Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Tasavvuf(5877) — Sayfa 59/60
Aklı ilahlaştırmak neden bir günahtır?
Yok olan yolu başka yoldur. Çünkü aklı başında olmak da başka bir günahtır. Yok olanın yolu başka yoldur. Çünkü aklı başında olmak da başka bir günahtır.
Kaynak: Sufilik yolunda aklı ilahlaştırmak Allah’a yaklaşmada engeldir
Sufi olmak için ne gereklidir?
O kimse Kur’an sünnet dairesinde zikirle, ibadetlerle, amellerle, hayırlı amellerle Allah’a yaklaşmanın yolunu arayacak. O yolda yürüyecek, ve, ancak o zaman o kimse yok olmanın yolunu bulur.
Kaynak: Sufilik yolunda aklı ilahlaştırmak Allah’a yaklaşmada engeldir
Aklı ilahlaştırmak neden bir engel olur?
Aklı ilahlaştırınca sufi yolunda ona negatif perde oluyor. Engel oluyor o akıl ona.
Kaynak: Sufilik yolunda aklı ilahlaştırmak Allah’a yaklaşmada engeldir
Sufilik yolunda aklın haddini bilme konusunda ne söylenmektedir?
Sufilik yolunda aklın haddini bilecek. Aklın haddini bilip diyecek ki burada ayet var. Buna teslim ol. Aklın haddini bilmesi bu konuda hadis var. Burada buna teslim olur. Sufi ise onun haddini bilmesi üstadın bu noktada nasihati var. Bunu dinle. Kur’an sünnet dairesindese aklın normalde hududu bu. Ama aklın bu hududunu biz aşıyorsak o zaman aklı biz ilahlaştırmış oluyoruz. Allah muhafaza eylesin. Yani aklın kılavuzluğunu inkar etmiyorum. Akın kılavuzluğunu inkar etmiyorum. Burada mesele yanlış anlaşılmasını istemem. Akıl kılavuzdur. Eyvallah. Ama aklımız ilahımız değildir. Aklını kılavuz gibi kullanmak farklı bir şeydir. Ama aklı ilahlaştırmak farklı bir şeydir. Allah bizi affetsin.
İnsân-ı kâmilin mertebesi neden önemlidir?
Tasavvufta insân-ı kâmilin mertebesi, bu sırrın en derin şekilde idrâk edildiği makamdır.
Kaynak: Allah’ın ilmi sonsuzdur, bir insan-ı kamilin bu ilmi öğrenmesi ve yaşaması da so
Ben kendi nefsime söylüyorum bunları mıdır?
Tövben günahından beter. Ben kendi nefsime söylüyorum bunları. Tövben beter. Bu öyle bir çarpıcı bir söz ki Hazreti Pir çarpıyor tabiri caizse. Kendimce daha öncesinden bu beyitleri biliyorum. Hani tövbe günahından beter diyor ya. Bitiriyor beni. Allah beni affetsin. Çünkü neden? Bu tövbe riya, bu tövbe duygusal çöküntünün gösterisi. İçten değil. Çünkü bu tövbe samimi değil. Çünkü bu tövbe içten olmuş olsa, samimi olmuş olsa o bir daha o günahı işlemeyecek. O o günahı tekrar işliyor. O günahı tekrar işliyor. Bir daha ağlıyor tövbe ederken. Ayrı bir duygusal gösteri. Ben onu çok özür dilerim. Duygusal gösteri olarak nitelendiriyorum. O gösteri de kendisine yapıyor. Ha gecenin yarısında ağladın, kendine yaptın o gösteriyi. E dışarıda ağladın. Vah benim şöyle günahım var, böyle günahım var. Gösteriyi dışarıda yaptın. Bu daha da kötü. Allah muhafaza eylesin. Çünkü Cenabı Hak ayet-i kerimede, "Ey iman edenler, iman edenlere söylüyor. Allah’a samimi bir tövbe ile dönün." Tahrim ayet 8. Burada Cenab-ı Hak samimi lafzını kullanıyor. İhlaslı, samimi, içten gelen bir tövbeyle. Hazreti Şeyh Efendi derdi ki, "Tavuk tövbesi gibi olmasın oğlum tövbeler" derdi sohbet esnasında tavuk derdi işte necaseti yer. Ondan sonra gagasını sağa sola vurur. "Tövbe ya Rabbi, bir daha yemeyeceğim." der. Karnı acıkınca gene necaset yarım derdi. Allah muhafaza eylesin. O yüzden tövbe ihlasla samimi nefsin oyunundan uzak şeytanın aldatmasından uzak bir tövbe olacak. Tövbe ederken şeytan aldatır mı? Evet. Aynı günahı yine işliyorsan şeytan seni o tövbeyle aldatıyor. Aynı günahı aynı çok affedersiniz necasetin içine düşüyorsan nefsin tuzağındasın. Ha diyeceksin ki e, yani tövbe etmeyelim mi? Tövbe edelim. Dilimizle de olsa tövbe edelim. Bu ayrı bir mesele. Ben meselenin hakikatini söylüyorum size. İşin zahir kısmını bir kimse tövbe etti. Allah onun tövbesini kabul etti. Eyvallah. Okul bina günah işledi. Yine tövbe etti. Allah dedi ki kulum kendisini affedecek olan rabbisini hatırladı. Affettim. Dedi. Yine günah işledi. Yine tövbe etti. Allah dedi ki kulum kendisini affedecek olan rabbisini hatırladı. Affettim onu. Dedi. Hatta üçüncüsünü de bir daha söyledi. Yine affettim dedi. Ardında bir ibare daha var. Hadi bundan sonra ne yaparsan yap dedi. Allah’ın rahmeti geniş. Ama hadis-i şerifte de diyor ki Allah sadece kalpten yapılan tövbeleri kabul eder. Rabbim bizi onlardan eylesin. Amin. O yüzden Hazreti Pir devam ediyor. Bu tövbe etmekten ne vakit tövbe edeceksin? Yani tövbe ediyorsun yine beni anlatıyor. Tövbe ediyorsun yine aynı çukura giriyorsun. Kendi ellerinle giriyorsun. Kendi ayaklarınla gidiyorsun. Kendin giriyorsun oraya.
Kaynak: Tövbemiz tövbeye muhtaç olmasın
Tövbe ederken şeytan aldatır mı?
Evet. Aynı günahı yine işliyorsan şeytan seni o tövbeyle aldatıyor. Aynı günahı aynı çok affedersiniz necasetin içine düşüyorsan nefsin tuzağındasın.
Kaynak: Tövbemiz tövbeye muhtaç olmasın
Tövbe ederken duygusal gösteri olur mu?
Bu öyle bir çarpıcı bir söz ki Hazreti Pir çarpıyor tabiri caizse. Kendimce daha öncesinden bu beyitleri biliyorum. Hani tövbe günahından beter diyor ya. Bitiriyor beni. Allah beni affetsin. Çünkü neden? Bu tövbe riya, bu tövbe duygusal çöküntünün gösterisi. İçten değil. Çünkü bu tövbe samimi değil. Çünkü bu tövbe içten olmuş olsa, samimi olmuş olsa o bir daha o günahı işlemeyecek. O o günahı tekrar işliyor. O günahı tekrar işliyor. Bir daha ağlıyor tövbe ederken. Ayrı bir duygusal gösteri. Ben onu çok özür dilerim. Duygusal gösteri olarak nitelendiriyorum. O gösteri de kendisine yapıyor. Ha gecenin yarısında ağladın, kendine yaptın o gösteriyi. E dışarıda ağladın. Vah benim şöyle günahım var, böyle günahım var. Gösteriyi dışarıda yaptın. Bu daha da kötü. Allah muhafaza eylesin.
Kaynak: Tövbemiz tövbeye muhtaç olmasın
Tövbe eden kişi Allah’ın affını alır mı?
İşin zahir kısmını bir kimse tövbe etti. Allah onun tövbesini kabul etti. Eyvallah. Okul bina günah işledi. Yine tövbe etti. Allah dedi ki kulum kendisini affedecek olan rabbisini hatırladı. Affettim. Dedi. Yine günah işledi. Yine tövbe etti. Allah dedi ki kulum kendisini affedecek olan rabbisini hatırladı. Affettim onu. Dedi. Hatta üçüncüsünü de bir daha söyledi. Yine affettim dedi. Ardında bir ibare daha var. Hadi bundan sonra ne yaparsan yap dedi. Allah’ın rahmeti geniş.
Kaynak: Tövbemiz tövbeye muhtaç olmasın
Tövbe eden kişi tekrar günah işleyebilir mi?
Yine günah işledi. Yine tövbe etti. Allah dedi ki kulum kendisini affedecek olan rabbisini hatırladı. Affettim onu. Dedi. Hatta üçüncüsünü de bir daha söyledi. Yine affettim dedi. Ardında bir ibare daha var. Hadi bundan sonra ne yaparsan yap dedi. Allah’ın rah,meti geniş.
Kaynak: Tövbemiz tövbeye muhtaç olmasın
Testi o kimsenin gönlü müdür?
Testide ne varsa sızan da odur dışarı. Testi o kimsenin gönlüdür. Senin gönlünde ne var ise senin dilinde de o vardır.
Kaynak: Senin gönlünde ne var ise gözünde ve dilinde o vardır
Zakirlerin isimleriyle hitap edilmemeli mi?
Bir kimse bir zakiri için ismiyle Ahmet Duran diyemez. Ahmet Duran abi diyecek ona. Yaşı kaç olursa olsun. Bakın yaşı kaç olursa olsun bir kimse zakir mi? Zakir bayansa abla diyecek ona. Onun ismiyle hitap etmeyecek. Ona erkekse abi diyecek ona. Yaşı önemli değil. Sufiliğin kaidesi budur. Bunu bu kaide çiğnenmez.
Kaynak: Senin gönlünde ne var ise gözünde ve dilinde o vardır
Takva ne anlama gelir?
Sen takva sahibi olunca dökülecektir etrafındaki curuflar. Sen istenmeyen adam, istenmeyen kadın olabilirsin. Neden? Takvadan dolayı. Neden? Allah’a olan yakınlığından dolayı. Çünkü sen ibadet düşünüyorsun, zikrullah düşünüyorsun, sohbet düşünüyorsun, Allah yolunda koşuşturmak düşünüyorsun. Öbürkü gezmek düşünüyor. Öbürkü ne düşünüyor? O heva, ve hevesini ilah edinip nefsi bir keman çalıyor. O kemanın önünde oynamak istiyor. Nefsi zurnaya geçiyor. O zurnanın önünde oynamak istiyor. Nefsi neyi istiyor? Saz, dembek, dümbek istiyor. O onun önünde oynamak istiyor. Ama sen zikrullah yapmak istiyorsun. O dökülüyor etrafından.
Kaynak: Senden gidene üzülme Allah sana daha iyisini daha yenisini verecek, Allah’ı zikr
Gazâlî Neden Bağdat’ı Terk Etti?
Gazâlî, mesela son iki yılını Bağdat’ı bırakır. Gazâlî Şam’a geçer. İstifa eder. Devletler der ki: yeter. Yaptığım vazife. Şam’a geçer. Şam’a Emevî Camii’de iki yıl kendini kapatır. Caminin minaresine kapatır. Bunu ben Gazâlî’nin pişmanlığı olarak görmüyorum. Der ki: ben yolum yakın, artık ben kendi nefs matematiğini düzeltmem lazım. O yüzden benim için Gazâlî’nin Bağdat’ı terk etmesi vazifeden kaçması değil. Bir isyan da değil. Her sufide var olan içsel hesaplaşma vardır.
Kaynak: Gazâlî Neden Bağdat’ı Terk Etti? | Gazâlî Sohbetleri 4
Türklerin İslâm ile Tanışması ne zaman başlamıştır?
Yakın târih açısından bakıldığında Türklerin İslâm ile tanışması Hazret-i Ali (r.a.) döneminden sonradır. Ancak bir adım geriye gidildiğinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da bu tanışıklığın izleri görülür. Daha da geriye gidildiğinde, Türkler Nûh (a.s.)’ın oğlundan itibâren tevhîd inancına mensupturlar. Buradaki kasıt Muhammedî İslâm değil, inanç, kültür, ve ibâdet şekillerindeki tevhîd geleneğidir.
Kaynak: Anadolu’da İslâm Nasıl Şekillendi? | Gazâlî Sohbetleri 3
Anadolu’ya İslâm’ın gelişi nasıl olmuştur?
Anadolu’ya İslâm’ın gelişi, yalnızca kılıçla değil, büyük ölçüde sûfîler, dervişler, ve âlimler vâsıtasıyla olmuştur. Horasan erenlerinin, Yesevî dervişlerinin, ve Anadolu gâzîlerinin bu topraklarda İslâm’ı yaşayarak tebliğ etmeleri, Anadolu İslâm’ının temel karakterini oluşturmuştur.
Kaynak: Anadolu’da İslâm Nasıl Şekillendi? | Gazâlî Sohbetleri 3
Anadolu İslâm’ının temel karakteri nedir?
Bu karakter; hoşgörü, merhamet, ilim, ve irfân üzerine kurulmuştur. Selçuklu medreseleri ilmî geleneği, tekke, ve dergâhlar ise tasavvufî geleneği taşımıştır. Bu iki kurum birbirini tamamlayarak Anadolu’da benzersiz bir İslâm medeniyeti inşâ etmişlerdir.
Kaynak: Anadolu’da İslâm Nasıl Şekillendi? | Gazâlî Sohbetleri 3
Selçuklu Son Döneminin Büyük Tasavvuf Şahsiyetleri kimlerdir?
Selçuklu döneminin sonları, ve sonrasında Anadolu’ya has İslâm’ı şekillendiren büyük şahsiyetler; Hazreti Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektâş Velî, Hacı Bayram gibi tasavvuf erbâbıdır. Bu mühim kişiler, Anadolu topraklarını aşağı Mezopotamya İslâmı değil, yukarı Mezopotamya İslâmıyla yoğurmak sûretiyle, Türk kültürü, ve inanç sistemleriyle İslâm’ı harmanlayarak, özgün bir medeniyetin oluşmasında rol oynamışlardır.
Kaynak: Selçuklu Medeniyeti ve Anadolu İslâmı | Gazâlî Sohbetleri 2
Semâ, bir kimsenin gönlünü harekete geçiremiyorsa o kimse ne demektir?
Semâ, bir kimsenin gönlünü harekete geçiremiyorsa o kimse ya itidalden sapmıştır ya da maneviyattan uzaklaşmıştır. Çünkü hayvanlar bile ritimli seslerden etkilenmektedirler.
Kaynak: Risâle fî’z-Zikrullâh ve Âdâbihâ ve Efdâlihâ (Zikir ve Semâ Hakkında) | Şeyh Akş
Semâ ve vecd hâlleri ne gibi tehlikeler barındırır?
Ancak vecd, ve semâ dediğimiz hâller çok tehlikeler barındırır, ve tedbirli olmak gerekir. Ebu’l-Hâris el-Benaiyye (r.a.) : “Ben semâ’a çok düşkünüm. Bir gece ibadet ettiğim yerin kapısına bir adam geldi, ve bana şöyle dedi: ‘Hak yolunun yolcularından bir grup insan toplandılar, ve şeyhin yüzün görmeyi, yani onları şereflendirmenizi istiyorlar.’ Onunla birlikte yola çıktım. Çok gitmeden o topluluğun halka yaptığını gördüm. Ayağa kalkıp bana yer gösterdiler. Şeyhleri bana, ‘Müsaade ederseniz bazı beyitler okusunlar’ dedi. Ben de izin verdim. Güzel bir makamla ayrılıktan bahseden bazı beyitler okudular. Sonra vecde gelmeye başladılar, bazıları çığlık atarak kendinden geçti. Garip garip hareketler yaptılar. Ben onların bu hâlinin güzelliğine hayret ettim. Sabaha kadar bu hâl devam etti. Şey, benim, ve bu cemaatin kim olduğunu sormayacak mısın?” dedi. Ben de “Size kim olduğunuzu sormaya çekindim” deyince şöyle cevap verdi: “Ben İblisim, bunlar da evlatlarım. Ben bu işten iki yarar sağlarım. Birincisi, ben de ayrılıktan muzdaribim, güzel günlerimi andığımda hüzünlenirim. Kalbimin hararetini de bununla dindiririm, kendimi bunlarla teselli ederim. İkincisi ise sûfîleri böyle avlarım. Onlara yanlış şeyler yaptırırım, ve onları yoldan çıkarırım.” Bunu öğrenince orayı hemen terk ettim.
Kaynak: Risâle fî’z-Zikrullâh ve Âdâbihâ ve Efdâlihâ (Zikir ve Semâ Hakkında) | Şeyh Akş
Kutub nedir?
«Aktâb» kelimesi, "Guflün" vezninde "Kutbun" kelimesinin çoğuludur. Ehl-i tasavvufun ıstılahında; kendi zamanında yaşayanların efendisi olan bâtınî halîfedir. Bütün mekân, ve hâllerin kendisinde deverân etmesinden dolayı bu şekilde isimlendirilmiştir. (Değirmenin etrafında döndüğü, demirden yapılmış olan, değirmen iği ‘ne benzetilmiştir).
Kaynak: İcâbetü’l-Gavs | İbn Âbidîn
Şeyh Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.) ne zaman vaaz ediyordu?
Şeyh Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.) bir Cuma günü vaaz ediyordu.
Cemâat, Şeyh Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.)’in vaazını nasıl dinliyordu?
Cemâat, onun dilinden saçılan mârifet, ve sırlarla dolu kıymetli sözleri can kulağı ile dinliyorlardı.
Şeyh Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.)’in vaazında ne buyurdu?
Şeyh Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.)’in vaazında, bir ara: "قَدَمِي هَذِهِ عَلى رَقَبَةِ كُلِّ وَلِيٍّ للهِ" (Benim ayağım, bütün evliyânın boyunları üzerindedir) buyurdu.
Şeyh Ali Hinî, Şeyh Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.)’in ayağını nasıl tuttu?
Orada bulunan evliyâdan, önce Şeyh Ali Hinî , Abdülkâdir Geylânî Hazretleri ‘nin ayağını tutup, kendi boynu üzerine koydu.
Şeyh Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.)’in vaazında evliyâlar nasıl tepki verdi?
Diğerleri de böyle yaptılar. Hatta orada bulunmayan evliyâ zatlar da böyle buyurduğundan haberdâr olup, onu tasdik ederek boyunlarını eğmişlerdir.
Tasavvufta biatlaşma nedir?
Tasavvufta da biatlaşma vardır. Tasavvuf, Sahâbe-i Kirâm’ın yolunda yürümektir. Bu yüzden tasavvuf yolunda müridlerden istenen en önemli konu, başındaki imâmına/üstadına güvenmesi, teslim olması, ve gücü yettiği kadar emirlerine samimiyetle itaat etmesidir. Tasavvuf yolunda yürüyecek kardeşler, muhakkak istihâre yapacaklar, ve istihârenin sonucunda gördükleri şeyhe/üstada gidip tâbi olacaklardır. Bir kimse istihâre yapmadan başka bir kimsenin rüyâsına itikat ederek de kendince delil görüp o şeyhe intisap edebilir, ama ileride en ufak bir sallantıda yolundan, şeyhinden şüphe duymaması veya şeytanın kendisine bu meselelerde vesvese vermesini istemiyorsa, kendisi bizzat rüyâsında görüp tâbi olması daha evlâdır. Kendisi rüyâsında Rasûlullah (S.a.v.)’i o şeyh efendiyle görürse, kalbine bir sekinet iner, metin bir itikad ile kendisine tâbi olur.
Dostu gören göz ne demektir?
Hâc sûresi 46. âyet ("Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, akledecekleri kalpleri, işitecekleri kulakları olsun; gerçek şu ki gözler kör olmaz, fakat göğüslerdeki kalpler kör olur") — Taberî, Câmiu’l-Beyân ; Fahruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb ; İbn-i Kesîr tefsîri; Mesnevî "İnsan gözden ibarettir, geri kalanı bir deridir; göz de dostu gören göze derler" beyti — Mevlânâ, Mesnev, 1. Defter; Ahmed Avni Konuk, Şerh-i Mesnevî , aynı beyit; dostu görmeyenin (Cenâb-ı Hakk’ın sıfatsal tecellîyâtlarını müşâhede edemeyenin) körlüğü — İmâm-ı Gazzâlî, Mişkâtü’l-Envâr , basîret derekeleri; İbnü’l-Kayyım, Medâricü’s-Sâlikîn , mahabbetullâh bâbı; Süleymân Aleyhisselâm kral-peygamber karşısında karınca mukâyesesi — Neml 27/18-19 ("Bir karınca: Ey karıncalar!
Tövbe etmenin şartları nelerdir?
Tövbe et canım kardeşim. Allah tüm günahları affeder. Bakın altını çiziyorum. Allâh’ın affetmeyeceği hiçbir günah yoktur. Adam şirke düşer, döner, îmân eder. Allah onu da affeder. Sakın böyle bir şey düşünmeyin. Allah şunu affetmez diye düşünmeyin. Tövbe eden herkesi Allah affeder. Ama bir kimse içkiye devam ediyorsa Allah onu affetmez. Kumara devam ediyor, huşûa devam ediyor. Allah onu affetmez. Zinaya devam ediyor. Allah onu affetmez. Eşcinselliğe devam ediyor. Allah affetmez onu. Tövbe edip geri dönecek. İçkiyi içmeyecek, kumara oynamayacak. Zinadan uzak duracak. Eşcinsellikten uzak duracak. Ben tövbettim bir daha dokundurmayacağım kendime diyecek.
Heva hevesten vechullâh’a ne demektir?
Heva hevesten vechullâh’a, hevâ heves (şehvet) ile vechullâh (Allâh’ın vechi) arasındaki mücadele anlamına gelir. Hevâ heves, kalbin karanlık ve zihnin körüğüne neden olurken, vechullâh ise kalbin ışıklandırılması ve Allâh’a yönelmesini sağlar. Bu mücadele, İslam tasavvufu ve fikih açısından önemli bir yer tutar.
Heva hevesten vechullâh’a nedir?
2022 Mesnevî #01 — Heva Hevesten Vechullâh’a, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevî-i Ma’nevî’sindeki bir parçadır. Bu parçada, hevâ heves (şehvet) ile vechullâh (Allâh’ın vechi) arasındaki mücadele anlatılır. Hevâ heves, kalbin karanlık ve zihnin körüğüne neden olurken, vechullâh ise kalbin ışıklandırılması ve Allâh’a yönelmesini sağlar. Bu konu, İslam tasavvufu ve fikih açısından önemli bir yer tutar.
Kim tarafından?
Gerçek manada sufiler. Buna Hacı Bayramı Veli, buna Hacı Bektaşi Veli, bunu Hazreti Mevlana Celaleddin Rumi, buna Üftadi Hazretleri, buna Mahmut-u Hiday Hazretleri, buna Niyaz-ı Mısır Hazretleri bunları yaşamışlardır. Şahittir bunlar buna. Koca İmam-ı Azam şehit edilmiştir. Kim tarafından? Abbasiler tarafından. Serahçi şehit edilmiştir. Kim tarafından? Abbasiler tarafından. Hallacı Mansur şehit edilmiştir. Onları şehit edenler de Müslümanlar. Seyit Nesimi şehit edilmiştir. Onu şehit eden Müslümanlar. O yüzden gerçek manada sufiler çileği çekenlerdir. Tabiri caizse boynunda ilmeği taşıyanlardır. Çünkü Allah’a bağlıdır. Resulullah’a bağlıdır. Sufiler Kur’an ve sünnete bağlıdır. Sufilerin başka bir yere bağımlılığı yoktur. Kur’an ve sünnet söz konusuysa tabi olurlar. Kur’an ve sünnet söz konusu değil ise hayatları pahasına da olsa tabi olmazlar. O yüzden sufileri zalim yöneticiler sevmez. Sufileri kafirler sevmez. Sufileri münafık yöneticiler sevmez. Sufileri münafık, İslammış, Müslümanmış gibi görünen insanlar da sevmez. Sufilerin seveni azdır. Sufilerin seveni azdır. Sufiler ama bu manada gerçek bir sufilik yaşıyorsa gerçek bir iman sahibidir. O yüzden ayet-i kerime çok azınız iman etti der. Bunlar bir avuç sufi topluluğudur. Bunlar rüzgara göre yön biçmezler. Parmağını ıslatıp rüzgar nereden esiyor? Ben de o taraftanım demezler. Sufiler Ebuer Gifari gibi Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışıktır. Ebu Zer Gari’yi Hzreti Peygamberden sonra garip yaşadı. Sevemedi hiç kimse Ebu Zeri Gfari sevemedi. Çünkü kitabın ortasından konuşuyordu. Hazreti Osman efendimiz bile onu Şam’a gönderdi. Medine’den. Şam’a gitti. Çok hoşuma gider. Çok hüzünlendirir beni. Çok içimi acıtır. Çok içimi acıtır. Zamanın eşkıyasıdır. Ebuer Gifari bıçağından kan damlayan, kılıncından kan damlayan kimsedir. Hiç kimse Ebuer Gifar’in karşısında duramaz. Ama Hazreti Peygamber vefat edince Ebuer Gifari ne yazık ki hiçbir yere sığmaz. Hiçbir yere sığdırmazlar onu. Şam’a gider. Şama da Muaviye onu istemez. Çünkü kitabın tam ortasından konuşuyor. Kitabın tam ortasından konuştuğu için Muaviye ondan rahatsız olur. Mektup yazar Hazreti Osman’a. Şam’ı geri istiyorsan Ebuer’i buradan al. der ve Ebuer bir emirnameyle Medine’ye gelir. Artık o Medine’ye de küskündür. gider Medine’nin kenarında hurma dallarından bir çadır kurar. Tek başına yaşar ve tek başına ölür. Hazreti Peygamberin de onun üzerinde söylediği tecelli eder. Sen tek başına garip bir şekilde ölürsün der. O da tek başına garip bir şekilde ölür. İşte sufilerin gerçek manada sufilerin mehmanları Ebuer-i Gifarid’dir. Ekmeğini devletten beklemeyen, suyunu herhangi bir kimseden istemeyen, kendi kendine yettiği kadar yetebilen, hiç kimseye şeenillah demeden yaşayan nebarifaridir. Hiç kimseden hiçbir şey istemez. Muaviye keselerce altın götürür. Muaviye’nin yüzüne atmak o keseleri her baba yedin harcı değildir. Muaviye’nin yüzüne atı verir keseleri. Hatta tekrar Muaviye birkaç adamıyla ona kese gönderir. Yine adamına der ki, "Benim ihtiyacım yok. Şam’da ihtiyaçlı olan çok insan var. Siz bunları onlara götürün." der. Ebuer-i Gifari Şam’ın dışına kendisine medrese yapmayı düşünmez. Bu keselerle kendime tekke yapayım diye düşünmez. Bu keselerle rahat yaşarım diye düşünmez. Benim İslam olduğumda beni ciğerimden vuran sahabenin yegan teki odur. Ebuer-i giifaridir. Günün eşkyasıdır. Sonra günün ricalül gaybidir. Allah dostudur. Allah’ın velisidir. Tek başına yaşar. Tek başına ölür. Bunun benden hikayesini çokça dinleyeceksiniz. İçimi acıtıyor çünkü. Yanında bir tek hizmetçisi kefenler. Onu bir iki dalı birleştirir. Ortasına bir çaput koyar. Ona der ki, "Ben ölünce ne buluyorsan onunla kefenle yolun ağzına kadar götür." der. Muhakkak ki Allah’ın dostları gelir benim cenaze namazımı kılar der. Onun cenaze namazını da İbn Mesut kıldırır. Yanında talebeleriyle ve İbn Mesud Medine-i Münevvere’de hadis dersi yapamaz. Hadis dersi yapamadığı için talebelerini alıp Medine’nin dışında yollarda yürüye yürüye hadis dersi yapar. Daha hay peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vefat etinde 50 yıl bile geçmemiştir daha. İslam ve Müslümanlar gariptir. Eğer alimler heva ve heveslerine uyarlar, Akçe’ye kendilerini kaptırırlarsa amirler bozulur. Amirler bozulunca halk bozulur. Yaşadığımız bozuntunun sebebi budur. Çünkü alim gibi görünenlerimiz akçeye, dinara bozuldu. Alim gibi görünenler evlerine çekildi. Evlerinde alimlik yapıyorlar.
Fususul Hikem Okumaları Hakkında ne söylendi?
Tasavvuf Vakfı olarak her ay düzenli gerçekleştirdiğimiz genel konferanslarımızın 45’incisi ve Arabi konferanslarımızın 27’ncisi olan Fusus Okumalarının ilk programıyla karşınızdayız. 45 aydır medeniyetimizin dinamiklerinden biri olan Muhyiddin İbn Arabî’nin düşüncesini, hayatımızın içinde sıklıkla kullandığımız ancak tam olarak ne olduğunu bilmediğimiz kavramları konuştuk ve anlamaya çalıştık. Tasavvuf Topluluğu olarak bu Nisan ayı programı itibarıyla Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri’nin eşsiz eseri Fusûsu’l-Hikem’in okumalarına başlıyoruz. Fusus okumaları her ayın ikinci haftasında Çorlu Kültür ve Sanat Evi’nde gerçekleştirilecektir.
Fusus okumalarında anladıklarımızı anlatmaya gayret edeceğiz. Bu ifade ne anlama gelmektedir?
Fusus, İbn Arabî ve tasavvuf meseleleri üzerine iddialı söz söylemek istemiyorum. "Bu meseleyi anladım" demek gerçekten iddialı bir sözdür; benim için haddi aşan sözler olarak geliyor. Zira âyet-i kerîmede "O her an bir şeyin üzerindedir" buyrulmaktadır; her an bir yaratma, her an ayrı bir perdede, sıfatsal olarak farklı bir tecellîdir. Başlangıcı olmayan bu tecellînin sonu da yoktur. Dolayısıyla mânevî manada Allah’ı tanıma, bilme ve O’na yaklaşmada son yoktur; bu hadsiz hudutsuz, uçsuz bucaksız bir âlemdir. Bizim de Fusus’tan çıkaracaklarımız Kur’ân ve Sünnete uyduğu müddetçe aynadaki tecellîler gibi olacaktır.
Bayanların sohbetinde aynadan bahsetmiştik. Fusûs başlangıç itibarıyla da ilginçtir; İbn Arabî’nin kitabı ayna metaforu ile başlar. Bu ifade ne anlama gelmektedir?
Ayna, bütün sûfîlerde en önemli metafordur. Halit Hoca "Fusûs’u nereden okuyacağız?" diye bir söylemişti. Ben de Fusus’u ikinci el kitapçıdan buldum — Millî Eğitim Bakanlığı’nın İslâm Klasikleri dizisinden Nuri Genç Osman’ın çevirisi.
İmam bildiğini okur derler ya; okuduğumuz değil anladığımız önemlidir. Bu ifade ne anlama gelmektedir?
Şaheser de olsa anlamamışsan bir anlamı yoktur. Kur’ân-ı Kerîm’i okuyanlar bile kalkıp O’na sırt dönebilmektedir. O yüzden okuduğumuz kitap değil anladığımız önemlidir.
Muhyiddin İbn Arabî’nin ‘bana bu kitap vahyedildi’ diyor; bize de vahiy edilmez mi?’ diye cahilce çıkışanlar neden yanlış anlıyorlar?
Oysa İbn Arabî, kendisinin resul ve nebi olmadığını açıkça beyan etmiştir. Ardından şöyle der: "Allah’tan dileğimiz Allah’a dönünüzdür. Dinlediklerinizi hatırda tutunuz, anlayarak bu kısa sözü genişletiniz ve toplayınız; bunları esirgemeyiniz. Bu size yayılmış bir rahmettir."
30 yıldır bu konularda soru cevaplı okumalar yapıyoruz. Önümüzdeki Fusus okumalarında Allah izin verirse devam edeceğiz. Bu ifade ne anlama gelmektedir?
İlk sûfîlerde "fakr" (yoksulluk) manasında kullanılan bu anlayış, daha sonra sûfî literatürünün temel kavramlarından biri hâline gelmiştir. Sûfîlerin hallerini kelam ve deyimlerle anlatmaya çalışan önemli isimlerden biri Cüneyd-i Bağdadî’dir. Ardından Gazâlî gelir; Gazâlî’den sonra İbn Arabî ve Hz. Mevlânâ. Ben de kendimi bu ekolün içinde görüyorum.
Fenâ ile vasıflandırılan ve Adem’in evveli yoktur; dolayısıyla Adem bu mânada masivâ hükmündedir. Bu ifade ne anlama gelmektedir?
Masivâ; yaratılmış olan, geçici, temeli ve kökü olmayan şeydir. Kalıcı olan Allah’tır; Allah ezel ve ebeddir. Allah’tan gayrısı ise geçicidir. Sûfîler "gayrı"yı her zaman masivâ ve mecaz olarak nitelendirmişlerdir.
İnsan bu noktada yok hükmündedir; sadece ayna vazifesi yerine getirmiştir?
İnsan bu nokt,da yok hükmündedir; sadece ayna vazifesi yerine getirmiştir.
Sufi cömertlikte ne gibi bir tutum sergiler?
Sufi orta yolu tutar; ihtiyacını görür ve insanların ihtiyaçlarına yardımcı olur. Şöhrete, şatafata, gösterişe düşmez. Cimriler cehenneme layıktır; insanlarla irtibat kuramazlar, Allah’la da irtibatları kesiktir. Çok ibadet etse bile Allah cimri kimseyi sevmez.
Sufilik yolu ne gibidir?
Sufilik yolu incelik ister. Sufilik yolu edep ister, ahlak ister. Sufilik yolu bilmek ister, yaşamak ister, anlamak ister. Sufilik yolu heva ve hevesle gidilecek bir yol değil. Sufilik yolu koluna şeytanı takaraktan yürünülecek bir yol değil. Sufilik yolu nefsin ne isterse onu yap, onu yerine getir. gidilecek bir yol değil. Sufilik yolu, titizlik yolu, disiplin yolu, sufilik yolu, içsellik yolu. O içselliği yaşamak, o içselliği harekete geçirmek de mümkün. Bu hem dil ile zikir, hem kalp ile zikir, hem ruh ile zikir, hem de sır ile zikirle hemhal olma yolu.
Bir kimse Allah’a yaslanmıyorsa, ona dayanmıyorsa o gerçek manada sufi değil midir?
Sufiler gerçek manada Allah’tan isterler. İnsanlara şeyen lillah demezler. İnsanlara hallerini açmazlar. Allah bizi görüyor. Allah bizi işitiyor. Allah bizim halimize vakıf deyip Allah’a yaslanırlar. Allah’a dayanırlar. Bir kimse Allah’a yaslanmıyorsa, ona dayanmıyorsa o gerçek manada sufi değildir. Ancak sufi yoluna girmiş bir kimse diyebiliriz ona. Bunu yapıyorsa o yine sufi yolunun dışında hareket ediyor.
O sufilik değil midir?
Herkese ayağ beyan ediyorsan o miskinliktir, dilenciliktir. O sufilik değildir.
Üç gün aç kalsa ben açım demez midir?
Sufiler andırmazlar dahi. Üç gün aç kalsa ben açım demez.
O saf, temiz dünyadan bir haber, dinin hakikatinden bir haber, Kur’an ve sünnetten bir haber ama kendince bir yol arıyor mu?
Aşağılık saf kişiler gelin. O saf, temiz dünyadan bir haber, dinin hakikatinden bir haber, Kur’an ve sünnetten bir haber ama kendince bir yol arıyor. Kendince gidecek bir kapı arıyor kendince. Allah muhafaza eylesin. >> Onlara diyor bu insanlar, "Gelin saf kişiler, gelin. Gelin bana tabi olun. Nereye gittiği önemli değil. Allah muhafaza eylesin. >> Ve bunlar normalde insanların önüne sahte sofralar kurar. İnsanların önüne yalan sözler söylerler. Ve insanları yalanla kandırırlar. Ve normalde bile bile yaparlar bunu. Çünkü bu insanlar saf. Hani susuz kalmış bir kimse su görmemiş. O su çamurlu da olsa içer onu. Ben yola girdiğimde bütün herkes derviş sufi. Baktım ben öyle kendimce ama herkes iyi niyetle o su temiz diye içiyor onu. Hani bir cemaate bir tarikata giriyor maneviyat arıyor kendince. Bir yol arıyor kendine.
Emir olunca edep edersin nedir?
Emir olunca edep edersin. Yürürsün. Yürürsün. He bir de severek yürürsün.
Sen ne gibisin?
Sen sesi kendinden çıktın zannedersin. Ses senden de çıkmaz. Edep. O yüzden marifet kapısının makamının 10 halinden birincisi edep. İllaki edep. Ama bu edep sufilere ait edep. Özel edep. Allah bize onları yaşayanlardan eylesin.
Allah’ın hitap ettiği kişiye ne tür bir ses gelir?
Ruhi makamların daha ilerisi olan beşinci mertebeye ulaşan kişiye Allah hitap eder. Bu hitap başlangıçta tanıdık bir sesle, şeyhinin sesiyle gelir. Zamanla Resulullah’ın sesine bürünür ve sonunda Cenab-ı Hakk’ın kendi sesiyle seslenir.
Sufi topluluklar İslam’ın kalbi hükmündedir?
Sufi topluluklar İslam’ın, Müslümanların kalbi hükmündedir. Ben bunu yıllardır söylerim. Bir sufi topluluğu o toplumun kalbi hükmündedir. Kalp bozulunca bütün vücut bozulur. Bir evde bir sufi var ise o evin kalbi hükmündedir. O bozulursa ev bozulur. Bakın o bozulursa ev bozulur. Örnekliyorum. Ailenin içerisinde birisi derviş olmuş değil mi? O kimse, o derviş olan kimse ailenin kalbi, merkezi hükmündedir. Eğer o bozulursa aile bozulur. Yani sadece kalp size ait değildir. Bir mahallenin kalbi hükmünde birisi vardır. Mahallenin kutbudur o. O bozulursa mahalle bozulur. O yüzden evin kutbu kimdir? Evin kutbu derviştir. Bir evin en iyi takva noktasında iyi derviş kimse evin kutbu odur.
Neden insanların ayıplarını araştırmak bir hastalık olarak görülür?
Zaman zaman sufilerin içerisine de bu hastalık düşmüş. Hele bugünkü zamanda bu hastalığa duçar olmayan bir.
Tasavvuf nedir?
Tasavvuf, Allah için toplanan meclisin af fırsatı ve zikrullahın şartlarını reddeden serbestliği temsil eder. Bu felsefe göre, insanlar birbirlerine akraba olmadıklar halde, birbirlerinden menfaatler olmadıklar halde, aynı kavimden olmadıklar halde Allah için severler ve bir yere toplanırlar. Orada Allah’ı zikrederlerse oradan af olmuş olarak kalkın bizden.
Tasavvuf ne anlama gelir?
Ben bir sufilik hayal etmiyorum. O yüzden yaratılış gayemiz. Allah’ı tanımak ve bilmek ve tanıyıp bildikçe de sevmek. Ona aşık olmak. Bir kimse tanımadığını, bilmediğini sevemez. Sevmesi, sevmesi geçicidir, farazidir. Suyun üstünde köpük gibidir. O yüzden bir kimse tanıdığını, bildiğini daha iyi sever, daha kuvvetli sever. Ve. Cenabı. Hak da müminleri tarif ederken onlar şedit bir sevgi ile. Allah’ı severler diye tarif eder. O zaman kamil bir mümin. Allah’ı şedit bir sevgi ile seven kimsedir. Eğer şedit bir kuvvetli bir sevgiyle sevmiyorsa o zaman o kimsenin müminliği kemale ermemiştir.
Sufilik zorla olacak bir şey midir?
Aynı şekilde sufiliğe de bakarım. Sufilik zorla olacak bir değildir. Bir kimse severse muhabbet beslerse, sever muhabbet beslerse sufiliği yaşayabilir. Sufiliğin içerisinde bulunabilinir. Eğer sevmiyorsa o kimse o sufiliğin içerisinde yaşayamaz veyahut da o topluluğu sevmiyorsa, o toplulukta kendinde bir yer görmüyorsa o zaman o da orada yaşayamaz. Dostiliği. E bunda ölçü üstattır. Üstatta bir kimsenin yeri var ise mesele bitmiştir. Bu üstat mürit mürşit ilişkisinde diğer insanlarla zorunluluğu yoktur. Eyvallah. Ama diğer insanları da rahatsız etmeye de hakkı yoktur. O zaman mürit mürşit ilişkisinde bir zorlama söz konusu yok ise mesele bitmiştir. Ve birileri birilerine zorla müritlik zorla müritliğin içerisindeki bir şeyi yaptıramaz ve yaptırmamalı.
Mürit mürşit ilişkisinde zorlama söz konusudur mu?
O zaman mürit mürşit ilişkisinde bir zorlama söz konusu yok ise mesele bitmiştir. Ve birileri birilerine zorla müritlik zorla müritliğin içerisindeki bir şeyi yaptıramaz ve yaptırmamalı. Ben o yüzden hep yıllardan beri derim arkadaşlar bu topluluk gönüllülük esasına dayalı. yapmak zorunda değilsin. Ama ben bunu buradan kenarından tutacağım dediğinde kendin talip olduysan o zaman bunu disiplin edeceksin kendinde ve kenarından tutacaksın. Bu vazifeyi kendine aldıysan bunun kenarından tutacaksın. Tutmayacaksan adabına, erkanına uygun bir şekilde ben bunun kenarından tutamıyorum. Özür dilerim. Ben bu vazifeyi yapamayacağım diyeceksin. Bırakacaksın. Bu senin hakkın. Bunda zorlama yok zaten. Bakın burada o kimse kendi kendisini disiplin edecek. Onu bir başkası disiplin etmeyecek. Ben bir başkasının disiplinini kaldırmak zorunda değilim. Bir başkasının bana emrini yerine getirmek zorunda değilim. bana emretmesin. Zaten kimse kimseye emretmesin. Nasıl ki sen öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onlar üzerinde zorlayıcı, bekçi ve gözetleyici değilsin. Bitti. Kimse benim başımda gözetleyici olmasın. Kimse benim başımda bekçilik yapmasın. Kimse bana da bir şeyi zorlamasın. Bunu. Cenabı. Hak peygamberine söylüyor sallallahu aleyhi ve sellem’e. O yüzden ben sufiliği gönüllülük olarak görürüm. Kimse kimseye emretmesin.
İlahi hakikat nedir?
İlahi hakikat ise sınırsızdır. Onun bir sınırı yoktur. O yüzden kalbe gelen vahiy ilahiyatçılar hoplasın biraz.
Kalbe gelen ilham nedir?
Kalbe gelen o cemale gark olmuş olan kimselerde kalbe gelen ilham cüzi aklın üstünde derim ya cüzzi aklın üstündedir artık cüzi akıl onu idrak etmesi mümkün mükmün değildir. O hali anlatmaya girse kendi anlattığını da tenzih etmek zoruna düşer.
Kendi anlattığını tenzih etmek neden tercih edilmez?
O yüzden kendi anlattığını tenzih etmektense anlatmamayı tercih eder. Çünkü o hayret ancak melamilerin zevk dediği, bu fakirin idrak dediği, anlayış dediği bir haldir ve bu insanın zahir gücünün, aklının üstünde bir şeydir. Bunu zahir aklıyla, gücüyle, fikriyle bu işin içinden çıkabilecek olan varsa gelsin çıksın.
Hzreti Pirdi’nin sözlerinin söylenmesine sebep olan nedir?
Ve Hzreti Pirdi diyor ya ben bu sözleri söylüyorsam bu benim zekamla alakalı değil. diyor. O manada diyor bu sözlerin söylenmesine sebep olmasaydı aklı cüzi külle ait sözler söyleyemezdi. Yani aklı cüzi külle ait bu sözleri söyleyemezdi. Arkadan gelen bu ilhamla, bununla bu akıl benim değil. Bu akıl benim değil.
Zirnamesi ne anlama gelir?
Gah zirnamesini kıble edinirsin. Gah ağlayıp inlemeyi öper durursun. Yani bu zirnamesi böyle bir eee musikide coşkulu bir hal.
Zirnamesi nasıl bir hava oluşturur?
İşte bir ritim coşkulu bir ritim. Ağır roman değil hareketli. Yani zirnamesi.
Sufilik neye dayanır?
Sufilik açı doyurmaktan geçer. Sufilik çıplağı geydirmekten geçer. Sufilik yarasına merhem olmaktan geçer. Birisinin yarasına merhem olmaktan geçer. Sufilik tökezleyenin ayağını düzeltmekten geçer.
Tasavvufun temelini oluşturan şey nedir?
Şeyhler yolda birer vesile olsa da, asıl önemli olan dervişin çalışması ve gayretidir.
Çalışkan bir dervişin makamı nasıl olur?
Dervişin makamı hiç yükselmez diye bir şey yoktur; aksine, çalışkan bir derviş ilerleme kaydedecektir.
İbn Arabi, çobanı ne şekilde uyarmıştır?
İbn Arabi, çobanı dergahında görünce onu çağırmış ve şöyle demiş: "Sen şeyhinin kuru bir çiçek olduğunu mu sanıyorsun? Sen çalış. O kuru bir çiçek dahi olsa seni istikamete götürür. Eğer sen çalışmazsan, orada kalırsın ve yolda ilerleme kaydedemezsin."
Müridin safiyeti ve dergahın safiyeti ne ifade eder?
Müridin safiyeti de hazine, dergahın safiyeti de hazinedir. Bu iki hazine birbirinin içerisine karıştığında muhteşem bir şey ortaya çıkar. Mürit safi ise ve dergah da safi ise, mürid çalışırsa ve gayret ederse, Cenab-ı Hak onu bir mürşid-i kamile ulaştırır. Bu safilik halakasını ve perdesini manevi hazine olarak görürüm.
Tasavvuf yolu nedir?
Zahiri yol dışında işin manevi yolu, tarikat ve sufilik yolu vardır. Bir derviş, şeyh, zakir veya nakibin gerçek durumu yol üzerinde belli olur. Örneğin bir müride rüya gördürüldüğünde, ondan cömertlik yapması istenir; bir ay sonra tekrar rüya görmesi halinde cömertlik yapıp yapmadığı anlaşılır. Benzer şekilde, annenin kalbini kırmamak gibi emrettiğiniz şeylere uyup uymadığı zaman içinde ortaya çıkar.
Tasavvufun temel öğretisi nedir?
Hacı Bektaş Veli’de de, Horasan erlerinin hepsinde de aynı öğreti vardır; gittikleri her yere bu öğretiyi taşıdılar. Derg,ahımızın öğretisi de bunun üzerine kuruludur: Hacı Bekir Baba, Hacı Ali Haydar Efendi, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi, Şeyh Efendi Hazretleri — hepsinde özünde dört kapı kırk makam vardır.
Bu öğreti nasıl oluştu?
Bu öğreti dışarıdan alınmış değil; Kur’an ve sünnetin süzgecinden geçirilmiştir. Bir sufinin ve dervişin nasıl olması gerektiğini ortaya koyar. Herkes bu öğretiye uyar ve tabi olursa hem kendi nefsini kurtarır hem de öğrettiği insanların kurtuluşuna vesile olur inşallah.
Takvanın zirve noktası neye ulaşmaktır?
Takvanın zirve noktası ihsan mertebesine ulaşmaktır: Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmek, O’nun her an seni gördüğünü hissederek yaşamak.
İhsan mertebesinde yaşayan kimse neye uymaz?
Bu hâl üzerinde yaşayan kimse heva ve hevese uymaz, nefsin emmâresinin kulu olmaz, şeytanın vesvesesine düşmez.
Neden bazı sufilerin aklı nakilden aşağı tutması aklı öldürmek değildir?
Çünkü inanç söz konusuysa nakil öndedir. Akıl önde değildir. Akıl nakli anlamak için vardır. Akıl nakli yaşamak için vardır. Akıl nakli analiz etmek için vardır. Akıl nakilden içtihat çıkarmak için vardır. Akılsız içtihat içtihat değildir.
Sufi birinin kalbi nasıl bir durumdadır?
Bu bir sufinin kalbi alem-i halkta durduğu müddetçe her an ayağa kayar. O yüzden halifelerin de ayağı kaymıştır. O yüzden de nakibaların da ayağı kaymıştır. O yüzden de nakiplerin de ayağı kaymıştır. O yüzden zakirlerin de ayağı kaymıştır.
Sufi birinin imanı tam mıdır?
Bu onun imanının imanının tam manasıyla kemale ermediğini gösterir.
Tasavvufun temel prensibi nedir?
Sufiler hak ve hakikat kimden gelirse gelsin alırlar kabul ederler. Bu kimden gelirse gelsin ister şeyh ol, ister alim ol, ister nakip ol, mükabba ol, halife ol, ister havada uç, ister denizin üzerinde yürü, istersen denizin dibine dal, denizin dibinde oksijensiz yürü, hangi kerameti gösterirsen göster.
Avam o vakti gözetler mi?
Sufi vaktin çocuğudur. Avam o vakti gözetler. Sufi öyle bir kalp haline gelir. Sufi öyle bir kalp haline gelir, vakit ona tabi olur Hakkında O yüzden zaman içerisinde zaman olur. Hal içerisinde hal olur. Perde içerisinde perde olur. Hayret içerisinde hayret. hakikat içinde hakiklet marifet içerisinde marifet olur. Onun ne zaman kaydı vardır, ne kelam kaydı vardır, ne de kalem kaydı vardır.
Hal, bir dervişin ya da Sûfî adayının içsel yolculuğunda nasıl bir rol oynar?
Normalde bu dervişlikte. Sûfî için o kimsenin iç mekanizmasının farklı çalışmasından kaynaklanır bunun için. Normalde hani o. Sûfî adayının o içsel yolculuğunun başlaması yolculuğunun yürütmesi lazım bu gördüğümüz zahiri hal. Az önce benim dediğim içsel manevi siz burada otururken veya ben burada otururken. Ben normalde bu beyitleri okurken eğer herhangi bir manevi ayrıyeten ayrı bir perdede görüyorsam onu. Bu da geçici bir hal, ama o normalde aklını reddettiği aklın bu işin içerisinde çıkmakta.
Bir kimse methedilirse ve methedilmesinin sonucunda kendi nefsini önüne koymazsa ne olur?
Firavunla ştı alçak gönüllü hor hakir ol ululuk taslama nefis meth edilmekten alkışlanmak hoşlanıyor e meth edile met edile alkışlanan o kimse bir müddet sonra kendini. Çok yükseklerde görüyor. Ve firavunla şı. Şeytan da meth edilmekten gitti. Cenâb-ı. Hak şeytana vazife verdi. Dedi ki dünya üzerindeki cinliler kendi kavmi. Şeytan da kendisi cinni şeytana dedi ki. Cenâb-ı. Hak bir. Ordu oluştur bu orduyla yeryüzünde dünyadaki cinliler dünyadan kov dedi şeytana şeytan kendi kavmiyle bir. Ordu kurdu, ve kurduğu bu orduyla dünyadaki cinni taifesi dünyadan sürdü uzun savaşlardan sonra dünyada cinni taifesinin yeri yurdu kalmadı. Hepsini yerle. Yeksan etti dünyadan sürdü kendi avanesi şeytanı methetti şeytanı önde gördü. O büyük. O büyük ilim sahibi muhteşem bir varlık.
Methedilmek ne anlama gelir?
Methedilmek, bir kimse tarafından övülmek, onunla ilgili alkışlanmak, onunla ilgili övülmek demektir. Bu durum, o kişiyi adaletten, etten, doğruyu görmekten, hak ve hakîkati görmekten uzaklaştırır.
Asma metaforu ne anlama gelir?
Hazreti Pir Allahu alem buradaki asmayı insana benzetmiş. İnsanın potansiyeli, insanın yapabilirleri yapamaması. O yüzden eee asmayı şimdi tabii eee genel olarak insanlar şehirlerde büyüyorlar. Ancak köyde veya tarlası olanlar asmayı bilir.
Perdesini bulabilmek yakalayabilmek o haliyle hallenmek için yapar mı?
Ey ona perdeliysen her şeye perdelisin bunu unutma ona perdeliysen her şeye. CQ Sen sevgiliyle bağını koparan her ne var ise onlarla b… Hakkında perdelisin onunla aran bozuksa her şeyle, ve herkesle aran bozuktur onunla aran iyi ise her şeyle, ve herkesle aran iyi olur onunla aran iyi değilse hiçbir şeyle, ve hiç kimseyle aran iyi olmaz sufileri bu konuda vahşi görür insanlar. Sufi o ayrılık perdesinin acısına kaptırırsa kendini hiçbir şeyle ilgilenmez her şeyle bağını. Keser sebep tekrar o cemalleşme. Perdesini bulabilmek yakalayabilmek o haliyle hallenmek için yapar.
Hazreti Pirin dediği gibi bir can bağışlarsan ne olur?
Sen ona bir can bağışlarsan o sana binlerce can bağışlar. Yani sen ölmeden önce ölünü sırrına erişirsen ona bir can bağışlarsan her şeyinle ona yönelirsen Hazreti Pirin dediği gibi o sana binlerce can bağışlar.
Ne zaman hakîkat perdesi açıldı sende?
Sen o zaman uyandın. Yani deri oldun. Bekaya ulaştın. Cenabı Hak yeniden seni öyle etti. Sen onun elinde alet gibi oldun. Artık el, kol, dil, dudak senin değil. Onun sıfatlarında ölüsün. Onun sıfatlarında ölüsün. Dil de senin değil. Dudak da senin değil. Göz de senin değil. El de senin değil. Kendi kendine benim deme. Bekaya ulaştıysan. Ama yok ölmeden önce ölünün sırrına ulaşmadıysa Hazreti Perin dediği gibi habercinin hani haberlerin sahibinden haberi yok.
Kendi acziyetini gören, asıl aciz olmayanı tanır konusunda tasavvuf perspektifi nedir?
Kendi acziyetini gören, asıl aciz olmayanı tanır. Biraz böyle vahde-i vücut kokuyor burası. Burada hani Arabi ekolünden vahde-i vücut kokusu var burada. Çünkü varlığım mahvolunca, ancak onu görürüm. Başkasını değil. Bu artık fenadan bekaya geçiş. Fenada kendisinin yok olduğunu gördü. Kendisini hiçleştirdi. Fenada yok oldu. Her daim nereye bakarsa baksın onda fena oldu. Kendisini görmedi. Kendisinden geçti. Yani bir gören var, bir de görülen var. Artık beka halinde dedi ki varlığı mahvoldu. Yani hiçliğe ulaştı.
Kendi acziyetini gören, asıl aciz olmayanı tanır konusunda cemalullah nedir?
Cemalullah’ta beka bulmak. Cemalullah’ta fena oldu. Her yerde onu gördü. Ardından Cemalullah’ta bekaya ulaştı. Bekaya ulaşınca artık kendi varlığından geçti. Artık kendisini de görmüyor. Kendisini görmeyince sadece onu görüyor. Bu Muhyiddin İbn Arabi Hazretlerinin eee kendisi vahde-i vücut demez. Onun söylediği sözden daha ileri bir sözdür. Artık varlığı mahvoldu. Ancak onu görüyor. Başka bir şey görmüyor.
Kendi acziyetini gören, asıl aciz olmayanı tanır konusunda ihsan nedir?
İhsan neydi? Görüyormuşçasına yaşamaktı. O ihsana ulaştı. Allahu alem. O yüzden artık ona ondan daha yakın olan var. Biz insana şah damarından daha yakınız. Ondan ona geçti. O hale ulaştı. Varlığı mahvoldu. Varlığın mahvolması demek hiçliği yakaladı. Her şey, çünkü helak olacak. Her şey yalnız Allah baki kalacak. Bunu o kimse dünya hayatında yaşayacak.
Kendi acziyetini gören, asıl aciz olmayanı tanır konusunda süluk sonu nedir?
Bu seyri süluk sonu. Eğitimi bitti. Bundan sonra devam edecek mi? Ama onun eğitimi bitti. Burada artık yürüyüşü onunla, duyuşu onunla, konuşması onunla, görmesi onunla, fikretmesi onunla, zikretmesi onunla, şükretmesi onunla, hamdetmesi onunla, her şey artık onunla. Kendi cüzzi iradesini oraya bağladı, ve idrak etti. Göklerin, ve yerin nuru Allah’tır. İdrak etti. Artık asıl sevilmesi gereken o idrak etti. Her şeyi kudret, ve kuvveti altında tutan o. Ve dedi ki azziyet halinde ben bir hiçim, ben bir yokum dedi. O yüzden o kimse artık eee Cenabı Hakk’ın sıfatlarının tecelligahı oldu, ayna oldu.
Fena halini yaşayınca insanın manevi halini nasıl tanımlar?
O zaman o hali yaşayınca o güne kadar geçen ömrünü yele vermişim dedi. Bu tarîkat hayatı da dahil buna. Bir kimse o hal ile hallenince, fena halini yaşayınca isterse üstadında yaşasın, üstadında fena hali yaşasa o güne kadar olan tarîkat hayatını hayattan saymaz. Der ki, "Ben bugüne kadar çelik çomak oynamışım. Dervişmiş gibi davranmışım. Seviyormuş gibi görünmüşüm." Bu öyle değilmişler. Üstatta fena olsa bir çıt üstü.
Fena halini yaşayınca insanın üstadı nasıl değerlendirilir?
Sonra üstat onu der ki Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem’e hazretlerine gözünü dikeceksin. Her halinde sünnet-i seniye tabi olacaksın. Her halinde, her adımında, her sözünde bu sefer o Peygamber de fani olacak. O Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellemde fani olunca bu ne demek? Bunun en başlangıcı baktığı yerde Hazreti Peygamberimizi görecek. Sallallâhu aleyhi, ve sellem’i. "Ben yanlış mı görüyorum diyecek. Bir daha bakacak başka yere. Orada da görüyor. Dağa bakacak. Komsle da Hazreti Peygamber efendimizin suretinde olacak. Ulu dağ üzerine geliyormuş gibi zannedecek.
Fena halini yaşayınca insanın manevi halleri nasıl açıklanır?
Han diyecek ben karıştırıyor muyum acaba? Yukarı çıkacak güneşe. Güneşin rengi solacak. Güneş Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem hazretlerinin suretine bürünecek. Göğe bakacak. Gökte kocaman Hazreti Peygamber sureti. Bakın bunları kitaplarda okumanız mümkün değil. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem hazretlerinde fena olanların yaşadığı haller bardağın içerisinde dahi onu görecek içemeyecek suyu. O zaman o kimse diyecek ki, "Bugüne kadar yaşadığım tarîkat hayatı tarîkat hayatı değilmiş. Hatta öyle olur başlangıcı. Bir şeyhi olur, bir Hazreti Peygamber olur. Şeyhin mürşitliği o zaman belli olur. Geri kalan kumda oynasın.
Fena halini yaşayınca insanın üstadı nasıl bir rol oynar?
Bir an Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem olur. Bir an üstadı olur. Anlar ki o perdede Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem hazretleri üstat olur noktası hiç bitmez. Dervişte fena fillahta da olur, beka billah’ta da olur. Üstat delildir. Manevi olarak üstat manevi delildir. O kimsenin o yaşadığı hallerinin şeytani olmadığına delildir. O yüzden Geylani Hazretleri üstadı olmayanın, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır demiş. Hadisçiler bunu zayıf hadis demişler. İşte bu illa kabul etmezler ya bu tip şeyleri. Yani kabul etmeyecek onu. Hadisçiler bunu zayıf hadis olarak söylerler.
Burada hani câizdir midir, değil midir?
Şimdi sufilerde yanlış anlaşılan nokta şu. Bu tip insanlar, bu dünyalık düşünenler bu işte hile varmış, bu işte hurda varmış, burada bir sıkıntı varmış. Bunlara bakmaksızın komple dünyayı mamûr etmenin üzerine veyahut da, mesela o kimse dünyayı yönetmeye çalışıyor. Bütün dünyayı köleleştirmeye çalışıyor veya bütün ülkesini köleleştirmeye çalışıyor veya bütün ülkesini bir yerlere peşkeşmeye çalışıyor.
Pîr diyor ki gaflet bu alemin direği hükmündedir?
Sebep, çünkü bu gaflete düşen insanlar olmamış olsa normalde olarak ne? Dünyayı mamûr edecek hiç kimse yok. Bir kısım sufiler bu bazı şeyleri eksik anlıyorlar, ve ben sûfîlik hayatımda bunlarla karşılaştım. Bir kısmı da dünyayla bağlarını kesmişler. Dilencilik yapıyorlar veya bir kısmı dînî dilenmek olarak algılamış veya sufiliği dervişlîk dilenmek olarak algılamış.
Sûfî ki hakîkat arayışı hakîkata teslim olma mıdır?
Sûfî ki hakîkat arayışı hakîkata teslim olma, ve hakîkat yolunda yürüme bütün kaygılarını insanın arkaya attırır, çünkü sûfîlik öğretisinde anı yaşamak vardır Sen daha da ileri ahiret kaygısını bile atmak zorundasındır bırak dünyayı gelecek ahiret kaygısını dahi atmak zorundasındır Sen, çünkü öğreti senden ahiret kaygısını da alır ahiret kaygısında alır, çünkü gelecek en önemli şey bir dünyevi gelecek var Bir de uhrevi gelecek var dünyevi gelecek ne işte zekat vereceksin elin titrer zekat vereceğin zaman kaybedeceğim diye düşünürsün sadaka vereceksin kaybedeceğim diye düşünürsün hele böyle benim gibi zorluklardan gelen birkaç iflas geçiren bir kimsenin bu iflas etme kaygısı nı yenmek en zor kaygıdır o çünü ki hani iflas etti eksiği gördü eş dost bıraktı herkes onu terk etti bu kaygıyı yaşayan bunu yaşayan bir kimse yeniden onu yaşamamak için böyle kendisini çok disipline eder disiplini normaldir, ama kaygıya girerse iş bu sefer o kimse harcamak mecburiyetinde olduğu şeylere de harcamak istemez zekat farz tereddüt eder.
Sufiler genelde eski sufiler yol anlatmazlar mı?
Sufiler genelde eski sufiler yol anlatmazlar din anlatırlar, çünkü o yolu anlatmak insanın kendisine ait bir şeydir
Neden sûfîlik yolunu anlatmak doğru bir metot değil?
Bir sûfî bağlı bulunduğu Yolu, ve bağlı bulunduğu üstadını Peygamberi bir metotla halka karşı en iyi şekilde nasıl anlatır Evet bu şimdi sûfîlik denilince şahsın kişin kişiye özel bir yol oluyor öyle olunca Normalde Eee yolu kabullenen Olur kabullenmeyen olur Herkesin kendince böyle bir bir anlayışı bir idrakı vardır
Hazreti Mevlânâ’nın meslevesinde dinleme ne kadar önemlidir?
Hazreti Mevlânâ’nın meslevesinde dinleme, özellikle sema ve zikir gibi uygulamalarda temel bir öneme sahiptir. Dinleme, erdenli olmayı, kemale ermek ve insan olmanın mutluluğuna erişmeyi sağlar. Dinlemeyen kişi, anlayamaz, göremez ve bilemezler. Bu nedenle, sema ve zikir gibi uygulamalarda dinleme, hem bireysel hem de toplumsal anlamda büyük bir önem taşır.
Mevlânâ’nın Allah’a olan sevgisi neden onu diğerlerinden ayırt eder?
Hazreti Mevlânâ Allah’a öyle bir aşık, öyle bir sevgiliydi ki ölümünden yedi yüz kırk altı sene sonra burada onun ölümünü anıyoruz. Siz hiç ölüm andınız mı? Sevdiğiniz ölse yedisinde yas tutarsınız. Kırkında yas tutarsınız. Elli ikisinde pilav dağıtırsınız. Ağlarsınız, üzülürsünüz. Ama Hazret, Mevlânâ’yı kutluyorsunuz. bizi diğerlerinden ayıran Mevlânâ’yı, Yunus’u, Hacı Bektaş’ı, Anadolu’yu ve Anadolu kültürünü ayıran, Erenler kültürü dediğimiz oradaki Balkanlar’da bulunan bütün çiçekleri buraya getiren sevgi bu.
Mevlânâ’nın Şeb-i Arûs törenlerine ne anlama gelir?
Hazreti Mevlânâ’nın şebe aruzu da bu anlama gelir. O yüzden hepiniz Tasavvuf Vakfımızın ve Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi Tasavvuf Topluluğunun düzenlemiş olduğu sekizinci uluslararası şebe arus törenlerine hoş geldiniz.