Mustafa Özbağ Efendi bu Hâl Sohbeti'nde sûfîlerin müşâhede ettikleri suretten surete geçen pîr efendileri ve hâlkeşf hakîkatini tafsîl eder: bunları kitaplardan okuman mümkün değil; her hâl bir keşftir, her hâl yeni bir tecellîdir. Sûfîler — mesela Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerini bir defâ siyâh sakallı görür, bir defâ genç hâlinde görür, bir defâ yaşlı hâlinde görür; kıyâfetlerini değişik görür. Hz. Pîrleri böyle değişik görürler; şeyhini değişik görürler; hep değişik görürler. Onlar böyle renkten renge, şekilden şekle, kalıptan kalıba bürünürler; hiçbir zamân aynı Hz. Peygamber prototipi görmezler. Hz. Abdülkādir Geylânî hazretleri prototipini de hiçbir zamân aynı görmezler. Bu hâlkeşf hakîkatidir — her hâl yeni bir tecellîdir; aynı hâl tekrar etmez. Eğer aynı hâli tekrar görüyorsan o hâl değil, hayâldir — bir önceki hafızadan geri çağırılan suret. İbn Arabî hazretlerinin dediği gibi: varlık hayâlin içinde hayaldir.
Hz. Peygamber Prototipini Aynı Görmemek
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: bu sûfîlerin Mehmet Çokça yaşadığı bir şeydir. Sûfîler mesela Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerini bir defâ siyâh sakallı görür; bir defâ genç hâlinde görür; bir defâ yaşlı hâlinde görür; kıyâfetlerini değişik görür. Hz. Pîrleri böyle değişik görürler; şeyhini değişik görürler; hep değişik görürler. Onlar böyle renkten renge, şekilden şekle, kalıptan kalıba bürünürler; hiçbir zamân aynı Hz. Peygamber prototipi görmezler. Hz. Abdülkādir Geylânî hazretleri prototipini de hiçbir zamân aynı görmezler. Bu hayrete düşülecek bir mes'eledir; ve sûfîliğin keşf hakîkatlerinden biridir.
Hayâlleme Tehlikesi: Bir Önceki Hâlin Sureti Hâl Değildir
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir sülûk kâidesini tafsîl eder: dervîşler önce ilk gördüklerinde, aslında saplantı hâlinde yine bir hâl görürlerse bir önceki hâli tefekkür ederler ve ilk önce hayâlleme yaparlar. Hayâlleme şudur: Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerini bir prototipte gördü; bir dahâki derste tatlı gelir ona; tatlı gelince zikrullâhtan başlar «Allâh, Allâh» derken hemen Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri onun gözünün önüne gelir — ama gel en son görmüş olduğu hâlde, son görmüş olduğu resimde gelir. Bu aslında hâl değildir; bu bir önceki görmüş olduğu hâlin hayâlidir; bir önceki hâlde onun zâtını suret olarak gördü; halinde gördü — sonra hayâlinde tekrar getirdi.
Rü'yâ ile Hâl Farkı: Suret Hayâlden İbâret Olabilir
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: rü'yâsında bir sureti gördüyse o sureti hâlinde gördüyse, gören görüleni aklî olarak hafızaya aldı. Bakın bu da hâl veyâ rü'yâ — hayâlden ibârettir. Bu aslında bir resim gördü mü? Hayır, ama hâl olarak bir suret gördü mü? Evet. O suret kendi içerisinde hak mı? Evet, ama o suret hayâl mi? Evet. İbn Arabî'nin dediği «Varlık hayâlin içinde hayâldir» sözü bunu kasteder. Sen de bir hayâlin içinde misin? Evet. O hayâlin içerisinde bir hayâl daha gördün mü? Evet. O hayâlin içerisindeki hayâlin içinde bir hâl da var mı? Hayâl var mı? Evet. Kâinâtta her şey hayâldir, hayâlin hayâlidir; mutlak Vücûd yalnız Allâh'ındır.
Hafızadan Geri Çağırılan Suret: Yeni Tecellî Değildir
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: bu dervîş ne yaptı? Son görmüş olduğu hayâldeki suretleri hayâl etti. Eğer yine Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerini aynı renk küpede gördü, aynı şekilde sakallı, aynı sureti aynı — o geçen hafta gördüğünü gördü mü? O aslında hafızadan geri çağırdı! O bir hayâl, hâl değil; yeni bir keşf değil. Her hâl keşftir, her keşftir yeni bir şey; bu yeni bir şey değil. Ne yaptı? Hafızadan aldı, getirdi. Ne oldu? Bu hayâl oldu, hâl değil. Hayâli kendi hayâli — öncelikle hafızadan, bilgiden aldı, getirdi onu. Böyle olmayacak; yeni tecellîyât olması lâzım.
Pîr Efendilerin Suretten Surete Geçmesi: Sabit Değildirler
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: a onlar sâbit değildir; ve maneviyât dediğimiz suretine bürünmüş bu zâtlar hiçbir zamân sâbit değillerdir; onları bir yere sâbitleyip bağlamak mümkün değildir. Onlar hâlden hâle, suretten surete geçerler; ve hiçbir zamân bir önceki gördüğünüz surette değildirler. Onunla da, ama bunu görenlerin kalbine ilk önce şeyhinin lisânından sonra onların kendi insanlarından ilhâm gelir. Önce şeyhi der: «Bu Abdülkādir Geylânî hazretleridir; en sağlam yolu budur.» En sağlam yolu şeyhinin sesiyle onun Abdülkādir Geylânî hazretleri olduğunu duyar; durduktan sonra Abdülkādir Geylânî hazretleri demiş olur. Her gördüğünde kalbine onun Abdülkādir Geylânî hazretleri olduğuna dâir ilhâm gelir.
Velî'nin Sûreti Belli Eder: Şeyhden Peygambere, Cebrâîl'e, Allâh'a
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: bir velînin bir mürşîdi kâmil olup olmadığı bu suretten yerden belli olur. Bir suret görür — şeyhidir; anında Hz. Peygamber Efendimiz olur; anında Cebrâîl aleyhisselâm olur; anında tekrar şeyh olur; bu anında Allâh olur, konuşur onunla; şu anda Azrâîl aleyhisselâm olur; bu anında Cebrâîl aleyhisselâm olur; anında Mîkâîl olur; ama onun da İsrâfîl olur, ağzında kocaman bir sûr üflüyor — bir kıyâmet kopar. Bu kıyâmette anında senin defterine gözeten şeyh indir, başlar hatâlarını senin silmeye, orada gözünün önünde; ama onun da Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri olur. Allâh herkese: «Senin sildiğini biz de sildik» diye anında Hz. Allâh hitâb eder. The One Peygamberimiz ve dostlarımı geri çevirmem — onları silelim, daha desen ne olur?
İbn Arabî'nin Şiiri: «Ben Özümde Sâbit, Onlar Sâbit Kalamazlar»
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: o zaman siz Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerine bir peygamber olarak bakarsınız haklı olarak; ve dersiniz ki «Bir insândı.» Öyle derler ya herkes son değil mi: televizyona çıkıyor «Abartıyorsunuz, bir insândı» diyor. Şimdi hâlinde hâl gören ve Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerinin üzerinde değişik hâllerin cereyân ettiğini gören bir kimseyi televizyondan çıkarsanız «Bu şizofrenik» derler. O Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerini öyle anlatır, öyle bir yere getirir ki dersiniz: «Kitapta böyle bir peygamber yok!» Hemen ayeti kerîmeyi patlatırız: «O Âlemlere rahmet olarak gönderilmedi mi?» (Enbiyâ 21/107). E o zaman İbn Arabî hazretlerinin şu şi'ri çok hoşuma gitti: «Ben özümde sâbit, onlar ise sâbit kalamazlar; her surete bürünürler.» Bu muhteşem bir şey oluyor; ve bu öylesine zevkli, öylesine tatlı, öylesine heyecanlı, öylesine bir hayrettedir ki suretten surete geçerken eski suretlerin de bir eser kalmıyor.
Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye Manevî Terbiyesi
Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni hâlkeşf hakîkatini, Hz. Peygamber-Pîr efendilerin suretten surete geçmelerini, hayâlleme tehlikesini (bir önceki hâlin hafızadan geri çağrılması), rü'yâ-hâl farkını, İbn Arabî'nin «Varlık hayâlin içinde hayâldir» sözünü, ve velînin suretinin sâbit olmamasını idrâk etmeye yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.
- Kur'ânı Kerîm: Enbiyâ 21/107 (Âlemlere rahmet); Hadîd 57/3 (Evvel-Âhir-Zâhir-Bâtın); Yûsuf 12/4-5 (Yûsuf'un rü'yâsı).
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü't-Ta'bîr.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'r-Rü'yâ.
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Ahmed, Müsned.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Acâ'ibü'l-Kalb; Mişkâtü'l-Envâr.
- İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, Hâl-Vâridât bahisleri.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye, Hayâl-Berzâh bahisleri; Fusûsu'l-Hikem.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
- İmâmı Rabbânî, Mektûbât, Tecellîyât-Sübût bahisleri.
- Şeyh Abdülkādir Geylânî, Fütûhu'l-Gayb.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Hâl Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu Hâl Sohbeti sûfîlerin Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerini ve pîr efendileri suretten surete geçer hâlde görmelerini, aynı prototipte görmemenin keşf hakîkati olmasını, hayâlleme tehlikesini (bir önceki hâlin hafızadan geri çağrılması), rü'yâ ile hâl farkını, İbn Arabî'nin «Varlık hayâlin içinde hayâldir» sözünü ve «Ben özümde sâbit, onlar sâbit kalamazlar» şi'rini, velînin suretinin sâbit olmadığını, ve şeyhinin lisânından sonra kalbe ilhâm gelmesini tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Hâl Sohbetleri