Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“Yardımların bizimle oldukça o aşağılık hırsızdan korkar mıyız hiç? Bir adımda binlerce tuzak bile olsa sen bizimle olduktan sonra hiç gam yok bize.”
Hani fatiha suresinde sonunda ‘ihdinas sıratel müstakim sıratellezine en’amte aleyhim’ yani Ya Rabbi bizi sırat-ı müstakim de eyle, O inam etiğin, ihsan ettiğin, o lütfettiğin, ikram ettiğin peygamberler var ya, evet, bizi onlarla beraber eyle. Bu o hal, yani o kimse Cenab ı Hak ile beraber olan bir kimsenin, bir şeyden korkmasına, bir şeyden çekinmesine, bir şeyden üzülmesine ihtiyaç kalmaz. Hani sen bizimle olduktan sonra, hiçbir hırsız bize zarar vermez. Sen çünkü gözetleyicisin. Sen çünkü muhafaza edicisin. Sen çünkü koruyucusun, sen bir annenin şefkatinden milyon kez bize şefkatlisin. Sen bir anne-babanın korumasından trilyon kez bizi fazla korursun. Sen bütün herkes ve herşey, bütün herkes ve herşey bize tuzak kursa, sen o tuzak kurucuların tuzaklarını kendi başlarına makus eylersin. En büyük tuzak bozucu sensin. Bütün insanlar tuzaklarını kursalar, sen bize yardım ettiğin müddetçe o tuzakların hiçbir anlamı kalmaz. Bütün büyücüler, büyülerini gösterseler, ve sen bizim elimize bir asa versen, o asayı sen at desen meydana, o bütün büyücülerin asalarının yaptığı büyülerin hepsini de o asa yutup atıverir kenara. O yüzden sen büyücülerin büyüsüne de sen tuzakçıların tuzağına da bu noktada bize kötülük yapacak olanların kötülüğünü de yegane önleyecek olan sensin.
Hani Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, amcasının oğlunu atının tehlikesine bindirmiş ya. Diyor ki ey oğul iyi dinle. Bütün insanlar
sana kötülük yapmayı istese, Allah müsaade etmedikçe, hiç kimse bu yaptıkları kötülüklerin sana bir zararı olmaz. Sana kötülük yapamazlar. Bütün insanlar sana iyilik yapmak için hazır dursalar, Allah müsaade etmedikçe, hiç kimse de sana iyilik yapamaz. iyilik yapmaya müsaade eden, bu müsaadeyi çıkaran Allah. Kötülüğü önleyecek, kötülüğe dur diyecek, sana olan tuzakları engelleyecek olan da Allah. O zaman sen Allah’la berabersen gam yok. Allah ile berabersen, sana kasavet yok. Allah’la berabersen, sana tuzak yok. Tuzak olsa dahi, tuzak onun tuzağı. O düşürecek seni tuzağa. O düşürsün seni gama düşürecekse o düşürecek. O düşürsün. Seni yokluğa düşürecekse, o yokluk onun. Onun yokluğuna düş. Ama sen onunla berabersen, bu sefer bu noktada bir sıkıntı yok. Bir problem yok. Asla herhangi bir yanlışlık yok, eksiklik yok. O yüzden Hazreti Mevlana diyor ki senin yardımın bizimle beraber oldukça, o aşağılık hırsızlardan korkmayız biz. Sen bizimle beraber olduktan sonra, binlerce tuzak kurulmuş, ne olacak ki hiçbir anlamı yok. Hiçbir kıymeti yok. Hiçbir ifadesi yok.
“Her gece beden tuzağından canlarını kurtarırsın,tahtaları sökersin.”
Her gece bir beden tuzağı. Bu beden tuzağı sana ait, bu bedeni sen verdin bize ve bu bedene, kendi ruhundan ruh üfledin. O nasıl her gece kendinden üflemiş olduğu ruhu bu bedenden alıp çıkarıyorsan, onu bu tuzaktan kurtarıyorsan, bizi de her türlü tuzaktan kurtarırsın.
“Canlar her gece şu kafesten kurtulur; hiçbir şeyle ilişkileri kalmaz. Ne
kimseye buyruk yürütürler, ne kimsenin buyruğu altına girerler.”
Geceyi düşünün, uykuyu düşünün, uyuduktan sonra sizin ruhunuza birisinin emri mümkün mü? Size birisinin emretmesi mümkün mü? Size birisinin acı vermesi mümkün mü? Size birisinin tuzağı mümkün mü? Sizin birisine etmeniz mümkün mü? Sizin herhangi bir şey yapmanız mümkün mü? Değil. O çünkü sahibine gitti. O ilk kendisini var edene, kendisini üfleyene gitti. O senden emaneti aldı. Sende emanet duruyor o. Allah’ın sizde emanetidir Cenab Hakkın size üflediği ruh. O emaneti aldı götürdü sizden. Alıp götürünce sizin ona söyleyecek bir şey yok. Ona dur diyecek noktada değilsiniz. Onu engelleyecek noktada değilsiniz. O sizin değil çünkü. Vakti saati geldiğinde gidecek. Kim olursa olsun.
O zaman bizde bir şey var bizdenmiş gibi görünen ama bizim değil. Bizde bir şey var. Bizdenmiş gibi görünüyor, bizimmiş gibi görünüyor ama bizden değil. O bizim dinlemiyor hiç. Onun bizle alakası yok. O bizim emrimizde değil. O bizim emrimizde değil. O bizim insiyatifimizde değil. O bizim idrakimize bağlı değil. O bizim ihtiyarımıza bağlı değil. O bizim aklımıza bağlı değil. Ne? Sende akıl var. Hadi ruhuna söz geçir. Geçiremiyorsun. Ne kadar dirayetlisin, ruhuna söz geçir. Geçemiyorsun. Ne kadar
zenginsin, ruhuna söz geçir. Geçiremiyorsun. Bütün dünyanın askerleri senin emrinde olsun. Bir tane ruha söz geçiremiyorsun. Bir tane ruha. Bütün paranın, dünyanın parasının üzerine otur. Bir tane ruha söz geçiremiyorsun. Bütün materyalistler toplansınlar, bir tane ruha söz geçiremiyor. Bütün felsefeciler toplansınlar, birisinin ruhuna söz geçirsin. Geçiremiyor. O dursun, birisini ruhuna söz geçirsin, alsın. Alamıyorum. Birisinin ruhunu zapturapt altına alsın, mümkün değil. Felsefenin, metafiziğin, inançların, inananların, inanmayanların, topyekün hepsini de toplasak, hepsinin de sınıfta kaldığı, çamura battığı yer. Batış! Birisinin ruhuna söz geçir. Yok. Kendinize de geçiremiyor sunuz. Nefsinize söz geçirebilirsiniz. Yemek istiyor, yeme diyebilirsiniz. içmek istiyor, içme. Oturmak istiyor, oturma. Uyumak istiyor, uyuma. Söz geçiriyorsunuz bir yere kadar, bir yere kadar. Ruhunuza söz geçiremiyorsunuz. O yüzden nefisle mücadeledir, ruhla değil. Ruhla değil!
Bütün inançlar nefsin üzerine kuruludur. Siz ancak nefsinize söz geçirebilirsiniz. Bu da belli dairededir. Siz ruhunuza söz geçiremezsiniz. Ruhunuza söz geçirmeye kalkarsanız, cehaletiniz çıkar orta yere. Bir başkasının ruhuna da söz geçiremezsiniz. Martaval hepsi de. Var ya orada burada böyle üfürükçüler, cinciler, işte astrolog, mastrologlar bir sürü var ya. Boş. Boş! Cinni taifesini, ruh zannediyorlar? Çok basit. Birisinin ruhuna söz geçir. Ben geçiriyorum. Ala, gelsin benim yanıma. Gelsin. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine verilmeyen ona mı verildi. Adem aleyhisselam’dan itibaren hiçbir peygambere verilmeyen ona mı verildi. Ruhlara söz geçirselerdi, insanların nefislerine söz geçirselerdi, Nuh Aleyhisselam eşinin iman etmesini istemez miydi? Adem Aleyhisselam oğlunun katil olmasını ister miydi? Lut Aleyhisselam eşine söz geçirmek istemez miydi? O gitti gammazladı. Luta dedi parlak misafirler geldi. Eşi gitti gammazladı. Başkası değil. Ha demek bir başkasının ruhuna siz söz geçiremiyorsunuz. Bir başkasının nefsine söz geçiremezsiniz. O sizi dinlerse, söz geçirirsiniz. O size itaat ederse söz geçirirsiniz. Söz geçirmiş olsaydı, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, amcasına söz geçirirdi, dedesine söz geçirirdi.
Şimdi böyle millet şeyhlerden keramet bekler ya. işte, oğlu serkeşlik yapıyor, şeyh efendi bir üfleyecek ona, oğlunun serkeşliği geçecek. Ya o kimse isterse o dua yerine tecelli eder. O kimse istemezse ne yapacaksın ki?
Eğer öyle bir şey olsaydı, Hz. Peygamber Efendimiz bütün müşriklere bir dua ederdi, mesele biterdi. Mekke’yi fethetmek için yeniden ne yapmağa o kadar asker toplasın ki? Çıkardı Mekke’nin başında bir dağa, bir okur, bir üflerdi, bütün Mekke islam olurdu. Bir okur, bir üflerdi, bütün Arap Yarımadası islam olurdu. Bir okur bir üflerdi, bütün dünya islam olurdu. Adetullah bu değil demek, sünnetullah bu değil ama bizde böyle enteresan
beklentiler var. Birileri bundan nemalanıyorlar. Birileri bundan para kazanıyorlar. Birileri bundan makam sahibi oluyorlar ve onu senden de istiyor. Biz diyoruz ki biz din anlatıyoruz kardeş, kur’an ve sünnet anlatıyoruz. Bu tip şeylerle işimiz yok. Bu tip şeyleri de bilmiyoruz zaten diyorum ben, ona göre işte ben böyle zayıf, hiçbir şey anlamıyan. Öyleyim de, yani hiç kaale alınacak bir kimse değil. Neden? Bir üflemedim onu. Onu bir üfleseydim tamamdı. Diyecektim ki olur, dua ederiz, olur inşallah e ama buna üç beş gün dua edeceğiz. Haa, anla! Eee? Koltuğun altına bir zarf sıkıştır. Bizim milletimiz enteresan, parasını alırsan kıymetlisin. Aldatacaksın, kandıracaksın, ütceksin. Yani düşünebiliyor musun! Geçen gün birisi söyledi. Zatın birisi varmış dua etmek için herkes sinemalara, salonlara toplanıyormuş. Giriş ücretli. Herkes yazıyormuş şeyini. Ne o, isteğini, ondan sonra bir salatü selam okuyorlarmış, versin Allah’ım inşallah deyip dua seansları, herkes paraları veriyormuş, çıkıyormuş. Dedim ya bu nasıl bir şey. Dediler ya işte yani senin haberin yok mu? Yok dedim ben. Televizyona da çıkıyor bu adam. Lan oğlum, nereye televizyon seyredeceğim ben dedim, gece gündüz yoldayım ben. Ben dedim eve geliyorum, iki, iki buçuk üç, bazen beş. Nereye televizyon seyredeceğim dedim ben. Dediler böyle birisi var. Ee işte kadın telefon açıyor, belim ağrıyor, beline. Gözü ağrıyor, gözüne. Millet telefon açıyormuş, toplanıyormuş herkes, para veriyormuş. Bir dua, bitti iş Allah’ın izniyle. Ne kadar güzel?
Geçen gün de enteresan bir şey dinliyorum. Yolda gidiyorum. izmit’e giderken. Aaa, şeyde, televizyonda bir adam, kur’an-ı kerim satıyor. Ama kitabı size göndermiyor. Yani bana elli tane kur’an-ı kerim’i alacağım dedi. Dinliyorum hata yapmamak için, yani Allah’ım dedim ya! Bu nasıl bir şey ama böyle kendinizi yerden yere vurursunuz, yani eğer bir yerde birisi kur’an-ı kerimi yoksa, onun sorunu sensin artık ya. Git atacak mısın kendini bir yere at, ne yapacaksan yap. Bir ağlıyor, bir böyle sızlanıyor, bir sesini değiştiriyor. Eyvah! Eyvah! Eyvah! Eyvah! Sonu önemli. Onlar gönderiyorlar kurslara kur’an-ı kerim’i, sen göndermiyorsun. Sen sadece parayı veriyorsun, onlar senin yerine gönderiyorlar. Allah Allah dedim ya. Bu nasıl bir şey, alıştı herkes kandırmaya insanları. Zekatı ver, senin yerine o dağıtacak, kurbanı ver, senin yerine o dağıtacak! Ne olduğu belli değil. Bir banka hesabı, kurbanlarınızı kesiyoruz. Nereye gidiyor? Afrika’ya gidiyor, şuraya gidiyor, buraya gidiyor. Aaa! Memlekette aç yok bizim demek ki! Hem bir taraftan diyorlar ki memleket iyi idare edilmiyor, memlekette açlık sefillik var, bir taraftan da zekatlar, kurbanlar memleketten dışarı gidiyor. Bu nasıl tenakus, bunu anlayamadım! Aynı şey. Müslümanlar, uyanın! Uyanın artık! Gidin kurbanınızı kendiniz kesin, gidin derinizi kendiniz bir yere verin. Görün verdiğiniz
yeri. Gidin, zekatınızı kendiniz verin, görün verdiğiniz yeri. Bir ibadet edeceksiniz, kendiniz yapın. Bu vekalet mahcurlu sıkıntılı. idraki yerinde değil, zaruretten dolayı vekalet vardır. Zaruretten! Mahcurlu musun, kısıtlı mısın, zaruretin mi var, hem fiziki olarak hem maddi olarak bir mahcurluğun, bir kısıtlılığın mı var? E vekaletle hac yapılıyor. Yapılıyor, tamam, sen sağlıklı değilsen gitme. Sen Osmanlı Devleti gibi bir devlet başkanı isen gitme. Kıyasladığı şeye bak kendi kendine Osmanlı’da padişahlar vekaletle gidiyordu ya, lan sen padişah mısın! Üç kıtaya hüküm mü ediyorsun! O gitmeyecek zaten. Adam kendisini padişahla eşdeğerde tuttu. Ama, benim işim var. iyi sana farz zaten işin olduğu için sen gideceksin. Fabrika batar diye düşünüyor, birisini gönderiyor. Öldün, öldün ne olacak. Bunun gibi. Allah muhafaza eylesin.Aldatan şarlatan çok. Millet ruhları toplayıp sohbet ediyormuş. Ya kardeş! Kendine gel! Kim kimin ruhuna söz geçirecek. Kim kimin nefsine söz geçirecek. Allah muhafaza eylesin.
“Geceleyin zindandakilerin, zindandan haberleri yoktur. Padişah
adamlarının da geceleyin devletten haberleri yoktur.”
Demek ki gece olunca uyudu. Zindandakinin zindandan haberi oldu mu? Cezaevinde yatıyor adam. Uyuduğu zaman zindandan haberi var mı? Yok. Uyuyunca ruh ondan çıktı gitti. Zindandan haberi yok adamın. Geceleyin diyor, padişah adamlarının da geceleyin devletten haberi yoktu. Geceleyin yapılacak bir iş var mı? Yok! Onların da devletten haberi yok. Gündüz çalışıyorlar ya, devlet dairesindeki memurun gece devletten haberi var mı? Yok. Nerde devlet? Yok. Ama var! Ama yok!Niçin? Senin için yok. Mesai bitti, veleddalin amin. Adamın bir iş yeri var. Normalde işyerinde çalışırken, gece iş yeri ile işi var mı? Yok. Bu da onun gibi.
“Ne kâr, ziyan gamı vardır, ne böylesine bir düşünce; ne filanın hayali
vardır, ne feşmanın hayali.”
Bitti. Gece yattı uyudu mu o kimse, kar zarar yok. Şunun hayali, bunun hayali yok. Bitti. Neden? Hepsi de geçti gitti. Emanet sendeydi. Emanet alındı gitti senden. Emanet senden alınıp gidince, senle bağlantısı kalmadı. Senin gündüzkü velvelen, gündüzki heyecanın, gündüzki korkun, gündüzkü üzüntün uyumazdan önce her ne yaşadıysan, hepsi de bitti gitti. Senlen hiç bağlantısı kalmadı. Sen gece yattığın yerde ruh senden çekildikten sonra senin senin yaşadıklarınla alakalı hiçbir şey kalmadı.
“Arif’in uyanıkken de hali budur.Allah: ‘Onlar uykudadır’ demiştir.”
Ooooo! Demek ki arif için uyanmış, uyanmamış önemli değil. Senin uykudaki halin, arifler için uyanıkken hali. Sen kar-zarar endişesini uykuda atıyorsun ama arif olmak uyanıkken atmak onu. Sen falanın hayalini filanın
hayalini kuruyorsun. Uyudun gitti sende, arif uyanıkken felanın fişmanın hayalini kurmuyor. Felanın feşmanın hayali ne? Bir erkeğin kadını hayal etmesi, bir kadının erkeği hayal etmesi, şehveti noktada. Bu helal dairede ise bu böyle şehveti ayak da tutmak ibadet. Bir kadının eşini sabahtan akşama kadar şehvetle hayalinde tutması ibadet. Bir erkeğin hanımını öyle şehvetle normalde ayakta tutması şehvetini hayal noktasında ibadet. Bunda bir sıkıntı yok. Öyle hayallemesi de ibadet. Adamın hanımını düşünmesi ala bir şey. Kadının kocasını düşünmesi ala bişey. Düşünsün, başka adamı düşünceneğine, kocasını düşünsün. Başka kadını düşüncenin eşini, karısını düşünsün. Bu ibadet hükmünde. Bunu biz böyle ibadet hükmünde görmezler insanlar. Bir insanın bu noktada eşini hayallemesi, kadın-erkek hiç önemli değil. ibadet hükmünde. Birbirine olan iştiyakını artırır. Birbirine olan muhabbetini arttırır. Birbirine olan rabıtasını arttırır. Birbirine olan muhabbetini arttırır. Bu lazım. Eksik insanlar da bu, eksik. Biz de sanki burası yanlışmış gibi insanları buradan uzaklaştırıyorlar. Burası yanlış değil. Utanılacak bir şey de değil bu. Bu böyle kerih görülecek bir şey değil. Bir kadının kocasını düşünmesi ve onu istemesi gayet normal ve doğal, ibadet hükmünde. Bir erkek için de böyle ibadet hükmünde. Nafile namaz kılmış gibi. Nafile gece ibadeti etmiş gibi. Bunu normalde bunu söylemiyor ama bunun haricindeki hayallemeleri söylüyor Hz. Mevlana. Felanın hayalini kurmak, fişmancanın hayalini kurmak diyor bunlar uyuduğunda biter. Adam fabrika hayali kurar ya uyuduğunda biter. Adam işte çok zengin olma hayali kurar uyuduğunda biter bunlar. Hz. Mevlana bunları normalde Allah muhafaza eylesin diyor ki bu böylesine bir diyor felanın hayali, ne, feşmancanın hayali. Bunlar diyor sende uyuduğunda bitecek ama diyor ariflerde bu zaten bitmiştir diyor.
Demek ki ariflerde böyle kendince, kendi dairesinde insanların sıkıntıları yok işte kârdı, yok zarardı, yok işte şuydu, yok buydu bunlardan geçmiştir onlar diyor. Bunlardan geçmiştir.
Yani bunlardan geçmiştir ne demek? Bunlar onun için üzüntü sebepleri değildir. Bunlar onun için sıkıntı sebepleri değildir. Onlar kârda etseler, zarar da etseler onları çok etkilemez. Arif’in hali, insanların uykudaki hali gibidir diyor. insanlar uyku uyuduklarında kârları zararları nasıl bittiyse, arifler de diyor bu manada uykudadırlar. Onlar uykudadırlar. Onlar uykudadır. Onlar, hadis-i şerifte, onlar dünyaya karşı uykudadırlar diyor. Allah dostları dünyaya karşı uykudadırlar. Heva hevese karşı uykudadırlar.
“Onlar gece gündüz dünya hallerine karşı uykuya dalmışlardır.”
Onlar, gece gündüz önemli deği, o Allah’ın dostları, o veliler, o peygamberler, o Allah yolunda koşanlar, Allah’ın isminin yücelmesi için mücadele
edenler, onlar dünyayı, dünyalık meseleler için uykuya dalmışlardır. Onlar dünyaya aşık değillerdir. Dünyanın peşinde koşmazlar. Dünya onların peşinden koşturur. Onlar da dünyayı ahiretlerine binek ederler. O yüzden onlar dünyaya karşı uykuya dalmışlar.
“Onlar Rabbin elinde evirip çevirdiği kalem kesilmişlerdir.”
Onlar, Cenab ı Hakkın elinde kalem mesabesindedir. Bir şeyi yazar ya o kimse yazdığında Ahmet yazdı denir. Kalemi görmezler. Var mı cebinizde kalem kendi kendisine yazacak olan? Yok. Kalemi bir tutan var. O zaman bir kimse kalem yanlış yazarsa, kalem yanlış yazdı diyeni duydunuz mu? Kim diyor? Mustafa yanlış yazmış. Mustafa Özbağ olarak söylüyorum demiyor hiç kimse? Kalem yanlış yazdı. Neden? Kalem Mustafa Özbağ ın elinde. Onlar, öyle kimselerdir ki Allah’ın elinde alet gibidir onlar. Hızır Aleyhisselam’ın kıssasını hatırla. Hani Musa aleyhisselama bir sohbetinde sordular ben-i israilliler. Dediler ki bu zamanda senden daha alim kimse var mı? Musa aleyhisselam dedi ki yok zannediyorum. Yok zannediyorum deyince, bu Cenab-ı Hakkın gücüne gitti. Dedi ki Yarabbi tur-i sina’da, bana karşı uzaksın biraz, bana karşı mesafelisin. Ben ne yaptım da bana karşı böyle bir mesafe koydun? Cenab ı Hak dedi ki ya Musa, sen hani falanca yerde sohbet ederken birisi sordu. Senden daha alim bir zat var mı? Sen de yok dedin ya. Evet? Ona üzüldüm dedi. Ona gücendim sana dedi. Var mı ki Yarabbi dedi. Var dedi. Filanca yerde bir Hızır kulum var. Bir kul! Musa aleyhisselam yanına yardımcısını aldı. Bir de tuzlanmış balık aldı yanına. Dedi ki balığı yanına al. Balık dedi ne zaman denize kendisi koştu, o zaman dedi ordaki zaat benim kulumdur. Onda sende olmayan ilim vardır. Hani gitti ya, siz bilirsiniz Hızır kıssasını. Gitti de ona işte ona dedi ki ben sana talebe olacağım. Sendeki bu ilmi öğrenmek istiyorum. O da dedi ki bizim yolumuz acıdır.
Bizim yolumuz normal değildir. Böyle gülerek ahenkli bir şekilde yol değildir bizim yolumuz. Ya? Bizim yolumuzda acı vardır. Bizim yolumuzda sıkıntı vardır. Bizim yolumuzda senin ayağına basarlar, koluna basarlar, başına basarlar. Kolunu kırabilirler, ayağını kırabilirler. Yol bu. Sen dedi bak işine, bizim ilmimizi öğrenmek için uğraşma. Yok dedi. Ben illa ki bu ilme vakıf olmak istiyorum. Dayanamazsın. Dayanırım. Söz verdi. Hani o esnada işte bir çocuğa bir tokat vurdu Hızır Aleyhisselam, çocuğu öldürdü. Dedi ki ha sen katil oldun. Sen bu çocuğu nasıl öldürürsün. Dedi ki Ya Musa, burda yolumuz senle bitti. Anında. Dakka bir gol bir! Dedi ki ben sabredenlerden olacağım. Orada Musa aleyhisselam çocuğu öldürdü. Bütün herkesin kafasını oynattığı yer burası. Aklın canavarlaşıp, bütün tefsircilerin burayı nasıl tefsir edelim, nasıl burayı halledelim diye kalemleri kırıp, yuttukları yer burası. Bunu bir türlü sindiremiyorlar. Musa aleyhisselam çocuğu öldürdü,
bir tokatla. Çünkü o öldürme Hızıra ait değildi. Hızır, Allah’ın elinde kalem mesabesindeydi. Kalem mesabesinde!
Sakın, birisini öldürmeyin ha! Bu Allah’ın elinde kalem olanlara ait. Kendi kendine de kalemle görenlerden görme. O yüzden sen kur’an ve sünnete sımsıkı yapış ama birisi senin aklının almayacağı bir şey yapıyorsa bekle, sus dinle. Bekle! Sus dinle! O Allah’ın elinde kalem olabilir. Hani bir hadis-i kutsi var: ‘Kim farzlarla Allah’ın emrini yerine getirir, en güzel şekilde Allah’ın çok hoşuna gider, nafilelerle Allah’a yaklaşır, Allah’ı sever, Allah da onu sever. Allah onu sevince gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olur. Allah onunla görür, onunla duyar, onunla tutar, onunla yürür. Bu onun işi. Bu bizim gibi aciz kulların işi değil. Bu Allah’a yakınlık noktasında, Hakke’l yakîn noktasına gelmiş kimseler. Onlar Allah’ın kalemi gibidir, elinde. Allah’ın aleti gibidir onlar. Cenab ı Hak, dinini onlarla mukim tutar. Cenab ı Hak dinini onlarla ayakta tutar. Cenab ı Hak dinini onlarla anlatır. Onlar Cenab ı Hakkın namuslarıdır yeryüzünde. Cenab ı Hak’kın sırrını taşırlar. Cenab ı Hak’kın ilmini taşırlar. Cenab ı Hak’kın emanetini taşırlar yeryüzünde. Onlar Allah’ın bu noktada Hz. Mevlana diyor ki kalemi gibidir. Harika bir teşbih. Al eline kalemi, yaz. Kim yazdı, Ahmet yazdı, Mehmet yazdı. Parmağınla mı yazdın? Hayır. Kalemle yazdın. Yazan ne? Orta yerde. Alet, kalem. Cevdet Usta, arabayı tamir etti. Elinde cır cır cır cır ne o, şey var, anahtar. Cevdet’in lakabı neydi? Cevdet, kerpeten. Cevdeti öyle tanıyorlar piyasada, kerpeten, yani kerpeten gibi elleri kuvvetli. Maaşallah. Eller böyle zaten. Allah muhafaza eylesin. Böyle bir koysa bazen insan kendi kendine düşünüyor. Adam herhalde tuzla buz olacak. Bazen kirikoya ihtiyaç duymuyor zaten. Birkaç sefer şahit oldum. Öyle yükleniyor, arabanın bir tarafını kaldırıveriyor kiriko git, gir altına, uğraş, cırt cırt cırt kaldır böyle fazla, bazen kendinde mi o esnada, değil mi bilmiyorum. Ben öyle seyrediyorum. Böyle tutup kaldırıveriyor bir tarafından, hani hangisi olduğu önemli değil. Kaportalarını sağlam yapsalar aldıracak fiydiriverecek böyle. Kaporta elinde kalacak birgün, öyle, şey, ne o, söyleyiver şunu, o lastiğin üstündeki ne diyorlar, çamurluk. Çamurluk, mamurluk, tampon falan, elinde kalacak bir gün zaten. Araba ağırsa eğer, parça kopacak bu kaldıramayacağım diye bir şey yok. Bir de kerpeten, bir şeyi sıkıyor ya elinle, kuvvetli. Ama sıkıyor şimdi, elinde ne var? Kerpeten var veya elinde bir alet var. Aletle yapıyor ama ne oldu Cevdet yaptı oluyor. Cama bir taş attı kırdı. Ne oldu? Mustafa camı kırdı. Taşı söyleyen var mı? Yok. Sizi bir yerlere taşımaya çalışıyorum. Kim kırdı camı? Mustafa. Ama Mustafa’nın elinde ne vardı? Taş vardı. Taşı suçlayan var mı hiç? Mustafa da diyor mu taş kırdı, ben kırmadım diye? Süklüm püklüm geliyor. Dedem Allah rahmet eylesin,
ne yaptın be! Bana öyle diyordu. Ne yaptın? Bende ses yok. O böyle camı kırılan bir şey, sus be, ona, al parasını, git camını taktır. Dedeme kim laf söyleyecek! Allah rahmet eylesin. Camı kırdı yalnız biri. Camı kıran taş değil. Taş mı, Mustafa mı? Hacı Mehmet kim kırdı ya! Güzeldi!
Allah kalemi yarattı. Kaleme dedi ki yaz. Hadis-i kutsi bakın bu. Kalem dedi ki ne yazayım? Kıyamete kadar olacak olanları yaz. Kalem kendi ilmini mi yazdı, kendi kafasından geçeni mi yazdı? Hayır. Ne yazdı? Allah’ın emrini yazdı. Öyle değil mi? Kalemin suçu ne bunda? Biz kalem böyle yazmış, kahrolsun, kalem diyoruz mu? Demiyoruz. Biz şimdi taşa diyor muyuz, ey taş, sen ne yapmaya benim camımı kırdın. Yok, diyoruz ki sen attın. Ne? Sen attın. Oooo! Taşı atan var. Kim atmış taşı? Taşı atan sorumlu. Taşı atan sorumlu. Şimdi ayeti kerime oturdu. Cenab ı Hakt da Hz. Peygamberine diyor ki, sen atmadın, ben attım. O taşı diyor sen atmadın. Gerçekte ben attım ama kim attıydı? Görüntüde Hz. Peygamber var. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin fiiliyatını, Cenab ı Hak üzerine aldı. Dedi ki ben attım. Sen öldürmedin, ben öldürdüm dedi bir de. Hızır’ın öldürmesi kimmiş? Allah Allah! Allah dediler, bak. Allah demek ki isterse öldürüyor. Öyle mi? Bir çocuğu da öldürüyor. O zaman kimse bir çocuğu birisi öldürdü diye hesaba çekmeyecek şimdi. Amma keyifli oluyor. Nereye geldiniz. Hoş geldiniz. Siz mi geldiniz? Nasıl geldiniz? Ben şimdi nasıl düşüneyim. Hacı Mehmet kalktı, Bayındır’dan geldi mi diyeyim.
Sen nerden geldin? Allah gönderdi. Haaa, sen biliyorsun yani onun gönderdiğini seni. Sen gelmedin o zaman. O kulağından tuttu, fıydırdattı buraya. Öyle mi? Başkasına yazmadı demek! Sen kıymetlisin demek! Bu da güzel. Ne kadar kendini kıymetli görüyor! O yazdı diyor Allah onu yazmış demek ki. Vayyy! Böyle düşünürsen kafanı secdeden hiç kaldırmaman lazım. Büyük lütuf bu. O zaman namazı da o yazdı sana öyle mi? Vay vay vay vay vay vay vay vay! Öyle ya! Perşembe zikrini de mi o yazdı sana. Ee, ooo sana ne kadar şeyler yazmış öyle ya! Of of of of of of! Böyle düşününce insan değil mi nîmetin karşısında o zaman zikri yazmış. Kim beni zikrederse ben de onu zikrederim. Eyvah Eyvah Eyvah Eyvah Eyvah. Kim beni zikrederse ben de onu zikrederim. O zikri de o yazdıysa! Eyvah ki Eyvah! Perşembe günü zikirde olmayanlar elini kaldırsın. O zaman sizlere yazmamış. Vallahi çok böyle bu noktada yalvar yakar olacaksınız. Ona yazmış. Eyvah ki Eyvah. ‘Yazı yazılırken eli görmeyen kişi..’Hz. Mevlana Celaleddin i Rumi Hazretleri, bizi bugün bayağı savuracak demek ya. Bugün bayağı bayağı bizi savuracak. Yani gördüklerimizi kendi kendimize farklı bir noktadan bakmaya başlayacağız.
“Yazı yazılırken eli görmeyen kişi, yazı kalemin oynamasıyla yazılı-
E tabiki yani normalde şimdi böyle simülasyonlar var ya işte. Bir kalemi görseniz siz kalem yazıyor. Kendi kendinize ne diyeceksiniz? Kalem kendi kendisine yazıyor. Eli görmeyen, eli tanımayan kimse, kalem kendi kendine yazıyor diyecek. Allah bu manada görünmekten münezzeh ya, kalemi görse bir kimse, Allah’ın elini görmemiş olsa, diyecek ki kalem kendi kendisine yazıyor veya siz oturursanız kalemin yazısından bir işaret çıksa, bir ışık çıksa ve o işaretle ışıkla sadece kalem görünse karanlıkta, eliniz görmemiş olsa, bir kimse diyecek ki kalem kendi kendisine yazıyor. Demek ki bazen göremediğimiz eller oluyor. Bazen körlüklerimiz oluyor. Aslında o el var, bir aldatmaca ile biz o eli görmüyoruz. Aslında bir el var orada gerçekte ama bizim bazen göz tembelliğimizden dolayı kalemdeki kalemi tutan eli görmüyoruz. Kalemi tutan eli görmediğimiz gibi çocuğu öldüren eli de görmüyoruz. Çocuğu öldüren eli görmediğimiz gibi babamızı öldüren eli de görmüyoruz. Annemizi öldüren eli de görmüyoruz. Bizden bir şey alan eli görmüyoruz. Bize bir şey veren eli görmüyoruz. Bize bir şey ikram eden eli görmüyoruz. Biz o bize bir şeyi ihsan eden eli görmüyoruz. Eli görsek, elin sahibini de göreceğiz. Diyeceğiz ki bu elin bir sahibi vardır. Eli görsek diyeceğiz ki bunun arkasında bir şey vardır. Bir güç vardır. Bir kuvvet vardır. Biz Cevdet arabanın bir tarafından tutup kaldırıveriyor, diyoruz. Cevdet’in kolu kaldırıyor demiyoruz. Cevdet’in eli kaldırıyor demiyoruz. Dikkat edin. Cevdet’i görüyoruz. Elini görmüyoruz. Cevdetin kolunu da görmüyoruz. Diyoruz ki Cevdet arabanın bir ucundan kaldırdı. Kim kaldırdı? Cevdet. Aaaa! Ya kolu vardı. Ya kolunu görmedik. Koluna aşinalığımız var çünkü. Kolu sıfatı ya, kolu elinde bir aleti ya, kendinden ya. O kendine bağladığımızdan, Cevdetin kolu kaldırdı var mı diyen? Yok. Cevdet kaldırdı. Arabayı Cevdet kaldırıyor birisi ölünce de Cevdet öldürdü olmuyor. Ne oldu? Sorma ya! Kanser adamı öldürdü. Haaa! Sorma ne oldu, göçükte kaldılar. Hadi siz Allah öldürdü deyin. Atarlar sizi içeri. Bu bize göre değil. Bu ders bizim için değil. Ya? Bu ötelerden bir gelenlere ait bu ders. Eli görmezsen kalem yazdı diyeceksin ama el var. Eli görmezsen Cevdet kaldırdı diyeceksin. Amma tenakuz, değil mi? Bir tarafta kalem yazıyor, eli görmezsen kalem yazdı diyorsun. Eli görmedin. Bir taraftan birisi de arabanın bir köşesinden kaldırıyor, onun elini görmüyorsun. Onu da diyorsun Cevdet kaldırdı.
Kalemin arkasındaki eli gördün. Kalemin arkasındaki el kime ait? Allah’a ait. O zaman ne diyeceksin? Allah yazdı. Öyle mi? Eee? Yazıyor kalem? Kalemin arkasında eli gördün. Bu el kimin eli? Ben aldım bu kağıdı tuttum. Bu kağıt kimin elinden tutuldu? Mustafa Özbağ’ın. Öyle değil mi?
Kim tuttu kağıdı? Mustafa Özbağ. Bir kalem aldım. Ver bir kalem, var mı okuryazarlığı olan, yanınızda? Hah, kalem. Yazıyorum. Kim yazdı? Bu kadar şüpheci olmayın. Gördüğünüzü söyleyin. Kim yazdı? Mustafa Özbağ yazdı. Aaaa! Ben mi yazdım bunu? Kalem yazdı. Öyle değil mi? Ama kalem kimin idraki ile yazdı? Benim idrakimle yazdı. Benim kuvvetimle yazdı. Benim kudretimle yazdı. Benim dediğimi yazdı. Benim istediğimi yazdı. Benim kafamda ne varsa onu yazdı. Ben ne istiyorsam onu yazdı. Öyle mi? Ben buraya istediğim yazabilir miyim? Benim bu yazdığım, hukuk, hüküm, kanun hükmünde olursa buna itiraz edecek bir kimse var mı? Eeee, maaşallah! Bu kavga niye kardeş o zaman. Bu kavga niye? Bu hayatınızdaki kavga niye? Bu kalem senin elindeyse, sen yazdıysan, şu istemediklerinin bana hesabını ver. Bu kalem senin elinde ise sen yazdıysan, sen neden kendine kötü yazdın? Bu yazgı başkasına aitse, sen ne şikayet ediyorsun o zaman? Bu yazıyı beraber yazdıysanız, e beraber yazdığınıza sen neden tü yansan diyorsun o zaman şimdi? Cevdet’i görüyorsun, Allah’ını görmüyorsun? Kim tutturdu kaldırdı arabanın ucundan? Cevdet. Cevdet’in eli neden demedin? Eee Cevdet kaldırdı, ya eli kaldırdı. Hayır, Cevdet kaldırdı. iyi tamam kabul ettim. Eee, kalem yazdı. Kim yazdı? Arkasında kim var? Mustafa Özbağ. Ben mi yazdım? Evet. Bu yazdığımdan ben mi sorumluyum? Evet. Size ne o zaman? Kavga niye?
“Allah arifin şu halinden birazcığını göstermiştir, aklı da zaten duygu
uykusu kapmış gitmiştir.”
Allah diyor ariflerin halinden birazcığını bize gösterdi. Birazcığını! Allah ariflerin halinin tamamını göstermiş olsa, siz dayanılacak güçte, siz ona dayanamazsınız Allah arif’in halini insanlara ayan beyan etmiş olsa, Allah arifleri katlederler, kaldıramaz insanlar. insanlar ariflerin sırlarını da kaldıramazlar. Çünkü Allah kulunun zannı üzerinedir ama ariflerin üzerinde Allah ayan beyandır. Allah peygamberlerinin üzerinde ayan beyandır. O yüzden Hazreti Mevlana der ki mesnevisinde der ya ‘ben gömlekle güzelle yatmak istemem.’ Kim der bunu? Hüsamettin Çelebi. Der ki ‘ben gömlekle güzelle yatmak istemem.’ Hüsamettin Çelebi’ye cevap verir Hz. Mevlana. Der ki o güzeller güzeli gömleğini çıkarırsa, ne sen kalırsın ne ben kalırım, ne de belin kalır der. Demek ki Hüsamettin Çelebi daha arif’i billah olmamış. Arif’i billah olmadığından diyor ki Hazreti Mevlana, sen daha arif’i billah olmadın. Sen o güzeller güzelini, o nazlılar nazlısını, o kudret ve kuvveti elinde tutanı, o hakimiyetin tek sahibi olanı, o malikü’l mülk olanın sırrını sana açsam, onun sırrını sana açsam, sen de kalmazsın ben de kalmam diyor. Niçin? Sırrı ifşa ettiğinden. Çünkü arif’i billahlar, Allah’ın yeryüzündeki namus u ekberleri gibidir. Hz. Mevlana diyor ki: ‘Onları size az bir şey
gösterdi. Aklı da zaten duygu uykusunu kapmış gitmiştir.’ Onların akılları da zaten onların akılları da zaten bu noktada duyguyu kapmış gitmiş, sevdaya gitmiş. Aşıklığa gitmiş.
“Canları neliksiz, niteliksiz bir olaya gitmiştir. Canları da esendir, be-
Onlar canlarını, ruhlarını, niteliksiz ve niceliksiz dediği Allah’a teslim
Allah niteliksiz, yani sıfatlara sığmayan, Allah’ı, hiçbir teşbihata sığdırmak mümkün değil. Teşbih ettiniz her şey o değil. Canlarını o arif’i billahlar, Allah’a vermişler. Her şeylerini.
“Derken bir ıslıkla gene tuzağa çekersin onları.”
Cenab ı Hak ne yapar, bir ıslıkla sabah olur. Hepsinin de ruhlarını ne yapar? Hepsine yine iade eder. Bir ıslıkla.Düüüüt, düdük çaldı. Mesai başladı. Hüraaaa. Ruhlar kendi alemlerinden tekrar bedenlere, cesetlere doğru. Fabrika işçisi gibi her biri. Hani fabrikada düüüüt başladı. Herkes dışarı çıkıyor. Düüüüt, başladı herkes içeri giriyor. Bunun gibi, bir düdük, bütün ruhlar bedenlere, bir düdük, bütün ruhlardan bedenler dışarı, bir düdük Cenab ı Hak bütün kün dedi, her şeyi yaratıverdi. Bir düdük, hepsini derleyip toparlayacak, alacak götürecek. Düdük senin elinde mi? Yok. Düdük onun elinde. Bir düdük, senin düdük değil, gelmedi sana? Kaldı orda, bitti. Kimdeymiş düdük? Onda. Kim öldürdü? O. Bir düdük gelseydi, gelecek demek. Düdüğü elinde tutan, ona çalmamış düdüğü. Düdüğü elinde tutan var. Islık çalıyor. Islık bu, uzaktakine önceden ses yetiştirmek için ıslıkla çağırırlardı.
Köyde yaşayanlar bilir. Bir kilometre, iki kilometre ilerideki kimse ıslıkla çalar. Öyle mi yapıyorsunuz? Çal bakayım bir ıslık. Bu ıslak mı? Bak. Maaşallah sübahanallah. Islık bu. Haber veriyoruz ıslıkla seslenmiyor. Bak, bir şey demiyor. Gel demiyorsun. Git demiyorsun. Bir ıslık! Hz. Mevlana muhteşem. Ne güzel teşbih etmiş. Bir diyor ıstıkla, yine tuzağa çekersin onları. Bir ıslık çalarsın, tekrar ruhlar uygun adım herkes cesedine. Karışan yok, görüşen yok, şaşıran yok. Yanlışlıkla başka bir yere gittin yok. Erkek uyuyor, erkek kalkıyor. Erkek uyuyan, kadın uyanmıyor. Sabahleyin uyanıp ya erkek gibi düşünüyorum diyen bir kadın gördünüz mü? Yok. Sabah uyandığında çocuk uyanıyor. Hiç adam uyanan gördünüz mü? Yok. Bir ıslık. Düşünün, yedi milyar insan var. Yedi milyar insanın ruhu birbirine karışmıyor. Artık ruhun var olduğunu en büyük materyalistler bile kabul ettiler. Ruh var insanda. Bir düdük, sabah oldu. Ruhlar içtima halinde herkes cesedine hüra, geldi herkes cesedine girdi. Aynı ruh, aynı şekilde, kalktın, ertesi günü hatırlıyorsun. Bir gün öncesini hatırladın. Aaaaa, ben geçen
hafta cumartesi Haci Mehmet’i gördüydüm. Evet ya. Allah Allah! Sen gördün demek. Aaayyy! Sen unutmadın demek. Harika ne zekisin, maaşallah, sübhanallah! Düdük, bir ıslık! Demek ki demek ki gelmezse söz geçiremiyor kimse. Bütün hepsi gelirken, senin çocuğa gelmemiş. Bütün hepsi gelirken, babana gelmemiş. Bütün hepsi gelirken, annene gelmemiş. Bütün hepsi geliyor, komşuya gelmemiş. Ya sana geldi, ona geldi, ona geldi, komşuya da gelmesi lazımdı. Eee, ona gelmemiş. Ne oldu? Islık çalmamış olsa, hiç kimsenin ki çalmayacak. Herkesinki çalmış. Ha! Ona çalmamış. Demek ki herkesin de bir özel ıslığı var. Hz. Mevlana bunu toplu söylemiş ama herkesin özel bir ıslığı var. O özel ıslığı gelmezse bitti veleddalin amin. Esselatu vesselamu Aleyke Ya Rasulallah. Sela!
“Hepsini de payını aramaya koyultursun.”
Oooo ıslık geldi hepsi de aldı tekrar herkes ne yapıyor? Payını aramaya başlıyor. Kendi payını, kendi payını aramaya başlıyor. Kendi payını aramaya başlıyor. Ne arıyormuşun. Haaa. Payına demek ki ne düştü belli değil. Değil mi? Portakal mı düştü, elma mı düştü. Değil mi? Payının ne olduğu belli mi? Belli. Öyle mi? Eeee, ne arıyorsun ki o zaman? Gelsin kendisi. Bize de aramak düştü diyorsun. Ha sen baykuş olmamışsın daha demek. Demek ki baykuş oldun mu o aramıyormuş ya baykuş. Biliyorsun değil mi baykuş hikayesini? Yine bir teğet açalım ya değil mi? Güzel muhabbet. Hani böyle bir dervişin birisi oturmuş bir harabeliğe. Dervişler öyledir. Dervişler istemezler. Dervişler dilenmezler. Sufiler nerede yatacağım, nerde kalacağım, burda mı yatacağım, burda mı kalacağım, ne yiyeceğim, ne içeceğim şeyenlillah demez sufiler. Sakın sakalınızı, sarığınızı, cübbenizi, sufiliğinizi, namazınızı, orucunuzu, dünyaya alet etmeyin. Sakın!
Alın terinizi yiyin, kimseye şeyenlillah demeyin. Sohbete gidecektik. Araban var mı? Zikrullaha gidecektik. Araban var mı? Yok biz şöyle bir hizmet bir edeceğiz, bize para.
Biz filanca yerde zikrullah yapıyoruz da? Eeee? Bizim orası için para lazım. Biz filanca yerde şöyle bir yok ne o ,kurs açacağız. Sufilerin geleneğinde yoktur bu. Biz cami yapmak için bile para toplamayız. Elinize cami derneklerinin koçanlarını alıp para toplamak yoktur sufilikte. Sufiler para toplamazlar. Sufiler para istemezler. Sufiler dini ibadetlerini bir ücret karşılığında yapmazlar. Sufiler para ile hadis okumazlar. Sufiler para ile kur’an okumazlar. Sufiler para ile sohbet etmezler. Sufiler para ile zikrullah etmezler. Sufiler parayla kitap yazmazlar, dini kitap. Sufiler dini ibadetlerinden ve dini hizmetlerinden bir kuruş para almazlar. Hediye almazlar. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin ashabından birisi geldi. Birisi ona kur’an-ı kerim öğretmişti, o kur’an-ı kerimi öğreten kimseye birisi yayını
hediye etti ona. Bana Kur’an hediye ettin diye. O kur’an öğreten kimse gitti Hazreti Peygamber Efendimize dedi ki sallallahü ve sellem hazretlerine, bu yayı ben alabilir miyim? Dedi ki Sallallahu Aleyhi Ve sellem , o senin cehennemin olur. Sufiler kaç para diye sema etmezler. Ya burda sema edeceğiz, bize kaç para verecekler. Sakın ha! Biz de yok zaten de umuma söylüyorum. Sema edenlere söylüyorum. Para alma, alaraktan sema olmaz. Kur’an-ı kerim parayla okunmaz. Kırkbir yasin okuyormuş parayla, alınmaz. Sufiler almaz. Sufilik açısından bizden değildir onlar. Hediye almaz, karnını doyurmak istemez. Öyle bir şey yok. Din, Allah için. iman Allah için. ibadet Allah için. Birisine hizmet etmek, dini hizmet, Allah için. Biz ucuz işçilerden olmayalım.
Evet, işte böyle. Sufi bir yerde ziyaret ederken böyle, o kasabada, ona kimse böyle davet etmemiş, böyle bir şey de yok. Gitmiş kasabanın kenarında terk edilmiş, virane bir yere geçmiş, öyle akşamüstü işte bekliyor orda artık, geceyi orda geçirecek. Çünkü gece yolculuğu yapmak bu manada tek başına caiz değil. Leylekle, baykuş sohbet ediyorlar. Başlamışlar leylek gelmiş, yerine konmuş, lak lak lak demiş eyy baykuş kardeş, sabah seni bıraktığım yerdesin demiş. Hiç kımıldamamışsın. Bu ne tembellik, bu ne aymazlık. Sen nasıl bir kuşsun demiş ya, yok böyle bir şey. Demiş bak ben rızkımı aradım, gittim, buldum, karnımı doyurdum, geldim. Baykuş böyle bir bakış fırlatmış. Daha o lak lak lak lak lak bir şeyler söylemiş. Çoktur böyle leylek tabiatlı insanlar. Bakmaz işine, başkasının işini takip eder hep. Ondan sonra der bu nerden geldi sana.
Allah rahmet eylesin. Şeyh efendinin karşısında bir komşu varmış. Diyormuş ki dervişler bakıyor bu adama. Bir gün gelmişler şeyh efendinin yüzüne söylemişler, tebessüm etmiş. Neyse, bir misafir grubu gelmiş şeyh efendiye, dokuz on kişi, gelirlerken de onlar işte bir tatlı getirmişler. Demiş filanca komşuyu çağırın bana. Şey Efendi pek öyle yapmaz ama canına tak etmiş demek mübareğin. Çağırmış onu, gelmiş o. Buyur demiş ona. Şu tatlıyı al, şu misafirleri de al demiş. Tatlı sana ikram. Şu misafirleri yedir, içir, yatır, gönder demiş. Gelen bir kilo tatlı, gidecek olan on tane misafir. Abdullah Efendi demiş. Hakkını helal et ya. Öyle demek istemedik. Estağfurullah demiş. Bu tatlıyı bunlar getirdiler hediye olarak bana demiş, getirmişler. Misafir bunlar. Al bunları demiş. Şu on kişiyi yedir içir gönder.
Etraftan öyledir insanlar ama baykuş ya! Böyle bir görüş bir bakış fırlatmış böyle yukarı doğru. Demiş ey leylek kardeş. Demiş bu cevabı sen istedin artık. Demiş sen gidersin sabahtan akşama kadar demiş lak lak lak lak lak lak lak edersin demiş. Senin zikrin dilinde demiş. Senin zikrin kalbinde değil demiş. Sen dil ile zikrediyorsun demiş. Gidiyorsun demiş rızık
için yılanı, çiyanı yiyor geliyorsun demiş. Börtü, böcek, solucanı yiyip geliyorsun demiş. Demiş sen? Biz demiş öyle zikrederiz ki bir sefer zikrederiz. Cenab ı Hak demiş rızkımızı ayağımıza gönderir demiş. Demiş seyret bak. Derin bir nefes almış. Huu demiş ama derken, böyle arkaya doğrı kaykılmış gitmiş. Gözleri karışmış, kendinden geçmiş bir an öyle bir sükunet. Sonra bir silkelenmiş, gözünü açmış bakmış ki üç tane serçe kuşu cik cik cik cik cik cik cik cik önünde, daha kendinden geçmiş hali devam ediyor. Birisinden pençesini vurmuş almış, öbür ikisini de kanadından azad etmiş. Kaldırmış bir gözünü. Kafasında değil, gözünü kaldırmış. Demiş ki ey laklakiye demiş. Biz demiş bir sefer zikrederiz, tam zikrederiz. Zikrettiğimizde demiş, zikrettiğimizde bizim rızkımızı fazlasıyla önümüze getirir. ihtiyacımız olanı alırız, gerisini de azad ederiz demiş. Gerisini de ne yaparmış. Azad edermiş. Baykuş gibi olmak varmış. Haklarınızı helal edin. Cenabı Hak cümlemizi affetsin. Sürç-i lisan ettiysek affola. Kalbinizi kırdıysak, bilerek bilmeyecek üzdüysek affola.
El Fatiha maassalavat.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Yakîn. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı