Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 458-467. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 2 • 7/53

458-467. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“ (Padişahın gizlice vezire haber göndermesi):

Padişahla vezirin arasında gizlice haberler gidip gelmede, padişah ona

vaatlerde bulunmadaydı.”

Vezir böyle insanların dinlerini ifsad etmek için uğraşıyor, tezgah devam ediyor, oyun devam ediyor ve padişahla ikisinin arasında da devamlı haberler gelip gidiyor, birbirleriyle haberleşiyorlardı. Birbirlerinin yaptıklarından haberleri var çünkü amaçları hıristiyanlığı alaşağı etmek. Hıristiyanları alaşağı etmek, dini ifsad etmek. Amaçları bu.

“Sonunda isteğinin ele geçmesi, Hristiyanların toprağını yere vermesi

Yani normalde bu istek yere gelecek ve hıristiyanları yele vermek, hani böyle ağırlığı olmayan bir şey, rüzgarda savutturursunuz, o uçurur götürür onu. Buğdayı samandan ayırmak gibi buğdayı samandan ayıracak olanlar buğdayı normalde yele verirler, buğday yere düşer, saman uçar gider. Bunun gibi)

“ Ona benim devletli vezirim, vakit geldi çattı. Gönlümden bu dert çık-

sın gitsin artık diye mektup yazdı, gönderdi.”

O padişah, vezire mektup yazdı, dedi ki artık şu gönlümdeki derdi, sıkıntıyı bitir. Şu hıristiyanları bir yele verelim, şu dindarları bir yere verelim. Şu dindarları bir alaşağı edelim. Şu kuran ve sünnet dairesinde, din dairesinde duranların bir altını üstüne getirelim.

“Oda, padişahım o işin üstündeyim. İsa dinine fitneler salacağım diye

O da dedi ki ‘a padişahım, ben o işte ilgileniyorum. Ben dinin içerisinde fitne çıkaracağım, dindarlığı, fitneye boğacağım. Fitneye boğacağım. Dinde fitne çıkaracağım. Hadisi şerif: ‘fitne uykudadır.’ Fitne uykudadır. Bunu uyandırmamak gerekir. Bir toplulukta fitne çıkarmak bir cemaatte fitne çıkarmak, bir memlekette fitne çıkarmak, ümmetin içerisinde fitne çıkarmak, Allah muhafaza eylesin. Fitne ne? Eğer işe islam dairesinden bakarsak, kur’an ve sünnetin dışındaki her şey fitne, din fitnesi. Memleket fitresi ne? Bir memleketin hayrına, bir memleketin iyiliğine, güzelliğine, doğruluğuna, gelişmesine, faydalı olacak bir şeye karşı çıkıyorsan, memlekette fitne çıkarıyorsun. Fitne, bir şeyin hayrına olmayan şey, hayırmış gibi görünüp şer çıkarmak. Allah muhafaza eylesin.

“(Hristiyanlığın oniki bölüğü):

O hükümet devrinde İsa’ya uyanlara buyruk yürüten oniki bey vardı.”

isa’nın tabilerinin içerisinde oniki tane bey var. Oniki tane kavim düşünün. Oniki kavmin başında oniki bey var. Bakın bu oniki, isevilikte oniki tarikat vardır. Musevilikte ondört tarikat vardır. Hani bazıları da Hz. Muhammedilikte, yani bugünkü islamda tarikatları sıralamaya kalkarlar ya, oniki tarikat, ondört tarikat diye, tehlikelidir. Neden? Bunda isevilik, musevilik kokusu vardır. Öyle ‘oniki hak tarikat var’ deme. ‘Ondört hak tarikat var’, deme. Ya dört hak mezhep var, değil mi? Dört mezhebin tabileri fazla, otuzun üstünde mezhep var ve otuzun üzerinde mezhep de sünni olarak adlandırılan mezhepler.

Bizde şimdi böyle bir kısır bi bilgi var. Dört mezhep hak. Neden? Geri kalanlar bunu normalde şey olarak söylüyorum. Sünni mezheplerin içerisinde tabiisi olmayan mezhepler var. Onlara hak değil diyebilir misin? Diyemezsin. Millet kendisini öyle adlandırmış. Ona bakacak olursanız, imam Muhammed de bir mezhep imamıdır, imam Yusuf da bir mezheb imamıdır ama onlar imam ı Azam hazretlerinin çizgisinde kaldıklarından dolayı, mezhep imamı gibi algılanmazlar. imam Malik’ten ne farkları var? imam Malik’in de hocası imam ı Azam Hazretleridir. imam Malik de imam Yusuf’un ders arkadaşıdır. imam Malik, imam ı Azam’da da okur. imam Yusuf da imam ı Azam da okur. imam Muhammed, hem imam ı Azam’da hem imam Malik’de hem imam Yusuf’da okur. O yüzden böyle mezhepsel açısından da bir kategori yapmak ‘ya dört mezhep hak’, bu biraz böyle işi kısırlaştırıyor, değil mi? Sen kur’an sünnet ve bir mezhep imamının peşinden git, eyvallah. Oniki tarikat hak. Ya deme, deme! Biz şimdi normalde örneğin, Ahmet Yesevi’nin oniki hak tarikat içerisinde Yesevilik yok sıralamada.

Birisi öyle sıralıyor bana. Dedim Ahmet Yesevi’yi nereye koyuyorsun? Bu durdu. Onu dedim, hak tarikat olarak görmüyor musun. Ya, Yesevilik her ne kadar var ise de, bak şimdi, dedim ya yapma cahillik. isim koyma, boş ver. Sen ne, hangi yolu takip ediyorsun? Rufailik. Biz Rufaiyiz de veya soranlar ya şimdi! Bazen soruyorlar, ‘siz hangi tarikattansınız’, bize söylüyorlar, hatta arkadaşlar diyorlar ki biz hangi tarikattanız. Hz. Mevlana bağı çöz diyor, ya bağ! Hangi tarikattan olsan ne olacak, Kadiriyiz desen ne olacak, Rufaiyiz desen ne olacak? Sen öyle olmadıktan sonra! Allah bizi affetsin, bunun gibi. işte oniki tane bey vardı.

“Her bölük bir beyin buyruğuna uymuş, ondan ümitlere düşerek o beye kul olmuştu. O oniki bey ile onlara uyanlar, o kötü vezire bağlamışlardı. Hepsi de onun sözüne inanmadaydı. Hepsi de onun gidişatına uyuma uyumadaydı. O öl dese hangi solukta hangi saatte derse her bey hemen karşısında can verirdi.”

Bu öylesine bir bağlılık ki kur’an ve sünnet dairesinde bunu ele almak mümkün değil. Evet sizden olan emir sahiplerine itaat ediniz ama hadis-i şerifte bir komutan ateş toplatıyor, yaktırıyor, atın kendinizi diyor, atmıyor sahabe. Hz. Peygamber Efendimiz diyor ki atsaydınız kendinizi, ebediyen ateşte kalacaktınız. Tabi olma, kur’an sünnet dairesindedir. Tabi olma, tekrar söylüyorum, tabi olma, itaat etme kur’an ve sünnet dairesindedir. Siyasete, komutana, şeyhe, zakire, çavuşa, kim olursa olsun, kadının kocasına, erkeğin babasına itaati, çocuğun annesine babasına itaati, kur’an ve sünnet dairesindedir. Kur’an sünnet dairesinde! Bakın, imamların içtihadlarını koymuyorum. Niçin? Bu noktada bir kimsenin şeyhi içtihad edebilir. kur’an ve sünnet dairesinde. Bir kimsenin babası, evin içerisinde içtihat edebilir, kur’an ve sünnet dairesinde evi ilgilendiren bir meselede. Bir siyasetçi, devlet başkanı; kur’an ve sünnet dairesinde içtihat ededebilir, devletini ve milletini ilgilendiren bir konuda. Bir askeri komutan içtihad edebilir kur’an ve sünnet dairesinde, onun bölüğünü, onun takımını, onun askerini, onun ordusunu ilgilendiren bir meselede içtihat edebilir. Biz bu yolları kapattığımızdan dolayı geri kaldık. Biz bu yolları kapattığımızdan dolayı bir türlü islam ümmeti gerekli olan sıçramayı sağlayamadı. Hakikati arama, hakikati bulma, hakikate doğru koşma noktasında bir kimse isabet ettirmese içtihadında bir sevap alır. isabet ettirirse, on sevap alır. Biz şimdi hala daha kız çocuklarımızı üniversitelere gönderirken hanefiye göre seksen kilometre ileri gitmesi caiz değildir. Burda takıldık kaldık. Burda takıldık kaldık. Hala daha oturup bazı meselelerin içerisinden çıkamıyoruz. içtihat edebilecek, içtihat hükmünü koyabilecek şeyhler, alimler, diyanetin müftüleri, ilahiyat fakültesinin profesörleri, çıkıp içtihat edemediklerinden dolayı, bir. ikincisi

dini ifsad etme şüphesi üzelerinde bulunma şüphesinden dolayı. Biz içtihad edene de şimdi böyle bakıyoruz önce. Neden? Çünkü dinimizi ifsad etmeye çalışan gruplar var. Dinimizi ifsad etmeye çalışan alim, ulema gibi görünen takım var. Sünnetleri reddeden, hadisleri inkar eden bir güruh var Türkiye’de. Böyle olunca onların vermiş olduğu fetvalara da biz şüphe ile bakıyoruz. Onların yapmış oldukları içtihatlara şüphe ile bakıyoruz.

Diyanet bir fetva yayınlıyor. Ne? Organ nakli caizdir. Ben soruyorum. Hüküm şu: ‘Aklen ve hukuken’. Yok, nasıldı, hukuken ve bir şeydi daha, öldüğüne inanılırsa. Tıbben ve hukuken ölmesi. Tıbben ve hukuken. Öldü, tıbben ve hukuken onun organlarını siz yağmalayabilirsiniz. Kim verecek bunun hükmünü? Soruyorum, bunun hükmünü kim verecek? Açtım telefon, diyanetin telefonlarına cevap veren fetva makamı var, Bursa’da. Telefon açtım. Selamünaleyküm, Aleykümselam. Dedim bu cuma vaazında böyle böyle dediniz. Vaaz mı, şeyde, cuma hutbesinde. Tıbben dedim öldürmeğe kim hükmedecek? Hukuken bunun öyle olduğuna kim hükmedecek? Ölüm ne demek? Nefes alıp vermiyor artık, ölü bu. Nefes alıp veriyor ama makinada, ama orda, ama burda. Nefes alıp veriyor mu? Veriyor. Sen göz göre göre nasıl öldüreceksin onu, nasıl fişini çekeceksin onun? Bu kararı kim verecek? Hastanın fişini çekme kararını kim verecek hocam dedim. işte tıbben bu böyle söyleniyor da işte profesörler öldü diyorlarda…Ya yirmibeş yıl sonra Avustralya’da adam normalde komadan çıktı, yirmibeş yıl sonra. Yirmibeş yıl makineye bağlı yatmış. Ben bunu böyle söylerken bir arkadaş gazete küpürü gönderdi. Sizin dediğinizin delili çıktı dedi efendim. Ne oldu dedim ben. Dedi ki Avustralya’da bir hasta yirmibeş yıl komada kalmış. Sadece makineye bağlı. Yirmibeş yıl sonra gözünü açmış. Sen yaşatmakla mükellefsin, öldürmekle değil. Nasıl şüphe ile bakmayalım şimdi, bakıyoruz kendi kendimize, şüphe ile bakıyoruz.

Bir mesele oluyor, gönderiyorum diyanete. Diyorum gidin bir diyanete sorun. Mesele bazen anlatıyorum ya işin içinden çıkılacak bir mesele değil çünkü. Kadın kocasını terk etmiş gitmiş X bir ile, orda onbeş gün başka bir erkekle ilişkiye girmiş, karı koca hayatı yaşamış. Onu da bırakmış, ordan x bir ile gitmiş, başka bir ile, facebookta tanıştığı bir adama. Ordan oraya gitmiş, orda da bir bilmem kaç ay orda durmuş, geri dönmüş. Bilmem kaç tane çocuk var. Nikahları olur mu? Diyanet’e sor. Diyenete sordular. Karı koca gittiler sordular, tekrar dükkana geldiler karı koca. Diyanet demiş ki resmi olarak kiminle evlisin, bununla. Onunla nikahın duruyor daha demiş. Yürü git bak işine. Adama baktım, ne düşünüyorsun dedim. Bu nikah olmaz dedi. Kadına baktım, ne düşünüyorsun dedim, olmaz dedi. Dedim ya e diyanet olur demiş dedim. Diyanet olur. Şimdi nasıl biz ona şüphe ile

bakmayalım verdiği fetvaya? Kadın on tane adam dolaşacak, gelecek. Resmi kimlen evlisin, falancayla. Nikahın devam ediyor senin diyecek. Böyle bir şey var mı? Şüphe ile bakıyoruz bu sefer. Dedim olmaz! Gilin hemen dedim boşanın. Hemen boşanın dedim. Adama dedim çocukları da al, bu kadında çocuk da bırakılmaz dedim. Dinen bu ölü hükmünde zaten dedim. Dinen bu ölü hükmünde. Neden ölü hükmünde? Evli bir kadının gidip zina etmesi dinen ölüm cezası. Erkek için de aynı. Erkek evli ise gidip zina ettiyse dinen ölü hükmünde. Ölü! Erkek bunu bir de açıkça söylüyorsa, itiraf ediyorsa, adam itiraf ediyor, zina etmiş. Zina ettiği anda ölü hükmünde adam. Bir adam öldürülürse, ölürse otomatikman nikahı da düşüyor. Hadi gel, işin içinden çık. Bir kadın zina etti, evli bir kadın, dinen ölü hükmünde. Nasıl çıkacaksın işin içinden? itiraf ediyor bir de.

Kadının birisi de yazmış bana şeyde ne o mailde, destan gibi. Ben eşimin beni aldattığını anlayınca ben de gittim eşimi aldattım, ona da söyledim. Aramızda kavgalar çıktı. Ondan sonra anlaştık. O beni aldattı, ben onu aldattım. Bizim nikahımız ne oldu? Neler yaşıyoruz!. Hadi, cevap ver. Ben atıyorum tacı şeye, diyanete. Diyorum diyanete sorun. Bağlı bulunduğunuz diyanete, onların fetva masaları var. Fetva masalarından fetvayı alın, ondan sonra bana diyorum tekrar bildirir misiniz bir zahmet. Soruyorlar, diyanetin fetvası aynı. Resmi olarak evliliğiniz devam ediyor mu? Evet. Nikahınız da devam ediyor. Tövbe ettin. Allah affetsin! Dedim nerde oturuyorsunuz siz? Filanca yerde. Oraya telefon açtım. Hocam dedim, siz mi veriyorsunuz fetvaları? Evet, ben bakıyorum, bilemediğim yerleri müftü beye danışıyorum, falan fişman. Ha iyi, ala dedim ya.

Dedim bir bayan sizi aradı mı böyle böyle bir konuda? Sordu dedi. Siz dedim böyle mi cevap verdiniz? Evet dedi. Kaynak ne dedim? Kaynak ne? Neye binaen bu fetvayı verdiniz? Siz dedi alim misiniz? Hayır dedim. Sizin bu meseleden haberiniz ne? Dedim bana sordular da dedim önce, ben diyanete sorun dedim ben. Siz böyle bir cevap vermişsiniz, inanamadım. O yüzden aradım dedim. Biz dedi ben onu, bunu dedi müftü beye sordum dedi. Müftü bey de bana böyle dedi dedi. Dedim müftü beye sorar mısınız, kaynak ne? Hangi ayet ve hadisle bu fetvayı verdiniz? Nerden hüküm çıkardınız, ben dedim ciddi olarak soruyorum bunu, kendime delil etmek istiyorum dedim. Hangi ayetten, hadisten, hangi olaydan bunu çıkardınız, bu fetvayı verdiniz? Nasıl şimdi vermiş oldukları içtihada da biz güveneceğiz? Güvenemiyoruz. Allah bizi affetsin. Sıkıntı var burda. Sıkıntı büyük. Sıkıntı bu noktada Türkiye’de gerçekten büyük. Allah muhafaza eylesin.

O yüzden ölçü, kur’an sünnet. Bir erkek kendi evini ilgilendiren bir meselede içtihad edebilir. Eğer o kapasitedeyse ve diyebilir benim evimin dirliği,

birliği, beraberliği için şu ayetten, şu hadisten hareket ederekten, böyle davranılmasını istiyorum. Hakkıdır. Bir komutan içtihat edebilir ayet ve hadisler ışığı içerisinde, hakkıdır. Bir devlet başkanı içtihad edebilir, hakkıdır. Bir şeyh, bir üstat kur’an ve sünnet dairesinde içtihad edebilir, hakkıdır ama bunu ne yapacak? Kur’an ve sünnete dayandıraraktan bunu söyleyecek. Bunu dayandıraraktan söylerse hakkıdır ama öbür türlü itaatlar bu noktada, öbür türlü biatler, kur’an ve sünnetin dışındaki hareketleri de içine alıyorsa, orası bataklıktır. Bir de vardır ya bir takım sufiler için bir takım cemaatler için onun yaptığında hikmet vardır ya? Kardeş, kur’an ve sünnetin dışında hikmet arama. Kur’an ve sünnetin dışında, sen marifetullah arama. Kur’an ve sünnetin dışında kendine bir yol arama. Kur’an ve sünnetin dışında kendine bir hakikat arama. Allah muhafaza eylesin. işte bunlar da o kimseler öl dese ölecekler. Birtakım sufilerin içerisinde de vardır ya bize şeyhimiz öl dese ölürüz. Hiçbir şeyhi duymadım bugüne kadar, müridine öl desin. Ben hiç duymadım. Bir mürşidin yap dediğini yapmayan, nasıl öl dediğinde ölecek ya? Bunların hepsi de edebiyat. Böyle olanlar var mıdır? El cevap vardır. Sakın ha bizim yolumuz ondan değil. Benim kur’an ve sünnet dairesinin dışında söylediğim bir şeye arkadaşların itaat etmesini istemiyorum. Hatta beni uyarsınlar. Bana nasihat etsinler. Desinler ki bu kur’an ve sünnetin içerisinde yok. Bu kur’an ve sünnete aykırı bir durum. Hakkınızı helal edin ama bundan bir geri dönseniz, geri dönelim. Allah muhafaza eylesin. Herkes ölüp gidecek, hesap verecek. Hepimiz hesaba çekileceğiz. Cenab ı Hak cümlemizi korusun inşallah. Hakkınızı helal edin.

El-fatiha maasselevat.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları