Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Tasavvuf(5877) — Sayfa 53/60
Sufilerin tevekkül anlayışı nedir?
Tevakkül anlayışı, çalışıp sonucunu Allah’a dayanmaktır. Yoksa çalışmadan, gayret etmeden, mücadele etmeden bir sonuca ulaşabileceğimize inanmayız. Bu Allah isterse verir mi verir ama Cenab ı Hakk’ın sebepler dairesine dayanır. Sebepler dairesinde çalışır, koşturur. Sebepler dairesinde biz maksudumuza ulaşmak için gayret ederiz.
Sufilerin dinsel yardım alma yaklaşımı nedir?
Eğer sufi dilenecekse ancak Allah’tan dilenir, isteyecekse ancak Allah’tan ister, yardım bekleyecekse ancak Allah’tan yardım bekler. O yüzden şeyenlillah diyecekse sufi ancak Allah’a der. Başka bir kimseden bir şey umması, bir şey istemesi, bir şey dilenmesi hoş değildir.
Sufilerin makam ve mevki istemesi durumu nedir?
Bizde makam istenmez, bizde mevki istenmez. Bizde bu tip şeyler istenmez. istenmemesi gerekir zaten ama normalde aynı şekilde de maddi planda da kardeşler istenmemesi, dinlenmemesi, ummaması gerekir.
Sufilerin zikir ve sohbetlerde ikram yapma yaklaşımı nedir?
Sohbetlerimizde, zikirlerimizde, ikram mecburiyeti yoktur. Hatta olmasa çok memnun oluruz. Çok mutlu oluruz. Deriz ki ikramı illaki önde tutmayın. işte Allah’ı zikri önde tutun, sohbeti önde tutun, dinimizi öğrenmeyi önde tutun, işte sohbet ve zikirlerde, zikirlerde işte insanları illaki ikram çıkaracağım, yemek çıkaracağım diye uğraştırmayın diye özellikle söyleriz.
Sufilerin dünya hırsına karşı tutumları nelerdir?
Aslında sufiler ahlaki olarak böyle bir hale düşmek istemezler. Bizim dünyaya muhabbetimiz, sevgimiz olmaz ama biz dünya için, dünya yıkmak için değil, alan el olmamak için çalışır, gayret ederiz. Alan el olmamak için yaparız bunu. Dünya hırsından dolayı değil.
Sufilerin haram ve helal arasındaki tutumları nelerdir?
Haramı helali tanımadan her şeyi kendine mübah görürler. Haramı helali tanımadan her şeyi kendine mübah görürler. Çevrenizde öyle insanlar vardır yani haramı helallaştırır, faizi helallaştırır, örneğin hırsızlığı helallaştırır, rüşveti helallaştırır, kayırmacılığı helallaştırır. Helallaştırır kendine. Kendince onun kendi dairesinde bir fetva bulur, olur, yani o böyle gayrimeşru ilişkileri, gayrimeşru mal edinimlerini o haris olan insanlar, bunları kendilerine caiz görürler.
Sufiler cebriyeci mi?
Sufiler cebriyeci değildir. O yüzden biz böyle insanlara has bir iradenin var olduğunu, o iradeden biz sorumlu olduğumuzu, mükellefiyetliğimizi onunla yerine getireceğimize inanırız. Bir sorguya muhatap olacaksak, biz mükellefiz demektir. Mükellef isek biz kendi aklımızla, kendi idrakimizle kendi irademizle, bir şey yaparız ve onun sorumluluğunu da eğer din ise Allah’a veririz.
Sufi, zatı ile hemhal olan insandır. O zatından rızık taleb etmek ne anlama gelir?
Sufi, zatı ile hemhal olan insandır. O zatından rızık taleb et. Onun zatından ilim talep et. Onun zatından yardım talep et. Onun zatından muhafaza taleb et. Onun zatından iste ne isteyeceksen.
Allah’a vasıl olmak için ne yapmak gerekir?
Allah’a vasıl olmak için yolu takip etmek gerekir. Yol bu, vuslat yolu bu. Ancak bu yoldan yürürsen, Allah’a sen vasıl olursun. Bu yoldan yürümezsen Allah’a vasıl olamazsın. Ham hayalcilik yapma, sen şeytanın hile ve desisesine kanma. Sen bu iki ayaklı şeytanların söylediklerine de bakma. Sen kendine bir yol bul Allah’a gidecek, bir vesile bul Allah’a gidecek.
Mesnevî-i Şerîf 929-947. Beyitler Şerhi nedir?
” Senin cebri halin, uykudasın, gafletdesin sen, diyor uyan! Cebrilikten çık. Ya? O dergaha ulaşınca, yan Allah’a vasıl oluncaya kadar çalış. Gayret et! Allah’a vasıl oluncaya kadar, gaflete düşme. Allah’a vasıl oluncaya kadar, yolun devam edecek, yürü. Son nefesine kadar çalışmak, gayret etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Allah yolunda koşmakla mükellefsin.
Allah’a vasıl oluncaya kadar ne yapılmalıdır?
Allah’a vasıl oluncaya kadar, gaflete düşme. Allah’a vasıl oluncaya kadar, yolun devam edecek, yürü. Son nefesine kadar çalışmak, gayret etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Allah yolunda koşmakla mükellefsin.
Sufilik yolunda neler yapılması gerekir?
Eyvallah, sufilik yolu herkesin işi değil. Herkes sufi olacak diye bir kaide yok. Sen hani meşhur ya kıssa, şeyhim anlatırdı Allah rahmet eylesin. Hani gitmiş bir kimse bir şeyhe intisab etmek için, demiş ki efendim, benim dersim ne?Ona demiş ki şeyh efendi, al oğlum, demiş şu doksandokuzluk tesbih. Sen bu tespihi alacaksın. Bir otuzüç eyvallah diyeceksin, bir otuzüç eyvlet diyeceksin, bir otuzüç de eyvallah diyeceksin demiş ve sana ne diyorlarsa eyvallah diyeceksin demiş. Emredersiniz efendim demiş neyse almış tesbihi eline, çıkmış dergahtan. Daha dergahtan çıkar çıkmaz bir kadın canhıraş, bağırış çağırış işte bu hırsız diye yakalamışlar. Almışlar götürmüşler o gün için karakola. Kadın demiş işte bu ya hırsızlık yapan ve işte orda da bir de cinayet işlemiş hırsız herkim ise. Demiş benim çocuğumu da öldüren bu. işte çalan da bu. Buna demişler sen miydin? Eyvallah demiş. Mahkeme, eyvallah! idamına karar vermişler, eyvallah! idam sehpasına çıkmış, son sözün demişler? Eyvallah demiş. Ben kısadan anlatıyorum. Asıl hırsız ve katil dayanamamış. Toplumun içerisinden bağırmış, demiş hata yapıyorsunuz. Ondan sonra, demiş bir masumu öldürüyorsunuz, katil hırsız olan benim demiş. Demişler ki ona ya sen neden söylemedin. Eyvallah demiş. Neyse tekrar yargılama. Bunu serbest bırakmışlar. Demişler gidebilirsin. Eyvallah demiş bu, dosdoğru şeyhinin yanına gitmiş. Demiş bu tespihin, bu da eyvallahın. Bana müsaade. Ben demiş canımı ipten zor kurtardım. Tabii, ham derviş böyle oluyor, canımı ipten zor kurtardım diyor. Eyvallahınız da sizin olsun, tesbihiniz de sizin olsun diyor, geri dönüyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu yolda yürüyenler, bu yolda yürümek isteyenler, sufilik yolunda gitmek isteyenler. Ben bunu hep söylerim, böyle tekrar söyleyeyim. iyi düşünecekler, iyi karar verecekler. Eğer kendi akıllarıyla gideceklerse, yok manevi bir işaret var ise rüyalarında gördülerse, hiiiiç kaderleriyle ve başlarına gelen kazalarla pençeleşmesinler, gitsinler, kuzu kuzu teslim olsunlar. Yapacak bir şey yok. Allah bizi muhafaza eylesin. Cenabı Hak, pençeleşenlerden eylemesin.
Dervişlerin birbirleriyle dost olmaları neden zordur?
Derviş dervişi dakkada bulurmuş ya. Derviş dervişi dakkada bulur, sufi sufiyi dakikada sever, sufi sufiye dakikada katlanır, dakikada onunla dost olur, onunla muhabbet besler onunla birliktelik peyda olur ama sufi olmayanlar sufinin dostu çok zor. Sufi olmayan kimse bakar ya bunlar hangi dilden konuşuyorlar, anlattıklarının hiçbirisini anlamadım der veyahut da mesela bu aynı dergahın içerisinde, aynı topluluğun içerisinde, dervişlerin arasında bile olur. Mesela nasıl olur, işte hal gören dervişler, genelde hal gören dervişlerle daha çabuk haşır neşir olur. Başlarlar anlatmaya çünkü. Yok gözünü yumduğunda Mekkeyi gördü yok gözünü yumduğunda medineyi gördü yok gözümü yumduğunda Hazreti Peygamber sallallahü ve sellemi gördü, yok onunla konuştu yok bununla konuştu onların muhabbeti bu olur. Bakın hal dervişi, hal dervişiyle veya kal dervişi çok laf üreten bir dervişse laf üreten dervişle arkadaşlık eder çünkü ikisi de laf üretecek. Bir de kal dervişinden başka bir de yal dervişleri vardır ya yeme içme dervişi. O da derviş ama o yeme içmeyi çok sever. Nerede yemek var nerede güzel yemek var oraya gider. Hoş kalmadı bizim dergahta şimdi bu tip adap erkan yani işte böyle, evlerde orada burada yemekli zikirler yok artık şimdi. Önceden vardı da şimdi yok artık. Öyle olunca yal derviştiri de eskisi gibi yok artık bizde. Onlar çünkü bakıyorlar öyle yağlı güzel yemekler yok, olmayınca onlar dergahı bile terk ederler. Hatta bazı böyle insanlar vardır, hiçbir yerden ders almazlar. Ben bunu tecrübe ile sabittir. Onlar nerde yemek var nerde böyle ikramlı bir zikrullah var, davet et giderler, hazır. Bizim o taraflarda kaşığı cebinde ve kaşığı belinde derler. Nerde davet edilirse onun kaşığı cebinde veya belinde, gider. Allah muhafaza eylesin. O yüzden insanlar kendi hallerince de kendi halinde olan bir kimseyle zevklenir, onunla tatlanır. Çünkü öbürkü ile bir başkasıyla tatlanması, zevklenmesi mümkün değildir.
Ruh bu aleme ait midir?
Ruh bu aleme ait değil. Bakın ruh bu aleme ait değil. Bu alemden yediği içtiği bir şey yok. Bu alemden herhangi bir faydalandığı bir şey yok ruhun.
Fenafilşeyh olunca ne olur?
Fenafilşeyh olunca aslında kendine ait bir şey kalmadı. Kendisi kayboldu mu? Hayır. O fena anında, yalnız fena anında kendisi ile alakalı bir şey kalmadı. Bakın, aslında o şeyhten bir parça mıydı o? Hayır. O şeyhten bir cüz müydü? Hayır ama o şeyhte fani olunca, kendisinden bir şey kaldı mı? Yine hayır ve bu fena inkitaya uğradığında yine kendisi oldu mu? Evet. Bakın, o hal devam etti mi? Hayır ve o hal öyle olduğunda gözü onda kaldı mı? Evet.
Fenafilresulü yaşamış bir kimse ne hisseder?
Fenafilresulü yaşamış bir kimse, aklı fikri orada kalır. Onu tekrar yaşamak ister. Tekrar o hal ile hallenmek ister. Sen, onu kötü görme, sen onu eksik görme veya fenafillah yaşayan bir kimse, hep onu isteyecektir, hep onu arzu edecektir. Bekabillaha ulaştığında hep ordan çıkmak istemeyecektir, orda durmak isteyecektir, hep orda yaşamak isteyecektir.
Zikredenler topluluğuna katılan bir kimse ne olur?
Zikredenler topluluğuna katılan bir kimse, zikredenlerden sayılıverdi. Oysa zikredenlerden miydi? Değildi ama zikreden bir topluluğa geldi. Zikreden bir topluluğa gelince, o da zikredilenlerden sayıldı. O da gitti, ayrıştırılmadı.
Hz. Muhammed i Mustafa’nın manevi huzurunda bulunmak ne hissedilir?
Hz. Muhammed i Mustafa’nın manevi huzurunda bulunmak, onun derviş kardeşlerini orda gördüğünü düşünün. Onların orada gösterildiğini düşünün. Düşünün onun mutluluğunu düşünün. Onun lezzetini düşünün. Onun tadını düşünün. Onun artık yaşamış olduğu o hali ve kendinden geçer o der ki değil mi ki ben burada kardeşlerimi gördüm. Değilmi ki ben kardeşlerimle beraber Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v) ’in manevi huzurundayım. Değil mi ki burada Ashab ı Resulullah’ın huzurundayım.
Bir dervişin manevi huzurda bulunduğu an ne hissedilir?
Bir dervişin manevi huzurda bulunduğu an, onun kendisi de orada olduğunu görse, kendisinin de onlardan sayıldığını görmüş olsa, bu lezzetten, bu tattan, bu zevkten, bu tecelliyattan asla gözünü alamaz. Düşünebiliyor musunuz? Bütün Ümmeti Muhammed’in içerisinde özel bir enstantane.
Aşıklık ve maşuklık arasındaki ilişki nedir?
Yani bir kimse aşık olur, aşıklığını maşuğa bağlar. Bakın aşık olur. Aşıklığını maşuğa bağlar. Yok aşıklığını kendi nefsine bağlıyorsa, o aşık değildir. Ben sevdim diyorsa o sevmemiştir. O sevmiştir ama o sevmemiştir. Neden? Gerçek aşık, aşıklığını maşuğa bağlayandır. Ben sevdim diyen ise şatahat yapıyor. O daha henüz ermemiş, olgunlaşmamış. O yüzden şevkin sahibi de cezbenin sahibi de gerçek manada maşuktur. Neden maşuktur? Aşık şevklendikçe maşukda ona şevklenir çünkü ya da sufilerin tabiriyle söyleyeyim, maşuk şevklenmiştir ki aşık ona şevklenmiştir. Maşuk cezbelenmiştir ki, aşık ona cezbelenmiştir. Böyle olunca yerli yerine oturur. O zaman cezbe de, şevk de ona aittir ve ondan gelmektedir ve yine ona dönmektedir ve ondan gelmektedir ve yine ona dönmektedir.
Sufiler neden tarih boyunca devlet kapısında durmamışlardır?
Hiçbir şeyh yoktur ki devlet dairesinde vazife almış olsun.
Sufilerin tövbesi neye benzerdir?
Bir tövbe vardır, dertten, sıkıntıdan, beladan, musibetten, günahtan kurtulmak içindir. Bu ayrı. Bu şeriatın emrettiği. Bir tövbe vardır, ehl-i tarikat için, küçük günahlar işlemiştir o. Küçük günahlar işlediğinden dolayı da tövbe eder ve Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin sünnetini icra eder. Bir tövbe vardır ki o, kulluğun, kulluğun, özüdür. O kulluğunu gösterir. Der ki sen Rabsin, ben kulum. Sen Allahsın, ben senin yarattığınım. Beni sen yarattın. Ben kendimi günahsız gördüğümden değil ama sen tövbe edenleri seviyorsun ya tövbe edenleri sevdiğinden dolayı ben sana tövbe diyorum der. Onun tövbesi muhteşem tövbedir. O ‘sübhanallahi ve bihamdihi’ derken cennette kendine ağaç dikildiğini görür. ‘Subhanallahil azim’ derken cennet meyvesi ağzına verilir. O işte Allahla arada perdenin kalktığı tövbedir, ‘sübhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfirullah el Azim’ der. O, bir önceki perdesine tövbe eder. Der ki ben bir önceki perdede kaldım. Bana yazıklar olsun. Ben bir adım daha atmadım. Senin cemalini doya doya göremedim. Ben bir adım daha ataydım da senin cemalinle cemalleşeydim. Ben bir adım daha atıvereydim da senin ruhumu alıvereydim de şu dünya denilen mihnethaneden kurtulaydım. Ben bir adım daha atıvereydim de senin o kahküllerine dokunsaydım. Bir adım daha atsaydım da kahküllerini boynuma dolasaydım. Bir adım daha atsaydım da gözlerinde gözlerimi kaybetseydim bir adım daha atsaydım da öyle bir sübhanallahi ve bihamdihi subahanallahil azim deseydim, bütün alemleri seyran etseydim. Tövbe o. Sufinin amacı. Bu tövbeye ulaşmaktır. Sufinin amacı budur. O yüzden onun tövbesi kıymetlidir.
Hz. Mevlana’nın tabiatla ilgili ne dediğini nedir?
Hz. Mevlana ne demiş tabiatla alakalı? ‘Tabiat tavus kuşuna benzer. Tabiat tavus kuşuna benzer. Sana vesveseler verir, saçma sapan söylenir durur. Nihayet seni yerinden yurdundan eder.’ Yani seni imanından eder. Yani seni imanından eder. Hz. Muhyittin ibn Arabi hazretleri de neder? Der ki ahmak felsefeciler dünyaya tapan, dünyaya tapan ilim ehli olmayanlar, bu işlerde tabiat der, tabatı öne koyar ama ilim ehli olan hakikati gören kimse buna der ki diyor. Bunu yapan Allah’tır. Bunu yaratan Allah’tır der diyor. O yüzden tabiat ne yapar? insanı aldatır.
Sufilerin Allah’a iman etmeyi sevdikleri neden?
Sufiler, Allah’a iman etmeyi severler, namaz kılmayı severler, oruç tutmayı severler, ne bileyim ibadetleri yapmayı severler, sevdikleri için ibadetler onların nefislerine acı gelmez.
Nasihat vermek neden bir sevgi dilidir?
Nasihat vermek, aslında bir veçheden sevgi dilidir, sevgi dili. Eğer o ne yapıyorsa yapsın hiç karışmıyorsa, onu sevmiyor. Sen göz göre göre sevdiğinin ateşe gitmesini ister misin? Sen göz göre göre sevdiklerinin cehenneme gitmesini ister misin? Sen göz göre göre bir kardeşinin, bir arkadaşının kötülüğe düşmesini ister misin? Sen göz göre göre bir kardeşinin helak olmasını, çukurlara düşmesini, perperişan olmasını ister misin? Seviyorsan istemezsin ve ona nasihat edersin, onu ikaz edersin, onu irşad edersin.
Sibgatullah nedir?
O latif rengin adı ‘Sıbgatullah-Allah’ın boyası’dır. Yani iyi rengin boyası, Sıbgatullah, Allah’ın boyası. Hani ayet-i kerimede de ‘Siz Allah’ın boyasıyla boyanınız.’ der ya. Bakara 138: ‘Allah’ın boyasıyla boyandık. Allah’ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir? Biz ancak sana kulluk ederiz deyin.’ Allah’ın boyasıyla boyanmak, Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak, Sıbgatullah, Allah’ın boyası. Bu Allah’ın boyası. Cenabı Hakk’ın direkt ahlakı ile alakalı, direkt onun sünnetullahına tabi olmakla alakalı. O yüzden bu normal ahlakın üstünde bir ahlak. Biz buna ince ahlak diyebiliriz.
Güzel sözler nereden gelir?
Güzel bir sözü Allah, dalları göğe yükselen bir ağaca benzetiyor. Neden? Güzel sözler onadır. Güzel sözler ondadır. iyilikler ondandır. Hiçbir zaman o ağaç kurumaz. Hiçbir zaman o meyvesiz kalmaz. iyilikler ve güzellikler ğöğe yükselen bir ağaca benzetiyor Cenabı Hak. iyilikleri ve güzellikleri.
Sufilik ne demektir?
Sen iyiliklerin ve güzelliklerin peşinde ol. Sufilik budur. O, iyiliklerin ve güzelliklerin peşindedir. O çirkinliklerin peşinde değildir. Etraf çitkin kaynıyormuş. Bizene kardeş! Biz gönlümüzden bir cennet bahçesi açarız kendimize. Biz orda yaşarız. Etrafımızı da o cennet bahçesine döndürmeye çalışırız. Kendimize değildir sadece. Kendimize değildir. Biz bataklığın içine düşsek, biz bataklıkta iyilik yapmaya çalışırız. Deriz ki burası muhakkak kurumalı, burası muhakkak gül bahçesi olmalı. Sufilik budur.
Sufilik nasıl uygulanır?
Neden? O iyilikleri ve güzellikleri etrafımıza anlatacağız. Etrafımıza yaşatacağız. O gönül dünyamızda açılmış olan cennet bahçesinin etrafımıza kokusunu vereceğiz. Sen o cennet bahçesini gördün mü gönül dünyanda? Gördün. Oranın kokusunu aldın mı? Aldın. Bütün kardeşlerin, etrafın, herkes, o cennet kokusunu alması için mücadele edeceksin. Kendine değil bu hayat. Aaa otur evde zikrullahını yap, cennet bahçesini de gör, huriler de gelsin, gılmanlar da gelsin, oy sofralar da gelsin, vur patlasın, çal oynasın. Harika! Açtın gözünü, eee? Dünyadasın gene. Sen orayı, buraya taşı. Sufilik budur.
Sufilik ve rüya yorumlama arasında nasıl bir ilişki vardır?
Sufilik, göz göre göre ölüme gitmektir. Bırak kazayı. Razı olacaksın ya, hani raziyet makamı var. Ne diyor? Mutmain olan nefis. Sen Rabb’inden razı, bak birinci derecede kul razı oluyor, sen Rabb’inden razı, Rabbinden razı olarak salih kullarımın içinde, cennetime gir. Nefis mutmain olacak. Mutmain makamına gelecek. Mutmain makamına gelmek ne demek? Şeki, şüphesi yok. Kalbi berraklaşmış onun. Kalbi ilham alıyor onun.
Sufi yolculuklarında Hakikat i Muhammediye’nin tecelliyatı nasıl açıklanır?
Ordaki tecelliyat, Hakikati Muhammediye’ye aittir ve sufi yolunda her merhalede Hakikat i Muhammediye’nin tecelliyatı vardır. Çünkü zahir, batın fiili veya kavli. Her ne var ise her şey Hakikat i Muhammediye’den doğar gelir sufiye. Hakikat i Muhammediye’den doğar. O yüzden burda normalde hani Ahzap Suresi ayet 21: Hamdolsun Allah’ın resulünde sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.
Sufi literatüründe ashap nedir?
Zahir tarafta ashap nedir? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini gören ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gördüğü kimselerdir. Bir de ashaf vardır, manevi. Bunlarda kimlerdir? Sufiler bunu önemserler.
Yıldızlar ve ashaplar arasındaki ilişki nedir?
Kimin bir yıldızla alaka ve merbuyeti varsa, o kendi yıldızıyla döner dolaşır. O yıldızın tesiri altında kalır. Bu yıldız, ‘ashabım yıldızlar gibidir, hangisine sarılırsanız beni bulursunuz’. Bu işin zahir tarafıdır.
Sufi literatüründe Zühre yıldızı ne ifade eder?
Zühre yıldızı, mitolojide edebiyatın, güzelliğin, eğlencenin şehvani aşkın sembolüdür. Hani ne vardı mitolojide? Normalde hani vardı ya Zühre adında bir bayan. Çok güzeldi, hoş sohbetti, evinde erkeklere zevk ü neşe oluştururdu. Namı her yere duyulmuştu.
Zühre yıldızının mitolojik hikayesi nedir?
Zühre yıldızının bizdeki mitolojik hikayesi budur. Bir ismi de nedir? Bu isim, Zühre yıldızının mitolojik hikayesine ait bir isimdir.
Sufi literatüründe kabadayılar ve Zühre yıldızı arasındaki ilişki nedir?
Bunlar zırtoboz’un tekidir. Bunlar o kadınların üzerinden geçinirler. Onların parasını yerler, onları tehdit ederler. Böyle bir kimse var. Bu kadını rahatsız ediyor. Zühre bunlara anlatır bunu. Der ki beni bu adamdan kurtarırsanız, ben der size kendimi sunarım. Yeter ki bunu öldürün.
Şeyh etmek ve nakip etmek konusunda ne söylenmektedir?
Şeyhimin bana söylediği var. Mustafa Efendi, beni iyi dinle. Buyurun efendim. Oğlum pir efendiler sana şeyhlik verirse sen şeyhlik yapma. Pir fendileri şeyhlik verdiği dahi ayağı kayabilir. Abdullah Gürbüz Efendi’nin bana söylediği şey bu. Mustafa Efendi, evladım, Pir efendiler senin şeyhliğine senin icazetini imzalasalar dahi şeyhlik yapma. Ben Abdullah Gürbüz efendinin terbiyesinde yetişmiş bir kimseyim. Bana söylediği bu.Ya nasıl? Biz rüyamızda bize verdi deyip zakirlik yapacaksınız, nakiplik yapacaksınız, nükebbalık yapacaksınız? Hiç olmazsa gidin dergahın eski bir nakibini bulun ya bizi de buraya zakir tayin et deyin. Aslında şeyhi vefat etmiş, şeyhi vefat etmiş bir kimsenin, nakipliği şeyhe aittir. O şeyh onu nakip etmiş, o şeyh vefat etmiş, vefat ettiyse, yeni bir şeyh onun nakiğliğini kabul etmeyebilir. Nükebba, nükebba. Yeni bir şeyh onun nükebbalığını kabul etmeyebilir. Bunları kendinize vird olarak, ders olarak dinleyin. Ben de öleceğim, gideceğim bu dünyadan. Bunları size anlatacak olan kimse kalmayabilir. Eski terbiyeyi alan insanlar kalmadı çünkü. Bozuluyorlar, paraya bozuluyorlar, makama bozuluyorlar, mevkiye bozuluyorlar, şakşaka bozuluyorlar, altına bozuluyorlar. Evet! Yapamaz o kimse. Ben Abdullah Gürbüz Efendinin nakib i nükebbasıydım. Nakib i nükebbasıy(dı)n! The end! Bitti! Ya?
Tasavvufun temel ilkeleri ve yıldızlar konusunda ne söylenmektedir?
Yavrum senin şeyhin üveysi miydi, değildi. Abdullah Gürbüz Efendi; Kadiri’den, Rufai’den, Bedevi’den, Dusuki’den, Şazeli’den, Şah-ı Nakşibendi’den, Hz. Mevlana’dan bizatihi dersli, bizatihi dersli. Hacı Bayramı Veli, Mahmut Hüdayi Hazretleri, Emir Sultan Hazretleri, Üftade hazretlerinden manen dualı, destekli. Bunu dergahta herkes bilmez. Ders kağıtlarına Hacı Bayramı Veli yazdıttıran fakir bu. Dedim. Efendim yazalım ders kağıtlarına. Mustafa efendi! Yazalım efendim, evet. Hacı Bayramı Veli hazretlerini ders kağıtlarına yazdıttıran, bu fakir. Evet. Kardeşim diyor efendim size dedim. Evet. Yol bu. Benim yürüdüğüm yol buydu. Benim bildiğim yol bu. O zaman sen bu manada sönmeyen, değişmeyen o manevi yıldızı bul. Yıldızların ardında, öyle diyor çünkü, yıldızların ardında yıldızlar var ki onlarda yanmak, sönmek, uğursuzluk, onlarda herhangi bir yanlışlık olmaz. Bul. isim yok bunda. Sen onu bulmakla mükellefsin. Onu bulmakla mükellefsin. Sufi yolunda gidiyorsan, onu bulmakla mükellefsin. Ashabım yıldızlar gibidir. Onu bulmakla mükellefsin. Onu bulacaksın. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. ‘Onlar bu meşhur kat yedi kat gökten başka diğer göklerde seyirle hareket ederler.’ inşallah burdan devam edeceğiz. Hakkınızı helal edin. Sürç-i lisan ettiysek affola inşaallah.
Şule nedir?
Şule nedir? Bir şeyin aksetmesidir. Siz orta yere bir tane buraya şimdi bir pırlanta koysak, pırlantanın üzerine ışık vurdukça, pırlantadan hangi ışık vuruyorsa ne olur, o ışık akseder. Orta yere siz eğer örneğin atıyorum, mavi renkli bir pırlanta koysanız, o mavi ışık aksettirir. Orta yere siz, sarı veya beyaz veya yeşil veya kırmızı yakut bir tane pırlanta koysanız, onun üzerine ışık vursa, kırmızı bir şule oluşur. Kırmızı bir şule.
Sufilerin görevi nedir?
Sufiler, peygamberin ışığıyla ışıklanmak, ve peygamberin ışığını aksettirmek için uğraşırlar. Bizim işimiz, orta yerde duran, Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’i, bir mücevher olarak görürseniz, onun ışığını kendi üzerinizden aksettirmek, onun ışığını görmektir ve şuleler, yani her akseden ışık, aslına döner. Yani siz, Hz. Muhammed i Mustafa’nın sallallahü ve sellem in sünnetlerine tabii olursanız, sizden aksedecek olan, sizden sudur edecek olan, sizden zuhur edecek olan Muhammed i Mustafa’nın sallallahü ve sellem hazretlerinin nuru olacaktır. işte, Hz. Pir diyor ki taliplerin dileği yani sufilerin müritlerin dileği, peygamberlik cevherinin şuleleridir. Biz peygamberlik cevherinin renklerini üzerimizde bulundurmamız gerekir. Müritlerin, ehli sufinin derdi budur. Onun üzerinde, Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin renkleri olacaktır ve o tekrar ona döner.
Sufilik ve dini görüşler arasında nasıl bir ilişki var?
Benim için sufilik, ilk sufilerin yolu, düşüncesi, görüşüdür. Geri kalanını dinlemem değil, attığımdan dolayıdır. Milletin de işine gelmez, milletin işine gelmez! O gidecek şeyhin postunun altına bir yüz lira, ikiyüz lira para koyacak, şeyhin istediği gibi konuşacak, şeyhle istediği gibi muhabbet edecek. Onu yönlendirecek veyahut da işte bunlar şimdi içimizde ya, yıllardan beri söylüyoruz ya, gelin kardeşler Kur’an kursu yapacağız, bir Kur’an kursu inşaatını başlatacağız, bitmeyecek inşaat bir türlü. Gelin bir cami inşaatı yapıyoruz diyecek, bitmeyecek cami inşaatı.
Gönül gıdası nedir?
Agah ol. Bir gönüldeşten gönül gıdası al. Onunla gönlünü gıdalandır. Yürü, ikbali bir ikbal sahibinden öğren.
Gönül nedir?
Gönül dediğimiz şey, batın dediğimiz o daire orası. Hani başka bir hadis-i şerifte de takva nerdedir diye sorduklarında takvayı göğsüne işaret ediyor. Yani gönüldedir takva.
Mesnevî-i Şerîf 724-725. Beyitler Şerhi nedir?
Senin o gönül ehli, senin düşüncenden üstün. O gönül ehli, senin aklından üstün. O gönül ehli, senin binbir tane geçireceğin fikirlerden üstün. Allah izin verirse o senin attığın adımı dahi görür. Kendi kendine aldatacağım, kaldıracağım diye uğraşma. Allah muhafaza eylesin. Gönül ehli, gönlünde Cenab ı Hakk’ın sıfatları ile tecelli eden kimsedir. E sen hem bir gönül ehli buldum diyeceksin hem de içinde Allah’ın sıfatlarının devran ettiğini bildiğin kimsenin kapısında küstahlık edeceksin! Hem diyeceksin ki x şeyh efendi gönül ehlidir, ben gittim onun kapısında durdum hem onun kapısında durduğunu söyleyeceksin hem de o kapıda olmayacak nankörlükler ve ihanetler yapacaksın! Bu tezat değil mi? Eğer şeyhinin gönlünde Cenab ı Hakkın sıfatları ile tecelli ettiğine inanmıyorsan, dersini al git ordan, durma. Sen boşuna duruyorsun orda. Bekleme, boşuna yer tutma orda. Tekrar altını çiziyorum. Eğer sen şeyhinin gönlünde Cenab ı Hakkın sıfatlarıyla tecelli ettiğine inanmıyorsan, sen dersini bırak git. Bu hastalıklar çünkü yeni değildir hiç. Bu Abdülkadir Geylani hazretlerinin zamanında da aynıdır, Hz. Mevlana’nın zamanında da aynıdır, şeyhimin zamanında da aynıydı, Çorumlu Hacı Mustafa efendinin zamanında da aynıydı, bütün zamanların içerisine alır. Bazı şeyler vardır, zaman içerisinde değişmez. Allah’ın adaleti değişmez. Bu değişmeyen şeylerdir bunlar. Senin o noktada eğer yoksa öyle bir içersinde, içinde senin inanç, bırak git sen. O içinde o inanç varsa, sen ne kapıya ihanet ediyorsun ki? Hem demişsin ben padişahın sarayına girmek istiyorum, e gelmişsin, kapıya durmuşsun, kapıyı tekmeliyorsun, kapıyı yıkacağım diye uğraşıyorsun, eşiğini sökeceğim diye uğraşıyorsun. Ordan taşını toprağını çalacağım zarar vereceğim diye uğraşıyorum. Sen bu tekkeye gelmişsin, sohbet dinleyeceksin. iyi otur, sandalyeyi ne kırıyorsun ki, masayı ne kırıyorsun ki! Tekkeye sohbet dinleme gelmişsin, etrafı niye kirletiyorsun ki! E sen tekkeye sohbet dinlemeye gelmişsin, etrafa ne zarar veriyorsun, insanlara bağırıyorsun, çağırıyorsun, hakaret ediyorsun! Mademki bu tekke Allah’ın evi, mademki burası Allah kelamının söylenildi ve öğretildiği yer, bu edepsizlik ne, niye o zaman, bu küstahlık niye! Bu cami ne? Allah’ın evi. Niçin camiye gidersin? ibadet etmeye. Namaz kılmaya. Burası neresidir, Allah’ın evidir. Camilerde maleyani konuşmak haram mı? Evet. Camiye tüküre bilir misin? Hayır. işeyebilir misin? Hayır. Orda dünya kelamı konuşabilir misin? Hayır. Orda kavga edebilir misin, dövüşebilir misin? Hayır. Neden? Allah’ın evi, ibadethaneler mescitler, ibadethaneler, Allah’ın evidir. Burası ne? 450 yıllık Karabaş ı Veli Tekkesi. Tekkedesin sen, mahvel değil burası çay çorba içelim, kakara kukara yapalım, böyle bir şey yapacaksan mahvele gideceksin. Burası? E burası Allah’ın evi ya! Burda edep lazım, distur lazım. Burda adap lazım. Bir şey öğrenmeye geldik buraya. Nereye gittin? Zikre gittin, bir şey öğrenmeye gittin. Bir dergaha girdin, hangi dergaha girersen gir, girmiş olduğun dergah bindörtyüz yıllık. Hangi dergaha gidersen git, dergahların hepsi de Hz. Ali ve Hz. Ebubekir radiyallahu anh hazretlerinden, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine dayanır mı? Evet. Sen ister Kadiri ol, ister Rufayi, ister Bedevi ister Dusuki, ister Şazeli ister Mevlevi, ister Bektaşi, ister Bayrami. Senin hangi tarikata, hangi yola gittiğinin ismi önemli değil ki, senin girmiş olduğun dergah senin kapısına tutunduğun dergah Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin eşiğine dayanıyor. Hem sen diyeceksin ki ben o eşikten tutundum hem de o eşiğe sen küstahlık edeceksin. Bir gönül ehli gördüysen, bulduysan artık teslim ol ona. Vazgeç küstahlıktan, vazgeç şeytanlıktan, vazgeç nefsin heva ve hevesinden. Heder etme zamanını. Günler gelip geçer. Bir bakmışsın ki ömür bitmiş, günler gelip geçer. Bir bakmışsın ki eşiğine bağlandım dediğin şeyh, uçmuş gitmiş. Ben bazen öyle derdim eski arkadaşlara. Hadi umreye gidin! Şeyh efendi vefat etti, hadi gidin! Yok! Hadi şimdi hizmet edin, bindirin arabaya götürün! Yok! Hadi uçakla gidin bir yerlere! Yok! Öldükten sonra ne kıymetli ne kıymetli! Geç! Diriliğinde nerdeydin? Diriyken nerdeydin? Diriyken uzaktan selam veriyordun. Geç! Sen zamanının kıymetini bil. Der ki bir nefes daha fazla vakit geçireyim. Kurtuluşun orası. Yoksa ya bırak git, bir anlamı yok. Sen geliver ayvazım, gidiver dingozum olanlardan olacaksan, söyleyecek bir şey yok. Allah muhafaza eylesin. Ancak ahmaklar, küstahlar, ahmaklar, küstahlar, nankörler o gönül ehlinin eşiğini kırmaya çalışırlar. O gönül ehlinin etrafına ve kendisine zarar vermeye çalışırlar. Siz onlardan olmayın inşallah. Tabii Hz. Pir daha ağır konuşuyor. Halbuki o mecazidir. ‘Be eşekler, bu hakikat ulularının gönülden başka mescidi yoktur. Herkesin secdegahı olan velilerin gönül mescitlerinde, Allah vardır. Allah erinin gönlü derde düşmedikçe, Allah hiçbir milleti rüsvay etmemiştir. Peygamberlerle savaşa girişenler, onları cisim görüp kendileri gibi insan sanmışlardır. Sen de o ilk gelenlerin ahlakı var. Nasıl oluyor da sen de onlar gibi helak olmaktan korkmuyorsun.’ Allah bizi bu tip küstahlıklardan ve helakiyetten muhafaza eylesin inşallah. Cenab ı Hak cümlemizi gönül ehillerinin dizinin dibinde duranlardan eylesin inşallah. Önümüzdeki haftalarda inşallah ‘agah ol bir gönüldeşten gönül gıdasını al. Onunla gönlünü gıdalandır. Yürü. ikbali bir ikbal sahibinden öğren’den devam edeceğiz inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Geceniz hayır olsun. Selamün aleyküm. El- Fatiha maassalavat.
Sufi kaidelerine göre bir kişinin kendini veli olarak gösterebilmesi doğrudur mu?
Bir kimse bir kimseyi bir konuda üstat görebilir, ya muhteşem, bu işin piri diyebilir ona. Eyvallah! Bu işin üstadı diyebilir. Eyvallah! Bak o, o kimseyi üstat görüyor, usta görüyor! Benim için Cevdet Usta araba tamirinin üstadı, piri. Benim için ama bu, benim nazarımda Türkiye’nin en iyi ustası. Benim nazarımda. Benim nazarımda Lütfü usta, Türkiye’nin en iyi kaportacısı, boyacısı araba üzerinde, benim nazarımda. Ben derim ki ya bu işin üstadı bunların ikisi de. Vet çöpü, adam etsinler, çöpü ver adam etsinler. Bildiğin çöpü. De ki bu araba mezarlığına gidecek olan bir araba, onlar adam etsinler. Adam kendi arabasını tanıyamasın. Benim nazarımda üstat ikisi de. Araba konusunda. Bak benim nazarımda bu. Bir kimse, bir kimseyi üstat olarak bir meslekte, bir işte görebilir mi? Evet. Elinde delilin var mı? Bana göre var kardeşim. Bana göre var delilim. Senin yoktur, senin için değildir. Beni ilgilendirmez. Bakın, beni ilgilendirmez. Adam arabayı öyle boya yapmış, servise götürmüşler, servis demiş ki ya bu hiçbir şeysi yok, orijinal yani demiş. O da demiş ben boyadım ya bunu, ben boyadım. Neresi orijinal, ben boyadım. Hatta bir arabayı ikiye birleştirmişler değil mi? Kimse bilememiş değil mi? Kimse bilememiş. Halbu ki iki arabadan bir araba yapmışlar, kendileri söylüyorlar, bir de diyor ki bu iki arabadan bir araba oldu. Ya, servis bilemedi. Cevlet’in tabiriyle diyor ki o düzgün usta olsaydı, serviste ne işi vardı ki? Onun da tespiti bu. Adam diyor ki düzgün usta olsaydı, serviste ne işi vardı? Piyasaya çıkar, düzgün bir usta, dışarıda iş yapar. Adama desen ki gel serviste ustalık yap, gider mi? Lütfü ustaya desen ki sen şimdi gel serviste ustalık yap, gider mi adam, gitmez. Neden? Ya usta adam. Bir kimse ustaysa, bak ustaysa, bir şeye ihtiyacı yoktur. Ona ustalık belgesine de ihtiyaç yoktur. Ona götürüp çalışmayan bir arabayı, arkadaş bu çalışmıyor de, çalıştırsın. Onun ustalık belgesi o. Onsekize katlanmış arabayı götür, adıma ver, o orijinal arabaymış gibi çıkarsın. Onun ustalık belgesi o.
Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin ifadesine göre, yumuşak huyluluk ne etki eder?
Yumuşak huyluluk, tatlılık, hoşluk, o kimsenin etrafındaki insanların çoğalmasına sebep olacak.
Hz. Muhammed i Mustafa’nın etrafında ne olur?
Hz. Muhammed i Mustafa’dır sallallahü ve sellem hazretlerine, Cenab ı Hak diyor ya, eğer diyor senin gönlün katı olmuş olsaydı, sen sert huylu, tabiatlı olmuş olsaydın, etrafında hiç kimseyi bulamazdın, diyor, etrafında hiç kimse olmazdı. Demek ki yumuşak huyluluk, tatlılık, hoşluk, o kimsenin etrafındaki insanların çoğalmasına sebep olacak.
Sufiler toplumun kalbi hükmündedir mi?
Sufiler, eğer sufiler toplumun kalbi hükmünde ise sufiler iyi olmak zorundadır. Sufiler iyi olurlarsa, bilin ki toplum da iyi olur. Neden? Sufilerin etki gücü ile sufi olmayanların etki gücü aynı değildir.
Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin ifadesine göre, müminlerin kafirlerden ne kadar değerli olduğuna dair ne söylendi?
Müminler bin tane kafire bedeldir. Bunlar mümin olan iyi sufiler, iyi müminlerdir. O zaman iyi bir sufi, etrafını aydınlatan bir kimsedir. Etrafını aydınlatan bir kimsedir. Kandil gibidir, lamba gibidir. Florasan gibidir. Elektrik lambası gibidir. Karanlık bir yere bir köşe lambası koyarsınız, bütün mahalleyi aydınlatır.
Sufilerin içinde istismar edenler var mı?
Sufilerin içerisinde sufiliği istismar edenler olmuş mudur? Evet. Şimdi de var mıdır? Evet. Hafızların içerisinde de var mıdır? Evet. Adam mezarlıkta dolaşıyor hazır hatim var, hazır hatim var, hazır hatim var… Okunmuş yasin var, okunmuş tebareke var, veriyorsun parayı, hemen senin ananın babanın adına, kime bağışlayacak? Babana, babasına bağışladı. Ver parayı! Var her yerde bu istismarcılar. E biz şimdi bütün hafızlara tu kaka mı diyeceğiz? Hayır. imamlar var istismar eden, var! Esnaflar var, esnaflığı istismar ediyor, var! Devlet dairelerinde bürokratlar var, istismar ediyorlar, var! Her yerde var. Olmayan hiçbir yer yok. Ellialtı yaşındayım. istismar olmayan bugüne kadar hiçbir yer görmedim. Var, o gün için sufilerde de var, bugün için de var.
Sufilik nedir ve nasıl bir bilgi gerektirir?
Sufilik öyle leke götürmez, öyle heva heves götürmez. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde insanlar genelde surete taparlar. Meselenin suretine bakarlar. Şahısperest olurlar. Suretperest olurlar. A bakarlar ne kadar böyle yakışıklı, endamı güzel filan. Kıraç’tan da çalar, endamın yeter diye. Tamam yetti. Onunla yeteceğini zanneder. Yetmez! Sufilikte mana öne geçer. O kimse rüyasında görecek. O kimse halinde görecek. O kimsenin kalbinde bir şey oynayacak. O kimsenin içi kımıldayacak, kıpırdayacak. içi kımıldamaz, kıpırdamazsa olmaz. O kimsenin manevi bir cezbesi olacak. O kimsenin manevi bir çekiciliği olacak. Olmaz, manasız olmaz. O kimse o dergahın içerisinde Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini görüp ondan bu noktada kendince şahitlendiren, kendince şehadetlendirilen, kendince delillendirilenlar olacak.
Sufilikte mana ve suret arasındaki ilişki nedir?
Sırf surete bakan, sufi grubuna söylüyor bunu. Sırf surette tapanlar var. Var! Böyle tarikatlar var Türkiye’de, dünyada, her yerde var bunlardan. Bunlar suretlerini düzeltiyorlar. Suretler on numara. Bunlara söylüyor. Diyor ki yürü manayı elde etmeye çalış. Yürü, gönül gözünü çalıştır. Yürü, kalbin harekete geçsin. Yürü, işin manevi boyutuna bak. Misal âleminden bir kapı aralansın. Yürü, sahih rüya peygamberliğin kırkaltı cüzünden bir cüz dedi. Salih rüyaya yapış. Yürü, zikrullahta hal mi görürsün, halin mi açılır, kalbin mi açılır. Bir tarafların açılsın ama manen açılsın. Mana ile süslen. Mana ile süslen. Dilin, mana satsın senin. Gözün, mana görsün. Kalbin mana olarak süslensin. Bunu elde etmeye çalış çünkü mana suret tenine kanattır. Bu sureti, bu sureti yürütecek olan, bu sureti güzelleştirecek olan, bu sureti doğru istikamete götürecek olan, manadır. Eğer mana olmazsa, bu suret doğru yola gitmez. Mana ehliyle düş kalk ki hem ata ve ihsan elde edesin hem de feta olasın.
Surette kalmak ne demektir?
Surette kalma, yenile. Mana olarak yenile. Halden hale geç, perdeden perdeye geç. Allah’ı zikret. Dosdoğru zikret. Dosdoğru ibadet et. Ağzını tıka, haramlara karşı. Gözünü tıka haramlara karşı. Elini ayağını bağla haramlara karşı, kendini yenile, her daim zikrullah ile kendini yenile. Her daim. ibadetlerin seni aldatmasın. Kendini yenile, koş, her daim koş ve mana ehliyle otur kalk.
Mana ehliyle düş kalkmak ne demektir?
Bir mana! Sen bir mana ehli bul. Onunla düş kalk. Atâ! Değer bulursun. Dünya nazarında değer kaybedersin ama mana noktasında atâ bulursun, değer kazanırsın. Devam ediyor ve ‘ihsan elde edesin’ ihsan! Neydi ihsan? Cebrail Aleyhisselam sordu, iman nedir, islam nedir, ihsan nedir Ya Resulallah, ihsan nedir Ya Resulallah? Ne dedi Hz. Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem? ‘ihsan, Allah’ı görüyormuşcasına yaşaman. Allah’ı görüyormuşcasına ibadet etmen. Sen göremesen dahi, her daim onun seni gördüğünü hissedip de yaşamandır’ dedi.
Hz. Mevlana’nın tahta kılıc hakkında ne demiştir?
Ne diyor Hz. Mevlana da, tahta kılıcı muharebeye götürme. Kemale ermemişsin, mümin olamamışsın, düzgün bir hayat kuramamışsın, mahşere çıktığında yandın. Tahta olacaksın, gideceksin cız bız olmaya. Haydi cehenneme. Şimdiden kendini bir dene. Ölmeden önce kendinizi hesaba çekiniz. O sahabe her gece kendini hesaba çekerdi. Hesaba çek. Kılıcın tahtadan mı değil mi anlarsın sen. Manada bir pencere açılmadıysa tahtadan. işin var! Allah muhafaza eylesin. Kontrol et.
Mesnevî-i Şerîf 703-705. Beyitler Şerhi neden önemli?
O vezirin ektiği fitne tohumları, onların başlarına afet kesilmişti. Cevizler kırıldı; içi sağlam olan kırıldıktan sonra temiz ve latif ruha malik oldu. Ancak ten nakşına ait olan öldürmek ve ölmek, nar ve elmayı kırmak, kesmek gibidir. Tatlı olan nardenk şerbeti olur, çürümüş olanın ise bir sesten başka bir şeyi kalmaz. Esasen manası olan meydana çıkar, çür bürümüş olan rüsvay olur gider.
Makam sevgisi ne tür bir sevgidir?
Bakın insanı makam sarhoş eder, dünya sarhoş eder. O kimse makam sevgisi ile kendinden geçer. Etrafını kırar, döker. Makam sevgisi böyle bir vahşi sevgidir.
Sufilerde yönetmek ne anlama gelir?
Sufilerde bu tip şeyler hoş karşılanmaz. Sufilik yönetmek değil hizmet etmektir çünkü, hizmet almak değil hizmet vermektir sufilik.
Sufilerin Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin yolunu tutturduklarından ne anlama gelir?
Sufiler, tasavvuf ehli de kendilerine ölçü olarak, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin yolunu tutturduklarından, her üstadın da nakipleri nükebbaları veyahut da bugünkü dilde zakirleri vardır. Onlar orda üstadın adına iş yaparlar, üstadın adına. O yüzden onlara da itaat, üstada itaat gibidir.
Sufilerin Allah’ı, peygamberi ve üstatlarını ayrı görmezler mi?
Daha ileri, sufiler, Allah’ı peygamberi ve üstatlarını ayrı görmezler. Dua, Davut Aleyhisselam’ın dilinden: ‘Allah’ım bana senin sevgini, seni sevenin sevgisini, seni sevdirecek olanın sevgisini, çölde susuz kalmış bir kimseye soğuk şerbeti sevdirdiğin gibi bizlere de sevdir.’ Ecmain. Bakın üç sevgi, üç sevgi de birbirinden ayrılmadı. Allah sevgisi, Muhammed i Mustafa(s.a.v.) sevgisi ve velilerin sevgisi.
Sufilerin Allah’ı sevmesi neye bağlıdır?
Onların Allah’ı sevmesi, bir sebebe bağlı değildir. Biz Allah’ı sebepsiz severiz. Biz severken sebepsiz severiz. Bizim sevdamız, bizim sevgimiz, sebepe bağlı değildir. Kaşı güzelmiş, çirkinmiş, bakmayız. Biz sevdik mi bizim için onun kaşları kemandır, gözünün rengine, ne renk olduğuna bakmayız. Biz biz onu sevdik mi bizim için onun gözleri sürmelidir.
Sevginin kaynağı nedir?
Sevginin kaynağı Allah’tır. Sevginin kaynağı Allah’tır. Bize ayırd etmeyi öğrettiler. Dediler ki aman eşini sevme dediler. Aman çocuğunu sevme. Oysa bedevinin birisi geldi dedi ki kimi en fazla seversin? Hiç düşünmeden cevap, Aişe’yi dedi. Bütün sahabe sus pus kaldı, bütün sahabe kaldı! Hazreti Muhammed i Mustafa sallallahü ve sellemden böyle bir cevap beklemiyor sahabe.
Sufilerin Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’e itaat etme nedeni nedir?
Sufiler bu yüzden Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.) sağmış gibi, dizinin dibinde yaşıyormuş gibi ona itaat ederler. O yüzden sufiler, Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in ayak izi, ayak izi düşüncesiyle şeyhlerinin izine basarlar. Şeyhin söylediği, şeyhin ayak izi, Muhamy i Mustafa(s.a.v.)’in ayak izi olmalı. Şeyh, Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in yolunun öğreticisidir.
Dinin içerisinde İslam ve Sufiliğin arasında belli dereceler ve haller vardır. Bu konuyu nedir?
Biz bunlara ilmel yakin, aynel yakin, Hakkel yakin noktasında söyleriz yine kur’ana dayanaraktan. insanlar, Allah’a yakinlikleri ile, yakinlik derecelerine göre, fiiliyata ve olaylara anlam katarlar.
Hz. Mevlana, bu beyitten önce de vahdet-i vücudun farklı penceresinden bakarakdan yürüdü geldi. Bu durumu nedir?
Tabi, Hz. Mevlana, bu beyitten önce de vahdet-i vücudun farklı penceresinden bakarakdan yürüdü geldi. Hani daha önceki beyitte diyor ya yelimiz de senin verdiğindir, varlığımızda. Varlığımız tümden senin icadındandır.
Sufilerin bu halde kendilerini bu hal ile hallendiklerini beyan etmesi ne anlama gelir?
Sufiler bu sözleri ezberleyip kendilerini bu hal ile hallendiklerini beyan ederlerse, aldatmış olurlar, kandırmış olurlar insanları. Çünkü bu ancak Hz. Muhammed i Mustafa (s.a.v) hazretlerine ait bir haldir devamlı olan. Çünkü bunlar sufilerde an olarak belli bir zaman biriminde öyle söyleyelim, belli bir halde, bunlar tecelli eder ama bir sufi, bu belli bir anda tecelli eden bu olağanüstü yakinlik halini devamlı bende tecelli ediyor sanısına varır da bunu böyle söylerse kendisini yanıltmakla kalmaz, etrafındaki derviş kardeşlerini de yanıltır ve niceleri, bakın niceleri burdan vartaya düşmüştür.
Melamiler ve şeyhlerin bu konuda nasıl davranmaları gerekir?
Ben mesela melamiler bunu çok kullanırlar, nice melamiler vardır ki veya nice kendisini şeyh gören, nice kendisini mürşit gören, nice kendisini bu noktada hakikatin ortasında gören kimseler vardır ki kendi yanılgıları yetmemiş gibi etrafını da yanıltırlar.
Resim, ressamın kaleminin önünde ana karnındaki çocuk gibi acizdir. Bu ifadeyi nedir?
Resim, ressamın kaleminin önünde ana karnındaki çocuk gibi acizdir. Ona, onun dileğine bağlanmıştır. Bir kimse resim yaptığında, ressamın kaleminin önünde, resim aciz değil midir? insan da acizdir.
Ressam kimdir ve resmi çizen kimdir?
Ressam kimdir? Allah. Resmi çizen kimdir? Odur. insanların kadını erkeği ayırt eden ve onlara fıtri özellikleri veren varlığa tamamiyetle fıtri özellikleri veren odur.
Fıtrat nedir?
İnsanların kadını erkeği ayırt eden ve onlara fıtri özellikleri veren varlığa tamamiyetle fıtri özellikleri veren odur.
Sufiliğin üzerinde genel olarak ismi konulmasa da değişik fikri akımlar olmuştur. Bu fikri akımlar ne zaman doktrinler haline gelmiştir?
Bu fikri akımlar, malum bilhassa Muhyittin i Arabi hazretlerinden sonra doktrinler haline gelmiştir. Öncesinde bunun, bu fikri akımların isimleri yoktur. Bir anlayış, bir algı olarak devam eder. Herkes o sufi fikir akımlarını kendilerince kur’an sünnete dayandıraraktan ve onlardan aldıkları feyiz ile onlardan aldıkları bilgi ile bu akımlarını anlatmaya çalışırlar.
Vahdet-i şuhutla vahdet-i vücut fikri planda herkese ne gibi bir anlayış devam etmiştir?
Vahdet-i şuhutla vahdet-i vücut fikri planda herkese de kendi içlerinde birbirleriyle kavga etmeden bir anlayış, bir zevk noktasında, bir algı noktasında devam etmiş gelmiş.
Vahdet-i şuhut düşüncesinin zirvesine kim oturmuştur?
Vahdet-i şuhut düşüncesinin zirvesine imamı Rabbani Hazretleri oturmuş ve imam ı Rabbani’den sonra nakşibendilerin büyük bir çoğunluğu vahdet-i şuhut noktasında, varlığın üzerinde, felsefesini vahdet-i şuhudun üzerine oturturmuşlar ve nakşibendilerin dışındaki cehri zikir erbabı da kendilerince vahdet-i vücut noktasında kendilerini şekillendirmişler.
Muhyiddin ibn i Arabi’nin vahdet-i vücut fikrine göre kainattaki her şey ne gibidir?
Muhyiddin ibn i Arabi’nin vahdet-i vücut fikrine göre kainattaki her şey, bir vücudun içindedir. Vücuttan ayrı değildir aslında aralarında çok fazla bir fark yoktur ama kendilerince fark vardır ve o vücudun içerisinde bulunan her şey Cenab ı Hakkın bu noktada yönlendirmesiyle her şey olur. Varlıkla alakalıdır bu.
Vahdet-i şuhudçular ne şekilde Allah’ı tanımlar?
Vahdet-i şuhudçular der ki Allah zaat olarak farklı bir mekandadır, öyle diyelim, mekansız ama bu varlık bellidir. O yüzden varlığı da Cenab-ı Hakkın bu noktada zatından ayrı tutarlar.
Hz. Mevlana’nın vahdet-i vücut veya vahdet-i şuhud olarak nitelendirilmesi mümkün müdür?
Hz. Mevlana’nın vahdet-i vücut veya vahdet-i şuhud olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Bir noktada, bir veçhete sanki zannedersiniz ki Hz.Pir tam bir vahdet-i vücutçu, bir noktada bir bakarsanız ki tam bir vahdeti şuhudcu, bir noktada bakarsınız cüzzi iradeyi öne koyar, bir noktadaki bakarsınız külli iradeyi öne koyar. Olaylara ve hadiselere göre, Hazreti Pir’in analizleri vardır.
Hz. Mevlana’nın dinin akidevi noktasında fikri planını nasıl sağlamlaştırır?
Hz. Mevlana’nın dinin akidevi noktasında fikri planını sağlamlaştırır. O yüzden o analizlere bakaraktan insan ayağı kaymadan, sağlam basaraktan, kendince dinin akidevi noktasında fikri planını da sağlamlaştırır. Mesela cebriyecilere vurur Hz.Pir kaderiyecilere vurur, cebriyecilere vurur ve zaten bu şeyden önce, beyitlerden önce, cebriyecilere, kaderiyecilere vurdu.
Sufilik ve mürşidin öğretisi arasındaki ilişki nasıl açıklanmaktadır?
Eğer biz Allah’a bu noktada öğreti noktasında Allah’a yaslandıysak ve Allah’ın öğretisini biz kendimize öğreti olarak alırsak, bizden çıkacak olan şey yine Allah’ın öğretisi olacak. Bizden ne çıkacaksa, Allah’a dönecek. Allah’a dönen şeye Cenab-ı Hak bakacak. Kendisinden çıkan bir şeyse o zaten onu sevecek. Onu cennetlik edecek ama kendisinin razı olmadığı bir şeyse, onu da cezalandıracak. O zaman cezalandırma da ona ait. Biz burda cüzzi irade noktasında, biz nerde olduğumuza bakacağız. işte diyor ki biz ney gibiyiz. Bizdeki ses sendendir. Biz senin önüne, senin terbiyeni, senin öğrettiğini almak için oturduk ve biz bilgiçlik taslamadık senin önünde. Seni mürşit bildik. Seni veli bildik, seni hoca bildik, seni bu noktada ne demişlerdi onun için, zamanın seçilmiş kişisi gördük ve ne yaptıysan, bize ne öğrettiysen, sonucumuz da oldu.
Sufilikte neyin sesi nasıl açıklanmaktadır?
Biz ney gibiyiz. Bizdeki ses sendendir. O zaman ney bu, bir sufi, bir mürit, mürşidin önünde ney gibi olmalı. Diyebilir mi şimdi ney benim şurama dokun burama dokunma, buramı del, buramı delme, buramı yak, şuramı yakma. ismail yaparken diyor mu sana? Bağrına ateşi saplıyorsun değil mi? O demiyor değil mi burama saplama diye? Yakıyor bağrını, kızgın demirlerle yakıyor. Orasını burasını kesiyor, yontuyor, orijinalden yapacaksa onu bir güzel ıslatıyor. Ondan sonra onun düzgün olması için güzelce her tarafını bağlıyor, bir güzel kurutuyor onu. Kuruturken olmazsa bir de fırınlıyor, ısıtaraktan bir daha düzeltiyor. Fırınlıyor, ardından bu böyle kalem gibi düpdüzgün hale getiriyor, değil mi ismail. Kalem gibi düpdüzgün hale getirdikten sonra ne yapıyor? Bağrını deliyor onun. Orasını burasını yakıyor bir de güzel ses çıkarsın diye. Ondan sonra da en sonda ne yapıyor, başparesini koyuyor. Başparesiz bu ne? Kaval. Bu ney değil başparesiz. Ancak baş paresi olursa ney oldu. Başparesiz olursa bu olmadı. Başpare Muhammed i Mustafa’dır sallallahü ve sellem hazretleri. Bu alemde hayat var ise, bu alemde bir nağme var ise o neme Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’dir. Ruhaniyeti, nuraniyeti noktasında. Neyin de, neyin de, maneviyatı, ruhaniyeti, ses çıkarması başparedendir. Ondan sonra neyzen baş pareye dudağını değdirir. Dudağına dudağı değmeyen bir başpareden ses çıkmaz. Arada hiç nefes olmayacak. Dudağa yaslanacak. Dudağa yaşlanırsa başpare, ney o zaman aşka gelir. Dudak yaslanmazsa başpareye ney aşka gelmez, üflenmez o zaman.
Müritlerin Vezir’in halvetine itirazları neden yapılır?
Müritlerin Vezir’in halvetine itirazları, hepsi de a vezir dediler, sözlerimiz inkar değil, bizim sözlerim, yabancıların sözlerine benzemez. Ayrılığından gözyaşlarımız akmada, canımızın ta içinden ahlar, eyvahlar coşup durmada. Çocuk dadısıyla inatlaşmaz ama iyi nedir, kötü nedir bilmeden ağlar durur.
Mızrap vuran sensin; inleyiş bizden değil, sen neden söylenir?
Mızrap vuran sensin; inleyiş bizden değil, sen Oooooo! Cenk dediği eski Türklerde bir saz. Biz ona dönmüşüz diyor. Mızrabı vuran sensin Bu taaa şimdi vahdet-i vücuda gidecek. Selamünaleyküm. Biz oraya kadar götürmeliyim, burda kısa keselim inşallah. Önümüzdeki hafta Allah nasip ederse inşallah devam edelim.
Söyleyen sen olunca, kulağımız akıl kesilir. Deniz sen olunca, kara- mız denize döner. Bu sözün anlamı nedir?
Tabii bunu müritler sonuçta şeyhe söylüyorlar. Üstatlarına söylüyorlar. ‘Söyleyen sen olunca, kulağımız akıl kesilir.’ Bir kimsenin kulağı akıl kesilir mi diye düşünmeyin. Aklın bütün duyu organları, duyu organları, aklın askeri gibidir. Bir kimse kulağıyla o zaman akledebilir mi? Evet. Gözüyle akledebilir mi? Görme duygusuyla? Evet. Bu manada bir kimse eğer ki söyleyen kimse, kemalatlı bir kimse, erdemli bir kimse ise karşıdaki kimsenin duyduğu akıl olur. Ona tabi olur. Onu kabul eder. Bu noktada o kimse düşünmeden, ona itaat eder. ‘Deniz sen olunca, karımız denize döner.’ Normalde bir kimsenin bu manada üstadının işaret ettiği şey, karadan kasıt burda mecaz alemi denizden kasıt da burda manevi alem veyahut da karadan kasıt ağyar, denizden kasıt ilahi veya karadan kasıt zahir. Denizden kasıt batın. Normalde deniz sen olunca, karamız denize döner. Sen deniz gibisin, biz karayız. Sen manasın, biz ise manadan uzağız ama senin önüne geldiğimizde biz de mana kesiliriz. Biz senin sözüne tabi olunca, karamız deniz olur. Biz de manadan kesileriz.
Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin huzuruna çıktıktan sonra aklına dünyevi şeyler gelen Hanzala dedi ki, Hanzala kafir oldu, Hz. Ebubekir(r.a.) hazretlerine söyledi bunu. Hz. Ebubekir efendimiz dedi ki bende de bu tip şeyler oluyor. Hadi dedi bunu Resulullah sallallahu ve sellem hazretlerine beraber soralım. Gittiler, Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine dediler ki Ya Resulallah sallallahü ve sellem e, biz senin huzurunday ken, senin sohbetindeyken, seninle beraberken, Mescid-i Nebevi’ deyken aklımıza hiç dünya ve dünyevi ile alakalı hiçbir şey gelmiyor ama biz senin yanından uzaklaştıktan, senden ayrıldıktan sonra ne varsa hepsi de üzerime geliyor. Bu hadis ne anlama gelir?
Hz Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri buyurdu ki eğer benim yanımdaki halinizi dışarıda da korusanız size kanatlarını yerlere kadar eğen melekleri görürdünüz. işte bir velinin yanına giden bir mürit karadır ama orda ne olur? Orda deniz olur ancak orda deniz olması için o kimsenin kendince maddi manevi kendinden geçmesi gerekir. O üstada intisap edip o üstada bağlanması gerekir. Bu manada kendisini oraya teslim etmesi gerekir. Eğer kendisini tes, etmezse o, o zaman manaya dönmemiş olur ve bu noktada bütün müridler, bütün sufiler zikrullah halakasına gelirlerken bir kara, yani manadan uzaklaşmış bir şekilde gelirler. Ancak zikrullah halakasına oturduklarında, sohbete oturduklarında, onların hepsi de birer mana kesilirler. Mana kesilebilmesi için o kimsenin bir mânâ ehlinin huzuruna gitmesi gerekir.
Sen sufi ol, bir Allah dostunun yanına gittiğinde sen de mana kesil ve o esnada kalbin parlasın. Kalbin cilalansın. Kalbin o esnada ne olsun, pırıl pırıl olsun, ihya olsun. Bu sözün anlamı nedir?
Hani Hz. Ebubekir radiyallahu anh hazretlerinin manadan kesilip Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin görmüş olduğu rüyayı yorması ve yorduktan sonra da Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, onun rüyasını kabul etmesi, o yoruma karşı çıkmaması gibi. Hz. Ebubekir(r.a.) hazretleri, o esnada mana kesildi orda ve Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin rüyasını yordu. O bir küstahlık değildi. O orada bir mana kesilişti. Sen sufi ol, bir Allah dostunun yanına gittiğinde sen de mana kesil ve o esnada kalbin parlasın. Kalbin cilalansın. Kalbin o esnada ne olsun, pırıl pırıl olsun, ihya olsun.
Seninle olduktan sonra toprak gökten de güzel bize. A Simak burcun- dan balığa dek her yanı yüzüyle ışıtan. Bu sözün anlamı nedir?
Burda yine toprak yine burda madde alemine işaret. Toprak yine burda zahir aleme işaret. Hz.Pir’de bu tip zıtlıkları bulmak çok mümkündür. Hz. Pir, meseleleri anlatırken kendince hep böyle rumuzlu anlatır. O rumuzdan o sufi kendince payını çıkaracaktır. Burda seninle olduktan sonra toprak gökten de güzel bize dediğinde gök burda yine manaya işaret. Toprak yine neye? Zahire işaret. Manada Adem var idi ve Adem mana aleminde yaşıyor idi ama Cenab-ı Hak Adem’e suret giydirmek istedi. Adem’e suret giydirmek isteyince ona yer yüzünden Cebrail Aleyhisselam’a buyurdu ki git dedi yeryüzünden toprak al gel ve Cenab-ı Hak yeryüzünden Cebrail Aleyhisselam vasıtasıyla toprakları aldırdı. Cennette o toprakları bir güzel kardırdı ve ona mana üfledi. Ne yaptı? Kendi ruhundan ve nurundan Adem’e üfledi. Adem o manayı alınca toprak olan Adem canlandı. Toprak olan Adem bu manada mana kesildi ama ne ile mana kesildi? Cenab-ı Hakkın kendi ruhundan ona ruh üflemesiyle mana kesildi. işte bir israfil üflerse sen de mânâ kesilirsin isa gibi zamanın isa’sı üflerse sana sende mânâ kesilir, dirilirsin.
Vezire sen bu manada gökten sema gibisin bize. Yani manasın. Bu sözün anlamı nedir?
Evet biz toprağız, biz varlığın bu noktada zahirini simgeliyoruz ama sen varlığın manasını simgeliyorsun ve seninle biz beraber olduğumuz müddetçe de biz topraklığımızı kaybeder bir mana kesiliriz. Hani meşhurdur ya Şibli bunu hikaye eder. Şibli demiri alsan der ateşe koysan kızdırsan, kızdırsan, kızdırsan, kızdırsan bir an sonra demir bütün ateşin özelliğini üzerine alır, sayha atar, ben ateşim der. Ben ateşim demesi onun hakkıdır der. Ne zamana kadar? Soğuyuncaya kadar. Soğuduğunda yine demir demirdir. Bu noktada o yakma ve yanma özelliği kalmamıştır. işte bir sufi, bir Allah yolcusu bu noktada Allah sohbetine oturdu, zikrullaha oturduğunda o esnada toprak mana kesilir. O esnada demir orda hararetlenir hararetlenir, yaklaştıkça kendinden geçer. Ben demirim diye bağırmaz, ben ateşim diye bağırır. Kul Allah’a yaklaştıkça yaklaşır, yaklaştıkça yaklaşır, yaklaştıkça yaklaşınca, o yaklaşmanın vermiş olduğu, yaklaşmanın vermiş olduğu tatla, hazla, nicelikle, nitelikle kul bir an Hallacı Mansur gibi bağırır, Enel Hak der. O esnada Enel Hak demesi, onun Hak ismi şerifinin onun üzerinde tecelli ettiğinden, o yaklaşmanın neticesinde bir sarhoşluk anıdır, kendinden geçme anıdır. O kimse o esnada o sayhayı atar.
Neden Sufi’ler çay istemez?
Sufi sormaz. Sufi çay bile istemez. Sufi çay bardağından ses bile çıkarmaz. Şimdi öksürdü ya tam ağzımdan geldi şimdi susayım. Sufi öksürmez bile diyecektim. O da yabancı değil zaten, alınmaz zaten. Sufi böyledir. Avam? Avam her türlü sesi soluğu çıkarır, her şeyi yapar. Çok da konuşur. Sıkıntı yok.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin söylediği sayılarda genel olarak başlanılır ders çekmeye midir?
Bunda Sünnet i Resulullah’a tâbi olup, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin söylediği sayılarda genel olarak başlanılır ders çekmeye. Sonradan o rüyasına göre, durumuna haline göre, onun dersi değişmeye başlar tasavvufta.
Çocuğun dişleri çıktı mı gönlü kendiliğinden ekmek arar mı?
” çocuğun dişleri çıktı mı gönlü kendiliğinden ekmek arar. Sufinin dişleri çıkınca gönlü kendiliğinden ekmek arar onun. Sufi normal dersini yapıyor, pişmeye başladı artık, olgunlaşmaya başladı. Onun gönlü ister artık iyice hakikatten. O rüyasında alırlar götürürler, o şu esmayı çekeceksin. Sabahına gelir o. Der ki bu esmayı çekmemi söylediler. Siz geldiniz, karşımda oturdunuz, bana böyle esma çektirdiniz. Harika, demleniyor. E bu hale gelmeyene sen onbin tane ya Allah çekeceksin, hııı? Namazlardan sonra da yirmi dakika öyleeee şeyhini ondan sonra rabıta edeceksin. Yirmincinin sonunda da ımmm yapacaksın! Bu 20 dakikanın sonunda oluyor ama! Görüyor ya yanındakini, yanında şimdi birisi böyle duruyor. Reyhan’da, Reyhan Camisi var ya ordaki pazar yerinde, bunu böyle şey değil, yani pazar yerindeki cami, ikindi namazını kıldık, her ikindi namazından sonra iki üç kişi kalıyorlar. Böööyle rabıtaya duruyorlar. Ben de takılmayayım, namazı kılıp çıkıyorum. Takılmayayım, namazı kılıp çıkıyorum. Ondan sonra bir de o gün takılmamın sebebi böyle bir de göz ucundan bakıyorlar. Yani sen bir de ehl-i tasavvuf olacaksın, hani sen burda, camide kalmıyor, rabıtaya bakmıyorsun, hani biz rabıta yapıyoruz. Bir iki öyle bakmaya başladılar. Gene takılmıyorum. Geldi artık bana. Gene böyle bir bakış fırlatınca omuzundan vurdum. Gördüğünü söyle bana dedim. Bu kaldı. Sakın yalan söyleme dedim. Sakın yalan söyleme! Böyle baktı, dedim boş boş düşünüyorsun. Başka bir şey değil. Şeyhini de düşünmüyorsun dedim. Sen de benim gibisin dedim. Alamadım, satamadım çekler gelmedi deyip durursun dedim. Bu sustu. Bir de dedim ben kalkıyorum diye dedim beni dedim hor hakir görüyorsun dedim. Senin gibi rabıta yapıyormuş gibi durup da alamadım satamadım, çek gelmedi, şu gitmedi, bu gitmedi demektense dedim ben kalkıp gitmeyi tercih ediyorum dedim. Böyle baktı. Bu dedim rabıta değil. Bir de dedim yirmi dakikanın sonunda ımm yapıyorsunuz değil mi dedim ben. Dedim ne hikmetse bu cezbe dedim yirmi dakikanın sonunda geliyor dedim. Ya bu beş dakikada gelmiyor, üç dakikada gelmiyor. Gelmiyor bu bir türlü. Cezbe orada duruyor. Duruyor orada! Ne zaman böyle herkes ona bakacak, ne zaman ilgi çekecek o, bir sayha çıkarır! Tabi bu kadınlarda da vardır, erkeklerde de. Ona gidip böyle neden yaptığını söylersen, farkında değilim der. Yalan, yalan! Neden? Bile bile yapar. Bile bile yapar, bile bile sayha atar. Bile bile! istismar eder, aldatır. Aldatır! Kendince kendine bir hava verir. Vayyy ne ezbeli derviş! Ya ne aşıktır o, ne aşıktır!Bir Allaaaaaah der, gider ya ortalık. Öylesine cezbelidir. Tutacan kulağından, fırlatacan atacan dışarı. Neden? Şeytani!
Ariflerin sözlerinin etkisi nedir?
Üstadın sözü, hikmet erbabının sözü, şeytanı susturur. Senin kalbindeki şeytan da rabbadak oturur. Ariflerin sözü, şeytanın ağzını tıkar. O ariflerin sözü, o kimsenin kulağını şeytana kapatır. Ariflerin sözü, insanların gönüllerine tesir eder. Eğer bir arifse bir kimse, onların sözleri insanların gönüllerine, müminlerin gönüllerine tesir eder. Allah cümlemizi o ariflerin sohbetinde olanlardan eylesin inşallah.
Duygu nedir ve nasıl bir etkide bulunur?
Duygu vardır aşağılıktır, heva ve hevesden gelir. Duygu vardır ilahidir, ilm-i ledünden gelir. Seni canlar canına, seni Allah’a doğru çeker. Seni manaya doğru çeker. Seni Sünnet-i Resulullah’a çeker. Allah’ın farzlarına çeker. Duygu vardır seni hevaya doğru sürükler. O hevaya doğru sürükleyen duygunun ağzını tıka. O hevya doğru sürükleyen duygunun burnunu tıka. O hevaya doğru sürükleyen duygunun kulağını tıka. O hevaya doğru seni yürüten, o duygunun ayağını kes. O hevaya doğru senin elini uzatan, o duygunun elini kes.
Duygu ve mana arasındaki fark nasıl açıklanmaktadır?
‘Duygu, kuruluğu karayı gördü. Çünkü karadan doğmuştu o, can isa’sıysa ayağını denize bastı’ Duygu, o zaman bu aşağılık duygu, dünyaya bağlı olan duygu, mecaza bağlı olan duygu, karayı gördü, hiç manaya bakmadı. Ama isa diyor can isasıysa, ayağını denize bastı. Can isası. Haydi sizi isa Aleyhisselam’a götüreyim. Havariler balık tutuyorlar gölün içerisinde. Havariler balık tutarken gölün içerisinde, bir fırtına vuruyor. Fırtına vurunca havariler ne yapacağını şaşırıyorlar. Diyorlar ki ey isa’nın Rabbi, bizi koru. Bizi kurtar. Bir bakıyorlar ki isa(a.s), denizin üzerinden koşa koşa geliyor, eliyle kayığı tutuyor, dınk, gölün kenarına getiriyor. Bakıyorlar ki isa’nın ayağında ıslaklık bile yok. Can isası, suya ayağını basar ama ıslanmaz. Sen bu görünenden kurtul, manaya kanat çırp. Bu gördüğün her şey aldatıyor seni. Seni kandırıyor. Sen ona döndürüleceksiniz hitabını duymaya çalış. ‘Şu kuru beden, karada gezebilir. Canın gezisi ise denizin ta göbeğine ayak basarak olur.’ Sen, bu bedene bağlı kalırsan, dünyada dolaşabilirsin. Bu bedenden kurtulursan sen manadan manaya, perdeden perdeye, hayretten hayrete geçersin. Bu da mana denizinde seni yüzdürür. E sen bu bedenden, sen bu dünyadan, sen bu karanlıktan kurtulmazsan, o mana aydınlığına erişemezsin. Sen mana aydınlığına erişmeye çalış. ‘Ömür kimi dağlara tırmanarak, kimi denizleri geçerek, kimi ovalar aşarak, karada geçip gittikten sonra ab-ı hayatı nerden bulacaksın.’ Sen ömrünü bu mecaz da geçirir, yok şunu yaptıramadım da yok bunu ettiremedim de diye uğraşır da Allah’a yakinleşmeyi kendi üzerinde tesis edemezsen, sen bu gördüklerinle bu dünyayı, gördüklerinle, bu hayatı sadece değerlendirir, o bağda kalırsan, ab-ı hayatı nerden bulacaksın. Ab-ı hayat ne? Ölümsüzlük. Ölmeden önce ölmezsen, nasıl ölümsüzlüğü yakalayabileceksin bu dünyada? imtihan yeri burası, yakalanacak yer burası, olacak olan yer burası. Burda ab-ı hayata erişeceksin. Burda manaya erişeceksin. Yoksa sen son nefesinde gördüğün seni kurtarmayacak.
Sufi itikafı terk etmenin nedenleri nelerdir?
Bir sufi için baygınlık ve ölümün haricinde yapması gereken herhangi bir ibadeti yapmaması düşünülemez. Hastayım, bu gün derse gitmeyeyim. Bu gün işim var derse gitmeyeyim. Bugün lodos esiyor, derse gitmeyeyim. Bugün hava soğuk, derse gitmeyeyim. Bugün hava yağışlı, derse gitmeyeyim. Kar yağıyor, derse gitmeyivereyim. Buz oldu ortalık, derse gitmeyivereyim… Sufilik disiplininde yoktur.
Dervişlik yaparken ne tür disiplin gerektirir?
Bir kırk gün kendini koru, halvetdeyim de. Kırk günlük halvet yapıyorum. Haram ağzımdan çıkmayacak de. Disiplin et kendini, terbiye et. Burdan çıktı mı ağzına geleni söyle. Ele geleni yersin, dile geleni dersin, böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın. Ele geleni yiyip, dile geleni demiyeceksin. Dervişlik disiplin ve bir kimse kendini üstadının, üstadının şahsi manevisinin kendisinden uzak olduğunu düşünmeyecek. Velilerin, mürşitlerin şahsi manevileri vardır. Bir mürit üstadının şahsi maneviyatından uzak olduğunu düşünürse, o müridin körlüğündendir. Mürşidin yetersizliğinden değildir. Mürşidin Cenab ı Hakkın fazlından, mürşidinin üzerine verdiği bir velilik nuru vardır. Bu velilik, mürşitlik nuru onun şahsı maneviyesinin üzerindedir ve bütün dervişler nerde olurlarsa olsunlar, eğer mürşitlerini bu noktada kendilerince akıllarına getirseler, kalplerine getirseler, bir bağ kursalar kendilerincei şahs-ı manevilerinin altına girerler. Bunu düşünmeyen kimse, kendini şeyhten uzak görür. Uzak çünkü. Kendini şeyhe yakın gören yakındır, uzak gören uzaktır. Nerde olduğu önemli değil ki. Hz.Pir demiş ya kimisi Yemen’dedir canı canımızdadır, kimisi yanımızdadır, vücut olarak, ama canı Yemen’dedir demiş. Canı Yemen’dedir. O zaman sen, canına can katan üstadın şahsı maneviyatına kilitle kendin. O yüzden o uzak değil.
Müritin üstadına olan bağlılığı nasıl ifade edilir?
Bir mürit hali! Bir müridin her an kendince tefekkür hali! Bir mü’min hali! Her an Allah’la olan ilişkisinde, her an bir nefes dahi ondan uzak kalırım korkusu! Bir mürit bunu üstadında yaşar önce. Bunu üstadında yaşarken, Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’i tanır. Hazreti Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’i tanıyınca der ki canlar canı senmişsin. Sevilmesi gereken senmişsin. Bir mürit önce mürşidini tanır. Mürşidini tanıyınca şöyle der: ‘Asıl sevilmesi gereken senmişsin. Asıl aşık olunması gereken senmişsin. Benim gönlüm hovardaca oralarda buralarda dolaştı ama gönüller sultanı senmişsin. Asıl aşık olunan senmişsin. Asıl görmem gereken senmişsin. Asıl dizinin dibinde oturmam gereken senmişsin.’ Fenafi’l Şeyhliği yakalar. Baktığı yerde üstadını görür, yediğinde üstadını görür, içtiğimde üstadını görür, eşinde üstadını görür, çocuğunda üstadını görür, arkadaşında üstadını görür, giydiği elbisesi üstadının elbisesidir, yediği üstadının yemeğidir, içtiği üstadının suyudur, yürüdüğü üstadının yoludur, dağa bakar üstadını görür. Buluta bakar üstadını görür. Güneşe bakar üstadını görür, rüyasında üstadını görür, gözünu yumar üstadını görür, gözünü açar üstadını görür, arabanın önünde üstadını görür, arkada oturan üstadıdır, yanında oturan üstadıdır, yolda bekleyen üstadıdır. Denizde bekleyen üstadıdır, havaya baktığında üstadını görür, kuşlarla konuşur üstadının sesinden, ağaçlarla konuşur üstadının sesinden, bulutlarla konuşur üstadının sesinden, çayla konuşur, bardakla konuşur, tesbihle konuşur, seccadeyle konuşur, duvarda konuşur, yerde konuşur, tabakta konuşur, tencerede konuşur, her şey üstadıdır. Ne tarafa dönerse dönsün, ne tarafa yönelirse yönelsin, her yerde üstadı vardır ve üstadı bu haliyle hallenen dervişini görünce hayrette kalır. Nasıl sevebiliyorsun böyle der. Bu mürit halidir. O öyle bir hale gelir ki üstadı ne düşünüyorsa onu düşünür. Üstadı ne hal görüyorsa, onu görür. Halden hale geçer. Onun kalbinin derinliklerine girer. Üstadının kalbine ne ilim geliyorsa ona da geliyordur artık. Bir an gelir üstat zanneder kendini yahu der, deler duvarları eliyle. O esnada üstad olmuştur. Üstad gibi hükmeder manen.
Müritin üstadına olan bağlılığın ne kadar derin olduğu anlatılıyor?
Bir mürit hali! Bir müridin her an kendince tefekkür hali! Bir mü’min hali! Her an Allah’la olan ilişkisinde, her an bir nefes dahi ondan uzak kalırım korkusu! Bir mürit bunu üstadında yaşar önce. Bunu üstadında yaşarken, Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’i tanır. Hazreti Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’i tanıyınca der ki canlar canı senmişsin. Sevilmesi gereken senmişsin. Bir mürit önce mürşidini tanır. Mürşidini tanıyınca şöyle der: ‘Asıl sevilmesi gereken senmişsin. Asıl aşık olunması gereken senmişsin. Benim gönlüm hovardaca oralarda buralarda dolaştı ama gönüller sultanı senmişsin. Asıl aşık olunan senmişsin. Asıl görmem gereken senmişsin. Asıl dizinin dibinde oturmam gereken senmişsin.’ Fenafi’l Şeyhliği yakalar. Baktığı yerde üstadını görür, yediğinde üstadını görür, içtiğimde üstadını görür, eşinde üstadını görür, çocuğunda üstadını görür, arkadaşında üstadını görür, giydiği elbisesi üstadının elbisidir, yediği üstadının yemeğidir, içtiği üstadının suyudur, yürüdüğü üstadının yoludur, dağa bakar üstadını görür. Buluta bakar üstadını görür. Güneşe bakar üstadını görür, rüyasında üstadını görür, gözünu yumar üstadını görür, gözünü açar üstadını görür, arabanın önünde üstadını görür, arkada oturan üstadıdır, yanında oturan üstadıdır, yolda bekleyen üstadıdır. Denizde bekleyen üstadıdır, havaya baktığında üstadını görür, kuşlarla konuşur üstadının sesinden, ağaçlarla konuşur üstadının sesinden, bulutlarla konuşur üstadının sesinden, çayla konuşur, bardakla konuşur, tesbihle konuşur, seccadeyle konuşur, duvarda konuşur, yerde konuşur, tabakta konuşur, tencerede konuşur, her şey üstadıdır. Ne tarafa dönerse dönsün, ne tarafa yönelirse yönelsin, her yerde üstadı vardır ve üstadı bu haliyle hallenen dervişini görünce hayrette kalır. Nasıl sevebiliyorsun böyle der. Bu mürit halidir. O öyle bir hale gelir ki üstadı ne düşünüyorsa onu düşünür. Üstadı ne hal görüyorsa, onu görür. Halden hale geçer. Onun kalbinin derinliklerine girer. Üstadının kalbine ne ilim geliyorsa ona da geliyordur artık. Bir an gelir üstat zanneder kendini yahu der, deler duvarları eliyle. O esnada üstad olmuştur. Üstad gibi hükmeder manen.
Sufilik eğitimi nasıl verilir?
Hani bir yerin ustası vardır, bir çırak gelir, onu önce bir kalfaya teslim eder ya, teslim ettiği kalfa oranın en aşağıdaki kalfasıdır. Yani işte üçüncü derecedeki kalfasıdır. Çırak, önce onda eğitilir. Ondan sonra o, öbür kalfada başlar eğitilmeye. Sonra usta ona gerekli şeyleri, son terbiyeyi verecektir. Neden? Kıvama geldi. O çırakken, ustaya itiraz edebilir. Cahil ya! Ona ilk kalfa dükkanın adabını, erkanını öğretir. Anahtarlarının yerini öğretir. Bütün istenilecek olan malzemelerin yerini öğretir. Ona anahtar tutmayı, civata tutmayı, pense tutmayı öğretir, neyse işi. Ben Cevdet’i görünce aklıma tamircilik gidiyor. Cevdet’i görüyorum ya orda. Sonra orda başkalfayla iş yapmaya başlar. O artık böyle yepildeklenmeye başlamıştır. Ondan sonra Cevdet son rötuşları vuracak ona artık. Sonra ona araba teslim ederler. Değil mi Cevlet, öyle mi yapıyorsun? Değil mi? Sufilik de aynıdır. Aslında dolaylı olarak o da yine o dükkanın ustasının eğitimini alıyordur ama kimden? Ordaki en çömez kalfadan. O şunu diyemez. Ben senden eğitim alacağım. E? Bu aradakileri istemiyorum. Cahil! Gülerler ona. Hani böyle bir derviş gelir ben çavuş falan tanımam der. Bir de şeyhe söyler bunu. Ben çavuşu tanımak istemiyorum, ben başımızdaki zakire tâbi olmak istemiyorum. E? Sana tabi olmak istiyorum. Ben de dedim ki sen tamam derslere git gel. Sen beni dinle. Öğreneceksin sen zaman içerisinde. Çocuk daha, cahil. Sonra işte ben böyle yapmak istiyorum. Zakirine danış derim ben ona ama ben ona danışmak istemiyorum! Sonra derim ki sen ona danışarakdan bu işi yapacaksın. Ona danışmadan bir iş yapma. Zakir de bu eğitimi bilmezse, vay bak üstadı görüyor musun! Burda ikilik yarattı şimdi. Beni bırakıp ezip giden kimseyi bağrında besledi. O zakir de ham daha, o çav ı da ham.
Halvetin amacı nedir?
Halvet, Allah’a yakinlik meydana getirmek için yakin olmak için kendilerini bir hücreye kapatıp devamlı orada ibadet ve zikirle haşır neşir olmaları. işte vezir kendisini böyle bir halvete kattı.
Halvetin en uzun süresi nedir?
Halvetin en uzun süresi, Musa aleyhisselam kırk gün Tur u Sina’da halvete girdiği için ayetle tespit edildiğinden, kırk gündür ama Sünnet i Resullah’a uyanlar için halvet on gündür. En fazlası yirmi gündür, o da Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri öleceği sene yirmi günlük itikaf etmiştir.
Halvetin ne tür bir ibadet olduğu açıklanmıştır?
Halvet, bir sufi eğitiminde dervişin, sufinin, bir yere kapanıp orada kendince bol bol ibadet edip, Allah’a yakınlaşma gayreti. Bu peygamberlerin de sünneti. Musa aleyhisselam malum otuz yıl Tur u Sina’da halvete girdi. On yılda on gün daha otuz gün on gün daha ilave edildi. Kırk gün Tur u Sina’da halvet etti. Tabii onunla beraber yanında inananlar da vardı. O, kırk gün neticesinde Cenab ı Hakkı görmeyi arzuladı. Halvet çünkü yakınlaşma. Yakınlaşmanın neticesinde, yakınlaşma yakınlaşmayı yakınlaşmayı yakınlaşma… Dedi ki seni görebilir miyim? Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri de peygamberliğinden, peygamberliğinin ona tebliğinden önce ve tebliğden sonra da Hira Dağı’nda halvetleri vardır. Sekiz günlük, dokuz günlük, on günlük. En uzun ondört günlüktü halvetti. Peygamberlik ilan edildi, beş altı ay geçtikten sonra bir daha halvet yapmadı hiç. Taa, Medine’yi Münevvere’ye hicret edinceye kadar. Oruç farz olunca, Ramazan’ın son on gününde itikaf etmeye başladı. Halvet bu manada sufilerin Allah’a yakinlık meydana getirmek için yakin olmak için kendilerini bir hücreye kapatıp devamlı orada ibadet ve zikirle haşır neşyir olmaları.