Teşbîh ve Tenzîh: Allah’ın Zât Sıfatları
Fusûsü’l-Hikem okumalarının bu bölümünde Nûh faslından kaldığımız yerden devam ediyoruz. İbnü’l-Arabî hazretleri, Şûrâ sûresi 11. âyetini temel alarak Allah’ın zâtına dair iki temel tutumu ele alır: teşbîh (benzetme) ve tenzîh (benzersiz kılma). Âyet-i kerîme şöyle der: “Onun benzeri hiçbir şey yoktur; O, her şeyi işiten ve görendir.” Hz. Pîr’e göre bu tek âyet, hem tenzîhi hem de teşbîhi aynı anda barındırmaktadır.
Allah’ın zâtî sıfatlarından altısı hiçbir yaratılmışta bulunmaz: Vücûd (mutlak varlık), Kıdem (ezelîlik), Bekâ (ebedîlik), Vahdâniyet (birlik), Muhâlefetün li’l-havâdis (hiçbir şeye benzememek) ve Kıyâm bi-nefsihî (varlığının kendinden olması). Bu dersin odağı, söz konusu sıfatların en temel olanı olan hiçbir şeye benzememek meselesidir.
Kur’ân-ı Kerîm’deki müteşâbih âyetlerde Allah için “el”, “yüz”, “arş üzerinde istivâ” gibi ifadeler geçmektedir. Selef-i sâlihîn bunları olduğu gibi kabul edip mâhiyetini Allah’a bırakmıştır. Bu ifadeler bir yandan teşbîhi çağrıştırıyor gibi görünse de âyetin bütünü daima tenzîhle son bulmaktadır. Tek bir âyette önce teşbîh, ardından tenzîh, sonra yeniden teşbîh örüntüsü dikkat çekicidir.
Nûh Aleyhisselâm’ın Tebliğ Metodu
İbnü’l-Arabî hazretleri, Nûh sûresi 21-22. âyetlerini yorumlarken Nûh aleyhisselâmın kavmine gece ve gündüz farklı biçimlerde hitap ettiğine dikkat çeker. “Ben kavmimi gece gündüz davet ettim” âyetini Hz. Pîr şöyle açıklar: Gündüz tebliği, zâhire yönelik akıl ve delil yoluyla yapılan bir davettir; gece tebliği ise kalbin gizli ve karanlık boyutuna, yani gayb âlemine yönelik bir hitaptır.
Nûh aleyhisselâm kavmini önce açıktan tenzîh yoluyla davet etti; Allah’ın hiçbir şeye benzemediğini anlattı. Kavmi bunu reddedince bu kez teşbîh yoluyla, yani Allah’ın her şeyde tecellî ettiğini bildirerek yaklaşmaya çalıştı. Ne var ki kavim bu yaklaşımı da kabullenmedi. İbnü’l-Arabî’ye göre bunun sebebi şudur: Nûh aleyhisselâm bu iki boyutu —tenzîhi ve teşbîhi— Hz. Muhammed Mustafâ’nın yaptığı gibi aynı anda, tek bir söylemde birleştiremedi. Zira her peygamber kendi kavminin istidâdına göre bir tebliğ metodu benimsemiştir.
Geçmiş ümmetlerin tümü tarih boyunca Allah’ı bir şeye benzetme hatâsına düşmüştür. Bu, Âdem aleyhisselâmdan itibaren kesintisiz süregelen bir sıkıntıdır. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’ne bir sahâbî “Allah neye benziyor?” diye sorduğunda Peygamber Efendimiz bu soruyu reddetmiştir. Başka bir rivâyette ise “Eşi ve benzeri olmayan, doğurmayan ve doğrulmayan Allah adıyla senden istiyorum” diyen kimseye “Sen onu en doğru sıfatıyla andın, günahın bağışlandı” buyurulmuştur.
Hz. Muhammed Mustafâ’nın Tebliğinin Evrenselliği
İbnü’l-Arabî hazretleri bu faslın özünde Hz. Muhammed Mustafâ’nın tebliğinin diğer peygamberlerden üstünlüğünü ortaya koymayı amaçlar. Hz. Mûsâ aleyhisselâm tenzîhte, Hz. Îsâ aleyhisselâm ise teşbîhte uç noktalara yaklaşmıştır. Hz. Muhammed Mustafâ ise bu iki kutbu Kur’ân-ı Kerîm aracılığıyla birlikte taşıyan peygamberdir. Bu sebeple Kur’ân’a benzer bir kitap, Hz. Muhammed’e benzer bir peygamber yoktur.
Furkân (ayrım) kesreti ve çokluğu simgelerken Kur’ân (cem etmek) vahdeti temsil eder. Tenzîh ve teşbîhi birbirinden ayıran bir anlayış vahdete ulaşamaz. Kalp tenzîhi, akıl teşbîhi temsil eder; bu ikisini tek bir nûrda birleştirebilmek insan-ı kâmilin özelliğidir.
Mürşid-i kâmil, karşısındakinin hem zâhirini hem de bâtınını okuyarak ona uygun bir tebliğ yöntemi benimser. Nitekim Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Hz. Ömer’in hidâyeti için duâ etmiş; Hz. Ömer hem inanıp hem de karşısına çıkarak teslim olmuştur.
Hikmet ve Bilgi Arasındaki Fark
Bilgi, eşyanın zâhirine vâkıf olmaktır; hikmet ise olayların ve varlıkların hakîkatine feraset nûruyla ulaşmaktır. Hikmetsiz bilgi insanı helâka götürebilir. Nitekim bugün pek çok kimse âyet ve hadis ezberlemiş, fakat hikmet ve ferasetten yoksun kalmıştır. Bilgiyi hikmetten üstün görmek, insanlığın en temel sıkıntılarından biridir.
İbnü’l-Arabî’nin dili bu açıdan son derece öğreticidir: Levh-i Mahfûz’daki hakîkat, emir âlemine ayrı bir biçimde, şehâdet âlemine ise başka bir biçimde tecellî eder. Hakîkat ehlinin üstünlüğü bu tecellî mertebelerini birbirinden ayırt edebilmesindedir. Şehâdet bilgisiyle gayb bilgisi arasındaki farkı kavrayamayan kimse, ilmel-yakîn, aynel-yakîn ve hakkal-yakîn mertebelerini birbirine karıştırır.
Sûfîler bu sebeple her daim hem teşbîh hem tenzîh ile ölçerler. Bir tecellîyi gördüklerinde “Odur” derler; ama hemen ardından “Hiçbir şeye sığmaz, hiçbir mekânla sınırlanamaz” diyerek tenzîhi de devreye sokarlar. Bu ikili tutum, sülûk yolundaki sûfîyi yanılgıdan koruyan en temel düsturlardan biridir.
Soru-Cevap
Soru: Teşbîh ve tenzîhi aynı anda birleştirmek mümkün müdür?
Cevap: İbnü’l-Arabî’ye göre bu, yalnızca insan-ı kâmilin erişebildiği bir makamdır. Sıradan sûfî bu iki boyutu bazen ard arda, bazen ise aynı anda yaşar; ancak bunların kalıcı ve dengeli birlikteliği kâmillik alâmetidir.
Soru: Nûh aleyhisselâmın tebliğinde bir eksiklik mi vardır?
Cevap: Hayır, her peygamber Allah’ın emrini kendi kavminin istidâdına göre eksiksiz yerine getirmiştir. Buradaki karşılaştırma peygamberlerin birbirinden üstünlüğünü değil, Hz. Muhammed Mustafâ’nın tebliğinin evrenselliğini ve Kur’ân-ı Kerîm’in bütünleyici yapısını ortaya koymak içindir.
Soru: Vücûd ile gölge benzetmesi ne anlama gelir?
Cevap: Gölge, vücuttan bağımsız var olamaz. Allah’ın varlığı olmadan hiçbir şeyin var olması mümkün değildir; yaratılmışlar O’nun varlığının bir yansıması gibidir. Ancak gölge vücudun kendisi değildir; bu fark teşbîh ile tenzîhin bir arada tutulmasını zorunlu kılar.
Kaynaklar
Âyet: “Onun benzeri hiçbir şey yoktur; O, her şeyi işiten ve görendir.” — Şûrâ sûresi, 42:11
Âyet: “Rabbim! Kavmim bana isyan etti; malı ve evlâdı kendisine ziyandan başka bir şey vermeyen kimseye uydular. Onlar büyük tuzaklar kurdular.” — Nûh sûresi, 71:21-22
Âyet: “Allah, müşriklerin ortak koştuklarından münezzehtir.” — Haşr sûresi, 59:23
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin 25. Fusûsü’l-Hikem Okumaları kaydından yazıya aktarılmış ve tez formatında düzenlenmiştir. Orijinal video: https://www.youtube.com/watch?v=yNVzzStvSqI
İlgili Sözlük Terimleri: Bekā, Mürşid, Hakîkat, Sülûk, Yakîn, Tecellî. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı