Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Tasavvuf(5877) — Sayfa 57/60
Hediyeleşme ne şekilde olmalıdır?
Ama bu hediyeleşme ler belli bir ölçü dairesinde belli adafe. Erkan dairesinde. O yüzden. Normalde bu hediyeleşme. Ada bu ve. Erkan’ın dışında olmam.
Kaynak: M Sufi adabında hediyeleşmek.
Seyr-i sülûk ve idraksiz zikrin sınırı nedir?
Seyr-i sülûk olmaksızın bu hakîkatlerin idrak edilmesi güçtür. Zikir yapılır, sevap kazanılır; fakat ‘la ilahe illallah’ denildiğinde içindeki putların farkına varılmaz. Halbuki idrak açılınca ‘la’ deyişi içteki her putu yıkar — ve bu putsuzluk önce insanı zorlar, alışılmış destekler ortadan kalkar.
Kaynak: Zikrettiğimiz Allah’ı idrak edebilmek sevmekle, teslimiyetle ve seyr-i sülukla m
Sufilere Nasihat VE Edeb nedir?
Sûfî terbiyesinde sohbet, ve zikir esnâsında sessizlik esastır. Bir kimse sohbet dinlemeye geldiyse, yanındakiyle konuşmaması gerekir. Bu, sûfîliğin temel edeplerindendir. Kur’ân-ı Kerîm okunurken dinlemek farzdır; bir konuşmacı konuşurken de onu dinlemek edep îcâbıdır.
Kaynak: Sufilere Nasihat VE Edeb
Şeyh Efendi’nin Huzûrunda Edep: Bir Hâtıra nedir?
Şeyhimiz zamânında şeyhin huzûrunda bir harf bile çıkarmak edebe mugāyir sayılırdı. Konuşamazsınız; şeyh size bir soru sorarsa, sâdece o soruyla alâkalı cevap verirsiniz. Yanınızdakiyle konuşamazsınız, "Bana çay getir" bile diyemezsiniz. Hizmet edenler bile ses çıkarmazlardı; bu, edebe mugāyirdir.
Kaynak: Sufilere Nasihat VE Edeb
Şeyh ile görüşme adabı nedir?
Şeyh oturuyor diyelim; ona gelecek bir kimse boynunu büktü, bir adım attı, sol ayağını baş parmağının altına getirdi. Bir adım daha, bir adım daha… Eğildi, elini öpmek için. Sıran geldi, görüşeceksin. İsterse Şeyh Efendi yerde oturuyordur; sen mesâfeni ayarla, üç adımda gel. Sonra sağ dizini çök, elini öpeceksen öp.
Kaynak: Şeyh ile görüşme adabı
Şeyhe üç adımla varılır mı?
Şeyhe üç adımla varılır; dergâhta, tekkede, sohbet yerinde. Şeyhten başka hiç kimseye üç adım yapılmaz; halîfeye de yapılmaz. Üç adım ne zaman? Şeyh olduğu zamân; o zamân üç adımı hak eder.
Kaynak: Şeyh ile görüşme adabı
Görüşme esnasında edep nasıl korunur?
"Otur" dedi, oturdun. Hemen ayağını aldın altına, oturdun. Öbür türlü sadece sol dizin kalkık, sağ dizin çökük. Görüşeceksen oturdun; bir şey soracaksan sordun. Ama dikkat edilmesi gereken husus, şeyhin huzûrunda edebi muhâfaza etmektir.
Kaynak: Şeyh ile görüşme adabı
Makam ehlinin yaşadığı manevi haller nedir?
Makam sahiplerinin kendilerine göre kendi dairelerinde özellikleri vardır, mesela huzur vardır o huzur ehli olmuştur huzur ehli olunca. O Allah’ın varlığı, ve birliğini derinlemesine hisseder, ve bilir bu onda. Derin esine uçsuz bucaksız bir huzur oluşturur. Hani. Allah var. Gam yok derler ya evet. Allah’ın varlığı onda derin bir huzur onda derin bir iman oluşturur ve. Bu makam sahiplerinde veç hali vardır, ve veç hali nedir o kimse her daim manevi olarak coşkulu dur her daim manevy olarak heyecan, ve sevinç içindedir iç dünyasında o iç dünyasında onun coşkusu heyecanı, ve sevinci hiç bitmez o kendi iç dünyasındaki coşkusunu heyecanını sevincini normal bir kimse kaldıramaz dışarı aks ettir zaman hani çatlaktan su kaçırır. Çatlak su kaçırır ya. Testinin içinde ne.
Makam ehlinin manevi hallerinde ne tür bir huzur vardır?
İç dünyada öyle bir dinginlik öyle bir sükunet öyle bir iç huzur vardır ki oraya atsan kendini cennete girdim zannedersin, ama o dışarıdaki raftingi yaşayacaksın ki iç dünyaya girebilsin o raftinge. Dayan an o iç dünyaya iç huzura erişemez. O yüzden sufinin dışı heyecan sevinç. Patara küt paldır küldür dür. Örneğin, ama iç dünyası müthiş bir dinginlik müthiş bir huzur müthiş bir teslimiyet müthiş bir sükunet vardır makam onu o noktada tutar, ama böyle yukarı çıktığında kafanı kaldırdığında hangi dalganın seni çarpacağı belli değildir, ve o raftingi.
Makam ehlinin manevi hallerindeki coşku ve heyecan nasıl açıklanır?
Bu makam sahiplerinde o iç dinginlik, ve huzur, ve yukarıdaki coşku, ve heyecan. Allah’a karşı hem derin bir sevgi hem de muhteşem bir aşıklı tecelliyatı dır derin bir sevgi derin bir. Sevgi alttaki sükunet aşıklık hali ise üstteki heyecandır veç halidir. Çünkü aşıklık bir kararda kalmaz aşıklık bir perdede. Durmaz aşıklık bir noktada da durmaz aşıklık her dem her an veç halinde. Sevinç halinde. Coşku halindedir. O yüzden. Sevinç halinde veç.
Makam ehlinin manevi hallerindeki sevgi ve aşk nasıl ifade edilir?
Onda ayrı bir derinlik ayrı. Bir sükunet verir makam sahiplerinin hayreti de bitmez bunlara bağlı olunca bunlara bağlı olunca o kimse. Allah’ın zati tecelliler de. Allah’ın sıfatsız o. Hep hayret noktasındadır hayretten hayrete hayretten hayrete geçer ki. Bu makam ehlinin halidir. Bu makam ehlinin halidir, ve o hayretten hayrete geçerken de o. Hem. Aşkın debdebesi hem de sevginin sükuneti onu bir merkezde tutar. Çünkü. Aşkın debdebesi kapılır giderse hiç kimseye faydalı olmaz bakın dikkat edin hiç kimseye faydalı olmaz ortalık kırılır dökülür yan yatar çamura batar onu bu manada e revize eden öyle diyeyim onun sevgisi. Onun dinginliği bir o aşkın debdebesi aşkın vuruşunu orası tolere eder.
Makam ehlinin manevi hallerindeki sevgi ve aşkın etkisi nedir?
O esnada idraki çalışır. Çalışmaz o ayrı meseledir.
Hal nedir?
Hal manevi manada bir dervişin kendi iç dünyasında manevi derinleşmesine sebep olur bu sufiler için bu manada bu, ama illaki zikrullah’a görülen hal değil sûfîlik açısından yaşamış olduğu her hal. Burası da dah bu sohbet de dahil. Zikrullah da dahil namaz dahil buna ibadetler dahil bunların hepsinde. Sufi aslında kendi iç dünyasında derinlemesine. Duygu derinlemesine deneyim, ve bunun sonucunda derinlemesine bir tecrübe yaşa. Çünkü sûfîlik yolunda tecrübe çok önemlidir. Çünkü tecrübe o kimsenin o şahsın birebir haldir bakın birebir yaşadığı bir haldir o tecrübeyi yaşayacak ki o kimse o derinleşmeyen eğer ki o tecrübeyi yaşamazsa onda o derinlik oluşmaz onda o. Tabiri caizse böyle içsellik oluşmaz onun iç yürüyüşü oluşmaz o kimsede o hali derinlemesine yaşamalı sohbet dinliyorsa o kimse.
Hak bir makam ona verir mi?
Hakk’ın ona lütfettiği manevi seviyelerdeki. Allah’ın ludur gayret gerekmez diye düşünmeyin bu sufinin gayretiyle alakalıdır bu daimdir istikrarlı bir gayrettir ve. Cenâb-ı. Hak onun o küçük gayretine. Cenâb-ı. Hak bir makam ona verir. Bu makam genel olarak onda. Hani genel olarak kalıcıdır, ama zaman o. Sufi o makamdan düşebilir, ve verilen makam ondan alınabilinir de bir tek burada altını çizmek gerekir peygamberlik bir makamdır peygamberlerin makamlarında düşme olmaz geri de alınmaz şimdi manevi olarak bir. Üstat bir. Şeyh bir başka yetiştirdiği kimseye veya bir başka bir kimseye bu şeyhti diye. Ilan ettiğinde onun şeyhliği de alamaz geriye. Çünkü o makamı ona verdi makamı geri verdi. Ondan geri alamaz zakirlik verdi alır. Nakip verdi alır nbbal verdi alır halifelik verdi alır geriye hata işledin. O yüzden halifelikten azz ettim seni der. Nakip azz ettim der zakirlik azz ettim seni der çavuşluktan azz ettim seni der. Ama bir kimseye şeyhsinan edin dediği anda onun. Şeyhli geri alamaz bitmiştir mesele onun şehrini alacak olan yaşayanların içerisinde hiç kimse yoktur artık manevi olarak. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem. Hazretleri onun vazifesini alabilir örnek, ama yaşayan bir. Şeyh senin şehrini aldım diyemez makam bu mana. Ne oldu kalıcı oldu, mesela o kapıyı aralıyorum. Ben bir peygamberlik gibi anlaşılmasın diye, yoksa bir kimse manevi olarak. Onun şeyhliği. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem. Hazretleri tasdiki isse açıkladı. İsa. O da geri almaz alamaz değil geri almaz makamdır. Çünkü bakın. Burası önemli makamdır. Hz. Pir. Geylan. Hazretleri makamdır. Pir makamıdır kalıcıdır geçici değildir hal neydi geçiciydi makam neydi kalıcıydı bu.
Makam nedir?
Makam sufiler için manevi yolculukta elde ettiği manevi seviyelerdeki. Allah’ın ona lütfettiği manevi seviyelerdeki. Allah’ın ludur gayret gerekmez diye düşünmeyin bu sufinin gayretiyle alakalıdır bu daimdir istikrarlı bir gayrettir ve. Cenâb-ı. Hak onun o küçük gayretine. Cenâb-ı. Hak bir makam ona verir. Bu makam genel olarak onda. Hani genel olarak kalıcıdır, ama zaman o. Sufi o makamdan düşebilir, ve verilen makam ondan alınabilinir de bir tek burada altını çizmek gerekir peygamberlik bir makamdır peygamberlerin makamlarında düşme olmaz geri de alınmaz şimdi manevi olarak bir. Üstat bir. Şeyh bir başka yetiştirdiği kimseye veya bir başka bir kimseye bu şeyhti diye. Ilan ettiğinde onun şeyhliği de alamaz geriye. Çünkü o makamı ona verdi makamı geri verdi. Ondan geri alamaz zakirlik verdi alır. Nakip verdi alır nbbal verdi alır halifelik verdi alır geriye hata işledin. O yüzden halifelikten azz ettim seni der. Nakip azz ettim der zakirlik azz ettim seni der çavuşluktan azz ettim seni der. Ama bir kimseye şeyhsinan edin dediği anda onun. Şeyhli geri alamaz bitmiştir mesele onun şehrini alacak olan yaşayanların içerisinde hiç kimse yoktur artık manevi olarak. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem. Hazretleri onun vazifesini alabilir örnek, ama yaşayan bir. Şeyh senin şehrini aldım diyemez makam bu mana. Ne oldu kalıcı oldu, mesela o kapıyı aralıyorum. Ben bir peygamberlik gibi anlaşılmasın diye, yoksa bir kimse manevi olarak. Onun şeyhliği. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem. Hazretleri tasdiki isse açıkladı. İsa. O da geri almaz alamaz değil geri almaz makamdır. Çünkü bakın. Burası önemli makamdır. Hz. Pir. Geylan. Hazretleri makamdır. Pir makamıdır kalıcıdır geçici değildir hal neydi geçiciydi makam neydi kalıcıydı bu.
Hal ve makam arasındaki fark nedir?
Halle makam arasında çok ince bir perde vardır. Çok ince bir perde bazen. Sufi hle makamı bazen karıştırabilir de o incecik perde olduğundan. O yüzden hatta zaman bir kısım. Sufi eserlerde hal, ve makam sanki aynıymış gibi anlatılır makama erişti filan hani. İşte bu hali yaşadı bu hal işte makamı ona eriştir gibi sözler terimler duyabilir o kimse, ama yine ben. Altını çiziyorum. Hal geçicidir sufinin manevi yolculuğunda anlık. Yaşar bunları. Sonra bunlar kaybolabilir değişebilir tekrar yaşaması zordur. Ama tekrar geri gelebilir. Bunların hepsi de mümkündür halde, ama makam öyle değildir makamlar sufiler için manevi yolculukta elde ettiği manevi seviyelerdeki. Allah’ın ona lütfettiği manevi seviyelerdeki. Allah’ın ludur gayret gerekmez diye düşünmeyin bu sufinin gayretiyle alakalıdır bu daimdir istikrarlı bir gayrettir ve. Cenâb-ı. Hak onun o küçük gayretine. Cenâb-ı. Hak bir makam ona verir. Bu makam genel olarak onda. Hani genel olarak kalıcıdır, ama zaman o. Sufi o makamdan düşebilir, ve verilen makam ondan alınabilinir de bir tek burada altını çizmek gerekir peygamberlik bir makamdır peygamberlerin makamlarında düşme olmaz geri de alınmaz şimdi manevi olarak bir. Üstat bir. Şeyh bir başka yetiştirdiği kimseye veya bir başka bir kimseye bu şeyhti diye. Ilan ettiğinde onun şeyhliği de alamaz geriye. Çünkü o makamı ona verdi makamı geri verdi. Ondan geri alamaz zakirlik verdi alır. Nakip verdi alır nbbal verdi alır halifelik verdi alır geriye hata işledin. O yüzden halifelikten azz ettim seni der. Nakip azz ettim der zakirlik azz ettim seni der çavuşluktan azz ettim seni der. Ama bir kimseye şeyhsinan edin dediği anda onun. Şeyhli geri alamaz bitmiştir mesele onun şehrini alacak olan yaşayanların içerisinde hiç kimse yoktur artık manevi olarak. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem. Hazretleri onun vazifesini alabilir örnek, ama yaşayan bir. Şeyh senin şehrini aldım diyemez makam bu mana. Ne oldu kalıcı oldu, mesela o kapıyı aralıyorum. Ben bir peygamberlik gibi anlaşılmasın diye, yoksa bir kimse manevi olarak. Onun şeyhliği. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem. Hazretleri tasdiki isse açıkladı. İsa. O da geri almaz alamaz değil geri almaz makamdır. Çünkü bakın. Burası önemli makamdır. Hz. Pir. Geylan. Hazretleri makamdır. Pir makamıdır kalıcıdır geçici değildir hal neydi geçiciydi makam neydi kalıcıydı bu.
Sûfî, yaşadığı zâhirî, ve bâtınî hâllerin hepsini Allah’ın birer lütfu noktasında görmeli midir?
Sûfî, yaşadığı zâhirî, ve bâtınî hâllerin hepsini Allah’ın birer lütfu noktasında görmelidir. Hayır da şer de O’ndandır; her ikisinde de hikmet aramak mü’minin şiârıdır.
Kaynak: Yaşadığımız zahiri ve batıni hallerin hepsi de Allah’ın birer lütfudur
Neden dert gelince, hastalık uğrayınca, darlık, ve sıkıntı gelince ‘Allah lütfetti’ denmiyor?
Bir nimet elden gidince neden ‘Bu da Allah’tandır’ denmiyor?
Kaynak: Yaşadığımız zahiri ve batıni hallerin hepsi de Allah’ın birer lütfudur
Ebûbekir radıyallâhu anh ‘beni yak, onları koru’ diye niyâz etmiştir; Muhyiddin İbn Arabî hazretlerinin bu yüksek hâllere dair sözleri mevcut mudur?
Büyük Zatların Sözlerini Taklit Etmek Gerçek Dua: Kendi Duana İnan Kaynaklar Büyük Zatların Sözlerini Taklit Etmek Hz. Hallâc-ı Mansûr ‘ene’l-hak’ demiştir; Hz. Ebûbekir radıyallâhu anh ‘beni yak, onları koru’ diye niyâz etmiştir; Muhyiddin İbn Arabî hazretlerinin bu yüksek hâllere dair sözleri mevcuttur. Bu sözleri kendi hâllerine atfeden kimseler, taklitçilik yapmaktadır — papağancılıktır. Bu sözler, ancak o hâli bizzat yaşayan için doğrudur. ‘Ene’l-hak’ hâline ulaşmadan ‘ene’lhak’ demek yalanlaşmaktan başka bir şey değildir. Hz. Ebûbekir’in hâline gelmeden o niyâzı söylemek de aynı şekilde boştur. Kendi sözü, kendi hâli, kendi durumu olmadan söylenen büyük laflar, sahibine fayda değil zarar verir.
Kaynak: Büyüklerin haliyle hallenmedikçe onların sözlerini söylemek yalancılıktan başka
Kendi duana inanmayan bir kimse, kendi dua ettiği şeyin gerçekleşeceğinden şüphe ediyor demek midir?
Bir kimse kardeşleri için zikrullah yaparken ‘Ya Rabbi, hepsini affet, beni yak’ diye dua ederse — bu duanın tecelli edeceğine bizzat inanması gerekir. Kendi duana inanmayan bir kimse, kendi dua ettiği şeyin gerçekleşeceğinden şüphe ediyor demektir. Dua önce samimiyetle kalbe oturmalıdır.
Kaynak: Büyüklerin haliyle hallenmedikçe onların sözlerini söylemek yalancılıktan başka
Hazreti Mevlana’nın gördüğü manevi hal nedir?
Hz. Mevlânâ (kuddise sırruh) bir gün mânâ perdesinde bir zât-ı şerîfi görüyor. Bakıyor ki o zât-ı şerîfin zikri "Yâ Rabbî" diyedir. O devamlı "Yâ Rabbî, Yâ Rabbî, Yâ Rabbî" derken, Cenâb-ı Hak da ona cevap vermektedir. Hz. Mevlânâ bunu görünce o da "Yâ Rabbî" demeye başlıyor.
Şemseddîn-i Tebrîzî’nin Lebbeyk sesi nedir?
Hz. Mevlânâ "Yâ Rabbî" demeye başlayınca bir ses işitiyor. Bu ses, Şemseddîn-i Tebrîzî’nin (kuddise sırruh) sesidir. Şemseddîn-i Tebrîzî "Lebbeyk" demeye başlıyor. Hz. Mevlânâ "Yâ Rabbî" diyor, o "Lebbeyk" diyor; "Yâ Rabbî" diyor, "Lebbeyk" diyor.
Tecelliyâtın hakîkati: Vesîle ve Sebep nedir?
Burada kafanız karışmasın: Hz. Mevlânâ’nın her "Yâ Rabbî" deyişine, Şemseddîn-i Tebrîzî’nin üzerinden tecelliyât gelmiştir. Sakın burada "Şemseddîn-i Tebrîzî Allah oldu" diye düşünmeyin; öyle bir şey yoktur. O esnada Cenâb-ı Hak, Şemseddîn-i Tebrîzî’nin rûhâniyetini kendisine vesîle, ve sebep etti. Şeyhinin üzerinden ona "Lebbeyk" demeye başladı. Bu, tasavvufta şeyhin vesîle kılınmasının en güzel misâllerinden biridir.
Zâta yürümesi gereken kimse sıfatta kalırsa, aşk ona hicâb olmuş demek midir?
Sûfîlikte her hâl, ve makām, o kimseye perde olur; eğer orada takılıp kaldıysa ilerisini göremez, ileriye gidemez. Zâta yürümesi gereken kimse sıfatta kalırsa, aşk ona hicâb olmuş demektir. Âşık ayrı, mâşuk ayrı, aşk ayrı zanneder, ve kendi âşıklığını zirvede gördüğü için âşıklığı bile ona perde olur.
Kaynak: Sufilikte her hal ve makam perde olur orada takılıp kaldıysa
Sıfâtî aşkta kalanlar için de aşk onlara hicâb olmuştur; zâta yürümeleri gerekirken orada kalmışlardır?
Bir kimse bir hâlde veya makāmda takılıp kalıyorsa, nasîbi, ve istîdâdı o kadardır denir. Sıfâtî aşkta kalanlar için de aşk onlara hicâb olmuştur; zâta yürümeleri gerekirken orada kalmışlardır. Mühim olan, hiçbir hâli, makāmı, rüyâyı, hizmeti veya ihsânı gāye edinmemek; hepsini geçip asıl hedefe, Hakk’ın zâtına yürümektir.
Kaynak: Sufilikte her hal ve makam perde olur orada takılıp kaldıysa
Tasavvuf yolunun en büyük tehlikelerinden biri nedir?
Tasavvuf yolunun en büyük tehlikelerinden biri, titremediği hâlde titremeye çalışmaktır.
Kaynak: Görmediğin halde görüyormuş gibi yapma, halin olmadığı halde hal dervişiymişsin
Görmediğin halde görüyormuş gibi yapma ne anlama gelir?
Görmediğin hâlde görüyormuş gibi yapma; hâlin olmadığı hâlde, hâl sâhibiymişsin gibi tavır takınma.
Kaynak: Görmediğin halde görüyormuş gibi yapma, halin olmadığı halde hal dervişiymişsin
Keşf ehli olmanın ne demektedir?
Keşf ehli; kabirden haber alan, ağacın zikrini işiten, birine rabıta ettiğinde o kişinin kalbinin zikir yapıp yapmadığını anlayan, köşeden kimin çıkacağını haber veren, yağmurun yağacağını söyleyen, görmediği bir mekânı rabıtayla seyreden ve üstadın kendisini yerden izleyen kimsedir. Bunlar gerçek keşf halleridir.
Kaynak: Sufilik hal işidir. Kal işi değil. Ne lâzım! Manâ lazım
Hz Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem. Hazretlerinin bir prototipini görür mü?
Ben hiçbir zaman hiçbir zaman aynı Abdülkadir Geylani hazretleri prototipini görmezler burda. Dervişler önce ilk gördüklerinde. Aslında saplantı halinde yine bir hal görürlerse. Bir önceki hali. Tefekkür ederler, ve ilk önce. Hayaller ler bunu. Hayal. Burada da geçer hayalleme şudur. Hz Peygamber sallallahü, ve sellem. Hazretlerinin bir prototip de gördü. Bir dahaki derste tatlı gelir ona. Tatlı gelince zikrullahtan.
Hz Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem. Hazretlerinin bir halini nasıl görür?
Ama en son görmüş olduğu halde son görmüş olduğu resimde gelir bu aslında hal değildir. Bu bir önceki görmüş olduğu halim hayalidir. Sen neden bir. Bir önceki halde onun onu zatını suret olarak gördük halinde gördüm iyi bakın bunları bir kitaptan okumanız mümkün değil ha o rüya sında o sureti gördü, ama rüyasında, ama halinde herhangi bir sureti gördüyse gören görüleni akli olarak hafızaya aldı. Bakın bu da hal veya. Rüya hal veya. Rüya hayalden ibaret bu aslında bir resim gördü mü. Hayır, ama hal olarak bir suret gördü mü, evet o suret kendi içerisinde hak mı, evet, ama o suret. Hayal.
Hz Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem. Hazretlerinin hal ve hayalini nasıl anlatır?
Kalbine onun Abdülkadir Geylani hazretleri olduğuna dair ilham gelir o rüya görüyor rüyasında Abdülkadir Geylani. Hazretlerinin görüyor rüyasında onu görürken kalbine de ilham geliyor bu. Abdulkadir Geylani nedir. Bir kalbine o sıcaklık gelir o isim gelir. OHAL gelir kalbine ol düşersin. Rüyamda, ve uyandığında sen bunu hatırlarsın, ama bu öyle olduktan sonra o rüyada gördüğün rüyayı tekrar ne yapar. Kimisi şeyhine anlatır. Şehide rüyasında. O rüyayı tevil eder oy. Anılır yatakta kan ter içinde kalmış. Örneğin şimdi ya bu kendi içerisinde görmüş oldu o. Suretler halden hale o suretten surete geçti burada. E tabi her surete bürünürler dediğinde, evet surete bürünürler. Bir bakmışsın bir pirefendi çok büyük bir işte silah olmuş dünyada öyle bir silah yok bu, ve büyük bir. Savaş kurulmuş, ve o savaşta mübarek zâtlar değişik o güne kadar icat edilmemiş silah mekanizmaları olmuşlar bir bakmışsınız bir zatın birisi gezegen olmuş bir bakmışsınız bir zatın birisi. Yıldız olmuş bunlar böyle konuşuyorum. Böyle. Hadi kendine pay çıkarıyor gibi düşünmesin Allah bizi affetsin. O Allah’ın dostları velileri, ama yaşayan, ama vefat eden değişik. Varlık derecelerinde, ve değişik metafizik mana derecelerinde hallerinde değişik suretlerde görünürler her değişik suretlere bulunurlar. Hatta bir. Veli’nin bir. Veli’nin mi. Bu bir. Tamil olup olmadığı bu suretle yerden belli olur bir suret görür şeyhidir anında. Hz Peygamber. Efendimiz olur anında Cebrail. Aleyhisselâm olur anında tekrar. Şeyh olur bu anında Allah olur konuşur onunla şu anda. Azrail aleyhisselâm olur bu anında Cebrail. Aleyhisselâm olur anında. Mikail olur.
Sufilik nedir?
Bu sûfîlik hal işidir kardeşi. Değil sûfîlik hal işidir kal değil hele atmakla tutmakla olmuyor mu işte. Ne lazım mânâ lazım. Bunun için o kimsenin farzlara dikkat etmesi harâmlardan uzak durması nafileleri sımsıkı yapışmasını nafileleri yapışması kimsenin kalbini kırmaması güzel ahlâklı olması öyle eşine küfür et gel çocuğuna küfür et gel eşine haksızlık yap gel alışveriş haksızlık yap gel ona yalan söyle onu üçkağıt yap. Buna beş. Kağıt yap bu manada ehli değil bu mana ehli değil ne dedikodu yap. Kıymet yap iftira et. Her şeyi söyle mana ile değildir ardından keşke gelecek çünkü, ve ardından sır gelecek sır ne. Allah’a hakkalyakin noktasında yıkayın olma bir sır gene bakın. Esma’yı sıfatının tecelliyatı na. Aşina olmak. Cenâb-ı. Hak’kın sıfatların tecelliyatı na. Sûfîlik hal işidir; Kal işi değil. Hakkında.
Sufilik hal işidir; Kal işi değil. Bu ifade ne anlama gelir?
Sufilik hal işidir; Kal işi değil. Hakkında. Aşığı alma bu. Sırf o hiçbir şeye benzemez bunu anlatamazsın bile. Oo sana ait bir haldir, ve o sırdır, ve o her an değişkendir. Çünkü o da izafidir her an tenziye edersin herhalde tenzi baktığın için her daim. O da değişkendir bir. Cenâb-ı. Hak’kın efal, ve sıfatlarının tecelli ettiğini seyretmek hayrete düşmek ve. Hayrettin artması hakkel yakin noktasıdır. Bu da sırdır bırak, ama önce mana hallolmak. Sûfîlik hal işidir; Kal işi değil. Sohbeti.
Tövbe nedir ve nasıl kabul edilir?
Allah’ın önünde iki büklüm olma eğilme bu diyorsun ki ben günah işledim. Ben kulum sen de benim rabbimsin beni. Affeyle bu Allah’ın çok hoşuna gidiyor. Sen, çünkü onun. Rabbini yüceltmiş oluyorsun sen kendi kulluğunla da kendini alçaltmış oluyorsun bu Allah’ın çok hoşuna gidiyor ne yapıyor. Senin. Tövbeni kabul ediyor. Ey Peygamber. Hıdır ayet 49 ve 50 kullarıma. Benim son derece bağışlayıcı, ve merhametli olduğumu azabımın da gerçekten. Can yakıcı bir azap olduğunu söyler sen ey peygamberim. Ey. Nebi. Ey Muhammed. Sen kullarıma söyle. Ben son derece bağışlayacağım son derece merhametliyim sonu yok affının sonu yok affının son, yoksa o zaman biz tövbe etmek de mükellefiz, ama tövbe ederken böyle azap edici bir Allah’tan korkumuzdan dolayı değil Allah’ın. Merhametine lütfuna ikramına ihsanına güvenerekten dayanaraktan bir tövbe. Rabb’im inşallah bizi öyle tövbe edenler de neyle senin. Enam 54 ayetlerimize îmân edenler sana geldikleri zaman onlara şöyle de selam olsun size sizden. Bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra tövbe edip nefsini ıslah eden.
Kaynak: (NASİHAT⧸2) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti &; 18.05.2023
Üçüncü mertebe olan hassu’l-havâs mertebesindeki kişi nasıl davranmalıdır?
Üçüncü, ve en yüksek mertebe, hassu’l-havâs mertebesidir. Bu noktada kul artık vâsıtasız bir şekilde Allah ile beraberdir. Zikrullâh onun nefesi, ibâdet onun hayâtının tamamı olmuştur. Allah’ın ipine sarılmak, bu mertebede Allah’ın zâtına sarılmak mânâsına gelir.
Kaynak: (NASİHAT/5) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 08.06.2023
İmâm Gazâlî hazretleri İhyâ’sında anlatılan mertebe nedir?
İmâm Gazâlî hazretleri İhyâ’sında bu mertebeyi anlatırken, kulun Allah’tan gayrı her şeyden alâkasını keserek yalnız O’na yönelmesi gerektiğini ifâde eder. Bu noktada korku, ve ümit iç içedir; kul, hem Cenâb-ı Hakk’ın celâlinden haşyet duyar hem de cemâline olan aşkla yanıp tutuşur.
Kaynak: (NASİHAT/5) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 08.06.2023
Sufi kalbinin nasıl şekillendirilmesi gerekir?
Sufi kalbi haline getirsin ki o kalple Allah’a kurbiyet Allah’a yakınlık sağlayalım o kalpte dünya sevgisi dünyaya bağlılık olmasın.
Kaynak: (NASİHAT/8) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 28.09.2023
Sufi kalbinin özellikleri nelerdir?
Sufi kalbi parlattı kalbi tenvir etti kalbinin. Bağlarını kesti artık o fena haline ulaştı. Beka haliyle hallendi o Allah’ın hakkın kapısında perişan bir vaziyette boynu bükük durur, ama o iyilik meydanında koşuşturur durur o. Cihat meydanında gözü pektir o iyilik meydanında gözü pektir o hakkı. Ve hakikati anlatmakta gözü pektir onun gözüne korku inmez. Allah’la hemhal olduğundan dolayı onun kalbine Allah’tan başka hiçbir şeyin korkusu gelmez o korkuyu tanımaz bu manada o.
Kaynak: (NASİHAT/8) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 28.09.2023
İmanın hakikatine ermiş bir sufi nasıl davranır?
Kur’an, ve sünnete sımsıkı sahip olan sufiler sevilmezler imanın hakikatine ermiş olan bir sufi, ancak imanın hakikatine ermiş olanlar. Mümin olanlar sever mümini. Mümin sever kafir mümini sevmez münafık mümünü sevmez rüşvetçi. Mümini sevmez alevereci dalavereci mümini sevmez. İşte o fena haline gelen sufi kafiri korkutur münafığı korkutur mürteti korkutur fasıl korkutur ondan uzak dururlar.
Kaynak: (NASİHAT/8) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 28.09.2023
Gerçek bir sufi olmak ne demektir?
Allah muhafaza eylesin her anında Allah’ın sana şah damarından daha yakın olduğunu idrak edip o tefekkürde yaşarsın bu hale geldiysen, evet sen o zaman gerçek bir sufi oldun Allah bizi onlardan eylesin.
Kaynak: (NASİHAT/8) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 28.09.2023
Dervişlikte edeb ve sabır neden önemlidir?
Dervişlikte edeb çok önemlidir. Sohbet esnâsında şeyhinin sözünü kesmek, kendi bildiğini anlatmaya kalkmak, yeni gelenlere ağır dersler yüklemek — bunlar usûle aykırıdır. Uhud’da okçular tepesini terk eden sahâbelerin hâlinden ibret almalıyız: Emre muhâlefet ettiler, stratejiyi bozdular, ganimet hırsı yüzünden bir sürü can kaybedildi.
Kaynak: (NASİHAT/12) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti -04.01.2024
Sûfîlerde zikir halkasının bir düzeni var mıdır?
Sûfîlerde zikir halkasının bir düzeni vardır. Birinci halkaya zâkirler, ve çavuşlar oturur; ikinci halkaya tâlimli dervişler, ardından geliş sırasına göre diğerleri yerleşir. Efendi Hazretleri — Allah rahmet eylesin — sarığı, ve haydarîsi olmayan kimseleri birinci halkaya almazdı; küçük çocukları da birinci halkaya koymaz, "Hâli açılır, meczûb olur, çocuk yaşta dengesini kaybeder" derdi.
Kaynak: (NASİHAT/15) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 08.02.2024
Tasavvuf ve ilim nedir?
Sonuç Hissedar eyle. Ya. Rabbi ümmetlerin feyz atlarını teveccühlerinize. Ya. Rabbi. Amin ü. İhlas bir. Fatiha. Şerife. Amin ya rabbi okumuş olduğumuz dualardan. Hasıl olan abdk İbrahim dusi. Şeyh. Aben Ali. Şazeli. Şah nakşı. Bendi Muhammedi. Bahaddin. Şah Mevlânâ Celaleddin. Rumi. Hacı. Bektaşi. Veli. Hacı bayran. Veli. Veysel karanı. Mahmut udai. Şeyh. Muhiddin. Arabi Muhammed. Üftade niyazı. Mısri, ve bütün. Piri. Piran efendilerimizin ruhlarına ayrı hediyelik. Sen vasıl, ve hissedar eyle. Ya. Rabbi. Amin himmetler feyz atlarını teveccühlerinize. Ya. Rabbi. Amin.
Kaynak: Hzs (NASİHAT⧸18) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 29.02.2024
Allah’ı unutanlar ne yaparlar?
Allah’ı unutanlar, Allah da kendilerini kendilerine unutturmuştur. Doğru yoldan çıkanlar, fasıklar budur. Fasık, Müslüman olup dinin emirlerini, ve kaidelerini boş veren, farzları yerine getirmeyen, haramlara dalan kimsedir.
Kaynak: (NASİHAT/19) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 07.03.2024
Sufi âlimleri ne düşüncesindedir?
Sufi âlimleri, zenginlik düşmanı değildir, mal düşmanı değildir. Fakat Allah sevgisinin yerine, mal sevgisi, dünya sevgisi, evlat sevgisi, kadın sevgisi koyulmaya karşı çıkarız.
Kaynak: (NASİHAT/19) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 07.03.2024
Allah’ın cemalinde fena olmanın anlamı nedir?
Cenâb-ı Hak’ın cemalinde fena olmaktır. O cemalinde fena olan bir kimse için. Evet işte o zaman melekler sıralanır melekler sıralanır o. Sufi o. Veli o mürşid-i. Kamil. O fena halinden ayrılmak istemez. Aslında o fena halinden ayrılmak büyük bir gariplik büyük bir hasret büyük bir dayanılmayacak acıdır, ama o fena halinden ayrılırken melekler ona dua ederler ona onu tebrik ederler. Bütün veliler bütün mürşid-i. Kamiller toplanırlar onun o fena halinden, ve fena haline kavuşma anında, ve fena halinden çıkma anında ona selam ederler onu taltif ederler ona dua ederler. Onun bu manada. Cenâb-ı Hak yardımcısı olsun diye. Hepsi de tebriye, ve duaya durur işte melekler o Allah’a kavuştukları gün. Selam diyerek selamlas sonlar, evet Allah’a bu manada. Cemal noktasında kavuşanı her bütün. Gök halkı bütün yer halkı velilik olarak evliyalar olarak. Veliler, ve evliyalar olarak bütün ne yapar. Yer ve. Gök halkı onu. Selamlar bu ona dünyada müjdedir.
Kaynak: (NASİHAT/20) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 14.03.2024
Dervişler topluluğundan ayrılma neden isteniyor?
Dervişler topluluğundan ayrılma benim anladığım bu sen sufiler topluluğundan. Ayrılma, ama hangi sufiler topluluğu Allah’ın rızasını gözeten makam mevki para pul dünya eş kadın çoluk çocuk gözetmeyen sırf fisebilillah Allah için Allah’ı zikreden. Fi sebilillah Allah için Allah’ı sevenlerin yanında dur onlar. Evet ter kokarlar, evet onlar şatafatlı şatlı değillerdir, evet onlar gösterişli değiller ir, evet onların son model bilmem kaç model arabaları yoktur, evet onların lüks, ve şata. Atları, ve şatafatı yoktur veyahut da olsa da önemli değil, ama onlar. Dervişler topluluğunun yanında duruyorlar İsa dervişlerle beraber oluyorsa ister zengin ister fakir ister Alim ister cahil ne olursa olsun hangi ırktan olursa olsun hangi konumdan olursa olsun nerede olursa olsun ne olursa olsun eğer Allah’ı seven Allah’ı zikreden Allah için olanlarla. Beraber oluyorsa öp başımıza öper başımıza koruz. Yok başka bir maksadı var başka bir amacı var Allah rızası için burada değil ise o zaman o bizden değil buradaki. Derviş kardeşleri hor hakir görüp tepeden bakıyorsa o bizden değil manevi olarak bizden değil buradaki dervişleri cahil cühela görüyorsa burasını böyle güzel kokan olarak görmüyorsa o bizden değil o bizden değil, ve böyle gören kimse bir gün gelir bu topluluktan ayrılır sebep. Çünkü o öyle dervişleri hor hakir gördüğünden dervişlere tepeden baktığından.
Kaynak: (NASİHAT/22) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti 25.04.2024
Müslümanların bozulduğu en önemli üç unsur nedir?
Bugün Müslümanların bozulduğu en önemli üç unsur vardır: makam sevgisi, mal sevgisi, ve şöhret sevgisi. Sûfîlerin makam sevgisi — "Zâkir olacağım, nakîb olacağım, halîfe olacağım" — siyâsetçilerin makam sevgisinin yanında hiçbir şeydir.
Kaynak: (NASİHAT/23) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 02.05.2024
Gerçek sûfîlik neye dayanır?
Gerçek sûfîlik İslâm’ın bâtınî olarak son kalesidir. Bu kale yıkılmamalıdır. Dervişler ahlakıyla, ihlâsıyla, samimiyetiyle, Kur’ân, ve sünnet-i seniyyeye bağlılığıyla örnek birer prototip insan olmalıdır: eşi memnun, çocukları memnun, arkadaşları memnun, kayınvalidesi kayınpederi memnun.
Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi, ve sellem Hazretleri sevgide mahlûkâtın en yücesidir, merhamette, afta, insâniyette en zirvede midir?
Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi, ve sellem Hazretleri sevgide mahlûkâtın en yücesidir, merhamette, afta, insâniyette en zirvededir. Meleklerin edeb ettiği, meleklerin etrâfında pervâne döndüğü, Arş-ı A’lâ’nın kanatlarını önüne serdiği, ilmin Fırat Nehri gibi her dem mânâsına akıtıldığı o Hazret-i Muhammed Mustafâ’ya Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: "Sakın kâfirlere, ve münâfıklara uyma! Onlar İslâm olsunlar, dîni kabûl 33/1. etsinler diye sen onlara uyma.".
Kaynak: Allah Peygamberini kafirlere ve münafıklara karşı uyarıyor 12.1.23
İnsanın iç âlemini bilmek yalnızca Cenâb-ı Hakk’a mahsus mudur?
İnsanın iç âlemini bilmek yalnızca Cenâb-ı Hakk’a mahsustur. Biz zâhire göre hüküm veririz, fakat bâtının hakîkatini, ancak Allah bilir. Bu sebeple hiç kimse hakkında kesin hüküm vermek bize düşmez; bu yalnızca Allahu Teâlâ’nın ilmindedir.
Kaynak: Nice kafir görünenler vardır gerçekte mümindir nice mümin gördüklerimiz vardır h
Bu kulluk bilincinin bir üstü ise ihsan noktasıdır; sûfîlerin meşhur Cibrîl hadisinde geçen "Allah’ı görür gibi ibadet etmek" hâli midir?
O kimsenin bütün hayat akışını kulluk bilinciyle yönetmesi, oturmasını kalkmasını bu bilinçle yapması gerekir. Bu kulluk bilincinin bir üstü ise ihsan noktasıdır; sûfîlerin meşhur Cibrîl hadisinde geçen "Allah’ı görür gibi ibadet etmek" hâlidir.
"fücur" kelimesinin kökü olan şehvet gücü yüksek kimse midir?
Hak’tan uzaklaşan kimsenin söyledikleri kullanılmaz olur. Çünkü "fücur" kelimesinin kökü olan şehvet gücü yüksek kimse, o şehvet gücünü bir kenara bırakıp Hak hakkında konuşamaz; konuşmaya kalkışınca da gerçek manada bir söz ortaya çıkmaz.
Kendisiyle alakalı yüz binlerce tecelliyât var; hepsi doğrudur, hepsi haklıdır. Bu durum nasıl açıklanır?
Kendisiyle alakalı yüz binlerce tecelliyât var; hepsi doğrudur, hepsi haklıdır. Bu tarafta dua eden de haktır, öbür tarafta duran da. Denizde yüzen de, dağda güneşte ısınan da; hepsi kendi hâliyle O’nun tecelliyâtındadır. Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır. Neden? Çünkü bir kimsenin yol göstericisi yoksa, üreticisi yoksa, öğreticisi yoksa, şeytanı şeyh edinir. Bir yerden Cenâb-ı Hakk’ın öğretisi alınmazsa o boşluğu başkası doldurur.
Sûfîliği sadece ariflik olarak görmek ve zâhidliği görmemek doğru mudur?
Sûfîliği sadece ariflik olarak görmek ve zâhidliği görmemek doğru değildir. Kulluğun hem bâtın hem zâhir boyutu vardır. Hem bilen hem de kulluk bilinciyle yaşayan kimse, o bütünlüğü taşır. O kimsenin kulluk bilincinin zirvede olması demek, hadis-i şerîfte geçen "göremezsen de O’nun seni gördüğünü hissederek yaşamak" hâlidir. Bu zirvenin bir alt noktasını ben âşıklık olarak görüyorum; aşığın yönünü sevgiliye çevirmesi böyledir.
Kutup etrafında dönenler nasıl tanımlanmaktadır?
Kutup etrafında dönenler, başlangıçları ve sonları olmayan kimselerdir. Başlangıçları ve sonları olmadığı için o dairenin içinde duraktan mükemmel bir varlığa dönüşürler.
Hz. Ali radıyallahu anh hazretleri buyurmuştur ne demektedir?
Hz. Ali radıyallahu anh hazretleri buyurmuştur: "Ben görmediğim Rabbe namaz kılmam." İşte bu yakîndir; yakîn, görmektir.
Ehl-i sûfî bu durumu nasıl düşünmektedir?
Ehl-i sûfî bunu böyle düşünmüyor; ama görürsünüz, bilgi inmez, yakîn olmaz, sizi aynı ehliyete götürmediği müddetçe. Kur’ân’ın tabirinde bunu hani "kitap yüklü eşekler" diye anlatılan kimselere benzer.
Allah bilgisi denizine dalan hayret ehli nasıl tanımlanmaktadır?
Allah bilgisi denizine dalan hayret ehli, su içinde ateşe girdi ve güldü. Hz. Mevlânâ’nın şiiriyle: "Muhammedîler hakkındaki ayette, ‘denizler tutuşturulduğu vakit’ buyrulmuştur; nasıl ki fırın tutuştu dersin, onlar da kendilerini Allah’tan başka yardımcı görmeksizin o ateşe attılar."
Bir dervişe sorulduğunda "Allah’ı nasıl gördün" cevabı ne şekildedir?
Bir dervişe soruldu: "Allah’ı nasıl gördün, anlat." Derviş dedi ki: "Niteliksiz gördüm; ama söze getirebilmek için kısa bir örnekle anlatayım. Sol yanında bir ateş, sağ yanında bir Kevser ırmağı vardı."
Ateşe pek az kişi atılıyordu ve neden?
O ateşe pek az kişi atılıyordu; ancak başına devlet gibi saçılan suyu bırakıp ateşe kaçan kimseler vardı. Halk, hazır nimeti bırakıp ateşe koşanı şaşkınlıkla izledi. Ama o kimse hazır nimeti değil, asıl olanı seçmişti.
Ah’ı nasıl gördün, anlat." Derviş dedi ki: "Niteliksiz gördüm; ama söze getirebilmek için kısa bir örnekle anlatayım mıdır?
Bir dervişe soruldu: “Allah’ı nasıl gördün, anlat.” Derviş dedi ki: “Niteliksiz gördüm; ama söze getirebilmek için kısa bir örnekle anlatayım. Sol yanında bir ateş, sağ yanında bir Kevser ırmağı vardı.”
Dünyanın zevk ve sefasının peşinden koşanlar nerede baş gösterirler?
O ateş adamlar için Kevser ırmağından baş gösterir. Dünyanın zevk ve sefasının peşinden koşanlar ateşten kaçıp suya daldıklarını sanırlar; ama onlar, kendilerince güvenli sandıkları yerde, cehennem ateşinde baş gösterirler.
Zihni açık olan kimse ne yapabilir?
Zihni açık olan kimse, gördüğü rumuzları çözebilme yeteneğine sahip olur. Zihni kapalı olan bu rumuzları çözemez. Sûfîlere "akla karşı" diye iftira atılır; oysa tasavvuf tefekkürü derinleştirdiği için akla en büyük hizmeti sunar.
Hayret makamına gelene kadar ne alışkanlık gereklidir?
Hayret makamına gelene kadar, emmâre’den levvâme’ye, mülhimeden mutmainneye, ardiye’den sâfiye noktasına gelinceye kadar teşbih ve tenzih alışkanlığı gereklidir.
Allah’ın tecellilerini bilen kişi ne yapar?
"Allah’ın bütün tecellilerini ben görüyorum, biliyorum, bana bildirmiştir" diyen biri, bu kesinliğiyle aslında kendi anlayışına kapanmıştır. İmanı zayıf olanlar da hayret edebilir; ama imanı güçlü olup da hayret eden, farklı bir makamdan hayret eder.
Bir kimse bir sözü ya da anlayışı nasıl saklı tutar?
Bir kimse, bir sözü ya da anlayışı "kadrimi tam olarak tanımlayan kimse olmadı" diye içinde saklı tutmaktadır. O anlayış kendince doğrudur; ama bir başkasının anlayışını yanlış saymak ayrı bir meseledir.
Sâfiye makamına gelindiğinde ne gerçekleşir?
Sâfiye makamına gelindiğinde yakîn gerçekleşir. O zaman cennet de cehennem de mahşer de aynı huzurla yaşanır; artık her şeyi gören bir kimse hâline gelir. "Ben seni kâmil gördüm" dendiğinde bu sözün ağırlığı hissedilir.
Hz. Pir’in ayna metaforuyla anlatmak istediği şey nedir?
Allah birdir; Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları varlığın tamamında tecelli eder. Bakan ve gören herkes aslında kendi kabiliyeti ve istidadı ölçüsünde o tecelliden bir yansıma görür. Mevlânâ Celâleddin Rûmî hazretlerinin tabiriyle "aksi seda" — gören, bakan herkes aslında kendi düzeyinde görür.
Hz. Muhyiddin ibn Arabî’nin fil hikayesine benzer durumu nedir?
Hz. Muhyiddin ibn Arabî hazretlerinin fil hikayesine benzer bu durum; her parçadan bütüne hükmetmeye çalışmak yetersiz kalır. Ama filin tamamını göremeyen, bütünü tanımlamakta güçlük çeker.
Mârifetullah nazarî ilimle elde edilebilir mi?
İbnü’l-Arabî’ye göre hayır. Nazarî ilim, aklın ve okumanın verdiği bilgidir; doğruluğu değişebilir. Mârifetullah ise keşfî bir bilgidir; kalbin doğrudan müşâhede ve feraset nûruyla ulaştığı hakikattir ve bu bilgi değişmez.
Bir kimse tecellîde ‘Hakkı gördüm’ derse ne olur?
Bu durum, dördüncü ve beşinci makamda sülûk eden kimseler için geçici bir yanılgı olabilir. Gördüğü şey büyük ihtimalle kendi nefsinin tecellîsidir; zira her tecellî kişinin kendi ayânı sabitesinden sudûr eder. Sağlam bir mürşid, bu noktada sâliki uyarır ve hem teşbîhi hem tenzîhi bir arada tutmayı öğretir.
Teşbîh ve tenzîh aynı anda birleştirmek mümkün müdür?
İbnü’l-Arabî’ye göre bu, yalnızca insan-ı kâmilin erişebildiği bir makamdır. Sıradan sûfî bu iki boyutu bazen ard arda, bazen ise aynı anda yaşar; ancak bunların kalıcı ve dengeli birlikteliği kâmillik alâmetidir.
Sûfîler teşbîh ve tenzîh ile nasıl ölçerler?
Sûfîler bu sebeple her daim hem teşbîh hem tenzîh ile ölçerler. Bir tecellîyi gördüklerinde "Odur" derler; ama hemen ardından "Hiçbir şeye sığmaz, hiçbir mekânla sınırlanamaz" diyerek tenzîhi de devreye sokarlar. Bu ikili tutum, sülûk yolundaki sûfîyi yanılgıdan koruyan en temel düsturlardan biridir.
Vahdet-i Vücûd meselesi nedir?
Bu sohbetin ana meselesi şudur: varlığı iki görmek şirke kapı aralar; her şeyi mutlak bir tenzihle de âlemden kopuk bir Allah anlayışı doğar. Her ikisi de Hak’kı bir kayda, bir sınıra bağlamaktır. İbn Arabî’ye göre zahir ulemanın salt tenzih bataklığından ve bâtın ulemanın salt teşbih gevşekliğinden uzak, tenzih ve teşbihin dengeli birleştirmek en doğru konumdur.
Hak’kın âleme nisbeti nedir?
İbn Arabî bu fasılda önceki sohbetten bırakılan yerden devam ederek Hak ile âlem arasındaki ilişkiyi ruh-beden metaforuyla açıklar: Hak, âlemin suretlerinde zuhur etmiş bir ruh gibidir; âlem ise o ruhun idare ettiği bir beden hükmündedir. Nasıl ki ruh bedenden çekilince bedenin insan sureti hükmü kalmaz, âlemdeki hiçbir varlık da Hak’kın tecellîsi olmaksızın hakikî bir varlığa sahip olamaz.
Suretlerin hudûdu ve Hak’kın tarif edilemezliği nedir?
Her suretin bir hudûdu, ölçüsü ve sınırı vardır: masanın boyu, bardağın hacmi, insanın bedeni belirli ve tarif edilebilirdir. Sınırlı olan her şeyi teşbih etmek de tenzih etmek de mümkündür; zira onun hududu bellidir. Fakat Cenâb-ı Hak’kın tarif, tahdit ve tenzihinin imkânsızlığının sebebi tam da budur: O’nun haddi ve sınırı yoktur; dolayısıyla sınırsıza sınır koymaya kalkmak yanlışlığın ta kendisidir.
İnsanın tarifi nedir?
Latinlerin insanı ‘konuşan hayvan’ olarak tanımlaması doğru değildir; hayvanlar da kendi aralarında iletişim kurarlar. İnsan ‘konuşan hayvan’ değil, Allah’ı tanıyan ve bilen varlıktır. Zira Cenâb-ı Hak, "Ben insanı ve cinleri beni tanısınlar, bilsinler ve bana ibadet etsinler diye yarattım" buyurmuştur (Zâriyât, 56). İbadet ise bu tanıma ve bilme yolunda olduğumuzun göstergesidir.
Tenzih-Teşbih-Tesbih dengesi nedir?
İbn Arabî ve Mevlânâ’ya göre salt tenzih — "O hiçbir şeye benzemez" deyip orada kalmak — Hak’kı bir kayda bağlamaktır. Salt teşbih — "budur" demek — de aynı şekilde O’na hudut koymaktır. Tenzih ile teşbihi birleştiren kimse vahdete, yani tevhide ulaşmış olur; ikisini birleştiremeyenler ise tevhide ulaşamaz.
Hakîkat-i Muhammediyye nedir?
Allah’ın sıfatlarının tecellîsi söz konusu olduğunda bu tecellînin en zirve noktası Hakîkat-i Muhammediyye’dir. Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem, peygamberlerin evveli ve yaratılmışların da evvelidir; dolayısıyla istidadı en yüksek istidattır. Onun üzerinde eksiklik, noksanlık, yanlışlık veya hata söz konusu değildir.
Hatemü’l-Evliyâ kavramı ne anlama gelir?
İbn Arabî, ‘hatemü’l-evliyâ’ kavramını ilk olarak ele alan âlimlerden biridir; bu tabiri İmam Tirmizî’ye dayandırılsa da özgün kullanım İbn Arabî’ye aittir. Hatemü’l-evliyâ, velâyet makamının en son ve en mükemmel örneğidir; o, tüm velîlerin nûrlanma kaynağı olan kişidir.
Allah’ı bilme mertebesinde en üst sıraya çıkan velî, Hz. Muhammed Mustafâ’dan daha mı üsttedir?
Hayır. Velî, Allah’ın bilinirliği noktasında yüksek bir yere gelebilir; ancak bu mertebe, Hz. Muhammed Mustafâ’nın şeriatı ve nûru çerçevesinde gerçekleşir. Kendi şeriatıyla değil, O’nun şeriatıyla çıkar. Dolayısıyla peygamberlik makamının üstüne asla geçilemez.
Aynada gördüğümüz şey hakkın tecellisi midir, yoksa kendi varlığımız mıdır?
İkisi de doğrudur; çünkü ikisi birbirinden ayrı değildir. Aynada görülen suret, sizin a’yân-ı sâbitenizdeki hakikatinizin ve Hakk’ın o an üzerinizdeki tecellîsinin bileşimidir. Ne yalnızca sizsiniz ne de yalnızca Hakk; bu ikisini ayıran perde kalktığında hakikat görünür.
12. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi nedir?
12. Fususul Hikem Okumaları Hakkında başlığı altında, kulun ‘a’yân-ı sâbite’si—yani ilm-i ilâhîdeki sabit hakîkati—ele alınmaktadır. Her kulun yaratılışından önce, ilm-i ilâhîde sabit bulunan bir özü vardır. Hak Teâlâ kula yalnızca o özün gerektirdiği ilmi bildirir; bunun dışında bir şey vermez.
A’yân-ı sâbite’nin ışık metaforuyla anlatımı nedir?
A’yân-ı sâbite—her varlığın ilm-i ilâhîdeki sabit özü—tıpkı filmdeki bir kare gibidir. Bir film aslında art arda dizilmiş binlerce fotoğraftan ibarettir. Allah Teâlâ her anda bu kareleri ‘yok edip yeniden yaratmakta’dır; bu sürekli yaratma sayesinde varlık devamlılık izlenimi uyandırır.
İbnü’l-Arabî ve Mevlânâ’nın yaklaşımı arasındaki keskinlik/yumuşaklık farkı nedir?
Her ikisi de aynı hakîkati anlatmaktadır; ancak üslupları ve dönemleri farklıdır. İbnü’l-Arabî, İslâm’ın Anadolu’ya henüz yerleşmekte olduğu bir dönemde, daha keskin ve doktrinel bir dille yazmıştır. Mevlânâ ise aynı meseleleri, o toprakların kültürüne ve insanlarının duygusal dil dağarcığına uygun biçimde yumuşatarak aktarmıştır.
Tasavvuf çevrelerinin temel gayesi nedir?
Tasavvuf çevrelerinin temel gayesi Allah’ı sevmek, sevenlerini sevmek ve sevenlerle aynı çizgide bulunmaktır.
Hallac-ı Mansur’un ‘Ene’l-Hak’ demesi ile küfrün ve şeytanın ‘ene’l-hak’ demesi arasında bir fark var mıdır?
Hallac-ı Mansur’un ‘ene’l-hak’ demesi, resmin bir kısmını görüp bütüne ulaşmaya çalışmasıdır. O, yaratılmış olma açısından değil, üzerindeki tecelliyât açısından bunu söylemiştir. Öte yandan küfrün ‘ene’l-hak’ demesiyle şeytanın ‘ene’l-hak’ demesi arasında zaten bir fark yoktur; her ikisi de kendi tecelliyâtlarından bahseder.
Ayna metaforuyla Ârif-i Billâh’ın hakikati nasıl açıklanır?
İbn Arabî’nin en derin tespitlerinden biri şudur: Biz O’nu gördüğümüz vakit kendi nefsimizi görürüz, O bizi gördüğünde de kendi nefsini görür. Bu, tasavvuf terbiyesinin özünü oluşturur: Gördüğün her eksiklikte kendi eksikliğini görürsün, gördüğün her yanlışlıkta kendi yanlışlığını görmüş olursun.
Mürşid, taklit ve sufilik anlayışı nasıl açıklanır?
Gerçek bir mürşid-i kâmil, kendi yoluna bakar ve kendi rengine çağırır; müridinin kendi rengini bulmasını ister. Taklit, yolun başında gerekli olabilir; ancak bir noktadan sonra sona ermesi gerekir. Kimsenin konuşma stilini, giyimini veya tavırlarını körü körüne taklit etmek, sufilik değildir.
Her gördüğüm haksa neden ikilik var?
Bu soru sufi yolunda sıkça sorulan bir sorudur. Cevap şudur: her tecellî haktır, ama her tecellî bütünü değildir. Parça gerçekliği bütünün gerçekliğinden farklıdır.
Ehadiyet hususunda bir benzerliği idrak eden kişi neye ulaşmış olur?
Ehadiyet hususunda bir benzerliği idrak eden, o hususta bütün varlığı kuşatan bir bakışa ulaşmış demektir. Bu bakış sufilikte "fena" hâline yakındır; varlığın birliğini hem aklî hem de hissî olarak kavramak.
Doğru hâl sahipleri bilginin üstünlüğünü bilir mi?
Doğru hâl sahipleri bilginin üstünlüğünü bilenlerdir; onlar bilginin peşindedir. Çünkü hâl, onlara yaratılışın sırrını kapı kapı açar; ve her kapı bir sonrakini gösterir.
Sufilerin "gerçeğin gerçeğini" aramak nedeni nedir?
Her görünenin gerçek olmadığını, her şeyin arkasında bir mananın yattığını, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını iddia eden sufiler bu yüzden "gerçeğin gerçeğini" arar.
Sûfîlerin ibadeti nasıl bir araç olarak görürler?
Sufi her şeyin yalnızca dışını değil hakikatini görmek ister; ibadeti de hakikatine doğru yönelmek için bir araç olarak görür.
Sufilik ne amaçla kurulmuştur?
Sufilik Allah’ı tanıma ve bilme yoludur; makam, mevki, zenginlik, şatafat yeri değildir.
Dini bir konuda düşmanlık yapmanın sonucu nedir?
Benim dini hayatımla alakalı dini söylemlerle alakalı bir kimse bana düşmanlık yapıyorsa münafığın teki zaten ben ona neden hakkımı helal edeyim ki Allah. İntikamımı alsın benim amin. O yüzden veya bir kimse benim şahsıma herhangi bir kötülükte bulunuyorsa. Benim şahsımla alakalı bir yapıyorsa. Mustafa özbağı kim tanırdı ki. Mustafa özba. Normalde tanındığı yer dergahla alakalı sufilik le alakalı o yüzden böyle bir yapıyorsa dergahla sufilik de alakalıdır yine münafığın ta kendisidir sebep kardeş. Benim senin ben senin malına zarar vermedim mülküne zarar vermedim karına zarar vermedim çoluğuna çocuğuna zarar vermedim. Sen ne yapma benim arkamdan benim.
Kendi görüşünü dostun görüşünde yok etmek ne demektir?
Sûfîlikte bir kimsenin üstâdına tam olarak teslîm olması, bağlanması istenir. Sebebi, onun görüşü henüz bulanıklıktan kurtulmamıştır — tâ ki o kimse velîlik şerbetini içinceye, mürşidlik postuna oturuncaya kadar.
Hz. Mevlânâ’nın "Sen kendi görüşünü dostun görüşünde yok et." buyruğu ne anlama gelmektedir?
Hz. Mevlânâ buyurur: "Sen kendi görüşünü dostun görüşünde yok et." Kendi görüşünü ilâhlaştırma; üstâdının görüşünde veya Kur’ân, ve Sünnet’in beyân ettiği hükümlerinde kendi görüşünü yok et.
Kendi görüşünü ilâhlaştırma ne demektir?
Senin görüşün bulanık bir görüştür; hevâ, ve hevese dayalıdır. Sen tam rızâ makâmında değilsin; senin bakışında, duruşunda, yürüyüşünde hep nefsin karışıklığı vardır.