Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 987-991. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 42/46

987-991. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Dokuzyüzseksenyedinci beyitten devam ediyoruz:

“Ağzı kapalı testi, içi hava ile dolu olduğundan, derin ve uçsuz bucak-

sız su üstünde yüzüp gitti.”

Bu malum, geçen haftadan dünya sevgisi ile alakalıydı mesnevideki bu beyitler, yine o devam ediyor. ‘Ağzı kapalı testi içi, hava dolu olduğundan derin ve uçsuz bucaksız su üstünde yüzüp gitti.’ Hani şimdi testiler yok ama bir lastik düşünün veya plastik bir şey düşünün, içinde hava dolu. içine hava dolunca o da işte havayı dışarı götürmeyen dışarı çıkarmayan bir şeyle kapatılırsa ne olur? O test içinde su kalmadığından dolayı veya o kap içine su almadığından dolayı denizin üzerinde yürür gider. Tabii buradaki o testiden kasıt, insanın bir şekilde kalbi gibi görebiliriz. Eğer normalde kalbi gibi görürsek, yani kalbinde senin eğer ki dünya sevgisi olmazsa ve kalbini şeriat tarikat, hakikat yoluna sen ram eder ve kalbinin kapısını şeriatla, tarikatla, hakikatle kapatırsan, dünya sevgisine kalbinin kapısını kapatır da kalbinde zikrullah yerleşir, oturursa Allah’ın sevgisi, Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin sevgisi, Allah dostlarının sevgisi, kalbine oturursa, o zaman sen bu manevi alemde deryada sen yürür gidersin. Sen deryaya dalarsın. Bu manada dünya sevgisine batmazsın ve hatta bunu daha da büyütürsek olursak, vücut olarak alalım, sen vücudunu normal eğer dünyaya batırmayacaksan, o zaman kalbini Allah ve Resul’ünün sevgisiyle, dostlarının sevgisi ile doldur ki sen bu dünyada dünya necasetinin içerisinde batıp gitmeyesin. Çünkü Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri hadis i şerifte buyurdu ki dünyayı sevmek, her kötülüğün başıdır.

Hadis i şerif devam eder ya bir şeyi sevmen, seni başka şeylere karşı kör eder ve sağır eder der. Bir kimse bir şeyi severse, bir şeye aşık olursa, başka şeylere karşı kör ve sağır olur. Eğer sevdiğin dünya ise sen ahirete karşı kör ve sağır olursun. Eğer senin sevdiğin yok Allah ise o zaman dünyaya kör ve sağır olursun. Eğer senin sevdiğin, Allah’ın Resulü ve Allah Resulü’nün, Allah’ın ve Resul’ünün dostları ise sen diğer başka şeylere karşı kör ve sağır olursun ama yok sen dünyayı seversen, heva hevesini seversen, sen şeytanın vesvesesini seversen, sen ahirete Allah’a karşı, Resulüne karşı, Allah dostlarına karşı kör ve sağır olursun. Yani normalde kör ve sağırlığa iki cepheden bakın. Yani bir şeyi sevdin, sevdiğinden başka hiçbir şey görmedin. Diğer şeylere karşı kör ve sağır oldun veya bir şeyi sevdin normalde sevdiysen ona karşı da onun normalde ne dediyse kör ve sağır oldun yani onun hatasını görmedin, onun eksikliklerini duymadın. iki taraflı. O yüzden aşıklığı bu manada akıl üstü görürüz ya, akıl çünkü onun hatasını, kusurunu arar ama aşık kimse onun hatasını, kusurunu aramaz. Seviyor veyahut da akıl sevdiğinin haricindeki şeylere çeker insanı ama normalde o kimse sevdiğinin haricinde çıkmak istemez. işte bir kimse dünyayı seviyorsa, dünyaya aşık olduysa, o dünya sevgisinin dışındaki ve dünya ile alakalı olmayan şeylerin hepsine de kör ve sağır olur, görmez o. Onun işi gücü dünya ile alakalı olur. işi gücü işte örneğin dünyalığı arttırmakla alakalı olur. Herkes dünyalığını artırmak ister ama o kimse ahireti unutur, o kimse, Allahı unutur o kimse farzlarını unutur, o kimse nafileleri unutur, farzları yerine getirmez olur. Nafileleri yerine getirmez olur. Üzerindeki vazifeleri, manevi vazifeleri yerine getirmez olur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden dünyayı sevmek her kötülüğün başı. Bunu da unutmayın. Bakın, biz dünya ile iştigal etmeyi kendimizce kerih görenlerden değiliz. Zaman zaman bazı sufi akımlar olmuş. Bu sufi akımlar, dünyayı terk etmişler, zühtü, dünyayı sevmemeyi, dünya ile ilgi ve alakayı kesmek olarak algılamışlar. inzivai bir hayat yaşamışlar. Dünyada hiçbir iş tutmamışlar, tembellik yapmışlar. Bir kısmı bu konuda dilenmeye başlamış hatta.

Enteresan, ben onlarla karşılaştım. Bir ara Samsun’da bilmiyorum neydi adı, bir şeyh vardı sözde. Müritlerini böyle dilenmeye çıkarıyordu. Yani böyle müritler geliyorlar, işte caminin önünde bekliyorlar. Ben dört beş tanesi ile karşılaştım çünkü. Bilhassa Bursa’ya yeni geldiğim zamanlarda, Ulu Cami’nin önünde bir kaç kişiyle denk gelmiştim. işte bir şey söyleyebilir miyim sana? Buyurun, işte böyle böyle, şeyhimiz bizi seyahate çıkardı bizi, ben açım veya benim param yok, veya benim şuyum yok. Hatta hiç unutmuyorum, bir tanesi Ulu Cami’nin, ben öğrendim ya alıştım onlara tabii, Ulu Camii’nin bahçesinde bana dedi ki işte böyle böyle, şeyhim beni seyahate

çıkardı, işte ben açım, beni doyurursan sana dua ederim. Şunu şöyle yaparım, bunu böyle yaparım… Öyle deyince canım sıkıldı benim. Dedim şeyhin nerede dedim. O Samsunlu şeyh efendi mi? Evet dedi. Dedim, Samsun’a doğru döndürdüm, söyle dedim, de ki ona dedim ben de Efendim ben açım. Ben parasızım. Beni nasıl böyle seyahate çıkardıysan, beni nasıl böyle dilenciliğe çıkardıysan, ben böyle böyle yaşıyorum şimdi, dileniyorum de dedim. Böyle kaldı. Dedim senin mesleğin ne, ondan sonra işte sustu. Ne okulunu bitirdin sen dedim. Dedi makine mühendisiyim. Sen dedim gidip makine mühendisliği yapsana, gidip bir yerde çalışsana dedim. Alın terini yemek çalışaraktan kazanmak, hatta dedim hadis-i şerifte dağdan odun toplayıp satmak dedim ben, senin yaptığın dilenmekten daha hayırlıdır. işte biz de nefsimizi böyle terbiye ediyoruz dedi, ondan sonra dedim olabilir ama dilenmekle dedim hani nefsini terbiye edeceksen, karnını dahi doyurmayacaksın dedim. Bir kuruş dahi kendine almayacaksın. Dilendiğin parayı gideceksin fakire fukaraya dağıtacaksın o zaman dedim. ihtiyacı olan ihtiyaç sahiplerine dağıtacaksın ki dedim, o zaman sen nefsini kırasın, kibrini kırasın dedim. Tabii bunu böyle söyleyince, burdan yol bularaktan ben fakirlere istiyorum, ben işte komşuya istiyorum, ben filancaya istiyorum deyip de kendinize bir şey almayın. Bu da işin ayrı bir noktası.

işte dünyayı sevmek her kötülüğün başı. O yüzden sufiler, dünya sevgisinden kendilerini uzaklaştırırlar. Dünyayı sevmemeye çalışırlar. Sufiler dünyayı terk etmezler. Benim bildiğim sufilik bu. Onlar, şeyhimin tabiriyle bir elleri kârdadır, bir elleri de yağdadır. O yüzden biz bir elimiz kârda olur, bir elimiz de yağda olur. Hiç kimseden bir şey istemeyiz. Hiç kimseden bir şey dilenmeyiz. Bir sufi topluluğun da böyle bir ticarethanesi olmaz. Bir böyle bir sufi topluluğun işte kendince bir bakkalı olmaz, marketi olmaz. Kendince bir sufi topluluğun para kazandığı herhangi bir şey olmaz. Sufiler, sufiliğin içerisine maddi meseleler girmesin diye imtina ederler. Dikkat ederler. Bir sufi topluluğun herhangi bir ticarethanesi, herhangi bir işletmesi olmaz. Zaman zaman mesela bunlar böyle dile getirilir. Cenab ı Hakka hamd ü sena olsun, bu fakirin bulunduğu yerde otuzbeş yıldan beri hiçbir zaman para konuşulmamıştır. Hiçbir zaman böyle şeylere tevessül etmemişizdir. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Yine bu hani sufiliği yaşayıp da kendince sufiler biraz böyle çok zengin kimseler, sufilere tepeden bakarlar. Çok zengin kimseler, böyle zenginlikleri kibir veren veya üç beş kuruş parası ona kibir verdiyse mesela o böyle sufileri beğenmez, şeyhi beğenmez. Hatta şeyh efendinin zamanın da da bunları görmüştük, böyle izledik. işte adam fukaradır, dergahta şeyhim himmet, şeyhim dua et, şehhim himmet, şeyhim dua et şuyum şuyum da olsun, buyum da olsun. Bir müddet sonra

bakarsın o şeyhi ve dervişleri beğenmez hale gelir. Oysa şeyhinin yüzüsuyu hürmetiyle, bereketiyle, lütfi ile, ikramıyla, o hal ile hallenmiştir veyahut da bir sıkıntıdan kurtulmuştur veya şeyhin duasının bereketiyle o hale gelmiştir ama bir bakmışsın şeyhini terk etmiş, dervişleri kerih görüyor, dervişlere tepeden bakıyor, dervişleri beğenmiyor, Allah’ı zikredenleri beğenmiyor. Bir bakmışsın kendi kendine ayrı yollara girmiş veyahut da işte şeyhinin yanında hali vakti yerinde olmuş, etrafında fakir fukara insanlar yok mu? Var, ama onlara zekat vereceğine, onları görüp gözeteceğine, aynı zikrullah halakasında bulunduğu fakir fukara kardeşlerini görüp gözeteceğine, nam olsun, şan olsun, adı duyulsun diye herhangi bir cemaate, herhangi başka bir tarikata, herhangi başka bir topluluğa gidip orda nam salarlar, orda para dağıtırlar. Bu işlerin böyle hastalıklıkları vardır.

O yüzden sufiler kendilerince hani tabiri caizse, böyle ben karşılaşmadım bugüne kadar. Çok böyle zengin bir sufi, ben karşılaşmadım. Yaklaşık seksenaltı-ikibinyirmi, otuzdört yıl olmuş. Otuzdört yıldan beri böyle zengin, çok zengin bir kimsenin, hatta zengin bir kimsenin sufiliğini doğru düzgün götürebildiğini görmedim. Bir müddet sonra ne yazık ki zenginlikleri onlara bir kibir veriyor, ne yazık ki belli bir müddet sonra şeyhi beğenmemeye başlıyorlar. Şeyhin sözünü alaya almaya, şeyhin sözünü kale almamaya başlıyorlar. Allah rahmet eylesin, şeyh efendinin zamanında da bunları görmüştüm. Bunları böyle izlemiştim. Bir müddet sonra onlar da dergahı terk etmişlerdi veyahut da işte bir kimse kendince kendisini çok âlim, çok bilgili görüyor. Çok alim, çok bilgili görünce işte şeyh efendi de Allah rahmet eylesin, biz ümmiyiz derdi. Ondan sonra onun ümmiyiz sözüne takılıp böyle gidenler falan olmuştur. Bunlar bizim gibi sufi topluluklarda sıkça yaşanır, çokça yaşanır. Allah iyi etsin ama o sufi toplulukları tanımlayan muhteşem bir Müslim’in rivayeti var: ‘Nice saçı başı toz toprak içinde, kapılardan kovulmuş insanlar vardır ki bir şeyin olması için Allah’a karşı yemin etse, Allah onu yemininde sadık kılar, yani duasını ve yeminini hemen kabul eder ve Cenab ı Hak onun isteğini yerine getirir.’ işte bu sufi topluluklar dünyayı sevmediklerinden dolayı ve dünyada biraz onlardan uzak durur, geri durur. Öyle olunca bir kısmı ne yazık ki böyle işte paraya pula bir türlü ulaşamazlar. Ulaşamazlar ama Allah’a sabrederler. Allah’ı zikrederler, kulluğa, ibadete devam ederler. Cenab ı Hak da onların manevi kapılarını açar, Allah cümlemizi onlardan eylesin inşallah. Mesnevi’den devam ediyoruz:

“İşte yoksulluk havası oldukça insan, dünya denizine batmaz, o denizin üstünde durur. Bütün bu dünya onun mülkü olsa, bu mülk gözünde hiçbir şey değildir.”

Yani o kimse kendisini yoksul görse, hani meşhur ya, ayet-i kerimede: ‘hepiniz fakirsiniz, Allah ganidir diye, Cenab ı Hakkın bu konuda ayet i kerime var. Hepiniz fakirsiniz. Allah ga nidir. Öyle olunca hiç kimse kendisinde bir zenginlik görmesin. Sebep? Yani zengin olan Allah. Sen kendinde bir zenginlik görürsen, bu sefer de sanki bu Cenab ı Hakkın karşısında bir küstah, bir kibirlilik olmuş oluyor. Allah muhafaza eylesin ve öyle olunca da sen dünya denizine batıyorsun çünkü sebep? Sen çünkü kendinde dünya ile alakalı, kendini bir şey zannettin ama Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ‘El Fahri fakr’ demiş. ‘Ben fakirlerle beraberim.’ Yine ayet-i kerimede Cenab ı Hak işte ‘hepiniz fakirsiniz, Allah ganidir’ demiş. Böyle olunca o denizin üstünde duruyor yani dünya denizine batmıyor. Dünya sevgisi ve dünyaya olan aşıklığı onun normalde oluşmuyor. O Allah’a aşık oluyor, Resulüne aşık oluyor. Bütün dünya onun mülkü olsa bu mülk onun gözünde hiçbir şey değildir. O kimse Allah sevgisi ile tanıştı, o kimse Resulullah sevgisi ile tanıştı, o kimse Allah dostlarının sevgisi ile tanıştı, o kimse zikrullah sevgisi ile tanıştı, o kimse farzların sevgisi onda oluştu, nafilelerin sevgisi oluştu. Öyle olunca bütün dünya onun mülkü olmuş olsa, bütün dünya kadar onun malı olsa, zenginliği olsa, o asla dünya sevgisi onun kalbinde oturmadığından, yerleşmediğinden dolayı, o dünya üzerinde yüzmeye devam etti, batmadı. Hadisi şerif, Ebu Zer Radyallahu anh hazretlerinden: ‘Allah Resûlü sallallahu ve sellem buyurdu: ‘Ey Ebu Zer, malın çokluğuna sen zenginlik mi diyorsun? Evet. Malın azlığına da sen fakirlik mi diyorsun? Evet. Bunu üç kere söyledi ve şöyle buyurdu: ‘zenginlik kalpte olur, fakirlik de kalpte olur. Kalbinde zenginlik olan kimseyi dünyadaki mal zengin etmez. Ancak kendini cömert eder.’ Hani bizde de böyle bir atasözü gibi yerleşmiştir ya, gönlü zengin olsun bir kimsenin diye. Evet, yani o kimsenin gönlü zengin ise o kimsede cömertlik tecelli eder. Gönlü zengin olmanın tecelliyatı o kimsenin cömertliğidir. Gönlü zengin mi o kimsenin? Evet. Kardeşlerine yardımcı olur. Önce kime, önce annesine, babasına, eşine ve çocuklarına. Gönlü zengin olanın birinci derecede zenginliğini ishar edeceği, yani cömertliğini ishar edeceği, cömertliğini tecelli ettireceği yer, onun annesi babası eş ve çocuklarıdır. Ardından mü’min akrabalar, mü’min kardeşleridir.

Bakın eğer o kimsenin gönlünde zenginlik var ise. Yok, o zenginlik yok ise onun gönlünde o karun kadar paraya sahip olmuş olsa, o cimridir. Her cimri de fukaradır. Bakın, her cimri de fukaradır. Bir kimse doğru yerde, doğru zamanda, doğru bir şekilde para harcayamıyorsa o kimse cimridir. Zekatını vermek, Cenab ı Hakkın farzı. Zekat veren kimse cimridir hükmünde diyemem, cömerttir hükmünde diyemem. Zekat bir zorunluluk çünkü, yani sen işte örnek veriyorum, şu kadar paran var. O paranın zekatını vereceksin,

bu zorunluluk. Cömertlik o değildir. Cömertlik, zorunlu değilsin. Baktın bir yerde bir ihtiyaç var, o ihtiyacı giderdin, sen cömert insansın. ihtiyacı giderdiğin için. Cut ehli vardır bir de. Hep ayırırım ben bunları. Cut ehli nedir? Senden istemezler. Sana bir beyanda bulunmazlar amma velakin sen orda bir ihtiyaç olduğunu hisseder, o ihtiyacı çözersin, halledersin, cut ehli olursun. Bakın, sen cut ehli olursun. O yüzden cimri olanlar, cimri olmayalım. Cimri olanlar Allah muhafaza eylesin, cennetin kokusunu zor görürler. Zor duyarlar. Allah muhafaza eylesin. Rabbim muhafaza eylesin O yüzden muhakkak ve muhakkak biz Allah’ın cömert kullarından olalım ve bir hurma, yarım hurma ile de olsa cehennem ateşimizi söndürenlerden olalım inşallah.

“Şu halde kalbini Min Ledun ululuğunun havasıyla doldur, ağzını da

bağla, mühürle!”

Yani kalbini dünyaya karşı muhabbetle doldurma. Dünyaya karşı kalbini kapa. Dünyaya karşı kalbine set çek, mühürler ve asla ve asla dünyadan esen hava, senin kalbini doldurmasın. Senin kalbini dünya hırsı, dünya sevdası, dünya sevgisi doldurmasın. Senin kalbini dolduracaksa, Allah’a karşı muhabbet, Resulullah Sallallahu ve sellem hazretlerine karşı muhabbet, Allah dostlarına karşı muhabbet doldursun. ‘Yarabbi, üç sevgiyi bana mübarek kıl bana güzel kıl veyahut da üç sevgiyi, çölde susuz kalmış bir kimseye soğuk şerbeti mübarek kıldığın gibi bana da mübarek kıl. Allah’ım senin sevgini, seni sevenin sevgisini, seni sevdirenin sevgisini bana mübarek kıl diye, bu ta Davut Aleyhisselam’ın duasıdır. Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretleri bize aktarır. O yüzden kalbini bu üç sevgi ile doldur. Allah sevgisi, Allah’ı en fazla seven Hz. Muhammed i Mustafa’dır sallallahü ve sellem. O yüzden Resulullah sevgisi, ondan sonra da seni Allah’a sevdiren velilerdir. Sufiler için, onun şeyhidir, onun üstadıdır. O zaman da üçüncü sevgide, sen o sevgiyle kalbini doldur. Sen kalbini asla ve asla dünya sevgisiyle doldurma. Dünya sevgisi kalbinde var ise sana hiçbir şey kar etmez.

Geçmiş yıllarda Gökçeada Ortodoks Kilisesi Metropolitanı ziyarete gittik. O birkaç programımıza gelmişti. Bizim Çanakkale’deki Halid’e dedim ki Halit böyle böyle, iadeyi ziyaret edelim. Bir program yap da dedim Gökçeada’ya gidelim, bir ziyaret edelim. Gittik mesela, orda karşılandık, işte sohbet ettik, kiliseyi ziyaret edelim dedik, bir gezelim. Böyle Cebrail kapısı, Mikail kapısı diye kilisenin içerisinde iki kapı var. içeri girilmesi yasakmış kilise adabına göre ama biz girmiş bulunduk. Orda bir masa var, masanın üzerinde de bir incil var, yanımızda da birkaç tane papaz var. O metropolitikten daha aşağıda tabii, onlar bir tanesi Türkçe biliyor. Böyle şey de incil’de açık, böyle elimle bir yeri işaret ettirdim. Papaza dedim okur musun burayı. işte o okudu Latincesini. Dedim bana Türkçesini söyler misin?

incil’de geçen, o günkü orda okuduğumuz incil’de geçen ibare şu. ‘Bir kimseyi iğne deliğinden geçirmek mümkündür ama kalbinde dünya sevgisi olan bir kimsenin hidayeti mümkün değildir. Ayet i kerime buymuş incildeki. Böyle kaldım, dedim ki ya bu muhteşem bir şey. Aynı şey dedim hani Cenab ı Hakkın kudretiyle, kuvveti ile alakalı, sufiler söyler. Bir deve iğne deliğinden geçer mi, el-cevap Allah isterse geçer der dedim sufiler. Tabi, enteresan bir şeydi yani ordaki o okunulan şey. Bir kimsenin kalbinde dünya sevgisi var ise o kimsenin hidayeti mümkün değil. O günkü okuduğumuz incil’e göre. E tabii şimdi, az önceki hadis i şerifte de vardı ya, dünya sevgisi bütün kötülüklerin başıdır diye. Aynı şey.

Bu bir kimse dünyaya muhabbet ediyorsa, dünyayı seviyorsa, Allah muhafaza eylesin, başka bir hadis-i şerifte diyor ki ‘iki kurdun bir bahçeye gelip yemesi ve orayı ifsad etmesi, mal ve mevki sevgisinin, müslüman kişinin dinine verdiği zarardan daha zararlı değildir. Bakın iki kurt karşılığında da kurdun karşılığında bir mal sevgisi, bir de mevki makam sevgisi. Bakın kıymetli dostlar, müslümanı yıkan en önemli iki unsurdan birisi bu. Mal sevgisinin sonu yok. Mevki, makam sevgisinin sonu yok yani o hadis-i şerif meşhur ya ‘vadi dolusu altını olsa ikincisini ister insanoğlu’diye. işte bu, o kimsenin komple dinini ifsad ediyor. Mal sevgisi ve makam sevgisi ve ne yazık ki tabii yaş geçtikçe, günler geçtikçe, hayatı yaşadıkça insan tecrübe sahibi oluyor ve yaş oldu ellidokuz, bakıyoruz geriye doğru ve yıkılanların müslümanların, müminlerin, sufilerin, ehl i cemaatin, ehl i siyasetin, bütün müslüman topluluğun yıkıldığı iki şey var. Bir mal sevgisi, iki mevki, makam sevgisi. E makam nerde oluyor? Devlette oluyor. Makam nerde oluyor? Siyasetin içinde oluyor. E benim, biz bundan uzağız çünkü bizim kardeşlerimiz kolay kolay böyle siyasetin içerisinde durmazlar. Bizi siyasetçiler de çok sevmez zaten. Öyle olunca, bizim böyle malla mevki ile fazla bir işimiz olmaz. Biz böyle devlete aman sızalım da işte birini işe katalım da yok işte birilerini şuraya koyalım, böyle bir derdimiz de olmaz bizim. Bizim böyle bir derdimiz hiç olmadı zaten. Şimdi mevki ile alakalı bir şey de biz de çok tecelli etmez bu iş.

Bizim çünkü bulunduğumuz toplulukta böyle bir şey söz konusu değil ama aynı şekilde de biz de manevi makam da söz konusu değil. Hani bir yerlerde böyle şeyhlik dağıtırlar. Bir yerlerde böyle nakiplik, nükebbalık, halifelik dağıtırlar. Hatta dağıtan yoksa adam gece rüyasında görür, ertesi gün şeyh olur. işte gece rüyasında görür ertesi gün nakib olur, nükebba olur, bizde böyle şeyler de çok revaçta değil hani. Hatta eleştirirler işte bak halife tayin etmiyor da halifesini ilan etmiyor da, yok saklıyor da benden için, yok işte bak kimseye de nakiplik icazeti vermedi de nükebbalık icazeti vermedi de,

yok işte şu icazeti vermedi, bu icazeti vermedi de. Ben de çok basit bir şey söylüyorum. Bu rüyamda görürsem, halimde görürsen veririm diyorum. Benim bu konuda bir derdim yok. Hesabını Allah’a vereceğim çünkü. Cenab ı Hak bana bu konuda bir sorgu sual edecekse, ben diyeceğim ki Yarabbi, rüyamda görmedim ki kime vereyim örneğin. Rüyamda görürsem verir miyim. El cevap veririm. Bu makam sevgisinin, sufilerin içerisindeki makam sevgisinin de olmasını istemem yani işte zakirdi, nükebbaydı, yok halifeydi, böyle bir makam sevgisinin de o derviş kardeşin, o sufi kardeşin içerisinde oluşmasını istemem. Bu da kurt gibidir, adamı yer bitirir. Bir bakmışsın ki yıkılır adam, ümit eder çünkü yani bana zakirlik versin, bana nakiplik versin bana nükebbalık versin bana halifelik versin, bana şeyhlik versin, bu böyle kurt gibi adamın içerisini bu çevirir. Bir müddet sonra baktı ki ona nakibsin diyen yok, nükebbasın diyen yok, halifesinin diyen yok veya sen şusun, diyen yok, çeker gider. Burda bir kimse terbiye görmüyor, yetişmiyor burda kimse der veya değişik şeyler söyler, bunu otuzdört yıllık birikimden çıkararaktan söylüyorum. Hiç kimseye atıfta bulunmak değil veyahut da ben başka dergahlarda halifeler gördüm veyahut da işte zakirler gördüm, halifeler gördüm, halifeler şeyh olmak için dergah dergah dolaşırlardı. işte bir yıl iki yıl bir şeyh efendide kalır, bakar ondan icazeet alamadı. Haydi bırakır. Bırakırken de onu kötüler, gider başka bir şeyh efendiye, ona intisap eder. Orda birkaç yıl durur ordan da bir icazet alamazsa, ordan orayı dolaşır, ordan orayı dolaşır. Habire dolaşır Allah dolaşır. En sonunda kendi dili de dolaşır kalbi de dolaşır. Ondan sonra başlar şeyhlere atmaya tutmaya, imansız gider Allah muhafaza eylesin. Bu manevi makam sevgisi de insanı helak eder, perişan eder. O yüzden tüm sufi kardeşlerime tavsiyem, makam düşünmeyin. Hizmet edin, koşturun. Allah’ını sevin, Resul’ünü sevin, sana şeyh deseler ne olacak demeseler ne olacak? Sana halife deseler ne olacak demeseler ne olacak. Sana nakib, nükebba deseler ne olacak, demeseler ne olacak. Kabre girdiğinde bunlar seni kurtarmayacak. Kabre sen iyi amel taşımaya çalış. Sen kabre güzel ameller taşımaya çalış. Sen Allah’a dostluk kurmaya çalış. Allah’la dost olmanın yoluna gir sen.

O yüzden, Allah muhafaza eylesin, bu makam sevgisi insanı hem manevi olarak sufilerin içerisinde, tarikatların içerisinde, cemaatlerin içerisinde insanı yakar yıkar. O kurt içine girdi mi insanın içini çürütür. Bir gün üfledi mi gider o. ikincisi ne? Mal sevgisi. Bu bütün dünya üzerinde insanların üzerinde var. Sufilerde bu fazla tecelli etmemeli. Şeyh efendiler de mal sevgisi olmamalı fazla. Sebep? Yani kardeşim git ticaret yapıyorsan yap, sana kimse engel olacak değil. Sen veren el ol. Bir şeyh için veren el olmak kadar güzel bir şey yoktur. Bir zakir, bir nakib, bir nükebba, bir halife veren

el olmalı, alan el olmamalı. Bir şeyh, veren el olmak için gayret etmeli. Veren el olamıyorsa, Allah muhafaza eylesin, yani o bugünkü zamanda zor şeyhlik yapar. Ya birisi onu alacak götürecek, getirecek, gezdirecek, sohbetlere götürecek, yok işte birisi arabasına alacak, götürecek, yedirecek, içirecek, cebine harçlık koyacak, şimdi şeyhlerin büyük bir çoğunluğu ne yazık ki böyle yaşıyorlar. Geçmiş dönemde de böyle yaşayan şeyh efendiler tanıdım ben. Yani işte dervişlerin verdiği harçlıkla geçinen, yaşayan veyahut da dervişlerin verdiği değişik böyle şeylerle, verdikleri ile geçinen şeyh efendiler de tanıdım. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bunlar şeyhler için sıkıntılı ve sakıncalı şeyler. Allah muhafaza eylesin.

Mal sevgisi olmasın, makam sevgisi olmasın, mal ve makam sevgisi, hem sufileri hem müslümanları, müminleri, perperişan ediyor, helak ediyor. Bakın dünya üzerindeki müslümanlar, bir türlü birlik ve beraberliği yakalayamıyorlar. Dünya üzerindeki müslümanlar, değişik makamları ucundan tutuklarında ne yazık ki bozuyorlar. Ne yazık ki o bozulmaktan dolayı bütün müslümanlar acı çekiyor, sıkıntı çekiyor. Bir müslüman bozuluyor, sadece kendine bozulmuyor. Bir şeyh efendi bozulunca, sadece kendine bozulmuyor. Bir zakir bir nakib, bir nükebba bozulunca, sadece kendine bozulmuyor. Yola da zarar getiriyor, yola da laf getiriyor. Allah muhafaza eylesin. Yani o yüzden belki de helal ona ama o helal olan şeyi yaparken dahi dikkatli olunmalı, ölçülü olmalı. Allah muhafaza eylesin. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, ‘dünyada sanki bir yabancı ya da bir yolcu gibi ol’ dedi Hz. Ömer Efendimiz’in oğlu Abdullah’a. Demek ki çünkü Hz. Ömer efendimizin oğlu, dört Abdullahtan birisi ve bunlar sahabenin içerisinde bilhassa ikinci jenerasyon, genç sahabenin içerisinde takvada önde gidenler, ilimde önde gidenler, fıkıhta önde gidenler, tefsirde önde gidenler bunlar, Hz. Ömer Efendimiz’in oğlu Abdullah. Ona diyor ki ‘dünyada sanki yabancı gibi, yolcu gibi ol. Akşam olunca sabahı bekleme. Sabah olunca da akşamı bekleme. Sağlıklı olduğun zaman hastalık için hazırlık yap. Hayatta iken de ölüm için hazırlık yap. Bakın hayatta iken de ölüm için hazırlık yap. Buhari ve Tırmızi nakletmiş bunu ve Tırmızi’ de ilavesi var bir de. Diyor ki: ‘kendini kabir ehlinden say.’ Kendini kabir ehlinden yani kendini ölmüşlerden say. Bu ney ile alakalı? Dünya sevgisi ile alakalı. Yani dünya sevgisinden uzak dur. Dünya sevgisine karşı yabancı ol. Dünya sevgisine karşı yolcu gibi ol ve dünyayı da böyle bir gölgelenecek, ağacın altında gölgelenilecek bir gölge olarak gör. Onu da başka bir hadis i şerifte Hazreti Paygamber(s.a.v.) hazretleri, yolculuğa çıkan bir kimsenin diyor, çölde yolculuğa çıkan b,r kimsenin, bir gölgelikte gölgelenmesidir diyor dünya hayatı. Ozaman bir gölgelikte senin menzilin uzak yani sen Allah yolcususun, yani

Cenab ı Hakka döndürüleceksin, bu dünyada ebediyyen kalmayacaksın, bu dünyada sonsuz yaşayacak olanlardan değilsin. Eninde sonunda ömrü ne kadardır bilinmez ama Allah’a döndürüleceksin. O kadar çok ayeti kerime var ki Allah’a döndürülürsünüz diye, e döndürülecek olduğun yer orası. Sen o mecburi istikametten döndürülenlerden olma. Kendini o yola koy. Kendi cüzi iradenle koy ki bundan sevap alasın. Bundan Cenab ı Hak senden razı olsun. Yoksa herkes ölecek. Herkes ölüyor. işte her gün açıklama yapıyorlar ya koronadan ellisekiz kişi öldü diye örneğin. Koronadan ellibeş kişi öldü, koronadan atmış kişi öldü.

Uyuşturucudan günde kaç kişi ölüyor, sayılıyor mu? içkiden günde kaç kişi ölüyor, sayılıyor mu? intihar eden kaç kişi var, sayılıyor mu? Kaç tane kadın tecavüze uğradığı için intihar ediyor, sayılıyor mu? Kaç tane çocuğa, kaç çocuğa tecavüz edildi, istismar edildi diye sayılıyor mu? Her gün açıklamada bulunuluyor mu televizyonda? Bugün uyuşturucu müptelasından dolayı şu kadar kişi öldü, hiç duydunuz mu? Bugün alkol komasına girip, alkol komasından dolayı şu kadar kişi öldü sayılıyor mu? işte bugün sigaranın veya uyuşturucunun veya içkinin vermiş olduğu zararlardan dolayı işte akciğerinde veya kalbinde veya damarlarında şu rahatsızlıklar oldu, bu rahatsızlıklardan dolayı şu kadar kişi öldü ama bunların ölüm sebebi içkiydi, sigaraydı, kumardı, bunların ölüm sebebi işte sağlıksız yaşamdı, dengesiz beslenmeydi, ölüm sebebi buydu bunların, hiç bir açıklama yok günlük ama coronadan hergün var. Evet! Ben isterim ki uyuşturucudan günde kaç kişi ölmüş, kaç kişi hastaneye yatırılmış, uyuşturucu tedavisi için kaç kişi müracaat etmiş, kaç kişi yatırılmış, günlük açıklansın. Örneğingünlük kaç kişi fuhuş yaparken, fuhuştan para kazanırken, fuhuş yapmak serbest çünkü fuhuştan para kazanırsan cezası var, günlük kaç kişi fuhuştan para kazanırken yakalanmış örneğin. Açıklansın, madem ki açıklanıyor örneğin Allah muhafaza eylesin. Cenab ı Hak bütün Ümmet i Muhammedi korusun inşaallah. O yüzden dünya hayatında kabir ehlinden say kendini. Sen dünya sevgisinden uzak dur. Bütün hastalıkların başıdır dünya sevgisi. Yani zinanın, kumarın, içkinin haramların ve haram olan hırsızlık, arsızlık, ursuzluk…hepsinin de sebebi dünya sevgisidir. Allah muhafaza eylesin.

“Çalışma da haktır, deva da haktır, dert de hak. Münkir kimse çalış-

mayı inkarda ısrar eder durur.”

Yani normalde bir insanın dünya üzerinde, dünyalığı için ahireti için çalışması haktır. Bunu inkar etmek mümkün değildir ve çalışması da doğrudur sabittir ve gerçekten çalışmamak tembellik iyi görülmemiştir. Çalışmak iyi görülmüştür. Gayret etmek iyi görülmüştür. Hem dünyası içinde, hem ahireti için mücadele etmek iyi görülmüştür ama dünya ve ahiret için

mücadele etmemek iyi görülmemiştir ve aynı şekilde de hani çalışmayı inkar edenlerin, o inkarlarına bakma yani bir kimse çalışmayı inkar ediyorsa demek ki çalışmak vardır. Hem bir şeyi inkar eder ki bir şeyi inkar ediyorsa onun karşılığı vardır. Hani ateistler şimdi din yoktur diyor ya din yoktur dediğinde aslında dinin varlığını kabul ediyor. Bir şey yoktur diye inkar ediyorsan, o var demektir. Hani Allah yoktur diyor ya demek ki var ki sen yok hükmüne sokuyorsun, inkar ediyorsun. Zaten enteresan bir şey, biz iman ederken de La ilahe deriz. La ilahe dediğinde ilahe yok yani, ilaheler yok. Bir şey yok diyorsun. Bir şey yok diyorsan arkasından bir şey var. Ne var? illallah. Yani gerçek ilah var. Çünkü normalde bir şey yok gördüğünde, onun karşılığında varı var. ilahe dediğinde, bu ilahelerin temeli yok. Başı yok, sonu yok. Altı yok, üstü yok. Sağı yok, solu yok. ilahe yani boş hayal gibi. ilahe, heva heves gibi, nefis gibi. ilahe gölge gibi say ilahe dediğinizde. Kartondan ev gibi ilahe! Yani o böyle kadim değil. O geçici bir şey. Ama o yüzden onun karşılığında kadim var olan var, hiç yok olmayan, her daim var olan var. Ezel ve ebedi olan. Yani başlangıcı ve sonu olmayan bir ilah var. Onun adı Allah. işte bunun gibi, bir kimse çalışmıyor. Çalışmak hak mı? Evet. Bunu bir kimse reddediyorsa, yok diyorsa, demek ki var ki o yüzden yok diyor. O yüzden onun bir şeyi yok görmesi, onun varlığına işaret. Allah muhafaza eylesin. Bir de ne? işte hastalıkla alakalı. Yani hastalık da var, dert de var deva da var. Derdi var ettiyse, devası var. Deva varsa boşuna değil ki, dert var demek ki. El Bera naklediyor: ‘Hz. Peygamber (s.a.v.) hazretleri bize yedi şeyi emretti, yedi şeyden de menetti. (Burayı iyi dinleyin). Bize hasta ziyaretini, cenazeye katılmamızı, aksıran kimseye yerhemükallahu dememizi, yani Allah seni esirgesin dememizi yemin eden kimsenin yemininde sadık kalmasına çalışmamızı, mazluma yardım etmemizi, davete icabet etmemizi ve selamı yaymamızı emretti.

Bize altın yüzük takmaktan, gümüş kapta su içmekten, kırmızı ipek örtülerden, ibrişimli elbiselerden, ipek, kalın ipek ve ibrişim giymekten de alıkoydu. Bakın, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin yeminine sadık kalmak için çalışmamızı söyledi. Yani yeminine sadık kalmak için çalış. Yeminine sadık kalmak için gayret et. Hasta ziyaretine gitmek için gayret et, hep bakın bunlar mücadele. Bir de yapma dedikleri var. O zaman hem yap dediklerini yapacaksın, hem de yapma dediklerimi yapmayacaksın. Bunun için çalışacaksın. Bunun için gayret edeceksin. Yine Ebu Davud’un hadis-i şerifi, hastalıkla alakalı: ‘Şüphesiz Allah hastalığı ilacı ile birlikte indirmiştir. Her hastalığa karşı bir ilaç var etmiştir. Öyleyse tedavi olun, ancak haram olan şeylerle tedavi olmayın. Bakın, bu hadis i şerifler bizim tabiri caizse yoldaki işaret lambalarımız gibidir. Biz çalışırız,

biz mücadele ederiz, biz kur’an ve sünnetin bize emrettiklerini yerine getirmeye gayret ederiz. Biz dünyadaki tembellikten, ahiret hayatının tembelliğini istemeyiz. Ne namazımızı boşlarız, ne de ticaretimizi işimizi boşlarız, ne de derslerimizi, zikrimizi, virdiğimizi veyahut da sohbetlerimizi veyahut da ne bileyim işte umumi veyahut da küçük derslerimizi terk ederiz. Ne de hasta olduğumuzda şifa aramamazlık etmeyiz. Biz hasta olursak kendimizi tedavi yollarını araştırır, kendimizi tedavi ettirir veya kendimizi tedavi ederiz yani tedaviyi reddedenlerden, sebebi reddedenlerden değiliz. Bizim dini algılamamız, anlamamız, yaşamamız, sufiliği algılamamız, anlamamız, yaşamamız, bu cihettendir.

Biz bir hastalık için bir hap var ise o hastalığımıza o hap bizim iyi geliyorsa, biiznillah Allah’ın izniyle şifa veriyorsa, biz şifayı Allah’tan bekleyerekten ilacımızı içeriz, alırız veyahut da ameliyat olacaksak, ameliyatımızı oluruz veyahut da bir ilaç kullanmamız gerekiyorsa biz ilacımızı kullanırız. Bu konuda tedaviyi reddedenlerden değiliz. Tekrar bunun altını çiziyorum. Zaman zaman böyle söyleyen kardeşlerimiz oluyormuş, zaman zaman böyle davranmak isteyen kardeşlerimiz oluyormuş. Özellikle uyarıyorum, bir kimsenin üzerinde bir dert bir sıkıntı var ise ve o dertten, o sıkıntıdan, muzdarip ise bakın muzdarip ise yani bazı sıkıntılar vardır, bazı ufak tefek dertler vardır. Bunlardan muzdarip değildir. O kimsenin örneğin işte hayat standardını aşağı düşürmüyordur. Hayat standardını kötülemiyordur. O zaman onunla çok böyle uğraşmasına gerek yok. Ben kendimce öyle görüyorum ve bu konuda hadis-i şerif de var. Hani bir böyle hastalık, bir dert sizi rahatsız etmediği müddetçe bunda bir sıkıntı yoktur. Bunu illaki tedavi etmekle mükellef değilsiniz manasında bir hadis i şerif var ama bakın onun hayat kalitesini, onun yaşam kalitesini aşağı düşünmeyecek yani o bir başkasına muhtaç olacak hale getirmeyecek. Örneğin şimdi bir adamı, bir kimse ne şeker hastası. Kardeşim diyetini yap. ilacını kullan. Diyetini yap, ilacını kullan. Hiç kimseye muhtaç olmadan bu dünyadan göç git. Neden? Sen ilaç kullanmazsan, sen diyetine dikkat etmezsen, gözün bir müddet sonra görmeyebilir, böbreklerin çalışmayabilir, işte damarların tıkanabilir, ayağın, kolun kesilebilir, o yüzden bir sıkıntı yaşayabilirsin, Allah muhafaza eylesin, sen tedavini ol kardeşim. Hz. Mevlana Celalettin i Rumi hazretlerinin sözünü de dinle. ‘Sen seli baştan önle.’ O yüzden bir hastalıkla alakalı muzdaripse, bir sıkıntısı varsa, o ilaç kullanacak. ilaç kullanmamazlık etmeyecek. Yine Ebu Davut ve Tırmızi’den hadis i Şerif: ‘Tedavi olun, yaşlılık hariç Allah ilaçsız hiçbir hastalık yaratmamıştır.’O zaman hiçbir hastalık yoktur ki tedavisi olmamış olsun. insanoğlu bulamamış olabilir, insanoğlu onu tam araştırmamış olabilir, insanoğlu onun üzerinde tam mesai

harcamamış olabilir, ya bunun ilacı yokmuş, bunu kabul etmeyin. Deneyin, arayın, Allah’tan isteyin, Allah’a yalvarın, yakarın. Bunun manevi olabilir, tövbe edin. Hz. Ali(r.a) hazretleri hasta olana tövbe et günahlarına derdi. Tövbe yolunu tavsiye ederdi. O yüzden üzerinizde bir hastalık, bir rahatsızlık varsa tövbe edin. O hastalığa, o rahatsızlığa şifa olur. Allah’ı zikir şifadır. Tevhide devam edin. Kim la ilahe illallah derse, Allah’ın kalasına sığınmış olur. O hastalık bir başkasında bin ağırlıkta tesir ediyorsa, sen de bir ağırlıkta tesir eder. Cenab-ı Hakk sana yardım eder. Cenab-ı Hak sana lütfeder, ikram eder, ihsan eder.

O yüzden muhakkak ve muhakkak tedavi yolunu seçeceğiz. Tedavisiz kalmayacağız. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kıymetli dostlar, biz hastalığımıza karşı ne yapacağız? Deva arayacağız. Biz çalışacağız, biz gayret edeceğiz ve inkarda ısrarlı olmayacağız. Rabbim cümlemizi onlardan eylesin inşallah. Şimdi Allah izin verirse sorularınıza geçeceğiz. Cenab ı Hak lütfettiği müddetçe sorularınıza da cevap vereceğiz inşallah. Kaldığımız yeri tespit edelim, önümüzdeki hafta Allah izin verirse, bir engel çıkmazsa, herhangi bir problemimiz olmazsa, Bursa’da olursak inşallah kaldığımız yerden devam edeceğiz. Kaldığımız yer de neresiymiş bakalım şimdi. ‘Aslan bu yolda birçok deliller getirdi. O cebriler aslanın cevabına kandılar.’ Dokuzyüzdoksandört, doksanüç, doksanikiden devam edeceğiz inşallah, bir de konu başlığı heralde bu, ‘çalışmanın tevekküle tercihi.’ inşaallah burdan devam edeceğiz. Not aldın mı? Tamam. Ben çünkü beyit numarasını heralde tam çıkaramadım. inşaallah önümüzdeki hafta beyit numarasını tam çıkarırız inşaallah. Konu başlığı çalışmanın tevekkületercihi. Burdan devam edeceğiz Allah izin verirse inşaallah. Evet. Bakın tedavi yolu aramasak kendimize aramayacağız. Bu benim içtiğim bitki çayı, şekerle alakalı, şeker yüksek olunca, genelde yüksek, o yüzden her gün bu bitki çayından ilaçlara destek olması için içmeye gayret ediyoruz. O yüzden tedaviyi alacaksınız inşallah.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları