Mustafa Özbağ Efendi 22. Nasîhat Sohbeti'nde (NASİHAT/22, 25.04.2024) Kehf Sûresi 28. âyetini tefsîr eder: «Sabah akşam Rablerinin rızâsını ve cemâlini dileyerek O'na ibâdet edenlerle birlikte sen de sabret; gözlerini onlardan ayırıp dünyâ hayâtının zînetine kapılma; kalbini Bizi zikretmekten gâfil kıldığımız, hevâ-ı hevesine uyan ve işi gücü haddi aşmak olan kimseye sakın itaat etme» (Kehf 18/28). Bu uzun sohbette meallere bakarken «Vechehu» (cemâli) ve «Kalbehu zikrinâ» (kalbzikr) ifâdelerinin Türkçe meallerin büyük çoğunluğunda örtüldüğünü, lâkin âyetin asıl mesajının «Cemâlullâh'ı dilemek» ve «Kalbi Allâh'ı zikretmekten uzaklaşmış olanlardan uzak durmak» olduğunu vurgular. Âyetin sebebi nüzûlü Mekkeli müşriklerin Resûlullâh sallallâhu aleyhi vesellem'e gelip «Sen bu fukaralarla, ter kokan bu insânlarla — Hz. Ammâr, Hz. Bilâli Habeşî, Hz. İbn Mes'ûd radıyallâhu anhüm gibi — oturuyorsun; bunları yanından uzaklaştır, biz seninle ayrı sohbet etmek istiyoruz» demeleridir. Cenâbı Hak hemen âyeti kerîmeyi indirerek Resûlullâh'a buyurdu: «Sakın gözünü o sabah akşam Allâh'ın rızâsı için duâ eden, ve cemâlini dileyenlerden ayırma.» Aynı manâ En'âm 6/52'de de tekrârlanır: «Sabah akşam Rablerinin cemâlini dileyerek O'na duâ edenleri yanından kovma; onların hesâbından sana, senin hesâbından da onlara bir şey yoktur; eğer onları kovarsan zâlimlerden olursun.» Bu âyet sülûkun son perdesi olan cemâlullâh'ta fenâ-yı mutlak makâmına işâret eder; emmârelevvâmemülhimemutmainnerâdıyemardıyesâfiye nefs derecelerini geçen sâlik son makâmda Cenâbı Hakk'ın cemâlinde fenâ olur.
Kehf 18/28: Cemâli Dileyenlerden Gözünü Ayırma
Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: bugünkü sohbetimiz 22. Nasîhat. Kehf Sûresi 28. âyet: «Vasbir nefseke me'a'llezîne yed'ûne Rabbehum bi'lğadâti ve'laşiyyi yürîdûne vechehû ve lâ ta'du aynâke anhüm türîdü zîneten'lhayâti'ddünyâ ve lâ tutı' men ağfelnâ kalbehû an zikrinâ vetteba'a hevâhu ve kâne emruhû füruta» (Kehf 18/28). Bu âyeti kerîmenin meallerine baktığımızda Ömer Nasûhî Bilmen, Ahmed Fikrî Yavuz, ve Hayrât Neşriyât'ın amel meallerinde benim okuduğum gibi okur; lâkin genel olarak meallere baktığımızda enteresan bir şekilde «Cemâli» ifâdesini almamışlar; oysa âyeti kerîmede «Vechehû» olarak geçiyor. Aynı zamanda zikrullâhı da almamışlar; oysa âyette «Kalbehû zikrinâ» diye geçiyor. Birkaç gündür meallerin hemen hepsini önüme döktüm, tefsîrlere baktım. Acı bir hakîkattir ki bunları örtmüşler.
Meallerdeki Tahrîfât: Cemâl ve Zikr Örtülmüş
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tefsîr ilmi mes'elesini tafsîl eder: hem zikir kelimesi geçiyor, hem «Vechu-Cemâl» kelimesi geçtiği halde meallerin büyük bir çoğunluğunda bunları almamışlar bile. Burada iki önemli ana kâide var: birisi Allâh'ın vechini dilemek, onu istemek, Allâh'ın cemâlini dilemek, onu istemek. Öbürkü de kalbi Allâh'ı zikretmekten uzaklaşmış olanlar, Allâh'ın zikrinden uzaklaşanlar. Bu mealleri önümüzde döküldüm, tefsîrlere baktım. Acı bir hakîkattir ki bunları örtmüşler; cemâli dileyenler ile zikrullâhı dilemenin ikisini de örtmüşler. Tabi mealleri böyle hepsine baktığımda dedim ki hem Allâh'ın bakın burada öyle bir enteresan bir nokta var ki âyeti kerîmede diyor ki Rabbinin rızâsını, ve onun cemâlini dileyenlerle — Allâh'ın rızâsını diliyor, Allâh'ın cemâlini diliyor — bakın burada rızâ ve cemâli birleştirmiş. Cemâl dilemek cemâlullâh'ı dilemek; öbür tarafta da uzak dur kimden — zikrullâh'ı unutan, Allâh'ı zikretmeyen kimseler.
Cemâlullâh'ı Dilemek: Sülûkun Son Perdesi
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: sabah akşam Rablerinin rızâsını, ve cemâlini müşâhede etmeyi dileyerek O'na yalvaranlarla beraber sen de sabret. Demek ki Allâh'ı zikreden, hamd eden, şükreden, tekbîr eden, tesbîh eden bunların hepsiyle sen beraber ol. Çünki sabah akşam niyâz eden, duâ eden, Cenâbı Hakk'ın cemâlinde fânî olmak isteyenlerdir bunlar. Sûfî dilinde bu, Allâh'ın cemâlinde fenâ olmaktır. Bu seyri sülûkun son perdesidir. Bir kimse emmârelevvâmemülhimemutmainnerâdıyemardıyesâfiye derecelerini geçer; aynı zamanda kalbî makâmlar dediğimiz o kalbî makâmların sonuncusunda o kimse Cenâbı Hakk'ın cemâlinde fenâ olur.
Cemâlinde Fenâ Olmayan Şeyhlik Eksiktir
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir sülûk kâidesini tafsîl eder: cemâlinde fenâ olmayan bir kimse şeyhlik de yapsa, adı mürşitlik de olsa o nâkıstır, eksiktir. O son perdeyi tamâmlamamış, son hadde, son redde gelmemiştir. Cemâlinde fenâ olanlar, ancak olurlar. O yüzden cemâlinde fenâ olmayanlar için önlerinde yol vardır; onlar şeyhlik de yapsalar, mürşitlik de yapsalar, eğer Cenâbı Hakk'ın cemâlinde fenâ olmadılar ise onlar eksiktir. Çünki Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerine Cenâbı Hak diyor ki: «O cemâli isteyenlerle beraber ol; o cemâl müşâhede etmek isteyen, cemâl fenâ olmak isteyenlerle beraber ol; onlardan gözünü ayırma.»
Sebebi Nüzûl: Mekke Müşriklerinin İsteği
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir târihî hakîkati tafsîl eder: bu âyeti kerîmenin sebebi nüzûlü malûm: Mekkeli müşrikler, Mekke'nin zenginleri, entelektüelleri, bürokratları, söz sâhibi olanlar Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerine geliyorlar. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri de orada fukara dervişlerle sohbet ediyor, Allâh'ı zikrediyor, onlara dîni teblîğ ediyor. Hz. Peygamber'e diyorlar ki: «Bizi bunlarla beraber tutma; bize ayrı bir sohbet et; biz seninle ayrı görüşmek istiyoruz, ayrı konuşmak istiyoruz.»
«Bunlar Fakir-Fukara, Ter Kokuyor» Bahânesi
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akāidî kâideyi tafsîl eder: «Bunlar fakirfukara, tâbiri câizse ayak takımı; bunlar entelektüel değiller, bugünkü tâbirle bürokrasibürokrat değiller, siyâsetçi değiller, büyük iş adamı değiller. Yâ bunlar fakirfukara, hattâ bâzı ibârelerde 'Bunlar böyle hoş kokmuyorlar, kokuları da hoş değil; hani bunlar böyle kötü kokuyorlar'.» Bunlar bunları horhakir gördüler. Bir de toplumun zirvesinde olan kimseler değildi: ne siyâsetçi, ne bürokrat; ne bileyim işte okur yazarlar var ya memlekette yazarlar gibi, bu kimselerden oluşmuyor bu topluluk; bu topluluk fakirfukara. En çok da şu lâfıma gitti: o zaman için Hz. Ammâr o topluluğun içerisinde idi. Hz. Ammâr fukara. O esnâda — ama düşünebiliyor musunuz Cenâbı Hak sonradan ona öyle bir zenginlik veriyor ki parasının haddinihudûdunu, hesâbını bilmiyor — ama o esnâda fukara. Hz. Bilâli Habeşî var orada, fukara. Hz. İbn Mes'ûd var orada, fukara. Böyle toplanmışlar; onları horhakir görüyorlardı Mekkeli müşrikler. Onları horhakir görünce Cenâbı Hak hemen âyeti kerîmeyi indiriyor.
Mü'mînlerin Gerçek İmtihânı: Hor-Hakir Görmemek
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hassâsiyeti tafsîl eder: bu gerçek manâda sûfîlerin imtihânıdır; aslında gerçek manâda mü'mînlerin imtihânıdır. Hani böyle zaman zaman cemâatler, tarîkatlar görürsünüz: zenginlere ayrı bir ders, işte bilmem kimlere ayrı bir ders — kendilerince de bunu böyle hani olması gerektiğini söylerler veyâhud da işte belirli kesime belirli dersler özellikleri. Allâh muhâfaza eylesin. Onlar için böyle bir söylenince Cenâbı Hak doğrudan âyeti kerîmeyi gönderdi. Hâlbuki dervişlik paramevki ayrımı yapmaz; sırf Allâh için yapılır.
Hz. Nûh'un Kavmi de Aynı Sözü Söyledi: Şu'arâ 26/111
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî kâideyi tafsîl eder: Hz. Nûh aleyhisselâm'ın kavmi de aynı şeyi söylemişti. Cenâbı Hak Şu'arâ Sûresi 111. âyette buyurmuştur: «O kâfirler, o müşrikler dediler ki: 'Sana rezîlbayağı kişiler tâbi olmuşken biz sana îmân eder miyiz?'» (Şu'arâ 26/111). Bu, mü'mînlerin sıkıntısıdır. Mü'mînlerin sıkıntısı değildir aslında, ama mü'mînlere öyle bakılır. Siz gerçek manâda «Lâ ilâhe illallâh, Muhammeden Resûlullâh» der, Kur'ân ve Sünneti Seniyye'ye sımsıkı yapışırsınız; sizi siyâsetçiler beğenmez, sizi bürokratlar beğenmez, sizi kendisini zengin gören züppeler beğenmez, kendisini bir zanneden, kendi üç tâne kitap okumakla âlim olduğunu zanneden, gerçekten kendisini âlim hükmünde gören âlim çıkıntıları beğenmez. Beğenmezler gerçek manâda; bir kimse Kur'ân-Sünnet desin, bu dediğim zümre beğenmez.
Kureyş'in Beğenmemesi ve Bugünkü Aynı Hâl
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir târihî hakîkati tafsîl eder: o günkü müşrikler de beğenmemiş. Kim beğenmemiş? Kureyş'in devlet erkânı, Kureyş'in siyâsetçileri, Kureyş'in zenginleri, Kureyş'in kendilerini entelektüel olarak gördükleri sahâbeyi beğenmemiş. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerine demişlerdi ki «Sen bunlardan uzaklaştır; biz Müslümân olursak bizim etrâfımızdaki insânlar da Müslümân olur; daha geniş bir dâireye hitâb edersin; etrâfımızdaki insânlar da Müslümân olur; yeter ki sen şu etrâfındaki fakirfukarayı bu ter kokan» — birisi öyle dediydi de bana o aklıma geldi: «Sizin sohbetiniz çok mükemmel, çok iyi; ama arkadaşlar hep ter kokuyorlar.» Ben de dedim «Öyle bizim arkadaşlarımız; biz rutubetli yerlerdeyiz, hep ter kokuyoruz; biz hep beraber.» Böyle durdu, dedi ki «Böyle bir özel ders yapamaz mıyız? Ben arkadaşlarımı toplasam.» Yok dedim, yapamayız öyle; biz öyle yapamayız; ders belli; zikrullâh da böyle dedim; geleceksiniz orada zikrullâh yapacaksınız.
Topluluğu Hor-Hakir Görenlerin Manen Sonu
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hassâsiyeti tafsîl eder: şimdi bu topluluğu burada zikrullâh yapmayı gururuna kibrini yediremeyen ahmaklar var dersli. Bir de ben de onlara diyorum ki: siz dersli değilsiniz; ders aldınız, ama dersli değilsiniz; sebep, sen bu topluluğu küçük horhakir gördüğün müddetçe senin iki yakan bir araya gelmeyecek. Ne dersi? Sen bu fukara topluluğunu, bu ter kokan zikrullâh ter kokan bu insânlara horhakir baktığın müddetçe… Bakın tarih boyunca dervişleri câhil görenler, dervişlere tepeden bakanlar, bunların normalde sordukları sorulara tepeden bakanlar, «İşte bu da sorulur mu?» diyenler — bunlar nasıl böyle? «İşte efendim, siz iyisiniz de arkadaşlar böyle», «Yok sen iyisin de arkadaşlar şöyle, yok işte böyle.»
Bize Milletvekili-Bürokrat Gelmez
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hakîkati tafsîl eder: hâni milletin canı şöyle istiyor — bir milletvekili gelsin, bir böyle bir siyâsetçi gelsin — yâ gelmez bize. Bir bürokrat gelsin — yâ gelmez bize. Neden? Gelmez oğlum. Biz nâlına da mıhına da vuruyoruz; biz dilimize ne geliyorsa söylüyoruz. Biz dinlemiyoruz ki bizim normalde arkamızdan çeken yok; bizim «Bunu konuşma» deyince biz delleniyor zâten; inadına konuşuyoruz. Geliyor tabiî televizyonlara çıkarken bakarlar tehlikeli; sen işte şuna dokunmasan, buna dokunmasan, ben derim ki ben her şeyi konuşurum; bana ne sorarlarsa ne gelirse konuşurum; benden tedirgin oluyorlar oldular daha doğrusu. Hep neden? Çünki onlar belli bir kitleyi küstürmek istemiyor.
Türkiye'deki Muhâfazakâr Yapının Handikapı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir içtimâî kâideyi tafsîl eder: bakın Türkiye'deki muhâfazakâr yapının en büyük handikapı bu: Türkiye'de belirli yerlere şirin görünmek için îmânlarından tâviz veriyorlar; belli yerlere şirin görünmek için dînî konumlarından, ve durumlarından tâviz veriyorlar. Aslında münâfıklık varını ortaya münâfıklık varını koyuyorlar. Cenâbı Hak peygamberine öğüt veriyor; diyor ki sakın o gece gündüz Allâh'ın rızâsı için duâ eden, ve Cenâbı Hakk'ın cemâlini dileyenler var ya, gözünü onlardan ayırma. Bu büyük bir nasîhat. Ve devâm ediyor âyeti kerîme: dünyânın süsüne, dünyânın şatafatına, şata atına dalıp hevâ-hevesini ilâh edinip Allâh'ın zikrini unutan, Allâh'ın zikrinden vazgeçen, zikri terk edenler var ya, evet diyor ki sakın onların sözlerine bakma, sakın onlara itaat etme, sakın onların sözüylelâfıyla hareket etme, sakın onlara yönünü çevirme, sakın gözünü onlara çevirme; aslâ.
En'âm 6/52: Aynı Manânın Tekrârı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî kâideyi tafsîl eder: En'âm 6/52'de de aynı vardır: «Rablerinin cemâlini isteyerek sabah akşam O'na duâ edenleri yanından kovayım deme; sana onların hesâbından bir şey yok, senin hesâbından da onlara bir şey yok ki bîçâreleri kovup da zâlimlerden olacaksın» (En'âm 6/52). Aynı manâ tekrârlanır: o Allâh'ın cemâlini isteyen, gece gündüz Cenâbı Hakk'a duâ eden, Allâh'ı zikredenlerden gözünü çevirme; gözünü dünyâya tapmış, dünyâyı kendisine ilâh edinmiş, hevâ-hevesini kendisine ilâh edinmiş, dünyânın içerisinde kendince kendine güçkuvvetkudret sâhibi gören zavallılara diyor ki sen onlara uyma, onlara bakma, onlara da itaat etme.
Tarih Boyunca Sûfîleri Eleştirenler
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir târihî hakîkati tafsîl eder: tarih boyunca Âdem aleyhisselâm'dan itibâren sûfîleri hep eleştirmiş dünyâyı sevenler, dünyâya gönlünü kaptıranlar, dünyâ için yanıp tutuşanlar hep sûfîleri eleştirmiş. Kendilerini Müslümânmış gibi gören, ama sûfîleri gördüğünde kendi îmânlarını, ve kendi yaşadıkları dîni göz önüne getirince kendilerinin o noktada olmadığını görenler sûfîleri hep eleştirmiş. Bakın dünyâ üzerine şu anda herkes oturmuş, işi gücü bırakmış, sûfîleri eleştireceğim diye uğraşıyor. Dünyâyı küfür sarmış; dünyâyı küfür sarmış; dünyâyı İslâm dışı her şey sarmış; hele İslâm dünyâsını, hele ülkemizi bütün günâhı kebîreler sarmış; günâhı kebâirler oluk oluk akarken, gözümüzün önünde, gözümüzün önünde, gözümüzün içine baka her türlü günâhı kebîre işlenirken hiç kimse bir şey demez.
Aşûre Dağıtmaya Polis, Konsere Serbestlik
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hassâsiyeti tafsîl eder: ne yazık ki beş tâne Allâh'ı zikreden bir kimse, bir yerde Allâh'ı zikredeyim, bütün her şey ayağa kalkıyor. Düşünebiliyor musunuz, Allâh'ı zikredenler bir aşûre dahî dağıtamıyor. Bir aşûre dağıtacağız dedik; 600 tâne 700 tâne polis geldi; bastı, üstü aşûreyi. Veyâhud da arkadaşlar, kardeşler, her taraf semâhâne dedi; birkaç yerde semâ ettiler; semâ ettikleri yerlere emniyet kuvvetlerini gönderdiler. «Niçin? Semâ etmeyeceksiniz; niçin? Allâh'ı zikretmeyeceksiniz?» Oysa istenildiği yerde çıplak kadınlarla defile yapılıyor mu, yapılıyor; istenildiği yerde çıplak kadınlarla konserler düzenleniyor mu, evet. Biz normalde burada parasını yatırdığımız halde Merinos'ta Şebi Arûs'u bize kutlatmayan, Şebi Arûs'u yaptırmayan o gizli güçler, Bursa'da her türlü melânetin işlenmesine müsâade ettiler. Allâh'ın zikrine müsâade yok; semâya müsâade yok. Hattâ semâ edenler bir de terörist sınıfına kondu; bir de ne yazık ki yasaklandı; mahkemeye vermek zorunda kaldık; mahkemeyi kazandık. Ondan sonra gittik tekrar Merinos'a parasını yatırdık dedik ki Mevlânâ Celâleddîni Rûmî'yi anacağız orada; aksi küstah müdür «Ben müsâade etmiyorum» dedi.
Müşrikler-Münâfıklar Allâh'ı Zikredenleri Sevmiyor
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akāidî kâideyi tafsîl eder: o müşrikler de o müşrikler Allâh'ı zikredenleri sevmiyordu; o kâfirler Allâh'ı zikredenleri sevmiyordu. Kâfirlermüşriklermünâfıklar Allâh'ı zikredenlere hep birer bahâne bulmuştur; hep eleştirmiştir; bakın hepsinin de sonu hüsrândır. Gidin kabirleri dolaşın; kabirleri dolaşın; kabir hâliniz açıldığında kabirleri dolaşın. Bu sözüm şetât biraz, ama Allâh'ı zikreden kabirle Allâh'ı zikretmeyen kabrin arasındaki farkı işitir, ve görürsünüz. Zikrullâhtan uzak vefât eden kabrin sâhibiyle Allâh'ı zikrederek ölen bir kimsenin kabrini gidin görün, aradaki farkı görün. Cenâbı Hak bütün kardeşlerimize kabir hâlini açsın; âmîn. O hakîkati görmelerini isterim. O hakîkati görerek yaşamalarını isterim; âmîn. Sebep, o zaman işte neyin ne olduğunu, zikrullâhın kıymetini görürsünüz.
Resûlullâh'ın Mevcûdiyeti ve Şehîdler
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: «Sizler onlara ölü demeyin» diyor ya. Onlar ölü değildir; çünki eğer sen zikrullâh alâkasına devâm ettin ömrünün sonuna kadar — zikrullâh alâkasına kaldıysan — merak etme öldükten sonra da o zikrullâh alâkasına Cenâbı Hak seni yeniden var ediyor; orada seni zikrullâh alâkasına devâm ettiriyor. Seni orada hâzır ediyor; ve sen her gittiğin zikrullâh alâkasına orada duruyorsun. Bunu anlamak için gören göz lâzım; ve bakarsın ne kadar Allâh'ı zikrederek dersli olarak vefât eden kimse var ise hepsi de orada bir tamâmı oradadır. Hattâ daha ilerisini söyleyeyim: Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretleriyle, ashâbı Resûlullâh'la, pîr efendilerle beraberdir; ve onların o beraberliklerini gördüğünden o yüzden sen de ölüme cân atarsın. Çünki bakarsın ki öldüğünde her zikrullâhda onlarla beraber olacaksın. Bunu görürsün; o yüzden kıymetli dostlar.
Resûlullâh: İnsin ve Cinnin Peygamberi
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akāidî kâideyi tafsîl eder: Cenâbı Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri o gün nasıl Allâh'ı zikreden, cemâline vuslat olmak için onu dileyen, orada seyri sülûk yapan ashâbının üzerinden nasıl gözünü ayırmadıysa, bugün de seyri sülûk yapan, ve zikrullâh alâkalarından ayrılmayan, Allâh'ı zikredenlerin üzerinden de gözünü ayırmaz. Çünki o Peygamber, insin, ve cinnin Peygamberi'dir. Çünki o Peygamber ölü değil; o Peygamber henüz daha dünyâ kurulmazdan önce de Peygamber idi. Çünki Âdem yok iken de Peygamber idi. Ve Âdem yok iken de Peygamber iken de Allâh'ı zikrediyor. Çünki o Peygamber ilk manevî olarak hem rûhundan hem nûrundan Cenâbı Hakk'ın yaratıldığında ilk yaptığı Allâh'ı zikirdi. Allâh'ı zikrettiği için Allâh onu çok sevdi; hamd ettiği için Allâh onu çok sevdi; şükrettiği için Allâh onu çok sevdi; ve yaratılmışların en şereflisi yaptı. Onun yalnız yaratıldığında yaptığı ilk amel zikirdi.
Hadîsi Şerîf: Sabah-Akşam Zikr Meclisinin Fazîleti
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîs ilmi mes'elesini tafsîl eder: hadîsi şerîfte Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri buyuruyor ki: «Sabah namâzı vakti güneşin doğuşunda Allâh'ı zikreden bir topluluğun yanında oturmak benim için üzerine güneş doğan her şeyden daha çok sevimlidir. İkindi namâzından güneş batıncaya kadar Allâh'ı zikretmek benim için İsmâîl aleyhisselâm'ın çocuklarından olmak üzere sekiz köle âzâd etmekten daha hayırlıdır.» Demek ki Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri de ne yapıyor? Allâh'ı zikri methediyor, ve o zikredenlerle beraber olmayı methediyor.
Allâh'ı Sabah Akşam Zikredenlerden Ayrılmamak
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tavsiyeyi tafsîl eder: çünki kıymetli dostlar, Allâh'ı sabah akşam zikredin; zikredenlerden ayrılmayın; âmîn. Zikrin ayrılmayın; âmîn. Ve Allâh'ı zikredenleri horhakir görmeyin; âmîn. Hatâ da yapsalar, kusur da iştel yanlış yapsalar, sen onu horhakir görme; nasîhat et; horhakir görme; tepeden bakma; kibirlenme; onun kılınakıyâfetine laf söyleme; onun sarığınahaydarîsine laf söyleme; onun buradaki hâl, ve hareketlerine laf söyleme; seni ilgilendirmiyor; Allâh onu sevmiş, Allâh onu zikretmiş, onu buraya getirmiş; sana ona horhakir görmen düşmüyor. Bu gerçekten derviş kardeşlerimize önemle bunu arz ediyorum: kimseye tepeden bakmayın; zikrullâh alâkasına kim varsa onu küçük görme, onu horhakir görme, onu günâhkâr görme.
Hadîsi Şerîf: Münâdînin Sesi ve Sırf Allâh Rızâsı İçin
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîs ilmi mes'elesini tafsîl eder: hadîsi şerîfi tekrâr nakletmek yok herhalde. O zikrullâh alâkasına oturup cemâatle Allâh'ı zikredenleri bir münâdî melek ne diyor: «Haydi kalkın şimdi kötülüklerinizi iyiliklere çevrilmiş olarak; biz Peygamber'e itaat ettik; biz Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerini kabûl ettik Peygamber olarak.» Resûlullâh sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri İmâm Ahmed bin Hanbel hadîsinde «O zikrullâh meclisinden affolmuş olarak değil — bakın burası çok önemli — kötülükleriniz iyiliğe çevrilmiş olarak kalkınız» buyurmuştur. Bu hadîsi şerîfin asıl manâsı: zikrullâh meclisi sâdece günâhları affettirmez; günâhları iyiliklere çevirir — bu Allâh'ın muazzam ihsânıdır.
Sırf Allâh Rızâsı İçin Olmak
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda mü'minin görevini tafsîl eder: nasıl o topluluğa ne diyor? «Sırf Allâh rızâsı için» başka bir amacı olmayacak, başka bir maksadı olmayacak, başka bir dileği olmayacak. Buradaki dileği sâdece Allâh olacak. Allâh'ı Allâh için zikretmek, Allâh'ı Allâh olduğu için sevmek, ve Allâh'ı Allâh olduğu için îmân edip sırf Allâh rızâsı için o zikrullâh cemâatine katılacak; ve o cemâatten ayrılmayacak; gözünü onlardan ayırmayacak; eğer ayırırsa o zaman hüsrâna uğrayanlardan olur. Rabbim bizleri onlardan eylemesin; âmîn. Dünyâ sevgisine takılıp Allâh'ı zikir meclislerini terk edenlerden eylemesin; âmîn. Hevâ-hevesini ilâh edinip hevâ, ve hevesine kapılıp gidenlerden eylemesin; âmîn. Cenâbı Hak oradaki derviş kardeşlerin hatâlarınıkusurlarını horhakir görüp onlara tepeden bakıp manen ipi kesilenler eylemesin; âmîn. Bir insânın manen ipi kesilirse her bahâne olur ona. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni Kehf 18/28'de cemâli dileyenlerden gözünü ayırmamayı, meallerdeki tahrîfâtı, cemâlullâhfenâ makâmını, sülûkun son perdesini, sebebi nüzûl olan Kureyş'in fukarâyı küçük görmesini, Şu'arâ 26/111'de Hz. Nûh'un kavminin aynı sözünü, tarih boyunca sûfîleri eleştirenleri, aşûre dağıtmaya polis konsere serbestliği, müşriklerin zikredenleri sevmemesini, Resûlullâh'ın Âdem yok iken Peygamber olmasını, ve sırf Allâh rızâsı için olmayı idrâk etmeye yöneltir.
Hâtime Duâsı (Sohbet Sonu)
Sohbetin sonunda Mustafa Özbağ Efendi şu hâtime duâsını yapar: «Selâmün aleyküm. Aleykümselâm. Allâh gecenizi mübârek eylesin; âmîn. Cenâbı Hak ayınızı, yılınızı, ömrünüzü mübârek eylesin; âmîn. Rabbim cümlemizi, ve cümle ümmeti Muhammed'i hakkı hak, bâtılı bâtıl bilenlerden eylesin; âmîn. Hakkı hak bilip Hak yolunda mücâdele eden, bâtılı bâtıl bilip bâtıla karşı cihâd eden kullarından eylesin; âmîn. Cenâbı Hak bir Müslümâna zulmediliyorsa o zulümden onları kurtarsın; âmîn. Zulmedenleri Cenâbı Hak intikâmını alsın; âmîn. Rabbim cümle ümmeti Muhammed'in zulme uğrayanlarının intikâmını alsın; âmîn. Zulmedenleri Cenâbı Hak dağıtsın; âmîn. Perişân etsin; âmîn. Makâmlarını yerle yeksân eylesin; âmîn. Cümlesini kahrperişân eylesin; âmîn. Cümlesini birbirine düşürsün; âmîn. Âmîn diyen dillerimizi nârı cehennemden âzâd eylesin; âmîn. Haklarınızı helâl edin helâl bizden yana da helâl olsun; inşâallâh geceniz mübârek olsun. Üç İhlâs bir Fâtihai Şerîfe; âmîn yâ Rabbî!»
Pîrlere ve Velîlere Hediye Niyâzı
Mustafa Özbağ Efendi sohbet sonunda hediye niyâzında bulunur: «Yâ Rabbî, hâsıl olan sevâbı Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerinin rûhuna, bütün geçmiş peygamberi ziyşân efendilerimizin rûhlarına, Çâri Yâri Güzîn efendilerimiz Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osmân, Alî hazretlerine, Aşerei Mübeşşere'nin, Evlâdı Resûlullâh, zevâtı Resûlullâh, İmâm Hasan, İmâm Hüseyn, 72 şühedâ-yı Kerbelâ'nın, bütün şehîdi Kerbelâ'nın bütün şühedânın rûhlarına, tüm ashâbı Resûlullâh hazretlerinin rûhlarına, imâmımız İmâmı A'zam Ebû Hanîfe, İmâm Şâfi'î, İmâm Mâlikî, İmâm Hanbelî, ve bütün mezheb imâmlarımızın rûhlarına ayrı hediyelik vâsıl, ve hissedâr eyle yâ Rabbî; haberdâr eyle yâ Rabbî; feyz athimmetlerşefâ'atlerduâlarını üzerimizden eksik eyleme yâ Rabbî; âmîn. Üç İhlâs bir Fâtihai Şerîfe. Yâ Rabbî, hâsıl olan sevâbı pîrim Seyyid Abdülkādir Geylânî, Seyyid Ahmed Rifâî, Seyyid Ahmed el-Bedevî, Seyyid İbrâhîm Düssûkī, Şeyh Ebu'l-Hasan eş-Şâzelî, Şahı Nakşbendî Muhammed Bahâüddîn, Şâhı Mevlânâ Celâleddîni Rûmî, Şah Hacı Bektâşi Velî, Hacı Bayrâmı Velî, Mehmed Muhyiddîn Üftâde Velî, Veysel Karânî, Muhyiddîn Niyâzî-i Mısrî, ve bütün pîr ve pîrân efendilerimizin rûhlarından da ayrı hediye vâsıl, ve hissedâr eyle yâ Rabbî; haberdâr eyle yâ Rabbî; zâtlarıhimmetlerşefâ'atlerduâlarını üzerimizden eksik eyleme yâ Rabbî; âmîn. Yâ Rabbî, hâsıl olan sevâbı geçmiş üstâdlarımızdan Abdurrahîm et-Tantâvî, Abdurrahîm en-Niyşâbî, El-Hâc El-Hâfız Ebû Bekir Sıddîkī Çorumî, Hacı Alî Haydar Efendi El-Hâcı Çorumlu, Mustafâ Anaç Efendi, Nevşehirli Hacı Abdullâh Gürbüz Efendi, Mustafa Özbağ Efendi dergâhının geçmişlerin rûhlarına, bütün geçmiş mürşidi kâmillerinvelîlerinevliyâlarındervişlerinmü'mînlerin rûhlarına, ve bilhassa üstâdımız Bayındırlı Hacı Mustafâ Özbağ beyefendi hazretlerinin ceddi, ve dadalarının rûhâniyetlerine, yaşayan bütün mürşidi kâmillerinvelîlerinevliyâlarındervişlerinbütün mü'mînlerin rûhâniyetlerine, türkâleden akrabâ-taallukat varımız geçenlerin rûhlarına hediyelik vâsıl, ve hissedâr eyle yâ Rabbî; haberdâr eyle. Bu sohbet Mustafâ Özbağ Efendi tarafından gerçekleştirilmiştir.»
- Kur'ânı Kerîm: Kehf 18/28; En'âm 6/52; Şu'arâ 26/111; İnsân 76/25; Ahzâb 33/41-42; Rûm 30/17-18; Tâhâ 20/130; Bakara 2/152; Ra'd 13/28; Ankebût 29/45; Münâfikūn 63/9.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'd-Da'avât.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'z-Zikr.
- Süneni Ebû Dâvûd.
- Süneni Tirmizî, Da'avât.
- Süneni Nesâî.
- Süneni İbn Mâce.
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Ahmed, Müsned, Cemâatle zikir hadîsi; Sabah akşam zikir hadîsi.
- İmâm Şâfi'î, el-Ümm; İmâm Ebû Hanîfe, el-Fıkhu'l-Ekber.
- Ömer Nasûhî Bilmen, Kur'ânı Kerîm Türkçe Meali.
- Ahmed Fikrî Yavuz, Kur'ânı Kerîm Meali.
- Hayrât Neşriyât, Amel Meali.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Tevhîd, Sabır, Şükür, Zikir kitâbları.
- İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, Fenâ-Bekâ bahsi.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn; el-Vâbilü's-Sayyib mine'l-Kelimi't-Tayyib.
- Mevlânâ Celâleddîni Rûmî, Mesnevî, Dîvânı Şemsi Tebrîzî.
- Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye, Fusûsü'l-Hikem, Vahdeti Vücûd.
- İmâmı Rabbânî, Mektûbât, Fenâ-Bekâ bahsi; Vahdeti Şuhûd.
- İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, Kehf 18/28 ve En'âm 6/52 tefsîri.
- İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
- İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Nasîhat Sohbetleri (NASİHAT/22), Bayındır Hacı Mustafa Özbağ.
Sohbetin Tasnîfi: Bu 22. Nasîhat Sohbeti Kehf 18/28'de cemâli dileyenlerden gözünü ayırmamayı, Türkçe meallerdeki cemâlzikr tahrîfâtını, cemâlullâhfenâ makâmının sülûkun son perdesi olmasını, cemâlinde fenâ olmayan şeyhliğin nâkıs olmasını, sebebi nüzûl olan Kureyş'in Hz. Ammâr-Bilâl-İbn Mes'ûd'u küçük görmesini, mü'mînsûfîlerin gerçek imtihânının horhakir görülmek olmasını, Şu'arâ 26/111'de Hz. Nûh'un kavminin aynı sözünü, tarih boyunca sûfîleri eleştirenleri, aşûre dağıtmaya poliskonsere serbestlik tezadını, Türkiye muhâfazakâr yapısının tâviz handikapını, En'âm 6/52'de aynı manânın tekrârını, Resûlullâh'ın insincinnin Peygamberi olmasını, Âdem yok iken zikrettiğini, müşrikmünâfıkların zikredenleri sevmemesini, kabir farkını, münâdînin «Kötülükleriniz iyiliklere çevrilmiş olarak kalkın» sesini, sırf Allâh rızâsı için olmayı, ve sohbet sonunun hâtime duâsıyla pîrlerevelîlere hediye niyâzını tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Dergâh Sohbetleri