Cumartesi, 13 Haziran 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 2104-2109. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 2104-2109. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 8 • 1/30

Mesnevî-i Şerîf 2104-2109. Beyitler Şerhi Hakkında

2104-2109. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak gündüzünü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed’i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakça yaşayan, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Nerede Ümmet-i Muhammed’in kanı, şânı, şerefi, haysiyeti, namusu, canı ayaklar altına alınıyorsa Cenâb-ı Hak hepsini kurtarsın, hepsinden de intikamımızı alsın. Doğu Türkistan’daki Müslümanlara özgürlük nasip eylesin. Gazze’deki, Filistin’deki, Irak’taki, Suriye’deki tüm ülkelerde zulüm altında bulunan Müslümanlara yardım eylesin. Amin. Ecmain. Konu başlığı:

“Hâtif’’in rüyada Ömer’e, ‘Beytü’l Mal’den şu kadar mal al, mezarlıkta yatan o adama ver’ demesi. O sırada Cenâb-ı Hak, Ömer’e bir uyku verdi ki kendini uykudan alamadı. ‘Bu, mutad bir şey değildi. Bu uyku gayb aleminden geldi, sebepsiz olamaz’ diye taaccüpte kaldı. Başını koydu, uyudu.”

Şimdi bunu gece dersi çekenler, gece virdi çekenler, seher virdi çekenler bunu daha iyi anlar, idrak eder. Hani gece virdi vardır, gece virdi normalde muradıdır o kimsenin. işte gece dersini çekiyor, kaçta çekiyor? On birde çekiyor, on ikide çekiyor, ikide çekiyor, teheccüde kalktığında veyahut da sabah namazından sonra sabah dersi çekiyor seherde, mutat. Diyelim ki ne kadar sürüyor dersi? Yarım saat, kırk beş dakika, bir saat…işte dersini her gün mutat çekerken birden uyku basar o kimseye, gözünü açamaz hale gelir. Böyle tâbiri câizse kafasını toplayamaz, sarhoş gibi olur, böyle kafasını böyle bir yere yaslamak ister, daha da olmadı koltukta oturuyorsa

koltukta sızar, yakaza gibi. işte bu mutadın dışındadır bu, o kimsenin mutad gecesi değil, mutad sabahı değil. Örnekliyorum, bir kimse işte sabah namazını kıldı, saat kaç? Yedi. işte o kimse yedi otuza kadar, sekize kadar ders çekiyor, virdini çekiyor, neyse virdi. işte o esnada her gün öyle yaparken ona uyku basıyor birden, uyumamak için direniyor ama uyuyor, gidiyor kafa. Veyahut da gece oluyor bu gece uyumamak için direniyor o kimse ama yok, kafa durmuyor durduğu yerde, gözü kapanıyor. Hatta gözler kapalı uyuyor oturduğu yerde. Bunu böyle itikafta olanlar da yaşar. Hani itikafta günlük yetmiş bin tevhit çekecek, işte gündüz çok o kadar zorlanmaz ama gece, yatsıdan sonra zorlanmaya başlar. Hele ikinci günüyse, üçüncü günüyse daha da zorlanır. Yani oturduğu yerde “la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah…” gitmiyor ama. Şimdi yatamaz da. Dersi yetiştirecek çünkü. Bu oturduğu yerde kendi hırıltısıyla çünkü kafa düşüyor, kafa düşünce o nefes borusu sıkışıyor, nefes borusu sıkışınca nefes alamayınca uyanıyor. Tecrübe. O esnada, o kimse, sufiler buna yakaza derler, rüya görür oturduğu yerde.

Hatta işte Ramazan’da teravih kılıyor, teravih kılarken, namaz kılıyor, namaz kılıyor değil mi, teravih kılıyor. Teravih kılarken ayaktayken yakaza görür derviş. Bu mutadın dışında olan şeyler veyahut da işte namaz kılıyor, namaz kılarken “Allahu ekber” secdeye gitti, secdede “Subhane Rabbiyel alâ” dedi, birinci dediğini hatırlıyor, sonra bir yakaza oldu, bir hal oldu, sonra secdeden normalde sanki üç sefer demiş gibi “Subhane Rabbiyel alâ” dedi, kalktı. Kalktı ama secdede rüya gördü. Ne kadar kaldı secdede bilmiyorum, kaç sefer söyledi bilmiyorum ama orada rüya gördü mü? Gördü. Bunlar mutadın dışında olan şeyler. Bir kimsenin mutat dersi var, virdi var, yaptıkları var. Bunun haricinde bir şey. Hazreti Ömer Efendimizi de mutadın dışında uyku bastı. Bu mutat değildi. Mutad olmadığı için Hz. Ömer Efendimiz de bunu hayretle karşıladı. “Bu normal değil.” dedi, “Bu mutadın dışında.” dedi. “Ha demek ki sen gece saat on iki, uykun geldi, yattın. Bu mutat hayatın senin. Hani kimilerinin böyle mutat bir hayatı vardır; on iki deyince yatar, saat işte beş deyince kalkar. Ondan sonra işte altı deyince kalkar. Yok, sabahleyin mutad kahvaltısını yapar, sonra tın tın tın işine gider. Mutad bir hayatı vardır. Harika bir şey. Yani böyle bir şey hiç yaşamasam da böyle bir hayatı olanlar da vardır muhakkak, mutadın dışında. Bizim her şey maddiyatın dışında olduğundan, muradımız da yok bu tip şeylerde. Öyle olunca, işte o kimse uyurken, hani uyumuyorken uyku bastırdı onu. Furkan, ayet 47: ‘Size geceyi bir örtü, uykuyu dinlenme, gündüzü de yeni bir hayat yapan O’dur.’ Bu ayet-i kerime dünyadaki bütün mutad insanlar için. Gece neymiş? Onlar için bir örtü, uykuyu da dinlenme yapmış.

Tabii uykuyu dinlenme yaptı, bize ne diyorlar şimdi? Diyorlar ki, ‘En az yedi saat uyuyacaksınız’ değil mi? Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de hiç yedi saat uyumamış. Yedi saat hiç uyumamış. Az uyumak, az konuşmak, az yemek. Bize şimdi uyuyun diyorlar boyna. Hani uyu Allah uyu! Uyu Allah uyu! Hani ilkokul çocukları bile ney, yat uyu, at uyu! Uyu uyu, boyna uyu! Ha biz maddi ve manevi hep uyumakla geçiriyoruz. Uyuyoruz. Biz zahiren de, manen de uykudayız biz. islam dünyası uykuda, uyanmıyor hiçbir şekilde. Öyle bir derin uykuya dalmış ki yani her gün kanı akıtılıyor, her gün şanı şerefi ayaklar altına atılıyor, haksızlıklar, hukuksuzluklar, arsızlıklar, hırsızlıklar, kamu düzeninin bozulması…Böyle bütün islam dünyası hercümerc olmuş. islam dünyası uyumaya devam ediyor. Onlar için hep gece.

Yine, Neb’e Suresi 9, 10, 11: ‘Uykunuzu bir dinlenme vasıtası yaptık, geceyi size saran bir örtü yaptık, gündüzü de geçiminizi temin için çalışma zamanı kıldık.’ O yüzden uyku mutat insanlar için mutat, vasat insanlar için rahatlık, huzur vesilesi. O yüzden o kimse yatacak, uyuyacak, dinlenecek. Bizim Bayındır tabiriyle ‘beğenecek, hani ‘toprağa belenmek’ yani yüzüne gözüne toprak seçti, toprağa belendi. Ümmet-i Muhammed böyle bütün gecesini uykuyla geçirecek, şuursuz bir şekilde ölü gibi yatacak, uyuyacak Allah uyuyacak! Hani yatırsan hiçbir şey istemesen, yedi yirmi dört uyuyacak, yani böyle bir tembellik hali hakim. Yani bu ölü gibi bütün herkes, Allah muhafaza eylesin! Muhakkak ki uykuya bedenin ihtiyacı var, bunu inkar etmiyoruz. Hani üç tane sahabe var, ölçü, birisi dedi ki, ‘Hiç uyumayacağım.’ Birisi dedi ki, ‘Hiç evlenmeyeceğim, cima etmeyeceğim.’ Birisi dedi ki, ‘Hiç iftar etmeyeceğim.’ Cebrail aleyhisselam bunların halini geldi, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine aktardı. ‘Size ne oluyor ki? Allah’tan en fazla korkanınız benim, yerim, iftar ederim, uyurum, evlenirim.’ dedi. Çünkü evlenmek Adem’den itibaren bütün peygamberlerin hiç terk etmediği sünnettir. Sakal, Adem’den itibaren tüm peygamberlerin sünnetidir. Şimdi ölçü; ‘Uyurum, yerim, iftar ederim, evlenirim’, ölçü. Bizde ruhbanlık yok, hayatının tamamını ibadetle geçirmek yok. Gecenin ne yapacaksın? Üçte birini ibadete ayıracaksın. Kaç saat gece? Sekiz saat, dokuz saat desek, üçte biri üç saat ibadete gidecek, üç saat eşinle sohbetine ayır çocuklarınla, üç saat de uykuyu ayır. Salih çok tatlı güldü. Hani dedi ki yani, ‘Bunu böyle söylemeseydin bize iyiydi filan. Biz altı yedi saat uyumayı seviyoruz.’ dedi. Neyse, günah işlemekten uyumak daha hayırlı herkes için. Öyle ya geçip televizyonun başında günah işleyeceğinize veya telefonu alıp da yanlış yunluş yerlere gireceğinize, uyuyun daha iyi. Zikrullah yapmıyorsanız uyuyun. En güzeli bu. Allah bizi affetsin, amin.

Tabii Hazreti Pir burda bu uykunun. fıtri veya insani öyle diyelim veya biyolojik bugünkü terim o ya, biz fıtrat diyoruz veya insani diyoruz ama bugünkü gençler ne diyor? Biyolojiyi kullanıyorlar, diyorlar ki, ondan sonra, burda uyku bir biyolojik durumdan ibaret değil. Ya? Burdaki uyku manevi bir şey. Bu uyku cüzzi iradenin dışında gelişen bir şey. O uyumayı istemediği halde uyku bastı onu. Bu normalde buradaki bu uyku Cenâb-ı Hak’tan bir rahmet, bir bereket, bir lütuf, bir ikram, bir ihsan. Burada farklı bir şey var yani buradaki uyumak, yatıp horul horul uyumak değil. O esnada yakaza gibi manevi aleme bir pencere açılacak, manevi aleme bir kapı aralanacak, onu hissetti. Sakın siz de böyle uyku bastırdığında, ‘demek ki manevi bir şey olacak’, bu da bir vartadır. Hani ‘manevi bir şey olacak demek ki bu kadar uyku bastı. Ben de bir rüya göreceğim, hal göreceğim’, yat sabah kalkama sonra on saat uyu, öyle değil bu. Bu öyle de değil. Hiç kimse kendi kendini de öyle kandırmasın. ‘Ben rüya görürüm diye yattım.’ Ee sonra hiçbir şey yok. Sen de gafletten yattın, uyudun. Öyle değil. Allah muhafaza eylesin! Çünkü normalde o rüya öyle manevi olursa, hani salih rüya mübeşşerattandır. O zaman sende farklı şeyler görülmesi lazım. Farklı şeyler görülmüyorsa o zaman sıkıntı var. O yüzden hani çünkü uyku veya yakazada ruh özgürleşir. Ruhun vücutla olan bağı en aza indirilir, minimize olur. Yakazada mesela bir kimse kendi vücudunu da görür çünkü yakazada. O böyle ruhun vücutla olan bağlantısının böyle en ince veya en aza indirildiği andır. O böyle uyurla uyanıklık arası bir şeydir. Ne uyanıksın ne uyuyorsun artık ruhun tâbiri câizse böyle hani bedenin üstünde duruyor, daha ötelere gitmedi ama ruh serbest o esnada, hür veya uyku esnasında ruh serbest, hür. O yüzden uyku bedeni rahatlatır, bedeni rahatlatır. O kimse der ki bedeni rahatlayınca “oh be, ruhum dinlendi.” Ha senin ruhun dinlendi. O zaman sende manevi bir işaret yok. Ruh gitti, bekletileceği yerde gitti, orada bekliyor sen uyanıncaya kadar. Sen uyanır uyanmaz ruh sana tekrar tecelli etti, geldi. Sende bu uyku manevi değil. Bakın bu manevi değil çünkü hani Zümer suresi 42’de de: “Allah canlıların ruhlarını, ölüm anında alır.” Henüz ölmemiş olanların ruhlarını da uyurken alıyor. Uyurken aldı, uyandığında tekrar verdi. Bu ölüm değil, hani, “Uyku yarı ölümdür” hadis-i şerifi de buradan kaynaklı. Yani o kimse uyurken ruh ondan çekildi. Ne zaman, uyanır uyanmaz ruh hızla tekrar bedene geldi ama genel olarak o dediğimiz zaruri, istemsiz uyku manevi bir kapının aralanmasına işaret.

“Rüyasında Hak tarafından bir ses geldi, bu sesi ruhu duydu. O ses öyle bir sesti ki her sesin nâğmenin aslıdır. Asıl ses odur, o sesten başka sesler aks-i sedadır.”

Aks-i seda; biz böyle küçükken zeytinliklere giderdik. Yukarda babamın çok samimi arkadaşı Ovalı ismail’in zeytinliği vardı. Ordan deliceleri, biz aşısız zeytine delice deriz, ordan deliceleri köklerdik, bizim bahçede eksik olan yerlere ekerdik. işte babam falan, abim, üçümüz beraber giderdik. Ondan sonra babam gelmez oldu. Biz kendimiz gitmeye başladık. Babam diyordu, “Gidin oradan iki tane delice zeytin kökleyin gelin.” Dağda tabi, dağda giderken vadiye bağırırsın, vadiye mesela “Ahmettt” diye bağırırsın. Senin bağırtın gider, karşıdan “Ahmetttt” diye kendi sesini duyarsın. Aks-i seda! O vadide çok güzel olur bu. Biz çocukluğumuzda, böyle gençlikle çocukluk arasındayken bunu bilirdik. Hani bir ses sana geri döner tekrar, bir şeye çarpınca geri döner. Aks-i seda ama o ses boşluğa giderse sana geri dönmez. Ama sen böyle bir vadide bir dağa karşı söylersen geri döner. Aks-i seda. Diyor ‘asıl ses odur. O sesten başka sesler aksi sedadır.’ Ha demek ki uykuda gelen o ses, Hz. Ömer’e Hak tarafından bir ses geldi. Nerde? Rüyada, uykuda. Rüyada! Rüya neydi? Mübeşşerattı. Hadis-i şerifte diyor ki, “Benden sonra peygamberlikten geriye hiçbir şey kalmayacak ancak mübeşşerat kalacaktır.” Mübeşşerat nedir ey Allah’ın resulü diye sorduklarında şöyle buyurdu, “Mübeşşerat salih rüyadır.” Buhari, imam Malik, Ebu Davut. Demek ki peygamberlikten sonra salih rüyalar kalacak. Salih rüyaları da ancak salih kimseler görür. Bu da başka bir hadis-i şerif. Başka bir hadis-i şerifte de, “Salih rüya nübüvvetin kırk altı parçasından bir parçadır.”

Nübüvvet kaç yıl sürdü? Yirmiüç yıl. Yirmiüç yıl sürdüğümüzde gece gündüz yaptığımızda kırk oldu. Kırkaltıdan parça deyince, kırk altı parçasından bir parça deyince bu da altı aya tekabül ediyor. Altı ay, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberlik ile alakalı, dinle alakalı vahyi rüyada aldı. Rüyalarla yürüdü ilk önce. O yüzden sufiler rüyaya ehemmiyet verirler. Rüyayla yürür sufi. Sonra bu millete bu insanlara hadis-i şerifleri inkar ettiler. Hadis-i şerifleri önemsizleştirdiler ve herkese de şunu söylediler: “Rüyayla amel edilmez.” Rüyayla hukuk icra edilmez deseler kabul edeceğiz. Rüya ile hukuk kabul edilmez, doğru. islam’ın hukuku rüyayla olmaz. Ya? Onun hukuku belli, cezalar belli, her şeyi belli ama rüyayla amel edilir mi? Evet, Hazreti Peygamber etti. Ezan rüyanın neticesidir. Ezan! Rüya gördüler. Örneğin Bedir’de rüya gördü, hem müşrikler gördü hem müminler gördü. Ayetle sabit. Rüyayla amel edilir mi? Amel edilir kardeşim rüyayla da. Rüyayla hukuk icra edilmez. Rüyayla amel edilir. Sen Hazreti Peygamberi, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini rüyanda göreceksin diyecek ki, “Git x kimseye bin lira harçlık ver.” Sen vermeyeceksin öyle mi?

Hani bir dervişin birisine bir lira lazımmış, altın lira. Yalvarmış yakarmış ya Rabbi benim sıkıntımı biliyorsun demiş, derdimi, bu benim derdim. Rüyasında Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri demiş ki, “Filanca Paşaya git Ona Benden selam söyle, senin demiş ihtiyacını görsün.” Derviş gitmiş kapıyı çalmış, açmışlar. Demiş, “Benim paşa hazretleriyle görüşmem lazım.” ‘Hayırdır?’ demişler. Demiş, ‘Bir selam getirdim ona, kendisini görmem lazım.’ Çıkarmışlar paşanın huzuruna. Paşa demiş, ‘Ey derviş, buyur söyle derdin ne.’ Tabi derviş utana sıkıla demiş ki, ‘Efendim, dün gece demiş, bir hal oldu, Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi ve sellem i gördüm. Bana buyurdu ki demiş, ‘filanca Paşaya git, benden selam söyle.’ Ve aleykümselam demiş. ‘Dur’, dur demiş, burda dur, hemen kasayı açmış, bir kese altın vermiş, demiş, ‘şu rüyayı bana baştan anlat bir daha.’ Derviş şaşkın, demiş, ‘Efendim, dün gece’ demiş, bir hal tecelli etti, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki,’ demiş, ‘filanca paşaya git, benden selam söyle.’ Demiş, ‘Dur, dur,’ demiş, ‘burda dur’, bir kese altın daha’, demiş ‘rüyayı bana baştan anlat.’ Rüyayı tekrar baştan anlatmış. Yine tam selam söyledi demiş. Demiş ‘Dur, bir daha dur’, bir kese altın daha. Demiş, baştan anlat tekrar.’ Tekrar baştan anlatmış. Bir kese altın daha. Demiş, ‘anlat’, anlatmış. Demiş, ‘Vallahi kasamda’ demiş, ‘kese kalmadı.’ ‘Anlat şimdi,’ demiş, ‘rüyanı bir daha baştan.’ Bir daha baştan anlatmış. ‘Benim,’ demiş, ‘bir altına ihtiyacım vardı, ‘Allah’a onu yalvardım.’ demiş, ‘Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ki,’ demiş, ‘Git filanca paşaya, benden selam söyle, senin ihtiyacını görsün.’ dedi demiş. O Paşa bir seviniyor bir seviniyor! Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem den selam geldi diye. Selam geldi diye!

Şimdi bize şunu öğrettiler: ‘Rüya ile amel edilmez.’ He rüya değil mi ya…’ Kardeşler, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şekline, suretine şeytan giremez. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini rüyasında gören gerçekte görmüş gibidir, hadis-i şerif bu, gerçekte görmüş gibidir. O yüzden sufiler rüyalarında Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem i gördüklerinde kendilerini sahabeymiş gibi görürler çünkü onu gören iman ehli ise sahabe hükmündeydi. Onu gördü çünkü. Velhasılıkelam, salih rüya mübeşşerattandır ve o ilahi ses, Allah’ın kuluna olan hitabıdır, rahmetidir, lütfudur, ikramıdır, ihsanıdır. Bu dervişlerin seyr-i sülûkunda beşinci makamda, beşinci esmada yaşanan bir haldir. O kimse beşinci makama, beşinci esmaya gelince genel olarak yolu açıksa, o kimse kendisini cennette görür. Daha da ileri, cennette Tûba ağacına yaslanmış olarak durur ve ona Tûba ağacı olduğu da söylenir ve Tûba ağacına yaslanmış vaziyette dururken Cenâb-ı Hak ona hitap eder. Ses, hitaptır çünkü. Allah’ın

hitabıdır ve sadece kulakla duyulmaz, bütün vücut kulak olur. Bu beşinci esmada yaşanan bir şeydir. O kimse beşinci esmaya geldi, beşinci esmaya oturdu, oturdu! Orda kalıcı. Orda kalıcıysa o cennete girer, cenneti görür ve cennette ona Cenabı Hak hitap eder. Öleceğim, gideceğim, bu seyr-i sülûk hallerini o yüzden açık açık anlatıyorum. O hitabı alınca o kimse daha beşinci esmada kendi kendine ‘oldum’ havasına girerse düşer yine.

Tehlikelidir dördüncü esma ve beşinci esma. Düşer dörde ve beşe gelenler, üçüncü esmada bile düşer insan. Dört ve beş daha tehlikelidir, düşmen kolay olur orda. Toparlarsın ne alâ. O işte ilahi o hitaba nail olabilmek için o kimsenin nefsini terbiye etmesi gerekir, geçmesi gerekir bazı şeylerden, kinden, garezden, kibirden geçmesi gerekir. O kimse Allah’ı iyi sevmesi, Resulullah’ı, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini iyi sevmesi, onun sünnet-i seniyyesine tabi olması gerekir. Bu böyle boşluk kaldıracak şeyler değil, gaflet kaldıracak şeyler değildir. O kendisini hani bir Peygamberin ağzından diyor ya, ‘ben nefsimi temize çekmem, temize çekmem, hani kendimi temiz göstermem.’ Bu iş kendini temiz göstermekle olmaz, nefis terbiyesiyle mümkün ve Hazreti Pir burda uykuyla yani bu yakaza ve uyku haliyle manevi aleme bir kapının aralandığını, hakikate doğru bir kapının aralandığını bize anlatıyor ve bu kapının aralanması rüyada başlar. Rüyada! O kimse salih rüyalar görmeye başlar, anlamlı, manası olan rüyalar görmeye başlar. Derim ya rüyaya manâlı dediğimiz zaman işte aşağıdan yukarı doğru işte şeyhini görür, geçmiş şeyh efendileri görür, Pir efendileri görür, imamları görür, sahabeleri görür, geçmiş peygamberleri görür, Melekleri görür, Cebrail aleyhisselamı görür, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem i görür, rüyasında Allah’ı bile görür. Bunlar manâ yüklü rüyalardır. Beytullah’ı görür, Arş-ı Alâ’yı görür, levh-i mahfuzu görür, kürsüyü görür, rüya veya yakazada. Gökleri dolaşır, tanıtırlar alemleri, yakaza halinde bir bakmış başka bir alemde. Burda şunlar yaşar, burda bunlar yaşar, buranın alemi budur… Bunlar rüyayla yakazayla olacak olan şeyler. Hazreti Pîr de işte o kimsenin böyle bir yakazada, rüyada veya zikrullahta hallerle haşır neşir oluyorsa onu hakikat alemine doğru, manâ alemine doğru onun kapısı aralandı, o tarafa doğru yürüyor demektir ve hitap alıyorsa Cenâb-ı Hak ona hitap ediyorsa, evet, o bayağı bayağı yol yürüyor.

“Türk, Kürt, Zenci, Acem, Arap bütün milletler kulağa, dudağa muhtaç olmadan bu sesi anlamışlardır. Hatta Türk, Acem ve Zenci şöyle dursun o sesi dağlar taşlar bile işitmiştir.”

Bu ilahi aşkın, bu ilahi hitabın dili, rengi olmadığı gibi, onun dili ve rengi yoktur. Onun dili Mustafa Özbağca Rabcedir, ‘Rabce’. Bu Rabceyi Arabı da anlar, Türkü de anlar, Acemi de anlar, Kürdü de anlar, ingilizi de anlar,

Fransızı da anlar. Rabce! Neden? O senin hangi dili konuştuğuna bakmaz. O hitabı senin dilinden de konuşsa anlarsın sana Arapça da söylerse anlarsın sana Kürtçe de söylerse anlarsın, Çerkezce de söylese anlarsın. Çünkü o hitap bütün varlığına gelir senin ve kalben anlarsın ve bilirsin ki Cenâb-ı Hak sana hitap etti, kalben anlarsın ve bilirsin ki Hz. Muhammedi Mustafa sana hitap etti, kalben, ruhen, sırren bilirsin ki o ses manadan geldi sana. Bunda normalde kalbi idrakin açılır senin. Kalbi idrakin! Normal aklın idraki ayrıdır. Kalbin idraki ayrıdır. Aklın idraki görünce, duyunca, okuyunca, tecrübe edince açılır. Bu aklın idrakidir. Mesela bir kimse çok hadis okumuş olsa, aklen hadîse idraki açılır. Bir kimse Kur’an-ı Kerim’i çok okusa, aklen idrak açılır. Mesela şimdi gençler, çocuklar, gençler, kitap okumuyorlar örneğin. Ellerinde bir tane 6.1 inçlik telefon var. Telefonda oynuyorlar. Telefonda oynadıkları için kelime dağarcıkları azalıyor. Hatta bir şeyi konuşmaya gerek yok. Bir emoji atıyor. Hani bir tebessüm emojisi attı, ‘Aaaaa imaji attı bana!’ Hani taş devrinde insanlar böyle konuşuyorlardı. Öyle öğrettiler ya bize. Taş Devri, Tunç Devri, bilmem ne devri…Öyle öğrettiler bize. Ee, hani biz Taş devrinde ne yapacaktık? Hadi çizin artık! Avlanmaya gidiyor, mızrak, ondan sonra bir tane hayvan, sırtında ok, avlanmaya gittiğini anladık, öyle mi? Adem’den beri yazı var. ‘Yok yazıyı şunlar buldu.’ Otur oturduğun yere, cahil adam! Ne oldu şimdi? Onüç bin yıllık Göbeklitepe açıldı. Aman kapatın! Neden dayattığınız ilim ilim değil çünkü. Onüç bin yıl önce de yazı varmış. Onüç bin yıl önce de senin şimdi icat ettik diye bize yutturmaya çalıştığınız telefon da varmış. Onüç bin yıl önce bilgisayar da varmış. Bize yeni icat ettik diye yutturuyorsunuz. Ne Onüç bin yılı, ne yirmibin yılı, ne otuzbin yılı, ne kırkbin yılı! Dünya gelmiş geçmiş boşalmış, dolmuş, boşalmış, dolmuş…Bize öyle bastırdılar ya, öyle dayattılar. Allah bizi affetsin.

O yüzden “Rab”cenin dili dudağı yoktur. “Rab”cenin dili, bu tabirimi hoş görün, evrenseldir. Araba Arapça konuşur, Türke Türkçe konuşur, Kürde Kürtçe konuşur. Meleği Arap da görür, Kürt de görür, Türk de görür, Acem de görür, Fransız da görür, italyan da görür, ingiliz de görür. Meleğin dili nedir ki? Tabi bize onu da dayattılar! Melekler rüyada da görülmez. Meleklerle konuşulmaz da. Birisi derse ki: “Ben bir melekle görüştüm,” şizofreni hastası muamelesi görürüz biz ona “Delirdi bu” deriz. Ben de o yüzden baş delinizim. Bizim Abdullah’a diyordum: “Abdullah, ben şimdi gitsem bir psikiyatri doktoruna desem ki: ‘Hocam, ben duvarda silüetler görüyorum, o silüetler bana konuşuyorlar,’ desem ne derler?” dedim ben. Bu böyle ıkcık gıkcık yaptı oğlum ıkcık gıkcık yapma dosdoğru söyle. “Baba, direkt şizofreni teşhisi koyarlar, ilacı dayarlar” dedi. “Beyazı giydirirler mi bana?” dedim ben.

“Daha da ilerisi olursa giydirirler” dedi. Yani o onun için şey değil ki böyle bir ilim yok çünkü böyle bir durum yok. O çünkü maddeperest bir kimse, akılperest bir kimse. Ama oraya yazmışlar “ruh ve sinir hastalıkları”. Ruh varsa ruh ne işe yarıyor hocam, anlat bana desem kalacak. Hani ruh ve sinir hastalıkları, ruh hasta olur mu? işlevini bilmiyorsun daha, ruhu bilmiyorsun, ruhu tanımıyorsun. Ayet-i kerimede diyor ki: “Sana ruhtan sorarlar, de ki: Bu konuda size çok az bilgi verildi.” Kime? Yahudilere. Şimdi Ümmet-i Muhammed de bazı şeyleri alıyorlar ya, ‘bize çok az bir bilgi verildi, değil kardeşim, soruyu soranlar Yahudiydi. Yahudilere hitap o. Onlara bu konuda çok az bilgi verildi, Müslümanlara değil. Hani bu Allah’ı görmeyle de alakalı var ya işte Musa görmedi. Ya Musa görmeyecek tabi. O Yahudi, Ben’i israil Peygamberi, o dayanamaz, onun fıtratı, yaratılışı o kadar değil. Onu kim görecek? Muhammedi Mustafa görecek, sallallahu aleyhi ve sellem . Zirvede olan o çünkü. Allah’ı hem gözüyle hem gönül gözüyle görme Muhammedi Mustafa’ya(s.a.v.) ait. Musa aleyhisselam tabi göremeyecek. illaki Hazreti Muhammedi Mustafa’yı da Musa ile denk tutturacak ya, bizde de var o Yahudi severler. Bunlar Yahudi sever, Müslümanmış gibi görünüyorlar. Biz bütün peygamberlerin peygamberliklerine iman ettik, hepsi de aynı seviyede değil ki! Kimi Peygamberi, kimi peygamberden üstün yarattı. En üstünü de Muhammedi Mustafa(s.a.v.) Tabi o miraçta Allah’ı çıplak gözle gördü, gönül gözüyle de gördü. Musa aleyhisselam görmedi diye bizimki de mi görmeyecek? Bizimki gördü. O yüzden Musa’dan daha faziletli.

Bizim Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, peygamberin evveli ve ahiri, bizim Peygamberimiz sallallahu Aleyhi ve sellem hazretlerine verilen hiçbir şey geçmiş peygamberlerden birisine verilmedi. Zirvesi! Mucizeleri zirve, mucizeleri, zirve en büyük mucizesi zaten Miraç. Bugün gündüz de dedim: “Miraca iyi hazırlanın, ümmetin bayramı bu bayramı.” Böyle bir Miraç Hristiyanlara veyahut da Yahudilere veyahut da ibrahimilere veyahut da başka bir Nebiye verilmiş olsaydı, yemin ediyorum o günü onlar o günü değil, böyle günlerce onu büyük bir müjde, büyük bir bayram olarak kutlardı. Yani düşünebiliyor musunuz? Yani Hristiyanlar isa’nın doğumunu kutluyorlar iki bin yıldan beri, bütün Müslümanlar, Yahudiler, Ateistler, putperestler, Hindular, dinsiz Çinliler ta doğuya kadar git, herkes yılbaşı kutluyor, isa’nın doğumunu kutluyor! Ya Muhammed-i Mustafa’ya(s. av.) bir gözünüzü çevirin, bir bakın. Hiçbir kula nasip olmayacak olan nasip oldu, Miraç nasip oldu ona. Allah’ı çıplak gözle gördü. Bayramların en büyüğü Ümmeti Muhammed için, ümmeti Muhammed öyle Miraç kutlaması lazım ki öyle Miraç kutlaması lazım ki bütün dünya dönüp bakmaları lazım: “Ne yapıyor bunlar?” diye. Yok! Bizim içeriden dışarıdan ilahiyatçısı,

Diyanetçisi, ihanetçisi hepsi de el birliği etmişler, Hazreti Muhammedi Mustafa’nın(s.a.v) yüceliğini aşağı indireceğiz diye uğraşıyorlar. Peygamberlikte de faziletçe en üstte, insaniyette de faziletçe en üstte, nebilikte de en üstte, hepsinde de en üstte. Peygamberlerin en yücesi Muhammedi Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem . O yüzden onun ümmeti de en yücesi. Evet, biz diğer ümmetlere benzemeyiz, biz Muhammediyiz. Hristiyanından da üstünüz, Yahudisinden de üstünüz, ibrahimisinden de üstünüz, Ateistten, putperestlerden, ondan bundan zaten üstünüz.

Biz Allah ve Resulüne iman ettik, Muhammediyiz, özeliz. Geçmiş ümmetlerin peygamberlerine verilen mucizeler Muhammedi Mustafa’nın velilerine, evliyalarına kerameti olarak verilir. Ümmet-i Muhammed’in mürşidi kamilleri Ben’i israil peygamberlerine denktir. Şatahatsa şatahatın, en zirvesi, ben Muhammedîyim. O yüzden Cenâb-ı Hak bana hitap eder, sana da hitap eder, Ümmet-i Muhammed’e hitap eder. Bizim ölümüz de dirimiz de hem hitap alır hem hitap verir. Ne kendimi alçak tutayım! Hayır, ben Muhammedîyim, üstünüm. O yüzden Cenâb-ı Hak hitap eder, dervişlere hitap eder, Muhammedî yolda gidenlere hitap eder. Rüyada da görünür Cenâb-ı Hak. Hadislerle sabittir rüyada görmek haktır. imam-ı Azam’ın içtihadı vardır, fetvası vardır. imam Maturidi’nin tespiti vardır, ehl-i sünnetin tespiti vardır. Hanefi, Maturidi misin? Evet. Hazreti Allah’ın rüyada görüleceğini kabul edeceksin, kabul edeceksin, inkar etmeyeceksin. imam-ı Azam’ı dinliyorsan içtihadını, hadisleri kabul ediyorsan, evet, kabul edeceksin. Sen Muhammedîsin, Cenâb-ı Hak sana görünür. Sen Muhammedîsin, Muhammedi Mustafa Sallallahu Aleyhi ve sellem i görürsün rüyanda. Rüyanda görürsen gerçekte görmüş gibisindir ve hitap eder Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v) da sana hitap eder. Rüyanda görürsün, rüyanda Hazreti Muhammedi Mustafa’yı(s.a.v) da görürsün. Görenler elini kaldırsın, kadın erkek. Maşallah, subhanallah! Maşallah, subhanallah! Kaldır elini, kaldır! Bununla iftihar ederim. Kaldır elini, indir demedim. Bununla iftihar ederim. Bir üstadın üstatlığı, dervişleri ile iftihar etmesidir, dervişleri ile! Cenâb-ı Hakk’a hamd olsun. Şimdi indirebilirsiniz. Öyle ben “Üstadım” demekte olmuyor bu işler. O yüzden görülür rüyada. O görmemiş ‘bu zamanda peygamber. Rüyada görülür mü?’ Sen görmedin. Körsün. Görülür. ‘Ha bunlar Allah’ı görmüş bunlar rüyalarında’, ha, gördük. Ne yapacaksın? Görülür, hadisle sabit. Mahkemede onu dedim ben. Diyanet kendi bastırdığı kitaptan haberi yok. Koca müftü kendilerinin bastırdığı Diyanet ansiklopedisinden haberi yok. Bütün müftüler, imamlar otursunlar önce bir Diyanet ansiklopedisinden okusunlar bir şeye karşı gelecekleri zaman ondan sonra karşı gelsinler. Haberleri yok!

ilahiyatçılar, haberleri yok! Allah bu zamanda görülür müymüş? Gelin dedim, önümüzdeki ay Gaziemir’e gelin dedim ben, getireceğim dedim size hadisleri. Siz de getirin dedim. Gelmedi! Üç tane ilahiyatçı. Biri tefsirci, birisi hadisçi, biri fıkıhçı. Nerede? izmir, üniversite, 9 Eylül Üniversitesi’nin hocaları? Gelin dedim, gelmediler! Gelemezler. Çünkü onlarda Ben’i israil öğretisi var, onlarda Deccalist öğretisi var, sızmışlar içimize. ‘Allah rüyada görülmez, Peygamber rüyada görülmez, rüyayla da amel edilmez’, bitti gitti. ibrahim aleyhisselam amel etti. iyi hadi Yusuf amel etti? Hadi bir sürü peygamber var amel eden, hadi? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem amel etti, rüyasında gördü. Hz. Ayşe ile nikahı cennette kıyılıyordu, rüyasında gördü. Hz. Ayşe ile nikahlandığını rüyasında gördü, cennette nikahının kıyıldığını gördü, aldı nikahına. Hadi amel etti. Ezan! Namazı neyle duyuralım diye kendi kendine düşünüyordu. Birisi geldi, rüyasını anlattı ama benim dedi sesim bozuktu, ben okuyamadım. Bilal okudu. Herkes zannetti ki ezanı Bilal rüyasında gördü. Değil, okuyan Bilal idi radyallahu anh. Hz. Ömer de görmüştü, dedi ki ben de onu aynı şekilde gördüm ama edep ettim dedi, bir şey diyemedim, ben de gördüm ya Resulullah diyemedim dedi. Hadi ezan rüyayla. Ne yapacaksınız? Allah bizi affetsin. Salih insanlar Salih rüyalar görür. Salih rüyalar peygamberlerin kırk altı cüzünden bir cüzdür. Yani vahiydir. Ben böyle söyleyince kafayı kırıyorlar. Kırın kafayı! Sizi böyle döve döve döve, ayetle hadisle döve döve adam edeceğim bunları ben. Onlar bağıracak, ben buradan geleceğim diyeceğim ki hadis bu, döve döve bunları adam edeceğim. Onlar diyecekler ki ya bu adamın kafası kırık, deli. Evet, deliyim. Allah delisiyim, gel akıllandır sen beni. Ne demiş birisi? Bunlar ölülerle konuşuyor, demiş. Evet, konuşuyoruz. Ne yapacaksın? Evet, ne yapacaksın? Ne diyeceksin? Konuşulduğuna dair ben sana bir sürü hadis getireceğim. Ne yapacaksın? Hem Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri konuştu, hem sahabeler konuştu. Hz. Ömer konuştu, Haz. Ebubekir efendimiz konuştu. Hadis var. Hz. Peygamber Efendimiz konuştu, hadis var. iyi, sen konuşamazsın zaten. Neden inanmıyorsun ki? inanmıyorsun! Ölüsüyle de konuş, dirisi ile de konuş.

Evet, bu hitap “Rab”cedir. Rabce denince bütün varlığın dili var, sadece insanların dili yok. Biz sadece insanların dili var zannediyoruz, değil. Varlığın değişik boyutlarında değişik varlıklar var. Bu varlıkların da dili var, bunların da dillerini anlarsın, Rabce çünkü Rabce! Cinlilerin dili var. O cinlilerin dilini de anlarsın Rabce çünkü. Diğer böyle kargacık burgacık, değişik, tarif edilemez veya makinamsı bildiğimiz robotumsu varlıklar var. Bu, dışardan baktığında robotik bir şeymiş gibi geliyor insana. Hani dersin ki, “Ulan robot bunlar”, değil, onlar da ayrı varlıklar, robotik gibi görünen

varlıklar var. Onların da dili Rabca. Sadece insanoğluna bakıyoruz biz, değil! Cinni taifesi var. Farklı farklı, yedi taife cinni var. Onların kendi içlerinde de taifeler var. Onların da dili Rabca. Birinci kat gökteki melekler var. Onların dili Rabca. ikinci kat, üçüncü kat, dördüncü kat, beşinci kat, altıncı kat, yedinci kat… Cennetin melekleri var, cehennemin melekleri var, Arş-ı Alâ’nın melekleri var, kürsünün melekleri var, levh-i mahfuzun melekleri var. Hepsiyle de konuşulur, kıymetli kardeşler. Hepsiyle de konuşulur, hepsiyle de hitaplaşılır ve hepsinin de dili Rabcadır. Evet, seyr-i sülûk yaşamayan bilmez bunu. Cahildir o zaten çünkü! O cahildir. Sufilik yolunda seyr-i sülûku olmayan bir kimse cahildir. istediği kadar kitap ehli olsun, yani okumuş olsun, bütün kitapları okumuş olsun, cahildir o. Neden? Seyr-i sülûku yok çünkü. Hepsi de Rabcedir. Karıncanın dili vardır, Rabcedir. Kuşun dili vardır, Rabcedir. Balığın dili vardır, Rabcedir. Ağacın dili vardır, Rabcedir. Şu kuru duvarın dili vardır, Rabcedir! Rabcedir, bu şizofreni değil. Oturursun bugün duvara rabıta edersin. “Kim geldi buraya?” dersin. Bütün resimleri görürsün. Rabcedir! Rabce! Oturursun, bakarsın gözünün içine. “Kimi görmüş bugün?” görürsün. Rabcedir. Hatta gözünün içinden onun konuştuklarını da duyarsın. Daha da ilerisini söyleyeyim. O kimseye rabıta edersin, gecenin vaktinde veya gündüzünde ne konuşuyorsa, Cenâb-ı Hak senin kalbine indirir. Rabcedir. ister Arap olsun, ister Acem olsun, bilmem neredeki Fizandaki dervişin zikrullah sesini duyarsın, konuştuğunu duyarsın. Rabcedir!

Sen inanmazsın, bilmezsin bu yolları. Cahilsin sen! Sen yaşamadın ki cahilsin. Cennetlik olan kimseyle de görüşürsün, Rabcedir çünkü. Hitap Rabcedir. Uçuk muhabbet, uçuk muhabbet kardeş! Uçuk olmayan muhabbeti ne yapayım? Yürüsün gitsin kahvede dedikodu yapsın o, yürüsün gitsin evde televizyon seyretsin, işi ne. Rabcedir. Bu, nefis tezkiyesinden geçer. Bu, Allah’ı gözünün gördüğü görmediği her şeyden fazla sevmekle geçer. Allah’ı seveceksin kardeş. Bu, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine tam bağlılıkla geçer. Tam bağlılık! Onu gözünün gördüğü her şeyden fazla seveceksin. Hazreti Muhammed dendiği anda tüylerin diken diken olacak, öyle seveceksin onu. Burada bir hadisi var dediğinde esas duruşa geçeceksin. ‘Hadis sahih miydi ya da değil miydi?’ Sütün de bozuk, kanın da bozuk senin. Kalbin de bozuk senin, her şeyin bozuk senin! Yürü git, kefere bozuntusu! Sen bu konuda hadis var dendiğinde esas duruşa geçeceksin. Taharetlenmesini bilmeyen, kıçında bir pançak bilmem neyle dolaşan, hadisler üzerinde laf söyleyecek! Evet sana tecelli etmez o. Sen eşine küfredersen sana tecelli etmez, sen çocuğuna tokat vurursan sana tecelli etmez. Sen birine tepeden baktıysan, ‘ha Salih’in küpesi varmış ya bırak ya, küpeliden de derviş mi

olur’ dersen sana tecelli etmez, etmez. Etmez! Sen bu gece uzat ayağını, ‘ne yapayım ya ben uykuya dayanamıyorum’ sana tecelli etmez, senin ayağına bir tekme vursunlar da göreyim ben uyu sonra uyuyabilirsen! Sana tecelli etmez. Etmez! O ince yürüyenlerin işidir, ince düşünenlerin işidir, ince yaşayanların işidir. ‘Kardeş ya sorma, annen tereyağı yapıyor değil mi? Bizim evde hiç tereyağı yok da…’ Sana tecelli etmez. Etmez! Biz de yol yürüdük, bana dedim ki ‘böyle bir şey oluyor.’ ‘Pazara çıktın mı’ dedi bana. ‘Çıktım efendim’ dedim. ‘Domatesin iyisini seçtin mi?’ ‘Seç dedi bana.’ dedim pazarcı.’ ‘Olmaz Mustafa Efendi’ dedi, ‘Kötüsünü kime satacak onun?’ dedi. O yüzden dedi bu kesiklik. Dikkat et.’ Attı poşeti adam önüme. Seç dedi bana domatesi. Domates seçtik biz. Her yer karanlık gecesine! “Her Yer Karanlık” Dedim ‘Efendim, hakkınızı helal edin. Her yer karanlık” dedim. Böyle baktı bana, böyle direk böyle baktı keskin bir şekilde, ‘ Mustafa Efendi domates mi seçtin yoksa?’ dedi. Şimşek çaktı! Dedim ‘bana poşeti attı dedim önüme, dedi ki, ‘Seç’. ‘Ben de seçtim’ dedim, “Kötüsünü kime satacak?” dedi. “Domatesi seçmekle bu yolda yürünmez oğlum” dedi. Allah Allah!

Pazara gidecek Mustafa Özbağ seçecek ha şimdi! ‘Ooo Hacı Baba hoş geldin, seç.’ ‘Aman oğlum bana bir şey seçtirme. Biz ağzımızın payını aldık ondan, sen ne verirsen ver, istediğini ver.’ ‘Hacı Baba ne olacak, herkes seçecek.’ ‘Kardeş biz seçmeyelim ya, ver sen ver.’ Sonra kendi kendime diyorum, ya diyorum, domates seçtik başımıza gelene bak diyorum. Millet diyorum, deveyi amuduyla götürüyor, maneviyattan bize dem vuruyor. Deveyi amuduyla götürüyor, adamın kasası açık, rüşvet kasaya geliyor boyna gözümün önünde, bana maneviyat taslıyor ‘Hazret-i Mevlânâ da böyle.’ Allah’ım dedim ya Rabbi ya Resulullah! Bu nasıl bir dünya. Olmaz! Olmaz, seyr-i sülûk olmaz. Olmaz. Sen eşini tokatla, seys-i sülûk bekle. Olmaz! Sen eşine küfret, seyr-i sülûk bekle, olmaz! Sen eş olarak de: ‘boyun devrilsin adam gibi senin, gelmeyesin eve, yollarda trafik kazaları geçiresin’ de, ondan sonra de ki ‘ya bunlar Peygamber Efendimizi gördük diyorlar, yalan söylüyor bunlar. Ben neden görmüyorum?’ E görmezsin sen. Sen nankörsün! Sen eşine nankörsün, nereye göreceksin? Kadın erkek, nankör, nerden görecek Hazreti Peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem i! Görmez, göremez! ince yaşayanların halidir, ince! Sen sünnet-i seniyyeye tabi ol. Allah muhafaza eylesin inşallah. “O gökleri ve yeri benzeri olmadan yaratandır. Bir şeyin olmasını dilediği zaman ona sadece “Ol!” der. O da hemen oluverir.” Bakara, 117. Sen dersin ki: “Bu olmaz, bu olmaz.” Onun “Ol!” demesine bakıyor. O sana Rabce gelebilir. Senin iznine tabi değil, o kendisi onu söyleyecek, “Ol!” diyecek. Yaratan O, varlığı idare eden O. o zaman normalde her şey onun elinde. Sen dersin ki: “Ya Salih’in küpesi var ona tecelli etmez.” Değil kardeş, onun

elinde o, onun elinde! Onun küpesiyle dalga geçen el el bay bay eder, dergahtan gider, o kalır burada., sen neredesin? Sen bir dervişle dalga geçeceğim diye uğraşıyorsun. ‘Haydi güle güle’ derler sana. Sen kibirlilik yapacağım diye uğraşıyorsun, tepeden bakacağım diye uğraşıyorsun. ‘Güle güle’ derler sana. Neden? Yok kardeş, her şeyi kaldırırlar da kibirliliği kaldıramazlar. Yapma, Allah bizi affetsin. Amin.

Yetsin. 22.49. 2110’dan devam edeceğiz: “Her dem Allah’tan ‘Elestü’ sesi gelir, cevherlerle arazlar da o sesten var olmaktadırlar.” inşallah buradan devam edeceğiz. Hakkınızı helal edin. Sürç-i lisan ettiysek affola. Biraz geciktik. Bu konuda da helal edin inşallah, hoş önceden alıydım bu konuda sizden, hepinizden izin. Dedim bundan sonra ben artık freeyim, eskisi gibi değilim. Yaşım oldu atmış dört. Bundan sonra beş dakika, on dakika, yarım saat, bir saat geç gelmek veyahut da işte ne bileyim geç başlamak, erken başlamak hepsi de artık benim için serbest. Allah rahmet eylesin, öyle dedi bana. Demek ki bugünleri hamdolsun görmüş ki bana söylemiş, sen dedi: “istediğin zaman sohbet eden” bana öyle dedi. Ben şeyhimden icazetliyim kardeşler. Şöyle: “Sen istediğin zaman sohbet eden, istemediğin zaman etmen, istediğin yere giden, istemediğin yere gitmen, istediğini yiyen, istemediğini yemeyen, istediğin yerde yatan, istemediğin yerde yatman, istediğin zaman uyun, istemediğin zaman uyuman” onun şivesiyle, tabiriyle söylüyorum: “istediğinin dersini alın, istediğinin dersini verin, istediğini dergahtan kovan, istediğini alan içeri, istediğinin dersini verirsin, istediğini kovarsın” dedi. Bunları böyle daha var sıralı böyle bende bir sürü, bana nasihati Yani dedim: “Efendim tam ben dedim kırkaltılık mıyım?” dedim. “Hah hah ondansın” dedi, “hah ondansın Mustafa Efendi” dedi, yani kırkaltılık. Ben sorumlu değilim arkadaşlar. O yüzden böyle işte ‘yirmi dakika geç kaldı’ Yarım saat de kalır, bir saat de kalır, haleti ruhiyesine bağlı, delilik derecesine bağlı. O esnada derece yukarı vurdu, ne olacağı belli değil. O yüzden tekrar hakkınızı helal edin. Arada hatırlatıyorum bunu hani böyle bir şeyh efendinin bana bu konuda icazet verdiğini. Hani ‘serbestsin’ dedi bana. Ben serbestim arkadaşlar, o yüzden tekrar tekrar haklarınızı helal edin. Geceniz hayır olsun. El-Fatiha, maassalavat.”

TASAVVUF VAKFI MERKEZ

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 8 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92876-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

Ek kaynaklar:

  • Kur’an-ı Kerim, Nahl 16/125; hikmet ve güzel öğütle davet ilkesi.
  • Kur’an-ı Kerim, Ahzab 33/21; Resulullah’ta güzel örnek oluÅŸu.
  • Nevevi, Riyazü’s-Salihin, takva, ihlas ve güzel ahlak bölümleri.
  • İmam Gazali, İhya-u Ulumi’d-Din, kalp terbiyesi, ahlak ve ihlas bölümleri.
  • Buhari, İman ve Rikak bölümleri, niyet, ihlas ve ahlak rivayetleri.
  • Müslim, Birr ve Sıla bölümü, güzel ahlak ve kardeÅŸlik rivayetleri.
  • Tirmizi, Birr ve Sıla, zühd ve deavat bölümleri.
  • Nevevi, Riyazü’s-Salihin, ihlas, takva, zikir ve güzel ahlak bölümleri.
  • İbn Hacer el-Askalani, Fethu’l-Bari, ilgili Buhari rivayetlerinin ÅŸerhi.
  • KuÅŸeyri, er-Risale, tasavvuf adabı, hal ve makamlar bahisleri.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Vird, Zikir, İhsân, Nefs, Sülûk, Kalb, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı