Cumartesi, 13 Haziran 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 727-733. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 727-733. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 2 • 47/53

Mesnevî-i Şerîf 727-733. Beyitler Şerhi Hakkında

727-733. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Muhammed i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem in İncil’de anılan

iyi vasıflarını ululamaları”

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri son peygamber, ahirzaman peygamberi. Benden sonra ne bir Nebi ne bir Resul gelecek diye nitelendirilen, biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik diye Kur’an’da buyurulan, Hz. Muhammed i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem . Bütün peygamberler dua ederlerken ama dualarının başını ama sonuna Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini vesile ederekten isterlerdi. Böylece onların duaları kabul olunurdu. O yüzden Hz. Muhammed i Mustafa (s.a.v.)’in geleceğini de bütün peygamberler, kendi ümmetlerine müjdelemişti. Ahirzaman peygamberi gelecek ve vasıflarını, özelliklerini, vasıf, eski dilde, yeni dil özellik, özelliklerini bütün ümmetlerine anlatmışlardı. Ola ki onların da ümmetleri bu noktada başı sıkışır, derde düşerse Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’i biiznillah vesile edip ismini onunla isterlerdi. O yüzden Hz. Muhammed i Mustafa’ya kadar sallallahü aleyhi ve sellem hazretine gelene kadar bütün peygamberler, Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in vasıflarını anlatır. Bütün kitaplarda, gelen bütün kitaplarda da Hz. Muhammed i Mustafa’nın sallallahü aleyhi ve sellem hazretlerinin özelliklerini anlatırlardı.

O yüzden ümmetler, geçmiş ümmetler, Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’i bu manada tanırlardı, bilirlerdi ve hatta Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliği açıklanınca bir kısım eski papazlar veya din adamları, böyle ipeklerin üzerine çizilmiş resimleri gösterip sahabeye sordulardı. işte bu mu bu mu bu mu bu mu bu mu bildikleri halde. Tabii o Hz.

Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem hazretlerinin resmine gelince ondan sonra sahabe dedi ki işte bu. O yüzden geçmiş ümmetlerin hepsi de bir ahirzaman peygamberinin geleceğini hepsi de biliyorlardı. Geçmiş ümmetlerin hepsinin bildiği ikinci bir şey daha vardı. O da ahirzaman peygamberinden sonra çıkacak olan Mehdi. Bu manada da bütün insanlar kıyametten önce ahirzaman peygamberinin ümmetinden bir Mehdi’nin zuhur edeceğini biliyorlardı. Bu ikisini bütün Adem aleyhisselam’dan Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’e kadar gelen bütün peygamberler ve bütün ümmetler bu meseleye aşinaydı.

işte Hz.Pir de incil’de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bu noktada vasıflarını anlatan tabii burda incil denilince, bu iznik konsülüne, konsül toplantısına gelinceye kadar, bir rivayette beşbinin üzerinde incil vardı. Bir rivayette üç binin üzerinde incil vardı. işte izmit konsülünde bunların hepsi de toplandılar, en son dörde indirdiler. Beşincisi de malum neydi, Barnabas incili. Barnabas incili, isa Aleyhisselam’ı oğul olarak nitelendirmeyen, onu peygamber olarak nitelendiren tek Allah’a iman edilmesi gerektiğini söyleyen, isa Aleyhisselamı da peygamber olarak gören, yazan, incildi. Bu iznik konsülünde, Barnabas incili aforoz edildi ve Barnabas inciline iman eden, Barnabas inciline inananları da Hristiyanlar kendi Hristiyan kardeşlerini katlettiler, öldürdüler. Barnabas incili afaroz edilince görüldüğü yerde yakılmasının, görüldüğü yerde yok edilmesine dair fetva verdiler. işte bir şehir efsanesi, Muhsin Yazıcıoğlu’nun öldürülmesinin bir sebebi de bu Barnabas incili olduğu söyleniyor. Söyleniyor, şehir efsanesi, doğrudur yanlıştır, bizi ilgilendiren bir şey değil. Devletin bu konuyu araştırması lazım.

“İncil’de Mustafa’nın, o peygamberler başının, o sefa denizinin adı vardı; sıfatları, şekli, savaşı, oruç tutuşu ve yiyişi anılmıştı. Hristiyan taifesi, o da, o da hitaba geldikleri zaman sevap için yüce adı öperler, latif vasfa yüz sürerlerdi.”

incili okurken hristiyanlar Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem hazretlerinin ismi geldiğinde normalde o incil’in üzerinde ismi yazılan yeri öperler, yüz sürerlerdi. Yani işte ellerini, yüzlerini oraya elini deydirir veya öper onu yüzüne, yüzüne gözüne değdirdi şifa olsun diye.

“Bu söylediğimiz fitne esnasında o taife, fitneden, kargaşalıktan emin-

Hani bu bir hristiyan vardı da böyle bir gerçekte Yahudi olup da Hristiyan gibi görünen, o halifenin fitnesinden bunlar ne oldular, muhafaza oldular. Muhammed i Mustafa’nın sallallahü aleyhi ve sellem hazretlerinin ismi, onun varlığına, onun ismine hürmet edenler, bu fitneden muhafaza oldular.

“Onlar o emirlerin ve vezirin şerlerinden emin olup Ahmet adının sığınağında korunmuşlardı. Onların nesli de çoğaldı. Ahmed’in nuru bunlara yardım etti, yar oldu.”

Bizim şimdi hadis inkarcılarının kulağına küpe olsun bu. Hristiyanlar onun isminin anıldığı yere hürmet ederekten, hizmet ederekten, ona saygı göstermekten, fitneden kurtuldular. Bir kimse Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in hazretlerinin sünnetlerine tabi olur, onun izinden giderse, ahir zaman fitnelerinden ve bütün fitnelerden kendisini korur. En büyük fitne itikatta çıkarılan fitnelerdir. Birisi gelir sizi öldürür bu da fitnedir. Şehit olursunuz itikadınız sağlam ise. Bir kimsenin itikadının bozulması kadar büyük bir fitne yoktur. Bir toplumu bozmak istiyorsanız, onun itikadını bozacaksınız. Bir aileyi bozmak istiyorsanız onun itikadını bozacaksınız. Bu toplumu çökertmek istiyorsanız, onun itikadını bozacaksınız. Bakın bu halifenin yapmış olduğu fitne, islam dünyasına bire bir uyuyor. Şu anda islam dünyasında mezhep, meşrep her türlü çatışma var, her türlü çatışma var. Herkes diyor ki benim dediğim din. Bir meşrep, benimki din diyor. Bir mezhep, benimki din diyor. Bir topluluk, bizimki din diyor. Diğeri, diğeri, öteki. En büyük handikaplardan birisi. Allah muhafaza eylesin. Oysa Hazreti Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki ‘size iki şey bırakıyorum, kim onlara sımsıkı yapışırsa asla delalete düşmez. Bu Allah’ın kitabı kur’an diğeri de benim sünnetlerim’ dedi. Bunlara kim sımsıkı yapıştı, o asla delalete düşmez, asla sapıklığa düşmez, asla fitneye düşmez itikatta. Sünnet i Resullah’da var mı var. Tamam, bitmiştir kardeşim. Kur’an’da var mı var. Kur’an’da yoksa sünnette var mı, var. Sünnette yoksa ashabın davranış biçiminde var mı, var. Tamam bitti. Ölçü! Fitneye düşmez o kimse. Ya siz sahabeye uyuyorsunuz. Ya, sana uyacağıma sahabeye uyarım daha iyi. Onlar Peygamberi gördüler. Sen Peygamberi mi gördün? Ya işte öyle! O, onu dedi; bu, bunu dedi, iyi. O onu dedi, bu bunu dediden, seninkinden, senin dediğinden daha hayırlı o. Ben hiç olmazsa onu dinimin ölçüsü olarak görüyorum, seni ne olarak göreceğim? Daha hayırlı, Allah muhafaza eylesin. Saf suresi, ayet 6: ‘Meryem oğlu isa: Ey israiloğulları, benden önce gelmiş olan Tevrat’ı tasdik eden, benden sonra gelecek ve ismi Ahmet olan bir peygamberi müjdeleyen, size gönderilmiş bir peygamberim demişti. Ancak o kendilerine apaçık delillerle gelince, bu apaçık bir sihirdir dediler.’ isa Aleyhisselam, kendisinden önce olan Tevrat’ı tasdik etti. Bakın, Tevrat’ın Tevrat olduğu, ilahi bir kitap olduğunun tasdiki önce isa aleyhisselam tarafından. Sebep? Çünkü Tevrat ile alakalı isa Aleyhisselam’ın zamanında da yazılı bir belge yok. Tarihi bir şekilde bu tevrat kitabıdır diye, tarihsel açıdan ispatlanmış bir kitap yok.

Musa diye bir peygamberin geldiğini ve elinde Tevrat’ın olduğunu tasdikleyen isa aleyhisselam, kendinden önce bir peygamberi ve kendinden önce bir kitabı tasdikleyen bir peygamber. Çünkü ellerinde tarihsel bir kanıt yok. Aynı şekilde şu anda dünya üzerinde tarihsel olarak bir incil yok. Tarihsel olarak isa adında bir peygamberin yaşadığına dair tarihi bir kanıt yok. Bunu son zamanlarda husisi dile getiriyorum, birisi çıksın cevap versin diye. Ama iseverlerden ama Musevilerden ama din tarihçilerinden özellikle dile getiriyorum, özellikle altını çiziyorum söz sırası geldiğinde. isa Aleyhisselam diye bir peygamberin yaşadığını, tarihsel bir kanıt yok. Musa adında bir peygamberin yaşadığına dair tarihsel bir kanıt yok. Yani bir yazılı bir şey yok. Bir yazı yok. Bir delil yok. Hiçbir şey yok, bakın hiçbir şey yok. Bunu bize iman ettiren, bunu bize kabul ettiren Kur’an. Bize emrediyor. iman edin diyor. isa diye bir peygamber gönderdim. Biz iman ediyoruz, tarihsel bir kanıtı yok Kuran’dan başka. Bize diyor ki Tevrat adında bir kitap gönderdim, iman ediyoruz biz. Bize diyor ki ben Adem’le, Hz. Muhamme i Mustafa(s.a.v.) arasında peygamberler gönderdim. Kur’an’da seksen kusur tane peygamberin ismi geçiyor. Biz ne kadar peygamber gönderdi bilmiyoruz. Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde geçen peygamber isimleri var. Hepsinin de peygamberliğine iman ettik. Kaç tane peygamber gönderdiğini de bilmiyoruz. Kur’an ve sünnetle sabit olmuş peygamber isimlerinin, peygamberliklerini kabul etmek imani bir şart ama Kur’an’da ve hadislerde geçmiyorsa o isim, biz onu kabul etmek zorunda değiliz.

işte Kur’an bize diyor ki isa Aleyhisselam’ın dilinden bize konuşuyor, ‘Ey israiloğulları, benden önce gelmiş olan Tevrat’ı tasdik eden, ben benden önce gelen Tevrat’ı tasdik ettim. Benden sonra da Ahmet isminde bir peygamber gelecek. Ben onu müjdeleyen peygamberim diyor. Bu israilliler de ne yapıyorlar, diyorlar ki sen apaçık bir sihirbazsın. Bakın, bütün peygamberlere iman etmeyen müşrikler, peygamberlerin üzerindeki mucize halleri görürler, o mucize halleri gördükten sonra onların sihirbaz olduklarını söylerler. Derler ki siz apaçık sihirbazsınız. Onların kalbi müşriktir çünkü. Aynı müslümanmış gibi müminmiş gibi görünen müşrikler vardır müslümanların içerisinde. Onlar da velilerin üzerinde tecelli eden kerametleri biz sihirmiş gibi bir böyle uyanıklıkmış, el çabukluğuymuş gibi görürler ki onlar da bu ümmetin içerisindeki dışı müslüman içi münafık olanlardır. Çünkü evliyanın kerameti de haktır. Bir velinin kerameti haktır. Velilerin kerametine inanmayan bir kimse, küfre düşmüş olur. Evliyanın kerametine inanmayan bir kimse, küfre düşmüş olur. Şunu diyebilir, x kimse işte onun üzerinden böyle bir keramet görmüş. Ben onun üzerinden böyle bir keramet görümce hani kalbim kanaat etmiyor. Bunu demeye hakkı vardır bir kimsenin. Kendisine imam seçmeye hakkı olduğu gibi. Ama bu velilerin üzerinde keramet

zuhur etmez, böyle bir şey yoktur, bu safsatadan ibarettir derse bir kimse ona tecdidi iman, tecdidi nikah gereklidir. Çünkü evliyanın kerameti haktır. Bunu kabul etmemek, bunu reddetmek küfürdür. Allah muhafaza eylesin. işte o, o günün Yahudileri de o günün Yahudileri diyorlar ki sen sihirbazdan başka bir şey değilsin. Hani aynı şeyi de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri için söylemişlerdi. Peygamber Efendimiz için de ne demişlerdi Mekke müşrikleri? Sen sihirbazsın! Hatta anlattım ya birkaç sefer Ebu Cehil kuyuya düşmüştü de kuyudan Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem hazretleri çıkardı, dedi ki ey kardeşimin oğlu, bu ayı da ikiye bölersen, senin peygamberliğine iman edeceğim. Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem hazretleri iki rekat namaz kıldı. Sonra aya işaret etti. Ay dağın iki yamacına bölündü. O zaman dedi işte sen sihirbazsın. Sihirbazlığına inanıyorum dedi. Bu müşriklerin kalplerinin nifak ile dolu olmasından kaynaklanıyor. Yine Peygamber efendimiz, Hz. isa aleyhisselamın kendisinin geleceğini müjdelediğini beyan eden bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:

‘Adem aleyhisselam çamurun içinde yatarken, ben Allah katında peygamberlerin sonuncusuydum. ilk ortaya çıkışımı size haber vereyim. Ben atam ibrahim’in duası, isa(a.s.)’ın müjdesi ve annemin gördüğü rüyayım.’ Peygamberlerin anneleri böyle rüyalar görürler. Ahmet bin Hanbel, Müsned’de geçiyor. Demek ki Hazreti Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem hazretleri de Adem aleyhisselam, henüz daha hamur halindeyken, ben Allah katında peygamberlerin sonuncusuydum. isa’nın müjdesi, annemin gördüğü rüyayım. Annesi çünkü pek bir peygambere hamile olduğuna dair rüya gördü. Peygambere hamile olduğuna dair ve annemin gördüğü rüyayım dediği o. Annesi çünkü onun peygamber olacağını biliyordu. Annesine müjdelendi. Sen karnında bir peygamber taşıyorsun diye annesi müjdelendi. Şimdi annesini kafir yapmaya çalışan ne yazık ki insanlar var bizim içimizde. Annesi, bir peygamberi karnında taşıdığının bilincinde. Rüyasında gösterilmiş. O anne, kendisinin peygamber doğuracağını biliyor. Rüyasında görmüş. Biz ona imansız diyebilir miyiz! Allah muhafaza eylesin.

Yine Abdullah Bin Mesud diyor ki ‘Resulullah bizi Necaşi’ye gönderdi sallallahu aleyhi ve sellem. Bizler seksen kadar kişiydik, gönderilenler içinde ben, Cafer Abdullah Bin Arfede, Osman bin Mez’un ve Ebu Musa da bulunuyorduk. Biz Necaşi’nin yanına vardık. Kureyş müşrikleri de Amr Bin As ve Ammare bin Elverit’i bir takım hediyelerle ona göndermişlerdi. Amr Bin As ve Ammare Necaşi’nin yanına gelince onun önünde secdeye kapandılar. Sonra biri sağına, diğeri soluna geçtiler ve ona şöyle dediler. Amcamız oğullarından bazı insanlar, senin topraklarına geldiler. Bizden ve bizim dinimizden yüz çevirdiler. Necaşi, onlar nerde diye sordu. Onlardan birisi senin topraklarındalar. Adam gönder onları getirsinler dedi. Necaşi, adam

gönderip onları getittirdi. Cafer, yani Hz. Ali radıyallahu anh hazretlerinin kardeşi olan Cafer, hani şehit olup da Caferi Tayyar lakabını alan Cafer, hani yetimlerini bırakıp da Allah yolunda Kur’an ve sünnet için şehit olan Cafer. Cafer müslümanlara bugün sizin sözcünüz benim dedi. Müslümanlar da kabul ettiler. Cafer içeri girdi. Selam verdi. Necaşi’ye secde etmedi. Orada bulunanlar sana ne oluyor da krala secde etmiyorsun dediler. Cafer, biz sadece Aziz ve Celil olan Allah’a secde ederiz dedi. Necaşi bu ne demek diye sordu. Cafer, Aziz ve Celil olan Allah bize peygamberini gönderdi. Peygamber ise bize Allah’tan başka herhangi bir şeye secde etmemizi, namaz kılmamızı ve zekat vermemizi emretti dedi. Amr Bin As onlar Meryem oğlu isa hakkında da sana muhalefet ediyorlar dedi. Necaşi, müslümanları siz Meryem oğlu isa ve annesi hakkında ne diyorsunuz dedi. Müslümanlar biz onun hakkında Aziz ve Celil olan Allah’ın söylediğini söylüyoruz. O kendisine hiçbir beşerin dokunmadığı, hiçbir hamilelik belirtisi taşımayan, kendisini Allah’a adamış olan Bakire Meryem’e Allah’ın ulaştırdığı emri ve ruhudur dediler. Abdullah Bin Mesud diyor ki bu konuşmalardan sonra Necaşi yerden bir çubuk aldı ve şöyle dedi. Ey Habeşliler! Ey papazlar ve rahipler! Allah’a yemin olsun ki onların isa hakkında söyledikleri, bizim onun hakkında söylediklerimizden şu kadar bile farklı değildir. Ey müslümanlar! Siz de hoş geldiniz. Onun yanında sizinle beraber gelenler de hoş geldiler. Ben şahadet ederim ki o Allah’ın resulüdür. Çünkü o bizim incil’de bulduğumuzdur ve o Meryem oğlu isa’nın müjdelediğidir. Gidin dilediğiniz yerde kalın. Allah’a yemin olsun ki eğer ben burada yönetici olmasaydım, onun takunyalarını taşıyan ve ona abdest aldıran ben olayım diye onun yanında giderdim. Necaşi müşriklerin getirdikleri hediyelerin geri verilmesini emretti. Hediyeleri geri verildi. Sonra Abdullah Bin Mesud erken döndü. Bedir savaşına katıldı.’

Ahmet Bin Hanbel nakletmiş bunu. Evet, yani eski böyle Allah’ın böyle baba noktasında değil, Allah’ın Allah olduğuna inanan, isa aleyhisselama da peygamber olarak inanan bütün Hristiyanlar, Muhammed i Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin son peygamber olarak geleceğini hepsi de biliyorlardı. Özür dilerim yine Barnabas incil’inde, Hz. isa’nın son peygamberin geleceğini, isminin Muhammed ile aynı manada Ahmet olacağını bildirdiği açıkolarak yazılıdır. Bu incil’de Hz. isa diyor ki ‘ben günah affedemem. Günahları ancak Allah affeder. Ben Allah’ın Resul’ünün yolunu hazırlamak için geldim. Bu Resul sizden birkaç yıl sonra incil tahrif edilip, hakiki inananların otuz kişi kadar kalacağı bir zamanda gelecektir. O zaman Cenab ı Hak elçisini gönderecektir. Onun başının üzerinde beyaz bir bulut bulunur. O putları kırar. Onun sayesinde insanlar Allah’ı tanır ve ben de hakiki olarak tanırım’ 72. babda. Barnabas incili, 72. bab.

Yine aynı inci’lin 96 babı: ‘O Resul güneyden gelecektir. O Resul’ün adı Ahmet’tir.’ Bu da 97. bab. Yuhanna incili, 14. babın 16. ayetinde isa aleyhisselam, ‘Allah size, sizinle beraber kalacak bir teselli edici gönderecektir’ demektedir. 26. ayetinde ise bu hakiki tesellici, size her şeyi öğretecek ve size benim öğrettiklerimi de hatırlatacaktır’ demektedir. 16. babın 13. ayetinde ise ‘O size her hakikate yol gösterecektir. Zira o size kendiliğinden bir şey söylemeyecek fakat Allah’ın söylediklerini size bildirilecektir’ demektedir. Hristiyanlar, bu tesellici kelimesini ruh diye tercüme etmekte ısrar ederler. Tesellici kelimesini, onlar ruh olarak diyorlar. Ruh olarak deyince, hani kendilerince kutsal ruh var ya, baba, oğul, kutsal ruh, üçlü testis inancı. Onlar o ruh olarak adlandırdıkları şey, aslında tesellici. Onların ellerindeki incil’den bunlar.

Yine incil’den, Yuhanna incili bab 14, ayet 30: ‘Mesih şöyle dedi. Artık ben sizinle çok söyleşmem. Çünkü bu alemin reisi geliyor. Bende asla onun nesnesi yoktur.’ Yine Kitab-ı Mukaddes, yani eski ahit,Tevrat, Arap ırkından bir peygamber geleceği, yazılıdır. Tesniyenin 18. babının 15.ayetinde, Musa Aleyhisselam’ın israillilere ‘Rab, sizin için aranızdan, kardeşlerinizden benim gibi bir peygamber aleyhisselatu vesselam çıkaracak.’ dediği yazılıdır. Burada bahis konusu olan israillilerin kardeşleri, ismaililer, yani Araplardır. işte incil’de ve Tevrat’ta yazılı olan ve Arap ırkından geleceği müjdelenen bu son peygamber, Muhammed i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir. istanbul’da Boyacı Boyacıyan’ın Agop matbaasında basılan Kitab-ı Mukaddes’in Türkçe tercümesi, sayfa 885’ te: ‘O gelince, dünyayı günah, salah ve hüküm hususlarında inzam edecektir.’ deniyor. Buradaki onun Latince aslında ‘Praglet’ yazılıdır. Bu kelime aslında, teselli edici demektir. Papazlar, her şeye rağmen ‘benden sonra bir teselli edici gelecektir’ ibaresini incil’den kaldıramadılar. Pavlos’un yazdığı ve Hristiyanların Kitabı Mukaddes’ten kabul ettikleri mektuplardan, Korintoslulara, 1. mektubun 13. bölüm 8’de, ‘peygamberler sona erecek, diller de kaybolacak, ilim iptal olacak ama o kamil gelince, yarım kalan ve kusurlu olan bilgiler ortadan kalkacaktır’ deniyor. Bu ibare de yine Türkçe yazılan Kitab-ı Mukaddes’te var. Allah bizi doğru yoldan ayırmasın inşallah. 735’ten Allah izin verirse bir dahaki hafta devam edeceğiz. ‘Hristiyanlardan Ahmet adını hor tutan diğer fırkadan’ inşallah devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin. Cenabı Hak cümlemizi sevsin, sevindirsin, muhafaza eylesin inşallah. Selamünaleyküm.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

Ek kaynaklar:

  • Kur’an-ı Kerim, Nahl 16/125; hikmet ve güzel öğütle davet ilkesi.
  • Kur’an-ı Kerim, Ahzab 33/21; Resulullah’ta güzel örnek oluÅŸu.
  • Nevevi, Riyazü’s-Salihin, takva, ihlas ve güzel ahlak bölümleri.
  • İmam Gazali, İhya-u Ulumi’d-Din, kalp terbiyesi, ahlak ve ihlas bölümleri.
  • Buhari, İman ve Rikak bölümleri, niyet, ihlas ve ahlak rivayetleri.
  • Müslim, Birr ve Sıla bölümü, güzel ahlak ve kardeÅŸlik rivayetleri.
  • Tirmizi, Birr ve Sıla, zühd ve deavat bölümleri.
  • Nevevi, Riyazü’s-Salihin, ihlas, takva, zikir ve güzel ahlak bölümleri.
  • İbn Hacer el-Askalani, Fethu’l-Bari, ilgili Buhari rivayetlerinin ÅŸerhi.
  • KuÅŸeyri, er-Risale, tasavvuf adabı, hal ve makamlar bahisleri.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı