Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“Allah sofrası alışverişsiz, pazarlıksız, parasız, pulsuz gelip durmadaydı. Musa’nın kavmi içinde birkaç kişi edepsizcesine nerde sarmısak, hani mercimek dediler. Gökten sofra gelmez oldu, ekmek kesildi. Bize de ekin ekmek, bel bellemek olarak sallamak sadece kaldı.”
Cenabı Hak, Musa Aleyhisselam’a emretti. Musa aleyhisselam, kavmi ile beraber, Firavun’un zulmünden kaçtılar. Firavunun zulmünden kaçaraktan, bir rivayette, Sina çölüne gittiler. Sina Çölü’ne gidince, çölde yiyecek içecek hiçbir şey yoktu. Yahudiler Musa Aleyhisselam’a eziyet etmeye başladılar. Yahudiler, Musa Aleyhisselam’a eziyet etmeye başlayınca, Hazreti Musa Tur i Sina’ya çıkıp, Allah’a yalvardı yakardı. Niyaz etti. Bir rivayette, Musa aleyhisselam Allah’a geceleri namaz kılıp niyaz etmeye başladı. Geceleri kalkıp niyaz etmeye başlayınca, Cenabı Hak onlara cennetten bıldırcınla helva göndermeye başladı. Bir rivayet edilir ki oradan, ağacın dibinden, ağacın kökünden onlar her gün giderler, ordan bıldırcın ve helva alır yerlerdi ve böylece onlar ağacın dibinden her gün bıldırcın eti ile helva, pişmiş hazır yemek yemeye başladılar. Bir müddet sonra yahudiler bu manada nankör insanlardır. Cenabı Hak o yüzden onları lanetlemiştir. Onlar Musa Aleyhisselam’a dediler ki yeter bizim yediğimiz içtiğimiz bu kadar. Biz bıktık bundan. Oysa yedikleri şey cennet nimeti olduğundan, dışkıları yoktu. Cennet nimeti olduğu için onlardan ter olarak dışarı çıkıyordu. Cennet nimeti olduğu için onlar küçük abdest, büyük abdest ihtiyacı duymuyorlardı. Yedikleri bıldırcın etinden ve helvadan dolayı suya da ihtiyaç duymuyorlardı. Hepsi gürbüzleştiler ve gençleştiler. Semirdiler tabiri caizse, ve
tabiri caizse azdılar ve azınca da onlar bu sefer nankörlüğe doğru gittiler. Her azan nankörlüğe doğru gider.
Her kıymet bilmeyen nankörlüğe doğru yol açar kendine. Nankörlük kapısını tıklatılır. Hamd edenlerin, şükredenlerin nimetlerini artırır Cenab-ı Hak. Hamd etmeyenleri, şükretmeyenleri de Cenabı Hak onların nefislerini kendi başlarına azgınlık olarak salıverir. Onlar kendi kendilerine kendi nefislerinin zebunu oldular ve edepsizliklerini ellerine aldılar. Edepsizliklerini ellerini alınca dediler ki Ya Musa, biz bıktık bu cennet meyvesinden. Biz bıktık bu cennet nimetlerinden. Biz eskisi gibi olmak istiyoruz, biz yeniden soğan sarımsak yemek istiyoruz, biz yenilen arpa, buğday, mercimek, yemek istiyoruz. Biz yeniden çiftçilik yapmak istiyoruz, biz yeniden patlıcan yemek istiyoruz, biz yeniden domates yemek istiyoruz gibi o günün neyse sebzeleri dediler ki biz onlardan yemek istiyoruz. Böyle olunca, Cenabı Hak onların o küstahlıklarından dolayı, onların o edepsizliklerinden dolayı, onların o nankörlüklerinden dolayı, cennet nimetini dünyadan kaldırıverdi. Gökten sofrayı kesiverdi Cenab ı Hak ve ertesi gün gittiler baktılar ki ağacın dibinde nimetler yok. Bunu böyle bir şey hayal edin. Çölün ortasında bir ağaç var. insanlar karınları acıktıkça gidiyorlar, o ağaçtan nimetlerini alıyorlar, rızıklarını alıyorlar. O ağacın üzerinden Cenab ı Hak ne yapıyor, bunların nimetlerini veriyor ve oradan yedikleri içtikleri şey de bütün ihtiyaçlarını görüyor. Tuba dalının dünya versiyonu.
Cenabı Hak cennetteki tuba dalını almış, getirmiş çölün ortasına koymuş. Hani cennette tuba ağacı vardır ya o tuba ağacından insanlar istedikleri meyveyi, sebzeyi, yiyeceği, içeceği alırlar. Ben bunu böyle hayal ederim kendi kendime. Derim ki alacak adam o muzu, muzdan bir parça yiyecek cennette, diyecek ki yok ben biraz daha tatlısını isterim, tak biraz daha tatlısı olacak. Diyecek ki a, bu harika olmuş. Böyle bir tuba ağacı düşünün. Ve bu tuba dalları cennetteki bütün köşklerin, bürün insanların gözünün önünde olacak. Bir şeyi o kimse hayal edecek hayal ettiği anda o tuğba dalından tak o sebze veya meyve gelecek.
Bir şey hayal edecek önünden Irmaklar geçer diyor ya Cenabı Hak önündeki ırmaktan hayal ettiği şeyi sunuverecek ona. Cennetteki görevli olan, hizmetkâr olan melekler, onlara istedikleri tepsilerin içerisinde onlara sunacaklar. Cennet hayatı, öyle bir hayal kurgulanabilir. Bu hayali kurgularken bunun hakkında ayet-i kerimeleri, hadisi şerifleri topladığımızda hayalinizi daha da genişletebilir, daha da derinletebilirsiniz. Süt ırmağı var, bal ırmağı var. Evet, o ırmaklarda binbir çeşit her şey içecek var ve öylesine muhteşem bir şey ki sizin hayal etmeniz yetiyor. Hayalinizden geçirmeniz yetiyor, dile
dökmenize gerek yok. Dua etmenize gerek yok, zikr etmenize gerek yok. Bir şey de çaba göstermenize gerek yok. Hayal edin yeter.
işte Cenab-ı Hak bu tuba ağacının belki de bir dalını, dünyaya verivermiş ve çölün ortasında, çölün ortasında o yahudiler o tuğba dalının dalından istedikleri gibi nimetleniyorlar, istedikleri gibi ve hiçbir gayret sarf etmeden, hiçbir şey yapmadan, sadece Musa’ya iman edip Musa’nın peşine düştüklerinden dolayı. Öylesine demek ki bir şeye iman ediceksin ki öylesine iman ettiğinde Cenabı Hak sana cennet nimetini dünyadayken sunuverecek. Hani Hz Peygamber der ya “beni Rabbim besler”. Demek ki Hazreti Peygamberler gibi iman edemesek dahi, onun yolunda olursak, o zaman bizim de almaya, satmaya, çarşıda pazarda, orada, burada koşuşturmaya ihtiyacımız kalmayacak. Rezzak olan Allah zaten demiş rızkınız bana ait diye ve bu hal ile hallenen veliyullah olmuş mu? El cevap olmuş. Bu hal ile hallenen veliyullaha da insanların kafaları basmamış zaten.
Abdülkadir Geylani hazretleri bir gün evde yemek yerken bir derviş’in annesi feryat figan demiş ki görüşmek istiyorum. Almışlar huzura, Geylani hazretleri kızarmış tavuk yiyor. Kadın vah yavrum, benim yavrum çilehanelerde, mescidde, medresede aç susuz perişan olurken, sen ha demiş koca pir, kızarmış tavuk yiyorsun. Geylani hazretleri hiç oralı olmamış. Katır kutur katır kutur tavuğu yemiş. Kadın söyleniyor orda. Kemikleri toplamış mübarek, tavuğun kemiklerini. Küntü biiznillah demiş. Tavuk gıt gıt gıt gıt gıt yürümüş gitmiş. Dönmüş kadına. Senin oğlun da bu hale erişince, o da tavuğunu yesin. Senin oğlun da demiş bu hale erişince, o da tavuğu yiyecek. Ha demek ki veliyullahın öyle halleri olmuş ki veliyullah öyle hallerinde yemiş içmiş. Demiş senin oğlun da demiş bu hale ulaşmak için şimdi riyazat yapıyor.
Demek ki riyazat yetişinceye kadar var mı? El cevap var. O riyayizat lazım mı? Lazım. O riyazatsız, o hale kavuşulur mu? Hayır.işte mesele toparlayacak olursak Hazreti Peygamber’in peşinden giden veliyullahın da geçmiş peygamberlere sunulan gök sofraları gibi onlara da sunulduğu görülmüş. Vakta ki Musa aleyhisselam kavminin bu edepsizliğinden sonra, Cenabı Hak isa(a.s)’ı göndermiş. Ve sonra isa şefaat etti, yani isa Aleyhisselam geldiğinde yine şefaat etti. Ve Tanrı yine sofra yolladı, yine tabak tabak ganimetler gönderdi ve Cenabı Hak isa Aleyhisselam’ın duasının bereketine yine ne yaptı, gökten sofra indirdi. Bu nasıl oldu?
isa’nın havarileri biliyorlardı ki Musa’nın kavmine böyle sofra inmişti ve Musa aleyhisselam kavmine böyle sofra indiğini bildiğinden dolayı, Hz isa aleyhisselam da beni israil Peygamberi, kendi peygamberlerinin üzerinde şek şüpheleri var. Kendi peygamberlerinden mucize bekliyorlar ve havarileri
dediler ki Ya Musa, hani bizim kulağımıza çalındı. Biz biliyoruz eski ahitte de yazılı ki Musa’nın kavmini, Cenabı Hak cennet nimeti ile nimettendirdi. Onlara gökten sofra indirdi. Allah’a niyaz et de bize de Cenab-ı Hak gökten sofra indirsin ve Musa aleyhisselam Kur’an-ı Kerim de onlar için diyor ki siz haddi aşanlardan oldunuz. Cenabı Musa abdest alıp hemen kıbleye yöneldi. Allahu ekber dedi namaza durdu. Namaza durunca namazda uzun uzun Allah’a dua etti. Cenabı Hakka yalvardı ve Cenâb-ı Hak da havarilere gökten sofra indirdi. Ve havarilere dedi ki ey havarilerim, bu Allah’ın bir lütfu ikramıdır. Sakın ha ertesi güne bu yemekten ayırmayın, yediğinizi yiyin yemediğiniz fakire fukaraya verin, dağıtın. Bu eksilmez. Bu devamlıdır, bu her gün bize gelicidir. Sakın nefsinize uyup da ertesi güne bundan saklamayın, ertesi güne saklamayın!
Kuyunun suyu çekildikçe kuyunun gözenekleri açılır. Sen parayı harcadıkça para gelir sana. Sen cömertlik yaptıkça yenisi gelir. Sen cömertlik yapmazsan yenisi gelmez. Kuyudan su çekersen sen kuyunun gözenekleri açık olur devamlı taze su gelir. Sen arının peteğini alır sağarsan, arı yeniden bal yapar. Sen arının peteğini alır sağmazsan, arı tembelleşir yeniden bal yapmaz. O zaman sen arıyı sağman lazım, o zaman sen kuyudan suyu çekmen lazım. O zaman sen o aşağıdaki kuyudan, o akarsu’dan çekmezsen kuyunun gözenekleri tıkanır. Bunun gibi, Hz isa dedi ki bu devamlıdır bu eksilmez. Cenabı Hak bunu her daim verecek bize. Taahhüdü var. O zaman siz edepsizlik etmeyin, küstahlık etmeyin. Allah’ın emirlerini yerli yerinde yerine getirin. Sakın ha nefsinize uyanlardan olmayın. Ama, küstahlar yine edebi terk ettiler.
Küstah hep edebi terk edendir. Kibirliler edebi terk edenlerdir, nankörler edebi terk edenlerdir, vefasızlar edebi terk edenlerdir, onlar edebi terk ederler. Sen edebi terk edersen sana nimet kesilir. Sen edebi terk edersen, sen nail olduğun güzellikleri kaybedersin. Sen edebi terk edersen, sana Allah’ın bahşetmiş olduğu şeyleri Cenabı Hak senden alır gider. Aslında onu senden alıyorsa, seni sevdiğindendir yine. Sana şefkat tokatındandır. Diyor ki, ey ahmak kulum. Ben sana merhamet ettim, ikram ettim, ihsan ettim. Sana sundum nimetlerimi, ama sen nimetlerime karşı nankörlük ettin. Sen nimetlerime karşı hainlik ettin, sen nimetlerime karşı vefasızlık ettin ve böylece bana nankörlük etmiş oldun. Bana vefasızlık yapmış oldun. Bana hainlik etmiş oldun. Senin elinden bu vermiş olduğum nimetleri, ben şimdi aldım. Diyorsa sen ona yine şükret, yine ona hamd et, sana şefkat tokatı bu. Ama sen küstahlığına rağmen, senin nankörlüğüne rağmen, senin vefasızlığına rağmen hala daha işin azgın gidiyorsa hala daha sen nimetin içerisinde boğuyorsan bil ki sen, firavunlaşma yolundasın. Bilki sen,
nemrutlaşma yolundasın. Tabiri caizse Cenabı Hak senin nefsinin çilbirini bırakıverdi. Tabiri caizse sen çilbirsiz beygire benzedin. Tabiri caizse, sen semersiz eşeğe benzedin. Attı seni, azatlayıverdi seni. Sen azatlama eşek oldun gittin, sahibin de yok çilbirinde yok, semerin de yok senin. Senin ayağına nal çakacak olan da yok. Sen azatlama eşek oldun çıktın, vur nefsini nasıl vuruyorsan vur.
Seni Cenabı Hak, tabiri caizse huzurdan kovuverdi. Seni Cenabı Hak kapının dışına bırakıverdi. Seni Cenabı Hak azgınlığın, sapkınlığın içine bırakıverdi. Bu işin daha da kötüsü, bu işin daha da şerlisi. Eğer senin nimeti elinden alsaydı, şefkat tokatı olacaktı, uyanacaktın sen. Sen düne kadar, senin işin asan giderken, asan gitmiyorsa; şefkat tokatı, tövbeye gel. Şefkat tokatı, kendini topla helâlleş. Kime haksızlık yaptın, kime yanlışlık yaptın kime kime eksiklik yaptın, kimin kötü nazarını aldın, kime ne yaptıysan helalleş derlen toparlan. Sen Şefkat tokatını anla. Senin normalde düz yolda giderken eğer ki ayağın aksadıysa, bunu nefsinden bil, hemen tövbe et. Deki ey Rabbim, ben nefsime uydum. Ben kendime zulmedenlerden oldum. Beni affet de. Adem Aleyhisselam’ın duasına devam et, peygamberlerin duasına devam et. ‘Allahu la ilahe illallahu ente sübhaneke innî küntü minezzalimin’ de. Yarabbi ben zalimlerden oldum, ben hainlerden oldum, ben vefasızlardan oldum, ben nankörlerden oldum, ben hamd etmeyen, şükretmeyen gafil kullarından oldum, beni affet de. Senin ayağına bir çelme takılması, senin yoluna bir taş çıkması, Allah’ın lütfu, ikramı, ihsanı bu manada. Cenabı Hakk’ın sana şefkat, merhamet muamelesi. Oysa ahmaklar, gafiller derler ki bizim işimiz bozuldu, yolda giderken işimiz perişan oldu. Sen sakın ha onu Allah’ın bir afatı, Allah’ın bir gadabı gibi görme. O şefkat ve merhamet sana, titre kendine dön. Hamd et, şükr et, tövbe et dön kendine. Allah’ı zikret, abdestini al, namazını kıl dön kendine.
Cenab-ı Hak sana bir hastalık vermiş, bir musibet vermiş, bir sıkıntı vermiş, bir dert vermiş, bir daraltı vermiş, sana bir problem senin önüne koyduysa, sen tövbe et dön, hamd et dön. Cenabı Hakk’ın sen kıymetli kulusun. Cenabı Hakk’ın sen değerli kulusun. Cenabı Hakk’ın sen sevgili kulusun. Seni bataklığın içine atmıyor, seni sapıklığın içine atmıyor, seni nankörlük deryasının içine atmıyor, seni kibirlilik deryasının içine atmıyor, seni ben bilirim deryasının içine atmıyor. Seni öyle bir noktaya getiriyor ki senin ayağını bir taş aldıraraktan, sana bir sıkıntı vererekten kendine döndürüyor. Diyor ki ey ahmak kulum, ey akılsız kulum, ey gaflete düşen kulum. Kendine gel, ben varım. Kendine gel bana dön, bana döndürüleceksin zaten. Ama şimdiden bana dön. Bu Allah’ın lütfu, ikramı, ihsanıdır. Bizim edepsizliğimize, küstahlığımıza, nankörlüğümüze, yanlışlığımıza karşı Cenab-ı
Hak merhametini, şefkatini, Cenabı Hak lütfunu, ikramını sergiliyor bize. Eğer başınızda bela, musibet, sıkıntı, dert, daraltı yok ise eyvah ki eyvah! Eyvah ki eyvah! Sen firavun olmaya yol tutmuş senin nefsin. Nemrut olmaya yol tutmuş senin nefsin ve sen şöyle düşünüyorsun.
Ben hiçbir hata yapmadığımdan benim işim asan oldu. Ben çok akıllıyım. O yüzden işim asan oldu. Ben her şeyi yerli yerinde yapıyorum, o yüzden işim asan oldu. Ben çok gayret sarf ettim, çok çalıştım, o yüzden işim asan oldu. Allah’ın lütfu, ikramı, ihsanı yok yani. Sen çok akıllısın, sen çok iyi ticaret biliyorsun. Sen çok iyi matematik biliyorsun. Sen çok iyi muhasebe biliyorsun. Sen çok iyi fizik, kimya biliyorsun. Senin yaptığın işi hiç kimse yapamıyor. Sen öylesine büyük şeyhsin, öylesine büyük dervişsin, öylesine büyük tüccarsın, öylesine büyük amirsin, memursun. Her neyse. Sen öylesine her şeyini mükemmel yapıyorsun ki senin hiçbir işin asan gitmiyor, hiçbir işin eksik gitmiyor. Ve sen kendi nefsini dev aynasında görmeye başlıyorsun. Unutuyorsun.
Firavun yokuş yukarı giderken, onun arka ayakları uzardı. Firavun yokuş aşağı inerken, atının ön ayakları uzardı ve firavun böylece kendi ilahlığını ilan etti. Dedi ki ben ilahım, görmüyor musunuz, benim atım yokuş aşağı inerken ön ayakları uzuyor. Atım yokuş yukarı giderken arka ayakları uzuyor. Her şey asan. Yeryüzünde dolaşan yarı ilah o. Nemrut öyle yapmadı mı? Nemrut da öyle yaptı. Ateşi yaktırdı. Dedi ki ben istediğimi cezalandırırım. istediğimi de affederim. Onların zindanında cennet cehennem mağarası o yüzden var. Cehennem mağarasına ateş yaktılar, cennet mağrası da pirü pak yeşilliklerin içerisinde durdular. istediğini cehennem mağarasına atardı. Bakın işte ben de ilahım, dünyadayken insanları cezalandırırım. Attı bunu cehennem mağarasına. Cayır cayır yandı. Feryat figan yanardı onun orda. Öbür tarafta da cennet mağarası var, vadisinvar. Atıyor onu cennet vadisine, aha diyor cennetin burası. O cennet vadisinde ceylanlar, kuşlar, çiçekler, sofralar, kuruluyor. Uyan, şimdi de cennet vadileri var dünya üzerinde. Şimdi de cehennem vadileri var dünya üzerinde.
Şimdi de sen hayatını cennet hayatı gibi yaşıyorsan aman dikkat et kendine. O zaman da ibrahim ateşe atıldığında, Sare annemiz attı kendini ateşe. ibrahim’e aşık, aşık ibrahim’e. ibrahim ateşe atılınca, dayanamadı, o da attı kendini ateşe. Benim sevgilim ateşteyken, ben nasıl dışarıda dururum dedi. Beni çok yaralar bu ve gerçek seven olarak görürüm ben Sare annemizi ve Hazreti ibrahim Aleyhisselam da Sare annemizi yanından hiç ayırmadı. Ardından Hacer’i alsa dahi Sare’yi yine yanından ayırmadı. Hacer’i aldı. Hacer’den ismail oldu. Sare’yi yanından ayırmadı. Sare onun gözünün nurudur, ilk göz ağrısıdır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin
Haticesi gibi. Sare kendini ateşe attı, attı kendini ateşe. Tutmadı kendini dışarıda. ibrahim ateşe, o da ateşe ve Sare annemiz ateşin içirsine girdiğinde baktı ki içerisi güllük gülistanlık. Annesine seslenmeye başladı. Anne gel ne olursun, burası ateş gibi görünse de ateş değil. içerisi güllük gülistanlık ama bütün ibrahim’e inananlar da dahil, Sare’nin annesi de dahil, dışarıdan ateşi gördüler de manada ki o içerideki güllük gülistanlık bahçeyi görmediler ve hiç kimse kendisini ateşe atamadı. Bir tek Sare annemiz attı. Şefaati üzerimize olsun ve bütün geride kalan, o iman ettim diyenlerin hiçbirisi de ibrahim yandı gitti kül oldu dediler. Ama ibrahim aleyhisselam’ı Cenabı Hak ateşin içerisinden kurtarıverdi. Dedi ki ey ibrahim, sen burada durma, burada sana inandık dediler, hepsi vefasız bunların. Sana inandık dediler, hepsi nankör bunların, sana inandık dediler, hepsi de hain bunların, sana inandık dediler, gerçekte bunlar iman etmemiş olanlar. Sen peygamberlerin büyüğüsün, azimisin. Sen buralarda durma dediler. Cenabı Hak, ibrahim Aleyhisselam’ı hicret emriyle hicret ettirdi Mısır’a. Mısır’a gitti. Cenabı Hak orada ona tekrar ihya etti, mal mülk verdi, han hamam verdi. Her şeyini yeniden verdi.
işte nankörler, edepsizler, edep sınırını aşanlar, isa Aleyhisselam’ın havarileri oldu. O havariler, o kalan yemekleri ayırdılar kendi nefislerine. Ertesi gün yeriz dediler. isa’nın emrini yerine getirmediler. isa Aleyhisselam’ın sözünü yerine getirmediler. Onun emrini, sözünü yerine getirmemekle küstahlık yaptılar, nankörlük yaptılar, hainlik yaptılar. Cenabı Hak yine gökten inen sofranın yolunu kesti onlara.
“Küstahlar gene edebi terk ettiler. Dilenciler gibi sofradan artanları aşırdılar. İsa onlara yalvardı, bu boyuna gelir, yeryüzünden eksik olmaz, dedi. Ulu bir kişinin sofrası başında, ona karşı kötü zanda bulunmak, harisliğe kalkışmak küfürdür dedi.”
Sen öyle bir ulu kişinin sofrasına oturmuşsun, padişahlar padişahının sofrasına oturmuşsun, padişahlar padişahının sofrasında hainlik yapmak, padişahın sofrasında nankörlük yapmak, padişahın sofrasında Ali Cengiz oyunu oynamak, küfürdür.
“O rahmet kapısı, bu görmedik yoksun suratların tamahları, hırsları
yüzünden yine kapandı onlara”
O rahmet kapısı hırstan, hırs ve tamahtan! Rahmet kapısı neden kapanırmış? Hırs ve tamahtan! Rahmet kapısı aptallıktan ve salaklıktan kapanır. Rahmet kapısı bu manada nankörlükten kapanır. Allah muhafaza eylesin ve Hazreti Mevlana devam ediyor mesnevisine ve Ümmeti Muhammed(sav)’e bir işaret veriyor. Diyor ki:
“Zekat verilmeyince bulut gelmez, yağmur yağmaz. Zina yüzünden de
etrafa vaba yayılır.”
Hadisi şerifte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki eğer zekatlarınızı vermezseniz, Cenabı Hak gökten Rahmetini indirmez. Eğer zekatınızı vermezseniz, topraktan yiyecek bitirmez. Zekatlarınızı düpdüzgün verirseniz, Cenabı Hak gökten rahmet indirir. Gökten Rahmetini indirince, topraktan binbir çeşit meyve sebze çıkar. Gökten rahmet inmezse, topraktan hiçbir şey çıkmaz. işte zekat vermek edeptir. Zekat vermek bolluk berekettir. Eğer sen kazancının zekâtını vermezsen, sana rahmet yağmaz. Seninle beraber o beldeye de yağmaz. Eğer sen zekat vermediğin halde, senin malın mülkün paran pulun artıyorsa bil ki sen firavunluğa doğru gidiyorsun. Zekat vermediğin zaman sende bir eksiklik noksanlık varsa, şefkat merhamet bul. Aman zekatını düzgün hesapla, fazlasıyla ver. Fazlasıyla ver. Beş lira vereceksen, altınlira ver. Cenabı Hakk’ın rahmet kapısının tıkla. O para senin değil, o para fakir fukaranın. Sana geçici olarak verilen emanet gibi verilen para. O para senin değil, o mal senin değil, o mülk senin değil! Allah fakir fukarayı senin üzerinden senin elinden rızıklandıracak. O parayı kendinin görürsen sen, senin gözüne batar. O parayı kendinin görürsen, kalbine batar senin. O parayı kendinin görürsen, sen yerle yeksan olursun. Allah muhafaza eylesin, zekat verilmezse Cenabı Hak bereketini keser. ihsanını, lütfunu keser.
Zina çoğalınca da veba artar diyor, hastalık artar. Çocuklarınızı genç yaşta evlendirin. Kızlarınızı istediği bir erkek varsa onunla evlendirin. Oğullarınızı evlendirin. Evlenme çağına gelmiş olan çocuklarınızı evlendirin. insanların evlenmelerini kolaylaştırın, nikahlanmalarını kolaylaştırın. Zinaya gitmelerini önleyin. Zina haram. Şöyle düşünme. Benim kızım iki üç sefer görüşsün, konuşsun, anlaşsın bakalım canım. Anlaşırlarsa evlendireyim deme. Benim oğlum üç beş gün konuşsun, çıksın, gelsin,gitsin, yesin, içsin, koklaşsın da sonra evlendireyim diye düşünme. Zinaya kapı açma. Zinaya kapı aralama. Anneler, babalar; evlenme çağına gelmiş olan çocuklarınız evlenmeyi istediklerinde, onları evlendirmeniz vacip. Bazı imamlara göre farz. Acele ediniz, evlenme çağına gelen çocuklarınızı evlendirmekte acele ediniz. Ölülerinizi gömmekte acele ediniz. Borcunuzu ödemekte acele ediniz. Namazınızı kılmakta acele ediniz. Hayır hasenat işlemekte, hadisi şerif, mehirleri yüksek tutmayın. Nikahla, evlenme ile alakalı işleri, yolu yokuşa vurmayın. Kolaylaştırın, kolaylaştırın, kolaylaştırın, kolaylaştırın!
Şunu diyebilirsiniz, kolaylaştırıyoruz ucuzluyor, işte kale alınmıyor, kıymetsizleniyor. Olsun. Siz sünneti uygulayın. Siz zinadan korkun. Kızlarınızın ve oğlanlarınızın zinaya düşmesinden korkun. Düşünebiliyor musunuz,
kızınız zina yapmış. Mahşer halkının önünde köpekler gibi çatışmış vaziyette halk olacak. Oğlunuz zina yapmış. Bütün mahşerin önünde köpekler gibi çatışaraktan halk olacak. Yarabbi hepsinin de günahlarını affeyle. Ümmet-i Muhammed’i bu hal ile hallendirme. Ümmeti Muhammedi bu haliyle o peygamberlerin önünde rezil, zebil etme. Hepsinin de günahlarını affet Ya Rabbi!
Kıymetli dostlar, bir memlekette zina artarsa, orada hastalık bitmez. Zina yapanların hastalıkları bitmez. Zina yapanların hepsi de hastadır, hasta. Bedeni hastadır, kafası hastadır, kalbi hastadır. Zina yapanların kafaları yerinde değildir. Bedenleri yerinde değildir. Kalpleri yerinde değildir. Çatallıdır her şeyleri. Tövbe edip geri dönenler müstesna. Tövbe edenler, hiç günah işlememiş gibidir. Zinaya devam edenlerin günahları affolmaz. içki içmeye devam edenlerin günahları af olmaz. Onlar asla cennetin yüzünü göremezler. Tövbe edip geri dönecekler! işte Hazreti Mevlana diyor ki zina yüzünden etrafa veba yayılır. Senin zina yapmaman önemli değil, komşun yapıyorsa, arkadaşın yapıyorsa, etrafın yapıyorsa o hastalık sana bulaşır. Mahallede zina yapılıyorsa, o hastalık sana bulaşır. Senin dükkanında zina yapan varsa, hastalık sana bulaşır. Bana ne deme, senin yanında çalışsa da bir kimse. Sen onun zina yaptığını görüyorsan, anlıyorsan sen orada bile bile onu çalıştırıyorsan, onun zinasına destek oluyorsun. Bana ne deme. Hastalık sana da bulaşır. Bereketsizlik sana da bulaşır. Lütufsuzluk, ikramsızlık sana da bulaşır. Nankörlük, vefasızlık sana da bulaşır. Bile bile bana ne deme.
insanların başına ne geliyorsa bananecelikten geliyor. Bana ne ya konuşuyorsa! Bana ne deme. Sana ne, bana ne dersen, sana bulaşacak o. Bir edepsizliğe gözünü yumarsan, o edepsizlik sana bulaşır. Hırsızlığa göz yumarsan, senin malını alır götürürler. Sen bir kimsenin edepsizliğine gözyumarsan, o edepsizliğe duçar olursun. Bir kötülüğü gördüğünüzde, mümkünse elinizle, mümkün değilse dilinizle, o da mümkün değilse, kalben buğuz ederekten önlemeye çalışınız ki bu imanın en zayıf noktasıdır. Sen zina yapanı bile bile göz yumamazsın. Tavsiye edeceğin şey şu, evlat hemen nikahını kıy. Evlen kardeşim, nikahını kıy. Annem babam ne der! Ya, böyle daha büyük günah ı kebair. Bu daha büyük günah ı kebair. Sen, annem babam ne der diyerekten zinaya devam ediyorsun. Annem babam ne der diyerekten günahı kebair e devam ediyorsun. Git annene babana söyle. Kız erkek önemli değil. Ben filanca ile evlenmek istiyorum. Beni filanca ile evlendirin. Evlendirmiyorlar! Ya vaz geçeceksin, ya vazgeçeceksin ya da kız diyorsa ki ben seninle evleneceğim. Sen de onunla evleneceksen diyeceksin geçip kızın annesinin babasının karşısına erkeksen, selamünaleyküm, aleykümselam. Ben kızınıza talibim, onunla evlenmek istiyorum. Bizi evlendirin, bizi evlendirin!
Bitti. Bir anne baba dönecek kızına diyecek. Kızım onunla evlenmek istiyor musun sen gerçekten? Evet! Evlendirecek gidecek. Estekti, köstekti, kısçıktı dedi mi…Kızım, aklını başına topla. Evleneceksen dosdoğru evlen. Gaydırıguppak iş yapma. Arkadan dolanaraktan iş yapma.
Derviş kardeşler, arkadan dolanaraktan iş yapmayın. Evlenecek misiniz birisi ile, gidin annesinden babasından isteyin. Git iste. isteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara olsun. Git iste. Sen yiğitliğini göster. Kızlar, evlenecek misiniz? Annenize babanıza söyleyin. Bu filanca gelecek, beni isteyecek. Baba beni onunla evlendir. Anne ben onunla evlenmek istiyorum. Beni onunla evlendirin. Dedikodu yapmayın, laf dolaştırmayın, laf kaynatmayın. insanların namusuyla ahlakı ile oynamayın. Evlenecek olan insana yol açın. Zina yapmayın, zinadan uzak durun.
Hazreti Mevlana diyorki zina yayılırsa hastalık yayılır, hastalık yayılır! Bu hastalık zahiri değil sadece, manevi bâtınî bu hastalık. Bu hastalık bir ülkenin üzerine çöker, bir beldenin üzerine çöker, bir memleketin üzerine çöker. Bugün başınızda terör var ise bugün başınızda belalar musibetler sıkıntılar var ise bütün millet olarak tövbe edin. Kendimizi toparlamamız lazım. Başımıza neden bunlar musallat oldu, neden helikopterimiz düşüyor, neden uçağımız düşüyor, neden askerimiz şehit ediliyor, neden polisimiz şehit ediliyor? Tövbe edip geri dönmemiz lazım. Biz nerde yanlış yaptık, biz nerde yanlış yaparaktan bunlar bizim başımıza musallat oldu? Biz zinayı mı serbest bıraktık? Biz içkiyi mi serbest bıraktık? Biz kumarı mı serbest bıraktık? Biz ne yapıyoruz? Kendimize gelelim! Biz ne haldeyiz, kendimize gelelim! Evet, terör terör. Eyvallah.
Biz ne yaptık? Teröristbaşının idam edilmesin diye yasa çıkarıldı da biz ne yaptık, yollara düştük mü idam edilsin diye? Biz yollara düştük mü zinacılar idam edilsin diye? Biz yollara düştük mü tecavüzcüler idam edilsin diye? Biz yollara düştük mü uyuşturucu satanlar, üretenler idam edilsin diye? Biz yollara düştük mü haksız yere kim öldürüldüyse, öldüren idam edilsin diye? Yollara düşmedik! Biz bir kuruş maaş az aldık diye yollara düştük. Biz beş kuruşumuzu aldılar diye yollara düştük de namuslarımız heba olduğu için yollara düşmedik biz! Irzlarımız heba oldu yollara düşmedik biz! Bizim kadınlarımızın kızlarımızın başörtülerini kapılarda sıyırdılar, attılar! Biz yollara düşmedik. Bizim camilerimizi kilitlediler. Yollara düşmedik biz! Bizim tekkelirimizi kilitlediler, yollara düşmedik biz! Bizim medreselerimizi kilitlediler, yollara düşmedik biz! Ama bir tütün parası için yollara düştük biz. Bir siyasetçi için yollara düştük. Birisi bir şapka aldı, kurtaracağım sizi dedi, yollara düştük. Birisi lenin şapkası koydu kurtaracağım dedi, birisi de gitti melon şapka koydu kafasına, kurtaracağım dedi. Biz onların peşine
yollara düştük. Dinimiz, namusumuz giderken, yollara düşmedik biz. Düşmedik! Vatanımız parçalanırken yollara düşmedik biz. Memleketimizi içten dışa yerlerken, yollara düşmedik biz, düşmedik! Hala da düşmeyiz biz. Biz hala daha düşmeyiz.
Bir asker şehit olur, orada üç gün bağırırız ‘Vatan bölünmez, şehitler ölmez.’ Ha oldu bitti! iki saat sonra herkes, ver kızı al papazı. iki saat sonra dansözler oynuyor televizyonda. O şehidin ailesinin ciğerine ateş düştü, kimin aklında? Kimsenin aklında değil! Bir saat sonra hemen bir televizyonda dansözler oynar, şarkıcılar kaynıyor. Buyuz! Kimin kızı satılıyormuş, kimin umrunda? Genelevler cayır cayır çalışıyor memlekette, barhaneler cayır cayır çalışıyor memlekette. Bütün diskotekler cayır cayır çalışıyor memlekette. Bütün fuhuş yuvaları cayır cayır çalışıyor memlekette! Kimin umurunda? Hastalık artar, bela musibet artar, artar!
Bir kuruş maaşlarından kesseler var ya birilerinin, herkes yola çıkar. Memurlara bir zam yapmasınlar da bir görsünler, bütün memurlar yolda. işçilere bir zam yapmasınlar da bak, bütün işçiler protestoda. Ne? Üniversiteliler yürüyorlar! Neden? Harçlar için! Harçlar çok pahalıymış, yürüyün! Harçları kaldırdı. Namuslular nerede? Geçen gün birisi gelmiş. Hacı abi, ne olursun! Ne oldu? işte üniversitenin bulunduğu semt ne? Görüklü. Görükle’deki üniversitede okuyan kızlar, oralarda barlarda satılıyor. Öyle baktım, müstahak bize dedim. Neden böyle diyorsun? Biz namusumuz için yürümedik ki! Biz izzeti nefsimiz için yürümedik ki dedim! Biz izzetimiz, haysiyetimiz için yürümedik ki! Biz din adamlarımız için yürümedik ki! Biz alimlerimiz için yürümedik ki! Bir gecede, bir beldede üçyüz alim birden astılar. Ertesi gün sabah kimsenin umrunda olmadı ki! Milletin sokaklarında, darağaçlarına sallandırdılar. Kim ne dedi ki? Aha daha dün yirmisekiz şubat oldu. Kim ne dedi ki? Allah’ı zikredenler toparlanıp götürüldü, sorgulandı! Kim ne dedi ki! iki gün, üç gün istedikleri yerde tuttular. Kim ne dedi ki? Kimin umuruna geldi?
Beni aldılar kaç sefer! Kendimden pay biçeyim. Kimin umurundaydı ki? Şimdi alsalar, götürseler ne olacak? Yine kimsenin umurunda değil. Millet diyecek ki dili sivriydi zaten. Başına geleceği belliydi! Biz ona dedik böyle konuşma diye. Bitti! O bana dedi sivri dilli, tabii olacak. Hocam sen melami değilsin. Neden? Sivri dillisin diyor bana. Mevlevi değilmişim. Neden? Sivri dilliyim ben. Birisi de geçen gün ne yazmış! Ülkücüden Mevlevi olur mu! Ben eski ülkücüyüm diyorum ya. Ne olacak ki!
işte Hazreti Mevlana diyor ki, zina yüzünden etrafa veba yayılır. Veba ne biliyor musunuz? Kasıt ne biliyor musunuz vebadan? Vebanın o gün için
tedavisi yok! Veba bir şehre girdi mi şehri helak ediyor. Vebanın girdiği yeri karantinaya alıyorsun. Karantinaya alaraktan şehir komple, şehir kople ölüyor, kurtuluş yok. Bir şehirde, bir köyde veba hastalığı olduğunda şehri karantinaya alıyorsun. içeri giriş çıkış yasak, komple ölüyor orası. Hazreti Ömer efendimiz gidecek oluyor. Hazreti Ömer efendimizi durduruyor sahabeler. Diyorlar ki ya Emirel müminin, Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ki bir hastalık bir beldede varsa, oraya ne girilir ne çıkılır. Senin girmen de çıkmam da caiz değil diyorlar. Hz. Ömer efendimiz günlerce oturup ağlıyor bu hale. Veba, yani tedavisi olmayan hastalık, bir yerde zina artarsa, tedavisi olmayan hastalığa düçar olursun. Bu hastalık zahiri olacak diye şart yok. Bu hastalık batini de olabilir. Evlerinize dikkat edin. Evlerinize, eşlerinize, kızlarınıza, oğlanlarınıza dikkat edin. Bu hastalığa düçar olmasınlar. Aile batar! Sülale batar! Akrabalıklar batar! Dikkat edin, mahalle batar! Dikkat edin, dikkat et! Kızını muhafaza et, eşini muhafaza et. Dikkat et, dikkat et! Allah muhafaza eylesin.
“Sana karaltılardan, gamdan ne çökerse; korkusuzluktan,küstahlık-
tan belirir çöker.”
Senin üzerine ne musibet gelirse sen edepsizce yaşarsın, ondan. Burdaki korkusuzluk, Allah’tan korkmamak. Sen Allah’tan korkmazsan, senin üstüne karanlıklar çöker. Sen Allah’tan korkmazsan, senin üzerine gam kasavet çöker. Sen Allah’tan korkmazsan, sana cahillik çöker. Sen Allah’tan korkmazsan, sana her türlü maddi manevi hastalık sana çöker. Senin başına ne gelirse, Allah’tan korkmamaktan gelir. Başına ne gelirse, küstahlığından gelir, edepsizliğinden gelir. Allah muhafaza eylesin inşallah.
“Kim dostun yolunda korkusuzca yürürse erlerin yollarını vurur. Adam
Sen bir mürşid i kamilin elinden tuttuysan, sen bir tarikata girdiysen, sen Allah yoluna girdiysen, sakın ha orada edepsizlik yapmaya kalkma, orada nankörlük yapmaya kalkma, orada hainlik yapmaya kalkma. Orada edebini takın, orada terbiyeni takın, orada kork Allah’tan. Allah’tan korkusuzca davranma. Ben hem de içki içerim deme. Ben hem de kumar oynarım deme. Ben hem de zina ederim deme. Ben hem de yalan söylerim deme. Ben hem de gıybet ederim deme. Ben hem de iftira ederim deme. Edebini takın. Edepsizlik noktasına kendini düşürme. Hayasızlık noktasına kendini düşürme. Terbiyesizlik noktasına kendini düşürme. Eşeklik noktasına kendine düşürme. Düşürme kendini o hale! Düştüysen, bir an önce tövbe et, geri dön. Yola vuruculardan olma, yola laf getiricilerden olma, yola küf
getiricilerden olma. Yola leke getiricilerden olma. Yürüyemeyeceksen, yolda yürüyen olur. Hiç yürüyeceğim diye yola çıkma. Yol yolcu ister. Yolcu vefalı olacak. Yolcu dirayetli olacak. Yolcu istikametli olacak. Yolcu terbiyeli olacak. Yolcu kur’an ve sünnete sımsıkı yapışacak. Yolcu eli tuttu mu bırakmayacak. Yolcu ihanet etmeyecek hiç. Hainlik etmeyecek hiç! Yola leke getirmeyecek hiç! Kaşını dahi kaldırmayacak. Gözünü dahi kaldırmayacak. Ola ki yanlış anlaşılırım diyecek. Elini gevşetmeyecek. Hz Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, Kur’an ve sünneti diyor, azı dişlerinizle sıkın. Öyle tutun. Yolu azı dişleri ile kavrayacak. Kur’an ve sünneti azı dişleri ile kavrayacak.Yolda öyle yürüyecek o kimse!
“Şu gök, edep yüzünden ışıklarla dopdolu bir hale gelmiştir. Melek,
edep yüzünden suçtan arınmıştır, tertemiz olmuştur.”
Etrafında bir güzellik varsa, edepledir. Göğün, rengarenk oluşu, süzülmesi, edebindendir. Yıldızların rengarenk cuş u huruç içerisinde dönmeleri edebindendir. Meleklerin pirüpak, nurdan yaratılmaları, edeplerindendir. Edep nurdan taç imiş! Edepli ol, diline sahip ol, gözüne sahip ol, edepli ol, eline ayağına sahip ol, edepli ol, aklına sahip ol, kalbine sahip ol, edepli ol, etrafına asla zarar verme, edepli ol, terbiyeli ol. Kibirli olma, nankör olma, vefasız olma, hain olma, edepli ol! Lütuflu davran. Hamdedenlerden ol. Tövbe edenlerden ol. Teşekkür edenlerden ol. ikram edildiğini bil. Edebini asla ve asla kalbinden eksik etme. Aman kimseye tepeden bakma, kimseye yanlış bakma, kimseye eksik bakma. Satıl satma. Satıl, ama satma.
Hainliğe uğra, ama hainlik yapma. vefasızlığa uğra ama vefasız olma ama sen olma! Sen tuttuğun eli bırakma. Sen durduğun noktada dur. istikametli ol. Allah bizi onlardan eylesin.Bak, melekler edep yüzünden tertemiz olmuşlar. Sen de öyle edepli ol, meleklerden üstün ol. Sen edebini takınırsan meleklerden üstün olursun. Sen halife olarak yaratıldın. Kendini bataklığın içine atma. Sen halife olarak yaratıldın, kendini bataklığın içine atma. Sen halife olarak yaratıldın, kendini pisliğin içine atma
Sen halife olarak yaratıldın, Muhammed Mustafa (s.a.v) ‘e ümmet olarak yaratıldın. Muhammed-i Mustafa (s.a.v) ‘e layık ümmet olma yolunda git. O Muhammed i Mustafa (s.a.v) seninle övünsün. O Muhammed i Mustafa (s.a.v) , seninle övünsün. O Muhammed i Mustafa (s.a.v) , mahşerde yüzü ap açık çıksın meydana, desin ki işte benim ümmetim bu, desin ki işte benim ümmetim bu, desin ki işte benim ümmetim geliyor. O çıksın yine, başını okşasın senin, sarığını düzelsin, yüzünü okşasın senin, gözünün yaşını silsin. Allahümme salli ala seyyidina Ya Muhammed dediğinde tık gözünün
önüne gelsin. Desin ki, buradayım ümmetim, geldim, söyle bana derdini, hadi beraber ağlayalım desin, hadi beraber haykıralım desin, hadi beraber yürüyelim desin. Düşsün senin önüne, onun bastığı adımına bas. ‘O’nun gittiği yoldan git. Onun tozuna kurban ol. ‘O’nun nefesine kurban ol. ‘O’nun gittiği yolun hayaline kurban ol. Öylesine edepli ol ki senin elini bırakmasın. Öylesine edepli ol ki senin elinde hep onun eli, senin elinin üstünde olsun. Öylesine edepli ol ki hep gözünün içine baksın. Desin ki bu zamanda sen nasıl bir ümmetsin. Öyle edepli ol, öylesine edepli ol ki melekler seninle övünsünler, kendi kendilerini paralasınlar. Desinler ki Ya Rabbi, bu seni nasıl seviyor. Melekler kendi kendilerini yırtsınlar, başlarını gözlerini çıkarsınlar. Desinler ki böyle aşık kulların mı var senin! Biz bunu bilememişiz. Biz bunu tanıyamamışız. Nice aşık kulların varmış senin, sen bilenlerdensin, sen azimsin, kerimsin deyip seni gördükçe onlar hamdlerini arttırsınlar.
Edep, edep nurdan tacidir. Nurdan taç! Edep sadece susmak değildir, haramlardan uzak durmaktır. Haramlardan uzak durun, haramlara yanaşmayın, haramlara ilişmeyin, onlara yaklaşmayın! Helal daire hepinize yeter. Hepinize de yeter, hepimize yeter. O yüzden haramla iştigal edenin, edebi yoktur. O edep perdesini yırtmıştır.Dilin edebini takının, haram konuşmayın. Gözün edebini takının, harama bakmayın. Kulağın edebini takının, haram işittirmeyin. Elin edebini takının, harama elinizi uzatmayın. Ayağınızı edeplendirin, harama doğru yürütmeyin. Kalbinizi edeptendirin, Kalbinizde hep Allah sevgisi olsun. Kalbinizde hep Muhammed’i Mustafa (s.a.v) hayali olsun. Kalbinize başka bir hayal dokunmasın. Kalbinize başka bir sevgili dokunmasın. Kalbinizde bir sevgi olacaksa o Allah olsun. Kalbinize bir hayal olacaksa, o Muhammed i Mustafa (s.a.v) olsun. Gözünüzü ona dikin. Gözünüzü Muhammed-i Mustafa (s.a.v) ‘e dikin, edebin en alası odur. Gözünüzü Allah’a dikin. Edebin en kutsalı ve makbulü odur. Allah bizi o edeple edeplenenlerden eylesin. Amin!
“Güneş’in tutulması, küstahlık yüzendirdir. Azazil, küstahlığı, perva-
sızlığı yüzünden kapıdan sürülmüştür.”
Rivayet edilir ki güneş kendini çok methetmiş. Rivayet edilir ki güneş çok kibirlenmiş, rivayet edilir ki güneş var mı benden daha şanı yüce demiş. Cenab-ı Hak ayı getirivermiş önüne. Önüne ayı getirince, güneş tutuluvermiş. Güneş tutuluverince, yani dünyaya ışığını göndermeyince, o zaman utanmış, tövbe etmiş. Yarabbi demiş. Sen Halîk ı Zülcelalsin. O yüzden her Güneş tutulmasında, Hz Peygamber dua eder, her ay tutulmasında Hz. Peygamber dua eder. Küstahlık, küstahlık seni alaşağı eder, küstahlık seni yerle yeksan eder, küstahlık seni cennetten ebediyen kovdurur. Bak ne
dedi şeytan, dedi ki ben ondan üstünüm. Sen beni onunla mı eş tutuyorsun, ben ateşten yaratılmışım o topraktan dedi ve Adem’e secde etmedi. Küstahlığı yüzünden ebediyen huzurdan kovuldu. Küstahlığından dolayı! Cenabı Hak, bizi o küstahlığa düşenlerden eylemesin. Cenab ı Hak, nefsine bıraktıklarından eylemesin. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin dediği gibi, gözlerimizi açıp kapatınca ya kadar, bizi nefsimizin eline bırakmasın inşallah.
https://www.youtube.com/watch?v=yeipLj8yNBI&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=15
Kaynaklar ve Referanslar
- Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=yeipLj8yNBI
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Hamd, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı