Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 400-405. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 1 • 53/55

400-405. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Sabah çağının ışığı başgösterip altın akbaba kanat çırpınca, tanyerini yaran, sabahı ışıtan İsrafil gibi hepsini o ülkeden alır, şu görünen aleme getirir. Yayılmış canları beden yapar; her bedeni de gene gebe bırakır. Can atlarını eyersiz kor. İşte ‘uyku ölümün kardeşidir’ sırrı budur; yalnız gündüzün geri gelsinler diye ayaklarını uzun bir bağla bağlar. Bağlar ki gündüz olunca o çayırdan geri gelsinler, o yayladan gelip yük altına girsinler. Keşke şu canı Ashab-ı Kehf gibi yahut Nuh’un gemisi gibi korusaydı da şu hatırı, şu gözü kulağı, bu uyanıklık, bu anlayış tufanından kurtarsaydı. Dünyada bu zamanda nice Ashab-ı Kehf vardır ki senin yanıbaşındadır, karşısındadır. Dost da onunla nağmeler terennüm eder mağarada; fakat ne fayda ki senin gözünde kulağında mühür var.”

Sabah olduğunda, insanlar uykudan uyandıklarında, uykudan uyanacakları zaman Cenab ı Hak bütün herkesin saatine dakikasına uyandığına göre, ruhlar aleminde, o uykudayken, ruhlar geri aldı tekrar ruhlar aleminden hepsini de bedenlere verir. Yeniden Cenabı Hak bedenleri onlara lütfeder, bedenlere ikram eder ve o ruhlar bütün hepsi de ne yapar? Bedenlere girer. Aslında her dem Cenabı Hak o ruhlar aleminden o ruhlara her dem bedende diri tutandır o yüzden o altın akbabanın çırpması o bir meseleyi misal aleminde anlatmaktır. O yüzden ruhlar nasıl her gece veya gündüz ne zaman uyursak Allah’ın takdir ettiği kata çıkarılıp Cenab ı Hak onu alır ve ne zaman tekrar uyandık, uyandığımızda Cenabı Hak tekrar ruhlarımızı geri verir. Diyor ki ‘yayılmış canları, beden yapar, her bedeni de gene gebe

bırakır ve bütün bedenlere ne yapar? O ruhları teslim eder, taksim eder. O ruhları ona verir. Diyor ki yine ayaklarınını onları uzun bir bağ ile bağlar. Hani çok affedersiniz siz bir böyle bir bağ olsa, bir ineği bağlasanız, o belli bir mesafede otlar ama o mesafeden fazla dışarı gidemez. Bir bağı vardır onun veyahut da siz bir diyelimki bir koyunu bağlasanız bir bağ noktasında gider.

işte bedenlerde ruhlara bağlıdır, ruhlar da bedene bağlıdır. Cenab ı Hak o ruhları bedene bağlı ve o ruhlar bedenden başka bir yere gidemezler. Bedenle ilişkilidir ve herkesin o sınırı, o bağı bellidir, o sınırının haricinde, o bağın haricinde gidemez. Bu bizim cüzzi irademizin dışında olan külli iradedir ve bizim bu noktada ruhlara söz geçirmemiz mümkün değildir. Ruhların üzerinde tasarruf etmemiz de mümkün değildir. O ruhlar Cenab ı Hakkın kendi emrinde, o ruhlar Cenab ı Hakkın kendi tasarrufundadır. Allah onları istediği gibi tasarruf eder ve Canab ı Hak da onları bir matematiğe bağlamıştır. O matematiğe bağlayaraktan o ruhlar belli bir dairede belli bir seviyede ne yaparlar? Hayatlarını devam ettirirler yalnız gündüzün geri gelsinler diye ayaklarını uzun bir bağla bağlar yani o ruhlar alemi ile o bedenin arasında bir bağ vardır, o ruhla bedenin arasında ve o ruh o bedenle o bağın arasında ne yapar? Gelir-gider normalde ve beden o bedenden taa ecel geldiğinde ayrılır. Ecel gelinceye kadar o ruh o bedenle sabittir ve beden bu manada akılsız hükmündedir. Akılsız! Bedenin bu noktada bu meseleyi algılama özelliği yoktur. Çünkü öldüğünde beden, ruh ondan ayrıldığında bedenin hiçbir kıymet i harbiyesi kalmaz ve Cenab ı Hak o bedenle o ruhun arasında ecel gelinceye kadar bir irtibat kurmuştur. Bunu böyle bir tel gibi, bir hortum gibi düşünün. Bu tel gibi, hortum gibi, manevi bu. Bunu normalde yakaza halinde bir kimse, bir sufi için söylüyorum bunu, bedenden süzülüp çıkışını görür ve bedenden süzülüp çıkarken o kimsenin ruhu, önünden doğru çıkmaz. Bu ensesinden, bu omuriliğinden doğru süzülüp çıkar ve omuriliğinden doğru süzülüp çıkarken görür bedenini de orda ve o ruhun bedenden ayrılışını o kimse seyri sülük esnasında görür. Ölüm, bunun tekrar geriye dönmeyişidir ve sufi bunu yaşarken, zikir halindedir. Bu zikir halindeyken ruhun bedenden ayrılışını görür ve zikir halinde tekrar ruhun tekrar bedene dönüşünü de görür. Bu bir belkide âlem-i misalde yaşanan bir şeydir. Bunu rüya gibi görün, hal gibi görün, bunu nasıl görürseniz görün ama bu muhakkak seyri sülükte o sufi tarafından görülür.

Eğer o kimsenin seryr i süluğu devam ediyorsa ve iyi bir noktada ise ve o kimse haramlardan uzak ise haramlarla irtibatı yoksa, iyi sufilerdense, güzel sufilerdense o ruhun bu noktada Cenab ı Hakkın bakın verdiği izin miktarınca, hani bir bağla bağlıdır diyor ya bir otlakta bir hayvan düşünün otlakta ki hayvanı bir cilbir ile bir bağ kurdunuz bir iple bağladınız, o hayvan

o ipin mesafesi miktarınca otladı. Hayvanın ipini daha da uzattınız, daha da uzattı veyahut da biz kasnaklı deriz izmir Bayındır’da, uçurtma diyorlar ya biz önceden onu kargıdan yapardık uçururduk. O bir ipi var onun. ip ne kadar uzun, o kadar göğe doğru çıktı, uçtu, rüzgar var uçuyori. ip senin elinde, ipi bir daha bağladın, bir daha uçtu, bir daha bağladın, bir daha uçtu. Rüzgar güzel, gitti, gitti, gitti, gitti, gitti görünmüyor artık. Sadece ipi görüyorsun sen burdan, kasnaklı görünmüyor. O kadar uzun bir iple saldın sen. Kasnaklı var mı var, ipi var ama elinde, sen kasnaklıyı görmüyorsun.

işte ruhlar da bedene böyle bir iple bağlılar. Bedenden ayrıldıktan sonra ipin mesafesi önemli. O ipin mesafesi herkes için ruhlar alemine kadar. Her gece o ruhlar alemine tekrar dönüyor. ipin mesafesi bu ama bazılarının ip mesafesi farklı. ip mesafesi farklıysa, o daha da yukarı çıktı. Dünyada yaşayanların ruhlar alemi, arş ı aladan, levh i mahfuzdan aşağıda. Onu çok yukarılarda filan zannetmeyin. Çok uzaklarda, zannetmeyin onu veya gelecek olan ruhların da bekletildiği yer çok yukarıda değil. Onlar da aşağıda. O yüzden normalde o ruhun, o ruhlar alemi dediğimiz o aleme, gece bekletildiği yere gidip gelmesi basit. Onu çok uzak olarak görmeyin. Zaten ruhlar latif. O bedeni gören sufi, kendi ruhunu görme noktasından uzak. O sadece ne yapıyor? Bedenini görüyor. Çıkıyor dünyada işte örneğin nereyi gördü, Beytullah’ı gördü, Medine-i Münevvere’yi gördü. Orda hac yapanları gördü. Orda dua edenleri gördü. Orda işte namaz kılanları gördü. Ne bileyim işte, cennete çıktı cenneti gördü, cehennemi gördü arş ı alayı gördü, O daha da yukarı çıktı. Bu o ruhun bu noktadaki ipi ile alakalı. Bu ipi kısaltan ve uzatan Allah ama o iple bağlı. Nereye çıkarsa çıksın, bedenini görebilir, evini görebilir, çoluğunu çocuğunu görebilir, o eşi ordadır, çocuklar uyuyordur. O ülkesini, o beldesini görebilir. Beden oturmuş zikir yapıyor daha. Bedenin zikri devam ediyor.

Bunlar seyri sülukta yaşanan şeyler, itikaflarda yaşanan şeyler. Dervişlerin yaşadıkları haller. Bunların oluşması için, haramdan uzak duracak sufiler. Haramla irtibatlarını kesecekler. Öyle kakara ile kukara ile irtibatlarını kesecekler. Haramla oluşacak olan şeyler değil bunlar. Derslerini, virdlerini dosdoğru çekecekler, ibadetlerini dostları yapacaklar. Allah yolunda koşacaklar. O zaman anlayacaklar ki bu dünya cife, o zaman anlayacak. O zaman anlayacak, didecek ki: Eyvah! Bu ruh, tekrar bu bedene giriyor. Tekrar bu dünyaya iniyor. O zaman anlayacak bunu yaşamadıkça, o kimsenin gözünde dünya şatafatlı ve şatahatlı. Duracak hep orda. Onun için dünya hep kıymetli. Sabah namazına kalkmadığı müddetçe, dünya kıymetli. Uyku kıymetli onun için. Dinlenmesi lazım, vücut kıymetli. Uykusuz kalırsa yanakları buruşur onun, kimse beğenmez. Uykusuz kalırsak gözlerinin altı

morarır, kimse beğenmez. Uyku kıymetli onun için sabah namazına normalde dünyadan fazla değer verecek sufi. Sabah namazını kılacak. Sabah namazını uykuda geçirmeyecek sufi. Ben Allah’ı seviyorum diyen kimse, sabah namazında ayakta duracak. Ben Resulullah’ı seviyorum Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i diyen, sabah namazını ayakta geçirecek. Ben üstadımı seviyorum diyen, sabah namazını ayakta geçirecek. Ben müminleri seviyorum diyen, sabah namazında müminler sana selam verdiğinde sen de selamı al, sen de selam ver, eksik kalma. Esselamün Aleyküm ve Rahmetullah dedi, sabah namazında bütün müslümanlara müminlere selam verdi, bütün peygamberlere selam verdi, bütün meleklere selam verdi sabah namazında. Bir müslüman, namazı kıldı, Esselamü Aleyküm ve Rahmetullah dedi, sağına, sağında bütün peygamberlere, meleklere, müminlere, velilere selam verdi ve sabah namazında Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri Esselamün Aleyküm ve Rahmetullah dediğinde sen selamı aldın mı?

Sabah namazına kalk! Erken yatman gerekiyorsa, erken yat. Saat mi kuracaksın, ne kuracaksan kur. Ertesi sabah iki liralık televizyon bir lira denilince, millet geceden kuyruğa giriyor. Deseler ki şimdi iPhone 5S BiR lira, herkes kuraya girecek mi? Girecek girecek. BiM’de uyduruktan bir şey beş lira indirim yaptı mı BiM’de sabahleyin herkes BiM’in önünde veya x firmanın önünde. Hangisi olursa olsun. Sabah namazına kuyrukta değil kimse. Bunlar ancak gerçekten dini yaşayanlar için olacak olan şeyler. Kur’an ve sünnete tabi olanlar için.Harama dalmayanlar için.

E hocam içki haram olmaması lazım! iki duble içince haram olmaz dedi mi, olmaz. iki duble içip de astral seyahatten bahsedecek bana. Astral seyahat var mı hocam? Astral seyahat yapılabilir mi? Önce içkiyi bırak dedim ben. Nasıl yani? Ya sen dedim sarhoşken, hangi aleme gittiğini de bilemezsin şimdi dedim. insanları böyle kandırıyorlar. içki haram, haram! Kumar haram, fal haram, zina haram, haram! Faiz haram! Mümin müminden faiz alır mı? Haram. ister mi, haram! Haramın içerisinde nasıl olacak? Sufi kardeşler, gıybet haram, dedikodu haram, iftira haram. Gözünle gördün mü? Bir tek sen gördün, yetmez. iki erkek şahit lazım. Zina, dört erkek şahit lazım. Haram! Konuşma. Dilini tut. Gördün mü? Hayır. Duyduklarını söylemen, sana yalan olarak yeter. Haramla olmaz. Haramla seyri sülük olmaz. Olmaz! Haramdan uzak duracak herkes. Herkes. Namaz kılmamak, haram. Oruç tutmamak, haram. Hacca gidebilecek hükümdeyken gitmemek haram. Zekat verebilecek noktadaki bir kimsenin, zekat vermemesi haram. Haram!

Yaz geliyor şimdi, herkes açılacak saçılacak, haram, haram! Haram, ha-

ram. Belli. Bunu helal etmeye kalkmayalım. Allah muhafaza eylesin.

“Keşke şu canı Ashabı Kehf gibi yahut Nuh’un gemisi gibi korusaydı da şu hatırı, şu gözü kulağı bu uyanıklık, bu anlayış lütfundan, bu anlayış tufanından kurtarsaydı.”

Ya keşke Ashabı Kehf gibi bizi yapsaydı diyor. Hani Ashabı Kehf gitti şeyde, mağarada uyudu. meşhur ya yedi uyuyanlar. Keşke diyor, beni diyor, Ashabı Kehf gibi yapsaydı. Uyutsaydı dünyaya karşı. Ashab-ı Keyf’in hikayesinin biliyorsunuz, üç aşağı, beş yukarı. Hani vardı ya zalim bir hükümdar vardı. Zalim hükümdarın zulmünden dolayı o yedi arkadaş Allah yolunda uğraşır, çalışır, didişirlerdi ve hükümdar bunlar hakkında ölüm fetvası çıkardı. Ölüm fermanı yayınladı. Bunlar da o beldeden uzaklaştılar, bir mağaraya sığındılar. O hükümdar da askerleriyle onun hükümdar, o zalim hükümdar, onları askerleriyle katletmek için arkasından yürüdü. Bunlar bir mağraya girdiler, Allah’ı zikretmeye başladılar. Cenab ı Hak bunları uyuttu. Bunlar hala da uykuda lar. Bunlar Mehdi Ala Resul zuhur edince, bunlar da zuhur edecek. Mehdi, istanbul’da dolaşıyor diyen şaklabanlara duyrulur. Tarih vermekle bu mesele olmuyor. Geçen gün televizyonda o şaklabanın şaklabanını dinliyorum. Diyor ki Mehdi istanbul’da dolaşıyor diyor. istanbul’da dolaşıyormuş Mehdi. O şaklabanlara duyurulur. Mehdi zuhur edince, arkasından tesbih tanesi gibi Ashab ı Kehf de zuhur edecek, tesbih tanesi gibi. Hemen Hz. isa aleyhisselam da zuhur edecek. Meryem annemizi zina üzerinden yürüme küfrüne düşenler. Küfürdür, Meryem annemize zina hükmü verenler. Var bunlar Türkiye’deki müslümanların içerisinde. Hz. Allah ayet-i kerimede Meryem temizdi derken, onun üzerinde şek, şüphe, soru işareti koyan, Mehdi bozuntuları, alim bozuntuları bunlar. Bana diyorlar sonra bu sözler size yakışıyor mu? Az bile söylüyorum size. Siz insanların dinini ifsad ediyorsunuz. Bunlar alim filan değil bunlar, şeyh meyh değil bunlar. Bize kur’an ve Sünnet lazım. Hz Meryem’in temizliğine kur’an şehadet ediyor. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri şehadet ediyor. Onun namusuna dil uzatanın dilini kopar. Kopsun zaten. isa Aleyhisselam da zuhur edecek o zaman. Mehdi Aleyhisselam zuhur etmiş de istanbul’da dolaşıyormuş. Denk gelmedik biz. Öyle mi diyelim şimdi! Zuhur etmiş istanbul’da. Ashabı Kehf için şimdi isa(a.s) nerde diyordun ben. Bunlar bizim sohbetlerimizi de takip ediyorlar. Öyle bunları da öyle takip ediyorlar ki bana ne yazılar gönderiyorlar, mailler gönderiyorlar bana. Sohbetleri takip ediyorlar. Ben isa(a.s)’ın da inmesi lazımdı zuhur ettiğinde deyince, isa(a.s) da inmiş, istanbul’daymış, haberimiz yokmuş. Hatta dolaşıyormuş o, kendinden habersiz istanbul’da dolaşıyormuş. Bak bak bak bak bak!

Peygamber olarak gökyüzüne çıkarılan bir peygamber, yeryüzüne Allah’ın veli kulu olarak indirilecek ve o kendisinden habersiz olacak, istanbul

sokaklarında dolaşacak. Ben de yazdım, hangi köprü altında yaşıyor acaba dedim. Böyle bir salak, böyle bir manyakça bir şey olur mu? Böyle bir haince bir şey olur mu? Bir şeyi unutuyorlar. Tabii sıralamayı bilmiyorlar ya! Hadis i şerif okumuyorlar çünkü. Kör her birisi. Kör! Hadis i şerif okuyun bol bol kıymetli kardeşler. Hadis okuyun. Alın Kütüb i Sitte’yi okuyun. Evlerinizdeki televizyonlar dört milyar liradan iki milyar liradan aşağı değil. Evinizdeki iki milyarlık televizyon mu kıymetli, Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin sözü mü kıymetli? Her evde Kütüb ü Sitte olması lazım. Bir müslüman evi mi burası? Evet. Bir Kur’an-ı Kerim, bir Kur’an-ı Kerim’in tefsiri (Elmalılı olabilir) koy oraya. Bir tane hadis i şerif muhakkak olacak. ister Buhari, ister Müslim, ister Tırmizi, ister Ebu Davut, hangi, en alası Kütüb ü Sidde olacak evde. Evinizde bunlar olsun. Televizyonlar başköşede. En ucuzu iki milyar lira. Milletin koltuğunun altında laptoplar var. En ucuzu iki milyar lira. Evinde bir Kütüb-i Sitte yok. Cep telefonlarınız en azından bir milyar lira. Evlerinizde bir Kütüb ü Sitte yok. Herkes Allah’ı benden fazla seviyor. Herkes Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini benden fazla seviyor ama evlerinde bir hadis kitabı yok, evlerinde bir tefsir kitabı yok. Çocuklarına açıp da bir tane hadis i şerif okuyacak olan kimse yok ama herkes Allah’ı bir seviyor, bir seviyor. Çok seviyor! Adam da çıkıyor bizimle alay ediyor televizyonlarda herkes. Kimse onlara zaten dur diyen yok. Onlara karşı çıkan yok. Onlara faks yağmuruna tutan yok. Onları şikayet eden yok. Bu adam bizim dinimize hakaret ediyor deyip de şikayet eden yok. Adam diyor ki havva annemiz cennette diyor bir yaprak altına koydu, iki yapsak da üstüne koydu, Allah’ı zikretti, ibadet etti diyor. Şimdi siz diyor kadınları örtüyorsunuz. Yok böyle bir şey diyor. Kimse şikayet etmiyor. Kimse şikayet etmiyor. Bu adam bizim dinimize hakaret ediyor diye kimse şikayet etmiyor. Sen niye yaprakla dolaşmıyorsun! Adem babamız da diyor bir yaprakla dolaşır diyor. Öyle ibadet ediyor diyor. Sen niye takım elbise giyiyorsun, sen de yaprakla dolaş. O dolaşsa hakkı zaten. Neden? Bakırköy Ruh ve Sinir hastalıklarından raporu var. Bir sıkıntı yok. Buna sıcaklar çok geldi, yaz, mümkündür diyecek, götürecekler. Eee öbür geri kalan?Bu din anlatıyor adam. Allah muhafaza eylesin, bu hale geldik. Bu hale geldik!

Haaa işte Ashab ı Kehf gibi olsaydın diyor. Ashabı Kehf’ten kasıt ne? Ben dünyayı aşık olmasaydım, ben dünyayı tapmasaydım. Onlar Allah’ın dini için, Allah’ın dini için, zalim bir hükümrana kafa tuttular. Allah’ın dinini anlatmak için. Allah’ın dinini o zalim hükümrana gidip tebliğ ettiler. O zalim hükümdar da onları öldürmeye kastetti. Onlar da dağa çekildiler. Kaçmak için değil, savaşmak için ama Cenab ı Hak onları uyuttu mağarada. Herkes bir rivayet sunuyor. Diyor ki var ya Antalya tarafında Yedi

Uyuyanlar diye yerler. Herkes bir yer tarif ediyor onlara ama umulur ki Şam bölgesinde. Şam bölgesi de ne işte Dimeşk’i de içine alan komple bir coğrafik bölge, Ankara’ya kadar böyle içine alan, Antalya’yı da içine alan, öbür taraftan o böyle bir kocaman bir yuvarlak çizin, ortasına Dimeşk’i koyun yani bugünkü Şam denilen yeri koyun, onun üzerine bir daire çizin Ankara’ya kadar. işte ordan Yemen’e doğru, ondan sonra Lübnan’a doğru, böyle bir daire çizin. O daire böyle Şam bölgesi. Eski tarihte, eski bu noktada tarih kitaplarında ve coğrafyada Şam bölgesi olarak geçiyor. Umulur ki bunlar Şam Bölgesi’nden. Ne için? Mehdi ala Resul zuhur ettiğinde, bunlar da zuhur edecek. Tespih tanesi gibi Mehdi ala Resul zuhur edecek, Mehdi ala Resul Mekke’de Zuhur edecek. istanbul’da değil. Zamanın yedi tane büyük mürşidi, bunu böyle tevil edebilirsiniz, zamanın yedi tane büyük devleti, bunu böyle tevil de edebilirsiniz, yedi bayrak sahibi diyor, yedi bayrak sahibi, yedi bayrak sahibi dediğinizde, bayrak sahipleri ancak devlet hükmünde, devlet hükmünde! Bu tarikat değil, bu cemaat değil. Devlet hükmünde, yedi tane büyük devlet. Bu Mehdi belki de devlet hükmünde olacak. Başında bir zat olacak ama devlet hükmünde olabilir. Bunu böyle cemaata bağlamak, tarikata bağlanmak, benim şeyhim Mehdi demek, bu meselenin çoluk çocuk oyuncağı. Alakası yok bunlarla. Alakası yok. Mehdi Allah u alem bir sistem, bir devlet olacak, bir devlet!

Halifelik kaldırılmadı. Millet Meclisi’nin uhdesine çekildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi, halife hükmündedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi üzerindeki vazifeyi tamamlamakla mükelleftir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, islam halifeliğini açıklamak zorundadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, islam birliğini kurmakla mükelleftir. Millet Meclisi bunun şuuruna varmak zorundadır. Türkiye, bunun şuuruna varmak zorundadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu şuurla hareket etmek zorundadır. Mukaddes emanetlerin hakkı verilmelidir. O mukaddes emanetler ki ta Hazreti Peygamber’den, ta Hz. Musa’dan sallallahü ve sellem Hazretleri’nden, ta Hz. ibrahim’den, ta Hz. Süleyman’dan, bunların hepsi de Türkiye’de. Hepsi de istanbul’da. Hepsi de istanbul’da ve bunların hakkının yerine getirilmesi gerekiyor. Bunun hakkının yerine getirilmesi gereken bir ümmet şuuru lazım, bir ümmet şuuru. Bu ümmet, şu Anadolu müslümanlarını bekliyor. Silkelenelim, kendimize gelelim. Cemaat kavgasını, tarikat kavgasını, ocu bucu kavgasını bırakalım. Bırakalım ümmet, ümmet bu insanları bekliyor. Kısır çekişmeleri bırakalım. Topyekün kur’an ve sünnete sarılalım.

işre o yedi tane o bayrak sahibi diyor. Yedi tane bayrak sahibi, gider diyor Mehdiye biat eder, der ki diyor ben sizin aradığınız Mehdi değilim. Biatı kabul etmez. Medine i Münevvere’ye gider. diyor. Hemen ardından onlar da

Medine’yi Münevvere’ye gider. Orda diyor ona söylerler. O yine onu kabul etmez. Tekrar Mekke’ye döner. O yedi kişi de diyor tekrar Mekke’ye döner ve bu sefer diyor biyatları kabul etmek zorunda kalır. Biatları kabul eden, kim kabul edecekse, o kutsal emanetleri alması gerekiyor. Nerde kutsal emanetler? Türkiye’de. Kim verir onları Türkiye’den bir başkasına? Kimse. O zaman üç aşağı, beş yukarı, bu Türkiye’dir. Mehdi istanbul’da dolaşıyor demekle olmuyor bu. Çünkü hadis-i şeriflerde Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin bayrağı ile diyor meydana çıkar. Bayrak nerde? Kutsal emanetlerde istanbul’da. Duruyor mu? El cevap duruyor. El cevap duruyor. Kılıcı duruyor mu Hazreti Peygamber Efendimizin? Evet. Hırkası duruyor mu? Evet. Hz. Yusuf’un sarığı duruyor mu? Evet. Ne kaldı? üç tane size sır. Bir: Hz. Adem Aleyhisselam’ın cennetten çıkarılırken olan gömleği. Burayı iyi dinleyin. Onun mübarek bir gömleği var. Bu gömlek ondan oğluna, oğlundan oğluna, oğlundan oğluna, peygamberlere, ta Yusuf Aleyhisselam’a kadar. Yusuf kuyuya düştüğünde boğulmamasının sırrı, Adem Aleyhisselam’ın gömleğidir. ibrahim Aleyhisselam’ı ateşi yakmamasının sırrı, fiziki olarak sırrı, üzerindeki Adem Aleyhisselam’ın gömleğidir. Hz. Yunus’u balığın karnında etkilenmekten kurtaran, Hz. Adem Aleyhisselam’ın gömleğidir. O Mehdi şarlatanlarına duyurulur. Şarlatanlara duyrulur. Mehdi Aleyhisselam’ın üzerinde o gömlek olacak. O gömleği de size ufacıktan bir şey söyleyeyim mi? Kibrit kutusu büyüktür o gömleğin saklanması için. Böyle bir ne o, gömlek düğmesi kadar. Öyle ince, yani bir ceket düğmesi var ya, ceket düğmesi, ceket düğmesi gibi o gömlek. Sır. Sır! O kadar. O kadar ince, o kadar zarif, o kadar da dirençli ve kuvvetli. Ne yapacakmış? Hz. Mehdi’nin üzerinde o gömlek bulunacak. Bu sefer onu öldürmeye çalışanlar, öldüremeyecekler. Mermi sıkacaklar, geçmeyecek. Kılıç vuracaklar, kesmeyecek. Ateşe atacaklar, yanmayacak. Bakın bu şahsın üzerine ama bir sistem var. Bir sistem var. Bir devlet var. Bu devletin başındaki kimse, Cenab ı Hak onu böyle koruyacak. ikincisi Sultan Süleyman’ın mührü elinde olacak. Kuşlar itaat edecek, hayvanlar itaat edecek, ona. Üçüncüsü Musa Aleyhisselam’ın asası elinde olacak. Musa Aleyhisselam’ın asası elinde olacak onun. Bu üç şey onda toplanacak. Bu üç şey. Bunu yazılı kitaplarda bulmanız mümkün değil, aramayın hiç. Bu üç şey onun üzerinde bulunacak. işte o Mehdi, şahıs, birey noktasında ve o zuhur edince Ashabı Kehf de zuhur edecek. Ashab-ı Kehf de aynen o günkü kıyafetleriyle zuhur edecek. ibreti alem için. Bütün televizyonlar Mehdi’yi gösterecek. Bütün dünya Mehdi’yi tanıyacak. Mehdi çıktığında öyle istanbul sokaklarında saf salakça dolaşmıyacak o, öyle istanbul televizyonlarında hatun oynatmayacak o, öyle bir şey yok. Öyle bir

şey yok. Elinde kılıcıyla zuhur edecek. Elinde kılıç, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin kılıcı.

Kılıçsız bir peygamber yoktur. Kılıçsız da bir Mehdi yoktur. Bir tek isa Aleyhisselam’ın kılıcı olmamıştır. isa aleyhisselam da zaten savaşmakla emrolunan bir peygamber değildir. Bazı peygamberler savaşmakla emrolunmamıştır. Nuh Aleyhisselam, savaşmakla emrolunmadı. Yakup Aleyhisselam, savaşmakla emrolunmadı. Yunus Aleyhisselam savaşmakla emrolunmadı. Musa Aleyhisselam, savaşmakla emrolundu. Davut Aleyhisselam savaşmakla emrolundu. Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretleri, savaşmakla emrolundu. Yer yüzü La ilahe illallah Muhammeden Resulullah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum dedi. O yüzden Hazreti Mehdi, hatun oynatmayacak televizyonda. Savaşacak, mücadele edecek. Bunlar onun üzerinde bulunacak ve işte burada bahsedilen Ashabı Kehf de hemen arkasından zuhur edecek. Tesbih tanesi gibi, o Hz. Mehdi’nin zuhurunu bütün dünya görecek. Bütün dünya görecek. Geliyor Mehdi diyecek. Şu anda dünya görüyor. Geliyor, geliyor. Bu sıkıntıların sebebi bu. Geliyor, geldiğini bütün dünya görüyor. Daha henüz zuhur etmedi ama geleceğini biliyor artık dünya. Geleceğini biliyor dünya. Geleceğini bildiğinden dolayı, dünya ne yapacağını, ona karşı nasıl bir önlem alacağını kestirebilmiş değil. Nasıl bir önlem alınır bilmiyorlar. Bilmeyecekler. Şapşallaşacaklar, salaklaşacaklar zaten. Zuhur ettiğinde bütün hepsi de savaşacak onunla. Bakın, zuhur ettiğinde bütün herkes savaşacak. Bu sancılar, bu sıkıntılar onunla alakalı. işte Ashab ı Kehf, böyle bir hükümdara, deccaliyete karşı savaş açmış, tekrar böyle istihkam etmek için dağa çekilmiş, mağaraya girmişler, Cenab ı Hak onları uyutmuş, onları dünyaya karşı Cenab ı Hak uyutmuş. Dünyaya karşı. Onlar yaşıyorlar mı? Evet. Ölüler mi? Hayır ama ne dünyaya karşı uykudalar, devam ediyoruz:

“Dünyada, bu zamanda nice Ashabı Kehf vardır ki senin yanıbaşın-

dadır, karşındadır.”

Dünyada da şu anda yaşayanların içerisinde Ashab ı Kehf olanlar var. Bu nedir? Bunlar dünya sevgisinden arınmış, Hz. Mevlana’nın: ‘Ey oğul bağı çöz. Ne zamana kadar altına ve gümüşe bağlı kalacaksın’ dediği, bağı çözmüş Ashabı Kehfler vardır. Bunlar yeryüzünde kırk tanedir. Hadis-i şerifle sabittir. Bunlar normalde kırk tane Allah’ın veli kulu. Bunların içerisinden yedi tanesine yediler denir. Üç tane yedinin içerisindeki 3 tanesine üçler denir. Üçün içinden bir tanesi vardır, merkezde duran, o zamanın kutbudur. Onun sağında vardır, solunda vardır. Onlar üçüde nedir? Kutuptur. Onların sağlarında sollarında vardır. Yedisi de nedir? Kutuptur bunlar. Diğer geri kalan otuzüçü Allah dostu, evliya velidir onlar da aralarında çok

bir fark yoktur fazilet açısından. Çok ince, ince nüanslar, perdeler vardır. O zamanın kutbu olan hem Evlad ı Resuldür. Zamanın kutbu olan, Evlad ı Resul’dür. Ehlibeyttendir o. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin saf temiz sülalesinden gelir. O hem aynı zamanda Seyyid, aynı zamanda da şeriftir. Hem Hasan Radıyallahu Anh Hazretleri’nden hem de Hüseyin Radıyallahu anh hazretlerinden gelir. O çift kanatlıdır. Yani hem Hasan ile Hüseyin’den soyu gelir onun, aynı zamanda hem nübüvvet nuru vardır hem velayet nuru vardır onda. O zamanın kutbudur. Kutbu’l Azam denilen odur. Bunlar hadisle sabittir. imam ı Hanbeli hazretleri bu hadis i şerifi nakleder, örnek. imam ı Hanbeli Hazretlerinin hadis i şerifi. imam-ı Tirmizi nakleder. imam-ı Hanbeli nakleder. imam Beyhaki nakleder bu hadis i şerif, Buhari’de yoktur. Müslim nakleder bunu. Bu zamanın o kırk tane velisi vardır. Bir rivayette bunların otuz tanesi ibrahim gönüllüdür der. Onların gönlü kırkının da kırkının da gönlü herhangi bir peygamber gönlü gibidir. O kırk tane velinin peygamberlerden birer tane kutbu vardır. Zamanın kutbu, Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ile görüşür. Her daim. Diğer kutuplar da görüşür ama o, zamanın kutbu her daim görüşebilir ve bir peygamber bunları seyri sülük esnasında her birisinden bir peygamberlerden birisi ilgilenir onunla. Üstün noktada olana biraz, böyle kutupluğa yaklaşacak olanla, isa Aleyhisselam ilgilenir. Bunlar seyri sülükte yaşanan şeylerdir.

işte o kırk tane veli, yeryüzünde her daim vardır. Birisi eksildiğinde seksenlerden gelir. Birisi kırkların içerisine karışır. Seksenlerden eksilince yüzyirmilerden gelir. Hadisle sabittir bu da. Bakın bu söylediklerimin hepsinin de temelinde hadis vardır. Bunu bir evliya menkıbesi kitabından değil bunlar, bunların hepsinin de temelinde hadis i şerif var. Size hadis i şerif anlatıyorum. Yüzyirmilerden vefat ettiğinde, ikiyüzkırklar, üçyüzatmışlar devam eder ona. Yediyüzler, sekizyüzler, binler devam eder. Burda Arabiyi devreye katayım. Der ki her beldenin de bir kutbu vardır der. Manevi kutbu ama haberdardır ama haberdar değildir der. Bu ayrı mesele ama bunlar vardır. işte onlar nedir? Ashab ı Kehf hükmündedir. Onlar dünya sevgisinden arınmışlar. O yüzden diyor ki onlar senin yanıbaşındadır, karşısındadır. Onlar her yerde bu noktada Cenab ı Hak onları ne yapar? Dini üzerinde istihdam eder. Cenab-ı Hak peygamberlerden sonra bunlarla dünya üzerinde dinini hakim kılar. Dinini yaşatır. Dinini bu noktada korur, muhafaza eder. Bunlar kur’an ve sünnete sımsıkı yapışan insanlardır sımsıkı. Azı dişi ile durur bunlar kur’an ve sünnette, önemli olan da odur. Devam ediyor:

“Dost da onunla nağmeler terennüm eder.”

işte Allah da onların üzerinden ne yapar? Nağmeler terennüm eder. Onların üzerinden dini anlayışı yeniden yeniler. Onların üzerinden Cenab ı

Hak dinini anlattırır. Onların üzerinden Cenab ı Hak gerçek dinini söyletir. Burdaki nameden kasıt şiir, şarkı değil. Burdaki nameden kasıt, kuran ve sünnet. Ne yaparmış Allah? Onların üzerinden dinini yayar. Hz. Abbas diyor ki hani yeryüzünün direkleri vardır, ondan sonra, manevi direkleri de vardır, ayeti kerimesinde diyor ki Hz. Abbas, peygamberlerden sonra diyor, arzda peygamberlerin varisleri dolaşır. işte onlar dinin yaşanmasına sebep olur der.

“Dost onunla nağmeler terennüm eder mağarada fakat ne fayda ki se-

nin gözün de kulağında mühür var.”

Ne fayda ki sen gözün kulağın sağır senin. Gözün kör, kulağın sağır olmuş. Sen o Ashab-ı Kehf gibi Allah için Allah adına yaşayanlardan haberin yok. Senin onlarla irtibatın yok. Sen kakara ku karaya düşmüşsün. Sen yalan yanlışa düşmüşsün. Heva ve hevese düşmüşsün. Sen dünyaya düşmüşsün peşine o yüzden gözünün önünde duran o Allah dostlarından haberin yok. Gözünün önünde duran, kendisini Allah’a, Allah’a teslim etmiş olanlardan haberin yok. Allah bizi onlardan eylemesin inşallah.

El-fatiha maassalavat.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları