Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm, aleykümselam. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed’i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakkı haykıran, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanlara zulmediliyorsa, nerede Müslümanların kanı, canı, şanı, şerefi, haysiyeti, namusu, hakkı, hukuku ayaklar altına alınıyorsa, Cenâb-ı Hak hepsinin de intikamını alsın. Zulmeden zalimleri yerle yeksan eylesin. Bu terör devleti israil’i batırsın. Onun destekçilerini de batırsın. Doğu Türkistan’a özgürlük nasip eylesin. Müslümanlara zulmeden devletleri ve kurum ve kuruluşları hepsini de Cenab-ı Hak batırsın. Hepsini de yerle yeksan eylesin. Amin. Ecmain. Geçen hafta: “Münkirler de peygamberlerin mucizelerinden korkup başlarını otların içlerine sokmuşlardır.” Burayı okumuştuk, buradan devam ediyoruz:
“Bu suretle Müslümanlık ediyle anılarak yaşamak, kim olduklarını,
ne inanışta bulunduklarını sana bildirmemek istemişlerdir.”
Bu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucizelerini inkar eden, peygamberlerin peygamberliklerini inkar eden, dini inkâr eden, islam olmayan, Müslüman olmayan bu kimseler Müslümanların arasında yaşayıp kendilerine Müslüman ismi koyaraktan Müslümanların arasında yaşamaya, işlerini devam ettirirler. Yani bu münafıklar, bu mürtetler, bu kafirler Müslümanların arasında Müslüman ismiyle yaşarlar. Bunları öldüklerinde tanımlayabiliyoruz biz Türkiye’de. işte nereye gömüldü? işte Hristiyan mezarlığına. Nereye gömüldü? Sebateist mezarlığına. Meşhur ya istanbul’da
böyle yerler var. Yani adı Ahmet, adı Mehmet, adı işte böyle Türk Müslüman ismi gibi amma velakin bakıyorsunuz alkışlarla uğurlanıyor, ışıklar içinde uyuyor filan öyle diyorlar ya. Ondan sonra ama biz normalde onların işte Ermeni olduklarını veya sebateist olduklarını öldüklerinde öğreniyoruz. Aslında onlar öyleler ama kendilerini ifşa etmiyorlardı. Şimdi artık böyle bu şeyleri kalmadı, ifşa ediyorlar yavaş yavaş. işte haçlarla dolaşıyorlar boyunlarında veya işte kendilerince Hristiyansa Hristiyanlığını, Yahudiyse Yahudiliğini yaşıyor. Aslında böyle kendilerini ne olduysa öyle yaşamaları daha iyi.
Yani biz çünkü yıllardır Ahmet olan kimsenin örneğin işte cenaze namazı istemediğini öldüğünde anlıyorsunuz veyahut da onu biz kendimizdenmiş gibi görüyoruz ama değilmiş yani. Veyahut da o milletvekili oluyor bilmem ne oluyor, bir bakıyorsunuz “o harika bir domuz eti yedim” diyor örneğin. Ama biz onun normalde gayrimüslim unsur olduğunu bilmiyoruz. Bu normalde en zaten sıkıntılı olan bu münafıklar. O yüzden Hazreti Pir de diyor ki bunlar normalde Müslümanların içinde ondan sonra ve gayrimüslim olduklarını veya inanmadıklarını, ateist olduğunu neyse o Müslüman olmadıklarını sana bildirmezler. Müslümanların yanında, içinde yaşarlar diyor. Bakara Ayet, 8: “insanlardan öyleleri vardır ki Allah’a ve ahiret gününe iman ettik derler ama gerçekte iman etmiş değillerdir.” Yani senin yanında Müslüman gibi konuşur, Müslüman gibi hareket eder. Bunlar böyle Müslümanların kuvvetli olduğu yerlerde böyle yaparlar. Şimdi Türkiye’de öyle bir şey yapmıyorlar artık. Türkiye’de Müslümanlar kuvvetli değil. Şu anda dünya üzerine Müslümanlar kuvvetli değil, sadece Türkiye ile alakalı değil bu. Yani bütün dünya üzerinde artık Müslümanlar kuvvetli olmadığı için kendilerini Müslümanmış gibi gösterme mecburiyeti hissetmiyorlar. Yani o bu noktada bu böyle bir çünkü kendisini Müslümanmış gibi gösterme gereksinimi duymuyor artık. Ancak böyle ikili ilişkilerde, seninle ticaret yapacaksa, senden bir şey umuyorsa bunu söyleyebilir. Önceden mesela bir gayrimüslim bir unsurla hiçbir kadın evlenmeyi düşünmezdi, şimdi evleniyorlar artık. Veyahut da bir Müslüman erkek işte kolay kolay gayrimüslim bir kadınla evlenmeyi düşünmezdi, şimdi onlar da evlenmeyi düşünüyorlar. Bir de işte soruyorlar ya hani ehli kitabı nikahlayabilirsiniz diyorum ben, örnekliyorum. Fıkıh öyle çünkü ama kim ehli kitap onu sorsa bu da ayrı bir unsur.
Yine Bakara Ayet 9’da devam ediyor: “Onlar Allah’ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar, oysa onlar yalnızca kendilerini aldatıyorlar farkında değiller.” O ardındaki ayet-i kerimede de “Müslümanları aldatmaya çalışıyorlar.” Evet, islam dünyasında bilhassa Osmanlı’da başlamıştır bu. Osmanlı’da
o münafıklar kendilerini Müslüman gibi gösterip Müslümanları aldatırlar. Hala daha bu devam eder. içimizdeki sebateistler, içimizdeki münafıklar, içimizdeki işte gayri islami unsurlar sizdenmiş gibi görünürler. Değişik böyle şeylere, makamlara gelirler, değişik mevkilere gelirler, o münafıklar normalde kendilerince Müslümanları da aldatırlar. Hatta adam böyle kâfirce bir hayat yaşar, senle din tartışır, din konuşur. Hani gidersin böyle, dersin ki ya adam öyle ticaret yaparken böyle karşılaşıyorduk, adam tasavvufu benden iyi biliyor, konuşuyor böyle. Yani diyorum bu kadar iyi biliyorsun ama hani yaşamıyorsun gibisinden söylediğimde: “Yani sizin namazınızla bizim namazımız ayrı” deyip çıkıyor işin içinden. Yani namazlarımız ayrıymış bizim! Tabii sonradan da çıkıyor ya, namaz, siz diyor, namaz, hani bizim dilimize namaz olarak geçmez, Kuran’da ‘salat’ olarak geçer. Siz çıkardınız bu namazı diyor. Bu münafıklar, münafıklıklarını normalde böylece saklarlar, gizlerler. Ama Hazreti Pîr bunları böyle anlatırken, Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi ayet 8 ve 9’a atıfta bulunuyor. Normalde bunlar, kendilerini Müslümanların içerisinde saklarlar, gizlerler, aldatırlar Müslümanları ama Cenab-ı Hak diyor ki: “Asıl onlar kendilerini aldatırlar. Çünkü o aldanışın sonucunu ahirette görecekler.”
O yüzden hakikatte Cenab-ı Hak onların iç yüzlerini biliyor, onların hakikatlerini de biliyor. Ama bu tabi ahirette hesap görüleceğinden dolayı, kişinin beyanını kabul ediyoruz. O “Ben Müslümanım.” dediği müddetçe onu Müslüman olarak kabul ediyoruz. Yani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hadis-i şerifte: “Ümmetim için en çok korktuğum şey dilli münafıklardır.” Dilli münafık…Yani dilinde onun öyle bir islam var ki bir anlatıyor, sen hayran oluyorsun veya o diliyle öyle bir şey anlatıyor ki sana, öyle konuşuyor ki sen kendi Müslümanlığından utanıyorsun. Dilli münafık…Bunların islam, dillerinde var. Hani gidip ona sorsan, o der ki: “Ben yalan söylemiyorum, hırsızlık yapmıyorum, çalmıyorum, çırpmıyorum.” Sanki bütün Müslümanlar yalancı, bütün Müslümanlar hırsız, bütün Müslümanlar çalan, çırpan kimse, Müslümanlar bu çalmayı çırpmayı kendilerinde namazla örtüyorlar. Bu arkadaş, ondan sonra çalmıyor, çırpmıyor, yalan söylemiyor, çok temiz. Namaz kılmaya da ihtiyacı yok! Hep söyledikleri şey şudur hani işte “Ben çalmıyorum ki…Ben çırpmıyorum ki… Ben hırsız değilim ki…Ben yalan söylemiyorum ki…Ben insanları kandırmıyorum ki…” Eee namaz? Ya namaz o yüzden ona ihtiyaç değil. Eee?Çalan çırpan kimse namaz kılacak kendini affettirmek için. Tezleri bu! Demiyor: “Ben münafığım kardeşim, ben namazı kılmıyorum.” Demiyor: “Ben kâfirim aslında, ben namazı kılmıyorum.” Şafiî’ye göre bir kimse kasten namazı terk etse, küfür ehlidir. Şafiî’ye göre bir kimse namazı kasten terk etse,
kılmasa küfür ehlidir. Hanefîler bir tek demişler ki: “ibadetler imandan değildir. Bir kimse namazı kasten terk etse ama farz olduğunu söylese, o kimse küfre düşmez.” demişler. Ama öbür türlü, “küfür ehlidir” demiş imam Şafiî. Ama o kimseler, namaz kılmadıkları halde namazla alakalı hüküm de söylerler sana. Allah bizi affetsin.
O yüzden normalde o iki dilli olmak veya çok dilli olmak, dilli münafık…O kimse nifak çıkaran, fitne çıkaran kimse… O kimse münafık. Senin yanında geliyor: “inandım.” diyor, öbür tarafta dalga geçiyor ve o kimse münafık. “Ben de Müslümanım” diyor ama dini değerlerle alakalı dalga geçiyor, hakaret ediyor veya dini değerlere sıkı sıkı bağlı olan kimselerle de dalga geçiyor, onlara da hakaret ediyor. O zaman o kimse gerçekte ne? Münafık veyahut da kâfir. Duruma göre ama onlar zahiren Müslüman gibi görünecekler. Hani bilhassa siyasetçiler öyle yapıyorlar ya…Hani ne yapıyor? Ha, bir bakıyorsun adam normalde sabah namazına Emir Sultan’a gelmeyen adam; siyasete, seçimlere iki ay var, üç ay var, dört ay var…Yani sabah normal güne, sabah namazına Emir Sultan’da başlıyor. Bir de selfi yapıyor: “Günümüze Emir Sultan Hazretlerinde başladık” diyor. Seçimler bitiyor, Emir Sultan’la alakalı bir selfie yok. Güne Emir Sultan’la başladık demiyor, bitti çünkü seçimler veyahut da seçim zamanı bir bakıyorsun herkes Müslüman; bir bakıyorsun, aynı adam sarhoş, meyhanede. Aynı adam normalde başka yerde…Bu, siyasetçilerin düşmüş olduğu durum bu veyahut da o gidiyor, bir bakıyorsun, “Benim,” diyor, “annem babam da Müslümandı.” Bir Kur’an-ı Kerim okuyor orada, muhteşem. Tabi! Yani yapacak bir şey yok ama eylemlerine bakıyorsun, fiiliyatına; tam gâvur, tam bir gâvur! Bunlar ama kendilerini ne yapıyorlar? Müslümanmış gibi gösteriyorlar. Bakın, kendilerini Müslümanmış gibi gösteriyorlar.
Onları böyle gördükçe ben kendi kendime diyorum ki: “Ulan, memleket ne hâle geldi.” Tabi, yarın seçimler olsun, bak seyredin, Emir Sultan’da güne başlarlar, oradan bir selfie! Tabi, güne Emir Sultan’la başladık, harika bir şey. Allah bizi affetsin, âmin. E tabii bunlar normalde çevrelerine bunu, bilhassa siyasetçiler ve bürokratlar…Şimdi örneğin işte eğer ki hükümet muhafazakârsa bürokratlar birden muhafazakâr kesilir. Eğer hükümetin düşme durumu var ise, biraz zayıfladıysa herkes gerçeğini meydana çıkarır. Bir bakarsın, ulan iki yıldır, üç yıldır muhafazakâr gibi davranan, “Cumanız mübarek olsun,” diyen kimse; ooo, laik bir komünistmiş! Hayır, bir de en enteresanı şu, atmış dört yaşındayım, hiç bu konuda farklı bir şey görmedim, bütün muhafazakâr partiler, bütün…Ben on dört yaşında siyasetle tanıştım, ülkücülükle tanıştım; on dört yaşındaydım, yaş atmış dört. Elli yıl geçmiş! Elli yıldan beri aynı şey vardır. Muhafazakârlar iktidara gelir, MC
hükümetleri filan, böyle birilerini işe alırlar. işe aldıkları kimselerin hepsi, hiçbirisi de onlardan değildir, onlardan görünür. Amcası, dayısı, emmisi, halası, mahalleden bir kimse…“Ya bunu işe almamız lazım,” der, alırlar işe. işin en ilginç tarafı şu: MC hükümetleri devrildiği zaman onların gerçeği meydana çıkar. Gerçekten ve bu iktidara gelen muhafazakâr gibi görünen kimseler, gerçekten ve gerçekten, onları iktidara getiren kitleye ihanet ederler. Elli yıldır benim gördüğüm bu. O yüzden ben siyasetten uzağım; partiymiş, purtiymiş, hepsinden de uzağım. Hele böyle muhafazakâr partilerden daha fazla uzağım. O neden, biliyor musunuz? O çünkü sendenmiş gibi görünürken vuruyor. Öbürkünü biliyorsun, adam dinsiz. Dinsizin dinsizliğini biliyorsun, ona cephe alıyorsun, ona gardını tutuyorsun. En acı olan şey, sendenmiş gibi görünenin seni hançerlemesi.
Yani bir babayı oğlu hançerler en yakınından, bir babayı kızı hançerler en yakınından, bir anneyi oğlu ve kızı hançerler en yakınından. Acı gelir bu ona çünkü bir kimse evladından bir yanlışlık beklemez, bir hançer beklemez. Mesela bir insan kardeşinden hançer beklemez, o onu gafil avlar. Bir kimse bir dervişten hançer beklemez, o onu gafil avlar. Aynı şey, yani o bakıyorsun, o muhafazakâr diyor ki: “Ben sendenim.” Asıl düşmanlığı o yapıyor. Ve işe aldıkları, bunları hep yaşadım ben, Bayındır’da da yaşadım, yani biz ülkücülüğümüz zamanında da yaşadık bunu, açık açık konuşuyoruz. Yani ülkücülükten belediyeye giren bir kimse, ilk önce ülkücülere sırtını döndü. Bazen eskilerden muhabbet ediyoruz. Sal diyorum adamın yakasını, bırak ya…Böyle duruyorlar. Ya diyorum, o belediyeye girdi, ilk önce bize sırtını döndü diyorum. Ya sen ülkücülerin kadrosundan belediyeye girmişsin, neden ülkücülere sırtını dönüyorsun? Ama bütün bu muhafazakâr partilerde böyle. Şimdi gidin mesela, açık açık konuşmam gerekirse AK Parti’nin kaybettiği belediyelere gidin; onların aldıkları elemanların %80’i, %90’ı AK Partili değil. içeriden vuruldular. Neden? Şirin görünecekler. Dünya üzerindeki muhafazakârların en büyük handikapıdır: Düşmanına şirin görünmeye çalışıyor. Düşmanına şirin görünmeye çalışırken düşmanı asla onunla dost olmuyor ama kendi dostlarını kaybediyorlar. Sonra bunu toparlayamıyorlar çünkü o münafık düşünceli kimseler anında Müslümanmış gibi görünüyor.
Belediye başkanı cumada, arkasında da işe girecek olan “Allahu Ekber”, diyor cumada beraberdik sayın Başkanım! Tabi! O da zaten gidip de il yönetimine, ilçe yönetimine, mahalleden bir kimseye sormuyor bu adam kimdir, neyin nesidir, alıyor işe. Allah bizi affetsin. O yüzden onlar da normalde münafıklıklarına devam ediyorlar. Bakın, münafıklıklarına devam ediyorlar. Hani hepsi, her yerde de aynıdır bu. Her yerde aynıdır. Değişmez bir şey. O münafık her yere ayak uydurur, her yere. O, devamlı kabuk değiştirir,
elbise değiştirir. Münafık çünkü. Allah muhafaza eylesin. Hazreti Pir diyor ki: “Surete bakma, suret perdedir; içteki hâl onu gizlemiştir.” Mesnevî’den, birinci cilt. Evet, surete bakma, suret perdedir. Bir kimsenin suretine bakarsan aldanırsın. Ooo, sakalı çok güzel, cübbesi çok güzel, takkesi, sarığı harika; suret güzel çünkü. Bir namaz kılıyor, öyle bir tadil-i erkânla namaz kılıyor ki! “Ooo,” diyorsun ya, “ne ağır Müslüman.” Suret bu çünkü. Ama içi? içi, estağfurullah, tövbe. Allah muhafaza eylesin. O yüzden dış görünüşlerin hepsi de aldatıcıdır. Bir kimsenin dışı seni aldatmasın. Yol uzun, hemen kaptırma kendini. Sakin ol, birisinin üzerinde hemen olumlu veya olumsuz karar verme. Yol uzun çünkü. Bir insanın bir de nerede vurulacağı, nerede nefsine uyacağı belli değil. Bir zorluğu görüyor, dönüyor fırıldak gibi. Bir para görüyor, dönüyor fırıldak gibi. Bir kadın görüyor, dönüyor fırıldak gibi, her şeyi atıyor kenara. Bir zenginlik görüyor, her şeyi atıyor kenara. Allah muhafaza eylesin, âmin.
“Kalpazanlar, kalp paraya nasıl gümüş sürerler ve üstüne padişahın adını kazırlarsa, onların sözlerinin dış yüzü de tevhid ve şeriattir fakat iç yüzü ekmekteki delice tohumuna benzer.”
Kalpazanlar ne yapar? Sahte para basar, değil mi? Geçenlerde gene birisi Adana’da mı nerede yakalandı, haberlerde vardı; dolar bastırıyormuş adam. Adam bir de diyor ki: “Ekonomiyi düzeltecektim ben” diyor. Adam kendince vatana millete, bak kalpazan, vatana millete o kimse kendince iyilik yaptığını düşünüyor. Hani hayır, o parayı bastırt, git Amerika’da kullan, ne yapmaya Türkiye’de milleti aldatacaksın. Yok! Gidiyor, Türkiye’de insanları aldatacak! Allah muhafaza eylesin. Hazreti Pir de diyor ki kalpazan diyor, normalde kalp paranın üzerine gümüş suyuna batırıyor. Tabi o zaman için gümüş akçe geçiyor ya. E şimdi kalpazan ne yapacak? Altın suyuna bandıracak. Şimdi kalpazan ne yapıyor? Altın suyuna bandırıyor. Münafık da kendisini altın suyuna bandırır. Sana bir anlatır, sen onu çok takva ehli görürsün. Bir sana din anlatır, sen kendi dindarlığından utanırsın. Kalpazan böyledir. O yüzden normalde insanlar da içi boştur, riya sahibidir aslında, boş tenekedir ama sana bir dervişlik satar, sen dervişliğinden utanırsın. Bütün hâller ondan soruludur, bütün maneviyat ondan soruludur. Hâşâ, neredeyse Geylani Hazretleri bir şey yapacağı zaman ona soracak. Öyle anlatır. Bu da ayrı bir kalpazanlıktır. Adam yeşil cübbe, başında sarık, ondan sonra takke…Bizim Mehmet orada, Mevlüt Amca çağırdı, “Koş,” dedi bana. Ondan sonra, bende bir şey var, dedim, koştum. Birisi Mevlüt Amca’nın dükkânında sema ediyor, böyle hem esma çekiyor hem sema ediyor. Kitapçı dükkânının içinde, böyle baktım, içim ısınmadı adama. Dedim: “Mübarek olsun,” dedim, yürüdüm.
Dedim: “Allah’ım, ben hata yaptıysam bunun hakikatini bana göster” dedim, iki saat sonra heykelin orada dileniyor! Yine yeşil cübbe, başında sarık, her şey böyle, dileniyor…Böyle baktım, gözünün içine baktım böyle, tak, kafasını çevirdi. Allah’ım dedim içimden, yeşil cübbeyle, başındaki beyaz sarıkla, takkeyle dilenen bir kimse! Şimdi onun dışı altın; içi gümüş bile değil, bakır bile değil, cüruf, cüruf…Sen din kisvesinde dileniyorsun, tarikat kisvesinde dileniyorsun ama dışı altın. Hani meşhur ya, Süleyman aleyhisselâmın zamanında olan şey: Güvercin demiş ki, “Ben bundan şikâyetçiyim.” “Neden?” demiş. “Bu,” demiş, “derviş kılıklıydı. Ben bu bana bir şey yapmaz diye kaçmadım,” demiş. “Kaçmayınca bu son anda beni yakalayıp öldürmek istedi,” demiş. “Benim kanadımı kırdı. Ben bundan davacıyım,” demiş. Dönmüş dervişe, Süleyman aleyhisselâm, “Ne yaptın?” “E ben,” demiş, “bunun üzerine giderken bu kaçmadı,” demiş. “Ben de onu yakalayıp kesip yiyecektim.” Kuş demiş ki, güvercin demiş ki: “Ben onun üzerindeki kisvesinden dolayı kaçmadım. Onun üzerindeki kisve, derviş kisvesiydi. Dervişler bir cana kıymaz, bir zarar vermez dedim” demiş. “O yüzden kaçmadım.” Öyle deyince Süleyman aleyhisselâm demiş: “Ne istiyorsun? Kısas mı yapayım?” “Hayır,” demiş, “ben onun kolunun koparılmasını, kırılmasını istemiyorum. Ama demiş, “onun üzerindeki kıyafeti soy ki başka bir kardeşimiz aldanıp da ona güvenmesin,” demiş. Demek ki dervişlik kisvesiyle olmayacak olan şeyler var. Ben bazen derim, sakal bıraktın mı? Evet, sakal islami bir simgedir. Sakala uygun yaşa, dışarıda kadına kıza bakma! Sakala uygun yaşa, insanları aldatma! Sakala uygun yaşa, ağzından küfür çıkmasın! Sakala uygun yaşa, eşini dövme, eşine hakaret etme, çocuklarını dövme, çocuğuna hakaret etme. Hiç kimseye yanlış davranma. Dervişsin, dervişliğin hukukunu gözet. Dervişliğin ahlakını gözet, dervişlik ahlakı üzerinde yürü.
Başın örtülü mü? Örtülü. Başın örtülü, dışarıda cigarayı savurtturacağım diye uğraşma. Başın örtülü, sen daracık bir pantolonla çıkma. Başın örtülü, üzerine bir tane body giymişsin daracık, öyle dışarı çıkma! Öyle çıkma dışarı; başın örtülü daracık kıyafetlerle çıkma. Başın örtülü, boyacı küpüne girmişsin sanki; öyle boyanmış çıkmış. Yapma! Örtü çünkü dini bir simge. Evet, sen o başörtüsünü taktığın zaman dini bir simgeyi üzerinde taşıyorsun, yapma! Sakal, dini bir simge; cübbe, dini bir simge. Sakal, bütün peygamberlerin sünneti. Cübbe, bütün peygamberlerin sünneti. Sarık, Hazreti Muhammedi Mustafa (s.a.v) ’in sünneti; Cebrail aleyhisselam öğretti sarık sarmayı ona. Sarıkla dışarıda dolaşıyorsan o bir simge, ona uygun dolaş, bunu koru, bunu muhafaza et. Bunu koruyup muhafaza edemeyeceksen hiç öyle bir simgeyle dolaşma. Hiç! Allah bizi onlardan eylesin, âmin. O yüzden normalde o içi boş, riyakar, ikiyüzlü, münafık ahlaklı insanlar,
toplum içerisinde Allah muhafaza eylesin, böyle altın gibi gösterirler kendilerini. Hatta böyle zaman zaman dervişlik anlatırım, ben böyle söylerim, yani bir bakıyorum ki adam kendince, biz ona zikrullahı anlatıyorum, şunu bunu yapıyorum; o kendince şöyle görüyor kendini, yani: onun ihtiyacı yok öyle bir şeylere yani zikrullah yapanlar, bu tarikat ehli olan, yalancı, hırsız, uğursuz, tembel…Böyle şeyler. Ben tabi çatır çatır konuşunca kalıyor.
Namaz, dinde en son kaladır. Namazı yıkılanın dini de yıkılır. Hem namaz kılmayacak, hem Müslümanları hor hakir görecek! Hem oruç tutmayacak, hem oruç tutanları hor hakir görecek! Hem hacca gitmeyecek -farz olduğu halde ona- hem de hacca gidenleri hor hakir görecek. Müslümanlar da ezik büzük duruyorlar ya böyle, “Ne alakası var?” deyince duruyor şimdi, sana hac farz; sen bu parayla bu pulla hacca gitmen farz. Gitmezsen senin Hristiyan veya Yahudi olarak ölmende bir beis yoktur, hadis-i şerif. Ölürken Hristiyan veya Yahudi olarak öleceksin, ikisinden biri. Neden? Sende hacca gidecek para olduğu halde sen “Araplara para mı yedireceğim?” dedin, hacca gitmedin. Laf da bu! Meşhur ya: “Araplara para mı yedireceğim?” Avrupa’ya yediriyorsun ya! Maldivlere gidiyorsun, yediriyorsun ya! Adalara, madalara gidiyorsun, yediriyorsun ya. Bilmem neredeki adalarda gidiyorsun ya, para yediriyorsun ya! Hususi Tayland’a gidiyorsun ya para yediriyorsun ya! Neymiş de beli tutuklukmuş da, Tayland’taki masajcılar çok iyiymiş. Tabi! Tayland’a gidiyor, özel hususi Bursa’dan uçak kaldırıyorlardı ben tekstille uğraşırken, tekstilcilere ait…Ne diyorsunuz dedim eşlerinize, tahsilata gidiyoruz dediler. Bir uçak dolusu Bursa’dan tekstilci tahsilata gidiyor. Nereye? Tayland’a. Tabi! Fuara gidiyorlar, nerede fuar diyorum ben, nerede fuar? Ben de ilk önce anlamıyorum ya. Ondan sonra, “Mustafa abi…” “Buyur abiciğim?” “Abi fuar var, geliyor musun? Katılıyor musun? Nerede diyorum ben. “Tayland abi,” diyor. “Lan, Tayland’da tekstil fuarı ne arar?” diyorum ben. “Tayland’ın tekstille işi ne” diyorum. “Ah be abi ya, sen çok geride kaldın ya,” diyor.
Geride kalmışız biz! Evet, onlar Tayland’da fuar da organize ederler ha! Oraya iki tane kumaş koy, oraya bir fotoğraf çek, geldi kumaşlara bakıyormuş gibi. Tamam! Oraya parayı yediriyorsun ya. Tabi! Yediriyor oralara, hacca para yok! Araplar yemesin; Taylandlılar yesin. Araplar yemesin, Maldivliler yesin. Araplar yemesin. Evet! Yani ondan sonra git, Amerika’nın bilmem neresinden villa al; Amerikalılar yesin ama Araplar yemesin! Hacca gitmeyecek çünkü o. Neden? Münafık. inanmıyor. Müslümanlar da bunları dinliyor böyle ya; bir itiraz eden yok, laf söyleyen yok, “Hayır, öyle değil,” diyen yok. Bunlar ahkam kesiyor. Münafıklığına onlar böyle ayna tutacak bir kimse de yok. Arkadaş zengin ya, ondan mal alacak, ona mal satacak.
Eğiliyor onun önünde. Halbuki hadis-i şerif var. Birisinin zenginliğinden dolayı siz onun önünde eğilirseniz dininizin yarısı gidiyor. Birinin zenginliğinden dolayı onun önünde eğilirseniz, onun ahkamını dinlerseniz dininizin yarısı gidiyor. O zengin ya, dini de çok iyi biliyor! O yüksek bürokrat ya, dini de çok iyi biliyor! O yüksek siyasetçi ya, dini de çok iyi biliyor! Onun da önünde herkes el pençe duruyor ya, onun dinine, onun anlattığı dine seslendirmiyor ya, ona tebliğ etmiyor ya, ona tebliğ etmeyince o kimse dininin yarısını kaybediyor. “Hop kardeş, bu senin dediğin gibi değil,” diyemiyor ona. Müslümanlar denizin üzerinde köpük misali çünkü. Ona bir şey diyemiyo. Ya aynı partiden, ya o partiyle işi var…Allah muhafaza eylesin. Bakara, ayet 204: “insanlardan öylesi vardır ki dünya hayatı hakkında sözü senin hoşuna gider ve Allah’ı kalbinde olana şahit tutar. Halbuki o, en azılı bir düşmandır.” 205: “O iş başına geçtiği zaman yeryüzünde fesat çıkarmak, ekini ve nesli helak etmek için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.”
Sen Müslümansın; o münafığın dünyayla alakalı, dünya hayatıyla alakalı anlattıkları senin hoşuna gidiyor. O münafıklığı anlatıyor, o gavurluğu anlatıyor sana, o din düşmanlığını anlatıyor. Ama dünyayla alakalı olunca senin hoşuna gidiyor, sen eziliyorsun onun önünde. Sen onun önünde ona boyun eğiyorsun. E boyun eğdiğin anda sen de dininin yarısını kaybettin. Hatta onu alkışlıyorsun, alkışladığın anda da dininin yarısını gönderiyorsun ve bu münafıklar, bu mürtetler, bu gavur bozmaları iş başına geldiği zaman da ne yapıyorlar? Yeryüzünde fesat çıkarıyorlar. Burada diyor ki: “Ekini ve nesli helak etmek için çalışır.” Dikkat edin! Ekini ve nesli! Ekin ne? Kazandığınız para; kazandığınız para. Ticaretten, ziraatten, hayvancılıktan, sanattan kazandığınız para…Ne yaptı? Helak etti. Neyle? Faizle helak etti, enflasyonla helak etti, vergilerle helak etti. Üttü sizin paranızı. “Ekin” dediği o, ekin dediği buğday değiL. Onu buğday olarak algılama. Helak etti, sizin kazancınızı helak etti. %60, %70 faizle kazancını helak etti. Sen bir ekmek alırken %60 faiz ödedin; gizli faiz, %50 faiz ödedin, %20 de vergi ödedin. %70 ödedin bir ekmek alırken, senin kazancını helak etti. Bütün dünya sistemini, bütün dünya sistemini ele aldı. Bütün dünya sistemi o faizcilere, o bozgunculara, o nemrutlara, o kâfirlere çalışıyor. Senden ütüyor, tekrar sana satıyor; IMF ile satıyor, Dünya bankasıyla satıyor. Seni borçlandırıyor. Sen hep borçlanıyorsun. Her yıl devlet olarak borcun artıyor. Senin borcun aşağı düşmüyor. Ne yaptı? Seni üttü. Bozguncu münafık bunlar. Münafık bunlar. Bunlar sendenmiş gibi görünüyor, bunlar senin içinden çıkmış gibi görünüyor. Bunlar dünya deccalist sisteminin elemanları oluyorlar.
Ne yaptılar? Parayı ellerinde tuttular. Ekin dediği ekonomik güç, ekonomik güç ellerinde. Adam Amerika’dan tehdit ediyor: “Ekonomini bozarım
senin,” diyor. Bozuyor. “Sana ekonomik sıkıntı yaşatırım,” diyor. Yaşatıyor. Ekini helak etti. Sen çalışıyorsun, çalışıyorsun, çalışıyorsun; elde bir şey yok. Neden? Faizle, enflasyonla, vergiyle aldı seni. Bütün ülke olarak aldı, bütün dünya olarak aldı. Almandan bir farkın yok senin. Bir de ne yapıyorlarmış? Nesli helak ediyorlar. Nesli! Senin neslini bozuyor. Hem zahiren bozuyor hem de manen bozuyor. Nesli bozucu şeyler, fuhuş. Bütün otellerde fuhuş serbest oluyor. Bütün ülkelerde fuhuş serbest oluyor. Fuhuş serbest, hiçbir cezası yok. Ancak fuhuş yapan kimse açıktan para alırsa, vergisini vermediği için sıkıntı var. Git bugün beş yıldızlı otele; sormuyor, “Bu yanındaki kadın kimdir?” diye. Fuhuş serbest çünkü. Nereye gidersen git, nesli bozuyor. Çıkıyorlar televizyonlara, diyorlar ki: “işte kızlık zarı neymiş? Gericisiniz siz, yobazsınız siz, siz şeriatçı, gerici, yobazsınız.” Ya? Böyle bir şey yok. Evet, nerede yok? Afrika’nın bilmem hangi kabilesinde yok. Afrika’nın bilmem hangi kabilesinde evlenip ayrılmış olan kadın daha kıymetli. Neden? Tecrübeli diye. Hatta kadınlar boşanırlarken eğlence yapıyorlar, “Daha da kıymetimiz arttı,” diye. Kimde kadınlık, kızlık zarı önemli değil. Yahudilerin bir kavminde, bir tarikatında, kadın da erkek de önemli değil. Erkek hatta ilk deneyimini teyzesiyle yapacak, kız ilk deneyimini dayısıyla yapacak. Alın size Yahudilik! Anlatılmaz bunlar. Ne yaptılar? Ülkenin neslini bozdular. Nesli bozdu!
Nesli sadece fuhuş değil, çıplaklıkla da bozdu. Fetvaya bak! Fetva bu. Bu fetva: “Bir kadın iç çamaşırını hamileyken dışarıda görünür bir yere asarsa, çocuk veledi zina olur.” Osmanlı fetvası. Hadi çıkın işin içinden! Bunu okudum, böyle bir kaldım yıllar yıllar önce. Yıllar yıllar önce okudum. Hatta o kitabı kendimce arıyorum şimdi bulamıyorum, tekrar arayacağım onu. Küçücük bir risale böyle, Ahmet Ziyaettin Gümüşhanevi hazretlerinin. Bir kadının, hamile bir kadının iç çamaşırını dışarıda eşkâre, yani astı dışarı, gizlemedi onu. Şimdi hadi nenelerinizi hatırlayın. Ben şimdi nenemi hatırlayayım, anamı hatırlayayım. Şimdi kendi bahçesinde çamaşırlarını asarken, kendi iç çamaşırlarının üzerine çarşaf asıyorlardı. Bunu görenler elini kaldırsın. Bak bu nesil, bak bunu gördü. Sizden sonraki nesil bunları görmeyecek. Bakın, kadın kendi bahçesine çamaşır asıyor. Kendi bahçesine çamaşır asarken içine giydiği ne varsa, o koca donları vardı. Bu, dize kadar lastikli. Önceden satılıyordu iç çamaşırı satanlarda. Şimdi var mı bilmiyorum. Var mı? Kadın iç çamaşırı, böyle aşağı kadar, dize kadardı. Lastikliydi onlar böyle. Kadınlar onlardan giyiyordu. Annemin donu öyleydi örneğin. Yani onları dahi dışarı asarlarken üstüne çarşaf asıyorlardı. Yani görünmeyecek yani o…Bu fetvayı oraya bağlamıştım ben kendimce. Bu fetvayı vermişler,
kadınların bu kadar iç çamaşırlarını dahi koruyorlar. Kadınların iç çamaşırlarını dahi koruyorlar! Nerede kaldı? Nesli bozdu.
Şimdi çocuklar anne babalarını dinlemiyorlar. Nesil bozuldu. Şimdi çocuklar anne babalarına isyankâr. Nesil bozuldu. Yediğinden bozuldu. içtiğinden bozuldu. Eğitimsizlikten bozuldu. Öğretimsizlikten bozuldu…Laik demokratik eğitim sistemi çocukları eğitmedi. Eğitmedi. Yani bu çocuk 12 yıl okula gidiyor. 12 yıl okula gidiyor, çocuk daha liseye giderken katil oluyor. Bu çocuk 12 yıl okula gidiyor, ortaokulda kız çocuğu, ortaokuldaki kız çocuğu, kızlığını sevgilisine hediye ediyor doğum gününde. Bu sistem çocuklarımızı ahlaklı yapmıyor. Bu eğitim sistemi neslimizi bozuyor bizim. Ondan sonra çıkıyorlar, “Ya nasıl oldu böyle?” Ya bu eğitim sistemi bozuk. Bu eğitim sistemi ahlaklı, erdemli nesiller yetiştirmiyor. Çocuk okuldan ahlaklı, erdemli bir eğitim almıyor. Şimdi eğitim sistemini eleştirdim diye verin beni mahkemeye. Laik demokratik sisteme karşı çıktı deyin. Antilaik deyin. Deyin! Gidin savcılığa suç duyurusunda bulunun. Evet, bu! Nesil bozuluyor. O münafıklar neslimizi bozuyor. Bizdenmiş gibi görünerekten bozuyor. Bir ülkede faiz varsa, nesil bozuktur. Bir ülkede enflasyon varsa, nesil bozuktur, bozulur. Bir ülkede insanları şehre topladıysan ve şehirlerde geçim standardını yükseltmediysen, bozulur. Ne yaptılar? 4+4+4 yaptılar, köylerdeki okulları boşalttılar. Köylerdeki sağlık ocaklarını boşalttılar. Köylerdeki öğretmenleri yok ettiler. Bu sefer insanlar köylerden kentlere göçtü. Kentler komple, komple bozuldu ama kapitalist sistem, deccalist sistem onu istiyordu. Kadınlar, çocuklar şehirlere göçsün, ucuz iş gücü olsun ve bunların ben kazandığını, çalıştığını faizle, enflasyonla yutayım. Başardılar. Ovalarımız elden gitti. Ovalarımıza fabrika kurdular, fabrikalaşıyoruz diye. Fabrikalaşacağız, orada ucuz iş gücü lazım. Ucuz iş gücü için köyleri boşaltmamız lazım. Doğu ve Güneydoğu’da PKK köyleri boşalttı. Hayvancılığı bitirdi, her şeyi bitirdi. Köyler sahipsiz kaldı.
Amaç neydi? PKK’nın üzerinden israil’in orayı işgal etmesiydi. Anadolu’daki köyleri boşalttılar, şehirlere doldurdular, ucuz iş gücü. Köylerde kimse kalmadı. E şimdi et pahalı! Evet, pahalı. E şimdi sen yapay et yiyeceksin. Evet, yapay et yiyeceksin! Nesli bozuyorlar. Sen dışarıdan buğday ithal etmek zorunda kalıyorsun. Sen dışarıdan süt ürünleri ithal etmek zorunda kalıyorsun. Ütüyorlar seni. Olmadı bir hastalık çıkarıyorlar, bir kuş gribi, bir domuz gribi, bir anasının gözü gribi, tavuklar helak oluyor, hayvanlar helak oluyor. Şimdi yeni yeni ne var? ineklerden çıkan gazlar var, dünyayı bunlar helak edecek, bildiğin ineğin dışkısı! Buna inanırsan inan! Bunlar ne yaptılar? Nesli de bozuyorlar, ekinleri de bozuyorlar, hayvanları da bozuyorlar, bitkileri de bozuyorlar, insanları da bozuyorlar. insanların
DNA’larını da bozuyorlar. Nesil bozuluyor, hastalıklı nesiller geliyor, güçsüz nesiller geliyor, zayıf çocuklar geliyor. Antidepresan içen kadınlar, 15 yaşında antidepresan içen çocuklar, 15 yaşında, 10 yaşında, 3 yaşında, 2 yaşında yeni doğmuş çocuğa veriyorlar antibiyotikleri, veriyorlar antibiyotikleri. 30 yaşında adam antibiyotikle ayakta duruyor, 25 yaşındaki kadının doğurgan özelliği yok. 25 yaşında delikanlı adam yarma gibi doğuyor ama spermlerinde iş yok, doğurganlığı yok. Nesli bozdular, nesli bozdular! Ben hayretle dinliyorum, diyorum ya böyle nikahınız kıyılınca herkes rahat mı duracak? Rahat duruyor herkes. Allah’ım diyorum ben mi yanlış yerde duruyorum diyorum ya!
Bayındır’da bir delikanlı bir kızla nikahlanacak, o kız düğün oluncaya kadar hamile olur. Evet, yani o adam o kızla görüşsün, ohooo! Samanlık seyran olur ona. Aa hiçbir şey yok hiç kimsede! Ben kıza diyorum ki “Kızım hani sana doğru yürümüyor mu?” “Yürümüyor” diyor. içimden diyeceğim ki “Ulan bu adamın süntüsü, bu adamın süpüntüsü” diyeceğim. imam-ı Azam dahi fetva vermiş, evlenecek olan kimselerin birbirlerine şehvetle bakmaları caizdir, insan fıtratı. Nesil bozuldu, fıtrat bozuldu. Fıtrat bozuldu! Bu bozguncular adamların adamlıklarını bozdular, kadınların kadınlıklarını bozdular. Münafık bunlar, kafir bunlar, isterse bizden görünsün münafık bunlar. Nesli bozuyor çünkü! Adamın adamlığı bozuluyor, kadının kadınlığı bozuluyor, fıtrat bozuluyor! Haydi 3. sınıf bir insan çıktı! Ne? Dönmeler! “Onların da yaşam hakları var.” Ulan bizim yaşam hakkımız yok bu ülkede, önce onun nereden yaşam hakkı çıktı? Bize eşcinselleri sevimli hale getiriyorlar. Getirmediler mi? Getirdiler. Ya sen bir iman ile nasıl yapabilirsin bunu? Münafıksan yapabilirsin. Nesli bozuyorlar münafık çünkü! Bizdenmiş gibi görünüyorlar. Adamın birisi de çıktı siyasetçi, bunu Allah’ın takdirine bağladı! Be edepsiz! Hangi imanla söyledin onu? Kimse diyemedi. Ben Twitter’da günlerce yazdım, nasıl böyle bir şey söylersin? Allah bir kadın yarattı bir de erkek yarattı, Adem belli Havva belli, üçüncü bir cinsiyet yaratmadı Cenab-I Hak. Ama bu siyasetçilere göre üçüncü cinsiyet oldu. Gavur dediğimiz Trump çıktı dedi ki “Bu üçüncü şeyi tanımıyorum.” Adam Hristiyan. Hristiyan Hristiyanken dedi ki “Bunları tanımıyorum, ordudan atıyorum bunların hepsini” dedi.
Beğenmediğimiz Putin eşcinselleri terörle beraber tuttur ki terör, evet. Nesli bozuyorlar bunlar. Bakın bunlar münafık, Kur’an ve sünnet-i seniyenin dışında bir şeyi sana gizli gizli anlatıyorsa bunlar münafık. Bunlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini eleştiriyorsa münafık, onu günahkar görüyorsa münafık. Münafık bunlar, başka bir şey değil ve bunlar, en önemli, münafıkların en önemli, akaitte münafık bunlar, en önemli
özellikleri iki tane; bir ekinleri helak ederler, iki nesli helak ederler. Bunlar hakiki münafıktır. Ekin demek insanların gelirleri, kazanımları. Nesil dediğin insanların fıtratlarını bozuyorlar, nesli bozuyorlar.
Kadın çok rahat beş tane adam dolaşıyor, evli, beş tane adam dolaşmış, evli! Diyanete gidip soruyor, beş tane adam dolaşmış kadın gidip diyanete soruyor, “Ben filancayla diyor resmi nikahım var, beş tane adam dolaştım benim nikahım duruyor mu?” diyor. Diyanet fetva veriyor, “Duruyor” diyor. “Resmi olarak kimle evlendin?” “Filancayla.” “Senin nikahın duruyor” diyor. Nesli bozuyor. Beş tane adamın birisinden hamile kaldı, kim olduğu belli değil. Miras hukuku nerede kaldı? Kimden hamile kaldığı belli değil ama resmi olarak bir tane kocası var. Adam başka bir adamdan hamile oldu, evet ama o adamın mirasını alacak, miras hukukuna göre mümkün değil. Diyanet bunu sorgulamıyor, “Nesli bozuyorlar.” Diyor ki “Kimle nikahlıysan onun nikahında devam ediyorsun” diyor. Ya beş tane adam dolaştı, on tane adam dolaştı. Kadın telefon açıyor bana, “Mustafa Hocayla mı görüşüyorum?” “Estağfurullah ben hoca değilim buyurun.” “Ben evliyim”, “Allah mübarek etsin.” Bakın, ben üç aşağı beş yukarı aklımda kalanları anlatıyorum. “Ben evliyim”, “evet” “ama benim böyle hoşuma giden aşık olduğum bir adam var ben onunla da ilişkiye girdim”, “evet”, “Sonra ben o adamla ilişkiye girerken başka bir adamla…” Bunları anlatmaya utanıyorum aslında ama nesil bozmak nasılmış onu öğretmeye çalışıyorum. Bu adamla evli, aynı esnada iki tane adamla da beraber yaşıyor, üç tane adamla yaşıyor. Hamile kalmış, benden keramet bekliyor, “Benim çocuğum kimden?” diyor bana. Ben oturduğum yerde onun çocuğunun babasına bakacağım! He ya! Dedim ancak DNA’larını tespit ettireceksin. Sen dedim adamlardan birer tane saç al, tükürük al, bir şey al götür dedim DNA’larını tespit et. Çocuk doğunca da dedim bak babası kim.
Şimdi diyanete göre o çocuğun babası kim olacak? Resmi nikahlı olduğu kimse olacak. Nesli bozuyorlar. Bakın nesli bozuyor ve biz Müslümanlar olarak bu münafıklığı satın alıyoruz. Biz bu münafıklığa ses çıkaramıyoruz, biz bu münafıklığın karşısında durmuyoruz. Biz emekli maaşımıza bakıyoruz. Emekli maaşı 1000 lira az oldu, 1.000 lira çok oldu. Maaşlar 2.000 L az oldu, 2.000 L çok oldu. Ticaret şöyle oldu böyle oldu… Evet, nesil bozuldu buna bakmıyoruz. Dünya sistemine entegre olmuşuz, faiz sistemine, zulüm sistemine, dünyanın emperyalist sistemine entegre olmuşuz. Ütüyorlar bizi, biz ona bakmıyoruz. Biz bakıyoruz arabayı ne marka alalım, ne yiyelim, haydi selfie yapalım filancada, bugün de böyle olsun…Ananın gözü olsun! Ona bakıyoruz, tabi. Ne giydik, tabi, Vakko’dan mı giydik, Beymen’den mi giydik, nereden giydik?
Ooo, bayan kardeşler, örtünün ama örtünüzün kenarında bir Vakko eşarp olsun, kenardan gösterecek şekilde bağlayın onu, tabi! Gucci olsun, Gucci eşarp olsun. Kim? Gavur ama Gucci olsun! Vakko kim? Yahudi, sabetaist ama olsun, o olsun. Örtünelim biz. Neyle? Vakkoyla! Bir de geçen gün ne duydum, en büyük kadın örtüsünü Vakka yapıyormuş iyi mi! En büyük örtüyü o şey yapıyormuş düşünebiliyor musunuz? En büyük örtü Vakkoda! Takva yaşayacak hanımefendi ama o büyük örtüyü normal markalardan bulamıyor, işte Aker var başka ne var bilemiyorum da işte neyse. Örtü lazım olursa Murat’a diyorum ben, Murat oradan üç beş tane örtü gönder bize diyorum hediye mahiyetinde, Murat oradan bir toptancıdan mı alıyorsun Murat? Murat bir toptancıdan alıyor, diyorum desenlerini de sen beğen sıkıntı yok. Markası bile aklımda değil, Allah razı olsun Murat, hakkını helal et, seni de faş ettim böyle ama marka olacak ya, bozuluyoruz, bozuluyoruz! Bu münafıklar bozuyor bizi ve biz o münafıkların münafıklıklarını yüzlerini haykıramıyoruz, onların sistemlerini reddedemiyoruz. Allah bizi affetsin ve onlar iş başına geldiği zaman yeryüzünü helak ediyorlar, ülkeleri helak ediyorlar, aileleri helak ediyorlar. Bakın şu anda 18 yaşında evlenmeyi düşünen erkek ve kadın yok, kız yok. 20 yaşında evlenmeyi düşünen erkek ve kız yok. 20 yaşında evlendireyim dediğinde “Aa ben evlenmeyi düşünmüyorum” diyor, kız da erkek de. Evlenmeyi düşünmüyor, evliliği düşünmüyor. Nesil bozuldu. Kendince düşünüyor, “Ben şimdi evleneceğim şu lazım, bu lazım, bu lazım…” Erkek öyle düşünüyor, “Ben şimdi evlenmeye kalksam şunu isteyecekler, bunu isteyecekler, bunu isteyecekler, bunu isteyecekler…” Haklı, “Ulan nereye evleneyim?” diyor.
Kız da diyor ki “Ben şimdi evlenmeye kalksam şu olacak, bu olacak, bu olacak, bu olacak, evlenmeyeyim” diyor. Baktığınız zaman evlenme yaşı otuza geliyor. Otuzundan sonra çocuk sesini çekemiyor, bir çocuk, tamam bitti. iki çocuk? O kaza ile olmuştur, bilerek olmamıştır. Hatta “Aman çocuk edinmeyelim” Ya? “Böyle çocuksuz yaşayalım.” Evet ben de diyorum ya çocuk sesinin olmadığı bir ev, ev değildir. Hani önce kendi çocuğun, sonra torunların olsun. Çocuk sesi evde eksik olmasın. Yok! Millet zaten ikinci çocuktan sonra utanıyor “Alem ne der?” diyor. Bir dervişin birisi öyle dedi “Efendim alem ne der?” dedi. “Neyine ne diyecek?” dedim ya, ben böyle deyince, “hani ikinciden sonra” dedi “Kimse hoş görmüyor ya” dedi. “Kim hoş görmüyor?” dedim ben. Ya bizim hanım tarafı dedi “iki çocuktan sonrasını hoş görmüyor” dedi. Kayınvalide diyormuş ki “Ne yapacaksın köpek sürüsü gibi çocuğu?” Ya çocuk köpek sürüsüne benzetilir mi? Nesli bozuyorlar, bakın nesli bozuyorlar! Doğum kontrol haplarıyla, doğum kontrolüyle nesli bozdular bu ülkede ya, nesli bozdular! Evlenmeyi zorlaştıraraktan
nesli bozdular. Haklı erkekler şimdi, kızlar tavan yapmış vaziyette. Filanca yerde düğün olacak, filanca altın alınacak, filanca ne o, yüzük, şeyli oluyor ya, pırlanta olacak! Salih bak, aspirin gibisin sen. Pırlanta olacak. Tabi, kız onu istiyor. Kız diyor “Filancaya takıldı bana neden takılmasın? Filancaya şu alındı, bana neden alınmasın? Fişmancaya şu oldu, bu neden olmasın?” Allah Allah, bu çocuk nereden yapacak bunu ya?
Bir de yeni nesil şimdi, evlenecek olan kız, “çocuğun evi olsun” harika, “annesinden babasından ayrı ev olsun”, harika, “eee arabası olsun”, harika, “işi de güzel olsun”, harika. Ya seni ne yapmaya alsın ya? Delikanlının evi var, işi var, arabası var, ya ona hatun mu yok? Haftada bir Tayland’a gitsin! Bunu düşünmüyor, istiyor boyna, evet! Düğünü filanca salonda olsun! Bizim Naki’nin salonunu beğenmiyor! Ya gidin, Naki’nin orayı tutun diyorum ben, benim gözümün içine bakıyor kız. Hani o diyor, “Sizin gittiniz mi?” “Evet,” diyorum. Ondan sonra ben başka bir yer düşündüydüm diyor. Salonun bile hayalini kurmuş kız ya! Ben de böyle diyorum ki: “Ben Naki’nin salondan başka bir yere gitmiyorum ama” diyorum, bakıyor benim gözümün içine içine şimdi, hani ne desin bana şimdi? Diyorum giderim, zehirlenirim, bir şey olur, suikaste kurban giderim, diyorum. Ne olacağım belli değil benim, o yüzden gitmiyorum başka. Ben tanımadık düğün salonlarına gitmiyorum. Gitsem de oturmuyorum diyorum. Otursam da bir şey yiyip içmiyorum diyorum. Bakıyor şimdi! Ya kendi kendime diyorum, ya diyorum, hani burada Naki’nin reklamını yapmak için söylemiyorum. Ya gelecek misafirlerin, yiyecek, içecek, gidecek işte. Nerede olursa olsun, belli bizim programların olduğu, öyle değil mi? Zeybekler oynayacak, yenilecek, içilecek, gidilecek. Bu kadar basit. Yok, nesil bozuldu! Bozuldu! Ya bir bakıyorsun, annesi babası derviş, kız veya erkek devrilmiş! Hiç annesinin babasını düşünmüyor o kız veya erkek. Ya benim annem babam derviş, çevreleri derviş. Benim annem babam derviş, çevresi de derviş. Bizim düğüne kimler gelecek? Dervişler gelecek. Eee? Ya bu anneyi babayı sen nasıl orada yüzüne eğdiriyorsun? islami olmayan bir sistem kurguluyorsun orada? Düşünmüyorlar. ilk golü kendi evlatlarımız atıyor anne babalara! Allah bizi affetsin. Amin.
O münafıkça hayat standardı içimize yerleşmiş vaziyette. Kimseyi suçlamak için söylemiyorum, resim gösteriyorum, ayna tutuyorum. Hiç kimseyi suçlamak için söylemiyorum. Yarın öbür gün kınamak için söylemiyorum. Yarın öbür gün benim de başıma gelebilir çünkü. Benim de evlatlarım beni dinlemeyebilir. “Hayır baba, bu senin zamanındaydı, bu zaman değişti,” diyebilir. Bu imtihan kapısı herkese açık ama o münafıkça hayat standardı içimize oturmuş, yerleşmiş vaziyette. Yani ben kız kardeşimi veriyorum, kız
kardeşimi verirken ondan sonra işte damat adayının babası böyle sanki inek alıyor, “Eee dünür, ne istiyorsunuz söyleyin bakalım.” Öyle bir yukarıdan, öyle bir tepeden konuştu ki bunu, hani o zengin biz fakiriz yani. Ne istiyorsunuz söyleyin, sizin kızınızı alıyoruz. Birden döndü bende. “Sen ne alıyorsun?” dedim ya. “inek mi alıyorsun sen?” dedim. “Koyun mu satıyorsun? Hayırdır?” dedim. Bizde satılık hayvan yok” dedim, “hiçbir şey istemiyoruz” dedim, “sen kendine ne şanına yakıştırıyorsan onu tak, istersen takma. Şanına ne yakıştırıyorsan onu al, istersen alma, istersen hiçbir şey takma hiçbir şey alma. Ben gücümün yettiğince hepsini yaparım. Eğer bu kız size gelin geldiğinde ‘Ananın evinden şunu mu getirdin? Anan bunu mu yaptı?’ lafını duyarsam, vallahi de billahi de tillahi de Allah’a bin bir sefer yemin olsun” dedim “sana ateş ederim, senin oğluna da ateş ederim” dedim. “Yeminle söylüyorum” dedim, “bu lafı duyduğum anda ateş ederim size” dedim. “Şimdi alacaksanız alın” dedim bu şartlar dahilinde. Kaldı, buz gibi!
Bunu söyleyen kimse, Allah ya, bunu söyleyen kimse sonra annemden dokuz tane beşi birlik borç almış düğünden sonra! Annem bizden saklı vermiş ona. Hayvan alıyorlar hayvan satıyorlar sanki. Ahlak ara, ahlak! Ahlak aramıyoruz, insanlık aramıyoruz. “Ne takacaksın filancaya?” Neydi, yüzüğün adı neydi? Pırlanta, evet, pırlanta yüzük takacak mısın? Pırlanta takı olacak mı? Filancanın olduğu gibi, fişmancaya olacak gibi olacak mı? Ben bizim bir dervişe dedim ki dedim de ki tahtanın üzerine evleneceğiz. Demiş ki kız, bizim derviş, o da derviş, “Şeyh efendiden mi duydun bunu?” demiş. Ya kimden duyacak başka! Diyememiş, “Tahtının üzerine evlenirim” diye kız. De. Hani şeyhini çok seviyordun ya sen, şeyhin tahtanın üzerine evlendi hadi evlen sen de çok seviyordun ya! Hadi sen de kızına isteme hiçbir şey, şeyhin istemedi çünkü. Hadi isteme sen de. Biz şeyhi seviyoruz ama gösterişe, şatafata, şatahata gelince yok. Şeyhin şatafatlı mı yaşıyor? Şeyhinin evindeki koltuk otuz yıllık, hadi gel, hadi! Şeyhinin giydiği takım elbise 20 yıllık. Kaç yıllık dursun? 20 sene var, var 20 seneden fazla o, evet. 2002’de aldıydım onları outletten aldım bir de. As merkezdeki outletten aldım, outlet onlar, outlet malı. Hadi outletten giyin hadi, hadi ucuzluktan al hadi, hadi git ucuzluktan gömlek al kendine, şeyhin ucuzluktan giyiniyor, hadi sen de ucuzluktan giyin. Hadi, şeyhin pazardan gidiyor domatesi, biberi, salatalığı onu bunu pazardan alıyor, hadi git al. Şeyhin hiçbir lüks yerde yemek yemiyor, parası var mı? Var. Hadi sen de öyle yaşa. Şeyhin kendini bildi bileli hiç tatile gitmedi. Şeyhime hizmet için kaplıcaya gidiyordum, şeyhimin kaplıcası bitti benim de kaplıca bitti. Hatta kendi kendime dedim ki bundan sonra dedim kaplıcanın da tadı yok sana, bitti! Şeyhim vefat ettikten sonra bir gün dahi gitmedim kaplıcaya. Hadi tatil yapma sen
de! Hazreti Peygamber tatil mi yaptı sallallahu aleyhi ve sellem ? Ama o münafıklar münafıklık hayatlarını bize sindirdiler içimize, bozdular bizi. Biz de o bozulmayı satın aldık, Allah bizi affetsin, amin.
Müslim’den hadis-i şerif: Şüphesiz Allah sizin dış görünüşlerinize ve mallarınıza bakmaz ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.” Allah senin görüntüne bakmaz, temiz ol yeter, Allah temiz olanları sever zahir ve batîni. Allah senin malına bakmaz, zekatını ver, malın varsa zekatını ver, ondan sonra psikolojik rahatsızlık yaşıyorum beni kurtar deyip gelme. Zekatını ver, zekatını verirsen psikolojin düzgün olur, zekatını vermezsen psikolojin bozulur. Zekatını verirsen Allah’ın izniyle sen düzgün insan olursun vermezsen bozulursun. Namazını kıl, namazını kılmazsan bozulursun. Namazını kıl. Otuz Ramazan orucunu tut, tutmazsan bozulursun. Dilini tut dilini tutmazsan bozulursun. Dervişliğine sıkı sıkı yapış, yapışmazsan bozulursun. Tövbene sıkı sıkı yapış, tövbeni bozarsan bozulursun. Rabbim bizi bozulanlardan eylemesin, amin. “insanlardan bazıları Allah’a ve ahiret gününe inandık derler, halbuki onlar inanmış değillerdir.” Bunları hızla geçeyim saat çünkü on bir oldu. “Ahir zamanda bazı kimseler çıkacak ve dini dünyaya alet edecekler. insanlara yumuşak görünmek için kuzu derilerine, kuzu postuna bürünecekler. Dilleri şekerden tatlı fakat kalpleri kurt kalplidir.” Ne yapacaklarmış? insanlara yumuşak görünecekler. Onlar böyle yumuşak yumuşak konuşuyorlar, böyle tatlı tatlı, böyle badem bıyıkları var böyle, güzel böyle, ne kadar yumuşak konuşuyorlar böyle ne kadar tatlı konuşuyorlar. Iıııy!
Tabi, ben kaba ve sertim! Bir de neyim? Kabayım, sertim, dikim. Ondan sonra böyle olduğu gibi konuşuyormuşum her şeyi, celalliymişim! Bunlar benim negatif yönlerimmiş. Yani böyle çok affedersiniz yumuşak olacaksın. Yani böyle doğruları söylemeyeceksin, haykırmayacaksın, yani celallenmeyeceksin. Ya haram her yanımızı sarmış, nereye celallenmeyeceksin! Münafıklık sarmış her yanımızı, nereye celallenmiyorsun! Dert sarmış, dert bizi, nereye celallenmiyorsun! Ama yok! inciniyor arkadaşlar, inciniyorlar! Allah bizi affetsin, amin. Demek ki kuzu postuna bürünecekler, münafık bunlar. Senin paranı, makamını, mevkini kullanmak istiyor ve dilleri şekerden tatlı. Bunlar insanları aldatmak için konuşuyorlar çünkü. Şekerden tatlı, yumuşak yumuşak söylüyorlar. Yani bakıyorsun sanki ilim ehli, evet! Yani “peygamber de hatalar işledi”, peygamber onun asker arkadaşı sanki, evet. Allah bizi affetsin, amin.
Devam ediyor: “Bunlar benim affıma mı güvenip aldanıyorlar yoksa bana karşı mı benim rahmetime güvendikleri için mi böyle cüretkar davranıyorlar? Şanıma yemin ederim ki onların üzerine öyle bir fitne, öyle bir
musibet göndereceğim ki o çok yumuşak huylu, halim selim olan kimseleri bile şaşkına çevirecek.” işte bu zamanı yaşıyoruz, bu zamanı yaşıyoruz ve bizim üzerimize öyle bir belalar, öyle bir fitneler geliyor ki bizim üzerimize öyle şeyler geliyor ki biz bunlardan bile uyanmıyoruz. Enflasyon geliyor, en büyük fitne. Faiz geliyor, en büyük fitne. Fuhuş her yeri sarıyor, en büyük fitne. Uyuşturucu, kumar, içki her tarafımızı sarıyor, en büyük fitne ve bizi içimizden yıkıyor, çocuklarımız gençlerimiz helak oluyor, farkında değiliz. Bu münafık görüntülülerden oluyor.
Ülke olarak da farkında değiliz. Yani batıda Yunanistan silahlanıyor. Komple adalar silahlı, elin gavuru gelmiş oraya bir tane Dedeağaç’a kurmuş düzenini. Yunanistan’dan sarılmışız, öbür taraftan iran’dan sarılmışız, Suriye’den sarılmışız, Irak’tan sarılmışız PKK’yla. ingiltere’si, Amerika’sı, Hollanda’sı anasının gözü gelmiş Akdeniz’den sarmış bizi. Yukarıdan biz Karadeniz’in normalde güvenlik sigortası olan Kırım’ı kaybetmişiz, Kırım’ı kaybetmişiz! Kırım yok! Sarılmış ülkenin dört bir tarafı, bakın ülkenin dört bir tarafı sarılmış. içi de münafıklarla sarılmış, sabetaistlerle, kafirlerle, mürtetlerle sarılmış. içkicisiyle, kumarcısıyla, yobazıyla, evet, fuhuşçusuyla, aldatanlarla, üç kağıtçılarla sarılmış. içeriden de sarılmış dışarıdan da sarılmış. Bize hala daha şirinlik yapıyorlar, uyutuyorlar bizi. Uyanın ey ümmeti Muhammed, ey Anadolu insanı, uyanın! içimiz dışımız sarılmış vaziyette. Yarın öbür gün savaşacak gençlik bulunmayacak. Vatanı peşkeş çekecekler, vatanı savunacak insan bulamayacağız. Uyuyoruz ama yumuşak görünüyorlar bize, hakikati anlatmıyorlar. Ülkede uyuşturucu almış götürmüş 2013’e kadar. 2003’ten 2013’e kadar %800 artmış. 2013’ten 2023’e kadar ne arttığını bilmiyoruz.
Uyuşturucu sarmış her tarafımızı, içki sarmış her tarafımızı, fuhuş sarmış her tarafımızı, zina sarmış her tarafımızı, faiz sarmış her tarafımızı, rüşvet sarmış her tarafımızı, üç kağıtçılık beş kağıtçılık sarmış her tarafımızı. Mahkemeler şeylerle, ne o, dosyalarla dolu, icra dosyalarıyla dolu. Dolu. Adamın otuz tane suçu var, dışarıda dolaşıyor, otuz birinciyi işliyor. Otuz altı tane dosyası var adamın, adam dışarıda otuz yedinciyi işliyor. Çürümüşüz! O münafıklar çürütmüş, içimizi dışımızı çürütmüş! Yunanistan adalarda silahlanıyor bize karşı, biz Yunan adalarına tatile gidiyoruz! Dedeağaç’a ABD’’yi çağırmış, oraya üs kurdurmuş, adamın uçakları, silahları, topları Türkiye’ye doğru, adaları silahlandırmış her şeyi Türkiye’ye doğru, biz adalara gidiyoruz tatile. Diyoruz ki “Ey Yunan biraz daha zengin ol, biraz daha silahlan…” Evet! Evet, var mı şerh düşen ona? Yok! Müslümanlara şerh düşüyorlar, “Her sene hacca mı gidilir, Araplara para yediriyorsunuz.” Be edepsiz! Sen Yunan’a yediriyorsun ya, sen ABD’ye yediriyorsun ya, sen
Maldivlere yediriyorsun ya, ona bakan yok. Sarılmış etrafımız. Etrafımız, içimiz dışımız sarılmış. Bu münafıklar helak ediyorlar ortalığı, bir de bizdenmiş gibi görünüyorlar, yumuşacık, tatlı tatlı konuşuyorlar. Sen parayı ver yeter ki. Sen parayı ver onlara sen makamı ver onlara. Bitti, tamam. Başka bir şey lazım değil. Allah bizi affetsin, amin. Son hadis-i şerif: “Kim insanların kalbini çelmek için kelamın kullanışlığını öğrenirse Allah kıyamet günü ondan ne farz ne nafile hiçbir ibadetini kabul etmez.” Hani var ya böyle, düzgün konuşma değil, insanları aldatma, insanları kandırma. Hani hitabeti çok yüksek, hitabeti çok düzgün ama ne için? insanları kandırmak için!
Bir anlatıyor, bir anlatıyor, bir ağlıyor! “Bu işler böyle olmaz” dedi attı on tane senet! Ya dedim ya! Kolumda saat var, o zaman gayrimeşruyu yeni bırakmışız daha biz de. Ben şövalye altın yüzük takmayı hiç sevmiyorum, bizim Bayındır’da adettir, pavyona gidersin şövalye yüzüğünü bırakırsın emanet olarak, ertesi gün gider parayı ödersin. Ben saat bırakıyorum mecbur kalırsam. Saat kıymetli, e biz de saat bıraktık. Bir ay sonra bir daha çağırdılar, bir anlatı aynı adam, on tane daha senet attı. O zaman öğrendim, “Gel bakayım buraya” dedim beni çağırına, “Bu dedim geçen ay on senet verdi, şimdi de on senet veriyor, bu adam iflas eder, ne iş yapar?” dedi, gaza getirmek için veriyor dedi. Tak yakasını topladım, “Aldatan bizden değildir” diyor hadis-i şerifte dedim. “Lan yediniz benim saati desene” dedim, uyanıkım ben hesapta. Böyle yaptı böyle, boyu benden aşağıda, böyle baktı bana “Mustafa kardeş ben saati getireyim” dedi. Saat kıymetli çünkü. “istemiyorum lan” dedim. Dedim “Mustafa Özbağ ne zaman verdiğini geri istemiş?” dedim. Bitti! Ama yumuşak dille aldı onu. Aha hadis-i şerif: “insanların kalbini çelmek için kelamın kullanılışını öğreniyor.” Kalbini çalacak, aldatacak çünkü kandıracak onu, onun parasını yutacak, onun makamını kullanacak, onun makamını kullanacak, onun zenginliğini kullanacak ama diyor ki “Allah onların hiçbir ibadetini kabul etmez.”
Rabbim bizleri ve Ümmet-i Muhammed’i münafıklıktan muhafaza eylesin, amin. Münafıklardan da muhafaza eylesin, amin. Bizde münafıklık alametleri varsa Rabbim tövbe ediyoruz, onları bizim üzerimizden atsın, amin. Cenâb-ı Hak bizleri dosdoğru Müslümanlardan eylesin, amin. Dosdoğru dervişlerden eylesin, amin. Dosdoğru sufilerden eylesin, amin. Rabbim kendisine dosdoğru kullardan eylesin, amin. Cenab-ı Hak cümlemizin ve cümle Ümmet-i Muhammed’in hatalarını, kusurlarını affeylesin, amin. Bizleri münafıkların elinde oyuncak olmaktan uzak eylesin. Amin. Kafirlerin elinde oyuncak olmaktan uzak eylesin, amin. Mürtetlerin elinde oyuncak olmaktan uzak eylesin, amin. Rabbim Müslümanlara zarar vermek isteyenleri kahru perişan eylesin, amin. Bizlere zarar vermek isteyenleri kahru
perişan eylesin, amin. Cenab-ı Hak Filistin’e özgürlük nasip eylesin, amin. Bu pis Yahudi devletini batırsın, amin. ABD’yi batırsın amin. Müslümanlara zulmedenleri batırsın, amin. Müslümanların kanını, şanını, şerefini, haysiyetini, namusunu ayaklar altına alanları helak eylesin, amin. Onlara günyüzü göstermesin, amin. Onların gönüllerini, bağırlarını yaksın, amin. Nerede Müslümanlara zulmeden varsa Cenab-ı Hak onu parım parım parçalasın, amin. El-Fatiha maassalavat, amin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Sürçü lisan ettiysek affola. Önümüzdeki hafta “Felsefecinin dini inkâra yahut din ehliyle mübahaseye kudreti yoktur. Böyle bir şeye girişirse hak din onu mahveder”, buradan devam edeceğiz inşallah. Geceniz hayır olsun.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 8 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92876-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı