Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Tasavvuf(5877) — Sayfa 48/60
O değişik koku normal bir koku değil midir?
Bazıları, kadın erkek ayırıştırmadan, üzerlerinden değişik bir koku gelir. O değişik koku normal bir koku değildir. O kimse istediği kadar yıkansın, bir sürü deodorant sürsün; onun kokusu ayrıdır. Mesela o koku alan kimse ondaki deodorant kokusunu almaz, ondaki manevî necâset kokusunu alır. Mesela bir kimse eşcinsellik yapsa onun kokusu değişir, o farklı kokar. Mesela bir kimse gizliden uyuşturucu kullansa kokusu değişir. Veyahut da bir kimse Allah’ın lânet dediği bir iş yapıyorsa onun kokusu değişir. Onun yanında nefes bile alamazsın manevî olarak. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Hazretleri’nin kokusu ayrıdır. Senin manevî durumuna göre onu farklı kokularda koklayabilirsin. Beytullâh’ın kokusu ayrıdır. Mesela sabah seher vaktinde Beytullâh’ın kokusunu o kimse farklı alır, akşam namazından sonra farklı alır. Neden? O kimse gününü biraz günahla geçirdiyse, o akşam namazına durduğunda Beytullâh’ı gördüğünde onun kokusu değişir. Aynı kokuyu alamaz. Aynı kokuyu neden alamadığını düşündüğünde, gün içerisinde yapmış olduğu hata ve kusurlardan dolayı olduğunu anlar.
Kaynak: 695. Dergah Sohbeti | Ruhların Koklaşması ve Kalbî Bağ
Bir dervişin kokusu var mıdır?
Bir dervişin kokusu vardır. O derviş gıybet ettiyse, dedikodu ettiyse, iftira ettiyse; kadınsa kocasına isyankâr olduysa, erkekse karısına, çoluğuna çocuğuna zulmettiyse onun kokusu değişir. Bu sohbette Yaratılış Gayesi meselesi üzerinde durulmaktadır. Mü’minler kendi sınıflarına göre kokuları farklı farklı olduğu gibi, farklı günahlar işleyenlerin kokuları da farklı farklıdır: Gıybetçilerin kokusu bir, fitnecilerin kokusu bir, iftiracıların kokusu bir, vefasızların kokusu bir. Baktın o kimseye, kokusu farklı; kalben kalbine geldi "bu vefasız" — tamam, o kokuyu tanımladı akıl. Ama o kalbin aldığı bir kokudur. Bir başkasında aynı kokuyu duydun, tanımladı, "bu vefasız" dersin, ayırırsın. Ama bunları konuşmak uygun değildir. Bunlar konuşulduğu zaman insanların üzerindeki sırrı ifşâ etmiş olursun. Allah muhafaza eylesin. O yüzden hiçbir şey yokmuş gibi davranırsın, konuşmazsın. Biraz daha o kimsenin maneviyatı ilerlerse onların suretlerini de görür. İyi olanların sureti etiyen hayvanlardan görünür ama hâlâ hayvan suretindedir. İyi olmayanların suretleri ise etiyenmeyen hayvanlardan görülür. Allah muhafaza eylesin. Ama mesela bazısını koyun suretinde görürsün, anında kendi suretine gelir. Onun adına tövbe edersin: "Yâ Rabbi, bunu affet, bu hata yapmış, yanlış yapmış" istersin. Onun sureti de değişebilir. Kokuyla suret kol koladır genel olarak. Bazısında önce suret başlar kalbî olarak, sonra koku gelir. Kimisinde de önce kokuyu alabilir, koku aldıktan sonra da suret gelebilir.
Kaynak: 695. Dergah Sohbeti | Ruhların Koklaşması ve Kalbî Bağ
O dervişlerin hepsiyle de, derviş kendisini o şeyhine intisaplı olarak gördüğü müddetçe kalbî bağ var mıdır?
Kalbî bağ olmazsa o dervişin dervişliği kalmaz. O dervişlerin hepsiyle de, derviş kendisini o şeyhine intisaplı olarak gördüğü müddetçe kalbî bağ vardır. Ama üstad onun kalbî bağının kalmadığını görürse onun dersini alır, gönderir. Veyahut da o kimse kendince kalbî bağı kalmadıysa zaten terk eder gider. Terk edip giden bir kimsenin kalbî bağı olmadığından dolayı gider. Yoksa bir derviş, kalbî bağ durduğu müddetçe ne olursa olsun, ne yaşarsa yaşasın, o kimse dergâhı bırakıp gitmez. Bu dergah sohbetinde Mustafa Özbağ Efendi, konuyu detaylı şekilde ele almaktadır. Çok bâriz bir şey yapmadıktan sonra ben onun dersini almam. Tövbe kapısı açıktır. Tövbe eder, kendisini toparlar, yoluna devam eder. Ama çok dengesiz şeyler yaptıysa, kendisinin dışında dervişlere de, dergâha da, yola da zarar veriyorsa, o zaman o kimsenin dersi alınır ve bağı da kalmaz.
Kaynak: 695. Dergah Sohbeti | Ruhların Koklaşması ve Kalbî Bağ
>> Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin midir?
>> Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. >> Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed’i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. >> Hakkı hak bilip hakkı yaşayan, hakkı tebliğ eden, hakkı haykıran, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden, batılı yerle yeksan etmek için mücadele eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanlara haksız, hukuksuz, kanunsuz davranılıyorsa Cenab-ı Hak davrananlardan intikamımızı alsın.
Mevl. Regaib Kandili Sohbeti’nde neler vurgulanıyor?
>> Nerede Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti, toprakları ayakları altına alınıyorsa Cenabı Hak hepsini de yerleyin. >> Filistin’e zulmeden İsrail’i yerle. >> Müslümanlara zulmedenlerin güçlerini yerli eksan eylesin. >> Hepsini de kahrı perişan eylesin.
Regaib Kandili Sohbeti’nde neden cemaatle ilgili uyarılar var?
Malum böyle eee şebu aruzla burada arka tarafta boş yer var. Bir kısmınız bu tarafa gelin. Böyle cuman son namaz mahvinde cumayı kılıp hemen böyle sıvışacak cemaate benzemeyin. Var ya onları ön safa geç diyorsun.
Direkte fotoğrafı çıksın onun nedir?
Derviş Allah’ı zikreder. Allah’ı zikrederekten yürür. Yürüdüğün zaman millet baksın direği görmesin. Direkte fotoğrafı çıksın onun. Kim toparlıyorsa toparlasın onu.
Kaynak: Derviş dediğin vakar abidesidir, yürüdüğü zaman alem yürür arkasından
Sahte rehberler ve gerçek rehberler arasındaki fark nedir?
Bu ölçü ile sahte rehberler ve gerçek rehberler arasındaki fark kolayca görülür. Seni kendisine bağlamak isteyen ile seni Allah’a bağlamak isteyen arasındaki uçurum, yolun başında seçim yapmayı zorunlu kılar.
Kaynak: Hz. Peygamberi takip edenler insanları kendi yolarına değil Kur’an ve sünnete da
Zikrine katıldığımız şeyhler cebimize göz dikti mi?
Zikrine katıldığımız şeyhler cebimize göz dikti. Siyasetçiler oyumuza, büroкрatlar rüşvetlerine baktı. Böylece biz hem kendimizi hem de toplumu kandırdık.
Kaynak: Biz Hristiyanlara benzemeyi önemli gördük çünkü gökten indiği zannedilen kitap i
Abdal kavramı nedir?
Abdal, "bedel" kelimesinin çoğuludur ve Cen, Hakk’ın seçkin ve seçilmiş kullarını ifade eder. Bu kimseler yeryüzünün manevi direkleridir.
Kaynak: Abdâl kırk kişidir içlerinden birisi öldüğünde Allah onun yerine bir başkasını k
Ebdalların sayısı ne kadardır ve neden değişmezdir?
Ebdallar kırk kişidir ve birisi öldüğünde Allah onun yerine bir başkasını koyar. Böylece bu manevi direklerin sayısı dünya üzerinde hiçbir zaman eksik kalmaz.
Kaynak: Abdâl kırk kişidir içlerinden birisi öldüğünde Allah onun yerine bir başkasını k
Ebdalların sayısı neden değişmezdir?
İbn Ömer’den nakledilen hadiste, her nesilde Müslümanların en hayırlı olanlarının beş yüz kişi olduğu, ebdalların da kırk kişi olduğu belirtilir. Bu iki grup hiçbir zaman eksiklik yaşamaz. Onlardan biri vefat ettiğinde, Allah Teâlâ hemen yerine bir başkasını tayin eder ve böylece bu manevi teşkilat sürekli kaimiyetini koruyor.
Kaynak: Abdâl kırk kişidir içlerinden birisi öldüğünde Allah onun yerine bir başkasını k
Şeyhlerin iddialarının doğruluğu nasıl anlaşılır?
Kendisini şeyh diye meydana çıkaran kimsenin kesinlikle uzak tutulması gerekir. Eski sufiler, "Ben şeyhim, ben dervişim, ben nakibim" gibi ifadeleri hiç kullanamazlardı. Eğer biri böyle iddialar serdeştiriyorsa, bu kişiden uzak durmak akıllıcadır çünkü o kendi yolundan sapmıştır.
Kaynak: Bir insanın, bir yolun hakikati zamanla çıkar meydana
Dervişlerin dimdik yaşamak ne anlama gelir?
Ben bütün dervişlere bu tavrı tavsiye ederim. Oktay’a da, Seyit Taş’a da aynı şeyi söyledim: ölümün buradan gelecek, fakat dimdik öleceksiniz. Bu dergahın kadını, erkeği, dervişleri dimdik yaşayıp dimdik ölecektir. Hazreti Pir’in buyurduğu gibi, her gün bir yerden bir yere göçmek güzeldir; fakat bu göç eğilmeden, bükülmeden, bulanmadan olmalıdır. Bunu kendinize hedef seçiniz.
Kaynak: Eğilmeden, bükülmeden, bulanmadan bir yerden bir yere göçeriz
Eğer sufinin gönlü Kerbela değil ise daha onun bir hayli yolu vardır mı?
Eğer sufinin gönlü Kerbela değil ise daha onun bir hayli yolu vardır.
Kaynak: Eğer sufinin gönlü Kerbela değil ise daha onun bir hayli yolu vardır
Sufi ne geçmişin karanlığından kaygıya düşer ne de geleceğin karanlığından kaygıya düşer?
Sufi anı yaşar. Bu sufilik de bir edeptir, adaptır, terbiyedir. Yani ne geçmişin karanlığından kaygıya düşer, ne de geleceğin karanlijkından kaygıya düşer.
Kaynak: Sufi ne geçmişin karanlığından kaygıya düşer ne de geleceğin karanlığından kaygı
Sufi geçmişe nasıl tövbe eder?
Bir daha o işlere bulaşmaz. Tövbenin hakikati odur. Ve bir de Zikrullah halakasına oturduysa der ki, "Benim geçmişimle alakalı bir işim kalmadı."
Kaynak: Sufi ne geçmişin karanlığından kaygıya düşer ne de geleceğin karanlığından kaygı
Eğer onun şeyhi, mürşid-i kamil ise onun seyri süluku başlamıştır?
E şimdi biz bir sufi topluluğuz. Biz yaratılan denilince sadece insanı düşünürsek biz yayan kalırız. O zaman sufi topluluksak biz seyir süluk. He benim şunu da ben altını çizerekten söyleyeyim. Ben görürüm. Bir kimse bir mürşid-i kamilden dersi aldı mı seyri sülükü başlamıştır onun. Ben görürüm. Eğer onun şeyhi, mürşid-i kamil ise onun seyri süluku başlamıştır. O zaman seyri süluku başlayan bir derviş değişik perdelerde değişik yaratıklarla karşılaşacak. Değişik varlıklarla karşılaşacak ve bu varlıkları daha önce görmüş olmayacak. Görmediği için zaten hayrete düşecek. veyahut da ilk defa gördüğünde kendince tiksinmeyecek. Onu kerih görmeyecek. Bu yaratılanı sevmek bu insanla alakalı değil. İnsan senin hemcinsin zaten. Bunda bir sıkıntı yok ki. Asıl sıkıntı hemcinsin olmayanlarla çok değişik yaratılışta varlıklarla karşılaştığında tiksinmemek. Çok değişik varlıklarla karşılaştığında onu kerih görmemek, onu eksik görmemek, onu itici görmemek. Allah muhafaza eylesin. >> Amin. >> O yüzden gökyüzü olarak nitelendirsek veyahut da değişik yaratılış perdeleri olarak da nitelendirsek o perdelerde yaşayan varlıklar var. olunca bir sufi seyri süluku devam ederken bu varlıklarla karşılaşacak. Onlara aşina olacak. Onlarla karşılaştığında, onlarla aşina olduğunda o zaman o kimse o varlıklara karşı eksik görme, noksan görme, sevmeme, itme noktasında olmayacak.
Kaynak: Allah’ın yarattıklarını sevmek demek, Cenâb-ı Hakk’ın yarattığı her şeye karşı m
Hüsrandan kurtuluş reçetesi için dört müstesna insan kimlerdir?
Dört müstesna insan var. Dört de sağlam kazıya bağlayacak kendini. İman edecek, salih amel işleyecek, hakkı ve sabrı tavsiye edecek.
Kaynak: Hüsrandan kurtuluş reçetesi
O kimse artık aşk ayağıyla yürüyor mu?
O kimse can gidip bambaşka bir canla yeniden dirilince o zaman gönlünde öyle bir hayret geldi ki yerden de dışarıda kaldı, gökten de. O kimse artık aşk ayağıyla yürüyor.
Kaynak: Uyan ey ümmeti Muhammed, siz Musa’nın ümmeti değilsiniz
Artık o hayret perdesinde her hayret perdesi yeni bir hayret perdesini kolunda getiriyor mu?
Artık o hayret perdesinde her hayret perdesi yeni bir hayret perdesini kolunda getiriyor. ardı ardına hayret perdesinde yaşayınca yerden de kurtuldu, gökten de kurtuldu.
Kaynak: Uyan ey ümmeti Muhammed, siz Musa’nın ümmeti değilsiniz
Çıktı artık o cihetsizliği buldu mu?
Çıktı artık o cihetsizliği buldu. Tek cihet dedim. Cihetsizlik yönsüzlüğü buldu. Ne tarafa dönersen dön onun veçi o tarafadır oldu. Ve fenadan bekaya geçti.
Kaynak: Uyan ey ümmeti Muhammed, siz Musa’nın ümmeti değilsiniz
Fenada her şey yandı mı?
Fenada her şey yandı. Kül oldu. Hiçliği yakaladı. Artık hiçliği yakalayınca, fena halini yaşayınca o hayrete düştü. Hayrete düşünce, geçince bekada hayretten hayrete geçmeye başladı.
Kaynak: Uyan ey ümmeti Muhammed, siz Musa’nın ümmeti değilsiniz
Cemale dalınca oradan çıkış yok nedir?
Ona arayıp tarama hududu ardında öyle bir arayıcılık düştü ki ben bilmiyorum. Sen biliyorsan söyle. O kimse öyle bir hayret perdelerinden hayret perdelerine geçti ki o artık aşkın sınırsızlığına takıldı.
Kaynak: Cemale dalınca oradan çıkış yok
Aşkın sınırsızlığını yakalayınca ne olur?
Hep dahaı hep dahaı ister oldu. Hep dahaı istemeyi kim biliyorsa o söylesin dedi Hazreti Pir. Çünkü hep daha dasını istemekte dillal oldu. Çünkü o aşık aşıklığından da bir haber maraton koşucusu gibi 4 x 4 gibi sonsuzluğa doğru kanat çırpmaya başladı.
Kaynak: Cemale dalınca oradan çıkış yok
Marifet ehli nasıl bir kişidir?
Marifet ehli kendini düşünmez. Kendinden fazla etrafını düşünen, kendinden fazla etrafındaki insanlara faydalı olmayı düşünen bir kimsedir. O yüzden bencil insanlar sadece kendi ihtiyaçlarını ve kendi nefislerini üstün tutarlar.
Tasavvuf vakfı olarak bugüne kadar hiç biz resmi veya gayri resmi hiçbir hac ve ömre organizasyonu yapmadık mıdır?
Tasavvuf vakfı olarak bugüne kadar hiç biz resmi veya gayri resmi hiçbir hac ve ömre organizasyonu yapmadık. Yapmayacağız da. Bununla alakalı söylentiler, söylenenler hepsi de boş iftiradan ibaret.
Kaynak: Tasavvuf Vakfı olarak resmi yada gayri resmi hac ve umre organizasyonu yapmadık,
Sema dansı nedir?
Sema dans değildir, raks değildir. Sema hakikate el açmaktır.
Sufi kardeşlerin heva ve hevese kapılmaması neden önemlidir?
Kalbin ilhamattan bir tecelliyat almayacak. Ve evet sen sufilik yolunda yürüyeceksin ve sufilik yolunda yürürken Allahu alem inanıyorum ki sen cennete gideceksin. İnanıyorum ki sufilik yolunda gidenler cennete gidecekler. Ama bir sufi için cennet asıl amaç değildir. Bizim asıl amacımız Cemalullah’a ulaşmak, Allah’ı bilmek, Allah’ı tanımaktır. Muammayı çözmek sırrın sırrına, hakikatin hakikatine doğru yürümektir. Hakikatin hakikatine doğru yürümek istiyorsan bu can kulağını heva hevese kapat.
Kaynak: Can gözünü, can kulağını aç, aklını ve heva hevesini ilahlaştıranlardan olma
Sufi olmak isteyenlerin ne yapması gerekir?
Ben o kadar çok alim bir kimse değilim. Çünkü çok allema bir kimse değilim. Ben tefsirci değilim. Ben öyle çok alim bir kimse değilim. Ben sufilik yolunda gitmeye çalışan garip bir sufi olma yolunda yürüyen bir kimseyim. Başka hiçbir iddiam yok benim. Ama o yolda yürüyecek olanlara acizane nasihatim var. Kulağını heva hevese kapa. Kulağını, can kulağını, nefsin heva ve hevesine, üflemesine kapa. Zamanını boşa geçirme. Kalbini Allah sevgisine yasla. Muhammedi Mustafa’yı sev. Yüreğini onun sevgisine yasla. Seni kurtaracak olan, seni kurtaracak olan bu.
Kaynak: Can gözünü, can kulağını aç, aklını ve heva hevesini ilahlaştıranlardan olma
Zahiri ilimlerde imam kabul edilen kimseler tasavvuf karşıtı mı?
İslam alimleri içerisinde zahiri ilimlerde büyük imam kabul edilen ama aynı zamanda tasavvuf karşıtı olduğunu bildiğimiz kimseler var.
Kaynak: Kuran ve sünnete uymayan derviş ve şeyhler, insanları tasavvuftan soğutuyor
Tasavvufu öğrenmek için dervişlerin davranışlarını izlemek doğru mudur?
İmam Birgivi de, İbn Teymiye’de, Ayni gibi kimseler de kendi bulundukları bölgede, kendi bulundukları yerde derviş modellerine bakaraktan ya dervişler böyle olacağına olmasın deyip böyle dervişliğe, sufiliğe karşı bir oluşturmuş olabilirler.
Kaynak: Kuran ve sünnete uymayan derviş ve şeyhler, insanları tasavvuftan soğutuyor
Gerçek sufilik nedir?
Gerçek sufilik de budur. Sebep bir sufinin beyin gerisinde başka bir matematik yoktur. Gerçek manada sufinin beyin gerisinde başka bir matematik yoktur. Yani matematiği Kur’an, sünnet, vatan millettir ya ben.
Kaynak: 38 yıldır ders yaptığımız yerlerin kapısı herkese açıktır
Sufi neden Allah’ın önünde fukaradır?
Böyle olunca bir sufi kendisini hiçbir zaman maddi anlamda zengin görmez. Bir sufi hiçbir zaman da manevi anlamda da zengin görmez. bir sufi terbiyesidir. Bu hiçbir zaman kendisini fıkıhta üstat, ilimde üstat, ne bileyim sufilikte üstat belli bir makama gelmiş.
Sufi neden giysi getirir?
Bunu sufi bunu böyle düşünmez. sufi bu manada maddi olarak da, manevi olarak da çıplaktır o. giysi çünkü makam getirir, mevki getirir. Ne bileyim belli bir kategori getirir.
Gizli tehlilere karşı olanlar kimlerdir?
Tırnak içerisinde İslam dünyasındaki bütün sufiler, bütün sufiler mevcut sistemleri tarafından baskı altındadır. İslam dün, tırnak içerisinde söylüyorum onu. İslam dünyasında hak ve hakikat noktasında duran bütün sufiler.
Sufiler neden gizli tehlilere karşı sayılır?
Sebep çünkü onlar birer gizli tehlikedir. Sistemler için. Niçin tehlikedir? Çünkü onlar klasik klasik natürel İslam’ı savunup yaşamaya çalışanlardır.
İstikamet ve samimiyet konusunda ne söylendi?
Sen dost doğru bir yolda gidiyorsan ve sen de dost doğruysan Allah seni boşta bırakmaz. Cenab-ı Hak senin yolunu düzeltir. Senin istikametini düzeltir. Sana layık bir mürşid-i kamil sana buldurur. O yüzden müritler genelde hani derviş adayları, mürit adayları samimidirler ve aynı zamanda böyle taberi caizse böyle safiyane bir halleri vardır. Bu yola gitmek isteyenler, bu yolda yürümek isteyenler kendilerince manevi bir yol bulup da orada yürümek isteyenlerin genel halleri hani büyük bir çoğunluğu saf temiz insanlardır. Böyle kendilerince bir art niyet düşünmezler. Hani o öyle miydi böyle miydi diye düşünmezler. Ben böyle genel olarak karşılaştığım insanlar bu tip insanlardı.
Sufi manada bir iyilik yapmak, bir hayır hasenat işlemek, Allah yolunda harcamak — bunları karşılıksız yapmak sufiliğin özü müdür?
Sufi manada bir iyilik yapmak, bir hayır hasenat işlemek, Allah yolunda harcamak — bunları karşılıksız yapmak sufiliğin özüdür. Bir iyilik yaptığında karşılığında iyilik bekliyorsan ucuz amelelik ediyorsun. Sufi bu noktada karşılık beklemez.
Tebessüm, iyilik, sohbet, zikrullah, birine bir lokma yedirmek ve hediye etmek karşılıksız mı olur?
Tebessüm karşılıksız olacak. İyilik karşılıksız olacak. Sohbet karşılıksız, zikrullah karşılıksız, birine bir lokma yedirmek karşılıksız, hediye etmek karşılıksız. Avam karşılık bekler; sufiler ise karşılıksız sevmeyi, karşılıksız vermeyi, karşılıksız hizmet etmeyi kendilerine şiar edinirler.
Sufi ekin eker gibi iyilik yapar mı?
Sufi ekin eker gibi iyilik yapar: tohumu yere saçar, toprağa bırakır, sonucunu Allah’a havale eder. Karşılığını beklemez. Bu fi sebilillah anlayışı — Allah rızası için, karşılıksız — sufi ahlakının ve dervisliğin temel ölçüsüdür.
Sufilik zahiri korur ve muhaf, ama yürüyüşü kalp ayağıyladır, zahirle değil midir?
Sufilik zahiri korur ve muhaf, ama yürüyüşü kalp ayağıyladır, zahirle değildir. Zahiri reddetmeyiz; şeriat-ı garraya önem veririz, Kur’an ve sünnete tabi oluruz. Ama bu zahiri terk etmek ya da önemsizleştirmek değildir; zahir olmadan olmaz.
Kaynak: Sufilik zahiri muhafaza eder ama yürüyüşü kalp ayağıyladır
Sufilik zahiri korur ve muhafaza eder; ama yürüyüşü kalp ayağıyladır, zahirle değil midir?
Sufilik kalbi bir ilimdir ve onun üzerinde yürür. Sufilik zahiri korur ve muhafaza eder; ama yürüyüşü kalp ayağıyladır, zahirle değildir. Zahiri reddetmeyiz; şeriat-ı garraya önem veririz, Kur’an ve sünnete tabi oluruz. Ama bu zahiri terk etmek ya da önemsizleştirmek değildir; zahir olmadan olmaz.
Kaynak: Sufilik zahiri muhafaza eder ama yürüyüşü kalp ayağıyladır
Sufiliğin düsturu nedir?
Sufiliğin düsturu budur. Farzlar terk edilmez; nafilelerle kalp yolu açılır. Bu yol zahiri terk etmek değil, zahirin üzerine bir de kalp ayağı eklemektir.
Kaynak: Sufilik zahiri muhafaza eder ama yürüyüşü kalp ayağıyladır
Tevazu ile riyayı nasıl ayırt eder gerçek sufiler?
Gerçek sufiler tevazuyla riyayı birbirinden ayırt ederler.
Tevazu; hiç kimseden kendini üstün görmemektir, ama hiç kimseden de kendini alçak görmemek midir?
Tevazu; hiç kimseden kendini üstün görmemektir, ama hiç kimseden de kendini alçak görmemektir.
Hakikat kapısının birinci makamı nedir?
Hakikat kapısının birinci makamı toprak olmaktır; yani tevazu sahibi olmak, alçak gönüllü olmaktır.
Makam sahibi olmayan kişi ne yapar?
Bir rüya görüp ortalığa ahkam kesen, bir hâl yaşayıp tepeden davranan kimse makam sahibi değildir.
Sufilik yolu gönül kırma yolu değildir; incitme yolu da değil midir?
Yunus Emre "Bir gönül kırdın ise kıldığın namaz namaz değil" demiş. O yüzden sufilik yolu gönül kırma yolu değildir; incitme yolu da değildir. Doğruyu söyleyeceksin, ama doğruyu dahi doğru bir şekilde söyleyeceksin. İncitmeden, kırmadan, eleştirmeden doğruyu söyleyeceksin.
Kaynak: Sufilik yolu, gönül kırma yolu değildir, sufinin dili sert olmaz
Sufiler arasında dilin ne kadar önemli olduğunu anlatır mı?
Sufiler arasında dil çok önemlidir. Doğruyu söylerken kibirlenerek söyleyen, tepeden bakan, birisine bir şey anlatırken kendini üstün gören kimse yola girecek olanları kırıyor, incitip uzaklaştırıyor. Tarih boyunca böyle davrananlar, tepeden davrananlar bir çiçek bile büyütememişler; sebep dilleri ve kibirlilikleri.
Kaynak: Sufilik yolu, gönül kırma yolu değildir, sufinin dili sert olmaz
Tasavvufta yaşanan hâl, makam ve tecelliyatı yazıya dökmek güç müdür?
Tasavvufta yaşanan hâl, makam ve tecelliyatı yazıya dökmek güçtür; bu güçlüğü peşinen kabul etmek gerekir.
Kaynak: Sufilikte yaşanan hal, makam ve tecelliyat, kişiye, zamana ve ihtiyaca göre deği
Birinin tecrübesi diğeri için ölçü değil midir?
Seyr ü sülûkte yaşanan şeyler, yaşayanın kendisine aittir. Birinin tecrübesi diğeri için ölçü değildir.
Kaynak: Sufilikte yaşanan hal, makam ve tecelliyat, kişiye, zamana ve ihtiyaca göre deği
Ruhun tecelliyatları nedir?
Cenâb-ı Hakk’ı sıfatlarının tecellîsi aracılığıyla tanıdığımız gibi, ruhu da tecellî ettiği alana ve işlevine göre adlandırabiliriz. Her tecellî, bize ruhun bir boyutunu gösterir.
Kaynak: Ruhun tecelliyatları
Hayvansal ruh nedir?
Hayvansal ruh: Kalbin yakınına yerleşmiştir; kalbin içinde oturmaz ama ona yakındır. Atardamarlar ve damarlar bu ruhun alanıdır. Korkunca kalbinizin küt küt atması, sevinçten ya da öfkeden damarların hızlanması — bunlar hayvansal ruhun tecellisinden kaynaklanır.
Kaynak: Ruhun tecelliyatları
Sır tecelliyatı nedir?
Sır tecelliyatı: Ruhun en derin katmanıdır. Bu tecellî Allah’ı hatırlar; nereden kopup geldiğini ve nereye döneceğini bilir. Elest bezminde "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna muhatap olup cevap veren odur. Ruhlar âleminde kimi sevdiğini, kimi sevmediğini de bilir.
Kaynak: Ruhun tecelliyatları
Sırrın sırrı nedir?
Sırrın sırrı: Bunun da ötesinde bir derinlik vardır. Bu, aşkın tecellisidir; mutlak aşkın tecelligâhıdır. Zaman ve mekândan münezzeh olan Allah ile irtibatlı olan hâldir. Kelâmın ulaşamadığı, açıklanamayan en mahrem noktadır.
Kaynak: Ruhun tecelliyatları
Müridlere gönüllülük yerine zorunlu pratikler dayatıldığında ne olur?
Müridlere gönüllülük yerine zorunlu pratikler dayatıldığında, kişi ya kopup gider ya da içten içe isyan biriktirerek intikam alır. Gerçek sufizm ve gerçek dini terbiye hürriyet üzerine kuruludur; insanı zorla değil, gönüllülük ve sevgiyle dönüştürür. Bu çizgiden sapma, İslam toplumlarının son yüzyıllardaki içsel çöküşünün temel nedenlerinden biridir.
Sufilerin kendi zevklerini ve hallerini neden yazıya dökmemeleri gerekir?
Sufi dili sadece sufiler için geçerlidir. Sufinin zevki sadece sufi dairede geçerlidir. Bunu dışarı anlatırsanız veya dışarıdaki bir kimse, bu dilden haberi olamayan bir kimse kendince der ki bunlar küfür ehli. Bu yüzden ilk sufiler bir şey yazmazlar, ehli gelince ona konuşurlardı.
Hazreti Mevlâna’nın tarikat şeyhi olma süreci nasıl geçmiştir?
Hazreti Mevlâna Celaleddin-i Rumi hazretleri böyle üzgün üzgün baktı. Dedi, neden üzülüyorsun? Dedi, üzülmüyorum. Bir tek “Avarifü’l Mearif” var. (Evliyaların hayatları ve menkıbelerini anlatan dört ciltlik bir eser. Meşhurdur sufi dünyada.) Babam rahmetli hediye etmişti onu, ona üzüldüm, dedi. Havuzun içinden binlerce eserin içerisinden 4 ciltlik “Avarifü’l Mearifi” çekti, “Bismillahirrahmanirrahim.” dedi. Kupkuru, hiç ıslanmamış. “Bunlar mı?” dedi. Hazreti Mevlâna Celaleddin-i Rumi hazretleri pert. Bu buluştuğunun ẻrtesa sabahı oluyor. Düşünün. Nasıl derinden yıkıyor ne varsa. Bakın, derinden yıkıyor. Hani bizim ilahilerde var ya: “Dünden kalma neyim varsa attım sana geliyorum.” Böyle atıyorlar dünden kalan ne varsa. Bakın bu bir sufi algısı.
Sufilik ve aşıklık ile ilgili ne anlatılmaktadır?
Sufilik ve aşıklık ile ilgili anlatılanlar şudur: Sufilerde, Allah aşıklarında özel bir hususiyet vardır. Bu özel hususiyet onların kalplerine gelen ilhamdır. Genelde onlar da bu ilhamları şiirsel bir anlatımda dökerler orta yere. Çünkü o şiirsel anlatım onun kalbine gelen o ilhamın dışa vurumudur. Ayrıca, kapısında beklemek, ümitle pür dikkatle beklemek, Allah’ın varlığına ulaşmak için bir yol olarak anlatılır. Bu durumda, kapısında beklersin, çalarsın kapısını, beklersin ümitle ve pür dikkat ve ümidini hiç kesmezsin. Pür dikkat. O kapıda nasıl davranılması gerekiyorsa pür dikkat öylece dikkatli bir şekilde, ehemmiyetli bir şekilde kapıda beklersin.
Kaynak: Nefes III — 28 Ekim 2017 Sohbeti
İslam dünyasında sufi yetiştirmenin neden zorlaştığı açıklanmaktadır mı?
İslam dünyası kendi içlerinde gerçek manada sufi yetiştiremediğinden dolayı bu körlüğüne devam ediyor. Niçin gerçek manada bir sufi yetiştirmiş olsaydı biz darağacında bir Mansur görmemiz gerekirdi.
Tasavvufun gnostik yapılanmalarla ilgisi nedir?
Tasavvuf bunun neresindedir? Ehli tasavvuf zaman zaman bu dış dünyadaki din baskısından kurtulmak için içine kapandığı zamanlar olmuştur. Bu insanlık tarihi içinde ben ehli tasavvufu sadece ben Muhammedî tavırdan almıyorum Âdem aleyhisselamdan itibaren alıyorum. Bu dış dünyanın baskısından dolayı zaman zaman içine kapanmış, zaman zaman kendi dairesinde kendilerince böyle bir şey yürütmüş, hakikati korumuş, muhafaza etmiş. Elden ele, dilden dile bunu aktardığı zamanlar olmuş.
İslam’da gnostik yapılanmanın varlığı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Evet, meseleyi toparlıyoruz. İslam dininde, gerçek başlangıç noktasında, Muhammedî noktada böyle bir gnostik yapılanma yok. Sonradan oluşmuş mu? Evet. Tasavvuf bunun neresinde? Zaman zaman ehli tasavvuf bunun belirli yerlerinde olmuş. Bunu inkâr etmek mümkün değil.
Arabî olunca ne yapılması gerekir?
Arabî olunca rahat oturmak lazım, biraz böyle bir derin nefes almak lazım, böyle bir kendini toparlayıp dikkat etmek lazım, odaklanmak lazım. Öyle normal değildir Arabî sohbetleri.
Sufilerin sözleri neden nefislere acı gelir?
Sufilerin sözleri nefislere acı gelir. Sufilerin hakikati nefislere tatlı gelmez. Nefse acı gelir ve kendince ters gelir onlara, bırakıp giderler, nefslerine ağır gelir çünkü. O yüzden bizim Oktay’ın dediği gibi: "En iyi şeyh ölü şeyhtir." Neden? Nefsine ters gelecek bir şey söylemez. Sen kendi kafandan o şeyhi konuşturursun, kendi kafandan o şeyhi konuşturup kendi heva ve hevesine tabi olursun. Ondan sonra da oturursun dersin ki biz rüyamızda görüyoruz, bize şöyle diyor, böyle diyor, kılıcı şöyle keskin, kılıcı böyle keskin. Harika. O zaman kılıcı Abdülkadir Geylani hazretlerinden daha keskin değil ya, o zaman Hazreti Ali radiyallahu anh hazretlerinden daha keskin değil ya. Ne yapmaya silsileyi takip ettin ki? Evet. Çünkü insanlar o velilerin sözlerini ve hallerini anlamaktan uzaktırlar, perdelidirler. Dünyaya karşı muhabbetleri olduğundan bir türlü o perdeyi açamazlar, aşamazlar ve aslında sıfatsal olarak zahir olan bütün her şeyi görmekten uzaklardır. Çünkü bir velinin üzerinde tecelli eden Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarıdır ama o kimse o sıfatları görmemek için iddia eder, inkâr eder, sırtını döner. Alemde zuhur eden, alemde tecelli eden Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarıdır ama insanoğlu bunu görmek istemez; bunu görmekten uzaktır. Avamdır çünkü. Ve varlığımdaki sevgilimi göremediler. Hani onunla konuşur, onunla yürür, onunla bakar, on, onunla düşünür ya. Ama bu velinin üzerindeki Cenâb-ı Hakk’ın sıfatsal tecelliyatını görmek istemediler, görmediler. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde tecelli ediyordur ya, aynı müşrikler ne diyorlardı? "O da bizim gibi bir insan, o da bizim gibi içiyor. Madem Allah bir peygamber gönderecekti, neden bir melek yiyip göndermedi?" Çünkü bizim gibi yiyen, içen bir kimsenin biz peygamberliğini ve veliliğini kabul etmek istemeyiz. Hazreti Mevlâna Celaleddin-i Rumi hazretleri Mesnevi de der ki "Sen onu kendin gibi görürsün. Sakın ha! Edepsiz olma onun gibi kendin gibi görme." Hatta başka bir yerde der ki "O seninle hoş sohbet edip senin seviyende konuşuyor, sakın ha onu kendin gibi görme. O Allah’ın velilerini, o Allah’ın dostlarını kendin gibi görme edepte, saygıda kusur etme; yanlış davranma." der. Aynı şey Hazreti Muhyiddin-i Arabî hazretleri diyor ki "Benim varlığımdaki yani benim üzerimde tecelli eden Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarını görmek istemediler."
Müminlerin kendilerini kemale erdirme süreci nasıl açıklanır?
Mümin böylece kendisini kemale erdirir. Sufiler şeyhlerine bakarlar eksikliklerini görürler kendi eksikliklerini. Şeyhin üzerinde bir eksiklik görüyorsa yine o eksiklik kendisindendir.
Aynanın sembolik anlamı nedir?
Aynaya bakarken sağ elini kaldırırsan, aynadaki suretin sol elini kaldırır. Bu, aynaya bağlıdır. Her ayna doğruyu göstermez. Ancak mümin aynası doğrudur. Neden? Ben size binlerce ayna getirebilirim ve o aynaya baktığınızda binlerce Mustafa Özbağ görebilirsiniz.
Kalbin ilham ve nur taşıdığını nasıl açıklar?
Cenâb-ı Hakk her daim sizin kalbinizde ilham ederken, her daim sizin kalbinizde nur akıtırken, her daim sizin kalbinizde sizi irşad ederken siz bundan habersizsiniz. Ben kendi nefsim için söylüyorum bunu. Sebep? Tozlu da ondan, diyor. Kirli de ondan.
Zikirin kalbin cilası olarak ne anlama gelir?
Ayet-i kerime: “Kalpler ancak zikrullah ile mutmain olabilir.” Hadis-i şerif: “Kalbin cilası Allah’ı zikirdir. Zikrin en efdali la ilahe illlahtır.” Kalbin cilası neymiş? Zikir. Zikrin en efdali, hadis-i şerif devam ediyor: “La ilahe illallah’tır.”
Sufi algı nedir ve nasıl şekillendirilmelidir?
Benim sufi algım ve anlayışım hiç kimseden bir şey beklemek değil, hiç kimseden herhangi bir yardım almak değil. Dostlar arasında, kardeşler arasında, arkadaşlar arasında muhakkak ki güzel yardımlaşmalar, güzel şeyler yaşanır; yaşanması lazım. Kardeşlik, dostluk, arkadaşlık böyle olmalı; sevmek böyle olmalı ama gel gör ki benim hayatım öyle değil. Adamın bana bir kuruşu geçti mi, bin bir kuruş oluyor. O yüzden istemiyorum. Hiç kimsenin de teklif etmesini de istemiyorum. Beni yemeğe bile davet etmesini istemiyorum kimsenin. Beni sevsinler, diye beklemiyorum. Bunu ciddi söylüyorum. Hiç beni sevmek için uğraşmayın. Samimiyetimle söylüyorum. Sufi algımı Allah ve Resul’ünün üzerine kuruyorum. Allah’ı sevin, Resul’ünü sevin. Müminleri, insanları sevin gerçekten, Mustafa Özbağ’ı değil. Mustafa Özbağ’ı değil. Şuradaki kardeşler birbirlerini sevsinler, o kadar çok istiyorum ki. Beni ayrı tutun. Deyin ki, bu adam sevilecek bir adam değil. Ciddiyim. Ciddiyim bunda. Allah’ı sevin, O her şeyin sahibi. Ondan isteyin. O her şeyin maliki.
Sufi algısı nedir?
Sufi algı ve şanlı şöhretli, rahat bir hayattan uzak durma. Sufi algı. Eğer hayatınızı çok rahat yaşıyorsanız din ve diyanet içindeyken hayatınız rahat bir şekilde gidiyorsa dininizi, diyanetinizi, imanınızı sorgulayın. Ben bazen diyorum ki eski dönemde bundan 5 yıl önce, 10 yıl önce, karakolla yüzleşmeyen bir kimsenin imanı kemale ermez, diyordum. Bugün bir kardeşiniz bana mesaj çekmiş ben buraya gelirken. Birisi ona soru sormuş. Demiş ki "Üstadınızın üstadı arkaya bir halife bırakmadan, bir kimseyi görevlendirmeden göçtü gitti. Sizin üstadımız, dediğiniz kimse neye göre üstadlık yapıyor?" demiş. O kardeş de arkasına soru sormuş, istersen bu gece tekkede sor veyahut da bir sohbetinde sor diye. Bana mesaj çekti. Gelirken üstünkörü hemen şurada yakın bir yerde okudum, güldüm kendi kendime. Şimdi buradan ona da cevap olmuş olsun, herkese cevap olmuş olsun: Ben üstadım demekten Allah’a sığınırım. Ben şeyhim demekten Allah’a sığınırım. Allah’a sığınırım. Ben sufi olmaya çalışan, derviş olmaya çalışan birisiyim ama şeyhimi Nevşehir’de 28 Şubat’ta sorguya aldıklarında "Dergâhın şeyhi kim?" dediğinde, O da "Dergâhın şeyhi Bursa’da Musta Efendi, ben de Nevşehir’in zakiriyim." demiş. Bunu Nevşehir’e gidip o sorgu tutanaklarından çıkartmak lazım, eğer sorguyu kayda aldılarsa çünkü bana kendisi söyledi. "Musta Efendi oğlum Nevşehir’de beni sorguya aldıklarında -bir ben biliyorum sorguya alındığını- böyle böyle, dedim, hakkını helal et. Şimdi seni biraz sıkarlar, sigaya çekerler oğlum, haberin olsun." dedi "Şimdi de Bursa’ya geldiğimde -Bursa’ya geliyoruz Akhisar’da söylüyor bunu- oradakilere de diyeceğim" dedi "Musta Efendi şeyhlik yapıyor, diyeceğim. Nevşehir’de söylediğimi teyit etsin, diye. İnsanlar seni biraz tiftiklereler, didiklerler, bu aramızda kalsın." dedi. Vefat etti, gitti, ben ondan sonra söyledim bunu. Vefat edinceye kadar aramızda sır olarak kaldı. Ondan sonra gelip Bursa’da da öyle demişti. Dediği insanlar da bana karşı böyle muhabbeti olmayan, beni dedikodu yapan insanlardı. Ben kendim şeyhim, diye orta yere çıkmadım, şeyhim böyle bir icazet vermiş bana. Bizim icazetimiz sorgu odalarında, bizim icazetimiz savcılıklarda, 28 Şubat duvarlarında icazetimiz. Eğer icazet soruluyorsa ben şeyhlik ve üstadlık iddiasında değilim. Bu iddiaları doğru görenlerden de değilim. Bu iddiaların peşine düşenlerden de değilim. Birisinin şeyhliği, halifeliği, sufiliği birilerinin dudaklarının arasında değildir. O dudak aranacaksa Hazreti Allah ve Hazreti Resulullah’tır sallallahu aleyhi ve sellem. Benim şeyhliğim, üstadlığım, dervişliğim, sufiliğim üstadımın dudaklarının arasında da değil. Ona da söyletecek olan Allah celle celaluhu. O yüzden Ramona kardeş böyle bir şey yazmış bana mesaj olarak, ben de dedim derste kendimce onun mesajına cevap vereyim.
Sufi algısı ne anlama gelir?
Sufi algı ve şanlı şöhretli, rahat bir hayattan uzak durma. Sufi algı. Eğer hayatınızı çok rahat yaşıyorsanız din ve diyanet içindeyken hayatınız rahat bir şekilde gidiyorsa dininizi, diyanetinizi, imanınızı sorgulayın.
Sufi algısı nasıl uygulanır?
Ben bazen diyorum ki eski dönemde bundan 5 yıl önce, 10 yıl önce, karakolla yüzleşmeyen bir kimsenin imanı kemale ermez, diyordum. Bugün bir kardeşiniz bana mesaj çekmiş ben buraya gelirken. Birisi ona soru sormuş. Demiş ki "Üstadınızın üstadı arkaya bir halife bırakmadan, bir kimseyi görevlendirmeden göçtü gitti. Sizin üstadınız, dediğiniz kimse neye göre üstadlık yapıyor?" demiş. O kardeş de arkasına soru sormuş, istersen bu gece tekkede sor veyahut da bir sohbetinde sor diye. Bana mesaj çekti. Gelirken üstünkörü hemen şurada yakın bir yerde okudum, güldüm kendi kendime. Şimdi buradan ona da cevap olmuş olsun, herkese cevap olmuş olsun: Ben üstadım demekten Allah’a sığınırım. Ben şeyhim demekten Allah’a sığınırım. Allah’a sığınırım. Ben sufi olmaya çalışan, derviş olmaya çalışan birisiyim ama şeyhimi Nevşehir’de 28 Şubat’ta sorguya aldıklarında "Dergâhın şeyhi kim?" dediğinde, O da "Dergâhın şeyhi Bursa’da Musta Efendi, ben de Nevşehir’in zakiriyim." demiş. Bunu Nevşehir’e gidip o sorgu tutanaklarından çıkartmak lazım, eğer sorguyu kayda aldılarsa çünkü bana kendisi söyledi. "Musta Efendi oğlum Nevşehir’de beni sorguya aldıklarında -bir ben biliyorum sorguya alındığını- böyle böyle, dedim, hakkını helal et. Şimdi seni biraz sıkarlar, sigaya çekerler oğlum, haberin olsun." dedi "Şimdi de Bursa’ya geldiğimde -Bursa’ya geliyoruz Akhisar’da söylüyor bunu- oradakilere de diyeceğim" dedi "Musta Efendi şeyhlik yapıyor, diyeceğim. Nevşehir’de söylediğimi teyit etsin, diye. İnsanlar seni biraz tiftiklereler, didiklerler, bu aramızda kalsın." dedi. Vefat etti, gitti, ben ondan sonra söyledim bunu. Vefat edinceye kadar aramızda sır olarak kaldı. Ondan sonra gelip Bursa’da da öyle demişti. Dediği insanlar da bana karşı böyle muhabbeti olmayan, beni dedikodu yapan insanlardı. Ben kendim şeyhim, diye orta yere çıkmadım, şeyhim böyle bir icazet vermiş bana. Bizim icazetimiz sorgu odalarında, bizim icazetimiz savcılıklarda, 28 Şubat duvarlarında icazetimiz. Eğer icazet soruluyorsa ben şeyhlik ve üstadlık iddiasında değilim. Bu iddiaları doğru görenlerden de değilim. Bu iddiaların peşine düşenlerden de değilim. Birisinin şeyhliği, halifeliği, sufiliği birilerinin dudaklarının arasında değildir. O dudak aranacaksa Hazreti Allah ve Hazreti Resulullah’tır sallallahu aleyhi ve sellem. Benim şeyhliğim, üstadlığım, dervişliğim, sufiliğim üstadımın dudaklarının arasında da değil. Ona da söyletecek olan Allah celle celaluhu. O yüzden Ramona kardeş böyle bir şey yazmış bana mesaj olarak, ben de dedim derste kendimce onun mesajına cevap vereyim.
Sufi algısı nasıl bir hayat tarzı ifade eder?
Hiçbir şey benim değil. Sufi algısı. Hiçbir şey ve hiç kimse benim değil. Sufi algısı. Hiçbir şey. Bu dünyada dikili bir ağacım yok. Hiçbir şeyim yok. Bayındır’daki babamdan, annemden kalan mallardan da zaten bir kısmı miras; kendime ait bir şey yok. Olanların üzerinde de vergi dairesinin haczi var zaten. O da yok. Olmadığına da üzülmüyorum ha, öyle de düşünmeyin, ona seviniyorum. Böyle de söylemek istemiyorum, herkes arkamdan gıybet ediyor ya, dedikodu ediyor, iftira atıyor ya, ondan kurtulsunlar da hiç olmazsa sevapları bana gelmesin, diye söylüyorum. Ne dediği, altınımın kilosunu bilmiyormuşum(!) Matematiğim yok ya benim. Olsa ölçemeyeceğim sanki. Hesabımı bilmiyormuşum ya, hesabımı tutanlar var ya. Allah bizi affetsin. Sufi algısı. Sufi algısı bu ama insanları bizim gibi insanların üzerinde böyle müdanasız bir insan istemezler. Herkesin kafasında şöyle bir şeyh portresi vardır: Dervişlerine müdana eden, ondan, bundan isteyen, dilenen, gizli kapaklı kenarda, orda, burada insanlardan bir şey alan bir şeyh portresi vardır insanların kafasında. Böyle açık açık konuşuyorum ki o portre onların kafasından silinsin, öyle yaşamayanlar da var. Hadin kuzucuklarım dergâh yaptırıyoruz, deyip kendime 5 yıldızlı villa yaptırmadım. Ovanın ortasında lüks saraylar yaptırmadım ben, dağın tepesinde lüks saraylarım yok benim, deniz kenarında villalarım yok. Hadin dervişler şeyh efendinin tarlası biçilecek, tarlam yok. Hadin dervişler şeyh efendinin üzümü toplanacak, üzüm bağlarım yok, zeytini toplanacak zeytin tarlalarım yok. Yok. Yanımda çalışanlar bir gün İstanbul’a kar yağdı, İstanbul’da hiç kimse evden dışarı çıkmadı, maaşlar bir gün gecikti, İstanbul’daki muhasebeci telefonda tiril tiril titredi. Dedim ki, bir tane Caterpillar tutamadın mı, dedim. Caterpillar’la gideydin, dedim, bankaya, yatıraydın maaşları, Bir gün geciktirmeseydin. Telefonda kaldı çocuk. Daha doğrusu böyle, demişim. Sonra bana dedi ki: "Hacı abi anlayamadım, Caterpillar’ı tutup bankaya mı gidecektim?" dedi. Evet, dedim ben. Ya da diyecektin ki bana, ben maaşları bugün kar yağdığından dolayı yatıramıyorum. Ne yapayım, diyecektin. Ben elden verirdim herkesin maaşını. Bir gün geciktirmeyecektin, dedim. Üç yıldan beri bir gün gecikti. Sufi algısı. Yemeyiveririm ben, içmeyiveririm, giymeyiveririm. Sufi algısı. Selamun aleyküm.
Beyazıd-i Bestami’nin ‘Bana şükürler olsun.’ sözü ne anlama gelir?
Yeni Platonculuktan etkilenen İranlı mutasavvıf Beyazıd-i Bestami varlık birliği inancına dayanarak insanın tanrısal bir nitelik taşıdığını daha da ileri giderek "Bana şükürler olsun." dedi.
Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti
Hallac’ın ‘Allahtan başka bir varlık olmadığı için yaratılmış nesneden söz edilmez.’ sözü ne anlama gelir?
Hallac da "Allahtan başka bir varlık olmadığı için yaratılmış nesneden söz edilmez." dedi. Hallac da Allah’ı, Beyazıd’ı ve alemi de içine alaraktan dedi ki, ‘’Allah’tan başka varlık yok.’’
Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti
Şeyh Bedreddin’in ‘İnsan ister, diler. Bunlar da birer görünüştür.’ sözü ne anlama gelir?
Şeyh Bedreddin de "İnsan ister, diler. Bunlar da birer görünüştür. İnsandan yansıyan tanrı eylemleridir. Gerçekte isteyen de dileyen de tanırıdır." der.
Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti
Vahdet-i vücudun tanımı nedir?
Vahdet-i vücud varlık alemini direkt zata bağlayaraktan Allah olarak görmez. Arabî ne Füsusu’nda ne Fütuhat’ında vahdet-i vücud lafzını kullananlar Arabicilerdir. Füsus’ta da Fütuhat’ta da Arabî’nin hiçbir yerde vahdet-i vücud dan bahsettiğini göremezsiniz. İsim olarak da lafız olarak da. Sonradan gelen lafzını kullanmamıştır. Vahdet-i vücud vahdet-i vücutçular bu panteistlikten biraz özenerekten, panteizmden biraz bir şeyler kataraktan bütün varlığı Allah’ın varlığı olarak görmüşler. Bakın bütün bu varlığı Allah’ın varlığı olarak görmüşler.
Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti
Beyazıd’ın ‘Hiçbir yere sığmadım mümin kulumun kalbine sığdım.’ sözü ne anlama gelir?
Beyazıd’ın söylediği bir haldir. Bu halde kim olursa olsun o sözü söylerdi. Bu nedir? "Hiçbir yere sığmadım mümin kulumun kalbine sığdım." Kulun öyle bir manevi hali vardır ki Allah onun üzerinde tecelli etmiştir. Bu tecelli hususi bir tecellidir. Bu, Allah’ın hususi tecellisine mazhar olan kul o esnada "Ben Oyum." diye bağırır.
Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti
Hallac’ın ‘Ben hakkım.’ sözü ne anlama gelir?
Hallac "Ben hakkım." demiştir. Hak ne demektir? Doğru demektir. Hak ne demektir? Hakikate ermiş kimse demektir. Doğru ve hakikate erene hak denir.
Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti
Kul ‘Ben yaratıcıyım.’ diyebilir mi?
Kul "Ben yaratıcıyım." diyebilir mi? Diyemez, değil mi? Asla söyleyemez, değil mi? Bizde yasaktır değil mi? Bu da bir ders olsun sonra size.
Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti
Vahdet-i vücutçuların görüşü nedir?
Vahdet-i vücutçuların vücudu değil, Arabi’deki vahdet-i vücud. Daha doğrusu Arabi’deki varlık. Arabî bu varlığı Allah’ın zatından ayırmaz ama Allah’ın zatı da demez. Tenzih eder. Varlığı kendi zatının içine koymaz ama kendi zatından da ayırmaz. O yüzden bu varlığa hayal demiş. Ve bu yaratılmış olan bu varlığa hayal alemi, gölge alemi demiş.
Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti
Arabî’nin vahdet-i vücut görüşü nedir?
Arabî şöyle der "Vücud, Allah’ın zatı değildir; Allah’ın zatından ayrı da değil." Gerçekte hayal, hayal. O zaman hayal var mıdır? Vardır. Hayal vardır ama hayaldir. Hazreti Mevlâna "Sen bu alemi hayal üzerine yürür gör." Bu alem hayalin içerisinde yürür gör. Hayal. Arabî’yle Mevlâna arasında ne fark kaldı? Bir çıt daha. Hazreti Mevlâna Arabî’den bir çıt ilerdedir ama Mevlâna Türk’tür, almış olduğu eğitim ve vermek istediğini insanların alması gerekir.
Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti
Vahdet-i vücutçularla Arabî’nin farkı nedir?
Ben Arabî’yi severim. Arabî’nin fikirlerini kabul ederim, düşüncelerini kabul ederim, Arabî okurum, vahdet-i vücutçu değilim. Hazreti Mevlâna’yı okurum, fikirlerini kabul ederim, vahdet-i vücutçu değilim.
Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti
Vahdet-i vücutçularla Hazreti Mevlâna’nın farkı nedir?
Hazreti Mevlâna Arabî’den bir çıt ilerdedir ama Mevlâna Türk’tür, almış olduğu eğitim ve vermek istediğini insanların alması gerekir. Ne der? "Senin ilmin karşındakilerin anlayacağı kadardır." der. İşte vahdet-i vücutçularla Arabî’nin ve Hazreti Mevlâna’nın ayrıldığı nokta burasıdır.
Kaynak: Nefes III — 5 Ocak 2013 Sohbeti
Yoktan yaratma kavramı ne anlama gelir?
Yoktan yaratma kavramı sufilerde mutlak yoktan yaratma değil de izafi yoktan yaratma manasında anlaşılmaktadır. Evet, biz yoktan yaratma olarak kabul etmeyiz. Buradaki yokluk izafidir, o da geçicidir. İzafi dediği, geçici. Yani varlık alemine aittir yokluk kelimesi. Halka aittir Hakk’a ait değildir. Cenâb-ı Hakk’ta her şey mevcuttur. La mevcude illallah. Ne bu? Allah’tan başka mevcut yok. La mevcude illallah. La maksude illallah. La maklube illallah. La mevcude illallah: ilme’l yakin. La maksude illallah: ayne’l yakin. Maksudumuz hedefimiz. La mahbube, sevgili, illallah: hakke’l yakin. Allah’tan başka mahbub olan yani sevgili olan yoktur.
Kaynak: Nefes II — 26 Kasım 2016 Sohbeti
Hakk’tan başka bir varlık olup olmaması konusunda ne söylenir?
Hakk’tan başka bir varlıktır, hâlbuki hiçte öyle değildir. Hem Hakk’tan başka bir varlıktır dedi hemde hiç öyle değildir dedi. Hakk’tan başka bir varlıktır dedi teşbih etti, hiçte öyle değildir dedi tenzih etti. Bir taraftan teşbihi kullandı bir taraftan tenzihi kullandı. Hakk’tan başka bir varlıktır yani aslında gerçekte Hakk değildir ama hemen tenzihi çalıştırdı dedi ki hâlbuki hiçte öyle değildir. Bu sufilerin teşbih ve tenzih meselesidir. Teşbih: Benzetme, tenzih: Benzettiğin şeyi reddetme. O her an sudûr halindedir sen bir şeye benzetirsin yani Ona benzetirsin benzettiğin şeyi direkt ikinci bir ses senden onu tenzih eder. Hayır O değil der. Çünkü O hiçbir şeye benzemez. "Hiçbir şeye benzemez" ayet-i kerimesi hep tenzihtir. O Rahman’dır, bu teşbihtir, O Semi’dir, O Basir’dir, bunların hepsi de teşbihtir. O kudreti elinde tutandır, bu teşbihtir ve bu teşbihlerin hepsini de Cenâb-ı Hakk halkın ağızından söyletir.
Kaynak: Nefes II — 26 Kasım 2016 Sohbeti
Sufilerin hal ve suretlerdeki değişimleri nasıl açıklanır?
Sufiler mesela Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir siyah sakallı görürler, bir genç halini görürler, bir yaşlı halini görürler, kıyafetlerini değişik görürler, Hazreti Pirleri böyle değişik görürler, şeyhini değişik görür, hep değişik görürler ve onlar böyle renkten renge, şekilden şekle, kalıptan kalıba bürünürler. Hiçbir zaman aynı Hazreti Peygamber prototipi görmezler. Hiçbir zaman. Hiçbir zaman aynı Abdülkadir Geylani hazretleri prototipini görmezler.
Kaynak: Nefes II — 5 Mart 2016 Sohbeti
Vahdet-i vücud ve panteizm arasındaki fark nedir?
Gelelim farklara; Vahdet-i vücudda evren, tanrıda olduğu halde panteizm de tanrı ve evren özdeşliği söz konusudur. Vahdet-i vücudda varlık tanrı değildir. "Vahdet-i Mevcuda bir parantez açabilir misiniz?" Vahdet’i mevcud da: mevcudun bütünlüğü. Bu mevcudu birlemek, bütün varlığı bir görmek. Buradaki Vahdet-i vücudda her mevcudu, her var olan şeyi birlemek, kesreti tek haline getirmek. Aslında Vahdet-i mevcudla Vahdet-i vücud arasında çok anlayış farkı yok, ince bir perde var ama İslam sufilerinin ister vahdet-i vücud olsun ister vahdet-i şuhud olsun isterse ikisinin arasını bulmaya çalışan vahdet-i mevcud olsun, değişen bir şey yok.
Kaynak: Nefes II — 6 Şubat 2016 Sohbeti
Mana ehli olmak ne demektir?
Mana ehli olan kimse, rüyaları biraz daha açıktır, hal görmeye başlar. Mana ehli olan bir kimse en az dördüncü esmayı almıştır bizde. Başka yerlerde üçüncü esma da mana ehli görürler onu, biz görmeyiz. Bizim sıkı biraz, sıkı. Varsınlar başka yere gitsinler, bizim öyle bir derdimiz de yok.
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti
Keşf ehli olmak ne demektir?
Keşf ehli, bir kimseye rabıta ettiğinde onun kalbinin zikrullah yapıp yapmadığını anlayacak, keşf ehli. Keşf ehli, şimdi köşeden X kimse çıkacak, diyecek tak çıkacak. Keşf ehli, birazdan yağmur yağar diyecek yağmur yağacak, keşf ehli. Görmediği bir yere rabıta edecek görecek orayı, keşf ehli. Üstadı kaldıracak ona telefonu “Neredeyim?” diyecek nerede olduğunu söyleyecek onun. Keşf ehli.
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti
Mana ehli olmamak ne demektir?
Bu mana ehli değil. Dedikodu yap, gıybet yap, iftira et, her şeyi söyle, mana ehli. Değil. Ardından keşf gelecek çünkü. Ardından sır gelecek. Ardından sır gelecek. Sır ne? Allah’a hakke’l yakin noktasında yakin olmak. Sır, Cenab-ı Hakk’ın esma-i sıfatının tecelliyatına aşina olmak. Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarının tecelliyatına aşina olmak. Bu, sır.
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti
Sır ne demektir?
Sır, Allah’a hakke’l yakin noktasında yakin olmak. Sır, Cenab-ı Hakk’ın esma-i sıfatının tecelliyatına aşina olmak. Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarının tecelliyatına aşina olmak. Bu, sır. “O hiçbir şeye benzemez.” bunu anlatamazsın bile. O sana ait bir haldir, o sırdır, o her an değişkendir çünkü. O da izafidir, her an tenzih edersin, her an tenzih ettiğin için her daim o da değişkendir.
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti
Saf metafiziğin dili nedir?
Saf metafiziğin dili zaten semboliktir. Eyvallah, metafiziğin dili semboliktir. Semboller konuşur metafizikte. Rüyalar baştanbaşa remiz ve sembollerden geçilmez.
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ne anlama gelir?
Orada sembol Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir, hakikat, Allah’ın esma-i sıfatının tecelliyatıdır. Bakın sembol konuştu. Metafizik tamamen semboller üzerine kuruludur.
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti
Musa’ya Cenab-ı Hakk ne şekilde hitab etmiştir?
Musa’ya Cenab-ı Hakk ağacın arkasından hitab etti. Musa’ya ateşin içinden hitab etti. Musa aleyhisselam Turi Sina’da Allah’la konuşurken, görüşürken Cenab-ı Hakk’ı bulutumsu bir şekilde gördü.
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti
Musa’ya Cenab-ı Hakk’ın hitabının anlamı nedir?
Musa istiyoruz. Bir kısmı “Senin Rabbini bende görmek aleyhisselam bunlardan etkilendi. Bunlardan etkilendiği için dedi ki: Seni görmek istiyoruz. O da “Beni göremezsiniz” demedi. Cevaba dikkat edin, “Ben görünmem” demedi, “Sen göremezsin ya Musa” dedi. Bakın, ben görünmem, ayrı, sen göremezsin, ayrı. Anladınız mı inceliği? “Şu dağa” dedi “tecelli edeceğim. Eğer oraya tecelli ettiğimde dayanırsan görebilirsin.”
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti
Sembolizmin metafizikteki rolü nedir?
Metafizik tamamen semboller üzerine kuruludur. Musa’ya Cenab-ı Hakk ağacın arkasından hitab etti. Musa’ya ateşin içinden hitab etti. Musa aleyhisselam Turi Sina’da Allah’la konuşurken, görüşürken Cenab-ı Hakk’ı bulutumsu bir şekilde gördü. Bulutumsu bir şekilde görünce dayanamadı “Ben seni görmek istiyorum” dedi. Aslında aynı zamanda da yanındaki 70 tane sahabesi de, inananı da görmek istiyordu onlarda Turi Sina’ya bu yüzden geldiler, dediler ki: Turi Sina’ya biz de gelmek istiyoruz ve Rabbimizi biz de görmek istiyorum” dedi. Musa istiyoruz. Bir kısmı “Senin Rabbini bende görmek aleyhisselam bunlardan etkilendi. Bunlardan etkilendiği için dedi ki: Seni görmek istiyoruz. O da “Beni göremezsiniz” demedi. Cevaba dikkat edin, “Ben görünmem” demedi, “Sen göremezsin ya Musa” dedi. Bakın, ben görünmem, ayrı, sen göremezsin, ayrı. Anladınız mı inceliği? “Şu dağa” dedi “tecelli edeceğim. Eğer oraya tecelli ettiğimde dayanırsan görebilirsin.”
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti
Sembolizmin kültürümüzdeki rolü nedir?
Bizim kültürümüzde de gerek divan, tekke ve halk edebiyatımızın temelinde, geleneksel sanatlarımızda hep bu mücerret (soyut, yalın) tasavvufi hakikatler sembolizminin yatmakta olduğu görülür.
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti
Sembolizmin türleri nelerdir?
İç/dış sembolizmi, çekirdek/ağaç sembolizmi, semavi/nikâh sembolizmi, semavi Âdem/Havva sembolizmi, kuş sembolizmi, renk sembolizmi, ayna/akis sembolizmi, nokta/daire sembolizmi, harfler sembolizmi (ilm-i Huruf) gibi.
Kaynak: Nefes II — 9 Ocak 2016 Sohbeti