Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 760-761. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 760-761. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 4/46

Mesnevî-i Şerîf 760-761. Beyitler Şerhi Hakkında

760-761. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Devletliler onunla eteklerini doldurmuşlardır.”

Bir önceki beyit neydi? ‘O nuru canlara hak saçtı’ yani Cenabı Hak, kendi nurunu ne yaptı? Saçtı. Kendi nurunu saçınca da ne yaptı? Devletliler onunla eteklerini doldurmuşlardır.

‘O nur saçıcısını bulan, yüzünü Allah’ın gayrısından çevirmiştir.’

Cenabı Hak âlem-i berzahta ruhları yarattı. Ruhları yarattıktan sonra ben sizin Rabbiniz değil miyim diye sordu. Ben sizin Rabbiniz değil miyim deyince bütün ruhlar: ‘Bela, evet, sen bizim Rabbimizsin’ dediler ve Cenabı Hak, onlara secde emri verdi. Birinci secdeye herkes gitti. Malum, bu hadisi biliyorsunuz. ikinci secde emri, bir kısmı gitti, bir kısmı gitmedi. Üçüncü secde emri, ikiye gidenlerin bir kısmı, üçe gitti, ikiye gidenlerin bir kısmı üçe gitmedi, ikiye gitmeyenlerin bir kısmı üçe gitti filan. işte uzun mesele ve Cenab ı Hak, ruhlar aleminde nur saçtı. Bunu Muhyiddin ibn Arabi hazretleri burayı biraz hani ayanı sabite olarak nitelendirir ya, ayanı sabitede ruhlar, kendi istidatlarınca, o nurdan aldılar. istidatlarınca aldılar. Ne kadar istidatları var ise o kadarını aldılar ama orda nurunu Cenabı Hak bütün ruhlarını üzerine saçtı. O nuru saçınca, Hz.Pir diyor ki devlet liler, yani burda devletliler dediği, yüce kimliğe, kişiliğe sahip olanlar, peygamberler veliler, mü’minler, mürşidler, sufiler. Bunlar, eteklerini doldurdular. Kimisi ne yaptı? Eteğini açtı tabiri caizse. Hani bir şey çok olur, çok almak isteyen kimse avucuyla almaz. Ne yapar, eteğini açar daha fazla alır, doldurur. Diyelim ki bir meyve dolduracak eteğini kaldırır doldurur veya yiyecek içecek bir şey var, eteğini kaldırır, doldurur. Çok almak ister. Bunlar istidatları

geniş olanlar, bu daha da daha daha da daha diyenler, bunlar bir maneviyat noktasında, doymak bilmeyenler bunlar için ne yaparsan yap, hep daha da diyecekler ve sen hep dahadanın yolunu arayacaksın. O kimsede çünkü hep dahadanın yolunu arar.

Bunlar eteklerini doldurmak isteyenler, bir kimse gönlünü, gözünü, eteğini, kalbini, her şeyini doldurmak istiyor. O kimseye hep dahadası lazımdır. Sufiler, mana noktasında hep dahadasını arayan kimliklerdir. Sufi, dünyada azla yetine bilir belki de, ben onu da kabul etmiyorum da bir kimse şunu diyebilir, ya ne olacak işte, az bir şey burda yiyelim, içelim, ben onu da kabul etmiyorum. Benim sufilik anlayışım öyle değil. Biz dünyaya da ahirette de daha da deriz. Yalnız dünyaya daha da derken dünyaya âşıklık noktasında dünyaya sevdayla yaklaşma noktasında değildir dünyaya daha da değişimiz. Biz, biz daha fazla insanlara el uzatalım, daha fazla veren el olalım, biz daha fazla hayıra hasenata koşalım. Biz daha fazla, bizden faydalanan insanlar olsun, bizim dünyaya daha da deyişimiz odur. Öyle miskinlikle köşede oturmuş miskinlik yapan, ben böyle bir sufilik tanımlamasını kabul etmiyorum. Sufi, bu manada da veren el olması için mücadele eder. Onlar zekatlarını bitamam verirler. Bak, onlar dediği velileri tarif ediyor, evliyaları tarif ediyor, müminleri tarif ediyor Cenabı Hak. Ne diyor? Onlar iman ederler, namazlarını dosdoğru kılarlar. Zekatlarını verirler. iman edenleri tarif ederken Cenabı Hak hepsinin sonunda zekatlarını verirler diyor. Zekatlarını verirler demek, o iman eden kimse, zekat verme noktasında olacak. Zekat verme noktasında kimdir? Nisap miktarı paraya, mala sahip olan kimse. O zaman o kimse tembel değildir. O kimse hımbıl değildir. O kimse annesinin, babasının malını yemez. O kimse bir başkasının kazancına bakmaz. O kimse benim çocuklarıma kim bakacak ya göndereyim de kayınvalide baksın bunlara, göndereyim kayınpeder baksın, göndereyim ben bunu kayınpederin evinde otursun, ya biraz onlar yardım etsin, git lan annenden babandan ne alacaksan al gel…Bunlar adamın müsveddesi, adamın müsveddesi bunlar. Bu böyle değildir.

Sufi zekat verecek, zekat verme noktasına getirecek kendisini. Çalışacak, çabalayacak, yürüyecek, koşacak. Maddeten de manen de koşacak. A, ben şeyhimi rüyamda gördüm. Yeter ya! Yetmez. Her gün göreceksin, yetmez. Her an göreceksin, yetmez. Baktığın yerde göreceksin. Yürü! Tembellik yapma, yetmez. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini göreceksin, yetmez. Konuşacaksın onunla, bu bir şizofreni değil. Bu, sufilik yolu, yetmez. Yeter diyen yolda kalır. Sen dolduracaksın her şeyini, senin beyninin bir tarafı dünyaya çalışacak, bir tarafı ahirete çalışacak. Sen ikisini beraber koştutturacaksın. ikisini beraber koştutturacaksın. Yeter diyen kimse

sufilikte yolu yoktur. Yeter diyen bir kimsenin, sufilikte yolu yoktur. Yürü, Cenab ı Hakkın nuruyla doldur her tarafını. Koş. Ciğerin patlayıncaya kadar koş. Kalbin yarılıncaya kadar koş. Usanma, ne güzel söylemiş sevmekten kim usanır diye, usanma. Yıkıldığın yerden kalk koştur. Tökezlendiğin yerde kalk koştur, kimseye kabahat bulma. Kabahat da senin, suç da senin, günah da senin. Ne dedi koskoca peygamber, ben hefsimi temize çıkaranlardan olmam dedi. Nefsini temize çıkarma. Ne dedi koskoca peygamber? Ben nefsime zulmedenlerden oldum dedi. Sen nefsine zulmedenlerden olma. Kaç, yürü kendi kendini temize çıkarma. Kendi kendini haklılığa çıkarma. O şeytanın yolu. O zaman sen o eteklerini dolduranlardan ol. Senin yüreğini o nurla dolduranlardan ol. Senin gözün, gönlün, kalbin, kulağın, elin, ayağın o nurla nurlansın. Gönlünde her daim zikrullah gümbür gümbür devam etsin. Senin bakışın nur, duyuşun nur, tutuşun nur olsun, konuşman nur olsun, senin dünyaya bakışın, ahirete bakışın, kardeşliğe bakışın, insanlara bakışın nur olsun. Kendini ona göre dizayn et.

‘O nur saçıcısını bulan yüzünü Allah’ın gayrısından çevirmiştir. O nurun saçıcısı, o nurun dağıtıcısı, o nurun sahibi kim? Hz. Allah Celle Celalühü. Onu bulan, onunla hemhal olan, onun yoluna giren, yüzünü başka bir yere çevirmez. Enam Suresi, ayet 79: ‘ibrahim Aleyhisselam söylüyor. Ben yüzümü tamamen gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben asla Allah’a ortak koşanlardan değilim.’ Sen, o nur satıcısı olan Allah’a yüzünü dön ve ondan başkasına yüz çevirme. Bize üç sevgi, lazımdı. Üç sevgiden sorgu sual sorulmaz. Allah’ın sevgisi, Resûlullah sallallahü ve sellem hazretlerinin sevgisi ve bizi bunlarla tanıştıran, bu sevgiye ulaştıran ve bunlarla görüştüren, üstadımızın sevgisi. Dua muhteşem: ‘Ya Rabbi! Senin sevgini, seni sevenin sevgisini, seni sevdirenin sevgisini, çölde susuz kalmış kimseye soğuk şerbeti sevgili kıldığın gibi bize de sevgili kıl.’ Amin. Biz bu üç sevgi ile yoğruluruz. Aslında bu üç sevgi değildir. Bunu anlatırken üç sevgi olarak anlatırız biz, hadisi şerif mucibince. Bu üç sevginin arasında renk farklılığı yoktur. Derece farklılığı vardır. Yoksa bu üç sevgiyle sevgilenin, herhangi birisiyle sevgilenen bir kimse, onun boyasıyla boyanmıştır. Biz üstadımızı Allah için severiz. Biz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini, Allah onu peygamber kılmış, o Allah’ın resulü olduğu için severiz. Biz Allah’ı da Allah olduğu için severiz. O yüzden bu üç sevginin arasında bir fark yoktur aslında ama biz bu noktada hataya düşmemek için, şeyhimizi Allah’ı sever gibi sevmeliyiz. Biz de böyle bir şey yoktur. Biz şeyhimizi Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini sever gibi sevmeyiz. Biz Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini Allah’ı sever gibi de sevmeyiz. Allah’ın sevgisi, uçsuz bucaksızdır. O, bütün sevgilerin üstündedir. Bütün sevgilerin üstünde. Ha,

şöyle düşünülmesin. Örneğin biz eşimizi, dostumuzu da severiz. Onları da Allah için severiz yalnız. Biz eşimizi de severiz Allah için, çocuklarımızı da severiz Allah için. Arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi, Allah için severiz. Allah için severiz. Sınırlar bellidir Allah için sevgide. Harika, ben o kardeşi Allah için seviyorum. Tamam, Allah için seviyorsan sen onu, sınırı belli. Ben o kadını Allah için seviyorum, sınırı belli. Ben o erkeği Allah için seviyorum, sınırı belli. Onun kocası, Allah için seviyor, sınırı belli. Onun karısı, Allah için seviyor, sınırı belli. Onun kardeşi, Allah için seviyor, sınırı belli. Allah için olan sevgilerin hepsininde sınırı bellidir. Hukuku bellidir.

Allah için seviyorum diyen bir kimse, hukuksuz değildir. Bakın, hukuksuz değildir, sınırı bellidir. Ya ben seni Allah için seviyorum, hadi gidelim. Nereye gidiyorsun ya, nikah lazım, hukuk lazım, bir şey lazım. Var mı öyle bir şey? Allah için seviyor, heva ve hevesten olan sevgiler, sınırsızmış gibi gelir insana. Heva ve hevesten. Yok, o şeytani o. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini sevmenin dahi sınırı var. O Allah değil. O Allah değil. Bakın, sınırı var. Şeyhi sevmenin sınırı var. O peygamber değil, o Allah hiç değil. Vardır ya böyle sevgisini göstermek isterler, şeyhim bana öl dese ölürüm! Ya oğlum, ne alakası var. Zaten sana öl diyorsa o şeyh değil. Neden? Nefsine uymuş, ne alakası var. Birisi öyle dedi, işte ben şimdi onun şeyhinin tabirini söylesem, hangi dergaha bağlı olduğu meydana çıkacak böyle. Cigarası da böyle ateşli, cigaranın üzerinde de parmağını böyle oynatıyor. Bu ne dedim ben. Devamlı cehennem ateşini dedi bunla dedi biz dedi şey yapıyoruz. Ne o, aklından çıkarmıyormuş! Sigaranın üzerinde böyle cahillikler var bizde. Bu cehaletin ta kendisi!

Bunlar böyle sufilik, şeyhlik, dervişlik değil bunlar. Bunlar cahil insanlar. Din bilmez, diyanet bilmez, sigaradan cehennem ateşi arkadaş şey yapıyor, cehennem ateşini devamlı hatırında tutuyor. Allah muhafaza eylesin. O bana öyle demişti. Böyle bir de bu böyle bir yerin zakiri dedi ki bize dedi, bana dedi, işte haram bir şey söyledi, şunu yap dese yaparım dedi. Dedim kardeş, sen tecdidi iman getir. Kızdı bana. Sana dedi üstadın haram bir şey söylese yapmazmısın? Hayır dedim. Bizde yok böyle. Benim üstadım bana haram bir şey emrederse, ben yerine getirmem dedim. Bizim üstadımıza olan bağlılığımız, Kur’an ve sünnet dairesinde.

Sonra hadisi şerif söyledim ona. Meşhur ya, seriyyeye gönderiyor o kişileri, başlarında da bir tane komutan. Canları sıkılıyor, komutanla seriyyeye giden askerlerin arasında anlaşmazlık çıkıyor. Komutan diyor odun toplayın, topluyorlar. Çalı toplayın, topluyorlar. Yakın ateşi, yakıyorlar. Emrediyorum, ben sizin komutanınızım, atın kendinizi ateşe diyorlar, sahabeler atmıyorlar kendilerini ateşe. Medine-i Münevvere’ye dönülünce bu meseleyi

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine söylüyorlar. Diyor ki eğer ateşe atsaydınız kendinizi ebediyen cehennemde kalacaktınız diyor. Sonra meşhur o sözü söylüyor. Maruf yani itaat maruftadır. itaat maruftadır, itaat maruftadır. Yani itaat, iyiliktedir. iyiliğe itaat edilir. Harama itaat edilmez. Kötülüğe itaat edilmez. Bir erkek, eşinden haram bir şey istese, kadın itaat etmez ona. Bir çocuk, anne babası ondan haram bir şey istese, itaat etmez ona. Haramda itaat yoktur. Harama itaat edilmez. Kur’an’la, sünnetle, imamların içtihadıyla sabit bir harama itaat edilmez. Bakın, harama itaat edilmez asla. Bir şeyh efendi sana git hırsızlık yap dese, demez gerçek bir mürşit. Dediyse mürşit değildir zaten. O zaman terk et onu. Onu terk etmek vefasızlık değildir. Allah muhafaza eylesin. ‘Doğu da Allah’ın, batı da Allah’ındır. Artık nereye dönerseniz dönün, orası Allah’a çıkar. Şüphe yok ki Allah’ın rahmeti geniştir, o herşeyi bilendir.’ Bakara 115. Cenabı Hak’kın nuru her yeri sarmıştır. Sen ne tarafa dönersen dön, ne tarafa yönelirsen yönel, Allah’ın vechi, Allah’ın yüzü o yöndedir. Ha,Cenab ı Hak bize kıbleyi şart kılmış. Biz kıbleyi bildiğimiz anda kıbleye yöneliriz, bilemezsek ne tarafa yönelirsek yönelelim, Allah’ın vechi, onun üzerindedir. Mesnevi’den beyit ve bitiyor: ‘Eğer sen kendin de ön art oldunu sanıyorsan, cisme bağlısın. Candan mahrumsun. Alt, üst, ön, art, cismin vasfıdır. Nurani olan can ise bunlardan münezzeh ve cihetsizdir, yani yönsüzdür. Kısa görüşler gibi zanna düşmemek için, gözünü kapa, padişahın nuruyla aç.’ Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Geceniz hayırlı olsun. Selamün aleyküm.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı