlerine, Tebriz diye bir şehir var mı? ilmen var. Öyle değil mi? Görmediniz orayı da. Görürseniz, bir kişi görmüş. Diyecek ki ben gördüm, aynen gördüm diyor değil mi? Aynel, ayın görmek. Tebriz’i gitti gördü, diyor ki Tebriz var, gördüm, Tebriz’de yaşıyor. Yok ben yaşıyorum içinde, o yaşıyor. O artık yaşadığı için onunki artık ayne’l yakinden hakke’l yakinliğe geçti. Demek ki şeytan var mı? Var. Görünür mü? Evet. Senin kalbine oturduğunda, yerleştiğinde, sen seni kötülüğe sevk ediyor, seni vesveselere götürüyor, seni Kur’an ve sünnetten dışarı çıkarıyor. Seni heva hevesine uyduruyor o.
Çünkü senin yoldaşın şeytan oldu, yoldaşın şeytan oldu senin. Yoldaşın şeytan olduğu için senin gördüğün, baktığın her şey şeytan oldu ve sen o halinle Allah’ın veçhini yani yüzünü yani Allah’ın her an sıfatlarının tecelliyatını izlemen, seyretmen, seyrillah yapman mümkün değil. Allah muhafaza eylesin ve o haldeyken sen kendi kendine güzel işler yapıyorum deme. Hak ve hakikate dön, iman et, tövbe et, iman et, tövbe et ve hakikate gel. Hakikate. Yoksa işin sıkıntılı. Allah muhafaza eylesin. Şimdi tabi bunlar şeytan kalbine vesvese girince Hz. Pir diyor ya sen vechullah’ı bilemezsin. Bilemeyince ne oldun? Körlerden oldun, basiretin kapalı. Allah muhafaza eylesin. Küfür noktasına gidersen kalbin bile mühürlenir. işin bir de bu noktası var. Küfür noktasına gidersen kalbin mühürleniverir ve Cenab-ı Hakkın o ayeti kerimesi tecelli eder: ‘Onların kalpleri mühürlenmiştir. Gözleri kördür, kulakları sağırdır. Görmezler ve duymazlar. Bu işin küfür noktasıdır. Artık o şeytan onun kalbine oturur yerleşirse Allah muhafaza eylesin, o küfür noktasına gidebilir mi? Evet. Hatta bazı Müslümanım diye geçinenler dahi bu noktada durur mu? Evet. Aldanma. Yaptıklarına bak, söylediklerine bak. Allah muhafaza eylesin. Çünkü o devamlı kötülüğü meyl ediyor. Şeytan bir kimsenin içine yerleşince o kimse kötülüğe doğru kulaç atar, kötülüğe doğru yelken açar o kimse. Kötülüğe doğru gider. Ne tarafa gittiğine bak. Eğer devamlı kötülüğe doğru gidiyorsan bil ki kalbi mühürlenenlerdensin. Tövbe etmek, namaz kılmak, yaptıklarından geri dönmek, helalleşmek aklına gelmiyorsa Allah muhafaza eylesin. O zaman kalbi mühürlenenlerden olabilirsin. Bazı şeylere inanıp bazı şeylere inanmamazlık ediyorsan yine dikkat et.
Münafıklardan olursun. Onun da ayet-i kerimesi var mı? Evet. Onlar için de diyor ki Allah yani onlarla alakalı: ‘onların ışığını giderdi, karanlıklar içerisinde görmez halde bırakıverdi.’ Bu münafıklar da onların Cenab-ı Hak onların kalplerinden nurunu aldı. Kalplerinden nurunu alınca onlar karanlığın içinde kaldılar. Ayeti kerime ile Bakara ayet 17-18: ‘Allah onların ışığını giderdi, karanlıkların içerisinde görmez halde bırakıverdi. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık onlar dönmezler.’ Bunlar münafıklarla alakalı. O münafıklığın içerisinde kaldı. Müslüman göründü ama münafıklığın içinde kaldı, dikkat edin, o Müslüman görünümlü kimseler, Müslümanların aleyhine, müminlerin aleyhine, sufilerin aleyhine, doğrunun aleyhine çalışır.
izle, ne yaptığına bak. Yaptığı şey Kur’an’a, sünnete uygun mu değil mi? Söylediği şey ümmeti Muhammed’in hayrına mı zararına mı? Yaptığına bak, söylediğine bak. Bu seni ayıktırır. Sen annendir, babandır, eşindir, kardeşindir, çocuğundur, dostundur, komşundur, arkadaşındır, hiç önemli değil kim ne olduğu. Söyledikleri ve yaptıkları. Söyledikleri ve yaptıkları. Diyeceksin ya bunu bana söylüyorsun ama ümmeti Muhammed’in bundan bir faydası var mı? Yok. Ne yapmaya söyledin? Sen bunu söyledin ama Kur’an ve sünnet mücadelesinde bunun bir faydası var mı? Yok. Ne yapmaya söyledin? Fesat çıkarıyor, fitne çıkarıyor, ortalık bulandırıyor, müminlerin arasını bozuyor. Dikkat et. Allah muhafaza eylesin ve insanların bir kısmı da, bu benim konunun başına atmışım. Araf 179: ‘Andolsun ki biz cin ve insanların birçoğunu cehennem için yarattık.’ insanların bir kısmı da cehennem için yaratılmış. Yani onlar öyle cehennemlik ameller işliyorlar ki öyle cehennemlik amellerin içinde ki Cenab-ı Hak diyor ki ben cehennemi bunlarla dolduracağım. Sebep? Bunlar cehennemlik amelden geri dönmüyorlar, tövbe etmiyorlar bunlar, bunlar ne küfürlerinden geri dönüyorlar, ne münafıklıklarından geri dönüyorlar, ne müşrikliklerinden geri dönüyorlar. Bunlar küfrü inabi. Bunlar böyle ayeti kerime olmaz diyorlar, bunlar örtünmek farz değil diyorlar, bunlar hadislerin komplesini inkâr ediyorlar, Kur’an-ı Kerim’i değiştirmeye çalışıyorlar, reforme etmeye çalışıyorlar, dini reforme etmeye çalışıyorlar. Faize helal demeye gayret ediyorlar. Faizi nerden helalleştireceğiz diye ordan burdan girip çıkıyorlar böyle dolambaçlı yollardan. Bunlar ümmetin kafasını bulandırıyorlar. Bulanıklığa, kocaman bir ümmeti bulanıklığa atıyorlar. Bin dört yüz yıllık, kadim bin dört yüz yıllık islam kadim dinini, nerden ifsat edeceğiz diye uğraşıyorlar.
işte Allah bunlarla cehennemi dolduracak. Otur canım kardeşim. Bu kaç para? Bir lira. Sen bundan bir lirayı yatır, ben sana bir lira on kuruş vereceğim dediğin an faiz bu. Bankaya bir lira yatırdın, bir lira beş kuruş aldın, faiz bu beş kuruş, faiz! Lütfü ustaya beş lira borcum var, ödeyemedim
Lütfü ustaya beş lirayı bir ay sonra vereyim, altı lira vereceğim dedi, faiz bir lirası. Müminin müminden faiz alması, Kâbe duvarın dibinde anasını nikâhlanması gibidir. Faiz yiyenler mezarlarından şeytan çarpmış gibi kaldırılır. iki tane de profesör bul, altına imza attır, yayınlat. Yok canım kardeşlerim benim. Biz dini Kur’an ve sünnetin emrettiği şekilde yaşayacağız. Kur’an ve sünnet fazlalığa haram demiş. Haram bizim için. Haram desen ve haramı kabul etsen, haram demiş olacaksın. Dinden çıkmayacaksın ama sen fazlalığa faiz değil dersen dinden çıktın. Bu çok büyük tehlike. Peki, burası islam ülkesi değil. islam ülkesinde müminle gayrimüslimin veya dinsizin arasında faiz yoktur. Hüküm var mı var. Hüküm imam-ı Azam’ın mı? Evet. Bu yaşanmış mı sahabe döneminde? Evet. Hz. Ebubekir yaşamış, diğer sahabeler yaşamış mı? Evet. Bunun hükmünü böyle versen alır kabul ederiz, sıkıntı yok. Hüküm var. Ama sen TOKi’nin aldığı faiz değil dersen, yok bankaların aldığı faiz değil dersen o zaman yok! Allah muhafaza eylesin. Bu doğru değil. O yüzden insanların büyük bir çoğunluğu ve cehennem için: ‘Onların kalpleri vardır, anlamazlar. Gözleri vardır, görmezler. Kulakları vardır, duymazlar onlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha sapıktırlar. işte onlar gafillerin ta kendileridir. (Araf 179) işte bunlar Kur’an ve sünnetin dışında hükmeden, Kur’an ve sünnetin dışında, dışında düşünen, Kur’an ve sünnetin dışında yaşayıp bunu helal görenler. Adam içki içti, haram. Haram olduğunu biliyor, içtim dedi. Tövbe et canım kardeşim. Allah tüm günahları affeder, bakın altını çiziyorum. Allah’ın affetmeyeceği hiçbir günah yoktur. Adam şirke düşer, döner iman eder, Allah onu da affeder. Sakın böyle bir şey düşünmeyin. Allah şunu affetmez diye düşünmeyin. Tövbe eden herkesi Allah affeder ama bir kimse içkiye devam ediyorsa Allah onu affetmez. Kumara devam ediyor, fuhuşa devam ediyor, Allah onu affetmez. Zinaya devam ediyor, Allah onu affetmez. Eşcinselliğe devam ediyor, Allah affetmez onu. Tövbe edip geri dönecek, içki içmeyecek, kumar oynamayacak, zinadan uzak duracak, eşcinsellikten uzak duracak. Ben tövbe ettim, bir daha dokunmayacağım diyecek. Tövbe ettim, bir daha dokundurmayacağım kendime diyecek.
Diyorum, yavrum sen erkek değil misin? Nasıl kendine dokunduruyorsun? Böyle bana bakıyor. Önce dedi ki sen anlamazsın, anlamam tabii dedim, ben böyle bir şey yaşamadım hiç dedim ama sen nasıl kendine dokunduruyorsun dedim. Biraz daha, biraz daha, biraz daha, bana böyle anlatan olmadı ama hiç dedi. Anlatıyorum işte sana dedim şahitleneceksin dedim. Yarın öbür gün mahşere çıkacaksın, orda da dedim şahitleneceksin. Deki ki Cenab-ı Hak bak dedim sana anlatan bir kulunu gönderdim. Onu da mı dinlemedin? Bu sonra girmiş Mustafa Özbağ diye, sonra aradı. Hocam siz şeyh
misiniz, dedi. Yok değilim dedim ben ama dedi google dedi sizden yıkılıyor ortalık, dedi. Dedim yıkılır. E dedi nasıl şeyh değilim diyorsunuz. Ben olamadım daha dedim, olduğumda dedim belki dedim ilan edeceğim ama olamadım daha ben şeyh dedim. Böyle giderse de olamayacağım zaten, dedim. Hocam nasıl bir insansınız dedi ya! Neden olamıyorsunuz, dedi. Kadro yok dedim. Dolu! Şeyh çok, kadro dolu çünkü. Dedim kadro yok. Gelebilir miyim dedi, gel dedim. Biraz daha konuşalım. Biraz daha konuştum, inşallah tövbe edecek, dönecek, bir daha yapmayacağım dedi. Dua edelim inşallah, bir daha yapmasın inşallah. Rabbim onları da haramlardan uzak tutsun. Bakın bu çocuklar, bu ümmetin çocuğu. Bu toprakların çocukları bunlar. Bu haramları işleyenler, bu ümmetin çocukları, bu toprakların çocukları. Üzülmemek elde değil! Şehit kanlarıyla yoğrulmuş bu toprakların üzerinde eşcinsellik pohpohlanıyor, eşcinsellik destekleniyor, üzülmemek elde değil!
Şehit kanları ile yoğrulmuş ecdad, ata, eşinden geçmiş, çocuğunu koklayamamış, cihad edeceğim, islam edeceğim diye çocuğunu koklamadan şehit olmuş, çocuğunu göremeden şehit olmuş! Eşiyle bir yıl iki yıl evli kalıp savaş meydanında şehit düşmüş. O kadın evlenmemiş. Bu demiş şehit evladı, buna üvey baba demiş ben göstermeyeyim ve insanlar, toplum o şehit kadınlarına, o şehit çocuklarına sahip çıkmış. Hiç kimse yan gözle bakmamışlar, onları el üstünde tutmuşlar. Bu topraklar öyle islam olmuş ve bu toprakları ecdat bize böyle hediye bırakmış. Şimdi bu topraklarda düşünebiliyor musunuz Allah’ın laneti kol geziyor! Allah’ın lanetlemiş olduğu ne kadar fiiliyat var ise bu topraklarda kol geziyor! Üzülüyorum kendi kendime. Haberleri izliyorum, bir kadın içki komasına girmiş, upuzun yatmış, bayılmış. Neymiş, yıl başıymış! Bütün melametler işlendi, düşünebiliyor musunuz bir gecede ve bunları yaşayanlar, bunları işleyenler bu ümmetin çocukları! Bunların anneleri, babaları Müslüman. Bunların dedeleri nineleri Müslüman. Bunların dedelerinin dedeleri Müslüman. Bunların ninelerinin nineleri Müslüman! Bunların ikinci kuşak, üçüncü kuşak geriye doğru hepsi de Müslüman. Hepsi de takva sahibi ve bu melâmet, bu haram böyle kol geziyor ortalıkta ve bunların hepsi de ümmeti Muhammed’in çocukları, dışardan gelmedi bunlar. Bunlar uzaydan gelmedi, Mars’tan Merih’ten gelmedi bunlar. Zaten Marstakiler, Merihtekiler inseler dünyada insan kalmayacak. insan kalmayacak, insanların ödleri kopacak, ölecek gidecek, korkudan ölecek gidecek. O normalde o dünyanın dışındaki varlıklardan bir grubu inse dünyaya, böyle iniverse, şöyle bir televizyonlarda bir görünüverse, bütün insanlar secdeye gidecekler, bütün insanlar secdeye gider, imtihanın bir anlamı kalmaz! imtihanın bir anlamı kalmaz!
O yüzden diyorum ben kalp gözünüz açılsın inşallah. Çalışsın kardeşlerim Allah’ı sevin, Resulünü sevin, sünneti seniyyeye tabi olun. Allah’ı zikredin. Kardeşlerinize hizmet edin, kardeşlerinizi sevin ve o zaman hakikate ereceksiniz. O zaman hakikat-i göreceksiniz. Allah’ın bizim zikrimize, bizim ibadetimize ihtiyacının olmadığını o zaman göreceksiniz. O zaman bakacaksınız ki sen farkında değilsin bütün her şey onu zikrediyor. Sen bakacaksın masa zikrediyor, bu mouse zikrediyor, bilgisayar zikrediyor, telefon zikrediyor, bütün kâinatın her zerresi kendi lisanıyla onu zikrediyor. Zaten bir kısmını görsen, bir kısmını duysan senin zikrullahı bırakman mümkün değil. Bakın zikrullahı duyduğunuz anda zikrullahı bırakmanız mümkün değil. insanlığınızdan utanırsınız, müminliğinizden utanırsınız, sufiliğinizden utanırsınız. Dersiniz ki ya şu küçücük böcek böyle Allah’ı zikrediyor ben bu böcek kadar değilim. Ben bu papatya kadar değilim. Ben bu gül kadar değilim. Ben bu ağaç kadar değilim. Ben bu çiçek kadar değilim. Ben bu suyun içindeki hücre kadar değilim. O kesintisiz Allah’ı zikrediyor. Birazını duysanız böyle, birazını! Yediğinizin içtiğinizin, her şeyin zikrullah ettiğini görseniz, duysanız alamazsınız kendinizi. Huzur burda. Huzur burda. Bütün her şey… Hele bir de Cenab-ı Hak öyle bir perdeye atarsa hepsine bir esma, aynı esma, muhteşem bir senfoni! Gece yarısı her şey aynı esmada. Hu hu hu hu hu hu hu hu hu hu hu hu huuuu Celle Celalühu! Alamazsanız kendinizi. Alamazsınız! Siz yorulursunuz onlar yorulmaz. Sizin uykunuz gelir, onlar uyumaz. Bir kendine gelirsin, hu devam ediyor. Katılırsın ama bir an insan gafleti. işte o zaman o uykuda zikir. Bu peygamberlerin uykusu, velilerin uykusu, müminlerin uykusu böyle. Onları uyur görme diyor ya, onların uykuları da uyanıklıktır. Onların uykuları da zikirdedir. Zikirle hu hu hu hu, uyudu, kafa gitti, hu devam ediyor. O devam ettiğini düşünüyor ama uykuda. Tık, kendine geldi. Hani kuş uykusu, tavşan uykusu derler ya, hemen uyanır ya tık kendine geldi, esma devam ediyor. Bırakamazsın zikrullahı.
Ertesi gün sen sarhoş hancı sarhoş yolcu sarhoş her şey sarhoş her yerde hu var. Ohooo! Gitti her şey. Tamam, gitti! Bitti! Beklersin an ve an yine böyle öyle bir hal yaşamayı. O zaman sufiliğin tadı. Allah bizi onlardan eylesin. Evet. Allah muhafaza eylesin cümlemizi inşallah. Hac ayet 46 ‘Ne var ki yalnız gözler kör olmaz. Göğüslerde olan kalpler de körleşir.’ Bu körleşmekle alakalı çok ayeti kerime aldım buraya hani ama böyle hani vaktinizi almayayım diye hızlı hızlı geçiyorum. Çünkü saati 10.30 etmişiz. Hakkınızı helal edin. Ben burda bırakayım. Bu kadar çok hazırlık yapmışım buraya. inşallah önümüzdeki hafta vaktinizi almayayım ama bu: “Seni kötülüğe sevk eden vesveselere yoldaş oldukça ‘Sen Allah’ın vechullah’ını
göremezsin”den devam edelim. Bunlar böyle bir yolda bir ölçü olarak kalsın inşallah. O yüzden özellikte bunları böyle sindire sindire gidelim diye düşünüyorum. Hakkınızı helal edin. Yoksa öyle haddime değil böyle âlimlik taslayacak değiliz. Rabbim bizi muhafaza eylesin. Öyle bir derdimiz yok âlimlik taslama ile alakalı, biz âlim de olamadığımız için Rabbim korusun cümlemizi, muhafaza eylesin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Allah rızası için El-Fatiha maassalavat. Âmin. Ya bir şeye niyet ettiydim. Aklıma geldi şimdi, onunla geceyi bitireceğim diye kendi kendime şey yaptıydım, niyet ettiydim. Hz. Peygamber(s.a.v.) hazretleri yatacağı zaman böyle bir dua edermiş. O dua ile ben bu geceyi sonlandırmak istedim, hakkınızı helal edin. O yüzden Hz. Peygamber (s.a.v.) hazretlerinin dilinden dua edeceğiz: ‘Allah’ım yedi kat göğün ve yüce arşın Rabbi! Bizim Rabbimiz ve her şeyin Rabbi! Ey Tevrat’ı, incil’i ve Kuran’ı indiren, taneyi ve çekirdeği yaratan! Senden başka hiçbir ilah yoktur. Senin boynundan tutup yakalayacağın her şeyin şerrinden sana sığınırım. Evvel sensin. Senden önce hiçbir şey yoktur. Ahir sensin. Senden sonra hiçbir şey yoktur. Zahir sensin. Senin üzerinde hiçbir şey yoktur. Batın sensin. Senin altında hiçbir şey yoktur. Borcumuzu bize ödettir ve bizi fakirlikten kurtar. El-Fatiha maassalavat. Âmin. Ecmain. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Geceniz hayır olsun tekrar.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 4 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-7-6 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Vird, Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, İcâzet, Aşk. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı