Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Tasavvuf(5877) — Sayfa 52/60
Sufi kardeşlerin kendilerini nasıl görmeleri gerekir?
Üzerinizdeki hayırları, üzerinizdeki iyi amelleri, kendi nefsinizden bilmeyin. Bu sizi küstahlığa ve kibirliliğe götürür. Allah’ı zikir halakasına oturduysan o seni zikrettiğinden dolayı orda oturuyorsun. Eğer orda iki damla gözyaşı döktüysen o sana merhamet ettiğinin göstergesidir ve sen zikrullah halakasında duruyorsan Cenab-ı Hakk’ın sana lütfu ikramıdır, ihsanıdır. Allah’ın senin üzerindeki muhabbetinin tecelliyatıdır. Allah’ın senin üzerindeki sevgisidir. Sakın onu kendi nefsinden görme. Sakın kendini bu noktada iyilerden görme. Sakın kendi kendine, kendini kibir dünyasına atma. Sakın! Bu Allah’ın büyük lütfudur.
Sufilerin günlük derslerinin amacı nedir?
Sufiler günlük ders çekerler, vird çekerler, aslında o sufiler o virdi yalnızken çekmeye gayret ederler.
Neden bir derviş, Hallacı Mansur’un cezasını kaldırabilir?
Bismillahirrahmanirrahim der, çat çat elindeki prangalar çözülür. Bismillahirrahmanirrahim der, ayağındaki prangalar çat çat çözülür. Bismillahirrahmanirrahim der, duvarın dışına çıkar. Yok orda! Bismillahirrahmanirrahim der tekrar içeri girer. Bismillahirrahmanirrahim, çat çat prangalar! Bismillahirrahmanirrahim, çat çat ayağındaki prangalar!
Tasavvufa karşı bir cephe açıldığından bahsedilir mi?
Bir de bizim Anadolu topraklarında tasavvufa karşı, işte tarikata karşı, sufiliğe karşı öyle bir cephe açtılar ki yani ben Müslüman’ım diyen kimse dahi bu cepheleşmenin içerisinde. Adam mesela veli düşmanı, tarikat düşmanı, sufilik düşmanı, oysa hadisi kutside ‘kim benim veli kuluma savaş açarsa ben de ona savaş açarım’ diyor. Hadisi kutsi varken insanlar bu sufilik yoluna, Allah’ı sevme yoluna, Allah’a hakkıyla kul olma yoluna düşman oluyorlar.
Tövbe etmek için ne yapılmalıdır?
Yapmadığınızda, tövbe etmenin ötesinde gidip o şeyhle helalleşmeniz lazım. Onunla muhakkak helalleşmen lazım. Senin elinde manevi bir velilik olsa dahi onun veli olmadığına dair onun arkasından konuştuğundan dolayı gıybet ettin. Bakın, elinde delil yok. Sen arkasından konuştun, gıybet ettin. Gıybet etmek zina etmekten otuz üç derece daha büyük bir günah.
Sufilik ve devlet arasındaki ilişki nedir?
Aynı şey. Sufilik de manevi devlet gibidir. Unutmazlar bir şeyi. Sen unuttular zannedersin, es geçtiler zannedersin hatta daha da küstahlığını arttırırsın, daha da böyle fütursuzluğunu arttırırsın. Zannedersin ki bunun hesabı görülmeyecek. Ben de otuz beş yılımı verdim sufiliğe, otuz altı, otuz yedi yıl oldu, tecrübe var. Öyle düşünür dervişi, zakiri filan böyle. Hani bir böyle kaçak yapar, o kaçak görülmedi zanneden, bilinmedi zanneder, bir şey olmayacak zanneder, bir şey olmuyor zanneder. Böyle hani hatta öyle bir noktaya gider, ya nerden görecekmiş şeyh efendi der. Bir müddet sonra der ki yani ne cezası ne bişeysi ya, olur mu hiç böyle şeyler der. Sonra hesap görürler. Derler ki gel bakalım. Şurda şunu yaptın, burda bunu yaptın, burda bunu yaptım…Hatta bir de söylenmeyenler var denir, söylenmeyenler. O söylenmeyenleri bir tek dergahın başındaki şeyhi bilir ve söylenmeyenler vardır. Konuşulmaz. Onlar lafa gelmez. Neden? Size de ders olsun. Sen Allah’ı gammazlayamazsın. Cenab-ı Hak seni rüyanda göstermiş veya halinde göstermiş bunu ifşa edesin diye değil, bilesin diye. Sana ilmü ledünden bir sayfa açılmış. Ya işte mahrem. Mahrem ama üstada mahrem değil, onu bilmiyor zannetme. Onu sen görmüyor zannetme. Zaten herkesin hatası burdadır. Herkesin hatası da burdadır. Mürşidi kamiller, şeyhler, bu manada ketumdurlar, konuşmazlar ulu orta, yakışmaz zaten onlara ama o derviş veya zakir işte o konuyla alakalı olan onu normalde bilmiyor zanneder.
Dervişlerin kalplerdeki nükteleri işitmesi ne anlama gelir?
Dervişlerin kalplerdeki nükteleri işitmesi, Allah’ın ilhamı ile kalbindeki gizli nükteleri anlayabilmeyi ifade eder. Bu, Allah’ın kalbine ilham etmesiyle olur ve dervişler bu ilhamla Allah’a yaklaşıp zikrullahı yerine getirmeye çalışırlar.
Batın temizliği nedir?
Batın temizliği, kalbinden bir kötülük, günah veya yanlış bir şey geçmemesidir. Kalbinde Allah’ın zikri ve sevgisinden başka bir şey olmamalıdır. Kalbinde zikrullahın haricinde bir şey gelirse, o helal olacak, zikrullahla alakalı olacak ve o şeyin bir ihtiyacın içindedir.
Allah’a vakfetmek ne anlama gelir?
Allah’a vakfetmek, kendini Allah’a vermek ve onun işlerini üzerine almasını istemektir. Allah’a vakfetmekle birlikte, Allah’ın lütfu, ikramı ve ihsanı ile dervişlerin işleri ve dünyaları tamamlanır. Allah, vakfedilen kişiyi onun zikrini ve sevgisini içine alır.
İnsan üzerinde heva ve hevesin etkisi nedir?
Ben bunun gerilediğini de düşünmem insan üzerinde eğer heva hevesine uymazsa, şeytana uymazsa.
Beyitlerin anlatımı nasıl olmalı?
Beyitler biraz kafa uçuran beyitler diye, buna çiftleşmeyi de koymuş, buna çiftleşmeyi de koymuş. Yani o zaman bir kimse çevrelenmiş oluyor. Bütün hepsi de Hakka muti, o zaman her şey onun mahluku, onun yaratması, onun kudret ve kuvvetinin altında olmuş oluyor.
Sufilerin devlet işlerine girme sebebi nedir?
Sufiler devlet işlerine girmezlermiş. Sebebi, helal lokma yememe korkusu olurmuş.
Seyri sülûk nedir?
Seyri sülûku yok ki haberi olsun. Seyri sülûku yok. Bunu böyle söylediğimizde de kızıyorlar, neden böyle söylüyorsunuz diye. Gidin kocaman kocaman şeyhlere sorun bakalım seyri sülûk çıkarmışlar mı? Kocaman kocaman şeyhlere sorun bakalım itikafa girmişler mi? Adamın itikafı yok, şeyhlik yapıyor. Ömründe itikafa yok, bir günlük dahi itikafa girmemiş şeyhlik yapıyor adam ama haberi yok.
Sufi topluluklar çalışmayı önemserler mi?
Evet, o esnafsın, sabah namazından sonra ne işin var yatmakta, uyumakta senin? Sufilik az uyumak. Yürü, bak işine, aç dükkanını, temizliğini yap. Millet gelip temizlik yapacak da o bilmem ne yapacak da… Bir de öyleleri var Bursa’da.
Bir mürit nasıl yetişir?
İlk önce ders aldığında süt emer, sonra o dervişliği benimsedi, manevi olarak artık kuvvetlenmeye başlayınca o zaman ekmek yer, o zaman sebze yer, ondan sonra et yer, ondan sonra artık iyice beslenir, artık yemekten içmekten kesilir, sonra da manevi yemeye başlar. Artık o der ki sütte ekmek de et de bir zaman için lazımmış der. Sonra ne dedi? Sonra bizi besleyen Rabbimdir dedi. Sonra da iş maneviyata döner.
Dervişlerin manevi frekansı nedir?
Dervişler tepeden konuşan, tepeden konuşan, kaba konuşan, dangolozluk yapan, diline sahip çıkmayan, olur olmaz insanları kıran, satan, döken, dervişlerin parasına, malına, varlığına göz diken ve cimri. Dervişler o kimseleri sevmezler. Bu frekans ayarıdır. Bu frekans ayarıdır, kimseye kabahat bulma.
Dervişlik böyle bir şey nedir?
Diyordum beni de dervişlik yaktı, sakin ol. Dervişlik böyle bir şey. E şimdi sen nereye boy ölçüşeceğim diye uğraşıyorsun. Biz bütün her şeyi eledik, geldik şeyhimizin dibine oturduk, dizinin dibine. Dedim ki Mustafa Özbağ, bildiğin her şeyi unut. Bildiğini her şeyi unut. Hiçbir şey bilmiyormuş gibi duruyordum şeyh efendinin yanında, hiçbir şey! Bunu böyle yapacaksın Mustafa efendi, emredersiniz efendim. Bunu şöyle yapacaksın Mustafa efendi, emredersiniz efendim. Şu şöyle olsun Mustafa efendi, emredersiniz efendim. Bildiğin her şeyi unut. Küstahlık yapma. Biz ikinci üçüncü, sefer ayakkabı almaya gidiyoruz.
Sufilikte ziyan ne anlama gelir?
Sufilikte ziyan gördüğün kârdır. Yani sufi, şimdi insanlara böyle şey, ne o, kolay böyle ya başına hiçbir şey gelmeyecek. Değil! Aldatıyorsunuz. O zaman gerçek sufi yolunda yürümüyor orası, o topluluk gerçek bir su, topluluğu ise hem birey olarak hem topluluk olarak onların başında imtihan eksik olmaz, sıkıntı eksik olmaz, hiçbir şey olmasa dahi o güne kadar hiçbir şey demeyen eşin evde der.
Sufi yolda marifet ne anlama gelir?
Bembeyaz, pırıl pırıl çıkar ya, içindeki ince zar çıktıktan sonra, bazen bu bazı ehli tarikatın dilinde bazen işte hakikat önde, marifet ardında, mana olarak, şey olarak, hal olarak değişmez bir şey. Bu ne oldu? Dört kategori oldu.
Sufilerde ağız taşı ritüeli nedir?
Gıybet etmemek, dedikodu etmemek, iftira etmemek için devamlı Allah’ı zikretmek için ağız taşı kullanırlar.
Nakşibendilerin ağız taşı ritüeli nedir?
Bütün dergahlarda vardır bu tabii, bunlar unutulmuş şeyler. işte eğer gönül ehli olduysan zehir yesen bal olur sende, bakın zehir yese sende bal olur ama sen o hâle gelmediysen, bakın o hale gelmediysen, sen o zehri yersen ölürsün.
Dünya, para, makam ve mevkiin gönül ehliye zarar verir mi?
O çünkü normalde, o hale gelmiş gönül ehlinin haline gelmiş bir kimsenin yanında dünya konuşsan, onu bozmaz. Kadın konuşsan onu bozmaz. Para, makam, mevki, onu bozmaz. Bunlar manevi zehirdir eğer bozarsa bir kimseyi ama o hâle ermeyen bir kimse mesela birisinin evini görse onun benim de böyle bir evim olsa der, benim de böyle bir arabam olsa der, dünya bozar onu.
Mürşid-i Kamilin eline geçen para, pul, makam ve mevki nasıl kullanılır?
O böyle onun kendi nefsine bir şey yapmaz, kendi nefsiyle alakalı hareket etmez. Allah bizi affetsin. O yüzden o bu tip şeylere meyil etmeyeceği için ona zararı olmaz.
Mürşde kamilin dünya sevgisinden kurtulmuş olması nedir?
O mürşidi kamil, o gönül ehli, artık perhizlerden kurtulmuş. Yani ne demek perhizlerden kurtulmuş? O daha önce dünya sevgisinden geçmiş, makam sevgisinden, heva hevesinden geçmiş, o dünyevi sevgileri terk etmiş, dünyevi sevgileri bırakmış, o normalde olsa da olmasa da Allah’tan razı olmuş, o öyle bir hale gelmiş, artık onu dünya bozmuyor, makam bozmuyor, mevki bozmuyor, kalabalık dervişler topluluğu onu bozmuyor.
Dervişlerin en büyük handikabı nedir?
Derviş şeyhinin haricindekilere kendisini kapatmaz. Bu şu demek değil. işte Cafer abi, sen bana bir şey söyleyemezsin, benim şeyhim söylüyor, bu değil. Sen yapılacak olan hizmeti yapacaksın ama sevgini, himmetini, gayretini, üstadına bağlayacaksın. Kendini üstadına hemhâl edeceksin. Diğer taraflara kapatacaksın. Heva hevese kendini kapatacaksın. Sen çünkü perhiz edeceksin.
Tasavvufun temel ilkeleri nelerdir?
Maneviyat büyük bir deryadır. Sen henüz daha o deryaya girebilecek, o deryaya gidip de orada yüzebilecek değilsin. Sen bu denizde yüzmesini bilmezsin. Hatta sana orda bir dalgıç, bir yüzücü hocası lazım. Dalgıç, bir yüzücü hocası lazım ki seni orada yüzmeyi öğretsin, sana orda dalmayı öğretsin. Sen kendi kendine ben gider dalarım, işte okyanusun dibinden inci mercan çıkarırım diye kendi kendine bir şey zannetme. Sana bir hoca lazım. Sen aklına uyup da kendi kendini o deryaya atma. Hani kendi kendini deryaya atıyor ya, çok biliyor o, ya hani Allah’la kul arasına da girilmez. E? Otur canım, sen tevhidi çek, Allah’ı zikret, ne yapmak istiyorsan yap. Birisi duymuş birisinden, kırk bin, pardon, yetmiş bin ayete’l kürsü çek demiş birisi ona. Bu başlamış, bizatihi görüştüğüm konuştuğum kimse bu, ayete’l kürsü okumaya başlamış, sabah olmuş. Tabii yetmiş bin nereye bitecek, bitmiyor. Sabah bırakmış, ondan sonra böyle ufak tefek bazı, hani evde yalnız ya bu şimdi, ufak tefek şeyler olmuş. O tarafa çok bu meyletmemiş. Sen bir dışarı çık, dakka bir gol bir! Dışarda birisini görmüş, tilki suretinde! Ya demiş yok ya böyle değildir, öbürkünü görmüş, bilmem ne suretinde! Tornistan eve gel tekrar, ondan sonra, evde ekmeğe bak, başka renkte, suya bak, başka renkte, bir şey yiyecek başka renkte…Ona bakıyormuş canavar gibi bir şey görüyormuş, ona bakıyormuş başka bir şey görüyormuş…Ondan sonra kafayı yiyecek, kıracak tabii. Sormuş Soruşturmuş, bu nasıl olacak? Ona telefon, buna telefon. Bizim derviş kardeşler de çok böyle severler ya, demişler ki muhakkak Mustafa Özbağ’a git. Mustafa Özbağ seni bu halden kurtarsın. işte şöyle, işte böyle… Ben Allah mıyım dedim kurtaracak! Neyse, dolaylı olarak işte ben örnekliyorum, x kimseden telefonunuzu aldım, ben de böyle böyle böyle bir şeyler olmaya başladı. Demiyor bana şunu okudum diye. Sen kendi kendine ne okudun dedim. işte bizim komşumuz vardı da şu vardı da bu vardı da…işte şöyle olması için böyle olması için ayete’l kürsü hatmi söyledi, yetmiş bin ayete’l kürsü çek dedi bana dedi, ben de çekmeye başladım dedi. E dedim sen bir hadisi şerif okudun mu yetmiş bin ayete’l kürsü çekileceğine dair? Yok! Bu konuda bir bilgin var mı? Yok. Sen dedim ne yapmaya bu alana giriyorsun? ‘E ne olacak benim halim?’ Aha dedim, sen şimdi sokağa dahi çıkamazsın. Ne iş yapıyorsun? Şu iş yapıyorsun. Nasıl gideceksin iş yerine şimdi, dedim. Gidemiyorum zaten dedi. Bir de ağlıyor şimdi, benim kazandığım da harammış diyor. Ekmeğe bakıyorum diyor, işte üzerinde diyor, bütün böyle kara böcekler dolaşıyor diyor. Şuna bakıyorum, şu dolaşıyor, suya bakıyorum diyor, su kızıl kan olmuş diyor. Şu şöyle olmuş, bu böyle olmuş…E dedim senin bu gördüklerin, bu senin dedim bu perde çabuk yırtılmış sende dedim, senin görmemen gerekenleri görüyorsun şu anda dedim. Bu dedim nefis meratipleriyle beraber olması gereken şey. E dedi ne olacak? Valla dedim, sen dedim tövbe et, ondan sonra Allah’a yalvar yakar, bu hali benim üzerimden at de, tevhide başla dedim. Şimdi bütün insanlarda Allah affetsin, bu hastalık var. Tevhidi hafif görmek küfürdür. Tevhidi hafif görmek. Bu bizim bazı derviş kardeşlerimizde de cereyan ediyor. Ona diyorum ki sen tevhit çek, ben çekiyorum zaten tevhit diyor. Aslında öyle dediği anda tevhidi hafif görüyor. Yani dediği şey şu, ben tevhidi çekiyorum ama bu bende devam ediyor.
Süslü konuşmanın İslam’da yeri nedir?
Kelime süslemek islam’da yoktur. Süslü kelimeler, sufiler de yoktur. Böyle süslü konuşayım, ahenkli konuşayım, böyle failatün failatün failün vezninde konuşayım, böyle bir şey yoktur sufilerde. Sufiler samimi olurlar, dürüst olurlar, içten konuşurlar. Laf süslemezler.
Sufi ahlakında ne tür davranışlar yer alır?
Sufi ahlakında nefsini telaştan, dili şikayetten muhakkak koruyacaksın. Organlarını çirkin davranışlardan koruyacaksın. Dilini şikayetten koruyacaksın. Yok şöyle hasta oldum da böyle oldu da şöyle mal kaybettim, şöyle pul kaybettim…Dilini senin üzerinde yaşanan tecelli eden her ne var ise hepsini şikayetten koruyacaksın.
Sufi yolunda sevgi ne anlama gelir?
Bir Müslüman, bir mümin, bir sufi, Allah’ı sevmede haris olmalıdır. Resulullah sallallahü ve sellem hazretlerini sevmede haris olmalıdır. Üstadını sevmede haris olmalıdır, müminleri sevmede haris olmalıdır. Eş ve çocuklarını ve akrabalarını sevmede haris olmalarıdır.
Feraset ne demektir?
Feraset işin hakikatinin hakikatini görmek. Perdenin arkasından vukufiyet sağlamak. Mümin feraset nuruyla bakar. Müminin ferasetinden korkun. Müminin ferasetinden kork. Neden? Mümin feraset ehlidir. Meselenin özüne hakimdir. Meselenin arkasını görür. Meselenin özünü bilir. Feraset sahiplerinin iştahları sabradır. O sabreder.
Mürşid-i kâmilin ruhaniyeti ne anlama gelir?
Hani duduya dediydi ya ne istiyorsun. O tüccara da dedi ki dudu, sen git benim ordaki akrabalarıma benim burdaki durumumu söyle demişti. Kafesin içerisinde sıkışmış kalmıştı. işte dudunun hikâyesini anlattım ya, siz orda özgür bir şekilde yaşarken burda kafesin içerisinde yaşamam hak mıdır diye, bunu böyle söylüyordu. Burdaki kuştan kastı, bir mürşidi kâmilin ruhu Allah u alem, doğrusunu Allah bilir, burdaki günahsızdan murat da fenafillaha ulaşmış, o makama gelmiş olan bir mürşidi kâmil ve burdaki hani zayıftan, hani diyor ki nerede zayıf ve suçsuz bir kuş, burdaki zayıftan kastı da Allahu alem, Cenab-ı Hakkın sıfatsal tecelliyatlarının içerisinde kendisini hiçliğe bırakmış, tabiri caizse arif’-i billah olmuş kimsenin zayıflığı. Allah u alem Süleyman’dan kasıt da hani Süleyyman Aleyhisselam bütün mahlukatın diline vakıftı ya ve bütün mahluk ki anlayabilme ve mahlukatla konuşabilme yeteneğine sahipti. Buradaki Süleyman’dan kasıt da o mürşidi kâmilin kendi üzerinde tecelli eden, tecelli eden tabiri caizse ismi azamı ve askerden murat da bütün, Cenab-ı Hakk’ın esma ve sıfatlarına vukufiyet arz etmesi, vukufiyet sağlaması ve bütün bu vasıfları topladığımızda Hz.Pir bir örnekleme ile mürşidi kâmilin üzerinde bulunan manevi vasıfları anlatıyor ve bu manevi vasıflara sahip olan bir kimsenin de mürşidi kâmil olacağını söylüyor. Başka bir şey de bu manada kastetmiş olabilir mi? El- Cevap olabilir. Bizimki doğru diye herhangi bir iddiamız yok.
Şeyh Efendi’nin anlattığı hikâye ne anlatıyor?
Bilal Baba Hazretleri, Abdullah Efendi’nin Çorumlu Mustafa Efendi hazretlerinden önceki şeyhi, Antepli Bilal Nadir hazretleri kıra çıkmışlar dervişlerle beraber. Zikrullah yasak, her şey yasak ya, böyle bir şeye pikniğe çıkmışlar. Piknikte Allah’ı zikredecekler. Antepl, Bilal Nadir hazretleri cumhuriyetin ilk dönemlerinde idamla, şeyden, ne o, irticai faaliyetlerden idamla yargılanmış, sonra beraat etmiş. Uzun yıllar cezaevinde kalmış bir zat, Şeyh efendinin bana anlattığı. Mustafa Efendi dedi, dervişlerle böyle dedi, pikniğe çıkmışlar dedi.
Allah’ın zikrine ne tür bir cevap verir?
Sen ‘Ya Rabbi’ dediğinde o da ‘lebbeyk kulum’ der. Ama sen bunu duymamışsındır. Neden? Makamatla alakalı, tecelliyatla alakalı. Sen zannedersin ki benim ‘Ya Rabbi’ değişime ‘Lebbeyk’ cevabı almadım. Hayır, sen o cevabı muhakkak aldın ama sende duyacak o kulak perdesi açılmadı. Sende duyacak o kalp perdesi açılmadı. Açıldığı anda senin her ‘Ya Rabbi’ deyişini ‘Lebbeyk’ sedasını duyacaksın ve bunu Hz. Pir mana aleminde görünce, her ‘Ya Rabbi’ deyişine ‘Lebbeyk’ cevabını görünce o da bana da bir ‘Lebbeyk’ diyen olur, bana da ‘Lebbeyk’ denir diye o da ‘Ya Rabbi’ demeye başlıyor.
Mürşid-i kâmil ve veli arasındaki fark nedir?
Mürşidi kâmillik tacıyla velilik tacı aynı değildir. Allah o zata mürşidi kâmillik tacı giydirince ona bir de mürşidi kâmillik hırkası giydirirler. Mürşidi kâmillik pir seviyesindekinin hırkası ile velinin hırkası aynı değildir. Bunlar manevi hallerdir. Bu manevi hallere vukufiyet sağlayan bunları anlar. Bunlar sır muhabbetlerdir. O mürşitlik, mürşit-i kâmillik tacını giyen ve mürşidi kâmillik hırkasını giyen bir kimse her manevi yol alışta onun üzerindeki tacının, tacının üzerindeki işlemeleri değişmeye başlar. Onun hırkasının, hırkasının üzerine böyle sizin hani madalya gibi görünen şeyler takılmaya başlar. O böyle nasıl söyleyeyim mareşal olmuş olanlar gibi mesela işte böyle, o halden başka bir hale, her hale geçişte, o geçmiş zamanlardaki yaşayan o peygamberler, o büyük zatlar üzerinden Cenab-ı Hak ona taltif eder ve her taltifte o ayrı bir hayret makamına, ayrı bir tecelliyata geçer. Bu onun için ne gece ne gündüz bu haller onun üzerinde normalde tecelli eder. Bu haller onun üzerinde tecelli ettikçe de yüzlerce hususi tac, yüzlerce hususi hırkası olmaya başlar ve onu bu manada her değiştiğinde de onun acziyeti ve onun mahviyeti artar. O şatahat ve şatafata geçmez onun her şeyi de o kendince acziyetini ve mahviyetini arttırır.
Lâ Mekân âlemi nedir?
Cismi topraktadır, canı Lâ Mekân aleminde. O Lâ Mekân âlemi sa-liklerin vehimlerinden üstündür, vehimlere sığmaz. O normalde cismi topraktadır. Yani dünyada yaşıyormuş gibi görünür. Dünyada yaşar, seninle beraber yer, seninle beraber içer, seninle beraber güler, seninle beraber koşar, seninle beraber…Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Ayşe annemizle yarışıyordu, koşu yapıyordu, koşuyordu. Kadınlar, adamlardan böyle bir şey istemeyen ha! Hadi herif, bir koşalım, kim kimi geçecek falan. Düşünebiliyor musunuz! Bir kadın kocasıyla koşuyor, düşünemiyorum! Sakın abes gelmesin, peygamberiniz yaptı, abes görürseniz şirke düşersiniz, küfre düşersiniz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetinden ve hayatından ne kadar uzak olduğumuzu anlayın. Sünnet olsun dahi bir sefer dahi olsa hayatınızda hiç koştunuz mu? Ya! Değil mi! Dil duruyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Medine’de, ashabının önünde Hz. Aişe annemizle koşuyor ve bu enstantaneyi düşünün. Adamlar, bu sefer sizi kurtaramadım! Az önce kurtardıydım, bu sefer (Nafiz çok üzüldü ya, kafasını nasıl eğdi aşağı kurtulamadı diye.) Evet, cisme toprakta, herkes gibi yaşıyor, herkes gibi yiyor. Ben ne diyor, ben yerim, yani iftar ederim, uyurum ve cima ederim. Hani üç tane sahabe, birisi ben dedi hiç yemeyeceğim, oruç tutacağım. Birisi dedi ki hiç uyumayacağım. Birisi de dedi ki hiç evlenmeyeceğim. Cebrail Aleyhisselam geldi, muhbirlik yaptı. Dedi üçü böyle düşündü, o üçü geldi, Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin huzuruna. Allah resulü dedi ki ben yerim, ben uyurum, ben cima ederim dedi. Evlenirim, nikahlanırım, size ne oluyor ki dedi. Cismi toprakta, zaten cisim toprağa ait, canı Lâ mekan âleminde. Yani maneviyatı, mekânsız, bak Lâ mekân deyince mekân yok. Mekânı yok. Şimdi bazen bunlar cahil veya küstah. Nerde oturuyorsun? Lâ mekânda! Be densiz, be küstah, be hayâsız! Sen nasıl böyle bir cevap verirsin! Senin daha birinci gökten haberin yok. Ne Lâ Mekândan bahsedeceksin sen! Senin daha burnunun ucundan haberin yok! Sen hangi mekânsızlıktan bahsediyorsun, sen daha taharetlenmesini bilmiyorsun! Hangi mekânsızlıktan bahsediyorsun sen! Bunlar iki cümle, ezberleyip kendilerinde dev aynasında gören daha doğrusu kendilerini şeytanın aynasında gören insanlar, densiz. Allah muhafaza eylesin. Lâ mekân deyince bunu normalde dervişler bunun hayalini dahi kuramazlar. Çünkü bilmediğin şeyin hayalini kuramazsın. Senin daha manevi bir mekânın yok, mekânsızlığı nerden bileceksin. Daha manevi makamın yok, sen makamsızlığı nerden bileceksin. Senin daha bir esman yok, esmayı nerden bileceksin. Allah muhafaza eylesin. Bunlar normalde bir dervişin hayaline sığmayacak olan şeyler, Lâ mekân dediğinde. Sen hiç arş-ı alayı gördün mü ki lâmekâna ulaşacaksın! Bir arş-ı alada bir sofra kursunlar sana bakalım bir, daha nerede ama kendi kendini dev aynasında görüyor bunlar, daha doğrusu kendi kendilerini şeytan aynasında görüyor. Allah muhafaza eylesin. O Lâ Mekân denilince orda akıl fikir yok artık orda, orda düşünce, bilgi, ıvır zıvır yok, artık orda, öyle bir şey değil o. Allah muhafaza eylesin.
Dudu kuşu hikâyeleri neden sufiler tarafından kullanılmıştır?
Sufiler bu dudu hikâyesini böyle çeşitlendirirler, renklendirdiler. Bunları normalde belli yerlerde okuyabilirsiniz. Bu Şeyh Sadi’den de olabilir, başka birisinden de olabilir.
Dudu kuşu hikâyelerinde ne tür manalar işlenmiştir?
Dudu kuşu hikâyelerinde, ruhun sevdikleri, ruhun sevdikleri Allah için birbirlerini sevenler, peygamberler, veliler, evliyalar. Allah dostları da hür. Onlar bedenden kurtulmuşlar. Ne diyor? Sizin müştakınız olan filan dudu, Allah’ın takdiriyle bizim mahpusumuzdur.
Hakikate erişenler için soru ve cevap ne anlama gelir?
Hakikate erişenler için artık sualde cevap da bir anlamsızdır. Hakikate erişemeyen kimse çok sual sorar. Şimdi böyle deyip de vay ben hakikate erişemeyenlerden sayacağım deyip soru sormayanlardan olmayın. O kimse artık hani gönlünde bir müftü oluştu, sufi tabiriyle gönlünde bir zikrullahtan zikir, zikr-i veledi oluştu.
Hakikate erişen bir kişinin kalbi nasıl bir değişim yaşamıştır?
O kimse ilmü ledüne doğru yürür ama hakikati duyduğu halde gönlünde bir pırıltı yok ise hakikate karşı gönlünde bir hareketlenme yok ise o nefsine uymuştur. Heva ve hevesini ilah edinmiştir. Allah muhafaza eylesin. işte Ömer’den dinin hakikatlerini, varlığın hakikatini, yaratılışın hakikatini duyunca elçi bu sefer onun gönlünde ne oldu? Bir parıldama oldu, bir hareketlenme oldu, bir bugünkü dille aydınlanma oldu.
Hakikate erişen bir kişi nasıl bir ilim ve bilgiye ulaşır?
O kimse ilmü ledüne doğru yürür ama hakikati duyduğu halde gönlünde bir pırılfı yok ise hakikate karşı gönlünde bir hareketlenme yok ise o nefsine uymuştur. Heva ve hevesini ilah edinmiştir. Allah muhafaza eylesin. işte Ömer’den dinin hakikatlerini, varlığın hakikatini, yaratılışın hakikatini duyunca elçi bu sefer onun gönlünde ne oldu? Bir parıldama oldu, bir hareketlenme oldu, bir bugünkü dille aydınlanma oldu.
Uyursak onun sarhoşlarız demek ne anlama gelir?
Uyursak onun sarhoşlarız. Burada uykunun üzerine çok mânâ yükleyebiliriz. Ağır uyku, hafif uyku, yakaza hali, Bedir’deki uyku. Hani Bedir’de de Cenab-ı Hak Müslümanlara böyle bir hafif bir uyku veriyor. Bedir’de Müslümanlara hafif bir uyku veriyor, ayetle sabit bu çünkü bildiğiniz uyuyor Müslümanlar. Yani karşıda düşman var. Karşıda düşman varken Cenab-ı Hak kendisi diyor ayet-i kerimede: ‘Onlara hafif bir uyku verdik biz’ diyor, hafif bir uyku. Ağır uyku da var ayet-i kerimede. Ashab-ı Kehf’in uykusu var ayet-i kerimede. Uyursak onun sarhoşuyuz. O zaman hangi sarhoşluk burdaki? Yani biz bunu böyle anlarsak, uyursak onun sarhoşlarıyız dediğimizde yani ben bunu manevi sarhoşluk olarak nitelendiriyorum. Hani var ya ‘insanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.’ Böyle bir uyku değil bu uyku, Hz. Pirin bahsettiği uyku veyahut da ‘onlar sarhoşlukların içerisinde bocalayıp duruyorlardı’ diye. Hz. Peygamber’e söylüyor. Lut aleyhisselamın peygamber olarak gönderildiği o kavimle alakalı, Cenab-ı Hak o kavimle alakalı Hz. Peygambere Kur’an-ı Kerim’de hitap ederken diyor ki: ‘Onlar sarhoşluklar içerisinde bocalayıp duruyorlardı.’ Yani onlar öylesine kötülükler, öylesine yanlışlıkların içerisine girdiler, o kötülüklerin, o yanlışlıkların, o şehvetin sarhoşu oldular. Bakın o şehvet sarhoşu oldular. Yani bunu normalde Lut aleyhisselamın peygamber olarak gönderildiği o kavim taberi caizse şehvet sarhoşu oldu. Şimdi bazen zaman zaman dünya insanlığının ve Müslümanların da o şehvet sarhoşluğu altında olduğunu düşünüyorum. Yani o bir dünya sevgisi de insana sarhoşluk verir. Haram cinsel dürtüler insanlara sarhoşluk verir. Haramın hepsi de insana sarhoşluk verir. Muhakkak ki hani ayeti kerimede insanları sarhoş eden her ne ise hepsi de haram kılınmış.
Uyanık olursak onun hikâyesinden bahsetmedeyiz demek ne anlama gelir?
Eğer biz normalde ölmeden önce ölünüz sırrına kavuşursak o zaman da onun hikâyesinden bahsedeceğiz. Biz o noktada manevi diriliğe ulaştık, ölmeden önce ölünüz sırrına erişirsek manevi diriliğe uğraştık. Manevi diriliğe ulaştıysak, asıl yeryüzünde diri olarak dolaşanlar biziz. Eğer manevi uyanıklığa, manevi diriliğe ulaşamazsak o zaman bütün yeryüzü insanları gibi biz ‘insanlar uykudadır öldüklerinde uyanırlar’ hadisi şerifi bizim üzerimizde tecelli etmiş oldu. O zaman eğer uyanık olursak onun hikâyesinden bahsedeceğiz. Uyanık olmazsak onun hikâyesinden bahsetmeyeceğiz, onu anlatmayacağız, onu sevmeyeceğiz uyanık değil isek. Biz onun sevgisini anlatamayacağız eğer uyanık değil isek. Uyanık olmak için o zaman o ‘ölmeden önce ölünüz’ sırrına kavuşmamız gerekiyor, o uyanıklığı yakalayabilmek için ve o uyanıklığı yakalarsanız o zaman ne tarafa dönerseniz dönün o sizinledir. O sırra kavuşacağız. Eğer o manevi uyanıklığa kavuşursak bütün her şeyde her şeyi yaratan ve tecelli eden onun sıfatlarının olduğunu anlayacağız.
Zikir ehli olan kardeşler titreme hastalığına ne gibi tepki gösterir?
Zikir ehli olan kardeşler bunu bilirler, bilhassa bu bayanların içerisinde daha fazla olur, erkeklerde çok olmaz, bayanlarda olur. Değişik tarikatlar, cemaatler vardır. işte orada mesela zikrullah esnasında birisinde bir titreme olur örneğin veyahut da oradaki bir erkek cemaatin içerisinde de bir kimse böyle işte titrer, tuhaf hareketler yapar ve bunları yaparken de kendi iradesinin dışında olduğunu söyler kendince.
Sufi adayları kendilerinde belli manevi hallerin olduğunu ifşa etmek isterler mi?
Bir kısım sufi adayları kendilerinde belli manevi hallerin olduğunu ifşa etmek, göstermek isterler. Hatta ileri doğru giderler. Derler ki bunda benim yapacak bir şeyim yok. Bunu Allah yaptırdı. Otomatikman kendisini veli sınıfına, üstat sınıfına koyar. Çünkü velilerin, üstatların öyle halleri vardır. Cüzzi iradenin dışında tecelli eder bazı şeyler. O bazı şeyler cüzzi iradenin dışında tecelli edince o veli, o üstat ondan sorumlu olmaz.
Allah’ın velilerinin üzerinde öyle tecelliyatları olur mu?
Allah’ın velilerinin üzerinde öyle tecelliyatları olur, o veli de hayrette kalır ama onda velinin bir cüzzi iradesi yoktur. Hızır Aleyhisselam’ın çocuğu öldürmesi gibi. Cüzzi iradesi yok, emri yerine getiriyor veyahut da Hızır Aleyhisselam’ın duvarı örmesi gibi. Yine Hızır Aleyhisselam’ın cüzzi iradesi yok. Allah’ın emrini yerine getiriyor veyahut da bindikleri gemiyi batırmaya mütevelli geminin dibini delmesi gibi. Yine Cenab-ı Hakk’ın emrini yerine getiriyor.
Derviş adaylarının ve sufi adaylarının hataları nelerdir?
Bazı derviş adayları, sufi adayları veliliğe özenirler üstatlığa özenirler, bazı şeyleri yapmaya kalkarlar. Kendilerini de üstat yerine koyarlar. Kendisini üstad yerine koyup böyle kendince üstatlık yapmaya kalkar. Bu meselenin ehemmiyetine vukufiyet sağlamadığından kaynaklanıyor. Nefsine uyduğundan kaynaklanıyor.
Sufi vartaları nelerdir?
Tırnak içerisinde bunu söylüyorum bu da sufiliğin vartalarından birisidir. Önemli bir vartadır bu. Böyle şeyhi taklit etme gibi yani ben buna karşıyımdır ya siz sünneti seniyyeye uyan, şeyhi taklit etme. Sen şeyh değilsin. Sen üstadı taklit etme. Sen üstat değilsin. Onun yaşadığı çileyi, onun yaşadığını yaşadın mı ki? Yaşamadın. Onun gördüğünü gördün mü ki? Görmedin. Sen hiç üç gün uykusuz kaldın mı, uyumadan geçirdin mi üç geceyi üst üste? Geçirmedin. Senin yattığın yer sana zindan oldu mu hiç? Olmadı. Senin yattığın yatak diken oldu mu sana hiç? Olmadı. Vurdun kafayı yattın, horul horul horladın. Ee, sen üstatlık yapacaksın öyle! Yok, öyle yağma. Onun yaşadığını yaşayacaksın. O zorluğu çekeceksin.
Sufi aldatmacası ve vartası nedir?
Yoksa sen aha vereyim takkeyi sarığı sana, otur. Ne olacak ki, mesele değil. Sen onu yaşayabileceksen, eyvallah. işte böyle bir kimse bunlar sufi aldatmacası, sufi vartası bunlar, yani titremediğin halde titremeye çalışmak gibi. Aslında ne Geylani hazretlerini gördün ne Ahmed Er Rufai hazretlerini ama zikrullahta böyle değişik sesler çıkardın. Yok kardeş, aldatma. Ne kendini ne başkalarını. Görmediğin halde görüyormuş gibi yapma. Halin olmadığı halde hal dervişiymişin gibi tavır takınma. Halin yok, ne yapmaya sen öyle değişik değişik edalı, tavırlı zikrullah yapacağım diye uğraşıyorsun? Dosdoğru zikrullahını yap. Otur, Allah Allah, Allah’ı zikret. Sen zikretmekle mükellefsin. Edalı edalı kendi kendine böyle hal dervişiymiş gibi hareket etmenin bir anlamı yok. Ondan sonra gelir birisi bizim bu halimizi iki kişi gördü burdan der, mortlarsın orda, kalırsın. Neden üç kişi değil, iki kişi? Eee, diğerleri? Hani edalı edalı kendince böyle vuruntulu esma çekiyordun. Böyle kendi kendine havalara kapıldıydın? Ne oldu? Kaldın. Yok öyle bir şey. Bu topluluk onların yaşanacağı yer değil. Umulmadık bir anda tokadı yediğini görürsün. Allah muhafaza eylesin.
Sufilerin Allah’ın üzerine noksan sıfat atfetmemesi neden önemlidir?
Kendini dikme, nemrutlaşma, firavunlaşma, şeytanlaşma. Kendini dikerekten nemrudi bir tavır takınma. Tevazulu ol. Kibre düşme. Adem’in yolunu tut. Adem’in yolunu tutmazsan şeytanın yolundasın. Allah muhafaza eylesin. işte Hz. Adem dedi ki Allah’a ben korktum, edep ettim. Ben senin üzerine noksan sıfat bir şey koymaya edeb ettim. Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. O yüzden sufiler bu terbiyeye riayet ederler. Asla noksan sıfatları Allah’ın üzerine atfetmemeye özen gösterirler. Asla eksik sıfatları Hz. Muhammedi Mustafa’nın sallallahu ve sellem hazretlerinin üzerine atfetmemeye gayret gösterirler.
Hz. Muhammed’in üzerine hata atfetmek neden yanlış bir davranıştır?
Bunun terbiyesi, bunun yolu üstaddan başlar sufiler için. Sufiler; üstatları peygamber değildir, Allah da değildir ama onun üzerinde eksik sıfatı kondurmazlar. Edeb ederler. Derler ki ben görmedim. Muhakkak vardır, yanlışlığı da vardır, eksikliği de vardır, noksanlığı da vardır, insandır, kuldur ama ben görmedim. Bitti. Onun üzerinde bir eksiklik, noksanlık atfetmezler. Bu bir terbiyedir, bu çünkü Hz Muhammedi Mustafa(s.a.v.)in üzerinde de öyle sufiler düşünürler. Hani bazen diyorum ya benim Peygamber inancımda Hz Muhammedi Mustafa’nın sallallahu ve sellem üzerinde eksiklik, noksanlık, hata kusur yoktur. Ben o yüzden derim bütün hadisler benim için sahihtir. Beni ilgilendirmez, imam Buhari almış mı eserine almış. Kütüb ü Sitte almış mı almış, Tirmizi, ibni Mace, Ebu Davut almış mı kitabına, almış. Benim için hepsi de sahihtir. Onların zayıf dedikleri zayıf, sahih dedikleri sahihtir. Ben başka bir şey bilmem. Sebep? Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde hata, kusur atfetmek istemem.
Sufi uyanıktır mı?
Sufi uyanıktır, yaratılan her şeyin önünde ve arkasında Allah’ı görür.
Sufi birinin kalbi nasıl çalışır?
Kalbine onun ilham gelmesi ve onu ayırt edebilmesi. Ayırt etmek. Burda böyle davranılması lazım, bunun hükmü bu. Burda şöyle davranılması lazım, aynı olayda. Şimdi böyle davranılması lazım, böyle konuşulması lazım, bunun hükmü bu.
Kalbi cilalama nasıl gerçekleşir?
Kalbi cilalandırmak için Allah’ı zikir. En önemli, en önemli hali muhabbet etmek, sevmek. Allah’ı, Resulünü, üstadını her şeyden fazla sevmek. Kalbi cilalayan şey muhabbetullahtır. O muhabbet kalbi cilalandırır. O muhabbet kalbi parlatır ve kalp ilham almaya başlar veyahut da Kur’ani dil ile vahiy almaya başlar.
İlmi ledün çalışırken uyuyan birinin ruhunun Allah’la konuşması nasıl açıklanmaktadır?
Bu ne? Bu o zaman o kimse ilmi ledüne doğru gidiyor ve bir müddet sonra bu konuşmalar, bunlar size abes gelebilir, artık Allah’la da konuşuyor. Fenanın zirvesi.
Can kulağı ile can gözü zahiri duyguya yabancıdır. Bu ifadeyi nedir?
Can kulağı ile can gözü zahiri duyguya yabancıdır. O duygu, bu duygu- dan bambaşkadır. Akıl ve duygu kulağı, bu hususta müflistir.
Sufilikte manevi tecelliyatlar nasıl anlaşılmaz?
Manevi tecelliyatlar, manevi vahiy, ilhamlar vücut aklıyla anlaşılması ve çözülmesi mümkün değildir. Manevi tecelliyatlar, manevi vahiy, ilhamlar vücut aklıyla anlaşılması ve çözülmesi mümkün değildir.
Sufilikte teslimiyet ne demektir?
Biz Kur’an ve sünnete teslim oluruz. Her halimizle, her davranışımızla, her düşüncemizle, her fikrimizle o kadar teslim oluruz ki kendi heva ve hevesimizi, kendi nefsimizi, kendi aklımızı, kendi duyularımızı ve duygularımızı bir kenara koyarız.
Sufilikte züht ne demektir?
Züht, Allah’tan başka hiç kimseden hiçbir şey istemeyip beklememektir. Sufilikte züht, şeyhlik istememektir, makam istememektir, mevki istememektir. Sufilikte züht, asla ve asla dervişlerden geçinmemektir. Onlardan kendi nefsine, kendi özel hayatına bir şey istememektir.
Sufilikte dilencilik nedir?
Sufilik dilencilik değildir. O yüzden asla ve asla gerçek manada sufi insanlardan bir şey istemez. Hele hele bir mürşidi kamil dervişlerden para istemez. Dervişlerden herhangi bir kendi nefsine, kendi nefsine veya kendi nefsine olmasa dahi dervişlerden bir şey istemez.
Sufilikte cebriye nedir?
Bunu cebriye olarak algılanırsa evet bu cebriyedir. Allah ve resulünün hükmüne tabi olmak, Allah ve resulünün hükmüne itaat etmek ve bu konuda tabiri caizse zerrece sapmadan orda durmak cebriye ise evet biz cebriyeciyiz.
Eğer kul kendince kendi yaptıklarını kendinden görürse ve buna güvenirse o fena haline ulaşmadığını gösterir mi?
Halbuki bu hal yani fenafillah halinin zirve halidir, zirve hali olunca fena hali kulun kulluğunu görmekten fani olması, kulluğunu görmek demek de yapılan ibadetleri kendine nispet etmesi, onlara güvenmesi demektir. Yani eğer kul kendince kendi yaptıklarını kendinden görürse ve buna güvenirse o fena haline ulaşmadığını gösterir. Çünkü iyilikler Rabbindendir. iyilikler Rabbindense sen kulluğunu kendinden görme. Sen iyiliklerini kendinden görme. Sen bunun hepsini de Rabbinin sıfatsal tecelliyatı olarak gör ve o sıfatsal tecelliyatına ram ol. Böylece fani olma yolunda yürü. Allah’ın hakikatinin bütün benlik ve şuurunu istila ettiği durumda kendi varlığının da farkında olmadığı için o sufi o fenafilfena halini yaşar.
O idrak de senden çıktığında sen fenafülfena mıdır?
O idrak de senden çıktığında sen fenafülfena, fenanın en zirve noktasına gitmiş olursun ki o zaman senin fenanın fenasına geldiğinde gördüğün, duyduğun bütün hayatın onun sıfatsal tecelliyatı olur. Hani Hz. Ömer radıyallahuanh hazretlerinin oğlu Hz. Abdullah, hac esnasında Beytullah’ı tavaf ederken onun tanıdıkları Abdullah’ı tanıyıp ona selam vermişlerdi. Ona selam verince Abdullah dönüp onların selamını almamıştı. Sonra bu mevzuyu, insanlar dedikoducudur , bu mevzuyu gidip Hz. Abdullah efendimizin arkadaşlarına, dostlarına söylediler. Dediler ki ne kibir hali var, biz ona Beytullah’ı tavaf ederken selam vermiştik ama o bizim selamımızı almadı, bizim selamımıza cevap vermedi dediler. Bunun dostları, arkadaşları geldiler. Hz. Abdullah efendimize söylediler, Hz. Ömer efendimizin oğluna. Cevap muhteşemdi. Dedi ki: ‘Biz o anda, o mekanda, Allah’a bakıyorduk. Allahu Teala’yı seyrediyorduk’ dedi. Bu fenafilfena hali, bu fenafilfena hali. Dediki: ‘ O mekanda biz, ben dedi Allah’ı seyrediyordum.’ O esnada hiçbir şey yok. O selamı duymadı. Selam vereni de görmedi. Direk onu seyrediyordu. Onu seyrediyordu! işte bu fenanın son noktasıdır. Burda idrak kalmaz. Burda idrakle alakalı, akılla alakalı hiçbir şey kalmaz. O yüzden bu halde söylenen sözlerden o sufiler de sorumlu olmaz ama bu işi, bu işi yalancılık kaldırmaz ha. Bu hale gelmeyen bir kimse bu sözü söylemesin.
Sufi yolunda gidenlerin asıl amacı nedir?
Sufi yolunda gidenlerin asıl amacı, cemalullaha ulaşmaktır. Allah’ı bilmek, Allah’ı tanımaktır. Muammayı çözmek, sırrın sırrına, hakikatin hakikatine doğru yürümektir.
Sufi kardeşlerin can kulağını açması ne anlama gelir?
Sufi kardeşlerin can kulağını açması, Allah’la konuşmaya ve hakikati duymaya başlamasını ifade eder. Can kulağını açarsan Allah seninle konuşur. Tereddütün kalmaz. Can gözünü açarsan Allah senin gözünün önüne hakikati koyar.
Sufi yolunda gidenlerin kurtuluşu nasıl sağlanır?
Sufi yolunda gidenlerin kurtuluşu, Allah’ın sevgisine, Hz. Muhammed’in sevgisine ve mürşid-i kamillerin sevgisine ulaşarak sağlanır. Allah’ım senin sevgini, seni sevenin sevgisini, seni sevdirenin sevgisini. Bu benim anlayışım.
Sufi silsilelerinin önemi nedir?
Silsilesiz sufi şeyh olur mu? Olmaz. O profesörün silsilesini öğreneceksin. Kimde okumuş, nerde okumuş, nerden burs almış, nerden para almış, uluslararası hangi vakıf onu okutmuş, uluslararası hangi vakıf onu desteklemiş, hangi uluslar arası CIA bozması, CIA bozması, ingiliz yosması kim bakmış ona? Onu bileceksin. Onu bileceksin! Bu kanaldan yetişen ilahiyat profesörlerini bileceksin. Bu kanaldan yetişen bürokratları bileceksin. Bu kanaldan yetişen bakandı, müsteşardı, başbakandı, cumhurbaşkanıydı, bunları bileceksin. Bunları bileceksin. Bunları bilmekle mükellefsin. Tanıyacaksın.
Sufi bir topluluk nasıl tanımlanır?
Gerçek manada ehl-i sünnet olan bir sufi topluluğu, siyasetçiler, büro,kratlar, iş adamları, askeriye, din âlimleri ve basın gibi toplumun diğer kesimlerinin sevmediği ve bu kesimlerle irtibatı olan kişilerin de bu yolu reddettiği bir durumdadır. Bu topluluk, Kur’an ve sünnete bağlı, diğer herhangi bir yere bağlanmayan bir yoldur.
Kalp körlüğü nedir?
Kalp körlüğü, bir kimse Allah’ın ayetlerini inkâr ederek, hadis-i şerifleri inkâr ederek, mezhepleri inkâr ederek, inançsızlıkla dolu bir durumda, Allah’ın veçhini görmeyen, hakikati göremeyen, maneviyatı anlamayan ve manevi körlük yaşayan kimsedir.
Sufilerin genel kaideleri nelerdir?
Sufiler dönemin idarecilerinden yani bürokratlarından dönemin siyasetçilerinden uzak dururlar. Onlara yalakalık yapmazlar. Onlara yanaşmalık yapmazlar. Onların önünde el pençe durmazlar, düğme iliklemezler, onların önünde parende atmazlar. Başlarına ne gelecekse gelsin ama onlara doğruyu nasihat etmekten de geri durmazlar. Bu sufilerin olmazsa olmazlarıdır. Onlara nasihat etmeye devam ederler ama dönemin o mülki amirleri diye tabir edilen, dönemin padişahı, dönemin kadısı, dönemin valisi, dönemin belediye başkanı, dönemin milletvekili, sufiler gidip onlara yalakalık yapmazlar. Sufiler gidip onlara yanaşmalık yapmazlar, sufiler gidip onların önünde el pençe durmazlar, parende atmazlar. Bunlar sufiliğin genel kaideleridir. Hani ben bazen derim ya biz ilk sufilerin yolundan gideceğiz diye, bizim genel kaidelerimizdir bunlar. Sonradan yanıldım demek yok, açık her şey.
Sufiler zenginlere yalakalık yapmazlar mı?
Sufiler gidip zenginlere yalakalık yapmazlar. Olmazsa olmazımız. Zenginlere yalakalık, onların önünde takla atmazlar. O zengin diye onu başka bir başköşeye oturtmazlar.
Sufiler şöhretten uzak dururlar mı?
Şöhretten uzak durma; sufiler şöhretten uzak dururlar. Etraflarına insan toplamaya çalışmazlar. Çok derviş olsun, sufilerin böyle dertleri yoktur. Kaliteli dervyş olsun, sufilerin derdi budur.
Sufiler topluma nasihat ederler mi?
O yüzden topluma nasihat ederler, herkese nasihat ederler amma velâkin kendilerine adam toplamazlar, kendilerine insan toplamazlar. Bu en büyük hastalıklardan birisidir.
Sufi dergâhla karşılaştığında ne yapmak gerekir?
Sufi dergâhla karşılaştığında, onun hamdini yerine getirmek, onun şükrünü yerine getirmek gerekir. Nankörlerden olmamak, geri dönenlerden olmamak, gevşeyenlerden olmamak, bozulanlardan olmamak, yıkılanlardan olmamak gerekir. Dosdoğru ol, ip gibi ol, ip gibi ol! Kendini bozma!
Sufilerin tövbe edenlerin Allah’a karşı tutumlarını nasıl ifade eder?
O yüzden sufiler her gün tövbe ederler. Allah tövbe edenleri sevdiği için Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri günde en az yüz kez, bir rivayette yetmiş kez Allah’a tövbe ederdi.
Hüdhüd kuşunu bir sufi olarak nasıl nitelendirirsiniz?
Bunu biraz böyle Süleyman Aleyhisselam’ın kıssasında bu Hüdhüd’ü biraz şey olarak gördüm ben, Allah’a dost olmuş, iyi bir sufi olarak gördüm.
Süleyman Aleyhisselam’ın huzurunda konuşan Hüdhüd’ün durumu nasıl değerlendirilmektedir?
Süleyman(a.s) da Hüdhüd’e diyor ki sen benim huzurum da yalan söylüyorsun, padişahın huzuruna geldin, sarhoş oldun ama diyor sen ilk kadeh, daha birinci kadehte sarhoş oldun. Daha dur bakalım! Şimdi bir kimse bir büyük bir zatın önüne çıktığında, o zatın önüne çıkmanın vermiş olduğu sarhoşluk veyahut da işte bir padişaha yakın olmanın vermiş olduğu sarhoşluk veyahut da zengin olmanın verdiği sarhoşluk veyahut da işte bir siyasetçiye yakın oluyorsun, onun sarhoşluğu veyahut da bir siyasetçi belli bir yere geliyor, onun sarhoşluğu, yani o esnada o kimse dengeyi kaybediyor, muazeneyi kaybedince ağzından çıkanın ne olduğunu bilmiyor, şatahat yapıyor, şatafat yapıyor.
Hüdhüd’ün karganın kınamasına cevap vermesi nasıl anlatılmaktadır?
Hüdhüd dedi ki: ‘Padişahım, Allah aşkına bu çıplak, yoksul hakkında düşmanın söylediği sözü dinleme. Eğer ettiğim dava yalansa işte başımı koydum, boynumu vur! Kaza hükmünü inkâr eden karga, binlerce aklı olsa yine kâfirdir.’
Sufiliğin, Allah’a teslimiyetin, Allah’tan razı olmanın zirvesi nedir?
Burda Hüdhüd, sufiliğin, Allah’a teslimiyetin, Allah’tan razı olmanın zirvesini konuşuyor, bakın zirvesini konuşuyor. Zirvesi bu. Bu, avamın işi değil, bu böyle açık açık konuşmak gerekirse şer’i ahkâmın işi değil. Bu, kâmil insanların işi.
Tavşanın Aslan huzuruna gelmesi, Aslan’ın ona kızması nedir?
Malum bir aslan vardı. Bütün av hayvanları ile bir anlaşma yapmışlardı. Av hayvanları sırasıyla kendi türlerinden bir tanesini ona kurban olarak veriyorlardı ve o böyle devam ediyordu. Ta nereye kadar? Tavşana gelinceye kadar. Tavşana sıra gelince, tavşan dedi ki bu anlaşmayı tanımıyorum ve anlaşma ile alakalı aslanla dedi farklı bir davalaşmanın içerisine girdi ve kendisini kurban etmek için sırası geldiği halde gitmedi. Konu bu.
Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin beyitlerinde ne anlatılmaktadır?
Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin beyitlerinde, varlığın her an yaratılıp öldürüldüğü, Cenab-ı Hakk’ın her daim varlığı yaratması ve yok etmesi anlatılmaktadır. Bu konu, bir ışık döndürüldüğünde daire gibi görünmesi, yağmur tanelerinin bir araya gelmesi gibi benzetmelerle açıklanmaktadır.
Varlığın her an yaratılıp öldürüldüğü nasıl açıklanmaktadır?
Varlığın her an yaratılıp öldürüldüğü, bir ışık döndürüldüğünde daire gibi görünmesi, yağmur tanelerinin bir araya gelmesi gibi benzetmelerle açıklanmaktadır. Ayrıca, elektrik akımının parçalı olarak giderken ışığın devamlı yanması gibi bir örnek verilerek anlatılmaktadır.
Hz. Mevlana Celaleddin Rumi’nin bir benzetmesi nelerdir?
Hz. Mevlana Celaleddin Rumi’nin bir benzetmesi, bir ışık döndürüldüğünde daire gibi görünmesi, bir ateş kümesi döndürüldüğünde halka gibi görünmesi, yağmur tanelerinin bir araya gelmesi ve çaya suya baktığımızda zerrelerin birleşmesi gibi benzetmelerle açıklanmaktadır.
Sufilerin düşünceleri nasıl olmalıdır?
Sufilerin düşünceleri temiz olmalıdır. Sufi, haram düşünmemeli, kötülük düşünmemeli, yanlışlık düşünmemeli. Sufi, insanlara kötülük yapmak için yaratılmadı, insanlara iyilik yapmak için yaratıldı. Bu nedenle, düşüncelerin hesabını vermek ve Allah’ın ilmi ilahisine dönmeleri gerekmektedir.
Sufilerin akılperestliği nedir?
Sufiler, ben kendi nefsim için söyleyeyim, akılperestliğe biz düşmanızdır, akla düşmanlığımız yoktur. Eğer bir kimse Kur’an ve sünnetin yerine aklı koyuyorsa o şirk ehlidir. Akılperestlikten kastım bu. ‘Bu ayet-i kerime benim aklıma uymadı, bu hadis-i şerif benim aklıma uymadı, ya bu ceza benim aklıma uyumadı, bu zamanda böyle ceza mı olur veya bu zamanda bu yasaklanır mı, bu zamanda böyle haram mı olur, ya bu zamanda bunun böyle olmaması lazım…’ Akla vuruyor ya o kimse, ben bu akla karşıyımdır.
Hz. Mevlana Celaleddin Rumi hazretleri akıl hakkında ne der?
Hz. Mevlana Celaleddin Rumi hazretleri, aklı denize benzetmiş. insanın zahirini de dış görünüşünü de tasa benzetmiş, tas. Diyor ki denizin üzerinden bir tas, denizin üzerindeki o tas normalde denizin üzerindeki kâse gibi yürür mü? Yürür ama denizin üzerinde yürürken denizin içinden haberi olur mu? Hayır ve denizin içinde yürür.
İnsanın kendini bilmesi ne anlama gelir?
Eğer böyle anlamlandırmazsa böyle haberdar olmazsa kendini bilebildi mi? Hayır. Kendini bilmeyen Rabbini bilebildi mi? Hayır. Tersinden bakalım. Allah’ı bildi, kendini bildi. Allah’ı bilmedi kendini bilebildi mi? Hayır. Allah’ı bilmeyen hiçbir şey bilemedi. Allah’ı bildi her şeyi bildi.
Hz. Mevlana Celaleddin Rumi hazretleri ne anlatıyor?
Suret o denize ulaşmak için neyi vesile ittihaz ederse etsin, deniz; sureti o vesile yüzünden daha uzağa atar. Gönül kendisine sır vereni; ok, kendisini uzağa atanı görmedikçe.
Sufiliğin yolu ne şekilde açıklanmıştır?
Sufiliğin yolu, Adem’den beri sufilik yolu var, Adem’den beri. Sufiliği sen bin dört yüz yıllık olarak görme. O Muhammedi sufilik, bin dört yüz yıllık olan, Muhammedi sufilik. Adem’den beri dünya üzerinde sufilik var. Sufilik Adem’den önce, sufilik Ayan-ı Sabite’den, Allah’ın zatı ilminden itibaren var. Cenab-ı Hak kendisine aşık olanı, olacak olanları, ilmi ilahisinde seçti. Allah yaptıklarından sorumlu değildir. Nasıl peygamberlerini seçtiyse, Allah kendisine aşık olacak, kendisinin de aşık olacağı kullarını seçti. Ayan-ı Sabite’den seçti. Biz kimi seçti, nasıl seçti, nerde seçti, bizden uzak ama seçtiyse ona yakın.
Sûfilerin vartaya düştüğü yerler nelerdir?
Bazen sûfilerin vartaya düştüğü, ayağının kaydığı yerler vardır. Bunlar nelerdir? Hep böyle zaman zaman söylerim ya, o kimse birkaç rüya görür, birkaç hal görür, bir çıt daha üstü, onun üzerinden birkaç keramet zuhur eder, o kendisini oldum perdesine atar.
Sahte sarhoşlar neler yapar?
Sahte sarhoş nedir sûfilikte? Kendisi spontane bir beyit söyleyemez kendisinden, ezber beyitler söyler. Yunus’tan iki şiir, Mevlana’dan beş tane beyit, Niyazi Mısri’den on tane beyit, herhangi bir yerden bir divan ezberler, onunla avlar insanları.
Sûfilikteki varta nedir?
Sûfilikteki varta budur. işine bakmaz ya o böyle kendince önemli bir zat olmuştur. Allah muhafaza eylesin.
Sûfiyin henüz uçmaklığa varmamış olmasının sonucu nedir?
Sûfinin de henüz daha uçmaklığa varmamış olan sûfi de kendi kendisine ben uçmaklığa vardım der ise ve avcı olan şeytan, avcı olanı heva heves, avcı olan nefis ve şeytanlaşmış, nefsine kul olmuş, heva ve hevesine kapılmış olan o avcı insanlar, o sûfiyi avlarlar.
Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in ruhaniyeti ve nuraniyyeti neden her alemde mihmandarlık eder?
Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin önüne geçecek yaratılmış olan bir varlık yoktur veyahut da yaratılacak olan bir varlık da yoktur. O yüzden yaratılmış ve yaratılacak olanların en şereflisi ve mükemmeli, mükellefi en yüce noktaya giden, Hz. Muhammed i Mustafa’dır sallallahu ve sellem . Hani başka bir alemde, başka bir perdede dünya ardında gönderilmiş peygamberlerin benzerleri bir peygamere olsa da veya dünya arzına gönderilmiş veliler gibi benzeri veliler olsa da hiçbir varlık yaratılmış, Hz. Muhammed i Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üstünde değildir.
Sufilik yolu nedir?
Sufilik yolu, Allah’a yakınlaşma yoludur. Allah’a yakınlaşma yolu, fazları bitamam eda etmekle olur. Yani hem ibadet açısından, hem de haramlar açısından. Yani sen kelime-i şehadet getireceksin, meleklere iman edeceksin, Allah’a iman edeceksin, Resyamıne iman edeceksin, kitaplarını iman edeceksin, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna iman edeceksin, hesap gününe iman edeceksin, kelime-i şehadet getireceksin, namaz kılacaksın, oruç tutacaksın, zekat vereceksin, paran olursa hacca gideceksin ve aynı zamanda Allah’ın haram kıldığı haramlardan uzak duracaksın, tövbe edeceksin, yaptıysan veyahut da oldu, yaptın.
Hz. Mevlana Celaleddini Rumi hazretleri ne söylüyor?
Hz. Mevlana Celaleddini Rumi hazretleri bize diyor ki beyitinde, er insanlar, ey insanlar siz gidin, bir Allah dostu bulun. Bir Allah eri bulun. Kim o Allah eri? Allah’ın gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı. Benimle konuşur, benimle görür, benimle duyar dediği o Allah eri. Ona git, onu bul. Onu aramakla mükellefsin. Onu bulduğunda da onun nasihatlerine teslim olmakla mükellefsin.
İki, üç kuşu birbirine bağlasan, elem içinde yerde mahpus kalırlar. Bu durum ne anlatır?
Üstü örtülü, güzel bir tarzda, kurtulmak için konuşur, danışırlar. Danışmaları, görenleri yanıltacak şekilde kinayelerledir. Peygamber, kapalı bir tarzda meşveret ederdi. Eshap cevap verir, düşman haberdar olmazdı. Düşman, baştan ayağı bilmesin, bir şeyi sezmesin diye, reyini kapalı misalle söylerdi. Bu misalle muradını anlatmış olurdu. Ağyar sualinden bir koku bile duymaz, hiçbir şey anlamazdı dedi.
Aslanın bu beyanlarından ne anlatılmaktadır?
Çalışmanın tevekküle tercihi: Aslan bu yolda birçok deliller getirdi .O cebriler, aslanın cevabına kanlılar. Tilki, geyik, tavşan ve çakal cebre inanışı ve dedikoduyu bıraktılar. Bu biatte ziyana düşmemek için kükremiş aslanla ahitlerde bulundular. Zahmetsizce her günün kısmeti gelecek, aslanın başka bir teşebbüse ihtiyacı kalmayacaktı. Kur’a kime isabet ederse, günü gününe aslanın yanına sırtlan gibi o koşar, teslim olurdu.
Aslanın cebriyeye inanan av hayvanlarını nasıl ikna ettiği?
Çalışmanın, gayret göstermenin, önemli olduğunu öğrendiler ve bu hususta kendi ihtiyarlarının gereği olan çalışmayı kabullendiler ve bu cebir mezhebinden vazgeçtiler. Bakın, islam dünyasında cebriyeye inanan, cebriye mezhebinde olan kimseler var. işte normal bu cebriyeden bunlar vazgeçtiler. Vazgeçince de aralarında bir ahit yaptılar, artık bundan sonra aslan bunları ürkütmeyecek, bunları korkutmayacak, bunları ürkütmeden, bunları korkutmadan aslanın günlük yiyeceğini bunlar temin edecekler.
Tavşanın aslanla olan ilişkisi nedir?
Ama, şey, tavşan, yürümüyor. Şimdi tavşan bu hareketiyle, bu döngüyü kırmak istedi. Yani hani bir kimse kendi canına, kendisine bir zarar gelmeyinceye kadar, bir şeye seslenmez ya insanoğlu enteresan bir varlık. Ben bunu insanlara devşireceğim şimdi. Hani bir yerde bir kötülük vardır, kötülük size bulaşmadığı müddetçe, siz kötülüğe seslenmezsiniz, göz yumarsınız. Bir yerde adaletsizlik vardır, o adaletsizlik size bulaşmadığı müddetçe, siz göz yumarsınız, bir yerde bir zulüm vardır, o zulüm size bulaşmadığı müddetçe siz göz yumar sınız, bir yerde bir hırsızlık vardır, o hırsızlık size bulaşmadığı müddetçe siz göz yumarsınız.
Ayan ı Sabite ve Nur u Muhammediye ile ilgili ne söylendi?
Manevi makamların en yükseği, yücesi ayan ı sabite veyahut da Nur u Muhammediye makamıdır. Zahir mekanların en yücesi de arşı aladır ve bütün zahir varlık arşı alanın altında yapılanmıştır. Manevi tecelliyat da ayan ı sabiteden sudur eder gelir. O yüzden ayan ı sabite, manevi olarak makamların en yüce noktasıdır. Burda ‘Kimden kaçıyoruz, kendimizden mi? Ne boş zahmet, ne olmayacak şey.’ Sözünü oraya bağlamak istiyorum çünkü, bu böyle çok ince perdede olacak olan bir şey. Bu benim kendi inanışım. Bunu kabul etmeyebilirler insanlar. Biz, kendimce inanıyorum ona, ayan ı sabitede bu yaşadığımız hayatı kendi isteğimizle yaşadık. Ben buna inananlardanım ve ayan ı sabitede bu yaşadığımız hayat bizim ayan ı sabitedeki kendi cüz’i irademizeydi veya Nur u Muhammediyenin içerisinde, manevi olarak biz bu hayatı yaşadık ve biz bu hayatı yaşadığımız için burdaki zil, veya gölge alemde de bunun tecelliyatı var. Aslında benim inanışına göre biz bu hayatı, ayan ı sabitide yaşadık. Ama orda cebri yaşamadık. Ordaki aklımızla, ordaki idrakimizle, ordaki irademizle kendimiz yaşadık. O yüzden ‘kimden kaçıyoruz, kendimizden mi’ sözünü oraya bağlıyorum. Yani ayan ı sabitede yaşadığın hayatı bilmiyorsun. Bilmediğin için sen kendinden mi kaçıyorsun? Ayan ı sabitede yaşamış olduğun, Ayan ı Sabitede üzerine çektiğin aldığın, Ayan ı sabitede her ne yaşadıysan, burda yaşayacaksın ama bu cebri değil. Bu Ayan ı Sabitede bunu sen kendin yaşadın. Ha, burdan haberi olmayan bir kimse, bunu farklı algılayabilir. O yüzden cebriyeti kabul etmem. Ha, ayan ı sabitede de cebriyeti kabul etmem. Cebriyeti kabul ettiğim tek yer vardır. Ruhların yaratıldığında ‘ben sizin Rabbiniz değil miyim’ diye sorduğunda, bütün ruhların ‘evet, sen bizim Rabbimizsin’ değişidir. Başka bir yerde cebriyeti kabul etmem ve ayan ı sabitede biz bu hayatı yaşadık. O yüzden ‘kimden kaçıyoruz, kendimizden mi? Ne olmayacak şey!’ sözünü oraya bağlıyorum çünkü ayan ı sabitede bu hayatı yaşadık. Ama bundan haberimiz var ama bundan haberimiz yok! Bundan haberi olmayanlar, muhakkak ki bunu inkar edecekler. Ve diyecekler ki böyle bir şey olabilir mi ya ne alakası var! Eyvallah. Çünkü bilmeyen inkar eder. Kör, inkar eder. Sağır, inkar eder. Kalbi çalışmayan inkar eder. Maneviyattan haberi olmayan, inkar eder. Zikrullah halakasından haberi olmayan, inkar eder. Mürşid i Kamillerden haberi olmayan, inkar eder. Bakın inkar eder ama bu işin sırrına vakıf olmuş olan, hakikatine vakıf olmuş olan kimse de bu meseleyi intihar etmez. Şimdi kıymetli dostlar, kendimizden mi kaçıyoruz? Hayır. Ne olmayacak şey. Evet. Mümkün değil. Kendimizden kaçamayız biz ve şimdi kimden kapıp kurtarıyoruz. Haktan mı? Ne boş zahmet. Evet! Yani biz Allah’ın mülkündeyiz ve her şey Allah’ın. O zaman bizim kapıp götüreceğimiz bir şey yok ve dönüşümüz Allah’a, muhakkak Allah’a döneceğiz. Muhakkak Allah’a. Dönüşümüz ona ve her şey helak olacak ancak onun vechi müstesna ancak onun vechi müstesna. O yüzden kıymetli dostlar, bu mesele biraz bu açıdan bakmak istedim. Hakkınızı helal edin. Fazla da sizi yormak istemiyorum. Çünkü içimde bir şey oldu.