Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamunaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammedi Hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Rabbim nerede Müslümanlara zulmediliyorsa kanları dökülüyorsa, şanları, şerefleri, namusları ayaklar altına alınıyorsa, Cenab-ı Hak ordaki Müslümanları inşallah özgürlüğüne kavuştursun, onların cihatlarını mübarek eylesin. Onlara yeniden dirilmeyi nasip eylesin. Ben-i israil’in devleti olan şu anki israil devletini yerle yeksan eylesin. Siyonistleri, masonların dağıtsın. Doğu Türkistan’a özgürlük nasip eylesin, Bütün Ümmet-i Muhammed’e özgürlük nasip eylesin. Ümmeti Muhammed’i kafirlere karşı tek vücut hale getirsin, kâfirleri dağıtsın, kâfirleri perişan eylesin. Amin. Ecmain. Kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah. 1975. beyiti okumuşluk: “Fakat canın müenneslikten de pervası yok çünkü ruhun ne erkekle bir alakası var ne de kadınla.” Burdan devam ediyor Hz. Pir:
“Müzekkerden de yükselir müennesten de. Bu kurudan yaştan meydana gelen ruhi hayvani değildir ki. Bu can, ekmekten kuvvetlenen yahut kâh şöyle kâh böyle bir hale gelen can değildir.”
Geçen haftadan hatırlarsak, biraz böyle hani ruhu tarif etmek değil de tecelliyatı olarak, ruhun insan üzerindeki tecelliyatı olarak bir hani dediydik, bitkisel ruh var, hayvani ruh var, nefsani ruh var, bir de insani ruh dediğimiz insan bedeninde devamlı çalışan bir mekanizma var. Bu bahsettiğimiz bitkisel, hayvani ve nefsani aynı zamanda da insani ruh dediğimiz
bu karışım, öyle söyleyelim, vücudun üzerinden devamlı etkileşim halinde, vücutta devamlı çalışır halde. Normalde bunlar beden içerisinde devamlı birbiriyle iletişim halinde çalışıyor ve bunlar görevlerini ifa ederlerken, hani bitkisel ruh, hayvani ruh, nefsani ruh ve insani ruh bu noktada görevlerinde herhangi bir aksama yok. Mesela işte hayvani ruhta bu mekanizmada bir rahatsızlık varsa hastalık varsa bu ayrı bir mesele veyahut da bitkisel ruhta, hayvani ruhta bir rahatsızlık var ise, bu rahatsızlıklar farklı bir şey. Bu yediklerimiz, içtiklerimiz ile alakalı, manevi durumumuzla alakalı. Ama normalde bu hani bitkisel ve hayvani ruh veya nefsani ruh, o kişinin normalde konumuna, durumuna göre değişiyor ve hayvani ruh, bu manada genel olarak insanların, o kişinin temel içgüdülerine ve tabirimi hoş görün ilkel dürtüleri olur insanların.
Bunların hepsi de hayvani ruhla alakalıdır ve hayvani ruh genel olarak işte insanın hayatta kalması, beslenmesi, çok özür dilerim cinsel ilişkisi, ondan sonra, normalde bu tip içgüdüleri devamlı dürtükleyen bir şeydir, hayvani ruh. Yani normalde mesela işte canımız et ister ya, hayvani ruhtur. Canımız işte salata ister, hayvani ruhtur. işte evlenmek ister, bu böyle işin Kur’an ve sünnet dairesinde değilse, hayvani ruhtur, o normalde şehvet dediğimiz haram şehvet veyahut da o kimsenin şehvetini farklı yollardan hani öldürmesi gibi şeyler, bunların hepsi de hayvani ruhdur. Yani, bu normalde hayvanlarda olan bu istekler, dürtüler, bu noktada insanlarda da var. Bunu normalde insanı diğer o hayvani noktadan kurtaran şey, insani ruhtur, insanı değerli kılan. Bu normalde hayvani ruhun veya nefsani ruhun öne çıktığı kimselerde, bakın nefsani ruh hayvani ruhla birleşir de bu böyle, insani ruhu baskı altında tutar, baskın olurlarsa, hayvani ruh, nefsani ruh, bitkisel ruh, insani ruhun üzerinde baskı yaptı, baskı yapınca o normalde medeniyetmiş, ahlakmış, kültürmüş hani utanmaymış, arlanmaymış, bunlardan kurtulur o kimse. Bakın bunlardan kurtulur. Artık o duygulardan yoksun hale gelir. Artık o din, ahlak, medeniyet, kültür, bunların normalde hepsinin de dışına çıkar ve bu manada o kimseler hani ayeti kerimede “heva ve hevesini ilah edineni gördün mü?” noktasında o kimse, o nefsaniyetini, o hayvaniyetini artık ilah edinmiş olur. Ne tarafa o çekerse, o tarafa doğru gider. Çünkü nefsani ve hayvani ruh, onda baskıladı, onda baskın oldu. Bakarsın böyle o kimse hani bu haramdı, bu helaldi, bu ayıptı, bu edebe mugayyirdi, bu onun malıydı, bu bunun malıydı, bu onun eşiydi, bu onun çocuğuydu o muvazeneyi kurmaz. Artık o kimse hani deriz ya “hayvanlaşmış” diye, o hayvani ruh onda baskın oldu. Nefsaniyetle beraber birleşti, tabiri caizse şehri ele geçirdi. Şehri ele geçirince artık onda baskın olan şey nefsaniyet oldu, şeytaniyet oldu, onda baskın
olan hayvaniyet oldu. O artık ölçü tanımaz oldu, Allah muhafaza eylesin.
Bunu genelde, hani bu manada hani batı düşünürleri, batı psikologları da bu hayvani ruhu tanımlarken genelde islami kaidelerden yola çıkaraktan tanımlarlar. Yani bunu normalde batı felsefesine gitseniz, batı felsefesi de böyle medeniyet tanımaz, kültür tanımaz, ahlak tanımaz. Bu kimseyi hayvani ruhun onda tecelli etmesi olarak tanımlar yani ayağı yere basan batı felsefecileri. Ama gidip de işte Freud okursanız, Freud o, hani çok özür dilerim ama o cinselliğe farklı bir açıdan bakar. Farklı bir açıdan bakınca da zaten karman çorman bir şey çıkıyor. Yani Hazreti Pirin dediği bu hani yemekle içmekle dediği, hayvani ruh yemekle içmekle kuvvetlenir. O bizdeki hayvani ruh yememiz, içmemiz hastalanmamız. Hastalanması da yemeyle içmeyledir. Enteresan bir şeydir. Yani bitkisel ruh, hayvani ruh, nefsani ruh üçü bir yerde birleştiğinde, seni hem psikolojik olarak hem zahir hem batın olarak seni kesin rahatsız eder. Çünkü yemene içmene dikkat etmezsin, uyumana, kalkmana, oturmana dikkat etmezsin, gezdiğin gittiğin yerlere dikkat etmezsin, hasta olursun. Normalde dışardan baktığında sağlıklı gibi görünürsün. Örneğin, işte Müslüman bir erkek çıplak kadınların arasına gider rahatsızlık duymaz. Rahatsızlık duymuyorsa o hastadır, rahatsızdır bildiğiniz veyahut da Müslüman bir kadın işte adamların çıplak dolaştığı bir yere giderse rahatsızlık duymuyorsa hastadır o veya Müslüman bir ticaret erbabı, yine Müslümandan bir kimseden faiz alıyorsa hastadır o.
Onun vücudu çünkü haramla beslendi. Vücudu haramla beslenince, harama doğru koştu. Onun kalbine haram yerleşti, kalbine haram yerleşince harama doğru koştu. Bu, normalde o kimsenin hayvani ruhunun, nefsani ruhunun baskın olduğunu gösterir. Bir kimse gözünü kırpmadan, gözünü kırpmadan herhangi bir haramı işliyorsa, gözünü kırpmadan, hayvani bir şekilde, o zaman o kimsede nefis ve hayvan birleşti. Nefis dediğimiz o ruhun nefsani tarafı ve ruhun hayvani tarafı birleşti, insani tarafına baskın geliyor. Bunlar bitkisel, hayvani ve nefsani ruhu, üçünü de baskılayan insani ruhtur. insani ruhu bu manada hürleştiren ve kuvvetli kılan, birinci derecede imandır. O kimse eğer ki iman eder ise, iman eder, sufiler için bunu ben söyleyeyim, iman eder, ihlaslı davranır ve Allah’ın zikrine yapışırsa, o insani ruh uruc eder, yükselir. Bunun yükselişinin, yükselişinin en zirvesi, Hazreti Muhammedi Mustafa’nın miracıdır. Diğer peygamberlerin de miraçları, velilerin de, mürşidi kamillerin de uruçları olur, uruç yükselmek demek. Miraç, Hazreti Muhammedi Mustafa’yadır; diğer peygamberlerin de miraçları olmuştur Hazreti Muhammedi Mustafa’nınki gibi değil. Peygamberlerde miraçtır ama velilerde, mürşidi kamillerde bunun adı uruçtur,
yükselmektir. Bu yükselmesi insanın, insani ruhla alakalıdır ve o kimse nefsani ruhu ve hayvani ruhu baskılar ise, imanla, ibadetle, zikirle, haramlardan uzak durmayla, o zaman onun insani ruhu yükselir, uruc eder. O makamları geçmesi emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiye, mardiye, bununla alakalıdır veyahut da o kimsenin ilme’l yakîn, ayne’l yakîn, kalbe’l yakîn, olması da bununla alakalıdır. Yani, o uruç ama içsel, ama dışsal, ama nefis mertebeleri olarak, ama kalbi meratipler olarak, o kimsenin yükselmesi insani ruhla alakalıdır. Bu yükseliş esnasında nefsani ruh, hayvani ruh, bitkisel ruh vücutta kalır, yükselme esnasında. O yükselme esnasında insani ruh, insanın bedeninden çıkar ve uruç başlar, insani ruh.
Öbür türlü bedende kalır o bitkisel ruh dediğimiz, hayvani ruh dediğimiz ve nefsani ruh dediğimiz. Bunun hepsini de biz can olarak koyalım orta yere, isim olarak. Siz normalde uyuduğunuzda nasıl can devam ediyor, bitkisel ruh, hayvani ruh bedende çalışıyor, bedende onlar vazifelerini yerine getiriyor. insani ruh bedene gelir gelmez, nefsani ruh da çalışmaya başlıyor. Uyurken günah işleyemezsiniz. Hani Hz. Pir der ya; bazılarının uyuması uyanıklığından evladır der. Neden? Uyuduğunda günah işlemiyor, uyuduğunda günah işlemiyor. Uyanıksa günah işliyor ya adam, uyuduğu zaman kâr olmuş oldu. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde insani ruh olmamış olsa, bir insanın bu manada hayvandan bir farkı kalmaz. Yemesi, içmesi, cinsel ilişkisi ve üremesi, hayatını devam ettirmesi gibi olgular. Mesela bir kimsenin “benim hayatımı devam ettirmem lazım” olgusu, dürtüsü, insani ruh iman değilse hayvani bir meseledir. Hayvan, hayatını devam ettirme üzerine idame eder. Bir hayvan, hayatını devam ettirecek içgüdüsel olarak bu onda vardır. Aynı şey insanda da vardır. Eğer insani ruh, o iman edip iyi amel işlemiyorsa, o hayatını devam ettirmek için devasa masraflar da yapar. Mesela şu anda Avrupa’da, Amerika’da öyle zenginler var ki hayatlarını devam ettirmek için muhteşem paralar harcıyorlar. Muhteşem paralar harcıyor. Doktorlarıyla beraber gidiyorlar her yere. Yedikleri içtikleri doktor kontrolünde. Yani bir şey içecek. Ne içecek? Su içecek değil mi? Doktor kontrolünde su içiyor. Ne yiyecek? Yemek yiyecek. Doktor kontrolünde yemek yiyor. Nereye gidecek? Bir yere gidecek. Oranın hava şartları, oranın normalde sıcaklığı, soğukluğu, yağmuru, karı, fırtınası bunların hepsi de hesaplanıyor. Ona göre gidiyor o kimse. Yoksa o doktorlar konseyi, sağlıkçılar konseyi diyor ki “Siz bu seyahate gidemezsiniz.” Gitmiyor o kimse çünkü hayatını yaşamanın üzerine kurmuş, insani ruh onda çalışmıyor.
Bakın, insani ruh çalışmıyor veya hayatını zengin olmanın üzerine kurmuş örneğin, onda nefsani ruh çalışıyor. Zengin olacak illaki, ve onda normalde nasıl zengin olduğu önemli değil. Onda hayvani ve nefsani ruh
çalışıyor. Yani, bir ölçüsü yoksa o kimsenin manevi bir bağı yoksa, manevi bir denetim mekanizması o kimsede yok ise, o kimse nefsani ve hayvani ruh onda baskın. Altını çiziyorum, bir kimsenin manevi mekanizması yok ise, manevi denetlemeden uzak ise, o kimsede hayvani ve nefsani ruh birleşmiş, onun tahakkümü altında çünkü manevi bir denetimi yok. Bugün insanlığın büyük bir çoğunluğu böyle. Manevi olarak denetimden, yani kendi kendisini denetlemekten veyahut da örnekliyorum bunu bir cemaatin, bir cemiyetin, bir topluluğun veyahut da orda bir yol gösterici hükmünde olan bir kimsenin denetiminden uzak, denetiminden uzak ise o kimse hayvani ve şeytani ruhun baskısı altında o insan, normalde insani ruh çalışmıyor. Bugün Batı’da en büyük problemlerden birisi bu. Şimdi islam dünyasında da en büyük problem bu. Yani batıda kiliseler, papazlar güvenilirliklerini yitirdiler. Şu anda batıda manevi bir denetim yok. O yüzden kendi kendilerine uçuk, sapık, değişik denetim mekanizmaları üretiyorlar kendi elleriyle. Şimdi bu büyük hastalık, bakın bu büyük hastalık, islam dünyasında. islam dünyası, buna sufiler dahil, dervişler dahil, tarikatlar dahil, bütün cemaatler, cemiyetler dahil, bu denetim mekanizmasını kaybediyorlar. Bu denetim mekanizması kaybolduğundan dolayı insanlar hayvani ve nefsani noktada herhangi bir denetim kabul etmek istemiyorlar. Böylece insanlar, ne yazık ki nefsani ve hayvani ruhun etkisi altında, gücünün yettiğince hırsız, gücünün yettiğince haksız, gücünün yettiğince, gücünün yettiğince umarsız bir toplum oluşuyor.
işte, o denetim mekanizması kırılınca namustu, şerefti, haysiyetti, ahlaktı, bu otomatikman çöküyor, çünkü manevi bir denetim mekanizması yok. imanı gösterişte, islam’ı gösterişte, görüntüde ama içsel dünyalarında “bunu yemeyeyim, bunu içmeyeyim, bunu dinleyeyim” böyle bir şey kalmadı. Aileler bu konuda bozuldu. Kadınlar, adamları dinlemiyor, koca olarak görmüyor, kocalar da eşlerine zulmediyor, manevi mekanizma çalışmıyor. Çocuklar anne-babayı dinlemiyor, anne-babaya karşı bir bağ kabul etmiyorlar. Çok rahat bir şekilde anne-babaya karşı geliyorlar çünkü manevi mekanizmadan uzaklar. Anne-baba da çocuğuna gerekli ilgi ve alakayı göstermiyor; o da manevi mekanizmadan uzak. Böyle olunca, çok özür dilerim ama insanlık medeniyetsiz, kültürsüz, ahlaksız, seviyesiz bir noktaya doğru gidiyor. Hızla gidiyor. Yani, insanlara bakıyorsunuz, insanlar sokakta çok rahat sevişiyorlar, insanlar sokakta herkesin gözünün önünde cinsel ilişkiye giriyorlar ve kadınlarımız, kızlarımız yatak odalarında giyilecek olan kıyafetlerle sokaklarda geziyorlar. Bunların başlarında kocaları var, başlarında işte babaları var, her şeyleri var ve bunlar müdahale edemiyorlar ya da müdahale etmiyorlar. Bu, tırnak içerisinde, ‘insanlık nefsani ve hayvani
ruhun üzerinde dolaşıyor’ ve ne eş eşliğini biliyor, hani kadın kocasına itaat edecek, kocasını koca gibi görecek veyahut da baba ailenin reisi; Kuran öyle emrediyor, baba ailenin reisi değil, kimse dinlemiyor çünkü. Normalde kadın evinin kraliçesi olacakken, onu da kimse dinlemiyor, o da ayrı bir noktada. Farkında değil islam dünyası da bunun. Farkındaysa da önüne geçemiyor. Tırnak içerisinde ‘dünyevileşme’, tırnak içerisinde ‘sekülerizm’, tırnak içerisinde aslında ‘dinsizlik’. Bakın, tırnak içerisinde ‘dinsizlik.’ Bu tırnak içerisinde ‘hiçbir değeri kabul etmemek.’ Bu Hristiyanlıkta da Yahudilikte de bitti, şimdi islam dünyasında da bitiyor. Bakın, islam dünyasında da bitiyor. Çok acı bir şey bu ve burdan bunun geri dönüşü çok zordur. Bakın, çok zordur. Yıllarımızı alır bizim. Yani, bunu devlet ele almış olsa, bu manevi çöküntüyü, bu manevi hayvanileşmeyi ben düzelteyim dese, yüzyıl lazım bu ülkeye. Yüzyıl lazım!
Yani bu mevcut nesiller, ne yazık ki hapı yuttu. Bu dünyevileşme, bu sekülerizm aldı yürüdü. Bu ahlak dejenerasyonu aldı yürüdü. Ben bunu normalde artık dejenerasyon, bozulma olarak görmüyorum. Resmen ahlaksızlık var. Bunu artık satın aldı, bu insanlık bunu satın aldı. Böyle olunca, bu topluluğun içerisinde bir kimsenin gerçekten seyr-i sülûk etmesi o yüzden büyük cihat diyorum. O yüzden büyük cihat veyahut da gençler var, şimdi görüyorum, onlar gerçekten büyük cihat ediyorlar. Çünkü hani, gelecek nesil onlarda ve onlar bu ahlaksızlığın içerisinde kendilerini bu büyük haramlardan koruyup da bir dergaha gidip intisap edip orda yürüyorlarsa, gerçekten büyük cihat bu. Bu kolay bir şey değil çünkü nefsani ve hayvani ruh galebe çalmış vaziyette bir toplulukta. Şöyle düşünün; yani Firavunlaşmış bir toplulukta Musa gibi. Bunu böyle göremiyor olabilirler böyle, ben belki de ağır bir noktada konuşuyor olabilirim, benim gördüğüm bu. Yani bugün bir kimse gerçekten iman edip namazını kılıp bir de hani dergaha gittiyse, o kimse Firavunlaşmış bir toplumda Musa gibi veyahut da Mekke’de, Mekke müşriklerinin içerisinde Muhammedi Mustafa(s.a.v.) gibi. Benzetmek belki de çok uçuk bir şey olacak ama gerçekten öyle. Yani bugün bir kimsenin imanını koruması, muhafaza etmesi ve kendini bu dünyevileşmeden, bu sekülerizmden, bu hayvanilikten, bu nefsaniyetten kendini koruyup belli bir noktada tutuyorsa, evet, gerçekten o kimse bugünün, bugünün Musası gibi, bugünün isa’sı gibi, bugünün Yusuf’u gibi o, bugünün Harun’u gibi, bugünün Hud’u gibi. Nasıl Hud ile alay ediyorlardı müşrikler, hep zenginlerdi. Hud kavmi zengindi. Dağların tepesine, çölün tepesine villa; bugünkü tabirle villalar yapıp oralara su getirtip böyle rahat içinde yaşayan bir kavimdi. Hud kavmini manada görmenizi isterdim. Bu,
şu anki insanlığın gelmiş olduğu zenginlik ve şatafat, onların zenginlik ve şatafatlarının yanında onda bir bile değil, yirmide bir bile değil, yüzde bir bile değil. Yüzde bir bile değil!
Hani şu anda işte çöllere devasa binalar yapıp su getiriyorlar ya, Hud kavmi ondan daha yüksek işler yaptı. Hangi teknolojiyle yaptılar, hangi parayla yaptılar, ayrı bir mesele ve Hud kavminin helakını okurken, Allah affetsin, bunu bizatihi yaşamış gibi gördüm, kendime gelemedim haftalarca. Öyle bir şatafat, öyle bir şatahat bir kavim ve Cenab-ı Hak öyle bir rüzgâr verdi rüzgâr, rüzgâr; o rüzgar evlerin arasında, odaların arasında dolanıyor, odanın arasındaki kafiri buluyor, bir anda buz gibi yapıyor onu ve başka bir esinti alıyor, onu bir vuruyor duvara, tuz gibi dağılıyor, tuz gibi dağılıyor! Rüzgar koklar mı insanı? Rüzgar kokluyor, kokluyor rüzgar. Rüzgar herkesten ve her şeyden akıllı; niçin gönderildiğini biliyor çünkü. Geliyor böyle, adamın ağzını burnunu kokluyor, sarıyor böyle, iplik sarar gibi, makara sarar gibi, bobin sarar gibi sarıyor onu. Kokluyor ağzını burnunu; kafir ise, tabiri caizse, böyle hani bir şey dondurulur ya, sonra vurduğun zaman hücrelere dağılır, donduruyor, öbür rüzgar da bir geliyor, bir savuruyor, bir vuruyor bir yere, tuz gibi dağılıyor. Şu anda insanlık, insanlık o helak olan Hud kavmine doğru gidiyor ve evlerin içerisinde hizmetçiler çıplak, evlerin içerisinde fuhuşlar yapılıyor, herkes çıplak dolaşıyor villaların içerisinde. Hud kavmini anlatıyorum size, sokaklarda çıplak dolaşıyorlar, çıplak, bildiğiniz çıplak dolaşıyorlar sokaklarda ve canı isteyen, canı istediği kadını villasına atıyor. Aynen böyle. Zenginlik ve şatafat ayrı bir şey. Birisi yürürken yolda, bir sürü hizmetkarı var etrafında, bir sürü hizmetkarı var; hani nasıl bir kimse şimdi bir arabayla çıkıyor, beş on tane araba arkasından önünden gidiyor. işte bir şeyh efendi yürüyor ya, etrafında 20 tane, 30 tane, 40 tane, 50 tane adam koştura koştura gidiyor, koruyorlar ya onu, yemin ediyorum, Hud kavminden kalma bu. Hud kavminden kalma! O Hud kavminin de yüceleri, Hud kavminin de böyle içlerindeki zenginleri öyle yürüyorlar yollarda yürürken, Avaneleriyle beraber yürüyor, avaneleriyle beraber.
işte, bu hayvani ve nefsani ruh insanı ve insanları etkisi altına alınca, komple hayvanlaşıyor herkes. insani ruh baskın çıkarsa, onun baskın çıkması için iman etmesi, salih amel işlemesi, salihlerle beraber olması; işte arkası geliyor. Allah’ı zikredecek, haramlardan uzak duracak, o ruh baskın olursa o kimsede, o zaman o insan ne yapıyor? Uruc ediyor. ilme’l yakînlikten ayne’l yakînliğe, ayne’l yakînlikten, hakka’l yakinliğe; emmareden kurtulup levvameye, levvameden kurtulup, mülhimeye, mutmainne, radiye, mardiye, safiye yürüyor. O ilahi dediğimiz insani ruhu Hazreti Pir tarif etmeye devam ediyor:
“Bu ruh, (yani o insani ruh, o ilahi ruh) hoşluk verir, hoştur, hoşlu-
ğun ta kendisidir.”
Bu ruh, hoşluk verir, hoşluğun ta kendisidir.
“Ey maksadına erişmek için vesilelerle başvuran! Hoş olmayan insanı
hoş bir hale getiremez.”
Bu insani ruh kemale ererse, kemale erdi, artık nefisle mücadelesini yendi, hayvani ruhu baskıladı, nefsiyle mücadele ederekten, o insani ruh kemale erdi, uruc etti, yükseldi, o vücut ülkesini zapt etti, bayrağı dikti. Artık orada o insani ruhun hakimiyeti var. Yani o normalde artık insani ruh baskın çıktı. Bu ne demek? O normalde insanın maneviyatı, duygusallığı, ahlaki duruşu, kültürü, hatta bir çıt daha ileri, entelektüel duruşu, bu artık böyle insani ruhun artık hür olduğu, bu manada vücut mekanizmasında baskın olduğu, ne yapıyorsa Allah için yaptığı, Allah’ın rızasına erişmek için yaptığından dolayı nefsani ve hayvani ruhun pustuğu bir nokta ve bu insani ruh, artık insanın fiziksel olarak oluşumunun üstünde, bütün nefsani ve hayvani kayıtlardan kurtulup, bu kayıtlardan kurtulup, artık o kimsenin latif bir noktaya gelmesi ve artık o hani Cenab-ı Hakk’ın insanı yaratmada kullanmış olduğu tabirle, o hani “ruhumdan üfledim” dediği, o ruhun bütün kayıtlardan kurtulup tabiri caizse, kemal derecesine ulaşması. Çünkü o ruh hani, Cenab-ı Hakk’ın “kendi ruhumdan üfledim” dediği o latif ruh, o kemale ermede, kemale götürmede en büyük mekanizma ve artık o kemale erdi ise, Hazreti Pir’in dediği gibi, artık o hoşluğun kendisi oldu.
Şimdi, önceden o kimse hoş olmak için uğraş veriyordu. Hoş olmak için, iyi insan olmak için, insani ruh mekanizmasını tam anlamıyla çalıştırmak için, nefsiyle, hayvaniyetiyle mücadele ediyordu. Bu mücadelenin sonunda, bu seyr-i sülûkun sonunda, artık o hoşluğa erişmedi; o artık hoşluğun kendisi oldu. Bakın, hoşluğun kendisi oldu. O yüzden hoşluğun kendisi olduğu için, hoş olmayanı hoş hale getirmeye başladı. Çünkü hoş olmayan bir kimse, etrafını hoş hale getiremez. Eğer bir kimse hoşluğun kendisi olduysa etrafını hoş hale getirir. Yani bir kimse kemale erdiyse, etrafını kemale erdirme noktasında nasihat eder, konuşur, söyler. Bu noktada onlara manevi bir mekanizma oluşturup, o manevi mekanizma içerisinde onlara belli bir terbiye, belli bir ahlaki sistem, belli bir inanç sistemi oluşturmaya başlar. O mekanizmaya tabi olan kimseler artık orda hoşluğu bulmaya başlar ve manevi olarak, hani derler ya, “işte gittim, sohbete oturdum, tat aldım.” veya “Ben zikrullaha gittim, çok hoşuma gitti, ordan bir tat aldım, hoşlandım.” Bu, onun o insani ruh mekanizmasının galip gelmesinden kaynaklanıyor. Öbürkü de geliyor, diyor ki, “Ya, bu zamanda böyle bir şey mi olur! Bunlar sapığın teki”, çıkıp gidiyor veyahut da bakıyor, “Ya, böyle bir
din mi olur ya” diyor, “bunlarınki din min değil” diyor. Kendisi küfre giriyor, farkında değil. Neden? O çünkü hoş olmayı aramıyor. Ondan nefsani ve hayvani mekanizma çalışıyor.
Nefsani ve hayvani mekanizma çalışınca, o insan-ı kâmilden uzak durur, o insan-ı kâmilden nefret eder, o insan-ı kâmili görmek dahi istemez çünkü onda nefsaniyet ağır basıyor. Nasıl Ebu Cehil Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerini gördü ne kadar çirkinsin dedi ona. Halbuki onun yeğeniydi, öz yeğeniydi. Öz yeğeni olmasına rağmen ona ne kadar çirkinsin dedi. Hazreti Ebu Bekir radyallahu anh hazretleri ondan sonra geldi, dedi ki ‘ya Resulullah ne kadar güzelsin, sana baktıkça doyamıyorum, baktıkça bakasım geliyor’ dedi. Aynı o da dedi ki ona da dedi haklısın, ona da dedi haklısın. Dediler ki ya Resulullah, nasıl oluyor? Ebu Cehil geldi haklısın dedin, hazreti Ebu Bekir geldi, çok güzel dedi haklısın dedin? Evet, ikisi de haklıydı. Çünkü öbürkü vahşileşmiş canavardı. Hazreti Muhammedi Mustafa(s.a.v.) aynaydı ona. O vahşileşmiş canavar olarak kendini o aynada gördü çünkü mürşidi kamiller, peygamberler insanların aynası hükmündedir, aynası. Ona bakınca sen kendini görürsün. Mümin müminin aynasıdır dedi Cenab-ı Hak. Mümin müminin aynasıdır. Mümin müminin aynasıdır, mümin karşıya bakar kendisini görür çünkü. Kâfir de karşıya bakar, mü’mine bakar kendisini görür. Dolandırıcı bakar, dolandırıcı kendisini görür. ‘Bırak ya bunların hepsi sahtekar!’ Kendisi sahtekar çünkü! ‘Bırak ya bunların hepsi de dolandırıcı!’ Kendisi dolandırıcı. ‘Bırak ya bunlar kendilerine saltanat kurmuş!’ Kendisi saltanat kurmuş çünkü veya kendisi saltanat kurmak istiyor. Tanıdın mı gördün mü bildin mi gittin görüştün mü gittin konuştun mu? Ekmeğini mi yedin? Suyunu mu içtin? Yanına gittin oturdun mu? Hayır ama ne dedin? Çöpe attın onu. Aynı Ebu Cehil gibisin. Ne kadar çirkinsin ey Muhammed dedi. O da doğru söylüyorsun dedi. Öbürkü de dedi ki ne kadar güzelsin, ona da doğru söylüyorsun dedi. Neden? O kemalâta erdi, kemalâta eren kimse karşıdakine baktı, kendisini gördü.
Kâfir kâfiri sevdi, münafık münafığı sevdi, mümin mümini sevdi, derviş dervişi sevdi, sufi sufiyi sevdi, sufi sufiyi sevdi, aşık aşığı sevdi, aşık aşığı sevdi. Dünyayı seven dünyayı seveni sevdi, hovarda adam hovarda adamı sevdi. Her gece bir kadınla gidecek! Barcı adam barcı adamı sevdi. Her gece bara gidecek çünkü. Ona bara gidecek insan lazım. Meyhaneci adam meyhaneciyi sevdi, her gece meyhaneye gidecek birisi lazım. E bir de adam böyle yancıysa, ‘ulan kim götürecek acaba beni meyhaneye bugün’, yani o yancı çünkü. Gidecek orda iki duble içecek, satıyor kendini iki dubleye. Örnek. Herkes kendince birisini sevdi. Herkes kendince birini gördü onu dost edindi kendine. Allah bizi affetsin. işte insani ruh galebe çaldıysa
onlar bir yerde toplandı. Onlar bir yerde toplandı, herkes bir yerde toplanıyor. Hani hacı hacıyı Mekke’de buluyor, derviş dervişi tekkede buluyor. Hani derler ya derviş dervişi tekkede bulur deli deliyi dakkada bulur derler. Dakkada bulur onu o. Derviş dervişi tekkede bulur, derviş bakar böyle şehrin içerisinde bir tane derviş varsa onun yanına gider bulursun manevi gözün açıksa. Bir tane vardır o bir taneyi bulursun sen. Sünnettir mesela bu. Hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretleri bir beldeye girmezden önce, bir orda mola verir, o beldeye bakar. Mesela beldede ezan okunuyorsa örneğin o tarafa doğru hani savaşa çıktılarsa gazaya, o tarafa doğru gitmezler. Ben de oldum olası bir hal vardır, Allah affetsin, kendimi orta yere koymak için söylemiyorum. Yeni bir yere gideyim oranın yüksek bir yerinden tutar oraya doğru bir okurum ben, makamlara bağışlarım, hani derim ki bana burası hayırlısıysa nasip eyle Yarabbi diye. Başım maşım ağrımazsa bir rahatsızlık duymazsam iyi tamam burası uygun. Bazen öyle yer olur, başım ağrır benim çatlayacak gibi zorlayacak gibi olurum. Uzaklaşınca hemen geçiyor. Aaa, tamam diyorum, buraya gidilmeyecek. Enteresan bir şey. Evet, bazen öyle yerler vardır, oraya giren insan manevi hastalığa düçar olur. Bilemezsin. Sen onu böyle anlayacak noktada değilsen ordan manevi hastalık alır gidersin.
Nasıl zahiri hastalıklar var, karantinaya alınıyor ya, öyle manevi hastalıklı olan yerler de vardır. Mesela, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir vadiden geçerken “Çabuk olun,” diyor, “Bu vadiden hızla geçin.” Bu vadide daha önce sıkıntılı bir hâl olmuş. Mesela, kâfir cinlilerin odaklandığı yerler vardır. Şeytanların odaklandığı yerler vardır. Şeytan odaklanır. Mesela, deniz kenarları. Şimdi herkes gider, bir yazlık alır orda, ne bileyim işte deniz kenarında bir villa alır. Oysa hadis-i şerifte der ki: “Şeytan, otağını denize kurar. Her sabah olduğunda ilk önce deniz kenarlarını vurur şeytan, evlatlarıyla, çocuklarıyla, avanesiyle.” Bakın, en çok bozulan yerler deniz kenarlarıdır. insanların en gevşek olduğu yerler deniz kenarlarıdır. Din ve diyanet, deniz kenarlarında daha gevşektir, daha gevşektir. içinden muhakkak iyi insanlar çıkar, doğru insanlar çıkar ama deniz kenarlarıdır. Hadis-i şerifte de der ki, “Siz deniz kenarlarını yurt edinmeyin. işte, ilk su baskınları olacak olan yer orasıdır. Siz ovaları yurt edinmeyin, depremde ilk yıkılacak olan yerler orasıdır.” der, kıyamete yakın. Şimdi, insani ruha galip olanlar, insani ruh olarak galip olanlar da bir yerde toplanıyorlar.
“Sen şekerden tatlı bir hâle gelsen bile, o tat bazen senden gidiverir,
Şeker yersiniz, öyle değil mi? Şimdi az önce işte lokma yapıyorlar, lokmanın bir tatlısı var. Bizimki tatlı denmez, yani şuruba bandırıp çıkarıyoruz,
öyle oluyor, değil mi? Kim var lokmacı, gelmedi mi daha buraya lokmacılar. Şekere bandırılıp çıkarılıyor ama bir tad var değil mi üstünde? Mesela o kimse, o esnada o lokmayı yiyince bir tad alıyor değil mi? Şeker tadı alıyor veyahut da bal yiyorsunuz, bir şeker tadı alıyorsunuz veyahut da biz şimdi burda bir şeker dağıtsak, bir şeker tadı alacak veyahut da işte bir baklava yesek, matbahın baklavasından bir tat alacağız, öyle değil mi? Yani bir şeker tadı alacağız. Matbahın da reklamını yapayım şimdi. Güzel baklava yapıyorlar. Evet, şimdi o şeker tadını alacağız. Şimdi böyle bir, hani sen şeker yesen e tatlı bir hâle gelirsin ama o tad senden gider. O tatlıyı yedin, tatlının nefasetine, ağırlığına göre, işte yedikten sonra bir müddet sonra gitti, öyle değil mi? Kalıcı bir tat yok onda, yani o esnada yedin, gitti, bitti. Yani insanlarda da böyledir. Bazen manevi ruh, o kimsede kemale ermemiş, bazen manevi ruh onda galebe çalar. Galebe çalınca da o kimse bir tat alır. Hani gelir, zikrullaha, bunu böyle Allah affetsin, sufilik yolunda hep gördük bunu. Allah’ım, ne güzel zikrullah yapıyor, harika! ‘Çok hoşuma gitti, çok güzel, harika.’ Bir daha derse gelmiyor ama anlatıyor, güzel anlatıyor, “Gittim zikrullahlarına katıldım, çok hoştu, çok güzeldi,” veyahut da “Geldim sohbete katıldım, çok güzeldi, çok hoştu, harika.” Bu ne? Arkası gelmiyor ama bunun. Arkası gelmeyince işte o, böyle bir şeker dudağına bulaştı, tat aldı ama onu devam ettiremedi. Bunu böyle, hani çavuş, zakir arkadaşlar, birisine yolu, dersi, sufiliği anlatan arkadaşlar daha iyi anlarlar. Hani birisini yalvar yakar getirir derse, o derste de birisi böyle bir çıkıntılık yapmasın diye bir de dua eder kendi kendine, hatta korur onu. ‘Kiminle görüştürmeyeyim, ya bu işte falanca ağzının vavı yok, lafını bilmez, ondan uzak tutayım. Fişmanca, ulan olur olmaz her şeye laf söyler, bunu geri tutayım.’ Ben yaşarım, bunları yaşadıklarımı anlatıyorum ben. Ulan, öbürkü şimdi böyle dangadak, böyle sanki kırk yıllık dervişmiş gibi senin getirdiğin insan, ‘Bu işler böyle olmaz. Hâl görmek lazım…’ Öbürkü sorar, ‘Abi, hâl ne ya?’ Lan sana mı sorduk bu işlerin nasıl olacağını?’ Bir de onu korur, kollar o kimse, mecbur. Öbürkü de bakar şimdi böyle, ‘Görüyor musun, kimseyle görüştürmüyor getirdiklerini, kendine derviş topluyor.’ Lan, sen bir tane getir, sen de kimseyle görüştürme. O derdi dertlen.
Yani birisi senin getirdiğine ayağını bassın, kırsın onu incitsin, sen bir saçını başını yol, o onu kırıp incitenin boğazını sıkmak iste ama boğazını sıkama. Bir onu yaşa…Ama onun öyle bir derdi yok ki! O gelecek, eski derviş ya, oraya kaykılacak, oturacak, her şeyi o bilecek, her şeyi o bilir! Şeyhten fazla şeyhtir o! Şeyhten fazla şeyhtir. Şeyhin istemediğini o ister, şeyhin yaptırmadığını o yaptırır, şeyhin söylemediğini o söyler. Tabii canım, o biliyor her şeyi! Ömrümce ne çektiysem bu bilenlerden çektim. Dervişlik
hayatımda ne çektiysem bilenlerden çektim. Şeyhten fazla şeyh, zakirden fazla zakir, çavuştan fazla çavuş! Çok biliyor, her şeyi biliyor. Her şeyi biliyor! Onu bazen hani böyle zaman zaman şeyh efendinin üzerinden anlatıyorum onu, hani zannediyor herkes bu şeyh efendinin zamanında olmuş yani Abdullah efendinin zamanında. Değil. Bu her zaman var. Onun, onun bilgisi şeyhten de fazla. Tabi şimdi de var ya, yani internetten hikaye okuyor ohooo, seni topa tutuyor. iki hadis okuyor ordan seni topa tutuyor. Ya sen hiçbir şey bilmiyorsun, o biliyor her şeyi. Öyle şimdi, herkeste öyle oldu. Yani çocuklar babadan fazla biliyor, anneden fazla biliyor. O hale geldi. Ha tabii ya, babası ne ki ya, Allah Allah, kafası mı çalışır! Annesi ne ki kafası mı çalışıyor ya veya kadınlar şimdi, kocaları kim ki ya kafaları mı çalışıyor. Ne tâbi olacaksın ki! O da erkek o da erkek hiç önemli değil. Evde iki tane erkek var, dövüşsün sabahtan akşama kadar, tabi veya çocuklar kral olmuş. Hadisi şerif var ya ahir zamanla alakalı, diyor ki: ‘Ebeveynler kendi kral ve kraliçelerini doğurduğunda’, çok özür dilerim tarif böyle çünkü ‘dağdaki baldırı çıplak çobanlar şehirlerde yüksek yüksek binalar kurup bunlarla övündüğünde kıyameti bekleyin’ diyor. Şimdi bu. Ebeveynler kendi kral ve kraliçelerini doğurdu, gördük bunu. Bunu okuduğumda yeni derviş olduydum bu hadisi şerifi okuduğumda, imamı Gazali diyor ki: ‘Bu benden üç yüz yıl önce, beş yüz yıl önce görüldü’, Gazali’nin kıyamet alametleri. Yeni daha Müslüman olduğumda okuduğum kitaplardan birisi.
Sabahları güneş batıdan doğacak diye bekliyorum. Hani güneş doğacak mı, doğmayacak mı? Doğarsa batıdan mı doğacak? Bunu bekliyordum ben evet, ciddi ciddi ben bunu bekliyordum. Kiracı vardı, çıkardım kiracıyı, işte orayı dergâh gibi yaptım evi, büyüttüm, mutfağı falan dışarı çıkardım. Bir merdiven dayıyordum, arkasına beton döktüydüm onun, her sabah ders, kendi kendime orada zikir yapıyordum. O zaman dersim falan yoktu. Her sabah! Sabah namazını camide kılıp hızla geliyorum, merdivenle üstüne çıkıyorum, merdiveni de yukarı çekiyorum, kimse çıkmasın hani, annem var, kız kardeşim Ayşe var. Kız kardeşim evliydi ama gidip geliyordu boyna işte, problem yaşanıyordu. Çekiyordum yukarı, orda Allah’ı zikrediyorum. Tevhide devam, la ilahe illallah ve sabah namazından sonra bekliyordum, nerden doğacak diye çünkü bütün kıyamet alametleri görülmüş, güneşin batıdan doğmasını bekliyorum. Sonra ders alınca bakış açım biraz daha değişti. Allah bizi affetsin. işte o insanlar böyle, hani geçici şeker yemek gibi. Tatlıcı dükkanına gitti, tatlıyı yedi, çok hoş ama sonra tadı gitti. O geçici oldu veya manevi haller yaşadı o kimse, o manevi haller onda ne oldu? Geçici oldu. Yani o gitti derviş oldu ama işte bir zikrullahta Geylâni Hazretlerini gördü, öbür zikrullahta, ‘her yer karanlık’ var ya, onu söylüyor.
Ondan sonra görsem Allah, görsem Allah! Gitti, kaybettin, kalmadı. E Sebep? Sebebi sensin. Hani bunun sahabedeki ölçüsü, meşhur Hanzala var ya, hani Hazreti Ebubekir Efendimizle karşılaşıyor, diyor, Hanzala nasılsın? Hanzala münafık oldu, diyor. Ne oldu, diyor. Diyor ki ben Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin huzuruna girdiğimde, bana diyor cenneti ve cehennemi anlatırken, cennet ve cehennemi gözümün önünde diyor görüyorum ama diyor, sohbetten dışarı çıkınca, onun huzurundan çıkınca diyor ki dünya beni yine galebe çalıyor. Ben yine eski halime dönüyorum, deyince, diyor ki Hazreti Ebubekir Efendimiz, aynı şey bende de oluyor, diyor haydi gidelim Hazreti Peygamber(s.a.v)’e soralım.
Hazreti Ebubekir Efendimiz dosta dost olmuş, çat kapı geliyor. Çat kapı geliyorlar, diyorlar ki “Ya Resulallah, bizim ikimizde de böyle bir hâl var.” Hani Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin cevabı muhteşem. Diyor ya, Allah’a yemin ederim ki, bakın Allah’a yemin ederim ki, diyor devamlı benim yanımda durduğunuz gibi hâlinizi korusanız, ben yani bunu böyle kelime kelime şimdi söyleyemeyeceğim, yani benim yanımdaki hâlinizi korusanız diyor, benim yanımdaki hâlinizi korusanız vallahi diyor oturduğunuz yolda, yürüdüğünüz yolda, hatta diyor yatağınıza yatarken dahi, yatağınıza yattığınızda dahi diyor ondan sonra melekler sizinle musafaha ederdi, sarmaşırlardı sizinle, sizinle sarmaşırlardı. Hanzala’ya diyor ki ama diyor hani insan bazen öyle olur bazen de böyle olur veyahut da hangisinde o rivayet, öyle şimdi tam söyleyemeyeceğim, çok özür dilerim, hakkınızı helal edin, bir rivayette diyor ki hani bir saat öyle olur bir saat böyle olur, bu manada söylüyor. Şimdi işte o geçici manevi haller, insan o hâli koruyamıyor veya zikrullah halkasındaki hâli koruyamıyor veyahut da namazdaki hâlini koruyamıyor veya işte ne bileyim dünyevi hayat yaşarken o manevi hâlini koruyamıyor, koruyamayınca kâh öyle oluyor kâh böyle oluyor çünkü o kimsede o manevi hâl kalıcı değil. Yani henüz daha şeker olmadı. O tatlanıyor amma velakin o tatlandı, gelip geçici tat olmuş oluyor, kalıcı olmuyor. Kalıcı olmuş olsa onda oturacak, yerleşecek. Rabbim bizi kalıcı olanlardan eylesin. Hazreti Pir devam ediyor:
“Fakat fazla vefakârlık sebebiyle tamamen şeker olursan buna imkân
yoktur. Nasıl olur da şekerden tat ayrılır, imkân var mı?”
Yani şeker yiyenlerin şeker lezzetleri geldi gitti ve ondaki bu manevi tecelliler kalıcı olmadı yani çünkü tamamen şeker olmuş olsan sende kalıcı olacaktı ama tamamen şeker olmadığından dolayı sende kalıcı olmadı. Hazreti Pir diyor ki nasıl olur da şekerden tat ayrılır, imkânı var mı? Yani bu tecelliyatlar sende devamiyet arz etmedi. Eğer sen tam şeker olmuş olsaydın, şeker tattan ayrılmazdı. Yani sen kemale ermiş olsaydın, senden hoşluk
ayrılmazdı. Sen kemale ermiş olsaydın, hangi sıkıntı, hangi dert, hangi gam, hangi keder, hangi varlık, hangi yokluk seni yoldan edecek? Seni yoldan edecek ne kadar engel çıkarsa çıksın, sen etrafına hoşluk vermeye, sen etrafına tat vermeye devam ederdin. Senin başında ne kadar çorap örülürse örülsün, sen ne kadar sıkıntının içerisinde olursan ol, sen şekersen o tat senden ayrılmayacaktı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin başına bir sürü musibet geliyordu ama o etrafına hep kemâlat noktasında nasihat edip, dinin yaşanması ve yaşatılması için mücadeleye devam edip insanlara hoşluk dağıtıyordu. Aynı şey, eğer sen bu manada şeker yalayan değil de şeker olduysan, senden herkes tatlanacak, herkes senden hoşluk bulacak. Ha, kâfir bakacak, ona şekerli gelmeyeceksin, tatlı gelmeyeceksin. Ona acı geleceksin. Mümin sana bakacak, sen ona tatlı geleceksin. Eğer dervişlik yolunda yürüyorsan, dervişlere tatlı geleceksin ama dervişlik yolunda yürümüyorsan, sen insanlara acı geleceksin. Hatta senin anlattığın din, insanların nefsine ağır gelecek. Sen haram işlemeyin, sen zikrullaha gidin, ders yapın, dersinizi ihmal etmeyin dedikçe onlara ağır gelecek veyahut da harama gitmemek, yanlışa gitmemek, eksikliğe gitmemek, senin hayvani nefsini, senin nefsani ruhunu patlatacak. Diyecek ki yapma, etme dedikçe o çatlayacak o çünkü gitmek isteyecek, diyecek ki ben bu dünyaya bir daha mı geldim? O gidecek, heva ve hevesini ilah edinecek. Gidecek rüşvet yiyecek, gidecek rüşvet yiyecek çünkü o. Ordan onun işte üstadı, şeyhi diyecek ki rüşvet yeme, o rüşvet yiyecek. Ona diyecek ki üstadı haram yeme, o haram yiyecek. Ona üstadı diyecek ki haramlardan uzak dur, o haramın içinde duracak.
Ona üstadı diyecek ki yanındakini incitme, kırma, üzme, etrafını harama yönlendirme, ona acı gelecek o veyahut da işte öbürkü heva ve hevesini ilah edinmiş, heva ve hevesini ilah edinmiş bir kimseyi, o da kendisine ilah edinecek. Bakın dikkat edin, heva ve hevesini ilah edinmiş kimseyi o kimse gidecek ilah edinecek onu çünkü o, nefsani ruhuna tatlı geldi, onun nefsaniyetine tatlı geldi, onun hayvaniyetine tatlı geldi çünkü. O normalde diken yemek istiyor. O bu manada hani Hazreti Ömer diyordu ya, “Biz helvadan putlar yapar, karnımız acıkınca onu yerdik.” Geçmiş müşrik, helvadan put ediyordu, onu yiyordu. Bugünün müşriği öyle değil. Bugünün müşriki fikirsel olarak da eylemsel olarak da geçmiş müşriklerden daha şedit. Daha şedit. Bugün kâfirlerin bir düzeni yok, bir sistemi yok. Dünün kâfiri haram aylarda savaşmıyordu, bugünün kâfiri haram ay da tanımıyor. Bakın, israil Yahudisi, bir seneyi dolduracak neredeyse, ne çocuk diyor, ne kadın diyor. Tecavüz edilebilecek yaşta ise yani beş yaşından dört yaşından yukardaysa, hunharca ve haince ve zalimce tecavüz edip öldürüyorlar, tecavüz edip öldürüyorlar. Tecavüz edip öldürüyorlar! Çünkü kendilerince, kendilerince
Yahudiler üstün ırk, diğer ırkların hepsi de onlara köle olarak verilmiş. O yüzden çok rahat öldürüyorlar, çok rahat bir şekilde öldürüyorlar, çok rahat bir şekilde tecavüz ediyorlar, çok rahat bir şekilde tecavüz ederken öldürüyorlar. Böyle bir hunharlık olamaz. Bunlar sonra sonra açıklanacak. Bunu yapanlar çünkü akli dengelerini bozacaklar. Akli dengelerini bozaraktan nasıl vahşilik yaptıklarını kendileri anlatacaklar. Kendileri anlatacaklar! Tecavüz ederken boşaldığı anda vuruyor, öldürüyor. Böyle vahşilik var! Hayvandan öte. Hayvandan öte, hayvandan öte bunlar! Bunları açıklayamıyorlar şu anda. Bunları açıklayabilecekleri basın yayın da yok zaten dünya üzerinde. Bunlar küçücük kız çocuklarına, erkek çocuklarına tecavüz ettikleri anda, tam o esnada öldürüyorlar.
Evet, böyle bir vahşilik görülemez de duyulamaz da ve bunları örtüyorlar, saklıyorlar. Dünya üzerinde bu fakir bunu ilk defa açıklıyor. içiniz dayanmaz, kapatır, örtersiniz kendinizi, hayattan kesilirsiniz. Normal bir insanın psikolojisi kaldırmaz. Kaldırmaz psikolojisi! Anlatsam, psikolojileri bozulur mu diye günlerce düşündüm, anlattığım topluluğun psikolojisi bozulur mu diye günlerce düşündüm. Günlerce düşündüm! Bunlar artık hayvanı geçmiş vaziyette ve islam dünyası bunu seyrediyor. Belki de hani gizli servisler bunu biliyorlardır. Biliyorlardır bunu, bunu bilmemeleri mümkün değil. CIA biliyordur, büyük bir ihtimalle Türk istihbaratı da biliyordur, Avrupa istihbaratları da biliyordur çünkü hepsinin elemanları var orda, hepsinin de elemanları var. Filistin’de bütün dünya devletlerinin istihbaratları var, hepsinin elemanları var orda ve hepsi de tek vücut halinde. Hepsi de israil’e çalışıyor. Hepsi de israil’e çalışıyor, tek vücut halinde. Kimisi gazeteci kimliğiyle, kimisi doktor, kimisi hemşire, kimisi hasta bakıcı, kimisi uluslararası yardımcı filan. Böyleler. Yani uluslararası yardım kuruluşu gibi görünüyor, istihbarat hepsi de ve hepsi de bütün Filistin’i fotoğraflıyorlar. insanları fotoğraflıyorlar, kameralara alıyorlar ve hepsini de bu gâvurlar öyle bir şey ki hatta islam ülkelerinin istihbaratları var, onlar da israil’e çalışıyor. Yani normalde islami, işte örnekliyorum, X bir, Mısır, Ürdün… isim de söyleyeyim artık. Bizdenmiş gibi görünenler. Onların istihbaratları da israil’e çalışıyor ve biliyorlar bu yaşananları. Mesela işte bir kız çocuğu, yedi yaşında, sekiz yaşında, annesinin önünde tecavüz ediyorlar, tam boşaldığı esnada mermiyi sıkıyor ensesinden, kadına onu gösteriyor. Kadın gidiyor, onu anlatıyor ya bir yerde böyle böyle yaptılar diye, o gece o kadını da öldürüyorlar. istihbarat veriyor resmini, o gece o kadını da öldürüyorlar. Bu, hayvanilikten öte artık. Yani ruhtan bahsediyoruz, öyle değil mi? Hani bitkisel ruh, hayvani ruh, nefsani ruh diyoruz ya, Cenab-ı Hak diyor ya, hayvandan daha aşağı olur diye. Bakın, hayvani ruhtan aşağısı var, daha aşağılar!
Allah bizi affetsin. Bu, fazla vefakârlığa girecekti, konu başka bir yere gitti. Hakkınızı helal edin. Sizi üzmek istemezdim ama artık geceler yaşanmaz hale geldi. Ölümü istemeyiniz demiş, istemiyoruz o yüzden ama dünya farklı bir noktada ve insanı en büyük harab eden şey, çaresizliğidir. Bir şeyi bilip, elinden bir şey gelmemesi, bir şeyi bilip, görüp müdahale edememek, bir şey yapamamak. Bu insanı çökertiyor. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, ibni Mesut’a olması lazım, ara sıra ona Kur’an-ı Kerim okutuyor. Diyor ki hani Kur’an sana indirilmedi mi ya Resulullah. O da diyor ki bana başkasının okuması benim hoşuma gidiyor. Biz geçmiş ümmetlere şahit gönderdiğimiz gibi hani peygamberleri, seni de şahit gönderdik diyor ayet-i kerimede, ona diyor ki dur yeter, başlıyor ağlamaya, seni de şahit gönderdik diye. Başka bir seferinde de yine böyle Hud suresi, “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” denilince, o zaman da ağlamaya başlıyor. E dünya böyle herhalde bazıları için yaşamak zor dünyada. Hadisi şerif insanı kurtarıyor. Hadisi şerif ne? “Ölümü istemeyiniz, siz Allah’tan hayırlı ömür isteyiniz.” Allah’tan hayırlı ömür cümlemize inşallah ama gerçekten zor bir süreçten geçiyor insanlık. Rabbim nasıl kurtaracaksa bizleri, Ümmet-i Muhammedi nasıl kurtaracaksa öyle kurtarsın inşallah. Benim bu konuda zahiri aklım durmuş vaziyette. Yani öyle mi olacak böyle mi olacak şöyle mi olacak değil. Rabbim tez zamanda Ümmet-i Muhammed’i kurtarsın. Hangisi kolay ve hızlıysa öyle kurtarsın inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Bu önümüzdeki salı günü, bunu böyle biraz da mutatlaştırıyorum muharremin onuncu gününde Kerbela’yı konuşmayı. inşallah önümüzdeki hafta salı günü burdayım Kerbela’yı konuşacağız. Sonra önümüzdeki cumartesi günü de inşallah aşuremiz var. izin alınıyor inşallah büyük bir ihtimalle bir sıkıntı çıkmaz, bir sıkıntı çıkarsa da söyleriz ama inşallah salı günü Allah izin verirse burda Kerbela sohbetinse o da netleşir, onu da burda tekrar veya Perşembe günü tekrar ilan ederiz haklarınızı helal edin. El-Fatiha maassalavat Eyvallah. Selamünaleyküm.
TASAVVUF VAKFI MERKEZ
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 7 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92876-0-7 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Nefs, Sülûk, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı