Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 71-78. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 1 • 11/55

71-78. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Hatırdaki hayal de yoka benzer. Sen dünyayı bir hayalle yürüyüp gi-

Hani padişah bir rüya görmüştü ya, o rüyası hatıratında gizliydi. Rüya-

sını hatırlıyordu, diyor ki;

“Hatırdaki hayal de yoka benzer. Sen dünyayı bir hayalle yürüyüp

Kıymetli dostlar! Bunun üzerinde bütün astrofizikçilerin, bütün fizikçilerin durması lazım. Hz Mevlana öylesine bir söz söylemiş ki bütün dünyayı, bir hayal üzerine yürüyüp gider gör demiş. Dünya ve dünyadakileri, hayal olarak görmüş. Ve hepsini de hayal üzerinde yürür gör demiş. Mecaz alemini, komple hayal görmüş. Öyle bir hayal görmüş ki aynı yüzyıllarda yaşamış olan, kendisinden sonra gelmiş olan Muhyittin Arabi’ye belki de kapı aralamış. Ve Arabi, bu alemi, yani mecaz alemini komple hayal olarak görür. Ondan önce, Hazreti Mevlana bu alemi, hayal üzerinde yürür gör, diyerekten, bu mecaz alemini komple hayale bağlamış. Amma velakin, bu gördüğünüz madde alemi de hayalden ibarettir. Bunu ileriki yıllarda komple bu görünen alemin hayal olduğu ve her şeyin, bir hayalden ibaret olduğunu insanoğlu bulacak. Bu meselenin üzerinde inşallah geniş bir zamanda durmayı yeğlerim. Bugün haleti ruhiyem pek iyi de değil herhalde bu kadar kısa kestiğime göre kendi kendime.

“Dünyadakilerin barışları da bir hayale dayanmada, savaşları da

övünmeleri de hayal ucundan, yerinmeleri de.”

Dünya, hayal olduğu gibi dünyanın içerisindeki hal ve hareketler; dünyanın içindeki fiiliyatlar, dünyanın içerisinde oluşan bütün her şey hayalden ibaret. Bu, öylesine uç bir nokta ki bakın bu öylesine bir uç nokta ki, bu uç nokta, ancak tefekkürle anlaşılacak, ancak tefekkürle zevkedilecek bir şey. Bu şuna benziyor, bunu böyle algılamak çok güç. Rüyanızda kolunuz kırılıyor, rüyanızda kolunuz kırıldığında o kadar çok üzülüyorsunuz, o kadar çok üzülüyorsunuz, o kadar çok acı çekiyorsunuz ki uyandığınızda bir bakıyorsunuz ki kolunuz kırık değilmiş. Veya rüyanızda o kadar sıkıntılı rüyalar görüyorsunuz, o kadar sıkıntılı, o kadar sıkıntılı, o kadar sıkıntılı bir rüyalar görüyorsunuz ki uyandığınızda bakıyorsunuz ki sıkıntılı bir rüyaymış diyorsunuz. Veya rüyanızda sizin peşinizden koşturuyorlar yakalamak için siz habire kaçıyonuz, habire kaçıyonuz, habire kaçıyonuz. Bir uyanıyorsunuz ki! Aaaa! Arkanızdan koşan da yok, siz kaçmıyorsunuz da. Bir derin nefes alıyorsunuz. Muhakkak ki hepiniz; korktuğunuz ürktüğünüz, üzüldüğünüz rüyalar görmüşsünüzdür. Hani rüyanızda bir bomba patlasa, ayaklarınızı kaybetseniz siz,rüyanızda çok üzülürsünüz. Veya da çok sevdiğiniz birisi ölse rüyanızda, siz sabah uyandığınızda baksanız ki işte eşiniz ölmüştü ama yanıbaşınızda! Sevinirsiniz, rüyaymış dersiniz. Rüya, hayal ya, Hazreti Mevlana diyor ki işte sizin bu dünyada da yaşadıklarınızın hepsi bir hayalden ibaret. Bu dünya da hayalden ibarettir.

Siz hepiniz uykudasınız. Hepiniz uykuda olduğunuzdan dolayı, bu dünyada yaşadığımız savaşlar, varlık, yokluk, sıkıntı, dert, bolluk, genişlik….hepsi de hayaldir. Uyandığınızda, uyandığınızda diyeceksiniz ki bu hayalmiş. Ve diyor insanlara mahşerde sorulur. Allah sorar, dünyada ne kadar kaldın? Bir günden az gibi, bir gün kadar. Dünya hayatı, mahşerde bir gün kadardır. Hatta bir günden azmış gibi gelecek. Bu neye göre? Sizin bir gününüz, sizin bin yılınız, Allah nezdinde dünyanın bin yılı, Allah nezdinde bir gün gibidir diyor, bir gün gibidir. Ahiret hayatında bin yılınız, bir gün kadardır. Bir gün kadar bile değildir. Siz, binyıl yaşamıyorsunuz, binyıla ordan cevap verin şimdi. O zaman siz en fazla atmış yetmiş yıl yaşıyorsunuz .Yüzyıl yaşasanız, bir günü bölün yirmidörde. Böldüğünüz zaman, atmış yetmiş yılı da bir daha bölerseniz, bir saat iki saat falan kalır.

Dünya hayatı, ahiret hayatının yanında birkaç saatlik bir zaman dilimi kalır. Birkaç saatlik bir dilim! Yani aslında dünya hayatı diye gördüğünüz çok uzun hayat, ahiret hayatı nisbetinde, birkaç saatlik, daha ilerisi! Güneşin samanyolunun etrafında dönüşünü yaratıldığından beri tamamlayamadığını biliyor musunuz? O zaman güneşin bir yılı daha tamamlanamadıysa, siz dünya hayatının, güneş yılına göre ne kadar zaman birimine tekabül ettiğini hesaplayabiliyor musunuz? Işığın hızı saatte kaçtı? Saniyede üçyüzbin.

Saniyede üçyüzbin kilometre hızla gidiyor. Dünya hayatına, ışık hızıyla bakarsanız, herhalde dünya hayatınız sizin bir saniye falan tutar mı? Tutmaz herhalde, saniyede üçyüzbin kilometre gittiğine göre tutmaz. Tutmaz!

Dünya hayatı dediğiniz şey. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin deyimi ile göz açıp kapatmak kadar. O zaman göz açıp kapatmak kadar olan bu dünya hayatını ve içinde yaşananları, Hz. Mevlana diyor ki bir hayalden gör bunu. Nasıl rüyanda kolun kırıldığında, uyandığında kolunun kırıklığının acısını hissetmiyorsan, bu dünya hayatı da böyle geçecek. Tabii bunu böyle algıladığınızda, böyle algılamaya başladığınızda, sizin için dünya hayatının, dünya yaşantısının hiçbir hükmü kalmıyor. Böyle hiç bir hükmü kalmayınca, kapitalist sistem size savaş açıyor. Diyor ki sen böyle dünya hayatını hükümsüz görürsen, o zaman benim moda diye ürettiğimi giymezsin. Moda diye yedirdiğimi yemezsin, moda diye içirdiğimi içmezsin, moda diye yutturduğum şeyleri yutmazsın. O zaman ne yapman lazım, o zaman bu dünya hayatı göz açıp kapatıncaya kadar felsefesini reddedip onu kötülemen lazım.

Bize de onu yaptılar. Yıllardan beri sufilere kızdılar. Siz bir lokma bir hırkacısınız diye, bana öyle diyorlardı. Sen bir lokma, bir hırka mı giyeceksin! Sonradan gördüm ki bir lokma bir hırka felsefesi, bütün felsefelerin üstündeymiş. Bütün felsefelerin üstündeymiş! Şimdi bütün insanlar orangutan gibi yiyorlar. Ben de dahilim buna. Şimdi bütün insanların bir hırkası yok, binlerce, yüzlerce hırkası var. En fukaranın evinde on tane, onbeş tane gömlek, üç beş tane pantolan, üç beş tane ceket var. En fukaranın evinde işte ne televizyon diyorlar ona, plazma televizyon var. Dünya hayatı, göz açıp kapatınca ya kadar!

“Erenlere tuzak olan o hayallerse, Allah’ın gül bahçesindeki ay yüzlülerin

ışıklarının vuruşudur ancak.”

Velilerin de diyor, velilere de tuzaktır. bu hayaller. Ne? Velinin gördüğü rüya, velinin gördüğü hal,velinin gördüğü harikulade şeyler, onlar da tuzaktırlar. Veli oradan kanar, oradan aldanırsa diyor evliyalar, kemale ermemiş olanlar, onlar da yıkılırlar . Onlar onu kendilerinden görürlerse, gördüğü rüyayı kendilerinden bilirse, üzerinden tecelli eden kerameti kendinden görürse veya bir hal ona gösterilirse, onu da o kendinden görürse, o tuzağa düşmüş olur. Diyor ki aslında o silsileden gelen bir şeydir. Yani gül bahçesindeki ay yüzlülerin, ışıklarının vuruşudur ancak. Yani onu sen kendinden görme. Ey sufi! Sen onu ben hal gördüm, ben rüya gördüm deme. Benden şöyle keramet zuhur etti deme. O, gül bahçesinden, yani o peygamberler var ya, o salihler var ya o salihlerin, o peygamberlerin dünyaya tecelliyatlarıdır onlar. O yüzden o velinin üzerindeki tecelliyatıdır. Sakın ben rüya

görüyorum, ben hal görüyorum, ben iyi dervişim diye kendini methetme. Kendini bir noktada görme, kendini bir noktada da göstermeye çalışma ve her şeyi şeyhinden bil. Şeyhinin kerametidir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin himmetidir, şefaatidir. Öyle bil! Tuzağa düşersin.

“Padişahın rüyada gördüğü hayal, konuğun yüzünde belirip durma-

Padişah, o hekimi rüyasında gördüydü ya, o rüyasında gördüğü, o pırıl pırıl parlayan hekim, gerçekte de yüzünde de pırıl pırıl parlıyordu. Rüyasında nasıl o nur yüzlüyse de gerçekte de o nur yüzlüydü.

“Padişah, perdecilerin bulunduğu yere dek yürüdü. O gayb âleminin konuğunun kapısına vardı. İkisi de yüzdeşlik öğrenmiş, birbirine tanış olmuş, tek bir denizdi. İki can da dikilmeden birbirleri ile birleşmiş, bir olmuştu”

işte o sufi, osufinin ruhaniyeti, ruhlar aleminde, o mürşid i kamilin ruhaniyeti ile tanışmışdı. Ruhlar aleminde birbirleriyle tanışıp konuşanlar, birbirleriyle sevişenler, bu maddi, bu mecaz alemde de birbirleriyle tanışıp, konuşup, anlaşıp, sevişeceklerdi. Hadis-i Kutsi! işte ruhlar aleminde birbirlerini tanıyanlar, burada da birbirlerini tanıyıp, birbirlerine dost oldular. iki tanış gibiydiler. Önceden tanışıyorlarmış gibiydiler. Birbirlerine baktılar, birbirlerine aşina gibiydiler ve iki deniz birleşiverdi. iki can birleşiverdi. Mürit, mürşidine vasıl oldu. Mürid, mürşidine vaslat oldu. Mürit, mürşidine teslim oldu. Mürid, mürşidinin önüne gitti, dedi ki sen benim canıma canmışın. Benim kanım senin kanındanmış , benim ruhum senin ruhundanmış, benim dilim senin dilindenmiş, benim gönlüm, senin gönlündenmiş, benim her şeyim sen denmiş, bilememişim. Bu güne kadar görememişim, bu güne kadar anlamamışım. Düşmüşüm, gafletin peşine. Düşmüşüm, gulyabanilerin peşine. Düşmüşüm, yabancıların peşine. Düşmüşüm, gözlerim kör imiş, kulaklarım sağır imiş, kalbim mühürlü imiş.

Görmemişim, bilmemişim, tanımamışım. Ne zaman ki Allah lutfetti, o zaman anladım. Benim ruhumun yoldaşı sen mişin, benim canıma can senmişin, benim kanıma kan senmişin.

“O zaman anladım dedi padişah. Padişah dedi ki sevgilim senmiş-

Padişah anladı ki asıl sevgilisi cariye değilmiş, oymuş. Padişah anladı ki asıl sevmesi gereken cariye değilmiş. Yani nefsi değilmiş. Ruh anladı ki asıl sevmesi gereken, nefsi değilmiş. Oysa o güne kadar nefsinin yaptığı bütün her şey hoşuna gidiyordu. Nefsi ona tat veriyordu. Nefsi ona lezzet veriyordu. Nefsi onu ayrı bir hayal dünyasında dolaştırıyordu. Ne zaman ki o

ruh mürşid i kamil ile buluştu, o zaman ruh anladı ki asıl sevmesi gereken o mürşid i kamilmiş. Ruh o zaman anladı ki asıl dinlemesi gereken, o mürşid i kamilmiş. Ruh, o zaman anladı ki asıl peşine düşülmesi gereken o mürşid i kamilmiş. Ruh o zaman anladı ki kendisini, canını can eden, o mürşid i kamilin canıymış. Kendisini kendisi eden, o mürşidi kamilmiş. O yoksa, o murşid i kamil olmaz ise yine o bir yok pahasına satılacak bir şeymiş.

“Fakat dedi dünyada iş, işten meydana gelir.”

Allah sebepten sebep halk eder. Allah bir şeyi halk eder. Bir şeyden bir şey daha halk eder. Dünya, sebepler üzerine yürür. Sebepsiz bir şey üzerinde yürümez. Dünyadaki işlerde sebepler üzerine yürür. Manadaki hal ve hareketler de sebepler üzerine yürür. Sebepsiz mana alemi de yürümez. O yüzden bir manadan, mana çıkar. Bir işten bir iş çıkar, işten iş çıkar, işten iş çıkarken menzile doğru gider insan.

“Dedi ki sen bana Mustafa’sın, bense Ömer’im sanki, sana hizmet için

belime kemer kuşandım.”

Başınızda bulunan mürşid i kamiller, ben i israil peygamberleri mesabesindedir. O yüzden bir kimsenin mürşidi, kendisinin Mehdi’sidir. Bir kimsenin mürşidi, kendisinin imamıdır. O yüzden o ruh diyor ki artık sen benim ‘Mustafa’msın. Burada peygamber noktasına konulmuş olarak görmeyin. Mustafa demek, safa ehli demektir. Safa ehli! Sen benim Mustafamsın dediği, sen benim safamsın. Sen benim safa ehlimsin. Sen beni safaya ulaştıracak olan, hidayete ulaştıracak olansın. Sen beni Allah’a vuslat edecek olansın. Buna sebep olacak olansın. Ben de Ömer’im. Ben de sana hizmet edeceğim. Ben de sana tabii olacağım. Ben de senin sözlerini yerine getireceğim. Önceden sana düşmandım, önceden seni tanımadım ben. Seni tanımadığımdan dolayı, mürşidi kamillere düşmandım. Velilere düşmandım. Hz Ömer efendimiz düşman değilmiydi? Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini katletmeye gelmişti. O güne kadar düşmandı ona. Bir kimse bir veliyi tanıyıncaya kadar, veliye düşmandır. Ne zaman veliyi tanıdı, o zaman der ki aaa, bu hiç de düşman olacak birisi değilmiş ama onun kalbi mühürlü ise o veliye düşmanlığı devam eder. Kalbi mühürlü olanlar, kalbi mühürlü olanlar hayatları boyunca velilere düşmanlık ederler. Onlar, bakmayın eski derviş de olabilirler.

Zamanın birisinde, bir şeyhe intisab etmiş olabilirler. Eğer şu anki sağlıklarında bir şeyhe intisapları yok ise aslında bir önceki şehlerine vefasızlık etmiş, bir önceki şeyhlerine hainlik etmiş, bir önceki şeyhlerinin peşinden gitmemiş, bir önceki şeyhini tanımamış insanlardır. Bunlar, o tanımamazlıktan, o hainlikten, o vefasızlıktan dolayı, Allah onların gönüllerini mühürler. Onların bu noktada, tarikat ı aliyede yolları biter. Onlar kendi kendilerine

şöyle derler. Bu zamanda mürşid-i kamil mi var ki bu zamanda veli mi var ki. Oysa kendileri de bir şeyhe intisab etmezden önce, öyle konuşuyorlardı. Ben üstadıma bağlanmazdan önce herkes bana diyordu ki bu zamanda mürşid-i kamil mi var, bu zamanda veli zat mı var. Daha ileri söyleyeyim Çorumlua Hacı Mustafa efendi vefat ettikten sonra , Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’nin peşinden gidenler şöyle demişlerdi bana, Mustafa Efendi vefat etti, yerine kimseyi bırakmadı. Türkiye’de mürşidi kamil yok. Kaldım! Bizatihi. Dedim dünya üzerinde yok mu? Var. Sende? Yok! Allah’ın velileri eksik mi? Değil. Hem hadisi şerifle hem ayetle sabit mi? Sabit. Ayet i kerimede Allah’ın veli kullarının var olduğu söyleniyor mu? Evet. Onlar mahzun ve mahçup olmayacaklar diyor mu? Evet. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, velilerin devam ettiğini, kırk kişi olduğunu beyan etmiş mi? Evet. Bunlar vefat ederse yerlerine birisinin atandığını, birisinin geçtiği söylenmiş mi?

Kim senin mürşidin? Senin mürşidin kim? Yok! Neden, senin daha önce mürşidin var mıydı? Vardı. Kimdi? X efendi. iyi, ne kadar güzel. Şimdi? yok. Neden? Mübarek vefat etti. iyi. Hani sen de önceden gözün açıkmış, görmüşsün. Şimdi gözün kör. Sen ne yaptın da köreldin? Sen hangi edepsizliği yaptın ki Allah sana velinin kapısını kapattı. Sen hangi günahı işledin de Cenab-ı Hak sana dostunun dostunu dost etmiyor! Hz Mevlana diyor ki yürü kendine bir veli, kendine bir mürşit bul, kendine bir dost bul. O dostu bulursan, Allah’a dost olursun. Yürü bul bir yolunu. Emir! Senin kim mürşidin? E ben ölen Şeyh efendiye bağlıydım. Ondan öncekine bağlan o zaman, neden ondan öncekine bağlanmadın? Ben öyle derdim. Siz kime bağlısınız şimdi? Çorumlu Hacı Mustafa Efendiye. E öldü! Adam bakıyor şimdi. Onun kılıcı keskindi. Ha ondan önceki Ali Efendi’nin kılıcı keskin değilmiş yani! Nasıl yani? Ya madem, Ali Efendi’nin kılıcı keskin değil miydi ki Mustafa Efendi çıktı? Ondan önce Ebubekir Babanın kılıcı keskin değil miydi ki Ali Efendi geldi? Hazreti Peygamberin kılıcı mı kördü? Hz. Ebu Bekir’in, Ömer’in, Osman’ın, Ali’nin, kılıcımı kördü. Abdulkadir Geylani, Ahmet Er Rufai, Ahmed el Bedevi, ibrahim Dusuki, Şeyh Ebu Hasan el Şazeli, Şah ı Nakşibendi, Muhittin Arabi, Hz Mevlana, Hacı Bektaşi, Üftade Hazretleri, ismail Hakkı Bursevi, Emir Sultan Hazretleri kılıçları mı kör bunların?

Senin kalbin kör. Senin gözün kör. Sen perdelenmişsin. Bir mürşid-i kamile bağlanmadıysan kör olarak göçüp gideceksin bu alemden, kör! Gözünün açık gördüğüne bakma, gerçekte körsün. Eğer bir Allah dostuna dost olmadıysan, Allah’a dosttuk cakası satma. Sen Allah’a dost değilsin. Eğer ben eski Allah dostlarına baplıyım diyorsan, o zaman Muhammed-i Mustafa’ya

gerek yoktu. isa mı yoktu, Musa mı yoktu, ibrahim mi yoktu, Yusuf mu yoktu, Yakub mu yoktu, Yuşa mı yoktu, Adem mi yoktu, ama Allah son peygamber Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i gönderdi. Son peygamber Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i gönderdi ve dedi ki ondan sonra hiçbir peygamber, hiçbir nebi gelmeyecek. Eğer sen benim şeyhimden sonra şeyh gelmeyecek diyosan, sen de onu peygamber gibi gördün o da küfür.

Allah’ın velileri kıyamete kadar devam edecek. Yeryüzünde kıyamet, en son velinin ruhu kabzedildikten sonra kopacak. Eğer yer yüzünde bir veli var ise, kıyamet kopmayacak. Kıyametin kopuş sebebi, veliliğin son bulması ile alakalıdır. Dünyanın ayakta durmasına sebeptir veliler, yağmurun yağmasına, güneşin doğmasına sebeptir. Bitkilerin yeşermesine, toprağın sebze ve meyve vermesine sebeptir veliler. Eğer yeryüzünde veliler olmayacak olsaydı, taş kesilirdi yeryüzü. Yeryüzü velilerin yüzüsuyu hürmetine yaşar. Hayvanat, insanlar, böcekler, bitkilervelilerin yüzü hürmetine yaşar. Velilerin yüzüsuyu hürmetine. Ve sen daha önce bir veliye yolun uğradı da şimdi yolun oraya uğramıyorsa, muhakkak çok tövbe et. Çok büyük isyanların içindesin. Neden? Sen çünkü o kapıyı bildiğin halde, sen şimdi kapısızsın.

Üstadımız, Allah rahmet eylesin, derdidi ki: “Evladım, bir insana muhakkak yaşayan bir mürşid-i kamil lazım, rüyasını kimi anlatacak, halini kime anlatacak, derdini kime anlatacak kime soracak oğlum derdi? Kime lazım olmaz, bilşr öisin Mustafa Efendi? Kime Efendim? Oğlum, beşinci Esma’yı alırsa o kimse, ona Üstat lazım olmaz. Halife olursa ona üstat lazım olmaz. Sen bilin ya, onların kalpleri çalışır. Sen bilin ya, onlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ile görüşürler. Sen bilin ya, onlar kabir ehli ile görüşürler, onlar alacak olduğunu onlardan alır. Mustafa Efendi! Buyurun efendim. Oğlum, biz öldükten sonra da sen bizden istediğini alın. Estağfurullah Efendim. Başımıza geldiğinde istediğini sor oğlum. Estağfurullah Efendim. Başımıza gelmene de gerek yok, oturduğun yerden sor. Estağfurullah efendim. Mürşid i kamilin hali budur. Gidip Emir Sultan Hazretlerine huzur edip, ondan bir sorunun cevabını alabiliyorsan, sana lazım değil. Gidip Emir Sultan Hazretleri’nin, Üftade Hazretlerine rüyanı anlatır, ondan tevilini alıyorsan, sana Üstad lazım değil. Sana lazım değil. Sana lazım değil o! Öbür türlü? Sana lazım Evladım biz öldükten sonra sakın ha oldum deme. Emredersiniz efendim. Beytullah şahit olsun oğlum. Herkes istihare yapsın. istiharesinde kimi görürse, ona gidip intisab etsin. Emredersiniz efendim. Oğlum bak, şahit olsun. Şahit olsun efendim. bütün dergaha da söyle. Emredersiniz efendim.”

Bir mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır. Kim için geçerli? Daha önce bir mürşide bağlanan için geçerli. Bağlandın mı bir sefer? Evet. Senin bir daha mürşidin olması şart. işte diyor ki sen bana Mustafa’sın. Bir mürşit, müridinin safa sebebidir. Müridinin hidayet sebebidir. Müridinin cennet sebebidir. Müridinin vuslat sebebidir! Bunu ancak yaşayan anlar ve bilir. Şemsi olan bilir. Bir üstadı olan bilir. Üstadı olmayana bu, sivrisinek sazdır. Üstadı olmayana, davul zurna gibidir bu. Üstadı olana, bir hikmettir, bir işarettir. Üstadı olana, bu bir ilimdir. Allah bizi onlardan eylesin.

El Fatiha temes salavat.

https://www.youtube.com/watch?v=AYfNhM_SS8w&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=12

Kaynaklar ve Referanslar

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları