Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Tasavvuf(5877) — Sayfa 60/60
Kültür ve tasavvuf arasındaki ilişki nedir?
Kültür Bakan Vekili Ömer Faruk Berivanlı’nın konuşmasında Mevlânâ’nın sönmeyen muhabbet ve merhamet ışığı ile rahmet ışığı ile buraya toplanmış tüm kardeşlerimi saygıyla muhabbet ile selamlıyorum. Bu programda emeği geçen başta Halit Hocamız olmak üzere tüm yetkililere bu muhabbet ikliminde bu güzel insanları bir araya getirdikleri için sonsuz teşekkürlerimi şükranlarımı arz ediyorum.
Mevlânâ’nın muhabbeti ve merhameti neden önemlidir?
Mevlânâ’nın muhabbeti ve merhameti, bu muhabbet ışığı ile merhamet ışığı ile rahmet ışığı ile buraya toplanmış tüm kardeşlerimi saygıyla muhabbet ile selamlıyorum. Bu programda emeği geçen başta Halit Hocamız olmak üzere tüm yetkililere bu muhabbet ikliminde bu güzel insanları bir araya getirdikleri için sonsuz teşekkürlerimi şükranlarımı arz ediyorum.
Mevlânâ’nın Yûnus Emre ve Hacı Bektaş ile olan bağlantısı nedir?
Mevlânâ, Yûnus Emre ve Hacı Bektaş ile aynı yoldan gitti. Bu yoldan alttan gidiyoruz, tabandan gidiyoruz, en dipten gidiyoruz, gönüller üzerinden gidiyoruz, sevginin üstünden gidiyoruz, muhabbetin üstünden gidiyoruz, Allah’a olan sevginin üstünden gidiyoruz.
Tasavvuf Vakfı’nın bu etkinlikteki rolü nedir?
Tasavvuf Vakfı, Gelibolu Mevlevi Hanesi’nin misyonunu, ruhunu, kalbini ve şuurunu ayağa kaldırmayı amaçlayan bir etkinlik düzenlemiştir. Bu etkinlik, 2019 yılında 30 aydır her ay program yaparak 3 bin kişiye hizmet vermektedir. Etkinlik, topluluğun gönül vermesiyle gerçekleşmektedir.
Mevlânâ’nın Sema Zikri Şerifini izleme süreci nasıl açıklanmaktadır?
Mevlânâ’nın Sema Zikri Şerifini izleme süreci, bir kavuşma biçimi olarak tanımlanmaktadır. Bu ritüel, Hazreti Mevlânâ’nın talebelerine sohbet ettiğinde bazıları kendinden geçer, Allah diyerek Sema etmeye başlar. Bu ritüel, Tasavvuf Vakfı’nın Sema Zikri Şerifini uluslararası şehr-i arız törenleri kapsamında arz etmektedir.
Mevlânâ’nın Sema Nedir Bilir misin şiirini neden paylaşmadı?
Mevlânâ’nın Sema Nedir Bilir misin şiirini paylaşmadı çünkü vakit olsaydı da sizinle paylaşsaydı. Ancak, Tasavvuf Vakfı ve Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi’nin oluşturmuş olduğu bir Sema Zikri şerifini izleyeceksiniz.
Mevlânâ’nın ölüm felsefesi ve vuslatı nedir?
Dîvân-ı Kebîr (“Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama / Mezarımız âriflerin gönüllerindedir”); Mesnevî-i Şerîf VI. Cilt (ölümün düğün olarak görülmesi)
Sufilerin her an manevi hallerini artırmaları lazım mi?
Müslüman her an bilhassa sufiler manevi hallerini arttırmaları lazım. Bunun için zikirlerini arttıracaklar. Bunun için ahlaklarını arttıracaklar.
Sufilik, kanunu ve kaidesi olmayan bir yol mudur?
Sufilik, kanunu ve kaidesi olmayan bir yol değildir; bu yolun temeli Kur’an ve sünnettir.
Gerçek sufilik ne tür bir yoldur?
Gerçek sufilik durağan değil yaşayan bir yoldur. Her çağda Allah’ın izniyle yeni mürşitler ortaya çıkar, insanlara rehberlik eder.
Ehli marifet kendini düşünmez nedir?
Ehli marifet bencil değildir. Ehli marifet kendini düşünmez.
Aye-ti kerimede hepiniz Allah indinde fakirsiniz diyor mu?
Aye-ti kerimede hepiniz Allah indinde fakirsiniz diyor.
Marifet sahibi olmak için edep nasıl önemlidir?
Artık o marifet sahibi olacaksa bu edep dairesinde yaşayacak. Bu çiçeğe yaklaşmanın edebi var. Bu çiçeğe bakmanın edebi var. Çiçeği koklamanın edebi var. Artık o bütün edep dahesinde yaşıyor. Onu saran, çevrelen her şeyin edebi var. Onu giymenin, çıkarmanın edebi var. Onu muhafaza etmenin edebi var. Onu dürülmenin, katlamanın edebi var. Yani siz kirli bu kıyafet deyip atarsanız siz kıyafetinize edepsizlik etmiş olursunuz.
Anadolu sufisi ne tür bir kişi olarak tanımlanır?
Anadolu sufisi Allah için, vatan için, millet için, namusu için ölür. Anadolu sufisi dediğinde o şeyh gazi unvanını almak için cihada çıkar. Bir şeyhin rütbesi gazi unvanını almaktır.
Bir gerçek veli, bir gerçek mürşid-i kamil kendi farkını gizlemez midir?
Sufi, sufi kendi farkını gizlemeye çalışmaz. Bir gerçek veli, bir gerçek mürşid-i kamil kendi farkını gizlemez. O elbise Allah’ındır. Çünkü o yüzden Allah’ın giydirdiği elbiseyi örtmeye çalışmaz.
Sufiler tövbe etmeyi nerede derslerinin başına koymuşlar?
Birinci adım bu. O yüzden sufiler tövbe etmeyi derslerinin başına koymuşlar. Önce tövbeyle başlıyorsun. Önce bir temizleniyorsun.
Sufi olmak ne demektir?
Yaka ya sen sufisen sende doğan tabiat olması lazım. Sen sufisen sende aslan tabiatı olması lazım. Hem sufi hem çakal tabiatı olmadı.
Regaip istemeyi, zikri, tövbeyi ümit etmeyi öğretir mi?
Regaip istemeyi, zikri, tövbeyi ümit etmeyi öğretir. İkisi birleşince kul hem ister hem razı olur. Razı olunca da ayet-i kerime tecelli eder. Ey huzura ermiş olan nefis, rabbine dü.
Dinin Dört Hapsi: Gönül-Ev-Câmi-Tekke nedir?
Müslümanlar, İslâm dünyası dini camiye hapsetmiştir Sûfîler tekkeye hapsetmiştir, normal Müslümanlar camiye hapsetmiştir Bir kısmı evine hapsetmiştir, bir kısmı da gönlüne hapsetmiştir Gönlüne hapsedenin başına hiçbir şey gelmez, gönlü rahat eder onun var ya, kalbime bak, kalbime diyenler, onların kalpleri temiz. O yüzden cümle inananların kalpleri kirli Onların kalpleri temiz olduğu için, din de onların kalplerinde hapsedildiği için onların hiç başlarına hiçbir şey gelmez Kimsenin îmânını sorgulama haddi, hukûku bana ait değil İkincisi, eve hapsetmiştir Eve hapseden nedir? Namazını evde kılar, her şeyini evde yapar, ev halkına da karışmaz Kendi dinini kendi yaşa Üçüncüsü ne? Üçüncüsü camiye hapseder. Onun için din sadece camide namaz kılmaktır Bir kısım Sûfîler ne yaparlar? Onlar da İslâm’ı tekkeye hapsederler Tekkenin içindedir İslâm, tekkenin dışına çıkınca İslâm’la alakası kalmaz Müslümanlar 300 yıldan beri böyle bir din yaşıyorlar Böyle olunca da böyle bir anlayış var, o yüzden söylüyorlar bunlar Hıristiyanlar için diyorlar ki Îsâ bütün Hıristiyan aleminin ezasını cefasını çekti Bu Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem’in bizim için mi imtihan oldu, eziyet çektiği sözünün gelmesi orasıdır nasıl Hıristiyanlar Îsâ aleyhisselâm için böyle söylerler, biz de Hazret-i Muhammed Mustafâ için böyle söyleriz Bizim için eziyet çekti, bizim için çile çekti diye, siz eziyet çekmeyeceksiniz, siz çileyi çekmeyeceksiniz Bütün sizin çekecek olduğunuz eziyeti, çileyi Muhammed Mustafâ çekti, ashabın çektiği neydi o zaman?
Gazâlî sûfîliğin kurucusu mudur?
Kurucusu değildir; sûfîlik Gazâlî ile başlamış bir hareket değildir. Gazâlî’den önce Hasan-ı Basrî, Râbiatü’l-Adeviyye, Ma’rûf-i Kerhî, Sırrî-i Sakatî, İbrâhim Edhem, Bâyezîd-i Bistâmî gibi muhteşem mürşid-i kâmiller vardır ve hepsi bizim silsilemizdedir. «Tarîkatlar Gazâlî’den sonra meşrûlaştı» derseniz ondan önceki bütün mürşidleri yok saymış olursunuz. Gazâlî’nin yaptığı, sûfîliği belli bir disipline alıp sistemleştirmesidir; sûfî mîrâsı alır, Eşarî kelâmı ve sûfî tecrübesiyle bir sentez oluşturur.
Kaynak: Gazâlî Gerilemeye mi Sebep Oldu? | Gazâlî’den Sorular 7
Sûfîlik neyin üzerine kuruludur?
Sûfîlik Allâh sevgisinin, Resûlullâh sevgisinin, Kur’ân hükmünün ve sünnet-i seniyyenin üzerine kuruludur; en temelde ise kalbin arınması üzerine kuruludur. Kalbin arınması için günâh-ı kebâirden uzak durmak, farzları yerine getirmek, nâfilelerle Allâh’a yaklaşmak; Allâh’ı, Resûlullâh’ı, mü’minleri ve Allâh dostlarını sevmek gerekir. Sûfîliğin bir de ma’nevî tecrübe tarafı vardır ki bu üstâddan alınır; silsile Hazret-i Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem’e, oradan Âdem aleyhisselâm’a kadar gider.
Kaynak: Gazâlî Gerilemeye mi Sebep Oldu? | Gazâlî’den Sorular 7
Sûfî, aklı reddeden bir kimse midir?
Hayır. Biz aklı reddeden sûfîlerden değiliz; aklı ilâhlaştıranlardan da değiliz. Bizim için önemli olan kalbin harekete geçmesi, yâni kalbî aklın çalışmasıdır. Kalbî aklın çalışması Allâh sevgisi, Resûlullâh sevgisi, derinlemesine ve ince bir güzel ahlâk ve çokça zikirdir. İki uç da yanlıştır: aklı yok saymak da, aklı tahta oturtup ilâh yapmak da. Gazâlî de aklı reddetmez.
Kaynak: Gazâlî Gerilemeye mi Sebep Oldu? | Gazâlî’den Sorular 7
Ahmed b. Hanbel tasavvufa karşı mıydı? Şeybân-ı Râî kıssası nedir?
Karşı değildi. Meşhur Şeybân-ı Râî hâdisesi bunu gösterir: İmâm Ahmed, hocası İmâm Şâfiî’ye «Sen bu câhil sayılan zâtın önünde neden titriyorsun?» der ve onu sınamak için bir soru sorar — İmâm Şâfiî «sorma» dediği hâlde. Soru şudur: «Bir kimse bir vakit namazını kılmamış, sonra hangi vakit olduğunu unutsa hangisini kazâ etmelidir?» Şeybân-ı Râî hemen cevap verir: «O kimse bütün gününü gaflet ile geçirmiş; bütün namazlarını kazâ etsin.» Bu cevap karşısında İmâm Ahmed bayılır. İmâm Şâfiî ise «Ben sana demedim mi? Haddini aşma» der. Kıssa, ilmin kibirle birleştiğinde nasıl bir duvara çarptığını gösterir.
Cemaatle zikrullâh bid’at mıdır?
Bâzı çevreler sûfîlerin toplanıp Allâh’ı zikretmesini kerih, hattâ bid’at görür ve buradan küfür hükmü çıkarırlar. Oysa önlerine cemaatle zikrullâhın faziletlerini anlatan hadîsler ve zikirle ilgili âyet-i kerîmeler konulur — ama at gözlüğü takılmış, başka bir şey görülmek istenmez. Hâlbuki hadîs-i şerîfte bildirilir ki, aralarında alışveriş olmadığı, akrabâ olmadıkları ve birbirlerinden menfaat beklemedikleri hâlde sırf Allâh için birbirlerini sevip toplananlar, hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşer gününde Arş’ın gölgesinde gölgelenirler.
Gazâlî’ye göre kalp nasıl arınır?
Gazâlî’ye göre sûfî bir düşünce, sûfî bir akıl ve sûfî bir kalp olmazsa kalbin arınması mümkün değildir. Bir kimse ehl-i tasavvuf değilse, bir mürşidi yoksa o kimsenin kalbi arınamaz, temizlenemez. İşte Gazâlî ile İbn Teymiyye’nin ayrıldığı en temel nokta budur: İbn Teymiyye tasavvufu bütünüyle reddetmez ama vahdet-i vücûdu ağır biçimde eleştirir ve bir kısım tarîkat uygulamalarını sert biçimde reddeder. Hadîs-i şerîfte buyurulduğu üzere bedende bir et parçası vardır ki o sâlih olursa bütün beden sâlih olur — o da kalptir. Asıl soru şudur: Biz o kalbi nasıl arındıracağız?
Aklın giremediği alan hangisidir?
Gazâlî aklı kabûl eder; ama aklın, bugün «metafizik» denilen — bizim «hâl» veyâ «mana» dediğimiz — alandaki yetkisini kabûl etmez. Orada kalbî akıl çalışır. Gazâlî akla der ki: «Ey akıl! Sen bu mana âleminden bilgi alamazsın; burada yetkiliymiş gibi konuşma, haddini bil.» Bu bir akıl aleyhtarlığı değil, bir yetki ayrımıdır: Nasıl bir hâkim salâhiyet alanı dışında hüküm veremezse, akıl da kendi alanı dışında hüküm veremez. Kur’ân’ın bir lafzî tefsîri vardır, bir de kalbî tefsîri; zâhir mananın alanı akıl, bâtın mananın alanı kalptir.
Kaynak: Aklın Sınırı ve Vahyin Otoritesi | Gazâlî’den Sorular 9
Rüyâ tevîli neden herkesin yapabileceği bir iş değildir?
Rüyâyı gören kalptir; ama o rüyâ normal beyindeki hâfızaya kaydedilir ve akıl onu yorumlamakta güçlük çeker — çünkü bu, onun öğrendiği bir alan değildir. Kişi kendi kendine «şu manaya mı geldi, bu manaya mı geldi» diye döner durur; bütün dervişlerde yaşanır bu. Rüyâ tevîli mana ile alâkalıdır ve bunu ancak bir şeyhin ma’nevî eğitiminden geçmiş bir kimse yapabilir. Aksi hâlde insan kendi rüyâsının içinde kaybolur.
Kaynak: Aklın Sınırı ve Vahyin Otoritesi | Gazâlî’den Sorular 9
Sûfîler neden menkıbeyle anlatır?
Çünkü anlatılacak şey doğrudan târif edilse anlaşılmayacak bir şeydir. Sûfîler, normal aklın algılayamayacağı meseleleri yaşanmış bir olayla, bir menkıbeyle anlatırlar; bir kimse şeyhiyle arasında geçen bir hâdiseyi nakleder. Dinleyen onu kendi kabınca alır: kimi zâhirini, kimi bir adım içini, kimi özünü — ve hiçbiri boş dönmez. Bu doğrudan Kur’ânî bir usûldür; Kur’ân da hakîkatleri kıssalarla, herkesin anlayabileceği bir dille aktarır. Onun için sûfîlerin menkıbe anlatmasını «masal» sananlar, Kur’ân’ın kendi anlatım usûlünü anlamamış olurlar.
Kaynak: Aklın Sınırı ve Vahyin Otoritesi | Gazâlî’den Sorular 9
İlm-i ledün nedir?
İlm-i ledün, Allâh’ın doğrudan kendi katından bir kuluna öğrettiği ilimdir — Kur’ân-ı kerîmde Hızır aleyhisselâm hakkında «tarafımızdan bir ilim öğrettik» buyurularak haber verilir; onun için «Hızır ilmi» de denir. Bu ilim, çalışmakla, okumakla, ders görmekle elde edilen kesbî bir ilim değildir; vehbîdir, ihsân edilir. Ve şartı bellidir: kalbin arınması.
Kaynak: Bilginin Kaynağı ve İlm-i Ledün | Gazâlî’den Sorular 10
Üçüncü basamağa — keşif ve ilhâma — nasıl çıkılır?
Cevap açıktır: kalbin arınmasıyla, kalbin temizlenmesiyle. Bunun için dedikoduyu, gıybeti, ıvır zıvırı bırakacaksın; haramları terk edeceksin. Dilin âfetleri, gözün âfetleri, kulağın âfetleri, elin ve ayağın âfetleri — Gazâlî bunları İhyâ’da anlatır. Sûfîliğin işi, tasavvufun işi, dervişliğin işi budur: kalbî arınma. Sen hâlâ «ele geleni yiyeceğim, dile geleni diyeceğim» dersen, hâlâ iftirâ ve çamur atmakla uğraşırsan kalbî arınmayı gerçekleştirmen mümkün değildir.
Kaynak: Bilginin Kaynağı ve İlm-i Ledün | Gazâlî’den Sorular 10
Dünyâ sevgisinden uzaklaşmak dünyâyı terk etmek midir?
Hayır. Dikkat edin: dünyâyı terk etmek değil, dünyâ sevgisinden uzaklaşmak. Çalışacaksın, kazanacaksın, âileni geçindireceksin — bunlar dînin emridir. Terk edilmesi istenen şey kalbin dünyâya bağlanmasıdır. Mal elinde olsun, kalbinde olmasın. Kalbî arınmanın birinci şartı budur.
Kaynak: Bilginin Kaynağı ve İlm-i Ledün | Gazâlî’den Sorular 10
«Uçtum», «şöyle bir hâl yaşadım» diyen kimselere nasıl bakılır?
İhtiyatla bakılır. Gerçek hâl sâhibi hâlini anlatmaz, saklar. Anlatan ve o hâlle kendisine bir yer, bir îtibâr edinmeye çalışan kimsenin iddiâsı sorgulanır. Dervişler bu meseleyi bir kaçamak, bir mâzeret olarak da kullanmasınlar — bir hâl iddiâsı, insanın omuzundaki sorumluluğu kaldırmaz.
Kaynak: Bilginin Kaynağı ve İlm-i Ledün | Gazâlî’den Sorular 10
Kendi kendine halvet, çile veyâ itikâf yapılabilir mi?
Yapılmaz. İtikâfın da halvetin de bir usûlü ve bir disiplini vardır: gün gün belirlenmiş zikir sayıları, gün gün azalan lokma, kesin sınırlar — ve bu program kişinin kendi hevesine bırakılmaz, bir üstâd tarafından konur. Bu yolun en temel özelliklerinden biri budur: Kendi kendine makām atlanmaz, kendi kendine hâl edinilmez. Bir üstâdın nezâretinde olmayan teşebbüsler insanı yapacağı yere değil, kaldıramayacağı yere götürür.
Kaynak: Bilginin Kaynağı ve İlm-i Ledün | Gazâlî’den Sorular 10
Gazâlî ile «Gazâlîciler» arasında fark var mıdır?
Vardır — ve bu ayrımı yapmak şarttır. Gazâlî ayrıdır, Gazâlîci gelenek ayrıdır; İbn Arabî ayrıdır, İbn Arabîciler ayrıdır; Mevlânâ ayrıdır, Mevlânâcılar ayrıdır. Aynı şey fıkıhta da geçerlidir: İmâm-ı A’zam ayrıdır, İmâm-ı A’zamcılar ayrıdır. Yâni biz şahsın ne dediğine bakalım — sonradan diyenlerin değil. Gazâlîciler onun düşünce sistemini daraltarak yorumlamış olabilirler; ama bunda Gazâlî’nin bir suçu yoktur. Nitekim Gazâlî’nin kendi eserlerini incelediğinizde bir kısım Gazâlîcilerden farklı olduğunu tespit ediyorsunuz. Ve bu tehlike herkes için vardır.
Kaynak: Nedensellik ve Gazâlî’nin Mantığı | Gazâlî’den Sorular 11
Bir tekke şeyhinde hangi ilimler aranırdı?
Önceden bir kimsenin medresenin başına oturması için sekiz ilim dalından icâzeti olması gerekiyordu — ve aynı şart tekke şeyhi için de geçerliydi. Dikkat edin: Tekkenin şeyhinin matematikten, fizikten, kimyâdan, tıptan ve astronomiden bilgisi olması gerekiyordu. Bugün ise bunu terk ettik: Bütün tekke şeyhlerini toplasanız sekiz ilim sâhibi kaç tânesi çıkar? Bugün sabah erken kalkan şeyh oluyor; etrâfında beş on kişi toplayana «seni şeyh seçtik» deniyor — yâhut Kültür Bakanlığı postnişin olarak atıyor ve maaşa bağlıyor.
Kaynak: Nedensellik ve Gazâlî’nin Mantığı | Gazâlî’den Sorular 11
«İhlâs sâhipleri de tehlikededir» ne demektir?
Aclûnî’nin Keşfü’l-Hafâ‘sında geçen ve Gazâlî’nin de İhyâ‘sına aldığı hadîs-i şerîf şöyledir: «İnsanlar helâk oldu — âlimler müstesnâ. Âlimler de helâk oldu — ilmiyle amel edenler müstesnâ. Amel edenler de helâk oldu — ihlâs sâhipleri müstesnâ. İhlâs sâhiplerine gelince: Onlar da pek büyük bir tehlike ile karşı karşıyadırlar.» Bunun mânâsı şudur: O kimse her an kendisini hesâba çekerek doğru yaşamaya devâm edecektir; «ben ihlâslıyım» deyip gaflete düşmeyecektir. Herkes bu noktada kendisine çeki düzen verecektir.
Kaynak: Nedensellik ve Gazâlî’nin Mantığı | Gazâlî’den Sorular 11
