Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Evet, o kafir vezir herkese birşeyler söylüyordu. O herkese bir şeyler söy-
leyen o kafir veziri dinleyenler,
“Tat alış duygusuna sahip olanlar, (tat alma duygusuna sahip olan-
lar) onun sözlerinde öyle bir tat buldular ki acımsıydı.”
Yani o böyle dini yürekten kabul eden, kalbi din için atan, kalbi temiz, içi temiz, duyguları temiz, dine halisane bakan, dine iyi niyetli bakan, ihlaslı ve samimiyetli bakanlar, o vezirin söylediklerinden acımtırak, acımtrak tatlar alıyordu. O anlatırken onların kalbine bu noktada tatlılık inmiyordu. Onların ruhaniyetlerine, onların maneviyatlarıne tatlılık inmiyordu. Onlar diyorlardı ki bunda bir noksanlık var, bir eksiklik var. Karışık sözler söylüyor, şekerli Gülsuyu şerbetine zehir katıyordu. Bu pavlos vari din adamları, bu pavlosvari dindarlar, bu dini kendisine geçim kapısı yapanlar, bunu böyle dini geçim kapısı yapanlar deyince rahatsız oluyorlar. Kimisi mail atıyor bana, kimisi twitterdan yazıyor, kimisi hususi bana mesaj atıyor. işte siz ne iş yapıyorsunuz? Hani dinden siz geçiniyor musunuz gibi. Kardeşler, ben mahkeme kararı ile bağ-kur emeklisi oldum yargıtay kararıyla, bozulmazsa. Bozulma ihtimali var mı? Yokmuş, tamam. Diyebilirim yani değil mi şimdi? Yargıtay kararıyla ben bağkur emeklisiyim. Bağ-kur emeklisi demek, esnaflık yapmış demek demek. O yüzden şükür hamdolsun, ticaret yaptık yıllardır, arkadaşlar bilirler, eş, dost, etrafımız bilir. Ticaretten emekliyiz.
Birisi sormuş, Hz. Mevlana ne iş yapardı diye, Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri, o günkü üniversite mesabesindeki medresede hocalık
yapardı. Medresede hocalık yapardı. Geçimi medresedeki hocalıktandı. Hz. Mevlana Celaleddin i Rumi Hazretlerinin sekiz ilim dalından diploması var. Buna fizik, kimya, matematik dahil. Yani normalde sadece hadisçi değil, sadece fıkıh alemi değil. Hz. Mevlana günün en iyi fıkıhçıları kadar fıkıhçıydı, fakihti, günün tefsircileri kadar tefsirciydi, günün hadisçileri kadar hadisçiydi. Mesnevi’de altıbinin üzerinde hadis var. Mesnevi’de dörtbinin üzerinde ayet i kerime var. Mesnevi’de akaid var. Mesnevi’de kelam var. Mesnevi’de cebriyecilere, haricilere, mesnevide kaderiyecilere cevaplar var. Öyle Hz. Mevlana’yı öyle küçümsemesin kimse! Hıfsından bir kitaba bakmadan cebriyecilere cevap var Mesnevi’de. Bir kitaba bakmadan hariciyecilere, kaderiyecilere cevap ver Mesnevi’de. O günün akait hastalıklarına, akaid hastalıklarına cevap ver Mesnevi’de. Aynı zamanda Hz. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretlerinin mesleği bugünkü üniversite dekanlığı. Bir üniversite düşünün, onun dekanı. Zaten ordan şehliğe dönüş yapıyor, yani Şemseddin-i Tebrizî ile tanışınca bırakıyor onu. Onu bıraktığı için talebeler ayaklanıyor. Onu bıraktığı için saray diyor ki ya ne oluyor bizim Mevlanamıza ne oluyor saraydakiler. Bir üniversite düşünün, ilimde diyarı, o üniversitelerin geçimi o gün için saraydan, devlet destekli. Gazali’ye husisi üniversite kurulması gibi, medrese kurulması gibi, onun gibi Osmanlı’da da var bu. Osmanlı’da devlet üniversite kuruyor ve çağırıyor devlet o günkü alimleri. Fatih Sultan Mehmet Han hazretleri, bütün islam dünyasını çağırıyor, ne kadar alim varsa topluyor, hepsine maaş veriyor istanbul’da. O Macar topçusunu çağırıyor, maaş veriyor ona devletten. Sen gel diyor, bize bu topları dökmemizi bize anlat, bize öğret. Maaş veriyor. Bu caiz mi? Evet. Hz Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin, yahudi doktora maaş vermesi gibi. Onların geçimi dinden değil.
işte bu vezir, Hz. Mevlana bunu pavlos olarak belirtmemiş. iyi ki ismini koymamış. Neden? Bu o gün için musevilerin içerisine, isevilerin içerisine girip döndürmüşler isevileri, bu akaitlerini bozmuşlar. Bugün için de islam dünyasının içerisinde bizdenmiş gibi, müslümanmış gibi ve müslümanca konuşan, bizim dilimizden konuşan, pavlosvari din adamları var. Bunları hadisi şerifler bize beyan ediyor. Diyor ki onlar sizin dilinizden konuşurlar. Onlar sizin gibi ibadet ederler. Amma ve lakin onlar asla sizden bizden değildir. Muharrem’in Bab ul fitenini açın okuyun. Buhari’nin Bab ul fitenini muhakkak okuyun. Onlar kur’an-ı kerim’i okurlar, kur’an-ı kerim onların boğazlarından aşağı geçmez. Onlar namaz kılarlar ama namazları onların yüzlerine paçavra gibi atılır. Onlar ümmetimin parasını yerler, onlar ümmetimin parasını üterler. Onlar kuzu postuna bürünmüş kurtlar gibidir. Ümmetimin başına üşüşürler. Bunlar, öyle insanlar çıkacak ki öyle insanlar
çıkacak ki sizin dilinizden konuşacaklar ve onların tabileri çok olacak. Onlara tâbi olanlar çok olacak ve onları cehenneme götürecek, cehenneme! Şimdi insanlar bir yerde bir bir kimse çıkıyor, tabisi çok, hüra koşuyor. O tabisi çok olanlar, o tabilerinin çokluğuyla övünüyorlar. Tabisi çok olanlar, gücü ellerine geçirdiklerini zannedip Ümmet i Muhammed’e zulmediyorlar. O tabisi çok olan hoca efendiler, tabisi çok olan şeyh efendiler, tabisi çok olan mürşitler, tabisi çok olan alimler, tabisi çok olanlar, aman dikkat edin! Hadis-i şeriflerde bize ikaz var. Açın hadis külliyatı, Babü’l Fiten, yani fitneler bahsini açın. Bu zamanda okunacak olan en önemli hadis bölümlerinden birisi, Babü’l Fiten, fiten bölümleri, yani fitne bölümleri. Fitneler, bütün hadisçiler, bütün hadis alimleri Buhari Müslim Tirmizi ibni Mace, imam ı Hambel, imam ı Davut hepsinin de hadis kitaplarında fitneler bahsi vardır. Açın okuyun. Hz. Mevlanamız bize, bize, buradan örnek vererekten diyor ki ey Ümmet i Muhammed, uyanık olun. Bir sohbette bir şekilde söyleyip, bir sohbette bir şekilde söyleyen, kendi aralarına geldiği zaman parayı pulu cebellez eden, bunlara karşı diyor uyanık olun. Ne yapıyormuş bu adam:
“Şekerli suya, şekerli gülsuyuna zehir katıyormuş.”
Anlatırken din anlatıyor size. Harika, ağzından bal akıyor. Bir de ağlıyor, bir de ağlıyor, bir de ağlatıyor, muhteşem! Aylık yüz milyar lira ama bunun bedeli. Evet! Bir anlatıyor ki geceliği yedi milyar lira ve bunların tabileri çok olacak. Tabisi çok, ne büyük muhteşem şeyh! O kadar çok tabisi var ki ne büyük Hoca Alim! Ne kadar tabisi var, bir emirle herkes bir tarafa savrulup gidiyor.
“Sözünün dış yüzünden çevikol anlamı anlaşılıyordu ama ardından
da cana gevşek ol diyordu.”
Bir taraftan diyordu ki çevik ol, dikkatli ol. Aman dinini yaşarken kılı kırk yar ama ardından da ince ince diyordu ki Allah affeder ya boş ver, önemli değil. Eee olmadığı zamanlarda olacak, sen ya ben işte diyor ya hocam ben namazımı kılamıyorum, kılmıyorum. O da diyor ki Allah affeder her şeyi. Sen kılma. Ona demiyor namaz farz. Namaz dinde yıkılan son kaledir. Bir kimsenin namazı yıkıldıysa dini yıkılır. Müslümanların namazları yıkıldığı için dinleri yıkıldı. Müslümanlar namaza ehemmiyet vermediği için evlerinde bereket yok, kazançlarında bereket yok, vücutlarında bereket yok, akıllarında bereket yok, dimağlarında bereket yok, fikirlerinde bereket yok, maneviyatları yok, hayatları yok. Rezil bir şekilde yaşıyorlar. Neden? Çünkü müslümanlar namaza sımsıkı sarılmadılar, sarılmadılar! Müslümanların bereketi yok, yok! Neden? Harama karşı dimdik durmadılar. Bu haram! Hara mı nasıl işleriz, harama nasıl göz yumar, harama nasıl böyle davranırız deyip kestirip atamadı müslümanlar. Ondan sonra adam alay eder gibi
karşımıza çıktı, horoz da kessen kurban olur dedi. Biz de güldük, heheeeee yaptık. Biz sen ne diyorsun kardeşim, bizim dinimizle alay mı ediyorsun diyemedik. Neden? Suyun üstündeki köpük gibi olduk biz.
Adam bizim dinimizde alay etti, biz de tebessüm ettik. Herkes A9 izliyor. Neden? Ay ne kadar modern müslümanlar. Bir de bana soruyorlar. Ne düşünüyorsunuz? Genelde soranlar erkekler. Zannediyorlar ki o hatunlar onların olacak. Genelde soranlar o tip kıyafetleri tercih eden bayanlar. Hadisleri inkar ediyorlar, bir şey diyebiliyor musunuz? Yok! Tatlı geliyor bize. Niçin? Gevşetiyoruz çünkü. Ya aman derviş kaybolmasın, ya Allah desinler. iyi güzel diyelim de kardeş gözümüzün içine baka baka yapıyor ya. Haa, ne yapacağız? Allah bizi affetsin.
“Gümüşün dışı aktır, berraktır ama onun yüzünden el de kararır el-
Bakın altından sonra kıymetli olan madendir takıda gümüş öyle değil mi? Hz. Mevlana diyor ki gümüşün yüzü aktır ama diyor eli de karartır, elbiseyi de. Altını ara, altını ara! Altın, ya işte, ne yapalım işte ya şimdi ne yapalım ya, hocamız bu ya! Allah Allah! Ya dedim, sen onun mürşid i kamil olmadığına inandığın halde burda duruyorsun. Halifeliğinden duruyor burda. O halife ya, halifelik onu tutmuş orda. Bakıyor, ölecek şeyh olacak. Çünkü şeyh, paranın üzerine oturmuş, gelen giden cebine bir koyuyor. Evi yaptırmış, dergahı yaptırmış, ooo, her şey harika. Oğlanların işleri harika. Her şey oturmuş, yerleşmiş, halife gözünü ona dikmiş, ölecek, o da şeyh olacak, aynı şeye sahip olacak. Orda oturuyor, ondan dolayı. Altını aramıyor. Altını aramak her müminin hakkı, her dervişin hakkı. istihare yap kardeşim. istihare yap, yalvar, yakar, ağla Allah’a. Deki Yarabbi, beni kendim için kendim için, beni mürşid-i kamilime ulaştır. Rüyanda gördün, halinde gördün. Senin altının o. Tut sımsıkı. Ya işte şeyh efendi öldü ama işte ya ne yapalım işte biz de bu abiye tabi olduk biz! Böyle yok. Altını ara, ara!
“ Ateşin kıvılcımları ile al al bir yüzü vardır ama yaptığı kötü işe bak.
Sonundaki karalığı seyret.”
Onların yüzleri al al olur ama sonunda kararır. Mahşerin hesabı öyle değil. Kabrin hesabı öyle değil. Burada görüntüyle aldatabilirsin, başına benim gibi bir sikke, bir cübbe geçirip insanları kandırabilirsin. Mahşer, işin sonu. Onu düşündün mü? Hz. Mevlana diyor ki onu düşün, verecek hesabı düşün, kabirdeki sorgunu, sualini düşün. Hepimiz için, mahşerini düşün!
“Şimşek göze bir ışık olarak görünür ama gözü kamaştırma, görüşü
çalma huyu vardır onda.”
Şimşek birden çakar, gözün kamaşır ama o devamlı aydınlık değildir. Sen hiç batmayacak güneşi bul. Sen her daim aydınlatacak olanı bul. Senin gece karanlığında her daim yol gösterecek olanı bul. Sen anlık şimşek çakar gibi aydınlatıcılara kanma. Bir anda gözün kamaşır senin. Seni kendinden geçirir ama o bir anlık, sen ebedi zevke, ebedi aşka, ebedi sevgiye, ebedi aydınlığa dalacak olanı göster. Onu gör sen.
“Anlayışı tat alma duygusu olmayanların, boyunlarına bir halka olu-
yordu vezirin sözleri.”
işte görüntüye bakanlar, parlak sözlere bakanlar, dinin hakikatini aramayanlar, nefislerinin hakikatine koşanlar, nefislerinin peşinde koşanların, o sözler boyunlarına bir halkaydı. Güzel sözleri takıyorlar ya. Hallacı Mansur En-el Hak demiş. O neden demesin. Hallacı Mansur’dan aşağı mı ki, o da Enel Hak der. Harika bir söz. Şatahat muhteşem. Beyazıtı Bestami demiş ya: ‘Var mı benden daha şanı yüce’. Beyazıt ı Bestami demiş, o neden demesin? O da diyecek. Arabi demiş ya: ‘Ne tarafa bakarsan bak, bütün varlık Haktır, bütün varlık Allah’tır.’ Vay! Arabi demiş ya, sen ondan aşağı mısın! Sen de söyle. Yap şatahatını.
O parlak sözleri duyan cahil insanlar, dini bilmezler, vay ya, Arabi’den de üstün! Vay be! Beyazıt gibi konuştu ha! Vay be! ‘Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm.’ Yunus gibi konuştu. Yunus ete kemiğe bürünmüş. Yunus diye görünmüş. Ya? Yani Yunus ne o zaman? Allah! Eee? E ben de Yunusum. Yani? Ben de ete kemiğe büründüm. Ya? Ben de işte ne? isim söyleyin. Savaş. Savaş diye göründüm.( Nerde savaş be? Evde. Evde mi? Vay, vay Savaşım vay. Vay ki vay. Bak sen şimdi, dilime de dolandı mı şimdi. Eyvah ki eyvah! Sen telefon açtın bir de yani evde miyim dedi sana. Vay vay vay vay vay vay! Evden de dinliyorsa şimdi Savaş diye göründüm dediyse eyvah ki eyvah. Burda görünmedi Savaş bak. Eyvah eyvah eyvah eyvah eyvah eyvah! Bak, elim ayağım kesildi şimdi. Gidiverdi bak şimdi. Vay ki savaş vay! işin var Savaş, işin var.) Bu parlak sözleri söyleyince dervişler, etrafındaki cahil insanlar, bunları aldılar, süs gibi, boyunlarına taktılar. Bilemediler ki o sözlerin sahibi başkasıydı. Bilemediler ki o sözü söyleyenin sözünü söylemekle o hal yaşanmaz ki! Bilemediler!
“Vezir padişahtan altı ay ayrı kalmıştı. Altı ay İsa’ya uyanlara sığı-
nak kesilmişti.”
Vezir o yahudi padişahtan ayrıldı, altı ay boyunca ne yaptı? O isevilerin içerisinde dolaştı. Onların sığınağı gibi oldu. Herkes onu din bilgini zannetti, peşine düştü.
“ Halk tümden gönlünü ona tapşırdı, dinini de. Herkes onun buyru-
ğuyla ölüme atılıyordu.”
Allah Allah! Hz. Mevlana sekizyüz yıl öncesinden söylüyor. Ne yapmış o günün insanları? Dinini de ona teslim etmişler, sevgilerini de ona teslim etmişler. Tapşırdı diyor, yani taptı, o kimseye taptılar. Kur’an ve sünnete bakmadılar. Hocalarına taptılar. Kur’an ve sünnete bakmadılar. Şeyhlerine taptılar, Kur’an ve sünnete bakmadılar. Birisi mehdiyim dedi, ona taptı. Kur’an ve sünnete bakmadı. Birisi nebiyim dedi, o da ona taptı. Kur’an ve sünnete bakmadı. Birisi dedi ki en büyük temsilci benim, ona taptı. Kur’an ve sünnete bakmadılar. Birisi dedi ki Ben günün imam-ı Azamıyım, ona taptı. insanlar dinlerini bıraktılar. Adama diyorum ki kardeş, bak, kur’an sünnet böyle, zekat bunlara verilir. Zekat kimlere verilir? Zekat yolcuya verilir. Zekat fakire verilir. Zekat kimsesize, yoksula, savaşanlara, mücadele edenlere, zekatın verileceği yer bundan. Sen ne demek istedin şimdi? Bana öyle söylüyor. Ya, kur’an sünnet bu. Kardeş, milletten zekat toplayıp, ayakkabı alamazsın sen. Zekat parası ile sen işletme açamazsın. Zekat parasıyla kur’an kursu açamazsın sen. Sen milletten zekat toplayıp, kitap bastırıp, satamazsın. Sen milletten zekat toplayıp, dergi bastırıp, satamazsın. Milletten zekat toplayıp, televizyon açamazsın. Milletten zekat toplayıp bilmem hangi gazeteyi satın alamazsın. Dinin hükmü bu. Zekat miskinlere, fakirlere, borçlulara…git ona ver. Zekat almaya muktedir misin sen? Değilsin. Sen bu konuyla alakalı vazifelendirildin mi? Hayır. Neden topluyorsun sen zekat? Nereye topluyorsun sen? Kime topluyon zekatı sen? Mahallende fakir mi var senin? Bütün cemaatler, tarikatlar, kurumlar, kuruluşlar, düşmüşler yollara. Kardeş, sen zekat memuru musun? Devlet seni zekat memuru olarak mı tayin etti? Hayır. Zaten islam devleti yok ki! Seni zekat memuru tayin etsin. Ben böyle söyleyince gocunuyor adam. Bundan gocunuyor. Din! Hayır, Kur’an ve sünneti atıyorlar! Sen ne dedin şimdi, bizim şeyhimize laf mı söyledin? Kardeş senin şeyhini tanımam, bilmem. Bana ne senin şeyinden ya, banane! Yok, ütecekler parayı. Haydiiiii! Ne? Televizyon kuruyoruz. Ne için? Kur’an sünnet için. Toplayın çekleri! Televizyon foxa satıldı. Nerde para? Hani nerde para? Bana birisi gelsin, hesabını versin. Nerde para? TV5’i müslümanların parası ile kurdular. Bakın açık konuşuyorum. TV5 satıldı. Kime satıldı? Parası kimde? TV7 müslümanların parası ile kuruldu. Hani nerde? Kimde TV7? Kimde kardeş, kimde? STV, müslümanların parasıyla kuruldu, yarın öbür gün satılırsa kime gidecek parası? Kime?
Biz kendi içimizden söylüyorum. Önce çuvaldızı kendime batırıyorum. Bazı arkadaşlar diyorlardı ki bir dergah yapalım. Kime yapacağız dedim dergahı? Efendim sana yapacağız. Ben ölünce kimin olacak? Kaldı, kaldı!
Biz, şeyhimiz sağlığında cami yaptık. Camiyii yapış sebebimiz şuydu. O camide biz zikrullah yapacaktık. Cami zikrullah yeri olacaktı. Yanıbaşında da şeyh efendinin evi. Eski zamanlardaki gibi cami, ev. Böyle camii, dergah gibi kurulacaktı. 28 Şubat sıkıntılar. Cami nereye gitti? Diyanete. Diyanette cami. Haa, helal i hoş olsun. Bu noktada sıkıntımız yok. Camiydi sonuçta. Ya tekke olsaydı? Kalçak mıydı, kalacaktı. Burası vakıflara ait, dörtyüzelli yıllık. Mustafa Özbağ’ın deyil, bu cemaatin de değil, hizmetçiyiz biz burda. Tekke yaptık, öldü adam. Şeyh Efendi öldü, herhangi bir şeyh. Yeni bir şeyhe yeni bir dergah yapacağınız, doğru mu? Doğru. Habire, yap boyna, iyi. Okullar açılıyor, harika. Dershaneler açılıyor, harika. Ölünce ne olacak? Kimin? Ne ile açılıyor? Ne ile açılıyor? Zekatla mı? Caiz değil. Fitreyle mi? Caiz değil. Din, din bu. Kur’an, sünnet. Kuran, sünneti bırak. Hocamız böyle dedi, şeyhimiz böyle dedi. Kuran, sünneti bırak. Ya bizim zat, zamanın piri. Olur mu ya! Ya kur’an sünnet böyle. Yok ya! O zamanın mehdisi. Ya Kur’an sünnet böyle. Yok nebi zaten ya, peygamber ya o. Ya bir Allah’ın kulu demez mi yanındaki bir kimse, efendim hadis var, benden sonra nebi de resul de gelmeyecek. Son peygamber Muhammed i Mustafa sallallahu ve sellem . Efendim bir yanlışlama var herhalde. Bir yanılsama var herhalde. Bir şey var. Kimse demez!
Biz burda koltuğa otururuz diye, koltuğa oturuyorsun diyor. Bunu diyen kim? Kendisini nebi kabul eden adamın müridi! Güldüm, haklısın dedim ya seninle dedim bir şey konuşmaya gerek yok. Neden? Sen o nebi dediğin adamın peşinden git. Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş dedim, herkes layık olduğuna gidecek dedim. Kur’an sünneti bırakıp, dinin olmazsa olmazlarını bırakıp, hocasını, şeyhini, siyasi liderini, siyasi liderini, din yerine koyan ahmaklar dün de vardı, bugün de var, yarın da olacak. Evet, hiçbir veli, hiçbir zaman nebi olamaz. Hiçbir hoca, hiçbir âlim, hiçbir zaman nebi olamaz. Olamaz! Bir veli ne kadar muhteşem veli olursa olsun, Muhammed i Mustafa’nın o tozu dahi olamaz. Tozu, tozu olamaz, tozu! Bırakın Muhammed i Mustafa’nın sallallahü ve sellemin tozu olma, onun atının burnunun üzerindeki terinin üzerindeki toz dahi olmaz. Toz dahi olmaz. Şimdiki şeyhler, Allah! Şimdiki hocalar haşa Allah. Şimdiki alimler haşa Allah. Kardeş, kur’an sünnet burda dururken nereye gidiyorsun? Kur’an ve sünnetin hükümlerini göz göre göre çiğneyen bir adamın peşinden nereye gidiyorsun? Kimse bakmıyor dün olmuş, bugün de var. Böyle giderse yarın da olacak. Olacak! Dün olmuş, bugün de varsa, artık yarın olmaz diye düşünmüyorum. Yarın da olacak.
Şeyh Efendiye, işte birisi gelmiş demiş ki efendim üçyüz bin dolarım var. Ne yapmamı istersiniz? E ver oğlum bize demiş, vermiş üçyüz bin doları,
gelmiş bir de adam bana, diyor ki bir dua etsen de paramı kurtarsam. Lan dedim ben duayla kurtarabilecek olsam dedim, benim üçyüz milyar dışarda alacağım var dedim. Onları kurtaracağım ben dedim. Böyle baktı. Dedim öyle olsa ben kendiminkini kurtaracağım önce dedim. Benim nefesim o kadar kuvvetli değil dedim. Böyle bakıyor ama dedim Ankara’da birisi varmış, üfledimi uçuruyormuş dedim. Kim dedi? Namık dedim ben, böyle baktı, toparlayamadı şimdi. Kim bu Namık efendi dedi. Var ya bir türkücü dedim. Ben onu söylüyorum dedim, Ankarada bir hoca var. Üfledimi uçurur diye dedim. Dedim senin kafan yerinde değil mi ya git iste kendinden dedim. 300 bin dolar vermiş, aynı şey, bakın enteresan. Gitmiş, gözünün önünde, bunu söyleyen de bunu kendisi söylüyor. işte atıyorum. Hacı Mehmet’in bir fabrikası var, sıkıntıda. Hacı Mehmet’in fabrikasına üçyüz bin doları vermiş. Aylık sen demiş bana beşbin dolar vereceksin. Bu faiz dedim. Senin paranla faiz çalıştırıyor adam. Aylık beşbin dolar ondan alıyor, faiz. Ulan dedim, bir şeyh dervişinden bırak, dışarıdan, dışarısını bıraktık dervişinden faiz alır mı.
Hadi o fabrikanın sahibi kafir olsa, ütmek için ona verdi. Aldı ipoteğini fabrikanın, bu caiz dar ül harpte. Bakın, fıkıh. Sizlere bunları öğretmezler hiç, asla. Git bir tane yahudi fabrikatör var, sıkışmış. Fabrikasını ipotek et. Yapamazsın ki ona sen. Aylık üç bin dolar, beşbin dolar kopara bildiğin kadar ondan kopar. Caiz. Böyle değil. Adam kendi dervişine vermiş. Her ay ona, dedim faiz ya. Kim mümin bir kimseden faiz yaparsa, alırsa, verirse, bak alırsa, verirse annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi, günahı kebaire girer. Bu hadis i şerifi söyletmiyorlar şimdi. Bu hadis i şerifi hadis kaynaklarından çıkaracaklar nerdeyse. Tüyleri diken diken oluyor bu hadis i şerifi okuyunca. Televizyonda bir okuyorum, son program oluyor. Geliyor mesela televizyonda, diyorum ki sizin en önemli noktanız şu. Ne diyorlar, birisi diyorum faizle bana alakalı bir soru sorarsa ben de derim ki mümin müminden faiz alır verirse, annesi ile Kabe duvarının dibinde nikahlanmış, zina etmiş gibi olur hadis-i şerifini söylerim diyorum ben. Biz bunu yönetmenler bir konuşalım diyorlar. Korkuyorum, bu hadisi şerifi yeni çıkacak hadis kitaplarından çıkaracaklar. Ağır geliyor! Bunu bir cemaatin böyle bölge sorumlusunun yanında söyledim. Ya hocam, çok ağır hadis değil mi dedi. Yani bunun dedi sahihliği ile alakalı dedi elimizde kesin deliller var mı dedi. Baktım, var hocam dedim ben şimdi, bu böyle baktı. Sen şimdi bana dedin katlanmışı söyleyeceksin, değil mi dedim ben. Ya işte bu böyle durdu. Dedim böyle kandırıyorlar sizi de hocam dedim. Yani ayeti ayet-i kerimede kat kat faiz haram kılınmış. Kat kat, yani yüzde oniki alırsan, caiz gibi. Onu bir daha katlarsan caiz değil. Böyle kandırıyorlar insanları. Dini bırakmış.
Ütecekler ya müslümanları, demiyor git kafir bir kimseye faizle para satar, darül harpte caizdir, üt onu. Onu diyemiyor. Neden? Kâfirin parası kutsal, müminin parası kutsal değil. Git bankayı üt, diyemiyor. Neden? Onun parası kutsal. Ya? Müslümanın parası kutsal değil. Birisi zamanında gitmiş, Karacabey’in dağlarından, kırsal kesimlerinden, oradan yüz dönüm bir yer almış. Ne yapacaksın dedim onu, bankaya ipotek yapacağım dedi. Alkışlıyorum seni dedim. Böyle baktı, ya hocam ya dedi. Bırak dedim, yap. Yap dedim. Vallahi içim genişledi ya dedi. Dedim o göğsünü gere gere dedim, Allah Allah nidalarıyla git dedim, yap. Gitmiş bunu müftüye sormuş. O zamanın Osmangazi müftüsüne. Demiş bu hoca kimse canıyla oynuyor demiş. Neden demiş. Bunu eğer böyle demiş, herkese açık söylerse demiş, devlet onu bırakmaz demiş. Evet, din Kur’an sünnet. Kur’an sünnet ama insanlar onu bırakıp, onu bırakıp, kendilerine ilahe seçiyorlar. Yeni ilahlar. Adamın şeyhi ilah olmuş, hocası ilah olmuş, siyasi parti başkanı ilah olmuş, annesi ilah olmuş, babası ilah olmuş, kocası ilah olmuş, karısı ilah olmuş, çocuğu ilah olmuş, arkadaşı ilah olmuş, işi ilah olmuş, güzelliği ilah olmuş, yakışıklılığı ilah olmuş, ilah! Güzelliğini savuttura savuttura gidiyor. ilah olmuş! Yakışıklılığını göstere göstere gidiyor. ilah olmuş. Babası diyor ki benim dediğim gibi olacak. Kuran sünnet öylemiş önemli değil, ilah olmuş. Kocası diyor ki benim dediğim doğru. Bunu yapacaksın, ilah olmuş. Karısı diyor ki ne işin var orda dergahta senin, zikr edecekmiş. Otur evinde! Adam da olur tabii ya, ne demezsin. ilah olmuş kadın. Çocuk göz göre göre haram işliyor. Annesi babası üzülecek diye seslenmiyor. Çocuk ilah olmuş. Adam içki içiyor, çocuk içki içiyor, anne baba seslenmiyor, kırılacak üzülecek. Kız çocuğu günde onsekiz sefer sevgili değiştiriyor, anne baba karışmıyor. ilah olmuş çocuk, kimse bir şey demiyor. Ondan sonra özgürlükten bahsediyoruz burda biz. ilaheler var. La ilahe! ilahe. Çoğul. ilahe tanrıcık. Çoğul. Tanrıcık. ilahecik. ilahe, edilgen, etken değil. ilahe, dolu. illallah, tekil, etken. illallah dolduruyor, yıkıyor ortalığı. Neyi? ilaheleri. ilahe dolu hayatımız.
Dün olmuş, bugün var, yarın da olacak ama bizim hoşumuza gitmiyor ki kim bizi kur’an ve sünnete davet ederse. O bizim nefis tadımızı bozuyor çünkü. Namazını kıl diyor, orucunu tut, yalan söyleme, yemin etme, gıybet etme, annene babana itaat et. Kocana itaat et, çocuklarına kur’an ve sünneti öğret. Ahlaklı ol, temiz ol, doğru ol, dürüst ol, gözünü kaydırma, kaşını kaydırma, dilini kaydırma, oranı buranı kaydırma. Dosdoğru ol. Bu bize tat vermiyor. Bize böyle gevşek kim cımbıldaklık lazım. Cımbıldak. Dini de cımbıldaklık olarak alacak. Sufilik cımbıldaklık olmuş. Din cımbıldaklık olmuş. Cımbıldak bir hayat. Gevşek. Yaz gelince bikinileri giyeceğiz, gideceğiz, güneşlenmek bizim de hakkımız. Hocam caiz mi? Allah verdiği güzelliği
kullarının üzerinde görmek ister, tabii yavrum, soyun soyunabildiğin kadar. Harika! Ya haram kardeş, yapma! Haram. Yok. Biz arada sırada içiyoruz, e yok sarhoş olduğunuzda namaza yaklaşmayın işte, normal sarhoşsanız namazı da kılabilirsiniz. Bu ne ya? Nu ne kardeş! Tabilerini çoğaltacaklar ya. Tabilerini çoğaltacaklar! Kur’an, sünneti bırakıp kendilerine ilaheler seçecekler. Allah muhafaza eylesin inşallah. Cenabı Hak cümlemizi korusun.
El-fatiha meeessalavat.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Şükür, Kâbe, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı