Mustafa Özbağ Efendi bu Hâl Sohbeti'nde sûfîler için kritik bir mes'eleyi tafsîl eder: hâl mi, yoksa hayâl mi? Soru gelmiştir: o kişinin hâlini bilinçaltı etkiler mi? Biriki gün önceki yaşadıkları? Kişinin gördüğü şeyin gerçekten hâl olup olmadığı nasıl anlaşılır? Bilinçaltının ürettiği şeyleri hâl zannedebilir mi? Cevâb: hayır. Normalde biz o bilinçaltında oluşan şeyleri hayâlleme diyoruz; hâl değildir. O kimsenin kendi bilincinin, kendi aklının ürettiği şeyler — meselâ Beyâzîdi Bestâmî hazretlerini gördüm, hiç görmedi; o yüzden normalde hâl derken «İşte bu Beyâzîdi Bestâmî değil, kalbine bir ilhâm geldi, bir zâat gördü, o Beyâzîdi Bestâmî dene» o hâldir. Lâkin meselâ Cevdet'i tanıyor, Cevdet'i kendi kendince hayâl etti — o normalde hâl değil; ama Cevdet'i normâl kıyâfetinin dışında gördü, işte o hâldir. Tanıdığı bir şahsı tanıdığı kıyâfetle kendi kendine hayâl etmek — o hâl değil, hayâllemedir. Hayâlrü'yâ-hâl — bu üç ayrı şeydir.
Bilinçaltı Hâl Üretmez: Hayâlleme Tehlikesi
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: o kişinin hâlini bilinçaltı etkiler mi? Hayır. Normalde biz o bilinçaltında oluşan şeyleri hayâlleme diyoruz. Hâl değildir o kimsenin kendi bilincinin, kendi aklının ürettiği şeyler. Meselâ «Beyâzîdi Bestâmî hazretlerini gördüm» deyip de aslında hiç görmediği — o hayâllemedir; bilinçaltı hayâl üretti, sûfî onu hâl zannetti. Hâl ile hayâl arasındaki fark çok ince ama mutlak bir farktır; sûfî bu farkı sezmesi şarttır, yoksa kendini aldatmış olur.
Tanıdığını Tanıdığı Kıyâfette Görme: Hayâlleme
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir sülûk kâidesini tafsîl eder: meselâ Cevdet'i tanıyor; Cevdet'i kendi kendince hayâl etti — o normâlde hâl değil. Ama Cevdet'i normâl kıyâfetinin dışında gördü — işte o hâldir. Tanıdığı bir şahsı tanıdığı kıyâfetle kendi kendine hayâl edin — o hâl değil, hayâllemedir. Sen oturup düşündün kendi kendine: bu işin bir tarafı; iki tarafı şu — ayırt etme. Bu güneş maç — takılma onu, ben sana bakın birlikte ikrâm olarak gör. Yâni sen sabâh yediğini öğlen bir daha yemeye çalışıyor musun? Hayır. Evet, bu da onun gibi bir şey: hâlhayâlrü'yâ.
Akan Irmaktan Bir Bardak Su: Geçen Geri Gelmez
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: bu bir ırmak düşünün, o ırmaktan devâmlı su akıyor. Sen oradan akan ırmaktan bir bardak içtin; geçti. Sen uyu — bir daha içemezsin orada. Bu «İçeyim» diye uğraşıyorsun — işte o hayâl. Hâl artık hayâl, o hâl doğru değil. Hâl her ân yenilenir; suya benzer akan ırmak gibi — bir defâ içtiğin geçti. Aynı suyu bir daha içemezsin; aynı hâli bir daha yaşayamazsın. Bir daha aynı yaşamak için ısrâr etmek hayâllemedir; sûfîye yakışmaz.
Hz. Peygamber Hâli: Aynı Şekilde Tecellî Etmez
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: meselâ bir kısmı «Hayır hâl» diye anlatır hâlinde — meselâ Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerini hep aynı şekilde gördüğünü söyler. Hayır, o değil. Allâh muhâfaza eylesin. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretleri hâlde rü'yâda hep aynı şekilde tecellî etmez. Aynı şekilde görüyorsan sen, eskiden sende çürümüş; sen toz London, sen pas London; aslında sen aynı şeyi hayâl ediyorsun — gördüğün bir şeyi sen sarıyorsun bunu. Evet şimdi seyreder gibi aynısıydı seyrediyorsun — bu olmadı, hâl değil. Her ân yenilenecek.
Hâl Her Ân Yenilenir: Tecellî Sâbit Değildir
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: hâl her ân yenilenir; eski hâlin tekrar geri gelmesi yenilenme değildir. Hak Te'âlâ'nın tecellîsi her ân farklıdır; aynı tecellî tekrar olmaz. Hadîsi şerîfte: «Allâh her ân bir şe'n üzerindedir» (Rahmân 55/29). Cenâbı Hak her ân yeni bir tecellî yapıyor; sûfîye düşen bu yeniliği yakalamaktır. Aynı tecellîyi tekrar görüyorsan, bunda bir yenilik yok — o hayâldır. Sahîh hâl daimâ taze, daimâ orijinal, daimâ daha önce görülmemiş bir tecellîdir.
Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye Manevî Terbiyesi
Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni hâl ile hayâl arasındaki ince farkı, bilinçaltının ürettiklerinin hâl olmadığını, tanıdığını tanıdığı kıyâfette görmenin hayâlleme olduğunu, akan ırmaktan içilen suyun geri gelmemesini, Hz. Peygamber hâlinin hep aynı şekilde tecellî etmediğini, ve hâlin her ân yenilenmesini idrâk etmeye yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.
- Kur'ânı Kerîm: Rahmân 55/29 (Allâh her ân bir şe'n); Hadîd 57/3; Yûsuf 12/4-5 (rü'yâ); A'râf 7/180 (esmâ-yı hüsnâ).
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü't-Ta'bîr.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'r-Rü'yâ.
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Ahmed, Müsned.
- İmâm Şâfi'î, el-Ümm; İmâm Ebû Hanîfe, el-Fıkhu'l-Ekber.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Acâ'ibü'l-Kalb; Mişkâtü'l-Envâr.
- İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, Hâl-Vâridât-Hayâl bahisleri.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye, Hayâl-Hâl bahisleri; Fusûsu'l-Hikem.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
- İmâmı Rabbânî, Mektûbât.
- Hakîm et-Tirmizî, Beyânü'l-Fark beyne's-Sadr ve'l-Kalb.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Hâl Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu Hâl Sohbeti hâl ile hayâl arasındaki ince farkı, bilinçaltının ürettiklerinin hâl olmadığını, tanıdığı şahsı tanıdığı kıyâfette görmenin hayâlleme olduğunu, tanımadığı sûfî zâtı görmenin hâl olduğunu, akan ırmaktan içilen suyun geri gelmemesini, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hâlinin hep aynı şekilde tecellî etmediğini, aynı şekilde görüyorsa bunun hayâl olduğunu, ve hâlin her ân yenilenmesini tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Hâl Sohbetleri