Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Padişah rüya görmüştü ya bi hekim bekliyordu.
“ İşte o sözleşme günü geldi çattı.”
Hani ona Hazreti Allah rüyasında bir pir i faninin geleceğini göstermişti
ya işte padişah bu müjde ile sabahı zor etti ve sabah oldu,
“Güneş yıldızları yakıp yandıran, doğudan göründü mü padişah pen-
cerenin önüne oturdu.”
Güneş doğunca, yıldızların hükmü kalmaz. Güneş doğunca ayın hükmü kalmaz. Oysa yıldızlar ve ay, güneşin olduğuna delalettir. Yıldızlar ve ay güneşten alırlar ve ısılarını ve ışığını. Onlar güneş değildirler ama gecenin karanlığında güneşin vazifesini yaparlar ve onların vazifeleri güneş doğuncaya kadardır. Güneş doğduğunda yıldızların vazifesi biter. Hani Hazreti Peygamber der ya (sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri), ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine sarılırsanız beni bulursunuz. Yıldızların vazifesi Hazreti Peygamber’e götürünceye kadardır. Hz Peygamberi bulan bir kimse bu manada, manevi manada Hz. Allah’a vuslat olmuştur veyahut da bizim yolumuzda vuslat yolundadır. O Allah’a kavuşma yolunu bulmuştur. Güneş o kimsenin kalbine doğduğunda, onun kalbinde yıldızın ve ayın tecelliyatı kalmaz artık ve o kimse şunu der. Yıldız ve ay benim yolumu gösterdi ama o güneş doğduğunda gelecek ısının ve ışığın o olduğunu anladı ama hakiki manada batmayan güneşi bulduğunda, öyle der insan.
“İşte padişah, pencerenin önünde beklerken, güneşin doğmasıyla yıldızların teker teker kaybolduğunu gördü ve padişah pencerenin önünde oturdu, gizlice kendisine gösterdiklerini görmek için beklemeye koyuldu.”
Hani padişaha ,Cenabı Hak, secdede feryat figan ağlarken, mihraba yönelip, ben yine yolumu sapıttım. Ben yine yolumu şaşırdım, benim yolumu düzeltecek olan sensin, benim yolumu selamete çıkartacak olan sensin. Hidayet edenlerin en yücesi sensin, bana hidayet et, bana yardım et, dediğinde Hani Cenab ı Mevla ona bir rüya gösterdiydi ya , işte o yarınından haberdardı. O yarınından haberdar olduğundan, o pencerenin önünde kendisine vaat edileni bekliyordu. Allah vadinde haktır. Rüya, salih rüya, peygamberliğin kırkaltı cüzünden bir cüzdür. Ahir zamanda, sadece rüyalar mübeşşerattandır. ‘Mübeşşerat nedir ya Resulallah? Müjdecidir, müjdedir.’ işte salih insanların gördüğü salih rüyalar ahir zamandan müjdedir. işte o padişaha öyle bir müjde rüya gösterilmişti. O piri fani rüyasında gösterildi ya onu rüyasında ilham kapısı açıldı ya ona rüyasında o ilham kapısından hitap edilmişti. Beklediğin derdine derman olan zat i şerif sana gönderildi. Sen ona hürmet ve hizmette kusur etme. O bizdendir, ona bana hizmet ediyormuş gibi hizmet et, o bizdendir, o tanıdıktır. Onun ilacı keskindir, sihri makbuldür. işte o padişah o vadeden hakikat noktasında Rabbin vadi, o hak o hakikat o an gerçekleşecek, onu beklemeye koyuldu. O müjdeyi bekliyordu. Derken bir de gördü ki:
“Üstü hünerlerle dolu bir kişi geliyor.Gölge içinde bir güneş sanki.”
işte onlar, o mürşid i kamiller, gölge alemin içerisinde güneş gibi parlarlar. O mecaz ailemin içerisinde hakikatten bir işarettir onlar. Onlar sizin gibi yerler, içerler ama onların sofraları semavattan gelir. Onlar sizin gibi yerler, içerler, uyurlar gibi görünürler ama onların kalpleri Rabbin nazargahıdır.
Onlar sizin gibi bir yürürler, koşarlar, otururlar, kalkarlar ama onların fiiliyatları ‘Hak’tandır. Sen atmadın ben attım sırrı, onların üzerinde tecelli etmiştir. Gören gözdür onlar, duyan kulaktır, tutan eldir, yürüyen ayaktır. “Benimle görür, benimle duyar, benimle tutar, benimle konuşur, benimle görür” sırrına vakıftır onlar. Allah onları kendi sırrı ile sırlandırmıştır. O yüzden bu mecaz alemin güneşin hükmündedir onlar. Onlar bu mecaz aleminin güneşi gibi göründüklerinden dolayı, o hakikat aleminin gerçek güneşinin, delili şahadetidir onlar. Onlar nasıl “ashabım yıldızlar gibidir, kim onları bulursa beni bulur” dediği gibi işte o veliler, Allah’ın bu mecaz aleminde güneşi gibidirler. Onlar Allah’ın varlığına birliğine mana aleminin varlığına, o hakikat aleminin varlığına delillerdir, şehadettir onlar. Onlar yürüyen şahittir; görmüştür onlar, duymuştur onlar, yaşamışlardır onlar. Onlar, o kulluğun zevkini, tadını her daim içmektedirler. O yüzden onlar gölge alemin güneşi hükmünde, uzaktan yeni ay gibi gelmekteydi.
Hani tam böyle grup vaktidir ya, akşam olmak üzeredir grup vaktinde karanlıkla, aydınlığın ortasıdır o. Hani yeni ay taptaze, taptaze çıkar, taptaze
çıktığında dahi Hz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yeniay taptaze çıktığında dua ederdi. işte o yeni ay gibi görünen mecaz aleminin güneşidir onlar. Hani insan yeni bir aya girer ya, bir mutluluk içinde olur. Yeni aya girince bir mutluluk, bir huzurluluk alır insan ve ona şükran, yeni aya şükran yeni aya hamd, yeni ayın nimetlerini beklemenin şükranı, başında oruç tutmaktır. Ey sufi adayları, sufiler, siz öyle bir yeniaya ulaşırsanız, şükran için oruç tutunuz mecaz aleminin güneşi ile karşılaştıysanız, Allah’a hamd oruçları tutun. Eğer öyle bir siz hakikat eri ile rüyanızda karşılaştıysanız, kurbanlar kesin Allah adına dağıtın tasadduk edin, hayır hasenat dağıtın. Cenabı Hak sizi, hakikat alemine davet ediyor.Cenab ı Hak size hakikat aleminden bir pencere açıyor. Allah’ın seçilmiş kulu olduğunuza inanın ve o nimetin, o lütfun, o ikramın altında hamdinize hamd, şükrümüzü şükür ekleyin. Allah’ın zikrine zikir, fikrine fikir ekleyin. Namazınıza namaz ekleyin, cömert olun, iyi olun. Allah hakikat alemine doğru size bir pencere aralamış, bir kapı aralamış ve siz yaşarken o hakikat âleminden size inci, mercanlar getirecek bir veli, bir mürşid-i kamil nasip etmiş.
Bir salih insan, bir peygamber varisi rüyanda göstermiş. Ahmak olma, aptal olma, nankör olma, hain olma vefasız olma Şükran’a küfredenlerden, görgüsüzlerden olma. O nimeti başına tac et, hamd et. Yolunda eşik ol, yolunda toz ol, yolunda ram ol, o hakikat güneşi sana gösterilmiş. Rüya ‘Hak’tan ise, rüya salih rüya ise, o vahi gibidir. Vahi değildir ama o vahi gibidir. Hazreti Peygamber’e vahi, ilk altı ayında rüya ile gelmişti. O kapı aralandıysa sana, bunu nimet bil. Bunu başına tac et. O nimet bilmez, o kufran ehli, o nankör lardan olma O rüyanda gördüğün piri faniyi bekle. Pir i faniyi kendine, öbür alemden gelmiş bir nefes olarak gör de aman onun elini bırakma. O dedi ya Hazreti Allah Kur’anında senin elini tutanlar benim elimi tutmuş gibidir. O eli normal ellerden görme, o eli kendi elinle kıyaslama. O el, hak hakikatin eli, o dil hak hakikatin dili, o yürek hak hakikatin yüreği, o göz hak hakikatin gözü. O, yer yüzünde dolaşan, yeryüzünde dolaşan mecaz aleminin hakikat güneşi. Sakın ona edepsizlikte bulunma. Kim ona savaş açarsa, bana savaş açmış gibidir dedi Hazreti Allah. Onu kendine, onu kendi gibi gösterdi. Dedi ki o bendendir. Dedi ki o bendendir, ona savaş açarsan bana savaş açmış gibi olursun, ona hizmet edersen, bana hizmet etmiş gibisin. Onu seversen beni sevmiş gibisin. Ona düşmanlık edersen, bana düşmanlık etmiş gibisin. Onu saymazsan, beni saymamış gibisin.
Hani hazreti peygamber dedi ya: “Yarabbi, Ali’nin döndüğü yere ‘Hak’kı döndür” bunu duyduğumda, bunu tefekkür ettiğimde ayaklarımın, dizlerimin bağı çözülür. Çökerim bulunduğum yere. O nasıl muhabbettir, o nasıl
sevgidir, o nasıl bağlılıktır, o nasıl mükaşefedir, o nasıl muhabbetullahtır, o nasıl bir hakikat dindir ki, onun döndüğü yere, ‘Hak’ dönecek. Onun söylediği yere ‘Hak’ söyleyecek, ve söylediği böyle hak, böyle hakikat olacak. Hz Ali efendimiz pirimiz, mürşidimiz,sultanımız, üstadımız. Tasavvuf yolunun başı, erenlerin velilerin öğretmeni mürşidi. Hz Ali efendimiz, Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin soyunun geldiği yer.” Ya Ali benim soyum senden gelecek” dediği Ali. Ne Ali ki, ashab ı abadan, ashab ı abadan, ehlibeytten. Yarın ehlibeytimi de alıp lanetleşin ayeti kerimesi geldiğinde, bütün ashap sabaha kadar uyumadı. Ehlibeytten olmak için! O ehlibeytten kimdi, o ehlibeyt kimdi acaba? Ya Rabbi, biz miyiz, beni o ehlibeytin içinde eyle, deyip sabaha kadar ashabın gözlerinden akan pınar oldu ve sabah olduğunda bütün ashap, acaba benim adım anılır mı, acaba ben çağrılır mıyım, acaba benim ismim okunur mu diye bütün herkes toplandı Medine’nin meydanına.
Hz Peygamber hasta, Hz. Peygamber rahatsız, Hz.Peygamber iki büklüm! Ama onda bir aba var, bir cübbe var, çok önemli günlerinde giydiği bir cübbesi, bir abası, bir kaftanı. O kaftandaki sırrı çözebilmiş değilim. O kaftanda, o abada, o cübbede nasıl bir sır var ise en hüzünlü olduğu zamanlarda onu giyip hutbeye çıkar. En hüzünlü, en sıkıntılı zamanlarında, en müşkilatlı zamanlarında o abasına, o cübbesine kurban olduğum! Ne var ise! Hakkınızı helal edin! Bilseydim! Herkes beklerken Hazreti Ali el Murtaza seslenilir. Hazreti Fatıma Tüz Zehra seslenilir, zehirlenerek şehit edilen Hazreti Hasan Efendimiz seslenilir. Hunharca Şehid edilen, üç gün üst üste hiçbir şey yemeden, içmeden kılıcının Hak ve hakikatini vermeye çalışan Hz. Hüseyin Efendimiz seslenilir. Sağında Hazreti Hasan, solunda Hazreti Hüseyin, arkasında Fatıma-tüz Zehra, onun arkasında Hazreti Ali efendimiz çıkar. işte o Hazreti Ali, sancağın sahibi ve son gelecek olan Mehdi ala Resulün dedesi, onun soyundan gelecek! Hz Hasan Efendimiz’e benzeyecek. Hazreti Ali gibi hem mana alemine, hem madde alemine tasarruf edecek. işte tasarrufun sahibi o, tasarrufa sahip vakte ve zamanı tasarruf edecek olan o. Her şeye tasarruf eden o. O kendi diliyle, kendi lisanıyla konuşana tasarruf müsaadesi veren o. işte, o Hazreti Ali efendimiz, pirimizin sultanımızın yolunda giden!
işte öyle bir zatı şerif bulursan sen, oruçlar tut, kurbanlar kes. Belki de malını mülkünü hibe et, tasattuk et. Sen dünya ve ahiret zenginliğini buldun. Hani demiş ya canlar canını buldum ben canı neyleyim; ben ballar balını buldum, arı kovanını neyleyim. işte o padişah da, uzaktan yeni ay gibi görünen, o mecaz aleminin hakikat güneşini görmüş.”O uzaklardan
gelmedeydi. Hayal gibi, hem yoktu, hem vardı. Onlar hayal gibidir. Var gibi görürsünüz, yok olur; yok gibi görürsünüz, güneş gibi çıkıverir. Hakkınızı helal edin. Üzdüysek, kırdıysak, incittiysek af ola. Cenabı Hak cümlemizi, yolunda sabit kıla.
El Fatiha’mes salavat.
https://www.youtube.com/watch?v=DpZABxbbnhU&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=11
Kaynaklar ve Referanslar
- Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=DpZABxbbnhU
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Kalb, Şükür, Salavât, Hamd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı