Mustafa Özbağ Efendi bu Hâl Sohbeti'nde büyüklerin sözlerini taklîd etmenin tehlikesini tafsîl eder. Hz. Hallâcı Mansûr (kuddise sırruh) «Ene'l-Hak» demiştir; Hz. Ebû Bekr es-Sıddîk (radıyallâhu anh) «Beni yak, onları koru» diye niyâz etmiştir; Muhyiddîn İbn Arabî hazretlerinin bu yüksek hâllere dâir sözleri mevcuttur. Bu sözleri kendi hâllerine atfeden kimseler, taklîdçilik yapmaktadır — papağancılıktır. Büyüklerin hâliyle hâllenmedikçe onların sözlerini söylemek yalancılıktan başka bir şey değildir. «Ene'l-Hak» hâline ulaşmadan «Ene'l-Hak» demek yalanlaşmaktan başka bir şey değildir. Hz. Ebû Bekr'in hâline gelmeden o niyâzı söylemek de aynı şekilde boştur. Kendi sözü, kendi hâli, kendi durumu olmadan söylenen büyük lâflar, sâhibine fayda değil zarar verir. Bir kimse kardeşleri için zikrullâh yaparken «Yâ Rabbî, hepsini affet, beni yak» diye duâ ederse, bu duânın tecellî edeceğine bizzat inanması gerekir. Kendi duâsına inanmayan bir kimse, kendi duâ ettiği şeyin gerçekleşeceğinden şüphe ediyor demektir. Duâ önce samîmiyetle kalbe oturmalıdır. Bu sohbet taklîdçilik tehlikesi, papağancılığın zararı, Hallâc-Hz. Ebû Bekr-İbn Arabî misâlleri, ve duânın samîmiyeti bahisleri ile tafsîl olunur.
Büyük Zâtların Sözlerini Taklîd Etmek: Papağancılık
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kāideyi tafsîl eder: Hz. Hallâcı Mansûr (kuddise sırruh) «Ene'l-Hak» demiştir; Hz. Ebû Bekr es-Sıddîk (radıyallâhu anh) «Beni yak, onları koru» diye niyâz etmiştir; Muhyiddîn İbn Arabî hazretlerinin bu yüksek hâllere dâir sözleri mevcuttur. Bu sözleri kendi hâllerine atfeden kimseler, taklîdçilik yapmaktadır — papağancılıktır. Papağan duyduğu sözü tekrâr eder, ama mânâsını bilmez; sözü söyleyen kişi de tekrâr ediyorsa, ama hâlini yaşamıyorsa, papağan gibidir. Hz. Hallâc «Ene'l-Hak» derken büyük bir manevî hâli yaşıyordu, kendi varlığı tamâmen Cenâbı Hakk'ın varlığında erimişti. Hz. Ebû Bekr «Beni yak, onları koru» derken, ümmet aşkı ile yanıyordu; kendi nefsinden vazgeçmiş, ümmetin necâtını talep ediyordu. Bu hâlleri yaşamadan onların sözlerini tekrâr etmek, manevî bir sahtekârlıktır.
Büyüklerin Hâliyle Hâllenmedikçe Onların Sözünü Söylemek
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir kāideyi tafsîl eder: bu sözler, ancak o hâli bizzat yaşayan için doğrudur. «Ene'l-Hak» hâline ulaşmadan «Ene'l-Hak» demek yalanlaşmaktan başka bir şey değildir. Hz. Ebû Bekr'in hâline gelmeden o niyâzı söylemek de aynı şekilde boştur. Kendi sözü, kendi hâli, kendi durumu olmadan söylenen büyük lâflar, sâhibine fayda değil zarar verir. Bu çok ince bir kāidedir: söz ile hâl arasında bir uyum olmalıdır; söz hâlin tecellîsi olmalı, hâlin dışavurumu olmalı. Hâli yokken sözü söylemek, içi boş bir mahzeni dışarıdan süslemek gibidir; aldatmadır, kendine aldatmadır, başkasına aldatmadır. Sûfî bunu bilir; büyüklerin sözlerini ezberler ama söylemez, çünki kendi hâlini onların hâliyle bir tutamaz. Söylediği zaman da «Filân büyüğümüz şöyle buyurmuş» der, kendisine atfetmez.
Hz. Hallâcı Mansûr'un «Ene'l-Hak» Sözünün Hakîkati
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kāideyi tafsîl eder: Hz. Hallâcı Mansûr (kuddise sırruh) «Ene'l-Hak» demiştir. Bu söz fenâ fillâh hâlinde söylenmiş bir sözdür; Hallâc kendi varlığından geçmiş, Cenâbı Hakk'ın varlığında erimiş, «Ben» demek için kendi nefsi kalmamış; o «Ben» aslında Cenâbı Hakk'ın varlığını ifâde etmektedir. Bu söz şerî'ata göre o esnâda hatâ görünmüştür; Hallâc bu sebeple îdâm edilmiştir. Lâkin tasavvuf tarîhi onun Cenâbı Hakk'a en yakın velîlerden biri olduğunu kabûl eder. Bizim için ders şudur: «Ene'l-Hak» hâline ulaşmadan o sözü söylemek, hem şerî'atta hatâdır hem de kalbî bir aldatmadır. Hâl yoksa söz yok.
Hz. Ebû Bekr'in «Beni Yak, Onları Koru» Niyâzı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kāideyi tafsîl eder: Hz. Ebû Bekr es-Sıddîk (radıyallâhu anh) «Yâ Rabbî, beni cehennemde o kadar büyüt ki başka mü'mînlere yer kalmasın» diye niyâz etmiştir. Bu ümmet aşkının zirvesidir; kendi necâtından vazgeçip ümmetin necâtını talep etmektir. Bu hâl ancak Hz. Ebû Bekr gibi yüce bir sıddîkın kalbinde tahakkuk eder. Onun gibi bir hâle gelmeden bu niyâzı söylemek, sahibinin riyâsıdır; çünki gerçekten cehennemde sırası geldiğinde dayanamaz, «Ne dedimse pişmânım» der. Hâl olmadan söz olmaz; söz hâl ile beraber çıkmazsa kişiye fayda değil yük olur, riyâ olur, aldatma olur.
Gerçek Duâ: Kendi Duâna İnan
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir nasîhati tafsîl eder: bir kimse kardeşleri için zikrullâh yaparken «Yâ Rabbî, hepsini affet, beni yak» diye duâ ederse, bu duânın tecellî edeceğine bizzat inanması gerekir. Kendi duâsına inanmayan bir kimse, kendi duâ ettiği şeyin gerçekleşeceğinden şüphe ediyor demektir. Duâ önce samîmiyetle kalbe oturmalıdır. Cenâbı Hak Bakara 2/186'da buyurur: «Bana duâ ettiği zaman duâ edenin duâsına icâbet ederim.» Lâkin duânın icâbet bulması için duâ edenin samîmiyeti, içtenliği, kalbî inancı şarttır. Şeklen söylenen duâ kabûl olmaz; samîmiyetsiz duâ Allâh'a yükselmez. Sûfî duâ ettiği zaman önce kalbinde o duânın tecellîsine inanmalı, sonra dilini açmalıdır. «Yâ Rabbî beni yak, onları kurtar» diyen kimse, gerçekten o anda kendisini cehennem ateşine atmaya hazır olmalıdır; yoksa duâsı boş kalır.
Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye Manevî Terbiyesi
Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni büyüklerin sözlerini taklîd etmenin papağancılık olduğunu, Hz. Hallâc'ın «Ene'l-Hak» sözünün ancak fenâ fillâh hâlinde söylenebileceğini, Hz. Ebû Bekr'in «Beni yak, onları koru» niyâzının sıddîkıyyet hâliyle bağlı olduğunu, hâl olmadan söz olmadığını, ve duânın samîmiyetle kalbe oturmasını idrâk etmeye yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.
- Kur'ânı Kerîm: Bakara 2/186 (Bana duâ edenin duâsına icâbet ederim); Saff 61/2-3 (yapmadığınızı niçin söylüyorsunuz); A'râf 7/55 (Rabbinize yalvararak duâ edin); Furkān 25/77 (duâ etmeseydiniz Rabbim size değer vermezdi).
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'd-Da'avât; Sahîhi Müslim, Kitâbü'z-Zikr 90.
- Süneni Ebû Dâvûd, Edeb; Süneni Tirmizî, Da'avât.
- İmâm Mâlik, Muvatta; İmâm Ahmed, Müsned.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Adâbü'd-Du'â-Sıdk-Ihlâs bahisleri.
- İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, Sıdk-Hâl-Makām bahisleri.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye; Fusûsu'l-Hikem.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn (sıdk bahisleri).
- İmâmı Rabbânî, Mektûbât.
- Hallâcı Mansûr, Kitâbü't-Tavâsîn.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Hâl Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu Hâl Sohbeti büyüklerin sözlerini taklîd etmenin papağancılık olduğunu (Hz. Hallâc'ın «Ene'l-Hak»ı, Hz. Ebû Bekr'in «Beni yak, onları koru»su, İbn Arabî'nin sözleri), büyüklerin hâliyle hâllenmedikçe onların sözünü söylemenin yalanlaşmaktan başka bir şey olmadığını, kendi sözükendi hâlikendi durumu olmadan söylenen büyük lâfların sâhibine zarar verdiğini, ve gerçek duânın kendi duâna inanmakla, duânın samîmiyetle kalbe oturmasıyla mümkün olduğunu tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Hâl Sohbetleri