Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site

Sorular: Tasavvuf — Sayfa 50

Sohbetlerden Derlenen Sorular

Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv

35.367Soru-Cevap
2.760.705Kelime
51Kategori
378Sayfa

Table of Contents

Tasavvuf(5877) — Sayfa 50/60

İnsanları manevi olarak diriltmek için ne tür bir yol izlenmelidir?

İnsanları manevi olarak diriltmek için, onlara ilim aktarılması, manevi ilim verilmesi, onlara yol gösterilmesi, nasihatler verilmesi, onlara sohbet edilmesi, onlara keramet ve ihsan ile yaklaşılması gerekir. Bu sayede insanlar, manevi olarak dirilir, canlandırılır, hayat suyu alır ve Allah’ın nuruna maruz kalır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2250-2254. Beyitler Şerhi

Hayat suyu nedir?

Hayat suyu, insanı manevi olarak dirilten, kalbini harekete geçiren, Allah’ın nurunu taşıyan, ruhani bir ilimdir. Bu suyu almak, Allah’ın nurunu almak, insanın kalbine bir nur vermek ve onu manevi olarak diriltmek anlamına gelir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2250-2254. Beyitler Şerhi

Nefsin insanı nasıl etkiler?

Nefsin insanı, heva ve hevesini ilah edinmekle karanlıkların içinde kalmasına, şeytanın vesvesesine kanmasına, kendi isteklerine tabi kalmaya ve manevi ilimden uzaklaşmaya neden olur. Bu durumda insan, karanlıkta kalır ve manevi olarak ölü bir halde bulunur.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2250-2254. Beyitler Şerhi

Cenab-ı Hakk’ın nurunun insan üzerindeki etkisi nedir?

Cenab-ı Hakk’ın nurunun insan üzerindeki etkisi, insanı karanlıklardan aydınlığa çıkarması, bataklıktan normal bir hayata döndürmesi, manevi olarak diriltmesi, ona yol göstermesi ve ona doğruyu, eğriyi, yönü gösterecek şekilde ilham vermesidir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2250-2254. Beyitler Şerhi

İnsanın manevi olarak ölü olmasının nedeni nedir?

İnsanın manevi olarak ölü olmasının nedeni, onun Allah’ın nurunu alamaması, keramet ve ihsan ile yaklaşamaması, manevi ilimden uzak kalması ve nefsinin isteklerine tabi kalmış olmasıdır. Bu durumda insan, karanlıkta kalır ve manevi olarak ölü bir halde bulunur.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2250-2254. Beyitler Şerhi

Tasavvufi manada ekin ekmek ne anlama gelir?

Tasavvufi manada ekin ekmek, yani sadaka vermek, iyiliğe harcamak, Allah yolunda harcamaktır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2239-2240. Beyitler Şerhi

Sufilerin karşılıksız sevmesi ne demektir?

Sufilerin karşılıksız sevmesi, bir iyilik yaptığımızda onun karşılığını beklemeyecek, bir hayır hasenat işlediğimizde onun karşılığını beklemeyecek anlamına gelir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2239-2240. Beyitler Şerhi

Bilgisini ve tecrübesini saklamak ne anlama gelir?

Bilgisini ve tecrübesini saklamak, o konuda bir bilgisi var, o konuda bir tecrübesi var, bilgisini ve tecrübesini yaymıyor, cömert değil, cimri anlamına gelir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2239-2240. Beyitler Şerhi

Cömert insanın nasıl bir durumu vardır?

Cömert insan zeytin ağacı gibidir. Her sene meyve verir. Onun yeşilliği hiç bitmez, yaprağı hiç bitmez. Cömert çünkü. Mesela bir kadın cömert. Hani bir tatlı yapar, ondan sonra birisi ondan tarif ister. Bu da kadınlara: "Aa, sen ne zaman istersen söyle, ben sana yapar getiririm." Allah Allah. Senden bir tarif istedi. Ver ya, cömert ol. Yok, verdirmiyor kadın. Cömert değil. Evet. Veya bir usta yanında çırağa ustalık öğretmiyor. Cömert değil. Ben şimdi Cevdet’in yanındaki kalfaları biliyorum. Her biri gitti dükkan açtı. Cevdet benim bildiğim üç tane var, değil mi? Kaç tane var? Sekiz tane! Sekiz tane kalfa dükkan açmış. Şimdi bu cömertlikle alakalı. Şimdi sekiz tane var ya, sekizinden de cari hesap işliyor ona. Durmuyor. O sekiz tanesi normalde evine, iaşesine, çoluğuna, çocuğuna ekmek götürüyor. Hepsinden de Cevdet’e şey yazılıyor, sevap yazılıyor. Onlar başka bir usta yetiştiriyorlar, o ustadan da Cevdet’e yazılıyor. Cömert insan. Yanında çalışanı usta edip, çıraktı, usta oldu, gitti. Cömert insan. Alim, bilgisi var, fisebîlillah yaydı onu. Cömert insan yani. "Filanca kitabımda o mesele yazılı. O kitabımı alın ondan okuyun." He, para vereceksin onun kitabı için. Oradan okuyacaksın! Verdin parayı, aldın o kitabı. O kimse sevap almadı ondan. Sebep? Para karşılığı yaptı çünkü parayı aldı o. O ahir zaman alimi. O dini ilmini paraya sattı. Sanki hadislere para verdi, sanki ayet-i kerimelere para verdi. Telif ücreti verdi sanki. O ahir zaman alimi karşılığını aldı. O o zaman o kimse yok öyle değil de fisebîlillah ilmini aktarsaydı, onu Cenab-ı Hak sonsuz ilmi olan, ilmi ledünle süsleyecekti onu. O bildiğini saklamıyor, anlatıyor. O bildiğini saklamıyor, yazıyor. O kuyudan su çekilir gibi devamlı gözenekler açık onun. O çekiyor, dağıtıyor. Öbürkü de kuyuyu stabilize tutuyor, dağıtmıyor. Dağıtmayınca kuyunun gözenekleri kapanıyor.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2234-2238. Beyitler Şerhi

Cömert olmanın ne gibi örnekleri verilmektedir?

Cömert insan zeytin ağacı gibidir. Her sene meyve verir. Onun yeşilliği hiç bitmez, yaprağı hiç bitmez. Cömert çünkü. Mesela bir kadın cömert. Hani bir tatlı yapar, ondan sonra birisi ondan tarif ister. Bu da kadınlara: "Aa, sen ne zaman istersen söyle, ben sana yapar getiririm." Allah Allah. Senden bir tarif istedi. Ver ya, cömert ol. Yok, verdirmiyor kadın. Cömert değil. Evet. Veya bir usta yanında çırağa ustalık öğretmiyor. Cömert değil. Ben şimdi Cevdet’in yanındaki kalfaları biliyorum. Her biri gitti dükkan açtı. Cevdet benim bildiğim üç tane var, değil mi? Kaç tane var? Sekiz tane! Sekyüz tane kalfa dükkan açmış. Şimdi bu cömertlikle alakalı. Şimdi sekiz tane var ya, sekizinden de cari hesap işliyor ona. Durmuyor. O sekiz tanesi normalde evine, iaşesine, çoluğuna, çocuğuna ekmek götürüyor. Hepsinden de Cevdet’e şey yazılıyor, sevap yazılıyor. Onlar başka bir usta yetiştiriyorlar, o ustadan da Cevdet’e yazılıyor. Cömert insan. Yanında çalışanı usta edip, çıraktı, usta oldu, gitti. Cömert insan. Alim, bilgisi var, fisebîlillah yaydı onu. Cömert insan yani. "Filanca kitabımda o mesele yazılı. O kitabımı alın ondan okuyun." He, para vereceksin onun kitabı için. Oradan okuyacaksın! Verdin parayı, aldın o kitabı. O kimse sevap almadı ondan. Sebep? Para karşılığı yaptı çünkü parayı aldı o. O ahir zaman alimi. O dini ilmini paraya sattı. Sanki hadislere para verdi, sanki ayet-i kerimelere para verdi. Telif ücreti verdi sanki. O ahir zaman alimi karşılığını aldı. O o zaman o kimse yok öyle değil de fisebîlillah ilmini aktarsaydı, onu Cenab-ı Hak sonsuz ilmi olan, ilmi ledünle süsleyecekti onu. O bildiğini saklamıyor, anlatıyor. O bildiğini saklamıyor, yazıyor. O kuyudan su çekilir gibi devamlı gözenekler açık onun. O çekiyor, dağıtıyor. Öbürkü de kuyuyu stabilize tutuyor, dağıtmıyor. Dağıtmayınca kuyunun gözenekleri kapanıyor.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2234-2238. Beyitler Şerhi

Dervişlik ve sufilik ne demektir?

Hiç kimseden hiçbir şey istemeyeceksiniz, dilenmeyeceksiniz, andırmayacaksınız dahi, yolunuza leke getirmeyin. Dilenenler, andıranlar bizden değildir. Açık ve nettir mesajım. Mesajım Kur’an’ın mesajıdır. Benim kendime ait mesaj değildir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2230-2233. Beyitler Şerhi

Dervişlerin ve sufilerin davranışları nelerdir?

Ben geleceğim ama nerede yatacağım? Ben geleceğim ama nerede oturacağım? Nerede dinleneceğim? Ben geleceğim ama ya yol param yok benim. Yok iz param yok benim. Ben gelirim ama şu oteli tutacaksınız, şöyle yemek yapacaksınız, böyle hazırlık yapacaksınız… Bunları hep duydum ben. Ben kulaktan dolma konuşmuyorum. Bende bir başkasının sözünü nakletmek yok. Bizatihi şahit olduklarımı söylüyorum. O Allah yolunda değil. O dilenmeye çıkmış. Allah muhafaza eylesin. Muhammedi bir tebliğci, istemez. Bitti. Muhammedi yolunda olan bir sufi, andırmaz. Açtır, dudağına kürdan koyacak. Aç, dudağında kürdanla dolaşacak. Bir de karıştıracak böyle sanki et yemiş gibi. Halini arz etmeyecek. Hatta bu fakirin söylediği bir sufi standardı vardır. Derim ki kıyafetleriniz düzgün olsun. Sizi bir şey dilenecekmiş gibi zannetmesinler. Evet. Bu gösteriş için değil. Sen Allah yoluna çıkmışsın. Seni dilenci görmesin. Bir şey isteyecek zannetmesin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2230-2233. Beyitler Şerhi

İşte ameller niyete göre mi açıklanmaktadır?

Yok canım kardeşim, öyle bir şey yok. Sen normalde Allah’ı zikredeceksin, ommm demekle Allah’ı zikir olmuyor. Allah bizi affetsin. Veya salat edecek o kimse oturacak, ‘ben salat halindeyim’, birisi de öyle dedi. Biz daim salat halindeyiz dedi. Namaz filan hak getire. O daim salatı bulmuş. Yani onda nam,az sakıt olmuş. Tabi onlar da var. Allah muhafaza eylesin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2230-2233. Beyitler Şerhi

Sadaka verenlerin amellerinin geçerli olup olmadığı?

O yüzden müşrik de sadaka verir, münafık da sadaka verir, kafir de sadaka verir ama onlarınki geçerli değil. Onların amelleri geçerli değil. Allah muhafaza eylesin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2230-2233. Beyitler Şerhi

Namazda ‘ihdinas sıratel müstakim’ niyetiyle namaz kılmanın önemi nedir?

Burdan devam edeceğiz: “işte bunun için mümin tevfika mazhar olamamak korkusundan daima namazda ‘ihdinas sıratel müstakim’ der.” Allah izin verirse, önümüzdeki hafta aşure. Evet. Önümüzdeki hafta aşure. O yüzden önümüzdeki hafta Allah izin verirse inşallah her zamanki yerimizde, Allah izin verirse Bahçe Davet’te aşure programımız var. Önümüzdeki cumartesi malum oruçsuz olacak arkadaşlar. O yüzden mümkün olduğunca erken gelelim. Saat yedide dağıtıma başlayacağız. Yedi, yedi buçuk gibi. Eee, ondan sonra akşam namazları kılınacak. Sonra sohbet, dua. Allah izin verirse inşallah aşure programımız son bulacak. Allah hepinizden razı olsun. Geceniz mübarek olsun. El-fatiha maassalavat. Amin. Ecmain…Teşekkür ederim. Eyvallah destur. Selamünaleyküm.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2230-2233. Beyitler Şerhi

İhtiyar çalgıcının hikayesindeki olay nasıl gelişir?

Veyahut da ihtiyarı biz Cenab-ı Hakk’ın bir tecelliyatı olarak da görebiliriz. Veya biz ihtiyarı Muhammedi Mustafa’nın(s.a.v) nuru olarak da görebiliriz. Bu noktada görme açısından bunların hepsi de ikiliktir. Nasıl görürsen gör, ikiliktir. Ama biz onu diyelim ki bir mürşit olarak görelim. Ve o bu hali yaşayınca, yani o ihtiyar çalgıcı habire gönlü varidata açılıp zuhurata açılıp perdeden perdeye geçmeye başlayınca artık o sözü bıraktı. Nasıl sözü bıraktı? Hani önceden kemanını yere vurduydu, "Ben yıllardır şöyle yaptım, yıllardır böyle yaptım," dediydi, tövbe ettiydi ve bir sürü kelam, pişmanlık hikayesi okuduydu bize hatırlarsanız. Artık bu zuhurat onun gönlünde tecelli edince, o hayretten hayrete geçince, gönül Cen, Hakk’ın sıfatsal tecelliyatlarına, esmanın tecelliyatlarına, daha ileri, zati tecellilere mazhar olunca artık sözü bıraktı. Söz yerine ne geçti? Hal geçti. Ve bundan sonrası artık dedi anlatılmaz bunlar, konuşulmaz. Ya? Bunu ancak yaşamak lazım. Bu hayreti idrak etmek, o hayreti yaşamak gerekir. O sıfatsal tecelliyatlara mazhar olmaya devam etmek gerekir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2215-2222. Beyitler Şerhi

Sufi, iyi bir dinleyicidir. Dinler, sadece dinler. Ya mürşitsindir anlatırsın, ya da müritsindir dinlersin. Bu durum nasıl açıklanmaktadır?

Mürşitler bir tarafı mürittir, bir tarafı mürşittir. Mürşitler neye mürittir? Allah’a celle celalühûna, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem e. Onun bir tarafı mürittir, onun bir tarafı mürşittir. Kime? ihvanına, kardeşlerine mürşittir. Kardeş olmayana da mürşit değildir. Sebep? Çünkü ihvanına gönülden gönüle bir bağ vardır. Gerçek manada ona tabi olan, gönlünü ona açan, onun gönül dünyasından nimetlenir, feyizlenir, aradığını ve istediğini ondan alır. Ama gerçek bir mürit değil ise yüzeysel bir mürit ise sadece zahiri sohbetlerden alır alacağını. Ama o kimsenin gönül penceresi açıldıysa ve gönül dünyası onun sohbeti almaya hazır ise o mürit o mürşidin gönlünden alacağını alır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2215-2222. Beyitler Şerhi

Sufiliğin amacı nedir?

Sufiliğin amacı, maksadı aman sarığın çok güzel olsun, kılığın kıyafetin çok güzel olsun, vay ne derviş desinler ya, şöyle bir yürü de ortalık derviş görsün… Bu değil sufiliğin hakikati. Sufiliğin hakikati, senin senliğinden geçmendir. Sen senlikten geç. Yani kendi nefsine söyleyeceksen, bunu ben kendi nefsime söyleyeyim, ben benliğimden geçmediğim müddetçe o hakikate ulaşmayacağım. Ben ancak benliğimden geçersem hakikate ulaşacağım. Ben ben olduğum müddetçe hakikat bana uğramayacak. Sen sen olduğun müddetçe hakikat sana uğramayacak. O boğumlarda kalacaksın. O boğumlarda kalmayalım. Allah muhafaza eylesin. Amin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2203-2214. Beyitler Şerhi

Sufiliğin hakikati nedir?

Sufiliğin hakikati, senin senliğinden geçmendir. Sen senlikten geç. Yani kendi nefsine söyleyeceksen, bunu ben kendi nefsime söyleyeyim, ben benliğimden geçmediğim müddetçe o hakikate ulaşmayacağım. Ben ancak benliğimden geçersem hakikate ulaşacağım. Ben ben olduğum müddetçe hakikat bana uğramayacak. Sen sen olduğun müddetçe hakikat sana uğramayacak. O boğumlarda kalacaksın. O boğumlarda kalmayalım. Allah muhafaza eylesin. Amin. O yüzden Hazreti Pir bu beyitinde bize diyor ki işin gösterişinden uzak durun. işe zahirinden bakmayın. Ya? Zahir lazım mı? Lazım. Taklit lazım mı? Lazım. Ama sen hakikate yönel. işin içine doğru yürü ve hala daha bu nefis terbiye yolculuğunda ben diyorsan hala daha nefsinin oyunlarıyla uğraşıyorsan hala daha şeytanın vesvesesine kanıp onun deryasına dalıp şeytanla beraber yüzüyorsan olmadı, o sufilik değil. Allah muhafaza eylesin. Amin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2203-2214. Beyitler Şerhi

Fena olmak ne demektir?

Fena olmak, yani o kimsenin kendi benliğini terk etmesidir. Fena haline gelmek ise o kimsenin dinin hükümlerinin önünde boynunu eğmesi, ona teslim olmasıdır. Fena haline gelmek, Cenab-ı Hakk’ın sıfatsal boyutlarında kendisinin üzerinde sıfatlarının karşısında kendisinden hiçbir noktanın kalmamasıdır o sıfatlarda fena olmaktır. Yok olmak orta yerden kaybolmak demek değildir. Bir sufinin yok olması demek, kendince kendi heva ve hevesini terk edip, benlik dediğim o benim, heva ve hevesini terk edip her şeyiyle Allah’a yönelmesi, Allah’a teslim olmasıdır. Her şeyiyle hayatını, gününü, ayını, yılını, ömrünü komple yaşarken her şeyiyle Allah’a yönelmesi ve kendi heva ve hevesinden, kendi nefsinden bir şey yapmamasıdır. işte o esnada o kimse Allah’ın sıfatlarında yok olur ve normalde bu yol, hani Allah’ta fena olmanın yolu ilahi aşktır. Bu ilahi aşka giden yol ise zikirdir, tövbedir, güzel ameller işlemektir, Allah’a teslim olmaktır. Çünkü o aşıklığa giden, o fenaya giden yol ancak bununla kurulur. O kimse Kur’an, sünnet dairesinde zikirle, ibadetlerle, amellerle, hayırlı amellerle Allah’a yaklaşmanın yolunu arayacak, o yolda yürüyecek ve ancak o zaman o kimse yok olmanın yolunu bulur.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2199-2202. Beyitler Şerhi

Aşıklık noktasına geldiğinde ne olur?

Demek ki o kimse aşıklık noktasına geldiğinde ona ilahi sırlar açılmaya başlar, ona manevi perdeler açılmaya başlar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2199-2202. Beyitler Şerhi

Aşıklığı yaşayabilmesi için ne gereklidir?

O kimse Allah’ı çokça zikretmiyorsa, edebini, adabını, erkanını Kur’an ve Sünnete uydurmuyorsa, o yoldaki yürüyüşünü Kur’an’a, Sünnete, üstadın nasihatlerine uydurmuyorsa, o kimse fena haline yaklaşamaz bile. O çünkü aşıklığı da yaşayamaz.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2199-2202. Beyitler Şerhi

Hazreti Mevlana’nın "Yok olanın yolu" ifadesinin anlamı nedir?

O normalde kendi nefsini ortadan çıkarıp benliğini, yani kendisiyle alakalı hiçliği yakalamasıdır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2199-2202. Beyitler Şerhi

Hallac-ı Mansur’un "Aklımın beni terk ettiği yerde onu buldum" sözünün anlamı nedir?

Aklımın beni terk ettiği yerde onu buldum. Yani kendince aklımın beni terk ettiği yerde, yani o kendisi aklını terk etmemiş, akıl onu terk etmiş. Bu ilahi bir ikram.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2199-2202. Beyitler Şerhi

Sufilerin vahyin karşısında nasıl davranmaları gerekir?

Sufiler kendilerince vahyin karşısında aklını öne sürmezler. Vahyin karşısında "bence böyle olmalı" demez.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2199-2202. Beyitler Şerhi

Aklın günahtan arındırıcı değil, perdeleyici olabileceği, yani akıl çünkü normalde perdeleyici olur bu noktada mıdır?

Aklın günahtan arındırıcı değil, perdeleyici olabileceği, yani akıl çünkü normalde perdeleyici olur bu noktada. Çünkü aklın gözü genelde hep dışı, dışarıyı görür, içeriyi görmez.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2199-2202. Beyitler Şerhi

Aklın sufilik yolunda ne gibi bir rolü vardır?

Aklın sufilik yolunda ne kadar kılavuz olacağını bilir. Aklın haddini bilip diyecek ki: "Burada ayet var, buna teslim ol." Aklın haddini bilmesi, "Bu konuda hadis var, burada buna teslim ol." Sufi ise onun haddini bilmesi: "Üstadın bu noktada nasihati var, bunu dinle." Kur’an Sünnet dairesinde ise. Aklın normalde hududu bu.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2199-2202. Beyitler Şerhi

Fena hal nedir ve nasıl yaşanabilir?

Bu fena halleri bazen bir anda yaşanır, bazen zamana yayılır. Mesela bir kimse gelir, bir anda üstadı çok sever, üstatta fena olur o kimse. Bir anda olabilir bu. O bir bakmışsınız ertesi gün o kimse peygamberde sallallahu aleyhi ve sellem de fena olur. Bazen öyle olur ki bir anda hem üstatta, hem Peygamber Efendimiz’de, hem Allah’ta fena olur. Bu Cenab-ı Hakk’ın lütfu, ikramı, ihsanıdır. Bunun mutat yolu, bir mürşid-i kâmile bağlanıp onunla zaman içerisinde o fena hallerini yaşamaktır. Mutadı budur. Ama bazen Cenab-ı Hak bu mutadı yaşatmayabilir. O kimse hani birden o cezbeye, o hayrete kapılıp o fena halini yaşayabilir. Normalde dervişler de şöyle düşünür: “Ya dün geldi, bugün fena oldu.” Veyahut da “Dün geldi, bak bugün icazeti aldı, gitti.” O, o aslında yıllar içerisinde kapalı bir şekilde, tatlı tatlı, o kapalı bir şekilde yetişiyordur. Veyahut da o kimse bir haberdir. Bir haber olarak kapalı bir şekilde yetişiyordur. Bir haber olarak kapalı bir şekilde yetişiyordur. O esnada o kimse bir mürşid-i kâmille karşılaşınca o kapalı olan birden açılabilir mi? El cevap: Açılabilir. işte o zaman onun için o kimse o hayreti yakalayınca, o fena halini yakalayınca onun için zaman durur. Zaman yürüyordur ama o kendi nefsinde, kendince onda zaman durur. Sanki orada bütün her şey onda yok olur. Öyle bir hal gelir ki eğer o kimsenin yolu daha hani devam edecekse tabiri caizse bir elinde dünya, bir elinde ahiret olur. O normalde bir eline bakar, dünya komple elinde; bir eline bakar: ahiret komple elinde ve o yüzden normalde o kimse artık ebediyetin kokusunu almıştır. O ötelerin kokusunu almıştır. Ötelerin ona perdesi açılmıştır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2190-2198. Beyitler Şerhi

Fena hal yaşayan bir kimse nasıl bir durumdadır?

O yüzden onun öyle bir anın değerini dünyalık olarak veya ahiretlik olarak biçmek mümkün değildir. O yüzden bu hali yaşayan kimseler hani: "Cennet, cennet dedikleri üç beş gılman, isteyene ver sen onu." der. O hali yaşayan, fena halini yaşayan, "Sırat köprüsüne evler yapasım geldi." der. O hali yaşayan bir kimse, "Cehennemi yalayıp yutuveresim geldi." der. O fena hali o kimsenin üzerinde tecelli edince artık onun gözüne hiçbir şey görünmez ve bunu böyle hani böyle söylüyorum, bir anda da verebilir hepsini diye. Bunu böyle bazen hani derviş olmayan, hatta bazen ham dervişler de öyle düşünür: "Yani Cenab-ı Hak bula bula bu adama mı verdi? Bu adama mı verdi yani başka verilecek kimse yok muydu?" diye. Herkes kendi aklınca hükmeder. Yani Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin onun üzerinde de öyle hükmediyorlardı. Yani Şeyh Efendi’ye baktığınızda zahir bir ilmi yok. Kendisi de itiraf ederdi: "Biz ümmiyik" derdi mesela. Şimdi bazen böyle bazı çevrelerde hani "Ona mı kaldı bu iş?" gibisinden söylenirdi. Ondan sonra oysa hani Bakara 269’da Cenab-ı Hak öyle demiyor. Bakara 269’da: "Allah hikmeti dilediğine verir. Kime de hikmet verilirse ona çok hayır verilmiş olur. Bundan ancak akıl sahipleri ibret alır." O yüzden Cenab-ı Hak hikmeti dilediğine verir. Çalgıcıya da o hikmeti vermiş. O yüzden Allah bu dilediği hikmeti, dilediğine verir. Cenab-ı Hak bundan da sorumlu değildir ve o kimseye o hikmet verildi ise bir anda o kimse bu halleri yaşar mı? Evet. Bir anda onun kendisinin Rabbiyle arasında perdeler kalkar. O, Allah’ı görüyormuşçasına yaşayanlardan olur. Hani ‘ihsan nedir ya Resulallah’ diye sorunca Cebrail Aleyhisselam, ‘iman nedir? islam nedir? ihsan nedir?’ deyince: "Allah’ı görüyormuşçasına yaşamak." dedi. O kimse bir anda Allah’ı görüyormuşçasına yaşayabilir. Bunu böyle belirli bir kategoriye katmak, bunu böyle belirli bir standarda sokmak bu fakirce mümkün değil. Cenab-ı Hak dilediğine hikmeti verir. Hikmet verdiği kimseyi de manevi olarak zenginleştirir. Ve o kimse o hikmet ile ne yapar? Bütün her şeyin üstesinden gelir, her şeyin altından kalkar. Çünkü Cenab-ı Hak onu kendi hikmetiyle donatmıştır ve Aclûnî’de bir hadis-i şerif geçer. Hz. Peygamber der ki: "Benim Allah ile birlikte olduğum öyle bir vaktim var ki ne bir mukarreb melek ne de bir mürsel nebi, (yani gönderilmiş peygamberler) o vakitte yanıma girebilir." der. Demek ki o fena halinde, fena hali o kulun veya o mürşidin veya o velinin Allah’la tabiri caizse perdesiz konuşmasıdır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2190-2198. Beyitler Şerhi

Ömer’in heybeti neden bir korku ve titreme nedeni olur?

O kimse bir titriyor. Bu titreme işte Allah korkusundan olur, titreme ilahi bir heybet karşısında olur. O kimse mesela birden bir Allah dostunu görse o heybetinden o da titrer. O yüzden bu korku, Ömer’den korktuğundan dolayı değil Ömer’in heybetinden titriyor. O ilahi heybete karşı kalbin titremesi gibi bir şey bu, öyle korku titremesi değil.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2173-2179. Beyitler Şerhi

Dervişlerin ve şeyhlerin davranışları hakkında ne anlatılmaktadır?

Şeyh efendinin hareketi şu, kafasını salladı böyle, “Hayırlısı,” dedi bana, başka hiçbir şey demedi. O yanımızdan ayrıldı. “Mustafa Efendi ne diyorsun?” dedi. “Estağfurullah efendim,” “yok yok söyle,” dedi. “Efendim bu sünnete aykırı,” dedim. “Hah, aferin oğlum, bunun sünnetten de haberi yok,” dedi. “Aklı sıra,” dedi, “bizi,” dedi, “dervişlerden saklayacak, gizleyecek, kimseyi görüştürmeyecek, kendisi şeyhlik yapacak,” dedi. Şimdi dervişin önünde, zakir, nakip, nükebba, çavuş, her neyse, önünde duruyorsa, görüştürmüyorsa o şeyhlik yapıyor.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2163-2172. Beyitler Şerhi

Mürşid-i kâmilin rolü ve görevi nedir?

Bir mürşid-i kamil senin kılığına kıyafetine bakmaz, senin dışına bakmaz, senin parana puluna makamına bakmaz. O senin içine bakar, senin için ne alemde buna bakar. O yüzden insanlar bu manada kendilerince hep dışa odaklıdır, maneviyat ise içe odaklıdır. O kalp alemin için kalp alemiyle ilgilenir, o manayla ilgilenir. Bu dışı terk etmek değildir, Hazreti Muhammedi Mustafa(s.a.v.) dışı terk etmemiştir ama asıl olan içtir, o iç alemle ilgilenir. Bu dışı hiç başı boş bırakmak değildir, yanlış anlaşılmasın.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2163-2172. Beyitler Şerhi

Sufilerin varlığa karşı nasıl davranmaları gerektiği?

Sufiler bütün varlığa karşı kendilerince saygılı davranırlar. Taşa, toprağa, üzerindeki elbiseye, kullandığı alet edevata, bütün her şeye karşı saygılı davranırlar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2153-2162. Beyitler Şerhi

Her şeyin Allah’ı zikredip tesbih ettiğini söyleyen kimdir?

O yüzden ne varsa, bir şey Allah’ı tesbih ediyorsa, bir şey Allah’ı zikrediyorsa biz onu normalde cansız görüyoruz. O Allah indinde ise onun bir canı var. Canı olmamış olsaydı o Allah’ı tespih etmezdi, o zikretmezdi.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2153-2162. Beyitler Şerhi

Dervişlik kıyafetlerinin ne kadar önemli olduğu?

Sakal, dini bir simge; cübbe, dini bir simge. Sakal, bütün peygamberlerin sünneti. Cübbe, bütün peygamberlerin sünneti. Sarık, Hazreti Muhammedi Mustafa (s.a.v) ’in sünneti; Cebrail aleyhisselam öğretti sarık sarmayı ona. Sarıkla dışarıda dolaşıyorsan o bir simge, ona uygun dolaş, bunu koru, bunu muhafaza et. Bunu koruyup muhafaza edemeyeceksen hiç öyle bir simgeyle dolaşma. Hiç! Allah bizi onlardan eylesin, âmin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2148-2150. Beyitler Şerhi

Münafıklardan da muhafaza eylesin, amin midir?

Münafıklardan da muhafaza eylesin, amin. Bizde münafıklık alametleri varsa Rabbim tövbe ediyoruz, onları bizim üzerimizden atsın, amin. Cenâb-ı Hak bizleri dosdoğru Müslümanlardan eylesin, amin. Dosdoğru dervişlerden eylesin, amin. Dosdoğru sufilerden eylesin, amin. Rabbim kendisine dosdoğru kullardan eylesin, amin. Cenab-ı Hak cümlemizin ve cümle Ümmet-i Muhammed’in hatalarını, kusurlarını affeylesin, amin. Bizleri münafıkların elinde oyuncak olmaktan uzak eylesin. Amin. Kafirlerin elinde oyuncak olmaktan uzak eylesin, amin. Mürtetlerin elinde oyuncak olmaktan uzak eylesin, amin. Rabbim Müslümanlara zarar vermek isteyenleri kahru perişan eylesin, amin. Bizlere zarar vermek isteyenleri kahru perişan eylesin, amin. Cenab-ı Hak Filistin’e özgürlük nasip eylesin, amin. Bu pis Yahudi devletini batırsın, amin. ABD’yi batırsın amin. Müslümanlara zulmedenleri batırsın, amin. Müslümanların kanını, şanını, şerefini, haysiyetini, namusunu ayaklar altına alanları helak eylesin, amin. Onlara günyüzü göstermesin, amin. Onların gönüllerini, bağırlarını yaksın, amin. Nerede Müslümanlara zulmeden varsa Cenab-ı Hak onu parım parım parçalasın, amin. El-Fatiha maassalavat, amin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Sürçü lisan ettiysek affola.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2148-2150. Beyitler Şerhi

Hz. Ömer Efendimiz’e verilen uyku neden manevi bir şey olarak kabul edilir?

Hz. Ömer Efendimiz’e verilen uyku manevi bir şey olarak kabul edilir çünkü bu uyku Cenab-ı Hak’tan bir rahmet, bir bereket, bir lütuf, bir ikram, bir ihsan’dır. Bu uyumak, yatıp horul horul uyumak değil. O esnada yakaza gibi manevi aleme bir pencere açılacak, manevi aleme bir kapı aralanacak, onu hissetti.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2104-2109. Beyitler Şerhi

Uykunun manevi bir durum olarak kabul edilmesinin sebepleri nedir?

Uykunun manevi bir durum olarak kabul edilmesinin sebepleri şunlardır: 1. Uyku, Cenab-ı Hak’tan bir rahmet, bir bereket, bir lütuf, bir ikram, bir ihsan’dır. 2. Uyku esnasında ruhun vücutla olan bağı en aza indirilir, minimize olur. 3. Yakazada ruh özgürleşir. 4. Ruhun vücutla olan bağlantısının en ince veya en aza indirildiği andır. 5. Uyku, bedeni rahatlatır ve ruhun dinlenmesine olanak sağlar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2104-2109. Beyitler Şerhi

Ruhun vücutla olan bağlantısının azaltılması neden önemlidir?

Ruhun vücutla olan bağlantısının azaltılması önemlidir çünkü bu durum, ruhun özgürleşmesine ve manevi aleme bir pencere açılmasına olanak sağlar. Uyku esnasında bu bağlantı en aza indirilir, minimize olur. Bu durum, ruhun hür ve serbest hareket etmesine olanak sağlar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2104-2109. Beyitler Şerhi

Bu uyku Cenab-ı Hak’tan bir rahmet, bir bereket, bir lütuf, bir ikram, bir ihsan’ mıdır?

Hz. Ömer Efendimiz’e verilen uyku, manevi bir durum olarak kabul edilir. Bu uyku Cenab-ı Hak’tan bir rahmet, bir bereket, bir lütuf, bir ikram, bir ihsan’dır. Bu uyumak, yatıp horul horul uyumak değil. O esnada yakaza gibi manevi aleme bir pencere açılacak, manevi aleme bir kapı aralanacak, onu hissetti.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2104-2109. Beyitler Şerhi

Uykunun manevi bir durum olarak kabul edilmesi, Cenab-ı Hak’tan bir rahmet, bir bereket, bir lütuf, bir ikram, bir ihsan olarak görülmesi midir?

Uykunun manevi bir durum olarak kabul edilmesi, Cenab-ı Hak’tan bir rahmet, bir bereket, bir lütuf, bir ikram, bir ihsan olarak görülmesidir. Uyku esnasında ruhun vücutla olan bağı en aza indirilir, minimize olur. Bu durum, ruhun özgürleşmesine ve manevi aleme bir pencere açılmasına olanak sağlar. Bu nedenle uyku, manevi bir durum olarak kabul edilir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2104-2109. Beyitler Şerhi

Manevi zevklerin ne olduğunu anlatır mı?

Bir bakarsın ki sen de orada zikrullah yapıyorsun, onlarla beraber zikrullaha katılmışsın. O zikrullah yaparken ayrı bir perde açılmış, sen farklı bir perdeye geçersin. O farklı bir perdeye geçtiğinde orada farklı varlıklar, derece olarak bunların hepsinin de dereceleri farklı farklıdır. Orda zikrullah halakasına oturursun, bir bakarsın ki oranın şeyhi, mürşidi, dervişleri orada da bakarsın ki manevi alemde de yol devam ediyor ve orada da o hal devam eder, onlardan çıkmak istemezsin amma ve lakin aynı zamanda da orada sana lazım olan hani böyle aklına bir şey getirmezsin. Onlar ikram ederler sana. Değişik ikramlar görürsün, değişik yiyecekler görürsün, değişik içe kiği görürsün. Hatta kendine geldiğinde dersin ki: ‘Ya ben on gün yemeyeyim, on beş gün yemeyeyim,’ ama yine dünya seni yakalar. Akşama hatun yemeğe bekliyor seni, sen gideceksin o yemeği yiyeceksin. Ya dün akşam ne yiyordum şimdi ne yiyorum dersin kendi kendine. işte iki üç çorbadan iki üç de yemekten yesen, ‘Benim yemeğimi beğenmedin mi?’ olur, dön dünyaya yine ye o posa olan yemekleri, posa ama orda yediğini içtiğini unutamazsın, tadını da unutamazsın, ordaki gördüklerini de unutamazsın, etkisinde kalırsın ve gerçekten hiç dönmeyi istemezsin ama daha nefes vardır bu dünyada, daha nefes olduğu için mecburi istikamet sabah olur veyahut da uyanırsın, dersin ki: ‘Ya nereden bitti ki, nereden bitti ki?’ kendi kendine bu konuda geri döndüğüne üzülürsün. Hele gittiğin yerlerde tanıdıkların var ise işte gittin dördüncü gökte zikrullah var, a baktın tanıdık dervişler de var, mutluluğun artar, dersin ki: ‘Ya ben bunları tanıyorum.’

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2090-2097. Beyitler Şerhi

Kendini bilmenin manevi tecelliyatı nedir?

Sen, sendeki cevheri görürsün, sen sendeki saklı bulunan seni görürsün. Oradaki fısıldayanları duyduğunda, aslında duyan sen değilsindir, oraları görürken de aslında gören de sen değilsindir. Senden farklı bir sen çıkmıştır. O işte varlığın kendi içindeki Cenab-ı Hakk’ın sana bahşettiği varlık cevheridir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2090-2097. Beyitler Şerhi

Manevi alemin erleri nelerdir?

Manevi alemin erleri, manevi deryaya aşinadır. O yeter ki deryayı görsün, deryayı görünce içindeki o fıtri duruş, o içindeki haz, maneviyata karşı lezzet, o maneviyata karşı iştiyak onu karada tutmaz. O kendini deryaya atar, o çünkü deryaların insanıdır. Siz bir kimseyi zorla deryaya atamazsınız. Korkar, ürker, çekinir, der ki: ‘Ben yüzme bilmiyorum,’ der ki, ‘Korkunç geliyor bana.’ O görse uçsuz bucaksız okyanusu, desen ki: ‘Burada yüzeceksin, burada yaşayacaksın,’ ona korkunç gelir. Apartman boyu dalgalar, rüyanda görseniz ürkersiniz. Bir bakarsınız ki otuz metre, kırk metre dalgalar, vurduğu yeri yıkıyor. Deseler ki: ‘Burada yüzeceksin, yaşayacaksın,’ ürperir o kimse. işte maneviyata aşina olmayan, tabiri caizse fıtratında yüzme olmayan kimse, deryayı görünce ürker. Bazılarını zikrullaha otutturursun, ilk zikrullahtan yavaşça kaçar gider o. O ürker orada, korkar. Yani der ki: ‘Ya bunlar delirmiş.’ Evet, deliririz, o çünkü oraya istidadı yok onun. Onu zorla oraya getirmeye çalışsan gelmez o ama öbürkünün manevi istidadı var, o su kuşu, o maneviyat kuşu, onu uzaklaştırsan dahi gelir o, onu ürkütsen de gelir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2090-2097. Beyitler Şerhi

Manevi aleme açılmanın sonuçları nelerdir?

Orda her şey sonsuzluğa doğru açılır ve her şeyde ayrı bir fısıltı, ayrı bir makamın ayrı bir hicaz perdesi, ayrı bir makamda ayrı bir melodi, ayrı bir esinti, ayrı bir derece, ayrı bir makam tecelli eder ve hiçbirisi hiçbirisine benzemez, hiçbirisi ve hiçbir şey seni doyurmaz bu dünyada. Sen hep öteye doğru, hep öteye doğru düşünürsün ve kendince dünya artık sana bir mapushanedir, dünya ayrı bir zindandır senin için. Bu haller, hani cezaevinden mahkumları izinli çıkarlar ya, mahkumlar izinli çıkınca bir tarafı sevinç, bir tarafı hüzündür. Sevinç şudur: Cezaevinden çıktı, sevdiklerini görecek. Hüzün şudur: Yine aynı yere dönecek.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2090-2097. Beyitler Şerhi

Gönül nasıl ilham alır?

Gönül sakinleşince ilham alır olmuş. Gönül safileşince, ondan sır perdesi kalkmış, bazı sırlar ona ayan olmuş ve böylece ne olmuş? O fikrin de kehribarı olmuş. O bu manada ilhamın da kehribarı olmuş, bu manada sırrın da kehribarı olmuş. Artık ona leb demeden o leblebiyi anladı.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2080-2089. Beyitler Şerhi

Gönül nasıl temizlenir?

Gönül temizlenmeli, tasviye edilmeli. Hazreti Pir, ‘Sen gönlünü bir ayna gibi parlat, hakikatin ışığı onda parıldar,’ diyor. Senin işin gönlünü ayna gibi parlatmak. Hani Mesnevi’nin ta başında bir padişah, hani sarayını süslemek istiyordu. Çinlilerden geldiler, Türklerden geldiler büyük ressamlar. Çinliler bir sürü boya istediler, fırça istediler, bir duvar çinlilere bir duvar da Türklere ayırdı padişah. Türkler sadece bir perde istediler, bir de cila takımı istediler.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2080-2089. Beyitler Şerhi

Gönül nasıl parlatılır?

Sen gönlünü öylesine parlat, öylesine cilala, zikrullah ile tertemiz eyle, tövbeyle yıka. Sabah kalk, ne yaşadıysan yaşadın, de ki: ‘Dünden kalma neyim varsa attım ben, her türlü günahı işledim, benden daha kusurlusu yok bu dünyada, benden daha hatalısı yok bu dünya.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2080-2089. Beyitler Şerhi

Gönül nasıl ihya edilir?

Gönül farzları ihyayla, nafileleri işlemekle icra etmekle, Allah’ı sevmekle ve Allah’ı çokça zikretmekle gönül temizlenmeli, tasviye edilmeli. Hazreti Pir, ‘Sen gönlünü bir ayna gibi parlat, hakikatin ışığı onda parıldar,’ diyor. Senin işin gönlünü ayna gibi parlatmak.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2080-2089. Beyitler Şerhi

Sufi için keder, gam, sıkıntılar ne ifade eder?

Oysa bu dünya denilen mihnethanede bitmeyen dert yoktur, bitmeyen çile yoktur, bitmeyen sıkıntı yoktur, geçmeyen hastalık yoktur. Her şey bu dünyada geçip bitmeye mahkûmdur. Mutluluk da dahildir buna, sevinç de dahildir, zevk de dahildir, rahatlık da dahildir buna. Bu dünyada geçici olmayan hiçbir şey yoktur. Bu dünyada her şey geçicidir. O yüzden bugün gamlanırsın, yarın sevinirsin. Bugün ümidin kalmaz, ertesi gün ümitlenirsin. Bu, normalde böyle düşünmeyen bir kimse; sufi de değildir zaten. Sufi için o sıkıntılar, o problemler, o hastalıklar, o imtihanlar; sufi için kâr etme yeridir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2060-2065. Beyitler Şerhi

Hastalıklar ve sıkıntılar için ne tür bir bakış açısı vardır?

Ben bazen derim ya, “Geçmeyen bir hastalığın var, o hastalıktan öldün, şehit hükmündesin. O hastalığa kahır, bela okuma; barış onunla.” Hani hadis-i şerifte dedi ya, “Karın ağrısından ölen şehittir, vebadan ölen şehittir, baş ağrısından ölen şehittir.” Yani bir sıkıntının, bir hastalığın üzerinden ölen şehittir. Ya sen o hastalığa nasıl kızacaksın o zaman? Hastalığa kızma. Bakın, sufinin bakış açısı değişti. Sufi, bu bakış açısına gelirken geldiği yer yine hadis-i şerif. Sufiler, bu ölçüleri koyarlarken kendilerine, bu bakış açısını koyarken, onun hakkında bir hadis olması lazım, onun hakkında bir ayet-i kerime olması lazım. Buhârî’de ve Müslim’de geçen hadis-i şeriftir bu: “Yorgunluk, sürekli hastalık, tasa, keder, sıkıntı ve gamdan ayağına batan dikene varıncaya kadar Müslümanın başına gelen her şeyi Allah, onun hatalarını bağışlamaya vesile kılar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2060-2065. Beyitler Şerhi

Sufi için manevi çöküntü nasıl bir durumdur?

Gam, kedere, hüzne düştüğünde isyan etmeyecek. Bir hastalığa düştüğünde isyan etmeyecek. Birisi ayağına bastı, isyan etmeyecek. En yakınındaki arkadaşı onu hançerledi, isyan etmeyecek. En yakınım dediği kimse sırtına vurdu hançeri, isyan etmeyecek. Hatta göğsüne batırdı, gözünün içine baka baka, ismez etmeyecek. En dostum dediği kimse aramadı, sormadı, bakmadı, etmedi, isyan etmeyecek. Bütün başına gelen olumsuz ve olumlu ne var ise hepsine hikmet gözüyle bakacak. Olumsuzsa o olumsuzluğu hoş karşılayacak: “Hatalarım, kusurlarım affoluyor; yanlışlıklarım affoluyor. “Ben çok günahkâr bir insanım, ben çok günahkâr olduğum için benim başımda gam, keder, sıkıntı, problem eksik olmaz.” diyecek. Sakın kendini velilerden görme, sakın kendini makam atlıyormuş olanlardan görme. Burda da yanılırsın. Sakın şunu yapma: “Hamdolsun velilik, hastalığı bunlar. Demek ki makam atlıyoruz ki bunları yaşıyoruz.” Deme bunları. Hayır, diyecek olduğun şey şu: “Ben çok günahkârım, ben çok kusurluyum, ben çok hatalıyım. O yüzden benim başıma bu sıkıntılar geliyor. O yüzden benim başımdan hastalık eksik olmaz, benim başımdan gam eksik olmaz, benim yüreğimden keder eksik olmaz, benim içimden tasa eksik olmaz, bende yorgunluk eksik olmaz. Bu sefer o kimse, ben düz yolda yürürken ayağımı taş alır, ben muhallebi yerken dişim kırılır…Bunu normalde o kimse kendi hatasına ve günahına vuracak onu. Dışardaki kimseler de şöyle der: “Ya dosdoğru derviş olsaydı hasta olmazdı. Dosdoğru derviş olsaydı, eşi ona böyle yapmazdı. Ulan dosdoğru bir derviş olsaydı, eşi onu evden kovar mıydı? Kovmazdı. Yani dosdoğru bir derviş olmuş olsaydı, çocukları ona bakar bakardı. Neden bakmıyorlar? O, çünkü dosdoğru bir derviş değil.” Etraf böyle görür, böyle laf üretir. Oysa sen kendi iç âleminde şöyle diyeceksin: “Benim günahım çok. Bunlar benim günahıma kefaret. Eşin seni adam yerine koymadı, günahına kefaret. Eşin seni kadın yerine koymadı, günahına kefaret. Günahına kefaret. Öyle göreceksin. Bir dertle karşılaştın, günahına kefaret. Bir olmayacak bir sıkıntı yaşadın, günahına kefaret. Bunu böyle görürse, o zaman başına gelen her şeyde hikmet vardır Sufiler işin bâtın tarafındadır; hikmet vardır onda. Der ki: “Hikmet var bunda.” Bu şu demek değildir: Hastalıkla mücadele etmeyecek, edecek. Sıkıntıyla mücadele etmeyecek, edecek. Bunlarla mücadele edecek ama onda hikmet görecek. O yüzden o, eğer bir insanın üzerinde kederlerden, sıkıntılardan, problemlerden dolayı o kimse kendini sadece gamda, kederde, tasada görürse, onun maddi ve manevi bağı kesilir. O kimse hiçbir işin ucundan tutmaz. O bu konuda mücadele etmez. Buradan kurtulması gerekir onun. O yüzden o, peygamberin ağzıyla dua edecek: “Allah’ım, kederden, üzüntüden, acizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, borç yükünden ve insanların kahrından sana sığınırım. Âmin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2060-2065. Beyitler Şerhi

Hakikatin hakikatine vakıf olmak ne anlama gelir?

O, yaratılmışların içerisinde Cenab-ı Hakk’ın ilmi ilahisinin hakikatinin hakikatinin hakikatine de vakıftır. Bunu böyle Allah’la eş değerde görüyormuş gibi düşünmeyin; Allah’ın ilmi sonsuzdur, sonsuzdur, hakikati de sonsuzdur. O sonsuz ilme ve sonsuz hakikatin peşinde koşan insanlar, sonsuz bir koşunun içindedirler.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2050-2055. Beyitler Şerhi

Batın ilmine sahip olanlar kimlerdir?

Evet, batın ilmine sahip olan ehli tasavvuf , yani batın ilmine sahip olan, sadece mürşid-i kamiller, veliler…Ben böyle sınırlamak istemiyorum, bu sufilik yolunda gidenlere hakaret olmuş olur. Ben, ilm-i ledünü bir mürşid-i kamile intisap eden herkesin kendi çalışması karşılığında onun kalbine ilham olarak ilmin verildiğine inananlardanım.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2050-2055. Beyitler Şerhi

Batın ilminin tecelli ettiği kişileri nedir?

Ben bunu derviş kardeşlerin üzerinde görüyorum, yıllardan beri görüyorum. Ben kardeşlerin, arkadaşların üzerinde bunun normalde tecelli ettiğini görüyorum ama hani böyle çalışan, gayret eden, koşuşturan, mücadele eden, onların üzerinde isabetlilik oranının yüksek olduğunu görüyorum.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2050-2055. Beyitler Şerhi

Batın ilminin sadece mürşid-i kamiller, veliler ve mürşid-i kamillere ait olduğu?

Bunu ben böyle sınırlandırmak istemiyorum, bunun doğru bir sınır olduğunu da düşünmüyorum. Hatta bunun daha da artacağına, ahir zamanda ahir zamanın karanlığın arttığı müddetçe, karanlığı artıyor çünkü, sufi yolunda yürüyen, bir mürşid-i kamile intisap edenlerin bu kalbi ferasetlerinin daha da fazla açılacağına inanıyorum ve gün geçtikçe onların açıldığını da görmekteyim işin açıkçası.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2050-2055. Beyitler Şerhi

Karanlık ortamda küçük ışıkların önemi nedir?

Bütün gözler onun üzerine çevrilir. Burada komple biz ışıkları kapatsak, burda bir tek bir telefonun lambası yanmış olsa, burayı aydınlatır. Bir müddet gözleriniz alışmaz ama o ışık yandığı müddetçe gözler alışır ve o ışık burayı aydınlatır; burdaki herkes birbirinin suretini görmeye başlar. Karanlık arttıkça küçücük ışıkların kıymeti artar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2050-2055. Beyitler Şerhi

Karanlıkta bir sufi nasıl bir rol oynar?

Karanlığın içerisinde bir sufi, bu hadis-i şerife mazhar olmuş kimsedir. Çünkü ona sarılan kimse Hazreti Muhammedi Mustafa’yı bulacaktır. Kur’an ve sünnet dairesindeki bir sufi, Hz. Muhammedi Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin vekili mesabesindedir. Karanlığın içerisinde onu gören kimsenin hatırına Allah gelir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2050-2055. Beyitler Şerhi

Sufi yolculuğunda karanlık ve aydınlık arasındaki ilişkiyi nedir?

Karanlığın içerisinde bir sufi, bu hadis-i şerife mazhar olmuş kimsedir. Çünkü ona sarılan kimse Hazreti Muhammedi Mustafa’yı bulacaktır. Kur’an ve sünnet dairesindeki bir sufi, Hz. Muhammedi Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin vekili mesabesindedir. Karanlığın içerisinde onu gören kimsenin hatırına Allah gelir. Hatırına Allah gelince, o kimse Allah yoluna revan olur.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2050-2055. Beyitler Şerhi

Her olayın, her tecelli eden vakanın bir bâtını vardır. Bu ifadeyi nedir?

Bu yağmur da olsa, bu deprem de olsa, bu sel de olsa, bu yangın da olsa onun bâtını vardır; bir savaş da olsa onun bâtını vardır. Dünya üzerinde ne tecelli ediyorsa etsin, her tecelliyatın bir bâtını vardır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2050-2055. Beyitler Şerhi

İlm-i ledün ne demektir ve nasıl öğrenilir?

Ve o ilm-i ledün de o kimseye ya ilhamla gelir, kalbine ilham gelir ya karşındaki kimsenin kalbine ilham gelir, ondan alırsın; ağaçtan dinlersin, duvardan dinlersin, kuştan dinlersin, kumrudan dinlersin, dinlersin. O ilham kapısı sana aralandıysa direkten de gelse, duvardan da gelse, kumrudan da gelse o ilham haktır; rüyada da gelse, başkasının rüyasından da gelse haktır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2050-2055. Beyitler Şerhi

Veliler mahcup olmazlar, mahsun olmazlar. Bu ifadeyi nedir?

Yusuf Suresi miydi 71-72? Hangi sureydi? Veliler mahcup olmazlar, mahsun olmazlar; Yunus muydu Yusuf muydu, ezberim yok ya benim? "Veliler mahcup olmazlar, mahsun olmazlar" ayet-i kerimesini Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine sorunca, hani onlara, "Normalde dünyada da ahirette de iyilikler vardır, müjdeler vardır," bunu söyleyince, Allah Resulü’ne diyorlar ki, "Dünyadaki müjde ne?" Yunus 62. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, dünyadaki müjdeyle alakalı, "Bir: kendilerinin gördüğü rüyalar; iki: kendilerinin görüldüğü rüyalar müjdecidir," diyor.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2050-2055. Beyitler Şerhi

İlm-i ledün nasıl öğrenilir?

O ilm-i ledün de o kimseye ya ilhamla gelir, kalbine ilham gelir ya karşındaki kimsenin kalbine ilham gelir, ondan alırsın; ağaçtan dinlersin, duvardan dinlersin, kuştan dinlersin, kumrudan dinlersin, dinlersin. O ilham kapısı sana aralandıysa direkten de gelse, duvardan da gelse, kumrudan da gelse o ilham haktır; rüyada da gelse, başkasının rüyasından da gelse haktır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2050-2055. Beyitler Şerhi

Bahar serinliğinin manevi anlamı nedir?

İşte o bahar rüzgarlarının manevi manası, tasavvufi olarak, o arif-i billahların, o mürşid-i kamillerin gönüllerine gelen ilhamlar…Bu hal onlara böyle bir manevi ilham gelince onların vücutlarına, onların azalarına da tecelli eder; onun görüntülerine de tecelli eder.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2044-2049. Beyitler Şerhi

Mürşid-i kamillerin ve velilerin meclislerindeki manevi rüzgarın etkisi nedir?

Ve normalde onların böyle sohbetlerinin herkese açık olması, zikirlerinin herkese açık olması, o meclis ve halakalarının manevi rüzgarının kuvvetli olmasındandır. O manevi rüzgar o kimsede cezbe haline getirir. Cezbe haline gelince o kimsenin korkusu kalmaz; herhangi bir baskıdan, herhangi bir dış etkenden korkusu kalmaz.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2044-2049. Beyitler Şerhi

Tasavvuf ve tarikat bilinmiyor mu?

Neden? Tasavvuf bilinmiyor, tarikat bilinmiyor, yol bilinmiyor. Dine ve dindarlara karşı düşmanlık had safhada. Cemaatlere, cemiyetlere, tarikatlara düşmanlık hat seviyede şu anda.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2044-2049. Beyitler Şerhi

Sufilerin doğa olaylarını nasıl insan hayatına bağlarlar?

Sufiler bu tabiat olaylarını hani kış geldi, kar yağdı, yağmur yağdı, güneş çıktı, bahar geldi, otlar çöpler işte böyle neşvü neva buldu filan…Bu doğadaki olayların hepsini insanların hayatına bağlarlar ve nasıl dünyadaki her şeyin belli bir mevsimi, zamanı, zemini var ise insan hayatının da böyle bir zamanı, zemini, mevsimi vardır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2041-2043. Beyitler Şerhi

Sufi düşüncesinde kış ne anlama gelir?

Sufi düşüncesinde kış, bir yolda bir sabır gösterme, bekleme, hazırlanma, olgunlaşma ve kemale ermedir. Senin başına sıkıntılar gelir; bela, musibet, dert, gam, kasavet, değişik problemler gelir. Sen kendince onu olgunlaşma zamanı diye nitelendirirsin. Başına gelmedik bir şey kalmaz, bunlar seni olgunlaştırır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2041-2043. Beyitler Şerhi

Tasavvufda kış nedir?

Şimdi tasavvufta kış, zorluğudur sıkıntıdır, imtihanlarıdır, değişik problemlerle uğraşmadır. O yüzden normalde ama hani kışı yaşarız, değil mi? Şunu ümit ederiz: O kıştan sonra bahar gelecektir. işte sufi düşüncede de o zorluk, o sıkıntı, o problemler, o işin içinden çıkılmaz haller sona erecek. Muhakkak bahar gelecek. Döngü öyledir.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2041-2043. Beyitler Şerhi

Rüzgar, yel ne anlama gelir?

Rüzgar, yel ise bitkilerde, ağaçlarda, doğada değişim zamanıdır. Rüzgar, poyraz veyahut da lodos, ne derseniz, deyin, bütün bitkilerin üzerinde, ağaçların üzerinde bir şeyi değiştirir. Bazen rüzgarlar kırar, yıkar, değil mi muhtar? Rüzgar fazla şey yapınca dalları kırıyor, değil mi? Meyve olunca daha fazla zarar veriyor, değil mi? Bir bakıyorsun, meyveli dal kırılmış, öyle oluyor, değil mi? Döküyor, zeytinler, çiçekleri döküyor, değil mi? Doğururken döküyor. Rüzgarlar, normalde hani böyle faydalı rüzgar olursa ayrı ama rüzgar faydasız olursa, mesela, zeytin bir daha küçücük tohumken döker, değil mi? Demirtaşlılar da bilir bunları.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2041-2043. Beyitler Şerhi

Abdal kimdir?

Abdalın karşılığı, bedel. Bedel ne? Kendisini Allah’a adamış kimseler. Bunlar normalde velilerle alakalı, evliyalarla alakalı hadislerde geçer, abdal kelimesi. Kur’an-ı Kerim’de de: “Velilere korku yoktur” var ya, “onlar mahzun da olmayacaklar.” Bununla alakalı işte bu, Kütübü Sidde’de ebdal olarak geçer.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2041-2043. Beyitler Şerhi

Abdalın nefesi ne anlama gelir?

Abdalın bu nefesi de bu işte bahardandır. Canda ve gönülde bu nefes yüzünden yüzlerce güzel şeyler biter. Onların nefesleri talihli kişilere, bahar yağmurlarının ağaca yaptığı tesiri yapar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2041-2043. Beyitler Şerhi

Abdalın nefesi talihli kişilere nasıl tesir eder?

Onların nefesleri talihli kişilere, bahar yağmurlarının ağaca yaptığı tesiri yapar, talihli kişilere, bu nefesi kabul edenlere. Kabul etmeyenlere, onlara zehir gibi gelir. Kabul edenlere zehrin panzehiri gibi olur üstadın sözü, ariflerin sözü, velilerin sözleri bunlar normalde ama bir kimse defans yapıyorsa, bir kimse kabullenmiyorsa, onların zaten kalpleri mühürlenmiştir, kalpleri kararmıştır. Onlarda bir tesiri olmaz. Kalbi katılara söz tesir olmaz. Kalbi karaysa, bir kimsenin ona böyle ayetten, hadisten istediğin kadar her şeyden bahset, o kabullenmez onu. Kalbi mühürlenmiş. Bir kimse Kur’an’a düşmansa, zikre düşmansa, sünnet-i seniyyeye düşmansa, Allah dostlarına düşmansa, onun kalbi yumuşamaz. Onun kalbi kararmıştır, katılaşmıştır.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2041-2043. Beyitler Şerhi

Tasavvufta, sufilikte, manevi mirasın devralınmasıyla ilgili ne söylendi?

Çünkü tasavvufta, sufilikte, bu manevi mirası devralan veliler mürşidler, evliyalar, dervişler, nakibler, nükebbalar nefislerine uyup da almış oldukları öğretiyi kem etme yani kendine saklama, etrafına, aktarmama, böyle bir şey söz konusu olmaz. Bu çünkü kendisine verilen emaneti yerli yerine yerleştirmemek demektir. Bu ilim o kimsenin kendisine ait değil çünkü bu ilim onun çalışarak kazandığı bir şey değil. Bu dünyalık meta değil ki senin çalışarak kazandığın, senin kendinin olsun. Bu manevi bir ilim. Bu manevi ilim senin değil.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2005-2011. Beyitler Şerhi

Manevi eğitime tâbi olan müritlerin ne yapması gerekir?

Dinlerlerse, itaat ederlerse, uyarlarsa, o manevi eğitimden onlar da yol alırlar, onlar da nasiplerini alırlar ama yok cumartesi gezmesi yaptıysa, öyle geçerken de bir uğrayayım ya, sema da ediyorlar orda hem sema izlerim dediyse almaz. Ya bir gideyim görüneyim beni görsün orda olduğumu yeter bana diyorsa, almaz. Yok! Kendini oraya teslim edecek, verecek, dinleyecek, itaat edecek, uygulanacak. Uygulayacak!

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2005-2011. Beyitler Şerhi

Sufi terbiyesinde ahiret kaygısı nasıl ele alınır?

Sufi, cennet cehennem kaygısından kurtulur. Sufi, gözünü Allah’a diker. Gözünü Allah’a diken, ahiret kaygısını da ne yapar? Yok eder.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2005-2011. Beyitler Şerhi

Sufi terbiyesinde cismani varlıkların mekâna ve zamana bağlı özellikleri nelerdir?

Alt, üst, ön ve ard cismin vasfıdır. Nurani olan can ise bunlardan münezzehtir ve cihetsizdir. Kısa görüşlüler gibi zanna düşmemek için gözünü o padişahın nuruyla aç.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2005-2011. Beyitler Şerhi

Sufi terbiyesinde kısa görüşlülük ne demektir?

Kısa görüşlülük şudur; sen kapının arkasından haberin yoktur, olur olmaz şeylere itiraz edersin. Manadan haberin yoktur, olur olmaz şeyin üzerine zanna düşersin. Sen hakikat yolcusuysan ve sen ilme’l yakîn, ayne’l yakîn, hakka’l yakîn derecelerine kalbi olarak yürümek istiyorsan kısa görüş sahibi olamazsın. O zaman bilmediğinin üzerinde fikir yürütmeye kalkmazsın. Senin çünkü henüz daha manan açılmadı. Açılmayınca sen kısa görüşlülük ve yanlış zanlardan kurtulman gerekir ve nurani olan can ise bunlardan münezzehtir, o padişahın gözünü diyor o padişahın nuruyla aç.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2005-2011. Beyitler Şerhi

Sufi terbiyesinde manevi bağı nasıl korumak gerekir?

Onun bağı kopmuştur, manevi bağı kalmamıştır onun. Bakın bunun manevi bağı kalmamıştır. Kimisi de şöyle der: “Benim kalbimden geçeni bilsin.” Olur, tabii ya! Sen haşa Allah’sın ya! “O kim? Ha mürşitmiş, benim kalbimden geçeni bilsin.” Tabi, bilsin, işi ne! Otursun, sen önemlisin, kıymetlisin. Otursun, seni rabıta etsin kalbinden ne geçiyor diye. Söylesen takkadak düşer ya da der ki: “Bunu cinni taifesi söyledi. Bunu şeytan söyledi. Yok bu büyücü!” Peygambere dediler çünkü. işte o, Allah’ın nuruyla görüp Allah’ın nuruyla duymaya başladığında, onun için alttı, üsttü, sağdı soldu, yandı arkası, önü kalmaz. O artık Allah’ın nuruyla görmeye başlar.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2005-2011. Beyitler Şerhi

Sufi öğretisinde dünyayla alakalı iki şey nedir?

Sufi öğretisinde, dünyayla alakalı iki şey vardır, tecelliyat vardır ya gam vardır ya da neşe vardır. Ne gamı büyütürsün ne de neşeyi büyütürsün. Hastalıktır, sıkıntıdır, derttir, problemdir…Bu gamdır. Sen bunu büyütürsen onu ilahlaştırırsın kendine. Bunu büyütme, bu sana zarar verir çünkü. Sen neşeyi büyütürsen, o zaman sen dünyayı sadece eğlenceden ibaret görürsün, bu da doğru değildir. O yüzden, dünya bir insan için, bir sufi için ben sufi öğretisi olarak söyleyeyim, geri kalan dersini alırsa alır. Sufiler, dünyayı ne tamamen neşe ne de tamamen gam olarak görürler. Tam olarak neşe ve gam görmek, sufiyi yolundan eder. O zaman sufi için gam ve neşenin arasında gelgitler vardır. Sufi henüz daha yolun başındayken, gamı da neşeyi de imtihan olarak görür. Gama düşerse der ki “Bu Allah’tan gelen bir imtihan, burdan kurtulayım”, neşeye düşerse der ki “Bu Allah’tan gelen bir sevinç, buna abartmayayım,” Hani öyle ya ticarette, ticaret yapanlar bilir bunu, güzel bir kar eder, neşelenir, hoşuna gider. Bunu abartma, Allah’a hamd et, de ki ya Rabbi, sana hamdü sena olsun. Kaç para kazandın? 500 lira, 400 lira kazandın, hemen zekâtını ayır tasadduk et onu. Nasıl? Basbayağı, her kazandığından tasadduk et. Sufi içindir bu, onu kendinin görme, löp löp yutma. Bak Cenab-ı Hak nasıl bereketlendirecek seni, göreceksin bunu ama bunu böyle malım artsın diye yapma, malı arttırıp eksilecek olan Allah. Ama sen o neşeni tamamiyetle neşe olarak görme. Beş lira kazandın, bir kuruşunu ver, bir şey olmaz, merak etme. Ben zekâtımı hesaplarım, Ramazan’dan Ramazan’a zekâtımı veririm, alâ, farzı yerine getiriyorsun, hiç sıkıntı yok, sana kimse laf söyleyemez, hiç kimse. Sana dinen söylenecek bir laf yok. Sufisin, sufi yolunda hakikati anlamak, onunla yoğrulmak istiyorsun. O zaman bir neşeye gark oldun, Cenab-ı Hak sana bir nimet verir. Bu eş olur, bu çocuk olur, bu ticarette bir alışveriş olur, bu sağlık olur, bu bir ilim olur, bu bir zikir halakası olur. Bu bir ilim halakası, bu senin bir namaz kılman olur. Namaz kılmak dahi nimettir çünkü bakın, namaz kılmak nimettir, oruç tutmak nimettir, lütuftur zekât vermek nimettir, lütuftur, sadaka vermek nimettir, lütuftur, tebessüm etmek nimettir, lütuftur, asık yüzlü olmamak nimettir lütuftur. Birine bir iyilik yaptın, nimettir, lütuftur. Sohbete geldin, nimettir, lütuftur. Sohbete gittin, nimettir, lütuftur. Zikrullaha gittin, orda oturdun, nimettir, lütuftur. Sen insanları zikrullaha çağırdın, nimettir, lütuftur. Bunlar için Allah’a hamd et, bunlar için tasadduk et, tasadduk et.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2005-2011. Beyitler Şerhi

Sufi gösteriş nedir?

Sufi gösteriş budalası değildir. Dışını temiz tutar, vücudunu temiz tutar, insanlarla diyalog kuruyor, eşiyle ve çocuklarıyla diyalog kuruyor. Ağız temizliğine de dikkat eder, illaki çürük dişlerle dolaşmaz, ağız temizliğine dikkat eder, sünnet çünkü bu yüzüğünün altına su değdireceğim diye uğraştığın kadar ağzındaki çürük dişi de tedavi ettirmen, yüzüğün altına su değdirmekten daha önemli. Senin yüzüğünün altını koklayan yok, senin yüzüğünün altını öpen de yok ama senin ağzını öpen var, senin dudağını öpen var, senin konuştukların var. Yakîn temasta bulundukların var. Senin ağzın kokmamalı. Senin vücudun kokmamalı, temiz olmalısın. Senin bıyıkların ağzının içine girmemeli, temiz olmalısın.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 2000-2004. Beyitler Şerhi

Teşbihin tenzih edilmesi gereken sebebi nedir?

Teşbihin tenzih edilmesi gereken sebebi, teşbihin Allah’ın sıfatsal tecelliyatlarını ifade etmesi ve bu tecellilerin Allah’ın zatına benzememesidir. Sufilerin teşbihleri tenzih etmeleri gerekir çünkü Allah’ın sıfatları bir şeye benzemez.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1992-1997. Beyitler Şerhi

Tenzih ve teşbih kavramları nasıl açıklanır?

Tenzih ve teşbih birbirinin ardına gelir. Bir teşbih bir tenzih, bir teşyih bir tenzih, durduğu yerde durmuyor. Teşbih, bir şeye benzetme demektir. Ancak Pir makamında olanlara bu teşbih haktır. Pir makamında değilse o kimse bu teşbih ona hak değildir. O tenzih mertebesinde duracak, her daim tenzih edecek. O hiçbir şeye benzemez.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1992-1997. Beyitler Şerhi

Hazreti Pir’in teşbihini anlamayanlar ne yapar?

Hazreti Pir’in teşbihini anlamayanlar, onu ayıplar. Ayıptan başka bir şey görmeyen ayıptır. Bu ayıplar, cahil mahluklara nispetle ayıptır, makbul Allah’a nispetle değil. Bu nedenle, Hazreti Pir’in sözlerini anlamadıklarından, Hazreti Pir’in sözlerinin içinden çıkamadıklarından dolayı kıskançlık damarları kabardı ve ona intisap etmeden onun aleyhine konuştular.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1992-1997. Beyitler Şerhi

Pir makamındaki kişilerin eksikliklere bakış açısı nedir?

Bazılarının canı sıkılacak şimdi, kısaca geçince. Evet, bu söz kemale ermiş, manevi olarak olgunluğa erişmiş kişilerin yani pir makamında olan zatların eksikliklere ve noksanlıklara bakış açısı farklıdır. Çünkü her eksiklik ve noksanlıkta Allah’ın hikmetini görürler. Derler ki bunda bir hikmet var. Bir kimseye bir vazife verirler, o vazifeyi verdiklerinde o kimse o vazifeyi hakkıyla yerine getirmez, der ki bunda bir hikmet var. O, bu makamda değilmiş.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1992-1997. Beyitler Şerhi

Can kemaldir, çağırması sesi de kemaldir. Onun için Mustafa sallallahu ve sellem neden ‘Ey Bilal, bizi dinlendir, ferahlandır’ dedi?

Can kemaldir. Canın kemal olması, burdaki candan kasıt ruhtur. Farkındaysanız, ben hiç “ruh terbiyesi” kelimesini kullanmam. Terbiye edilecek olan nefistir çünkü. Ruha, Cenab-ı Hak, kendi ruhundan ve nurundan yarattı, üfledi. O zaten kemal noktada. Ruh, kemal derecesinde, olgunluk derecesinde. islam’da ruh terbiyesi diye bir şey yoktur. Bunu söyleyenler, islam içerisinde olduklarını söylüyorlarsa cahilliklerinden söylüyorlar. Sen neyi terbiye ediyorsun kardeşim? Cenab-ı Hakkın “kendi ruhumdan üfledim” dediği ruhu mu terbiye edeceksin? Bu, kocaman bir yalandan ibaret. islam’da nefis terbiyesi vardır, ruh terbiyesi yoktur. Biz nefsi terbiye ederiz. Ruh, ne olduğunu dahi bilmiyoruz. ‘Size bununla alakalı çok az bilgi verilmiştir’ demiş Yahudilere. iyi, bize de biraz onun fazlası verilsin ama ruh terbiyesi diye bir şey yok.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1985-1987. Beyitler Şerhi

Geçen hafta, ‘sen şekerden tatlı bir hale gelsen bile o tat bazen senden gidiverir. Bu mümkündür’, burayı okumuştuk?

Yani bu neydi? Sen öyle bir zaman olur, öyle bir an olur, sen bazen şekerden tatlı bir hale gelirsin. Yani öyle bir hâl yaşarsın. Öyle bir hâl yaşayınca, şekerden tatlı bir hale gelirsin ama bu şeker, bu tat senden gidiverir. Buna devam ediyor. ‘Fakat fazla vefakârlık sebebiyle tamamen şeker olursan, buna imkan yoktur.’ Yani normalde şeker olmak ne demek? Şekerle, şekere hemhal olmak, şekerin içerisine karışmak. Yani sen bir mürşidi kamil olursan, mür,şidi kamil olduğundan senden tatlılık gitmez. Yani bu artık sen o makama eriştin. O makama erişince, sendeki haller, sendeki tecelliyatlar gelip geçici değildir. Artık bundan sonra normalde, o bir makama erişen, yani mürşidi kamil olan bir kimsedeki tatlılık, geçici bir tatlılık değildir. Onun üzerindeki hoşluk, geçici bir hoşluk değildir. Onun üzerindeki manevi tecelliyatlar, geçici bir manevi tecelliyat değildir. Yani normalde o kimseden de bunlar ayrılmaz. Yani neden? Çünkü o cemalinde fenâ oldu. Cemalinde fenâ olduğu için o belli bir makama geldi. O fenâyı yaşayınca, artık o makamdan sonra geri dönüşü yok. Mesela, nasıl peygamberler peygamberlikten geri dönüşleri yok, onlar bir makam sahibi. Makam sahibi olunca, onun peygamberliği son da bulmuyor. Peygamberliği devam ediyor. Tabi, o normalde mürşidi kamillerin kutup seviyesinde olanlar da onlar da bir makama erişiyorlar. Peygamber değiller, ordan geri dönüşleri vardır ama geri dönüşü olan görülmemiş bu zamana kadar. Normalde, işte o geçici manevi tecelliyatlara mazhar olanlar, o kalıcı maneviyatların numunesi gibi. Hani ne diyorlar, yeni nesil siz, fragman mı diyorsunuz? Hani fragmanı gibi, o manevi haller, o makama erişildiğinde kalıcı olmanın hali.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1980-1983. Beyitler Şerhi

Genel olarak insanlar aldanırlar, yolculukları dışsaldır hep, içsel değil midir?

Eğer o direkt kendi iç alemine dönüşünü gerçekleştirebilirse, o zaman onun içsel yolculuğu başlar. Ama genel olarak insanlar aldanırlar, yolculukları dışsaldır hep, içsel değildir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, normalde Hazreti Pir: “Aşk dışarıda aranmaz, aşk kendi içinde bulunur. Sen aşkın kendisisin, aradığın aşk sensin,” der. Yani aradığın aşk sensin, bu kadar böyle uç bir noktaya götürür insanı. Aslında aradığın aşk sensin derken, burda kendi nefsini öne çıkarmak değil, kendi benliğini öne çıkarmak değil, Yunus’un: “Bir ben var benden içeri,” dediği o olguyu meydana çıkarmak, onu bulmak içsel olarak. Hani yine normalde: ‘Aşk düğümü çözülmemiş sır gibidir. O sır senin içinde, kendi içinde bul onu, der Hazreti Pir. Demek ki o normalde aşık halis, saf şarabı kendisinde bulacak. Yani artık o öylesine ilahi aşk noktasında zirvelerde dolaşacak ve zirvelerde dolaştığında aradığı şey, yani Musa’nın Turu Sina’ya çıkıp konuştuğu şey, onun gönlünde var. Onun gönlünde veyahut da Yunus’un balığın karnında bulduğu şey, onun gönlünde var. Ümmeti Muhammed’in fazileti ve ehemmiyeti, Ümmeti Muhammed’in fazileti ve ehemmiyeti! Yusuf’un kuyuda bulduğu şey, onun gönlünde var. ibrahim Aleyhisselâmın ateşe atıldığı andaki bulduğu şey, onun gönlünde var. Onun içinde var, mana aleminde var, eğer onu bulabiliyorsa. Eğer onu bulursa o zaman sırrı çözüldü. Eğer onu bulamıyorsa o sır çözülmedi onda. Hani o yüzden derler: “Her ne ararsan kendinde ara,” diye. Kişi kendi içine dönerekten, o manevi bir aşka ulaşır ve o manevi bir aşka ulaşınca iç aleminde, onun dış alemine denge oluşur ve normalde içinde de dışında da muhteşem bir huzur olur.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1980-1983. Beyitler Şerhi

Dışardan bakan bir kimse, onu normal görmeyebilir ama aşık, kendi iç aleminde huzuru bulmuştur, kendi iç aleminde de dengeyi de bulmuştur, dengeyi de otutturmuştur?

Bunu normalde dışardan bakan bir kimse, onu deli görebilir. Dışardan bakan bir kimse, onu çılgın bir şekilde görebilir. Dışardan bakan bir kimse, onu normal görmeyebilir ama aşık, kendi iç aleminde huzuru bulmuştur, kendi iç aleminde de dengeyi de bulmuştur, dengeyi de otutturmuştur. Bu, o kimsenin biraz hani meratipleri geçmesiyle alakalı. Mesela bir kimse emmaredeyken denge aranmaz. Levvamede mesela, gitgeller yaşar. Mülhimede gitgeller yaşar. Mutmainnede gitgeller yaşar. Radiyede, mardiyede, safiyede gitgeller yaşar ama artık o kimse hani safiyeye geldiğinde, artık onda denge kurulur. O, huzuru yakalamıştır. O artık, içsel yolculuğu onun devam eder. Bitmek tükenmek bilmez. Onun dışsal yolculuğu da bitmiştir. Bakın, dış yolculuğu bitmiştir. Artık kendi derinliğinde, kendi tatminini yani mutmaini bulur. Onun kalbi çünkü mutmain oldu. Hani “Kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur,” o ayeti kerimenin sırrına ulaştı o. Onun artık kalbi mutmain. Onun kalbi mutmainlikten geri dönmüyor. Artık oturdu, yerleşti o. Böyle olunca, onun yaşantısında da, hayatında da bir anlam oluştu. Artık o herkes gibi yiyip içmiyor, artık o herkes gibi dolaşmıyor, o herkes gibi bakmıyor. Onun bakışında ayrı feraset var. Her baktığı yerde cemalin tecelliyatını görüyor. Her baktığı yerde sıfatsal tecelliyatlara mazhar oluyor ve kendi iç aleminde de mazhar oluyor. Kendi iç aleminde batıni olarak mazhar oluyor, dış aleminde zahiri olarak mazhar oluyor ki denge böyle kuruluyor. Normalde, iç aleminde mazhar olmuş olsa, dışında bunu seyretmemiş olsa onda denge oluşmaz. Bir mürşidi kamilin dervişinde denge vardır. Eğer o dervişte denge yoksa, o şeyhini tanımıyordur, o şeyhine tabi değildir. Şeyhe derviştir ama şeyhe tabi değildir. Kendi nefsine tabidir o yüzden onda dengesizlik vardır. Bakarsın bazen dervişlerin bazıları dengesizdir. Konuşmaları da dengesizdir. Aslında o sufilik yapmıyor, o heva hevesine uymuş, o edepsizlik yapıyor. O nefsine uymuş. Kendi nefsine uyduğunun da farkında ama farkında değil. Farkında olsa tövbe eder ve geri döner. O kendince âşıklık yaşadığını zannediyor.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1980-1983. Beyitler Şerhi

Sufilerin namazdan sakınmaları nedeni nedir?

Mesela işte bir kısım sufiler vardır, adına sufi denilirse kendilerince vuslata erdiklerini, vuslata erdiklerinden dolayı namazın onlardan sakıt olduğunu söylerle örneğin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1980-1983. Beyitler Şerhi

Türkiye’deki melamilerin namazdan sakınmaları nedeni nedir?

Türkiye’de bir kısım melamiler vardır, bir kısım. O melamilerin bir kısmı namazdan sakıt olduklarını, zikirden sakıt olduklarını, ibadetten sakıt olduklarını söylerler. Bunun gibi.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1980-1983. Beyitler Şerhi

İç ve dış dengesi oturmayan bir kimseyle karşılaşıldığında ne olur?

O zaman, o sufi o hale gelince iç ve dış dengesi onda oturur ama iç ve dış dengesi oturmayan bir kimseyle karşılaştığında, o huzur, o denge karşıdaki kimseye tuhaf gelir. “Aaa! Böyle olmaması lazım,” der kendince veyahut da heva ve hevesine uyan bir kimse, çarpar ona.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1980-1983. Beyitler Şerhi

Feraset ehli olmayan bir kimse karşıdaki kimseyi nasıl değerlendirir?

Kendi heva ve hevesini görecek ama feraset ehli olmadığından, karşıdaki kimseyi, yani o üstadı suçlar. Kendince onda eksiklik peydah eder. Der ki eksiklik var bunda. Oysa o üstad ona ayna vazifesindedir. Eksikliğini görür. Ayna vazifesinde olmasına rağmen o eksikliğini görmez, karşıdaki kimseyi yani üstadı eksik görür.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1980-1983. Beyitler Şerhi

Aklı cüz’î olan bir kişinin davranışları nasıl?

Aklı cüzi sırra sahip gibi görünürse de hakikatte aşkı inkâr eder.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1980-1983. Beyitler Şerhi

Fakirin sufilik derslerinde ne anlatıyor?

Adam şimdi normalde işte sufilik dersin, şeyh dersin, dergâh dersin, tarikat dersin. Dakka bir söyleyeceği şey şudur: “Siz de para topluyorsunuzdur.” Sen anlatırsın, “Parayla işimiz yok,” diye, yok inanmaz. Bakın, inanmaz. Anlatırsın defalarca, yine inanmaz. Ön yargısı var çünkü.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1980-1983. Beyitler Şerhi

Ruhun insan üzerindeki tecelliyatı nasıl tanımlanmaktadır?

Bir hani dediydik, bitkisel ruh var, hayvani ruh var, nefsani ruh var, bir de insani ruh dediğimiz insan bedeninde devamlı çalışan bir mekanizma var. Bu bahsettiğimiz bitkisel, hayvani ve nefsani aynı zamanda da insani ruh dediğimiz bu karışım, öyle söyleyelim, vücudun üzerinden devamlı etkileşim halinde, vücutta devamlı çalışır halde.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1976-1979. Beyitler Şerhi

Bitkisel, hayvani ve nefsani ruhlar nasıl bir ilişki içinde bulunur?

Normalde bunlar beden içerisinde devamlı birbiriyle iletişim halinde çalışıyor ve bunlar görevlerini ifa ederlerken, hani bitkisel ruh, hayvani ruh, nefsani ruh ve insani ruh bu noktada görevlerinde herhangi bir aksama yok. Mesela işte hayvani ruhta bu mekanizmada bir rahatsızlık varsa hastalık varsa bu ayrı bir mesele veyahut da bitkisel ruhta, hayvani ruhta bir rahatsızlık var ise, bu rahatsızlıklar farklı bir şey.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1976-1979. Beyitler Şerhi

Hayvani ruhun insan üzerindeki etkisi nedir?

Bunların hepsi de hayvani ruhla alakalıdır ve hayvani ruh genel olarak işte insanın hayatta kalması, beslenmesi, çok özür dilerim cinsel ilişkisi, ondan sonra, normalde bu tip içgüdüleri devamlı dürtükleyen bir şeydir, hayvani ruh. Yani normalde mesela işte canımız et ister ya, hayvani ruhtur. Canımız işte salata ister, hayvani ruhtur. işte evlenmek ister, bu böyle işin Kur’an ve sünnet dairesinde değilse, hayvani ruhtur, o normalde şehvet dediğimiz haram şehvet veyahut da o kimsenin şehvetini farklı yollardan hani öldürmesi gibi şeyler, bunların hepsi de hayvani ruhdur.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1976-1979. Beyitler Şerhi

Geçici manevi haller neden geçicidir?

Ondan sonra görsem Allah, görsem Allah! Gitti, kaybettin, kalmadı. E Sebep? Sebebi sensin. Hani bunun sahabedeki ölçüsü, meşhur Hanzala var ya, hani Hazreti Ebubekir Efendimizle karşılaşıyor, diyor, Hanzala nasılsın? Hanzala münafık oldu, diyor. Ne oldu, diyor. Diyor ki ben Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin huzuruna girdiğimde, bana diyor cenneti ve cehennemi anlatırken, cennet ve cehennemi gözümün önünde diyor görüyorum ama diyor, sohbetten dışarı çıkınca, onun huzurundan çıkınca diyor ki dünya beni yine galebe çalıyor. Ben yine eski halime dönüyorum, deyince, diyor ki Hazreti Ebubekir Efendimiz, aynı şey bende de oluyor, diyor haydi gidelim Hazreti Peygamber(s.a.v)’e soralım.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1976-1979. Beyitler Şerhi

Geçici manevi hallerin kalıcılığı neden sağlanamaz?

Hazreti Pir devam ediyor: "Fakat fazla vefakârlık sebebiyle tamamen şeker olursan buna imkân yoktur. Nasıl olur da şekerden tat ayrılır, imkân var mı?" Yani şeker yiyenlerin şeker lezzetleri geldi gitti ve ondaki bu manevi tecelliler kalıcı olmadı yani çünkü tamamen şeker olmuş olsan sende kalıcı olacaktı ama tamamen şeker olmadığından dolayı sende kalıcı olmadı. Hazreti Pir diyor ki nasıl olur da şekerden tat ayrılır, imkânı var mı? Yani bu tecelliyatlar sende devamiyet arz etmedi. Eğer sen tam şeker olmuş olsaydın, şeker tattan ayrılmazdı. Yani sen kemale ermiş olsaydın, senden hoşluk ayrılmazdı. Sen kemale ermiş olsaydın, hangi sıkıntı, hangi dert, hangi gam, hangi keder, hangi varlık, hangi yokluk seni yoldan edecek? Seni yoldan edecek ne kadar engel çıkarsa çıksın, sen etrafına hoşluk vermeye, sen etrafına tat vermeye devam ederdin.

Kaynak: Mesnevî-i Şerîf 1976-1979. Beyitler Şerhi

← Sorular – Sohbetlerde Sorulan Sorular ve Cevapları