Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 992-1007. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 992-1007. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 43/46

Mesnevî-i Şerîf 992-1007. Beyitler Şerhi Hakkında

992-1007. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Dokuzyüzdoksanüçüncü beyitten devam edeceğiz inşallah:

“Çalışmanın tevekküle tercihi:

Aslan bu yolda birçok deliller getirdi .O cebriler, aslanın cevabına kanlılar. Tilki, geyik, tavşan ve çakal cebre inanışı ve dedikoduyu bıraktılar. Bu biatte ziyana düşmemek için kükremiş aslanla ahitlerde bulundular. Zahmetsizce her günün kısmeti gelecek, aslanın başka bir teşebbüse ihtiyacı kalmayacaktı. Kur’a kime isabet ederse, günü gününe aslanın yanına sırtlan gibi o koşar, teslim olurdu.”

Yani av hayvanları Aslan’ın bu beyanlarından, hani çalışmanın yüceliği ile alakalı, çalışmanın gerekliliği ile alakalı çalışıp çalıştıktan sonra tevekkül etmenin gerekliliğini, çalışmadan bir tevekkülün doğru olmadığını aslan defalarca onlara anlatmıştı ve anlatınca o cebri olan o av hayvanları da ikna oldular. Çalışmanın, gayret göstermenin, önemli olduğunu öğrendiler ve bu hususta kendi ihtiyarlarının gereği olan çalışmayı kabullendiler ve bu cebir mezhebinden vazgeçtiler. Bakın, islam dünyasında cebriyeye inanan, cebriye mezhebinde olan kimseler var. işte normal bu cebriyeden bunlar vazgeçtiler. Vazgeçince de aralarında bir ahit yaptılar, artık bundan sonra aslan bunları ürkütmeyecek, bunları korkutmayacak, bunları ürkütmeden, bunları korkutmadan aslanın günlük yiyeceğini bunlar temin edecekler. Kendi aralarında kurra çekiyorlardı, o gün kurra kime denk geldiyse, o kurraya denk gelen kimse, gidip aslanın önünde ona av oluyordu, onun yemeği oluyordu. Tabiri caizse kendisini feda ediyordu ki kendisini

feda ederekten de işte kendi tebasını veyahut da ormandaki av hayvanlarını koruyorlardı. Bu ne zamana kadar?

“Bu kadeh dönerek tavşana gelince, tavşan haykırdı: ‘Niceye dek bu

Yani kurra döndü dolaştı, döndü dolaştı, tavşan çıktı kuradan. Kuradan

tavşan çıkınca, tavşan dedi ki haykırdı niceye dek bu zulüm.

“Aslana gitmete geciktiğinden, av hayvanlarının tavşana itiraz etmeleri:

Hayvanlar dediler ki: ‘Bunca zamanlardır biz ahdimize vefa ederek can feda ettik. Ey inatçı, bizim kötü bir adla anılmamıza sebep olma, aslan da incinmesin. Yürü, yürü; çabuk, çabuk!”

Ama, şey, tavşan, yürümüyor. Şimdi tavşan bu hareketiyle, bu döngüyü kırmak istedi. Yani hani bir kimse kendi canına, kendisine bir zarar gelmeyinceye kadar, bir şeye seslenmez ya insanoğlu enteresan bir varlık. Ben bunu insanlara devşireceğim şimdi. Hani bir yerde bir kötülük vardır, kötülük size bulaşmadığı müddetçe, siz kötülüğe seslenmezsiniz, göz yumarsınız. Bir yerde adaletsizlik vardır, o adaletsizlik size bulaşmadığı müddetçe, siz göz yumarsınız, bir yerde bir zulüm vardır, o zulüm size bulaşmadığı müddetçe siz göz yumar sınız, bir yerde bir hırsızlık vardır, o hırsızlık size bulaşmadığı müddetçe siz göz yumarsınız. işte mahallenizde bir yerde fuhuş yapılıyordur, o eve giren çıkan erkeğin haddi hesabı yoktur, sizin eve, sizin daireye giren çıkan yok diye siz ona gözyumarsınız ama bir gün gelir işte bu adaletsiz davranış, sizi de kendi dairesinin altına alır. O zulüm gelir, o zulmün ateşi size de dokunur, bir gün sizi de yakmaya başlar veyahut da o haksızlık, o hırsızlık, o uğursuzluk, o adam kayırmacılık, o adaletsizlik bir gün gelir size de dokunur. Size de dokununca siz o zaman bağırırsınız. Niceye dek bu zulüm diye ve tarih bunlarla doludur.

Hani o zulüm senin komşuna dokunmuştur, sen oralı olmazsın. O zulüm bir cemaate dokunmuştur, sen oralı olmazsın. Bir topluluğa dokunmuştur, sen oralı olmazsın. Bir zulüm herhangi bir köye, herhangi bir şehre dokunmuştur, sen oralı olmamışındır. Ne zaman sana dokununca o zulmün acısını sen o zaman hissedersin. işte örneğin Ermeniler Azerbaycan’da ‘Hocalı Katliamı’ yaptılar. Katliyam üstüne katliyam yaptılar, sivilleri katlettiler, çocukları katlettiler, herkesi ve her şeyi katlettiler. Dünya sustu veya Irak diye bir ülke kalmadı! Amerikalısı geldi, ingilizi geldi, fransızı geldi, avrupalısı geldi, doğulusu geldi, batılısı geldi, Irağı yerle bir ettiler, bombaladılar. Irak diye bir ülke kalmadı. Dünya sustu veya Suriye ile alakalı bir daeş belası çıkardılar, ürettiler israili, mossadı, em15’i, amerikan CIE’si, ondan sonra Almanyası, Fransası, ingilteresi, Japonyası, Çini, Rusyası, toplandı bir

sanki ne o orda islam devleti kuruyorlarmış gibi bir topluluk oluşturdular bu selefi vahabilerden. O selefi vahabiler daldılar, Suriye, Irak, insanlar katlettiler orada. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyenleri öldürdüler. Camileri bombaladılar, dünya sustu. Hiç kimse bir şey demedi ve Suriye’de bir ülke kalmadı, yerle bir oldu, e ama dokunmayınca hiç kimseye, herkes seyirci kaldı. Hala daha seyirci insanlar. Aynı şey Libya’da. Adamın birisi kalktı silahlandı orda, mevcut hükümete karşı ihtilal yapmaya kalktı. Hatta dünya onu destekledi, mevcut hükümeti desteklemesi gerekirken, o darbeci Hafter’i destekledi.

Ne yazık ki dünya üzerinde müslümanların kanlarının, canlarının, mallarının, namuslarının, haysiyetlerinin, şereflerinin bir değeri yok. Yani dünya üzerindeki müslümanların hiçbir değeri yok. Eğer ölen müslümansa hiç kimse kılını kıpırdatmıyor. Bakın, Ermenistan sivillerin üzerine bomba atıyor, sivillerin üzerine kimyasal bombalar atıyor, sivillerin üzerine misket bombaları atıyor, o Azeri kardeşlerimizi katlediyor, Şehid ediyor, kundaktaki çocukları şehit ediyorlar, dünya suskun bakın. Yani onlara dokunulmadığı müddetçe kimsenin bir şeysi yok ama birisi abilik yapmaya kalkarsa, birisi onu korumaya, muhafaza etmeye kalkarsa bütün dünya ayağa kalkıyor. Diyor ki Türkiye bu işe karışmasın, Türkiye bu işe müdahil olmasın, Türkiye buna elini uzatmasın, Türkiye bundan yana tavır koymasın. E kim koyacak? Müslümanın müslümandan başka dostu mu var? Türk’ün Türk’ten başka dostu mu var? Bu söze de kızıyorlar. Ya neden kızıyorsun kardeşim işte meydanda değil mi? Hocalı katliamında bu dünya neredeydi? Bosna’da Müslümanlar katledilirken, Srebrenitza’da hala daha on binin üzerinde şehit cenazesi orda dururken bunun hesabını kim sordu, kim verecek bunun hesabını? Hala daha Bosna’da faili meçhul, kimin öldürdüğü belli olmayan toplu mezarlar çıkıyor. Hala daha, yıllar geçmiş üzerinden, yirmibeş yıl geçmiş üzerinden yirmi yıldan fazla geçmiş, hala da toplu mezarlar görünüyor, bulunuyor. Hala da toplu mezarlar bulunurken, hiç kimsenin umrunda değil, hiç kimsenin canı yanmıyor, hiç kimsenin ciğeri yanmıyor. Hatta çok acı bir şey, Bosna bunları unutmuş vaziyette. Belki de hani unutmak istiyorlarlar, hatırlamak istemiyorlar o acı günleri amma velakin yani insanın önüne geliyor. Birisi tarlasını sürerken orda toplu mezarlıkla karşılaşıyor. Bakıyorlar ki Boşnaklar toplu mezarlıklara gömülmüşler, o Boşnak müslümanlar şehid edilmişler. Bunun hesabını verecek herhangi bir şey yok. Birleşmiş Milletler’de boş Avrupa Birliği de boş, Natosu da boş, bu batılıların hepsi de kurmuş olduğu uluslararası bunların hepsi de boş. Hepsi de aldatmacadan ibaret. Hepsi de kandırmacadan ibaret. Hepsi de kendi hani inanmayanlar tek millettir, disdurunca kendi kendilerini, kendilerini korumak

için örgütler kurmuşlar. Müslümanları da o örgütlerinin içerisine almışlar, bilhassa Türkiye’yi, uyutmak için e bebek e, ninni bebek ninni, uyutuyorlar bizi yüzyıldan beri.Ama artık ülke, dünya müslümanları uyanıyor yavaş yavaş. Bu uyanışın önderliğini de Anadolu Müslümanları yapıyor. Evet, Anadolu Müslümanlığı uyanıyor. Anadolu Müslümanları uyanıyor. Uyandıkları için bizim içimize Selefi Vahabi fitnesini koyuyorlar. Uyandıkları için bizim içimize hadis inkarcılığı fitnesini koyuyorlar. Uyandıkları için bizim içimize mezhepsizlik fitresini koyuyorlar. Uyandıkları için bizim içimize türlü türlü fitneler koyuyorlar.

Akla hayale gelmeyecek, şeytanın dahi düşünemeyeceği ama iki ayaklı şeytanların düşünüp hesap ettiği bir sürü fitneler koyuyorlar içimize. E neden? Çünkü Anadolu uyanıyor artık. Artık Anadolu uyanma, silkelenme safhasında. Anadolu silkelendiğinde, önünde hiçbir gücün duramayacağını bütün herkes biliyor çünkü. Hatta Anadolu müslümanlarını durdurmaya çalışsalar dahi Anadolu Müslümanlarının önünde ezilip perperişan olacaklarını biliyorlar artık. Bildikleri için Anadolu Müslümanlarını kendi içinden parçalamak, kendi içinden zayıflatmak kendi içinde hiziplere bölmek, kendi içerisinde birbirine düşürmeye çalışıyorlar. Cenab ı Hak inşallah onların oyunlarını tez zamanda bozsun, onların oyunlarını kendi başlarına makus eylesin. O yüzden zulüm insana dokununcaya kadar belki de insan gaflete dalarken, belki de insan kendince bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın felsefesine uyup, kendince zulme karşı mücadele etmez, adaletsizliğe karşı mücadele etmez, haksızlığa karşı mücadele etmez ama o doğru olmaması lazım yani tavşan daha öncesinden niceye dek bu zulüm demesi gerekirdi ve bunu yine müslümanlara yönelik bir nasihat olsun diye düşündüğümüzde, müslümanlar birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzemeleri lazım. Sebep? Hadis i şerif öyle çünkü yani birbirlerine muhabbet etmekte, acımakta sevmekte, birbirlerini korumakta bir vücuda benzeyecekler. Ama ne yazık ki gelin, bakın müslümanlar birbirlerini korumuyorlar, birbirlerinin kuyularını kazıyorlar. Müslümanlar birbirlerini sevmiyorlar. Müslümanlar gidip gavurcukları seviyorlar. Akıllarını, namuslarını şereflerini, haysiyetlerini gavurcuklara teslim etmişler, kültürlerini gavurcuklara teslim etmişler ve gavur gibi yaşamaya, gavur gibi düşünmeye başlamışız biz.

Hani hadisi şerif tecelli ediyor: ‘Ahir zamanda kertenkele deliğine girseler, siz de gireceksiniz’ diyor. Biz o hale geldik. Ne yazık ki bir vücuda benzeyemiyoruz şu anda ve vücudun bir tarafında hastalık var ise bir tarafında ağrı sızı var ise biz artık onu hissetmez hale geldik. Bizim o duygularımız, duyularımız sanki alındı. Bizim sinirlerimiz alındı yani Bangladeş’te bir

müslümanın burnu kanıyorsa, bizim umrumuzda değil. Bugün Azerbaycan’da Karadağ’da müslümanlar bombaların altında, bizim umrumuzda değil veyahut da Libya’da bombaların altında, bizim umurumuzda değil veya doğuda, güneydoğuda, Irak’ta, Suriye’de pkk edepsizleri, şerefsizleri, haysiyetsizleri orda sivilleri katlediyor, masum insanları katlediyor, bizim umurumuzda değil. Eller havada, herkes eğlenceye devam ediyor. Veyahut da bir yerde askerimiz şehit oluyor, polisimiz şehit oluyor. Hiç kimsenin umrunda değil. Eller havada, kimsede hüzün denilen bir şey yok. Ya bir yerde müslümanlar şehid oluyor, bir yerde müslümanlar kırılıyor, kıyıma uğruyor ama ne yazık ki müslümanların başka yerlerde olanları heva heves içerisinde, gaflet içerisinde. Eller havada! Barlar dolu, pavyonlar dolu, meyhaneler dolu, sazhaneler dolu, cazhaneler dolu. Ne korona var oralarda ne hüzün var ne Azerbaycan var ne Kıbrıs var ne Libya var ne Suriye var ne Irak var ne Bosna var. Yok! Ne de Doğu Türkistan var. Yok, yok! Böyle bir acı, böyle bir sancı, böyle bir hüzün yok. Herkes eline gelini yiyor, diline geleni diyor, bulabildiğini giyiyor, her tarafını her tarafta istediği gibi sergiliyor! islam müslümanının acısıyla, sancısıyla acılanan, sancılanan yok. Kim açtı, kim toktu, kim üşüyordu, kim üşümüyordu bakan yok. Hiç kimse düşünmüyor. Oysa Filistin’de bir müslümanın burnu kanıyorsa, senin burda kendi kendine hüzne dalman lazım. Filistin’de bir müslümanın evi, o pis israil askerleri ve devleti tarafından greyderler tarafından yıkılıyorsa, senin bu meseleye kafa yorman, kafa patlatman, gönlünü patlatman, bu konuda dua etmen, ağlaman lazım ve Azerbaycan’da sivillerin üzerine bombalar atılıyorken veya işte Nahçıvan’a da adam bomba attı. Nahçıvan da Türkiye’nin garantörlüğünde olan bir yer. Normalde diyorlar ki kendilerince, senin garantörlüğün bulunan ülkeyi de ben bombalarım. Senin garantörlüğünü de tanımıyorum diyor, bombalıyor. Yani bu cesareti nerden alıyor? Fransa’dan alıyor, Rusya’dan alıyor, iran’dan alıyor, Amerika’dan alıyor. Alıyor yani! Ne kadar Türk ve müslüman düşmanı varsa, hepsinden de bu desteği alıyor Ermenistan ama biz ne yapıyoruz?

Bizim Azerbaycan’da ne işimiz var diyenlerimiz var içimizde. Bizim Irak’da ne işimiz var. Ne yapsın, pkk gelsin hala da şehirlerimizi yaksın, yıksın mı? Askerlerimizi mi şehid etsin veya Suriye’de bizim ne işimiz var? Neden işimiz olmasın, pkk ordan gelip değişik isimler altında bizim askerimizi mi şehird etsin, bizim polisimizi mi şehid etsin, bizim vatandaşlarımızı mı şehid etsin! Seyirci mi kalalım veya Kıbrıs’ta seyirci mi kalalım! Yunanistan burnumuzun dibine kadar bütün adaları silahlandırmış. Biz seyirci mi kalalım! Kırım’ın çektiği bu çile ne? Kırım’ın çektiği bu dert ne? Kırım’ın çilesi bitmesin mi? Komünist Rusya zamanından itibaren kırım çile

çekiyor ve komünist Rusya zamanında Kırımlılar sürgüne uğradılar, telef oldular, buzların içerisinde kaldılar, soğukların içerisinde kaldılar. Açlıktan hastalıklardan hepsi de telef oldu. Neden unutuyoruz tarihimizi biz? Neden canımız yanmaz bizim, neden canımız yanmaz hale geldi? Hani bir müslüman bütün hepsi de kardeştik ya biz! Yani hangi dinden olursa olsun, hangi ırktan olursa olsun, nerde olursa olsun yani bir çocuğun başına gece yarısı bomba atılıyorsa ve insanlık bunu izliyorsa, bu insanlık nerde ki! Hangi dinden olduğu önemli değil. Hangi dinden olduğu önemli değil. Hangi ırktan olduğu önemli değil. Sivillerin başına bomba yağıyorsa ve insanlar, dünya insanlığı buna bir tepki göstermiyorsa, insanlık diye bir şey kalmamış ve sokaklarda uyuşturucu bağımlılığı olanlar böyle ne yazık ki şeytan çarpmış gibi yamuk yamuk yolda yürüyorsa ve müslümanlar bunlara karşı herhangi bir tavır ve davranış sergileyemiyorsa, bunların normalde eğitiminden tutun da bunların öğretiminden tutun da tedavisine kadar ilgilenilmiyorsa, yani bizim canımız yanmıyor mu?

Yani normalde insanlar sapkınlıklara uğrarken canımız yanmıyor mu? Yani biz üzülüyoruz, canımız yanıyor. Bu ülkenin insanı neden eşcinsel eğilimlerin içerisine gitsin? Neden bu insanın, bu ülkenin tertemiz müslüman çocukları eşcinsel olsun? Neden eşcinselliğe kaysın? Neden fuhuşa gitsin? Bu ülkenin tertemiz müslüman çocukları neden kumara düçar olsun? Neden fuhuşa düçar olsun? Bu kadınlar uzaydan gelmediler. Bu kızlar uzaydan gelmediler. Neden fuhuşun pençesinde inim inim inlesinler? Her gece hangi sarhoşun, hangi berduşun, hangi namussuzun, hangi şerefsizin, hangi haysiyetsizin ona nasıl bir zulüm edeceği, nasıl bir terbiyesizlikte bulunacağını bilmiyoruz. Buna biz nasıl gözyumarız! Biz bunun nasıl acısını hissetmeyiz veyahut da o kadınlarla fuhuş yapan, o kadınları fuhuşa sürükleyen insanların hiç mi içleri acımaz! Hiç mi kız kardeşleri yok, anneleri yok, hiç mi akrabaları yok bayanlar, hiç mi o acıyı hissetmezler veyahut da bu ülkede yüzün üzerinde bilmem ne evi denilen evler var. Kadınların orada tenleri satılıyor. Ey kadınlar! Kendi kadınlarınızın tenleri satılıyor! Kendi kadınlarınızın tenleri satılırken nasıl uyuyabiliyorsunuz geceleri! Nasıl siz bunun acısını, sancısını hissetmiyorsunuz ve o kadınlar tenleri satılmasın derken, buna itiraz ederlerse katlediliyorlar. işte bıçaklanıyorlar, jilet atılıyorlar. Bu kadınlar hiç mi bunları görmüyorlar! Hiç mi bunun acısı, sancısı yok veyahut da devleti idare edenler, siyasetçiler, valiler, belediye başkanları, hakimler, müftüler! Canınız yanmıyor mu hiç! Bunlar için bu olumsuzluklar için hiç mi ciğeriniz parçalanmıyor! Mümin bu değil işte! Mümin bu değil! Müminin bunlara canının yanması lazım. Gece uykularının kaçması lazım. Müminin yediği yemekten dolayı bu böyle bir ortamdan tat almaması

lazım. Yediği yemekten dahi lezzet almaması lazım. Hiç mi aklınıza gelmez kız kardeşiniz aç mıdır tok mudur, yiğenleriniz aç mıdır tok mudur, akrabalarınız aç mıdır tok mudur, çıplak mıdır, üşüyor mudur. Elektiriğini ödeyebildi mi, suyunu ödeyebildi mi, doğalgazını ödeyebildi mi, iş bulabildi mi! Hiç aklınıza gelmez mi? Hiç aklımıza gelmez mi? Veya o lüks hayat yaşayanlar, fakir fukaralar hiç aklınıza gelmez mi, hiç ciğeriniz yanmaz mı! Yemekleri dökenler, israf edenler, çöplere ekmek atanlar, yemek atanlar, bu bozuldu diyenler, dalabında yemek varken yeniden yemek yapanlar, hiç mi Allah’tan korkmazsınız, hiç mi açları düşünmezsiniz! Şimdi düşünebiliyor musunuz, Karadağ’da bombaların altında yaşayan insanları akıl edebiliyor musunuz? Kendi kendinize bunları hesap edebiliyor musunuz? Ne kadar?

Filistin’de bir anneyi düşünebiliyor musunuz? Filistin’de bir babayı düşünebiliyor musunuz? Hindistan’da zulüm altındaki bir anne babayı, çocukları düşünebiliyor musunuz? Doğu Türkistan’da bir anneyi babayı düşünebiliyor musunuz? Çocuklarını korumak için o çin zulmünden ne yapabilirler acaba? Çocukları alıp, götürülüp, toplama kamplarında farklı bir eğitime tabi tutulan bir anne baba düşünün. Ciğeriniz hiç yanmaz mı? içiniz hiç ürpermez mi? Müslümanlar bu halde mi olması lazım! Evet, evet! Ne yazık ki dünya üzerinde bir müslüman aç ise dünya üzerinde bir müslüman aç ise sen dolu dolu doyuyorsan, kendi imanından şüphe et. Dünya üzerinde bir müslüman zulüm altında ise inim inim iniyorsa ve sen aklına gelmiyorsa zulüm altında inleyenler, imanını kontrol et. Dünya üzerinde bir müslüman adaletsizliğe, hukuksuzluğa düçar olduysa, otur kendi kendine düşün, o senin aklına gelmiyorsa. Evet, o yüzden müslümanlar kardeş olmalılar. Bir yerde bir acı bir sancı bir sıkıntı var ise onu hissetmeliler. Bu bizim tarikattan değil, ne olursa olsun. Bu bizim cemaatten değil, ne olursa olsun. Bu bizim mezhebimizden değil ne olursa olsun. Bu bizim meşrebimizden değil ne olursa olsun. Bu bizim ırkımızdan değil, ne olursa olsun. Nereye kadar? Bu bizim dinimizden değil, ne başına gelirse gelsin. Nereye kadar?

Biz müslümanlar olarak dünya üzerinde nerede bir zulüm var ise biz onun acısını çekmeliyiz. Nerede bir haksızlık hırsızlık uğursuzluk var ise biz onun acısını çekmeliyiz. Bir hristiyanın dahi hakkını savunabilmeliyiz. Bir yahudinin hakkını savunabilmeliyiz. Bir dinsizin hakkını savunabilmeliyiz. Bir ateistin hakkını savunabilmeliyiz. Ülke için söylüyorum. Bir Atatürkçünün hakkını savunabilmeliyiz. Bir solcunun hakkını savuna bilmeliyiz. Bir, örneğin farklı bir mezhebe, meşrebe sahip bir kardeşimizin hakkını savuna bilmeliyiz. Bir alevinin hakkını savunabilmeliyiz. Evet, biz hakkını savunabilmeliyiz. Bir kimseye haksızlık yapıldıysa, adaletsizlik yapıldıysa, bir kimsenin hakkına ve hukukuna riayet edilmedi ise biz onun hakkını

savunabilmeliyiz. O zaman biz müslüman oluruz. O zaman biz insan oluruz. işte tavşan sıra kendine gelinceye kadar hiç seslenmedi. Ne zaman ki can verme sırası ona gelince, nereye kadar bu zulüm dedi. Hz. Mevlana Celaleddin Rumi hazretleri, mesnevisinde hayvanları konuşturaraktan, bize ders veriyor. Hayvanları konuşturuyor. Sufiler enteresandır. Hayvanları konuştururlar, ağaçları konuştururlar, ölmüş geçmiş kimseleri konuştururlar. Kendilerini koymazlar orta yere. Hani ene gelecek, nefis gelecek diye. işte şeyhimiz şöyle dedi derler veyahut da bir şeyh efendi böyle demiş derler veya bir sufi şöyle demiş derler veya Yunus gibi ‘sordum sarı çiçeğe annen baban var mıdır’, sarı çiçekle konuşurlar veya işte Hz.Pir gibi tavşanları, aslanları, ondan sonra, konuşturur veyahut da papağanı konuşturur Hz.Pir veya bir eşyayı konuşturur. Aslında her şeyin bir ruhu her şeyin de bir dili vardır. Bu da ayrı bir Allah affetsin sanat dalıdır, öyle söyleyelim. Hadisi şerifler sıraladım, müslümanlarla alakalı. inşallah onların aralarından kısa kısa olanlardan okuyayım: ‘Kişiye şer olarak müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidir. Her müslümanın malı kanı ve ırzı diğer müslümanlara haramdır. Allah sizin suretlerinize ve kalıplarınıza bakmaz fakat kalplerinize ve amellerinize bakar. Takva şuradadır dedi, göğsünü gösterdi. Ondan sonra devam etti. Sakın ha birbirinizin satışı üzerine satış yapmayınız. Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz. Bir müslüman kardeşine üç günden fazla küsmesi de helal olmaz dedi.’ Bunlar Buhari’den benim toparlamış olduğum hadis i şerifler. ‘Müslümanlar kardeştir, dünya insanlığına hani ne diyor: ‘Ey Allah’ın kulları kardeş olun.’ Bakın, bu bütün insanlara ait bu, yani bunu veda hutbesinde de söylüyor. ‘Ey insanlar hepiniz bir tarağın dişleri gibisiniz, birbirinizden üstününüz yok. Arabın aceme, acemin araba üstünlüğü yok. Üstünlük takvadadır dedi. Bakın veda hutbesinde din kemale erdi artık. Din kemale erince, artık din evrenselleşti ve din ilk önce aslında başından itibaren evrenseldi ama veda hutbesine geldiğinde, hukuku, sosyal hukuku, devlet hukuku, ekonomi hukuku, nikah hukuku yani evlilik hukuku, anne baba, çocuk hukuku, hepsi yerleşti, oturdu artık. Yerleşim oturduktan sonra, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bütün insanlığa hitap etti.

Kur’an bütün insanlığa hitap eder. Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.) bütün insanlığa gönderilmiş bir peygamberdir ve dedi ki bütün insanlığa kardeş olun. Evet, bu enteresan hadis-i şeriflerdir. Veda hutbesi mütevatir bir hadis-i şeriflerdir veda hutbesi. Neden? Bütün müslümanlar toplanmışlar, beraber hac yapıyorlar ve Hz. Peygamber(s.a.v.) hazretleri öyle bir hutbe irad ediyor ki tabiri caizse bütün insanlığın hukukunu, tabiri caizse insan hakları beyannamesi koyuyor. Kadınlarınıza zulmetmeyiniz, çocuklarınıza zulmetmeyiniz, haksız yere kimse kimsenin malına, ırzına, namusuna, şerefine

dil uzatmasın. Veda hutbesini müslümanların kendilerine böyle bir ölçü edinmesi lazım, baş tacı etmesi lazım, uygulaması lazım. Aslında her evde okunması lazım. Her eve birer tane veda hutbesinin asılması lazım, ciddi ciddi. Dergahlara, tekkelere, camilere veda hutbesinin asılması lazım. Ne yazık ki müslümanlar Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin bütün insanlığa, bütün müslümanlara irad ettiği en önemli hutbeyi unutuyor. Ezberleyemiyor, görmüyor, okumuyor ve bütün insanlar, kardeş olun dediğinde, siz bir hıristiyan hristiyan olduğu için öldürebilir misiniz? Siz bir museviyi, musevi olduğu için öldürebilir misiniz? Siz bir ateisti ateist olduğu için öldürebilir misiniz? Siz bir kadının tenini satabilir misiniz, kardeşiniz! Siz bir insanı uyuşturucuya alıştırabilir misiniz, kardeşiniz! Siz bir erkek başka bir erkeğe kalkıp da çok affedersiniz onu cinsel istismara duçar kılabilir mi, kardeşi! Siz bir onbeş yaşında, onsekiz yaşında velev ki sapkınlığa düşmüş bir erkek çocuğa arkadan yanaşabilir misiniz, kardeş ederseniz onu?

Bakım bütün insanlığın Muhammed’i bir kardeşliğe ihtiyacı var. Bütün Müslümanların, Muhammed’i bir kardeşliğe ihtiyacı var. Biz o Muhammed’i kardeşliği tesis etmekle mükellefiz. Biz o Muhammed’i kardeşliği tesis edemezsek, biz ne yazık ki dağılırız, parçalanırız. Ülke müslümanlarına sesleniyorum. Birbirinizi tiftiklemekten vazgeçin. Birbirlerimizi tiftikliyoruz. Sufiler, işte ehl-i tarikat böyle hedef tahtası halinde. Ne istiyorsunuz kardeşim. Kimin tavuğuna kış dedik. Kur’an ve sünneti anlatıyoruz. Muhakkak içimizden eksik yapan, yanlış yapan, noksan yapan insanlar olacak. Neden tahkir ediyorsunuz? Neden bizi hedef tahtasına koyuyorsunuz. Bunu yalvarmak olarak görmeyin. Kardeşlik hukuku olarak, nasihat olarak görün. Herhangi bir çileden, eziyetten, sıkıntıdan, korkup çekineceğimizi de zannetmeyin. Burdan geri döneceğimizi zannetmeyin. Biz etimizi lime lime etseniz de biz kur’an sünnet, vatan millet demekten vazgeçmeyeceğiz. Ne çorap örerseniz örün başımıza, Biz kur’an sünnet ,vatan millet demekten vazgeçmeyeceğiz. O yüzden müslümanların kardeşlik hukukunu tesis etmesi lazım, müslümanlar ne yazık ki biz de dahiliz buna, kendimizi de eleştiriyorum. Biz müslümanlık kardeşinin hukukunu tesis etmiyoruz. O yüzden sıra bize gelince başlıyoruz bağırmaya. Sıra bir başkasındayken seslenmiyoruz. Yirmisekiz Şubat’ta ehli sufinin ensesinde boza pişirilirken, hiç kimse kılını kımıldatmadı, hiç kimse bir şey söylemedi. Bizim ders yaptığımız evler, bizim ders yaptığımız yerler basılırken hiç kimse kılını kımıldatmadı. Vergi daireleri ayağa kalkıp nerede bir sufi varsa onlara milyarlarca ceza keserlerken, hiç kimse kılını kımıldatmadı. Şeyh efendilerin evlerine el koyarken devlet ve o evleri satarken veyahut da işte değişik dergahların, tarikatların yaptırmış olduğu mescidleri, işte yaptırmış oldukları kursları, kur’an

kurslarını devlet el koyup izaleyi şuur ile satarken herkes seyirci kaldı. Yirmisekiz şubatçılar her türlü zulmü yaparken seyirci kaldı herkes. E sonra? Sonra gündoğdu, devran döndü, bazı yerlere dokunmaya başladılar, herkes bağırdı. Herkes bağırıyor. Yirmisekiz Şubat’ta neden bağırmadınız. Yirmisekiz şubatta neden zulmü önlemek için haykırmadınız? Ama biz hep haykırıyoruz. Hala da haykırıyoruz. Nerde bir müslümana zulüm ediliyorsa, adaletsiz davranılıyorsa, biz onu haykırıyoruz. Bütün müslümanların kanı, namusu, ırzı, şerefi, mukaddes! Dokunamazsınız. Allah muhafaza eylesin.

“Tavşan: ‘Dostlar, bana mühlet verin de hilemle siz de beladan kurtulun. Benim hilemle canımız kurtulsun. Bu hile çocuklarımıza miras kalsın. Her peygamber, dünyada ümmetini böyle bir kurtuluş yerine davet etti. Peygamberler, halk nazarında göz bebeği gibi küçük görünürlerdi ama felekten kurtuluş yolunu görmüşlerdi. Halk, peygamberleri göz bebeği gibi küçük gördü. Göz bebeğinin mânen büyüklüğünü kimse anlayamadı. Hayvanlar ona: ‘Ey eşek, kulak ver. Kendini tavşan kadrince tut, haddini aşma. Bu ne laftır ki senden daha iyiler, dünyada onu hatırlarına bile getirmezler. Ya gururlandın, yahut da kaza, bizim izimiz de. Yoksa bu laf senin gibisine nerden yaraşacak’ dediler.”

Yani tavşan dedi ki bana müsaade edin. Bana mühlet verin. Ben öyle bir hile yapayım ki bu beladan hepimiz kurtulsun. Benim hilemle hem canımız kurtulsun hem de bu çocuklarımıza miras kalsın dedi. Yani tavşan sıra kendisine gelince çareler aramaya başladı. Sıra kendisine gelince, canını vermemek için kendince bir şeyler yapma gereğini hissetti ve geldi dedi ki her peygamber dünyada ümmetini böyle bir kurtuluş yerine davet etti. Evet! Bütün peygamberler insanlarını kurtuluşa davet ederler. Evet, orda şimdi biz eğerki aslanı biz akıl olarak görürsek ve tavşanı da biz bu manada o aklı tuzağa çeken bir kimse olarak göreceğiz veyahut da tavşanı akıl olarak göreceğiz ama burda söylediği şey enteresan. Her peygamber dünyada ümmetini böyle bir kurtuluş yerine davet etti. Bütün peygamberlerin vazifesi, ümmetlerini kurtuluşa davet etmektir. Bütün peygamberlerin vazifesi peygamberlerden sonra velilerin, alimlerin, vazifeleri insanları Allah’ın yoluna sevketmek, Allah’ın yoluna davet etmektir. Delalatten hidayete onları davet etmektir. Onları cehennem ateşinden, cennete davet etmektir. Onları heva ve hevesten, doğruya, hakikate davet etmektir. Ve bütün peygamberlerin de dünya üzerindeki vazifeleri bu olmuştur. Bütün velilerin, bütün Mürşid i Kamiller’in vazifeleri bu olmuştur.

Gerçek Mürşid-i Kamiller, gerçek veliler, insanları kurtuluşa davet ederler. Gerçek veliler, gerçek Mürşid-i Kamiller, kendi nefislerine davet etmezler. Kur’an ve sünnete davet ederler. Kuran ve sünnet yoluna davet ederler. Bir

velinin, bir Mürşid-i Kamil’in kendi yolu olmaz. Onun yolu, kur’an ve sünnettir. Onun yolu vatan ve millettir. O yüzden hiçbir velinin, hiç bir Mürşid-i Kamil’in kendine ait hususi bir yolu yoktur. Aslında hiçbir alimin de yoktur. Hiçbir müfessirin de yoktur. Hiçbir hadisçinin de yoktur. Olmamalı, yol kuran ve sünnettir çünkü. Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, yine veda hutbesinde: ‘Size iki şey bırakıyorum, kim buna sımsıkı sarılırsa kurtuluşa erer. Birisi Allah’ın kitabı kur’an, öbürküsü de benim sünnetimdir’ veya başka bir rivayete ‘benim ehl-i beytimdir’ der. O yüzden kim kur’an ve sünnete, kim kur’an’a ve ehl-i beyt’e biat eder, orda durursa kurtuluşa erer. işte peygamberler, bütün peygamberler, Adem’den, Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.) hazretlerine kadar bütün peygamberler insanları, kurtuluşa davet etmişlerdir ve bütün Mürşid-i Kamiller, bakın veliler demiyorum, bazı veliler vardır, kendisine velidir sadece. Halka veli değildir. Bunların içerisinde Mürşid-i Kamiller farklı sınıftadır. Sebep? Mürşid-i Kamiller, peygamberlerin varisi hükmündedir. Onlar peygamberlerin vazifesiyle vazifelenirler, yani peygamber değildirler ama peygamberlerin vazifelerini yaparlar ve çevrelerini kurtuluşa davet ederler. Onların velilikleri, onların Mürşid-i Kamillikleri kendilerine ait değildir. Onlar halkı uyarmak, insanları uyarmak, insanlara nasihat etmek, insanları kur’an ve sünnet çizgisine getirmek için mücadele ederler. Onlar kendi ceplerini doldurmak için şanlarına şan, şöhretlerine şöhret katmak için uğraşmazlar. Onların dünya heva ve hevesine kanmazlar. Dünya heva ve hevesinin peşinden koşmazlar. Onların işleri kur’an’ın anlaşılması, sünnet i seniyyenin yaşanması, kur’an ve sünnet ışığının, nurunun bütün insanların gönüllerini aydınlatması için uğraşırlar. Ey Müslüman, ey mümin! Bu dünya gelip geçici. insanlar gelip geçici. Asıl uğraşmanız gereken, asıl çaba sarf etmeniz gereken, ahiret âlemidir. Ahiret için yaşamaktır.

Gelin kur’an ve sünnete sımsıkı yapışın. Kur’an ve sünnetin yaşanması ve yaşatılması için mücadele edin. Ölüm haktır ama elliyaşında ama atmış yaşında ama yetmiş yaşında ama seksen yaşında ama yüz yaşında. Kaç yıl yaşarsan yaşa, ölüm sana gelip bu dünyadan seni alıp götürecektir. Bu dünya ile işin zamanlıdır. Belli bir mesafesi vardır. O zaman, o mesafe bitince, bu dünyadan göçüp gideceksin. Nereye? Ebedi aleme. Ya ebedi alemde ebediyen cehennemde yaşayanlardan olacaksın ya da ebedi alemde cennette yaşayanlardan olacaksın ya da ebedi alemde Cemalullah’ı seyrederekten Cemalullah perdesinde yok olup gideceksin. Hiçliği bulacaksın, cemalden cemale, cemalden cemale, cemalden cemale geçeceksin. Yol senin. Ya cehenneme doğru yol alırsın, bütün günah ı kebairleri işleyerekten, bütün zulümleri işleyerekten ve kendi kendini zulme daldıraraktan, evet. Kendi kendini zulme daldırırsın.

kendi kendini zulmün içerisinden çıkarmazsın. Allah sana hidayet etmez o zaman. Sen normalde eğer Allah’ın bu noktada hükmüne, hukukuna bakmazsan, Allah’ın hükmüne, hukukuna bakmazsan, sen hidayete eremezsin. Sonra da Allah’ı suçlarsın. Allah’ı suçlama. Cebriyeci olma. Allah büyük günahları ısrarla işlemeye devam edip tövbe etmeyen ve tövbe etmemekte ısrar edenlere hidayet eylemez. Allah zalimliklerine devam eden zalim bir hakim, zalim bir siyasetçi, zalim bir devlet başkanı, zalim bir belediye başkanı, zalim bir muhtar, zalim bir anne, zalim bir baba, zalim bir öğretmen, zalim bir komşu, zalim bir tüccar, önemli değil mesleği ve meşrebi, eğer o kimse zalimliğine devam ediyorsa, Allah ona hidayetle hidayelendirmez.

Ey müslümanlar, uyanın. Zulmetmeyin hiç kimseye. Erkekler, eşlerinize zulmetmeyin, kadınlar kocalarınıza zulmetmeyin, anne babalar çocuklarınıza zulmetmeyin, çocuklar anne babalarınıza zulmetmeyin. Bir yerde makam sahibi olanlar, mevki sahibi olanlar, müdürler, şefler, ita amirleri, ellerinizin altındakilere zulmetmeyin. Belediye başkanları, meclis üyeleri, halkınıza zulmetmeyin, etrafa zulmetmeyin, haksızlık yapmayın, hukuksuzluk yapmayın. Hakimler, savcılar, etrafınıza zulmetmeyin. Adalet dağıtın, zulmetmeyin. Hiç kimseden korkmayın, adalet dağıtın. Siyasetçiler, zulmetmeyin. insanlara zulmetmeyin. Zulmedenler, zulmedenlere Allah hidayet etmez. Son nefesiniz tehlikede gidersiniz. Son nefesiniz tehlikede olur. O yüzden bu dünya geçip gidici. Makamlarınız kalıcı değil, mevkileriniz kalıcı değil, hiçbir şeyiniz kalıcı değil. Zulmedenler asla iflah bulmazlar ve son nefesleri tehlikelidir. Çünkü birçok ayet ve hadis vardır ki zulmedenler Allah’ın hidayetine erişemezler. Kendinize dikkat edin ve Allah’ı inkâr edenler, peygamberini inkâr edenler Kur’an’ı inkar edenler, Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin sünnet-i seniyyesini inkâr edenler, bunlar asla hidayete eremezler. Sebep? Bunlar çünkü inkarcıdır. Allah inkarcıları, Kur’an inkarcıları, peygamber inkarcıları, Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin hadislerini ve sünnet-i seniyyesini inkar edenler, asla son nefeslerinizde hidayet bulamazsınız ve hidayete eremezsiniz. inkârcılar hidayete eremezler. Allah muhafaza eylesin inşallah ve yalancılar, yalan söyleyenler, yalancılıkta ısrar edenler, her şeyini yalana döndürenler, her şeylerini. Asla hidayete eremezler. Asla hidayetten nasiblerini alamazlar. Sebep? Çünkü Allah Resulü(s.a.v.) hazretlerine dediler ki: ‘Ey Muhammed(s.a.v.), müslümanlar içki içer mi? içer dedi. Zina yapar mı? Yapar dedi. Yalan asla söylemezler dedi, asla.’ Yalan söyleyen bizden değildir dedi. O yüzden hangi makam sahibi olursanız olun. Yalan kime söylenir? Devlet sırrını vermemek için yalan söylenir. Karı kocayı barıştırmak için, anne, baba, çocukları barıştırmak için yalan söylenir. Caizdir, cevazdır. Daru’l harpte, harbini kandırmak için

yalan söylenir. Evet, bu caizdir ama öbür türlü yalancılar asla hidayete eremezler. Allah nankörleri hidayete erdirmez. Hidayete erdirilmeyecek olanlar, bir kavim de bunlardır. Bunlar kavim kavimdir. Allah nankörleri hidayete erdirmez.

Sen bir yola nankörlük yaparsın, hidayete erdirilemezsin. Sen eşine nankörlük edersin, hidayete ermezsin. Sen annene babana nankörlük edersin, hidayete eremezsin. Sen üstadına nankörlük edersin, hidayete eremezsin. Sen bir yola nankörlük edersin, hidayete eremezsin. Allah nankörleri hidayete erdirmez. Sen nankörsen, hidayete eremezsin. Allah muhafaza eylesin. Dikkat edin nankörlerden olmayın. Dikkat edin zalimlerden olmayın. Dikkat edin, yalancılardan olmayın. Dikkat edin, bakın dikkat edin. Asla ve asla günahta ısrar edenlerden olmayın. Allah muhafaza eylesin ve Allah haddini aşanları da hidayete erdirmez. Dikkat edin. Haddi aşıyor o kimse, haddi aşıyor. Bilmediğini biliyormuş gibi gösteriyor. Haddi aşıyor, alimlere karşı haddi aşıyor, velilere karşı haddi aşıyor, devlet başkanına karşı haddi aşıyor, amirine, memuruna haddi aşıyor, eşler birbirlerine karşı hadlerini aşıyorlar, çocuklar anne babalarına hadlerini aşıyorlar, çalışanlar patronlarına hadlerini aşıyorlar. Had, hudud bilmiyor o kimse. Salma deve gibi azadlama eşek gibi olmuş. Haddini aşıyor o kimse. Bakıyorsun haddini aşmış o kimse ve haddini aşmakta da ısrar ediyor. Yani bu sıraladığım bu günah ı kebairler, bu haller ısrar ediyorlar bunlar. Haddi aşmakta ısrar ediyor, nankör olmakta ısrar ediyor, zalim olmakta ısrar ediyor, yalancılıkta ısrar ediyor, günah ı kebairlere devam etmekte ısrar ediyor, inkarcılıkta ısrar ediyor, ısrar ediyor! Bunlar asla hidayete ermezler. Bunlar asla kurtuluşa ermezler. Bunların asla, kurtuluşla alakalı sıkıntıları olur. Asla ve asla kurtuluşa ermeyi beklemesinler. Allah muhafaza eylesin.

Eğer bu hallerine devam ediyorlarsa, bir grup da bunlar bakın kavim kavim. Bir kavim dahi hidayete ermez. Kim? Şeytanı kendine dost tutanlar. Evet, şeytanı kendine dost tutmuş, şeytana tâbi. Şeytan ona açılacaksın diyor açılıyor. Soyunacaksın diyor soyunuyor. içeksin diyor içiyor. Şeytan ona kumar oynayacaksın diyor oynuyor. Şeytan ona uyuşturucu içeceksin diyor, içiyor. Şeytan onu her türlü, çok özür dilerim, şerefsizliğin, haysiyetsizliğin, namussuzluğun içine batırıyor. Şeytanla dost olmuş, şeytanla dost olmuş! Allah hatırına gelmiyor hiç. Resulullah hatırına gelmiyor! iman hatırına gelmiyor. Onlar da hidayete eremezler. Onların da son nefesleri tehlikededir. Onlar asla ve asla hidayet nuruyla nurlanamazlar. Dikkat edin, ben şimdi saymadım aklıma geldi ama yani yedi sınıf insan saydım, farkında mısınız? Bunlar şu anda içime geleni söyledim. Allah affetsin. Bunlar, asla hidayet beklemesinler ve bu konuda da Allah’ı suçlamasınlar, cebriyecilik

yapmasınlar. Bu konuda Allah’ı suçlamasınlar, kaderiyecilik yapmasınlar. Bu konuda hiç kimseyi suçlamasınlar. Sebep? Çünkü kendileri gittiler o yola. Allah muhafaza eylesin.

O yüzden bütün peygamberler ümmetlerini uyarmışlardır. Nerden? Bu sıraladığım yedi grup halden. Bu sıraladığım yedi sınıf insan olmaktan uyarmışlardır. Gelin bunları yapmayın demişlerdir. Mürşid i Kamiller de aynıdır. Mürşid i Kamiller de etrafındaki insanları peygamberin izinde gitme, peygamberin nefesiyle nefeslenme, kur’ana sımsıkı yapışma, kur’anın izinde gitme yolunu öğretirler ve mücadelesini verirler. Peygamberler halk nazarında göz bebeği gibi küçük görünürlerdi ama felekten kurtuluş yolunu görmüşlerdi. Halk, peygamberleri göz bebeği gibi küçük gördü. Göz bebeğinin manen büyüklüğünü kimse anlayamadı. Şimdi baktığınızda avam insan, cahil insan peygamberleri küçük görür. Hani Cenab ı Hak bize kuranında beyan etti ya müşriklerin ağzından, Allah bir meleği, bir peygamber olarak gönderemez miydi? Bir melek gönderseydi veyahut da Allah neden bizim içimizden birisini gönderdi veyahut da neden bizim içimizden gönderecekse de beni peygamber olarak göndermedi. E bu Cehil öyle diyordu ya. Peygamber olacaksa ben olmalıydım diyordu. Benim peygamber olmam lazımdı ama işte insanlar avam da o peygamberleri küçük gördü. Hani bizim gibi yiyorlar, bizim gibi içiyorlar, bizim gibi uyuyorlar, bizim gibi evleniyorlar, bizim gibi çoluk çocuk sahibi oluyorlar. Bunlar nasıl peygamber? Bunlar peygamber olmaz diyorlardı ve peygamberleri küçük görüyorlardı.

Bakın Hazreti Pir öyle bir sanatsal bir perde açıyor ki bize,diyor ki gözbebeği gibi küçük görünürlerdi ama elekten kurtuluş yolunu görmüşlerdi. ‘Göz bebeği gibi küçük gördü’. ‘Göz bebeğinin manen büyüklüğünü görmedi’ yani düşünsene göz bebeği küçücük bir şey ama göz bebeği sana bütün alemin perdelerini açıyor aslında asıl önemli göz bebeği ve en korunması gereken, en muhafaza edilmesi gereken uzuvlardan birisi. işte diyor o peygamberleri o avam halk küçük gördü. Aslında göz bebeği de küçüktü ama yaptığı iş çok büyüktü. Bunu anlayamadılar, bunu kavrayamadılar. işte diyor bende o ilim var, tavşanın iddiası bu. Siz diyor beni küçük görüyorsunuz, beni zayıf görüyorsunuz, beni böyle bir aslandan kurtulmanın yolunu bulamayacağımı zannediyorsunuz. Siz de o peygamberlerin etrafındaki müşrikler gibi görüyorsunuz. Beni küçük hor hakir zayıf görüyorsunuz ama aslında ben öyle bir kimse değilim diyor. Yani ben bir göz bebeği hükmündeyim diyor. ‘Hayvanlar ona dedi ki ey eşek kulak ver, kendini tavşan kadrince tut, haddini aşma.Yani sen bir tavşansın, gücün kuvvetin yok. Sen ne yapabilirsin ki? Haddini aşma dediler.

Hani Hz. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri, mesnevisinde der ya benim çok hoşuma gider. Hani ‘sen bir saman çöpüsün, dağı kaldıramazsın’ya der. E haddi aşmak da Allah muhafaza eylesin, o da ayrı bir küstahlık. O kimse haddi aşıyor. Neden? Küstah çünkü. Neden? Nankör çünkü, Allah muhafaza eylesin. O kendince peygamberliğe soyunuyor. Hani öyle soyunanlar da vardı ya, kendince Mehdiliğe soyunuyor. Hani öyle soyunanlar vardı ya Mürşid i Kamil olmadığı halde kendince Mürşidi Kamilliğe soyunuyor. Hani öyle soyunanlar vardı ya hani var ya şeyh değil aslında, şeyhliğe soyunmuş. Hani öyleleri de vardır ya alim değil, alimliğe soyunmuş. Allah muhafaza eylesin. işte diyor hayvanlar da sen diyor haddi aştın. Neden böyle bir laf söylüyorsun. Nice

“Senden daha iyiler bu dünyada bunu hatırlarına bile getirmediler.” Ya gururl kazandın, yahut da kaza bizim izimizde” dedi. Yani dediler ki sen haddi aştın Allah muhafaza eylesin, gücünün üstünde, aklının üstünde, fikrinin üstünde bir işe kalkıştın dediler ve onu uyardılar. Kıymetli dostlar inşallah önümüzdeki hafta Allah izin verirse, Cenab ı Hak sağlık afiyet verirse yine biz, tavşanın av hayvanlarına cevabından devam edeceğiz inşallah. Allah izin verirse.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Tevekkül, Çile, Ehl-i Beyt. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı