Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“Bu dünyanın sınırı vardır o dünya ise sınırsızdır. Şekil, kılık o anlama engeldir. Firavun’un yüzbinlerce mızrağını Musa’nın bir sopasıyla kırdı geçirdi. Yüzbinlerce Calinus’un hekimliği İsa’ya, onun soluğuna karşı yok oldu gitti. Yüz binlerce şiir defteri vardı. Onun ümmisinin bir harfi karşısında ayıb oldu, ar kesildi. Böyle üstün Allah’a karşı aşağılık değilse ne diye ölmesin insan.”
Bu dünyanın sınırı vardır. Bu alemin sınırı vardır. Varlığın sınırı vardır. Bir şey varlığa geçtiyse, sınırlanmıştır. Sınırı vardır. Varlığa geçen her şeyin sınırı vardır. Bu kainata baktığınızda kainatın hangi devresine, hangi evresine bakarsanız bakın, sınırlıdır. Cennetin sınırı vardır. Cehennemin sınırı vardır. Dünyanın sınırı vardır. Arş ı Ala’nın sınırı vardır. Levh-i Mahfuzun sınırı vardır. Kürsünün sınırı vardır. Varlığa geçmiş olan her şeyin sınırı vardır. Şeytanın sınırı vardır. Cebrail’in sınırı vardır, Mikail’in sınırı vardır, Azrail’in sınırı vardır. Birinci kat göğün sınırı var, ikinci kat, üçüncü kat, dördüncü kat, beşinci kat, altıncı kat, yedinci kat, sekizinci kat… sınırı vardır. Samanyolu’nun sınırı vardır. Samanyolu gibi binlerce Samanyolu’nun sınırları vardır. Sınırsız olan Allah’tır. Sınırsız olan Allah’tır. Sınırsız olan, Allah’ın tecelli ettiği yerdir. O da nedir? Gönlünüzdür. ‘Hiçbir yere sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım’ demesi, mü’min kulunun kalbinin sınırsızlığına işarettir. Diğer her şeyin sınırı var. Gelin hep beraber bir sınırı olmayan Allah’ı zikredelim, bir sınırı olmayan Allah’a hamd edelim. Bir sınırı olmayan Allah’a şükredelim. O sınırsızlar sınırı olan Allah’a kulluk edelim.
‘Firavun’un yüzbinlerce mızrağını, Musa’nın bir sopası ile kırdı geçirdi.’ Musa da keramet yok. Sopasında keramet yok. Asıl keramet Allah çünkü asanın yaptığına Musa da şaştı. Cenab ı Hak Musa’ya at asanı denize deyince, Musa asasını denize atınca ne yapılacağını Musa da bilmiyordu. O öyle bir Allah. Musa Firavun’un büyücülerinin karşısına çıktığında ne yapacağını bilmiyordu. Ne olacağını da bilmiyordu. Cenab ı Hak ona ilham etti o esnada, vahyetti. Dedi ki ey Musa! Allah’ın adını an ve asanı at. Musa aleyhisselam Allah dedi asayı attı. Asa kocaman bir ejderha olup büyücülerin, kırk tane büyücünün büyüsünü yalayıp yutuverdi, yine asa oldu ve Musa o asayı almakta tereddüt etti, irkildi, hayrette kaldı. Hayret makamı o, hayrette kaldı ve Firavun’un büyücülerinin başındaki baş haham dedi ki ‘asanın yaptığına Musa da şaştı. Bu Musa’nın Rabbisinin işi’ dedi. Musa’nın Rabbisinin işi! Sen, yüzlerce mızrakla gelse firavunlar, Cenab ı Hak sana bir asa verirse, firavunların bütün oyunlarını bozuverir.
işte o asa senin gönlündür. O asa senin kalbindeki zikrullahındır. O asa, senin kalbinde zikrullah ile oluşan nurdur. Yüzbinlerce firavun oyun oynasa, sen o Allah’ın zikri ile oluşacak olan nurla, o firavunların oyunlarını bozarsın. Şeytan yüzbin hileyle gelse önüne sen o nurla yüzbin hile ile baş edersin. Nefsin senin her an önüne milyonlarca hile ile gelir. Senin kalbindeki Allah zikri, o hileyi def eder. Sen kalbine Allah’ın sevgisini, Muhammed i Mustafa’nın sevgisini ve Allah’ı sevdirenlerin sevgisini koymaya çalış. ‘Yüzbinlerce Calinus’un hekimliği isa’ya, onun soluğuna karşı yok oldu gitti.’ Calinus, hekimlerin başı sayılırdı. Yunan mitolojisinde müthiş bir hekimdi. Tıbbın kurucusu olarak sayılır Calinos. Tıp ilmi onunla ilim olmuştur, öyle derler. Yüzbinlerce tıp ilmini alt alta üst üste getirseniz, isa Aleyhisselam’ın bir nefesi etmez. isa’ya o nefesin kuvvetini veren, Allah’tır. Onu isa’dan görme. Onu isa’dan görürsen şirke düşersin. Onu iyi isa’dan bilirsen, şirke düşersin. O nefese binlerce hikmet koyan, o nefese binlerce yüzbinlerce can koyan, o nefesi binlerce yüz binlerce cesede üflediğinde, onlara can verdittiren, Allah azimüşşan. Sakın perdede kalıp, gaflette kalıp şirke düşme. Onu isa’dan görme.
Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.) bir avuç toprak attı düşmanın üzerine. Gülle, mermi oldu düşmanın üzerine. Hallaç pamuğu gibi attı. Onu Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’den görme. Onu Cenab ı Hak ayeti kerime de dedi ‘Ey Habibim! Sen atmadın, ben attım.’ Onu atan Allahtır. Sen onu Ahmet’ten görme. Sen onu Mehmet’ten görme. Sen onu isa’dan görme. Sen onu Musa’dan görme. Sen onu Davut’tan görme. Onu öyle yaptıran Allah’tır. ‘La faili illallah’, Allah’tan başka fail yoktur. Sen Allah’tan başka fail arama. O güç, o kuvvet, o kudret, o hakimiyet, Allah’a aittir. Allah’tır o nefesi kuvvetli
eden. Allah’tır o nefes’ten şifa verdiren. Allah’dır o duadan tecelliyat ettiren. Allah’tır zikrullahı bu noktada o kimsenin üzerinde tesis ettiren. Sakın nefsine uyma. Sakın Allah’ın emrini şeytan gibi görmemezlikten gelip secdeye gitmeyenlerden olma. Orda secde, Allah’ın emriydi. ister Adem’e secde ettirir, ister taşa, isterse ota secde ettirir. Sana oto secde et dediğinde, deme ben ota secde etmem diye. Aklına uyma. Kendince bir din oluşturma. Kendi aklını firavunlaştırma. Kendi aklını ilahlaştırma. Bu, kur’an-ı kerim’in hükmü benim aklıma göre değil deyip onu reddetme. Asıl firavun, senin aklın. Sen o firavunda takılı kalmışsın. Firavun senin içinde. Firavun senin içinde. Aklını ram et kur’ana. Aklını ramet Muhammed-i Mustafa’ya Sallallahu Aleyhi ve sellem ‘e. Hz. Peygamber bununla böyle yapmaması lazımdı deme küstah. Sen kimsin Hz. Peygamber’e böyle yapmaması lazımdı diyecek olan! Aklını ilahlaştırma. O kuşcağız beynini büyük görme.
Bak sırra, yahudilere dedi ki cumartesi günü balık tutmayın. Aklına uy, cumartesi günü balık tutulmasında ne sakınca var de. Senden başka kafası çalışan yok mu? Git kendine yeni bir Allah bul bulabileceksen. Cenab ı Hak ayet i kerimede öyle emretmiş. Bunda kalkıp da itiraza aklınca bir kapı aralama. Aklını ilahlaştıranlardan olmayın. Bak, Cenab ı Hak, isa’nın nefesinden ölüleri diriltti. Ölü dirilir mi deme. Evet, Allah ölüyü diriltir. Sen de ölüydün, seni diriltti ya. Sende ölüydün, Allah’ı bilmezdin, diriltti ya seni. Sen de ölüydün, nefes verdi ya sana. Bak, nefesle yaşıyorsun. Allah seni anne karnında nefessiz yaşattı. Yaşamı nefeste görme. Seni anne karnında nefessiz büyüten var. Seni anne karnında ekmeksiz, susuz, sütsüz anne karnında nefessiz, patlıcansız, soğansız, etsiz, kemiksiz, ekmeksiz büyüttü. Görmez misin? Aklın apışıp kalmaz mı bunda sennin? Hiç düşünmez misin? Bak çocuğun oluşuna bi nütfeden, bir nütfeden! Ey insan kendini düşün, sana yeter. O yüzden dedi ‘nefsini bilen Rabbini bildi’. Bir bak kendine. Seni ekmeksiz, susuz, havasız, sütsüz, etsiz ,otsuz, patlıcansız, bibersiz, yemeksiz büyüten Allah, anne karnındaki gibi teslim olsaydın yine büyüğütürdü seni. Bak, isa’ya gökten sofra indirdi. Yetmez mi? Hala da Hıristiyan dünyası, şükran günü olarak yemek yiyorlar. isa’ya indirilmiş sofrayı bekliyorlar daha ve diyorlar ki yine bir şükran günü isa Aleyhisselam semadan yeryüzüne inecek ve yine sofra ile beraber inecek. O sofrayı bekliyorlar. Demiyorlar ki bizim havarilerimiz edebe mugayyir hareket etti. Allah onlara ertesi günü ayırmayın dedikleri halde ayırdılar ve Cenab ı Hak onların o edebe mugayyir hallerinden dolayı cennet sofrasını kesti. Biz tövbe edelim demiyorlar.
Hz. Mevlana mesnevisinde diyor ki Cenab ı Hak Musa’ya diyor cennet helvası yedirirdi ama o yahudiler, o yahudiler Allah’ın nimetine nankörlük ettiler. O nankörlüklerinden dolayı Cenab ı Hak cennet sofrasını onlardan
kaldırdı. Vaktaki, isa geldi ve isa Allah’a yalvardı, yakardı, tövbe etti. Yarabbi! Cennet sofrası dedi. Allah yine gökten onlara neşvu neva etti. Cennet sofrası indirdi. Ne zaman ki havariyun Allah’ın bu sofrasına edepsizlik etti, Allah sofrayı onlardan kaldır dedi. Hz. Mevlana mesnevisinde bunu böyle hikaye ediyor bize. Kur’an bu. Ayet i kerime ile sabit bunlar. Demek ki edebi aşarsan, nimete nankörlük etmiş olursun. Onu isa’dan görme. Onu Musa’dan görme. Onu Ahmed i Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’den görme, şirke düşersin. Allah’tır onu yaratan, Allah! Şeyhinden görme, filanca dervişten görme. Şeyhinin üzerindeki kerameti de Allah yaratır. Derviş’in üzerindeki kerameti de Allah yaratır. Sakın onu Ahmet’ten, Mehmet’ten görme.
Allah’a yalvar. Onu zikret. Onu sev. Ona aşık ol. Merak etme. Musa’ya nasıl bir asa verirse, senin de gönlüne bir asa koyar. isa’yı nasıl gökyüzüne çektiyse, seni de gökyüzüne çeker. O yol açık. Hz. Muhammed’i Mustafa Sallallahu Aleyhi ve sellem ‘e nasıl miraç kapısını açtıysa, sana da açar. Mutlaktır, o her şeyin sahibidir. Kim ona bir adım giderse, o ona on adım gelir. Kim ona on adım giderse, o ona yüz adım gelir. ‘Yüz binlerce şiir defteri vardı. Onun ümmisinin bir harfine karşısında ayıp oldu, ar kesildi.’ Hz. Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi ve sellem hazretleri zuhur etmezden önce Mekke öyle bir edebiyat şehriydi ki öyle şiirler yazarlar, öyle belâgatı kuvvetliydi ki herkes yazmış olduğu şiiri alır götürür Mekke’nin duvarına asar, Mekkeli müşrikler o şiirleri okurlar, kendilerinden geçerler, o şiiri yazan kimselere bahşişler verirlerdi. O şair altına ismini yazardı. Öyle nükteli sözler, öyle belagatlı sözler, öylesine belagatlı sözler söylerlerdi ki sanki o sözün üzerine bir söz konmazdı. Ta ki Hz. Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi ve sellem hazretlerine peygamberlik tebliğ edildikten ve kur’an’ın ilk ayetleri inmeye başladıktan sonra. Ne zaman ki ilk ayetler gelmeye başladı, o şiir yazanlar gece karanlığında Mekke’nin duvarında asılı olan şiirlerini utançlarından almaya başladılar. Çünkü o belagatın üzerine bir belagat yoktu. O yüzden Cenab ı Hak, belagatına belâgat katıp şatahatına şatahat katıp, şatafatına şatafat kaıp, kur’anında haykırdı. Ey insanlar, cinliler, varlık alemi! Hadi, kur’an’a eşdeğer bir harf getiririn. Bindörtyüz yıldır getiren olmadı. Bundan sonra da getiren olmaz. O yüzden ümminin ağzından konuşan oydu. O yüzden dedi. O heva ve hevesine hiç konuşmadı. Sizin arkadaşınız şaşırmadı delirmedi de. Ya? O, Allah’ın dediklerini söyledi. O şaşırmadı. O delirmedi. O heva hevesinden de konuşmadı. Ya? Ondan konuşan Allah’tı. Hani Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine Cebrail aleyhisselam gelip vahiy indirirken, o da ezberleyeyim diye uğraşıyordu. Cenab ı Hak dedi ki ‘Ey Habibim! Cebrail sana vahyederken dudaklarını kıpırdatma. Ezberlemek için uğraşma. Senin kalbine onu ilham edecek olan,
senin kalbine onu yazacak olan, sana onu unutturmayacak olan Allah’tır.’ Onu koruyacak olan Allah. Sen dedi bu konuda kendi kendine hırs yapma, telaş etme. Ya? Senin kalbine onu biz yazacağız. Senin kalbine onu otutturacağız, yerleştireceğiz. Sen onu unutuculardan olmayacaksın. Biz onu sana unutturmayacağız. O kur’an’ı koruyacak olan da biziz, biz! Allah!
‘Böyle üstün, Allah’a karşı aşağılık değilse, ne diye ölmesin insan.’ Böyle bir Allah var iken, böyle harikulade haller yaratıp insanın aklını, aklını, apıştırıp bırakırken, aklını lal ederken, akıl üstü, metafizik üstü her türlü fiiliyatı yaratırken ve insanın aklıyla çelik çomak gibi oynarken, bir kimse Allah’ın önünde nasıl ona kul olmaz! Nasıl ölmeden önce ölünüz hadisinin sırrına vakıf olmaz. Nasıl ona ulaşmak için ölümü arzu etmez! Nasıl ona kavuşmak için kulaç atmaz ona doğru. Nasıl ona vuslata ermek için ona doğru koşmaz! Ancak aşağılık bir kimse, Allah’a ulaşmayı istemez. Ancak aşağılık bir kimse Allah’a kavuşmayı istemez ancak aşağılık bir kimse Allah’a doğru koşmaz. Çünkü onun pozitif aklı yoktur. Çünkü o Kur’an’ın deyimi ile akılsızlardandır, yoksa Allah’ı böyle tanıma bilme noktasında olan bir kimse Allah’a kavuşmak için her gün çırpınır. Kim Allah’a kavuşmayı dilerse, Allah da ona kavuşmayı diler. Kim Allah’a kavuşmayı dilemezse, Allah da ona kavuşmayı dilemez. Kim Allah’ı unutursa, Allah da onu unutur. Allah unutur mu? Ama kinaye yapıyor. Allah da unutur! O zaman gelin gafillerden olmayalım, Allah’a koşalım. Onu zikredelim. Onu sevelim. Ona aşık olalım. Onun emirlerini yerine getirmeye çalışalım. Bilelim ki o her şeyi harikulade bir şekilde yapar. Her şeyi bilelim ki her şey onun emrindedir. Ol dediğin de her şey olur. Ol dediğinde! Onun ol demesine bakar her şey. Allah bizi öyle inşallah kullarından eylesin. Hakkınızı helal edin. Selamünaleyküm.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Kalb, Hayret, Hamd, Mîrâc, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı