MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 2 • 8/53
467-479. Beyitler Şerhi
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“(Vezirin incil buyruklarını karıştırması):
Vezir her beyin adına bir tomar hazırladı. Her tomar da yazılan ya-
zılar bir başka yoldaydı.”
Vezir din hazırlıyor. Tomar dediği yazdığı yazılar, risaleler. Dini risaleler yazıyor. Dini risaleler yazmak bu noktada çok eski kadim bir gelenek veyahut da dini metinleri tefsir etmek, eski kadim bir gelenek. Dini metinleri yorumlamak, onlardan mana çıkarmak çok eski, kadim bir gelenek. Bu sadece hani şimdi böyle Muhammedi müslümanlar için söylüyorlar ya neden işte mezhepler var, olmasa olmaz mıydı? Yok, dinin özü bu. Bu kadim gelenek, dinde tarikatlar, kadim gelenek. isevilerin tarikatları var, Musevilerin tarikatları var. Tarikat kadim bir gelenek. Mezhepler var, kadim bir gelenek. Farklı anlayışlar, farklı yorumlar, kadim bir gelenek. Bunu bir zenginlik olarak gör. Bunların içerisinde heva ve hevesine uyanlar var, var!
işte bu vezir de her beye, bir topluluğun başı. Bir kavmin bir beyi var, padişahı var, sultanı var. Bir böyle grubun dinlediği bir kimse var. Bu hala daha var. Bakın hala daha böyle kimseler var. işte o vezir de her bey adına bir tomar, bir risale yazıyor. Her tomar da yazılan yazılar, bir başka yoldaydı ve herkese yazdığı şey aynı değil. Birine diyor ki Ankara’ya gitmek için senin yola çıkıp Bilecik, şey üzerinden, Bozüyük üzerinden, Afyon üzerinden gitmen lazım. Birine diyor ki senin Bozüyük üzerinden Sivrihisar mıydı, Sivrihisar üzerinden gitmen lazım. Öbürküne de diyor ki sen izmit Gölü’nün kenarından vuracaksın. Öbür o yola çıkacaksın, o yoldan da Bolu üzerinden gideceksin diyor. Herkese Ankara yolunu tarif ederken farklı farklı tarif
ediyor. Hatta daha önceki beyitlerden çıkıyor ki kimisine de diyor ki Ankara’ya gitmene de gerek yok, kimisine de diyor ki Ankara sana gelsin, kimisine de diyor ki Ankara sensin. Önceki beyitlerden onu çıkarıyoruz.
“Her birindeki buyruklar bir başka çeşitti.”
Her birinde de mesela birinde diyor ki abdest alman lazım. Namaz kılmak için öbürkünde de diyor ki namaz için abdeste ritüele gerek yok, sen namaz kılacağım de yeter ki. Öbürkün de de diyor ki senin o ritüellere yerlere eğilip kalkmana da gerek yok. Senin kalbin temiz olsun yeter. Asıl namaz odur diyor. Öbürküne de diyor ki ya kalbinin temizliği de önemli değil diyor. Sen namaz kılmayı istedin ya, sen namaz oldun diyor. Millet seni kılsın, boş ver diyor. Birinde diyor ki tomarın birinde, sen Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’i kendine önder seç. Onun yolundan git diyor. Öbürküne de diyor ne yapacaksın sen Peygamberi önder seçip de kendine, sana kur’an yetmez mi diyor. Öbürkünde de diyor ki kuran sensin diyor, sen kendini aç oku. Kur’an’dan kasıt sensin diyor. Senin onu açıp okumana gerek yok diyor. Öbürkünde de diyor ki ya son peygamber dediklerine bakma, peygamber nefsine uymuş. O yüzden kendini son demiş diyor. Ben de peygamberim diyor. Öbürkün de diyor ki her dönemin bir Peygamberi vardır, bu dönemin peygamberini bul sen diyor. Öbürküne de diyor ki ya o Peygamber çok uyanıktı diyor, kurnazdı kalktı diyor bir kitap yazdı. O kitap da aslı değil zaten diyor, otur sen bir kitap yaz diyor. Öbürkünde de diyor ki ya peygamber şefaat ediyor, geç diyor, peygamberin şefaat etme hakkı yok. Şefaat ancak Allah’a ait diyor, kandırıyorlar seni diyor. Öbür türlü, öbürküne de diyor ki ya diyor bu kur’an-ı kerim’de saçma diyor. Ne alakası var bunun diyor. Allah’ın işi gücü yok gökten sana kitap mı indirecek diyor. Yok böyle bir şey diyor. Öbürkünde de diyor ki aman ha Allah’a peygambere itaat et diyor. Birinde diyor ki zekat kırkda birdir. Kırkta birini zekat olarak vereceksin. Öbürküne diyor ki sen mi çalıştın diyor. Kim çalıştı, kim kazandıysa onun.
Öbürkü oturduğu yerden para mı alacak diyor. Gibi böyle tomarlar dolaşıyor ortalıkta ama hiçbir tomar hiç bir tomarı teyit etmiyor. Hiç birinin hakikati birinin hakikatine uymuyır. Hiç birinin muamelesi birinin muamelesine de uymuyor. Bir tomarda diyor ki kasten haksız yere adam öldüreni öldürün diyor. Öbür tomar da diyor ki canı sen mi verdin, affedin diyor. Öbür tomarda diyor ki boş ver diyor, öldüren öldürsün. Ölmesi gerekiyormuş, onun kaderinde o yazılmış diyor. O da onu öldürüyor deyince onun da ölmesi kaderindeymişti. Boşver, milleti birbirini öldürsün diyor boyna. Bir tomardaki yazı, öbür tomarını teyit etmiyor. Hepsi de farklı.
“Bu sonundan ta başına dek ona aykırıydı. Birinde riyazat yolunu aç-
tığı tövbenin, Tanrıya dönmenin direği saymadaydı.”
Birisinde riyazat etmek yani açlık, aç olmak ve tövbe etmek, Allah’a dönmenin yoluydu. Birilerine diyordu ki siz riyazat yapın, az yiyin. Riyazat yapın. Riyazatın hakikati, haramlardan geri dönmekti, ama onlara riyazatın hakikatini haramlardan geri dönmek diye değil, onlara aç kalmak olarak söylüyordu. Onlar habire açlıkla pençeleşiyorlardı. Aç kaldıklarından dolayı zayıflıyorlar, bir deri bir kemik kalıyordu, güçsüzleşiyorlardı. Böylece dinlerini yaşamaya, ailelerini korumaya, çocuklarını, zürriyetlerini devam ettirmeye güç yetiremiyorlardı. Onlara diyordu ki açlıkta büyük keramet vardır. Devamlı aç kalın. Oysa Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri doymayı yasaklamıştı. islamda doymak yasaktı, açlık yoktu. Açlıkla doymanın yasaklanmasının arasında fark var. Bir tarafta doymak yasaklanıyor, birileri islam adına açlığı önümüze koyuyor. Sufilik adına koyuyor. Aç kalacaksınız diyor. Çünkü sizi aç bırakacaklar. Sizi sömürecekler, sizi sömürecekleri için size şimdiden açlığı öğretiyorlar. Sizi aç bırakacağız diyorlar. O yüzden siz nefsinizi eğitmek istiyorsanız, nefsinizle savaşmak istiyorsanız, bu noktada Allah’a yakın olmak istiyorsanız, aç kalın diyorlar. Bunlar zaten aç bırakıyor bu kapitalist sistem insanları, bu deccal aç bırakıyor insanları. Dünyanın yedide biri aç. Aç bırakanlar da bu deccallar. Önceden sufilere kızıyorlardı siz az yiyorsunuz diye. Bunlar aç bırakıyor. Bunu şimdi aaa, ne kadar sufi entelektüel, aç kalacaksınız. Kaç gün dedim ben. Üç gün hiçbir şey yemeyeceksiniz. Yok sünnette! Aç kalacaksınız, on gün hiçbir şey yemeyeceksiniz. Yok sünneti Resulullahta. Bu sufiliği nerden buldun? Bu sufiliği nerden buldun? Bizim sünnet i Resulullahda, yemekten doymadan kalkacaksın. Yemek yemeyeceksin değil. Doymadan kalkacaksın. Göbeğini şişirmeyeceksin de, bizde göbeği şişirmek de yok. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri parmağını batırdı, göbeği şişkin olana bizden değil dedi. Göbeği şişirmek yok. Eee? Sıfır aç kalmak da yok. Ne var? Doymadan kalkmak var. işte o diyordu ki birisinde açlığı metediyordu. Aç kalacaksınız ve tövbe edeceksiniz. Böylesi Allah’a yakın olursunuz.
“Birinde riyazattan fayda yok. Bu yolda insanı cömertlikten başka bir
şey kurtaramaz demişti.”
Yani sen riyazad yapma, açlık çekme, bundan fayda yok. Ya? Sen cömert ol. Para pul dağıt. Hani birisi de çıktı ya hani zekat ile alakalı yeni bir klişe bir söz söyledi. ihsan Eliaçık mıydı eli açık mıydı onun soy ismi? Ne dedi? Zekatta şey yok ne o, kırk da bir yok. Ya? ihtiyacınızdan fazlasını dağıtınız. Kime söylüyor bunu? Müslümanlara söylüyor. Harika, ihtiyacımızdan fazlasını dağıtacaksak, hemen devlet bir yasa çıkarsın. ilk önce Koç dağıtsın, Sabancı dağıtsın ihtiyacından fazlalarını. Hemen islam devletinin hukukunu da değiştirsinler bunu savunanlar. Ben şimdi değiştirin dersem
ben burdan, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin anayasasının laik demokratik hukuk devletini, teokratik sisteme döndürmekten, Cumhuriyet savcısının önündesin. Tabii, çarpılmadan yürüyeceksin.Alın hadi çıkarın, yasa çıkarın, anayasa çıkarın, bütün müslümanlar da dağıtsın mallarını ama önce en zenginden başlasın.
“Birinde de demiş ki: ‘Senin açlığın, senin cömertliğin, Mabuduna
şirk koşmandır.”
Birinde de dedi ki sen aç kalıyorsun, Mahmut’a şirk koşuyorsun Allah’a. Sende cömertsin. Kendi kendine cömertim deyip de şirke girme. Asıl cömert olan o, asıl aç olan da o. Sen kendi kendine cömertim diyerekten, ben aç kalıyorum diyerekten, şirke düştün dedi.
“Hem gam çağında, hem esenlik cağıNda, Allah’a dayanmadan, tüm-
den ona teslim olmadan, başka bir şey düzendir, tuzaktır dedi.”
Gamlı, hüzünlü olduğun zamanda da esenlik, rahata erdiğin zaman da da aslında bunlar bir taraftan doğru, Allah’a yaslanmadıkça sen tuzaktasın dedi. Yani sen hüznünde de eğlencende de rahatlıkta da zorlukta da Allah’a yaslanacaksın, Allah’a dayanacaksın.
“Öbürkünde de dedi ki: ‘Gereken şey hizmettir; yoksa Allah’a dayanma
düşüncesi bir töhmettir dedi.”
Yani Allah’a dayanmayı bırak. Sen asıl hizmet etmeye çalış. Asıl o dedi
“ Birinde de dedi ki: ‘Yap yapma buyrukları tutulmak için değil. Bi-
zim aczimizi bildirmek için verilmiştir.”
Birine de dedi ki kur’an sünnet bir sürü emirler var. Bunları yapıp yapmaman önemli değil. Ya? Sen aczini bilesin diye Cenab ı Hak bunları indirdi. Buradaki kasıt illaki bunları yapmak değil dedi.
“Böylece bu buyruklarla aczimizi bilelim de o zaman onun da kudretini anlayalım yazılarını yazmıştı. Birinde ise aczini görme, aklını başına al; o aciz nimete kafir olmaktır”
Birinde dedi ki sen aciz değilsin. Eee? Sen bu aleme halife olarak yaratıldın. Bu acizlik ne dedi. Kendini acziyet içinde görme, kendini fakriyet içerisinde görme Allah önünde. Eee? Ya aciz demek nimete küfür eden kimse demektir dedi. Birinde:
“Kendi gücünü kuvvetini gör, çünkü kuvvet, kudret de ondan. Kudretini onun nimeti bil ki kudret odur diyordu. Öbüründeyse, şu ikisinden de geç. Göze görünen her şey put olur demedeydi.”
Birinde dedi ki bu gördüğün her şey put, geç hepsinden de dedi.
“Birinde, şu mumu söndürme diyordu. Çünkü bu görüş meclise mum
Birinde de diyordu ki sen etrafa insanlara din anlat, söyle. Senin söylediğin etrafı aydınlatıyor, mum gibi. Öbürkün de de diyecek ki sen bu mumu söndür. Öbürküne de diyordu ki:
“Bakıştan, görüşten, hayalden, geçtin mi gece yarısında buluşma, ka-
vuşma mumunu söndürmüş olursun.”
Dörtyüzseksenden devam edeceğiz. Allah rızası için.
El Fatiha meesselavat.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları