Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“Ey surete tapan! Türü, manayı elde etmeye çalış! Çünkü mana, suret tenine kanattır. Mana ehliyle düş kalk ki hem atâ ve ihsan elde edesin hem de fetâ olasın.”
Her şeyin bir sureti, bir de manası var. Cenab ı Hakkın da bir zahiri, batıni olduğu gibi. insanların da bir görünüşü, sureti bir de manası, iç alemi olduğu gibi. Dinin de bir şeriatı vardır, bir de kendi içerisinde manası vardır. Her şey bir kabukla muhafaza olunur, korunur. Cevizin bir dışı vardır bir de içi vardır. Cevizin bir de daha önce yeşil tarafı vardır. Yeşil tarafı o muhafaza eden şey geçersiniz içine daha sert bir yer vardır, orayı da geçersiniz, ardından cevizi bulursunuz ama cevizin dışında da ince bir kabuk vardır. Onu da çözdükten sonra, çıkardıktan sonra, cevizin iç hakikatine varırsınız. Bu da şeriat, tarikat, hakikat, marifet gibidir. O yüzden ama bunu böyle çok fazla dallanıp budaklandırmak, böyle çok ayrıştırmak istemezseniz, bir şeyin bir zahiri vardır bir de batını vardır. insanların da bir suretleri vardır bir de o suretin içerisinde mana vardır. O kimsenin ilmi, aklı, fikri, düşüncesi, o kimsenin duyguları, iç alemi, o kimsenin manasıdır, içidir. insanlar genelde ilk bakışta, insanların büyük bir çoğunluğu karşıdaki kimsenin suretine göre hükmeder, suretine bakar. Hz. Mevlana Celaleddin i Rumi hazretleri de bir kimse bir topluluğa girdiğinde kıyafetiyle karşılanır, fikirleriyle uğurlanır der. Bir kimse bu noktada ya işte önemli olan, insanın manası, suret önemli değil, kılık kıyafet önemli değil, doğru bir düşünce değildir bu. Sufiler buna katılmazlar. Sadece suret yetmez. Mana da gerek ama o manaya da bir suret gerek. Suretsiz de mana bir anlam ifade etmez.
Sebep? O manayı muhafaza edecek, koruyacak bir suret lazım. Normalde o suret olmazsa, o zahir olmazsa, o manayı da tecelli ettirecek yer bulamayız. Mesela namaz dış görünüş olarak suretten ibarettir. Kıyama durursun, rükuya gidersin, secdeye gidersin. Bu bir surettir ama bir kimse ben surete takılmam deyip de namazın bu noktada dışsallığını reddedemez. Namaz aynı zamanda içselliktir. içsellikte, manada zirve noktası, o kimsenin miracıdır, bu zirve noktasıdır manada. Bu işin en alt seviyesi nedi mânâ noktasında? Der ki o kimse ben Rabbimle buluşuyorum. Çünkü kulun Allah’a en yakın olduğu an secde halidir. Farz ibadeti yerine getirirken, o kimsenin secde hali, Allah’a en yakın yerdir.
Bakın bir de amellerin manaları vardır, amelin. Namaz, mü’minin miracıdır. O zaman sen miraç etmesen dahi, senin namazın miraç eder. Eğer mana ehliysen. Eğer mana ehliysen hiç en alt noktası, namazın miracı olur. Ha o zaman sakın ha şurdan şunu çıkarmayın. Ya bu işin sureti önemli değil. Sureti de önemli. Mesela kadınlara tesettür farz kılınmış. Suret önemli değil diyemezsiniz. Erkeklere tesettür farz kılınmış.Ya mana önemli, suret önemli değil deyip de erkekler cıscıbıldak dolaşamazlar, böyle bir şey yok. Suret de önemli. Muhakkak ki ritüeller de önemli. Farz ibadetlerin ritüeli. Biz bunlar suret, bunları biz ya kabul edemeyiz, bunlara gerek yok veyahut da bir kısım kendisini sufi olarak addedenler var ya. Hani meselelerin ritüellerini terk edenler, ritüellerine karşı gelenler, öyle bir şey yok. Bakın, bir şey ibadet ise onun ritüellerini, ibadetin ritüellerini Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri nasıl yaptıysa, biz de yapmakla emrolunduk. Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki ibadetlerinizi benden gördüğünüz gibi yapınız. Başka bir ayet i kerimede buyuruldu ki ‘Allah’ı zikredenler için, peygamber de güzel örnekler vardır. O zaman biz peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hem zahir noktada suretini de zahirini de örnek alırız. O sarığı nasıl sarardı? Öyle sarmaya gayret ederiz ama onun manası nedir? Sünneti Resulullaha uymaktır. Sarık sarmanın manası, sünnete uymaktır. Aslında sarık sarmanın manası meleklerin ayak izlerini takip etmektir. Sebep? ilk sarıklı bir şekilde Cebrail Aleyhisselam indi yeryüzüne. Bedir Savaşı’nda. Arkasındaki meleklerin de hepsinin de başında sarık vardı.
Hz. Muhammed i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, direkt tabi oldu Allah’tan gelene ve hemen sarık sardı. Ardından bütün ashap sarık sardı. Bütün ashap. Bak, sarık sarmak işte bu değil mi ama o sünnete tabi olmak, içi. Daha da içi ne? Cebrail Aleyhisselam’a ve meleklere uyma. Mesela rükuda olan melekler vardır. Biz namazda rüku ederiz ya, meleklerin bir kısmı rükûda Allah’ı zikrederler, bir kısmı secdede Allah’ı zikrederler, bir kısmı kıyamda Allah’ı zikrederler. Kıyamda, namazda kıyamda
durmak, namazda rükuya gitmek, namazda secdeye gitmek, meleklerle yarışmak gibidir. Bunların ritüeli, meleklerde vardır. Bir kısım secde melekleri vardır, onlar hep secdede Allah’ı zikrederler. Bir kısım rüku melekleri vardır. Bunları, sufiler bunları, seyr i sülukların da görürler. işin mânâsına o zaman ererler. Siz normalde halaka ı zikrullah yaparsınız, zahiridir bu. Melekler de halak i zikrullah yaparlar. Melekler de halaka i zikrullah halinde zikrederler ve tevhid çeken melekler ayrıdır, Hu esması çeken melekler ayrıdır, Hayy esması çeken ayrıdır, Hak esması çeken ayrıdır, diğer isimlerle zikredenler ayrıdır. Bu büyük, Cenab ı Hakk’ın bütün isimleri güzeldir, büyüktür ama içlerinde böyle hani büyük bazı isimleri de cem eden, bazı isimleri de şemsiyesinin altına alan isimleri vardır. Er-Rahman ism i şerifi gibi. Onun üstünde Allah Celle Celalühu ism i şerifi gibi. Mesela Hay ism i şerifinin altında yedi sekiz dokuz on tane ism i şerif vardır. Hay ism i şerifi onların üstünde şemsiye gibidir. Hu ism i şerifinin altında dokuz on tane, yedi tane ism i şerif vardır. Hu esması, Hu ism i şerifi onların başında şemsiye gibidir. Bunları sufiler beşinci esmadan sonra bunlara vakıf olurlar. Beşten sonra, halifeliğe geçerken bunlara vakıf olurlar. Bunları da anlatıyorum, bazıları da işte bunları açık açık anlatıyorsunuz. Bunlar yok çalacaklar, hırsızlık edecekler, bu hallere erdiklerini söyleyecekler… Aldatan bizden değil demiş. Ben de böyle uyarı yapana dedim aldatan bizden değil demiş Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri dedim. Bunlarla aldatacaksa, bir insanı aldatsın. Eğer sufilik söz ile kelam ile olsaydı, herkes sufi olurdu. Sufilik, mana gerektirir. Bir kimsenin manası yok ise o kimse öyle çıkıp da orta yere sufilik yapamaz. Birgün süsü ile gider, iki gün parasıyla gider, üç gün endamıyla gider, dördüncü gün batar. Sufilik öyle leke götürmez, öyle heva heves götürmez. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden normalde insanlar genelde surete taparlar. Meselenin suretine bakarlar. Şahısperest olurlar. Suretperest olurlar. A bakarlar ne kadar böyle yakışıklı, endamı güzel filan. Kıraç’tan da çalar, endamın yeter diye. Tamam yetti. Onunla yeteceğini zanneder. Yetmez! Sufilikte mana öne geçer. O kimse rüyasında görecek. O kimse halinde görecek. O kimsenin kalbinde bir şey oynayacak. O kimsenin içi kımıldayacak, kıpırdayacak. içi kımıldamaz, kıpırdamazsa olmaz. O kimsenin manevi bir cezbesi olacak. O kimsenin manevi bir çekiciliği olacak. Olmaz, manasız olmaz. O kimse o dergahın içerisinde Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini görüp ondan bu noktada kendince şahitlendiren, kendince şehadetlendirilen, kendince delillendirilenlar olacak. Bugün bayanlar sohbetinde kimler bu dergaha gelip de Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini gördü dediğimde, elhamdülillah büyük bir oran elini kaldırdı. Cenab ı Hakka hamd ederiz. O
büyük bir mesele. Öyle küçük bir mesele değil. Bu manasız olmaz. işte hazreti Pir de (hakkınızı helal edin, şekerli adam böyle oluyor işte, dil, dudak kuruyor), Hz. Pir de enteresan bir vurgu yapıyor. ‘Ey surete tapan.’ Hani öyle insanlar vardır ya hep işin suretindedir. işin hep suretindedir o ve o suretinde olanlar, surete değer verenler de toplanırlar. Sarığı güzel, cübbesi güzel, fistanı güzel. Harika, sakalı güzel, asası güzel, işlemeli böyle, oooo şatafatı güzel, şatahatı güzel, suret on numara. Mana? Teneke, tın tın tın, çal. Tenekeden güzel, boş tenekeden çok ses çıkar. Teneke, boş ses ama surete tapıyor o kimse. Sureten meseleyi bitirmiş. işin mânâsına bakmıyor. Onlara diyor ki sırf surete bakan, sufi grubuna söylüyor bunu. Sırf surette tapanlar var. Var! Böyle tarikatlar var Türkiye’de, dünyada, her yerde var bunlardan. Bunlar suretlerini düzeltiyorlar. Suretler on numara. Bunlara söylüyor.
Diyor ki yürü manayı elde etmeye çalış. Yürü, gönül gözünü çalıştır. Yürü, kalbin harekete geçsin. Yürü, işin manevi boyutuna bak. Misal âleminden bir kapı aralansın. Yürü, sahih rüya peygamberliğin kırkaltı cüzünden bir cüz dedi. Salih rüyaya yapış. Yürü, zikrullahta hal mi görürsün, halin mi açılır, kalbin mi açılır. Bir tarafların açılsın ama manen açılsın. Mana ile süslen. Mana ile süslen. Dilin, mana satsın senin. Gözün, mana görsün. Kalbin mana olarak süslensin. Bunu elde etmeye çalış çünkü mana suret tenine kanattır. Bu sureti, bu sureti yürütecek olan, bu sureti güzelleştirecek olan, bu sureti doğru istikamete götürecek olan, manadır. Eğer mana olmazsa, bu suret doğru yola gitmez. Mana ehliyle düş kalk ki hem ata ve ihsan elde edesin hem de feta olasın. Sen bir mânâ ehli bul. Sen bir mürşit bul kendine. Sen bir veli bul kendine. Sen Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in bir varisini bul. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in yolundan gideni bul. Sen kur’an ve sünnetin hem zahirine hem batınına sımsıkı yapışmış bir mürşit bul. Eğer sen o mürşidi bulmazsan, eğer sen o velinin elinden tutmazsan, eğer o mürşidin elinden tutmazsan, sen mana olarak bir şey elde edemezsin. Ne dedi Cenab ı Hak, o ağacın altında Habibi’nin elinden tutanlara dedi ki onlar gerçekte benim elimi tutmuştur. O zaman sen gerçekte onun elini tutmuş olan bir kimsenin elinden tutmaya bak. O mana yoluna gir sen. O mana yolunda yürü. Mana ehliyle otur kalk. Mana ehliyle zamanını geçir. Mana ehline gönlünü ver.
Hani Hz. Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi ve sellem hazretleri hadis-i şerifte buyurdu ya: ‘Bir kimse, bir topluluğu sevse veya bir şahsı sevse, o amel ile onun yaptığını yapmasa dahi, onun yaptığına ortak olur.’ dedi. Sen bir kumarbazı sever, kumarbazla kendini ona aşina edersen, kumar oynamazsan dahi kumar oynamış gibi günaha girersin. Kalbin kararır senin. Sen fahşiyata düşmüş, fuhşiyata düşmüş, kur’an ve sünnetten uzaklaşmış,
şeytanın yolunu kendisine yol edinmiş bir kimseyi seversen, sen onlardan sayılırsın. Kişi sevdiği ile beraber. Bana arkadaşını söyle senin dinini söyleyeyim. Misk kokusu satan bir kimsenin yanına gider, düşer kalkarsanız siz misk kokarsınız. is kokan bir yere gider düşer kalkarsanız, is korkarsınız. Bana bulaşmaz deme. Yolda çamur varsa sana muhakkak çamur bulaşır Ama senin yolun çamursuzsa, apaydınlık düzgün ise merak etme, sana çamur filan bulaşmaz. Yoldan sana bir şey bulaşmaz. Senin gittiğin yol kirli ise o kirli yoldan sana kir bulaşır. Gittiğin yol temiz ise sana ordan temizlik bulaşır. Temizliyi öğrenirsin. Sen kirlisin, kendini temizleyip tövbe edip o temizlerin yanında durmaya gayret et. Fatiha-i Şerife’de diyoruz ya Yarabbi bizi ihsan ettiğinin, in’am ettiğin o peygamberler, o veliler, o evliyalar, o şehitler var ya, o muttakiler var ya, evet, bizleri onun yanında eyle. Amin. Sen onlarla beraber oturup kalkacaksın. Bu işin suretinde kalmayacak.
Fatiha-i Şerife’yi namazı kıldın, fatiha-i şerife deyip bunu okudun, gittin, al kızı ver papazı. Olmadı ,bu surette kaldı. Sen fatiha-i şerife okudun, namazı kıldın, gittin faizcilik yaptın, bu olmadı, surette kaldı. Sen namazı kıldın, fatiha-i şerife’yi okudun, gittin, rüşvet aldın. Olmadı kardeş, surette kaldın. Sen namazı kıldın. Namazı kıldın, fatihayı da okudun. insanlara bürokratsın ya, müdürsün ya, amirsin ya, hakimsin ya, hükmedensin ya, insanları parasına göre ayırdın, cukkayı aldın. Yok kardeş! Sen surette kaldın. Aldatma kimseyi. Bak Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.) ‘aldatan bizden değildir’ dedi. Müslüman görüntüde, mümin görüntüde, namaz kılan görüntüde, rüşvetti dolandırıcılıktı, adam kayırmaydı, para yutmaydı, para öğütmeydi… Doldur boyna! Olmadı. Biz elhamdülillah muhafazakarız! Hadi git, bana muhafazakar lazım değil. Bana mümin lazım. Muhafazakar demek, ben muhafaza ediyorum demek. Putperestliğin de muhafazakarı vardır, hıristiyanın da muhafazakarı vardır, budistin de muhafazakarı, her şeyin muhafazakarı vardır. islamın muhafazakarı olmaz. islam her an yenidir, cennettir. içtihat kapısı açıktır. içtahad edilir. Yenidir. Her gün iştihad edilir, yenidir. islam’ın muhafazakarı olmaz. islam, inanç olarak yenidir. ‘Ey iman edenler, iman ediniz’, yenile, muhafazakar olma. Dünkü imanında kalma. Muhafazakar olma.Yenile kendini.
Surette kalma, yenile. Mana olarak yenile. Halden hale geç, perdeden perdeye geç. Allah’ı zikret. Dosdoğru zikret. Dosdoğru ibadet et. Ağzını tıka, haramlara karşı. Gözünü tıka haramlara karşı. Elini ayağını bağla haramlara karşı, kendini yenile, her daim zikrullah ile kendini yenile. Her daim. ibadetlerin seni aldatmasın. Kendini yenile, koş, her daim koş ve mana ehliyle otur kalk. O Allah’tan korkan, muttaki olan, o sırat-ı müstakimde olanlarla otur kalk. Başkaları ile oturup kalkma. Ancak nasihat etmek için başkalarıyla
otur kalk. Heva hevesini dünyaya taptırmış olanlarla oturup kalkma. Ya? Allah’ı zikreden, Allah’a kulluk yapanlarla. Dedikoducu, gıybetçi, iftiracı… Otur yanına habire dedikodu, otur yanına habire gıybet. Otur yanına, haabire filanca şunu yapmış, bunu yapmış. Otur yanına, o işte şu siyasi parti böyle dedi, bu başkan böyleydi de otur yanına şu şöyle yapmış da…. Abicim, bu ne ya! Duyduklarını söylemek sana yalan olarak yeter. Hadis i şerif. Gördün mü? Hayır. Ne? Duydum. Duyduğunu anlatma, yalan olarak yeter sana. Kim duydu, kim söyledi, ses yok. Fasıkların haberlerine inanmayın. Müşriklerin haberlerine inanmayın. Kâfirlerin haberlerine inanmayın. Gözünle göreceksin, kulağınla duyacaksın. Öbür türlü, din nasihattır. Nasihat et. Görmedik, görmediğin bir şeye hükmetme. Allah muhafaza eylesin. Hem ata yani kıymet bulasın. Bakın, mana ehliyle düşer kalkarsan, kıymetlenirsin. Kıymetlenirsin. O mana ehli. Bırakın bakırı, tenekeyi, altın eder. O mana ehli, bırakın tenekeyi, cürufu cevher eder. O mana ehli eşkiyayı evliya eder. O mana ehli, küfür deryasında dolaşanı veli eder. O mana ehli bir bakışıyla dağı altına çevirir. O mana ehli, eline aldığı kaya parçası olsa, mermer olsa, altına döner. Altına döner!
Yahudi’nin birisi geldi, Hz. Ali efendimiz halife. Dedi ki benim senden yedi altın alacağım var. O da dedi ki yok. O dedi ki var. O dedi ki yok. Kadı dedi ki ey emir el müminin, yemin eder misin olmadığına dair. O da dedi ki ehlibeyte yemin etmek yasak. Ehlibeyt dedi yemin etmez. Ehlibeyt yemin etmez dedi. O zaman yedi altın dedi Yahudiye ödemeye karar verdi hakim. Öyle bu devlet başkanı deyip de dili güdük çıkmıyor hakimin. Bu halife deyip de dili güdük çıkmıyor. Adamına göre hüküm yok. Bu halifeydi, aman böyle hükmedelim, aman bu halifenin yardımcısıydı, çarkcısıydı, yok. Halife, koca halife. Hz. Ali kerremallahu vech. Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in biricik kızı Hz. Fatıma cennetteki müminlerin anası, Hasan ile Hüseyin’in annesinin kocası, Hasan ile Hüseyin’in babası. Hz. Ali. Hayber’in önüne gidip koca Hayber kapısını yüklenip kaldıran kimse. Bugün size Allah içinizdeki dostunun yüzü suyu hürmetine zaferi bahşedecek dediği Ali. Bütün ashap bütün gece yalvarıyor. Bu kim acaba? Ben miyim diye. Hz. Ali radıyallahu anh hazretleri hasta. Gözünü açabilecek noktada değil. Çadırında upuzun yatıyor. Sabah olunca çağırın diyor Aliyi bana. Zorla getiriyorlar Hz Ali efendimizi, iki kişi tutarak, üç kişi tutarak getiriyor. Ayaklarında yürüyecek takat yok, gözleri bugünkü tabirle mikrop kapmış. Komple kapalı gözleri. Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.) mübarek tükürüğüyle gözlerine bir mil çekiyor, tükürüğüyle. O ne güzel bir mil ki gözler birden açılıveriyor. Gözler birden açılıyor ve sancak onun elinde. O Ali. Hayberin fethinde en büyük işi yapan Ali. Bedir’de kuyuların başına geçmeyi içtihat eden Ali.
Önce kuyulara müşriklerden önce varalım. Biz onları muhasara edelim Ya Resulallah deyip Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin onun iştihadını kabul ettiği Ali ve Ya Rabbi, Ali’nin döndüğü yere Hakkı döndür dediği Ali. Kimin karşısında? Bir Yahudi’nin yanlış beyanından dolayı, hakim karşısında. Yahudi ya Yahudi! Bir Yahudi’nin yanlış beyanından dolayı hakim karşısında ve hakim Yahudi’nin sözünü, adaleta bakın, yemin etmedi diye. Yemin etse, o zaman diyecek ki borcun yok. Yedi tane altın. Yok altını! Altına yenilmeyen Ali. Yedi altın borçlusun diyor, hükmediyor. Sen nasıl hakimsin, nasıl buna hükmedersin demiyor Hz. Ali radıyallahu anh hazretleri. Çıkıyor mahkemeden, hemen o o mahkemenin önünden bir avuç toprak alıyor. Üç ihlas bir fatiha ı şerife okuyor. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin ruhaniyetine bağışlıyor. Ya Rabbi! Sen bilirsin ki benim bu Yahudi’ye borcum yok. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in yüzü suyu hürmetine, yedi tane altın Yarabbi diyor.
Bir avuç toprak yedi tane altın oluyor. Götürüyor, mahkemeye teslim ediyor. Alın diyor yedi tane altını, bu kimseye verin. Bunu gören Ahzap koşturuyor. Bakın, mana böyle bir şeydir. Mana toprağı altın eder. Mana kayayı altın eder. Mana mermeri hamur eder. Mana mermeri cevher eder. Herkes koşturuyor aynı yere. Herkes bir avuç toprak alıyor, üç ihlas bir fatiha okuyor, Hz. Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ruhaniyetine bağışlıyor ama olmuyor. Diyorlar ki ya Ali, senin yaptığını yaptık biz. Bakın suret! Senin yaptığını yaptık. Suret! Cevap muhteşem. Ağzınız Ali’nin ağzı değil. diyor. Nasıl bir ağızsa, nasıl bir dilse, nasıl bir nefesse! Diyor ki ağzınız Ali’nin ağzı değil!
işte sen bir mana! Sen bir mana ehli bul. Onunla düş kalk. Atâ! Değer bulursun. Dünya nazarında değer kaybedersin ama mana noktasında atâ bulursun, değer kazanırsın. Devam ediyor ve ‘ihsan elde edesin’ ihsan! Neydi ihsan? Cebrail Aleyhisselam sordu, iman nedir, islam nedir, ihsan nedir Ya Resulallah, ihsan nedir Ya Resulallah? Ne dedi Hz. Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem? ‘ihsan, Allah’ı görüyormuşcasına yaşaman. Allah’ı görüyormuşcasına ibadet etmen. Sen göremesen dahi, her daim onun seni gördüğünü hissedip de yaşamandır’ dedi. Demek ki o kimse ne elde edecek bir de? ihsan elde edecek? ihsan’ın zirvesi, ihsan’ın miracı, ihsanın tepe noktası görüyormuşcasına yaşamak. Yine hazreti Ali’ye döneceğiz, Radyallahu Anh hazretlerine. Ne dedi? Görmediğim Allah’a ibadet etmem, ihsan da öyle bir noktaya gel ki görmediğin Allah’a ibadet etme. ihsan’ın zirvesi. Bu hale erişemetin Hz.Muhammed i Mustafa(s.a.v.) bir çıt altını söylüyor. Her daim onun seni gördüğünü hissederek yaşamandır. Bu zirve noktada ayağın kayabilir, duramayabilirsin. Gaflete düşebilirsin. Düşeceğin yer ne
olacak o zaman? O seni her an görüyor, işitiyor. Harama düşme. O seni herhan görüyor, yanlışa düşme. Allah’ın helal dairesi sana yeter. Yapma, haram, zina etme ya, yapma. Helal daire yeter sana, yapma. Hırsızlık yapma. Uğursuzluk yapma, yapma! Yanlışa düşme, yapma! Göz göre göre harama dalma. Yapma, yapma! Namazlarını terk etme göz göre göre, yapma. Kendine dikkat et. Diline dikkat et. ihsan mertebesinde yaşa. Eğer bir mana ehli bulursan, ne elde edeceksin? ihsan’ı elde edeceksin. Ardından ne? Fetâ bulasın yani kurtuluşa eresin. Fetâ bulma, kurtuluşa ermek. O zaman dikkat edin. Bir mana ehlinden, mana ehlinden üç ana vasıf var. O mana ehli, bir ata bulacak etrafındaki, yani kıymetlenecek. Gittin bir mürşide intisab ettin mi? Evet. O mürşitse, bir seni kıymetlendirecek. iki, o mürşitse ihsan mertebesinde duranlar olacak orda. Fetâ bulasın. En aşağısı kurtuluşa erersin. Kurtuluş erersin. E biz mana ehlini nasıl tanıyacağız, öyle ya. Kehf Suresi, ayet 28: ‘Nefsini sabah-akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber tut. Gözlerin dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan başka yana sapmasın. Kalbini bizi anmaktan, zikretmekten alıkoyduğumuz keyfine uyan ve hep aşırılık olan kişiye itaat etme.’ Kehf Suresi, ayet 28. Hz. Allah, Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine, ‘sen olmasaydın bu varlık alemini yaratmazdım’ dediği peygamberine, varlığın evveli, peygamberlerin manen evveli, zahiren sonucu olan Hz. Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ‘onunla bugün dininizi tamam ettim’ dediği Muhammed i Mustafa(s.a.v.), şefaatkârımız Muhammed i Mustafa Sallallahu ve sellem ve Adem’den itibaren bütün peygamberlerin geleceğini müjdelediği, muştuladığı Muhammed i Mustafa(s.a.v.). Ona diyor, Sallallahu Aleyhi ve sellem ‘e ‘nefsini sabah akşam rızasını isteyerek, Rablerine yalvaranlarla beraber tut.’ Peygamberine diyor bakın. Peygamberine diyor ki ‘sabah akşam Allah’a yalvaranlar var ya, evet, nefsini onlarla beraber olmaya zorla, tut onlarla beraber.’ Gözlerin, dünya hayatının süsünü isteyerek, onlardan başka yana sapmasın. Hani dünya hayatının süsünü isteyenler var ya. Evet? Dünya hayatının süsünü ve dünya hayatının süsünü isteyenlere gözlerin sapmasın. Bırak milletin villasından, arabasından, katından, yatından, fabrikasından uğraşma. Gözün onlara sapmasın. Oooo, şöyle villası varmış, şöyle arabası varmış, şöyle fabrikası varmış… Vardır kardeş. Allah’ın yanında ne? Bildiğimiz var mı?
Bize ne diyor? Mana ehliyle düş kalk, sabah akşam Rabb’inin rızasını isteyenlerle yürü. Onlarla beraber dikkat edin. Enteresan, ‘kalbini bizi anmaktan zikretmekten alıkoyduğumuz, keyfine uyan ve hep aşırılık olan kişiye itaat etme.’ Hani Mekkeli müşrikler geldiler ya, baktılar orada fukara sahabeler var. Dediler ki Hz. Peygamber’e Sallallahu Aleyhi ve sellem e, bize
ayrı sohbet et. Bu fukaralarla beraber bizi tutma.O esnada Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri onlara ayrı sohbet etmeyi düşündü. Hemen bu ayet i kerime indi. Onun da derdi müslümanlar çoğalsın. Hemen bu ayet i kerime indi. Birisi zengin, ona iltifat ediyorsan, dininin yarısı gitti. Birisi müdür, ona iltifat ediyorsan, dininin yarısı gitti. Birisi milletvekili, yok başbakan, yok cumhurbaşkanı, yok o bakanı, yok bu bakanı… iltifat ettin, dininin yarısı gitti. Misafir gelmiş, başımız gözümüz üstüne, eyvallah. Allah bizi muhafaza eylesin.
Devam ediyoruz kimlermiş mana ehli? ‘Onlar ki Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer. Başlarına gelenlere sabrederler, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan dağıtırlar, infak ederler.’ Hac Suresi, ayet 35. ‘Onlar ki Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer’, hadis-i şerifte buyurdu ya ‘Allah’ın öyle kulları vardır ki onlar görüldüklerinde Allah hatıra gelir.’ Ha, o zaman ne yapacağız? O zikrederken kalpleri titreyenleri bulacağız. Gördüğümüzde Allah hatıra gelenlerin yanına gideceğiz. Hani var ya, bir hadis i şerif daha: ‘insanların bir kısmı zikrullahın neyiydi? Anahtarıydı. Onlar ne yapıyorlardı? Allah’ı zikrettiriyorlardı. Zikrin anahtarı şimdi hep beraber Lailaheillallah Muhammedenresulullah dedik, zikrullahın anahtarı olduk. Hep beraber topluca Allah’ı zikretmiş olduk, buradan af olmuş olarak kalkacağız şimdi. Kadın-erkek. Seyretmeye gelen, giden hepsi de ne oldu? Zikrin anahtarı oldu. Bir kimse çıktı Allahı orda insanlara zikrettirdi, zikrin anahtarı oldu. Cümlenin yaptığı zikrullahtan da o sevabını aldı mı? Aldı. Bazen diyorum ya, bu zikir yaptırmanın sevabını, valisi, kaymakamı, müftüsü bilse beni burda otutturmazlardı, kulağımdan tuttukları gibi dışarı ederler ki biz zikrullah yaptıracağız. Ben bu sevaptan hiç kimse geri kalmasın diye biraz kafam kırık ya benim, o yüzden bütün kardeşlere zikir yaptırabilirsiniz derim ben. Sebep? Bu sevaptan kimse geri kalmasın. Siz bir üç kişi, beş kişi, on kişi, mahallede topladınız kadın, erkek bir yerde toplanın. Bu bütün dergaha serbest. Orda ders var ama ne gün? Mesela örneğin Bursa’da perşembe günü ders var kardeş Perşembe günü ders koyma. Alternatif ders yapar gibi, bu yanlış. Perşembe günü herkes oraya toplanacak .Örneğin Ali Dikkaldırım’ın dersi ne gün? Pazartesi,Çarşamba Dikkaldırım’da ders var. Git kardeş oraya Pazartesi günü, Salı günü evinde yaptır. Topla beş kişi, on kişi. Mahalle dersini de bölme. Cuma günü yaptır evinden, topla, davet et, çay demle, yemek yedir. Kapı kapı dolaş, telefon aç. Bayanlar, toplayın evlerinize. Halılarınız kirlenecek, koltuklarınız kirlenecek diye düşünmeyin. Dünyanın süsüne kanmayın. Dünya süsüne aldanmayın. Bir de övünüyorlar. Bu benim çeyizimden kaldı Hiç kullanmadın yani? Hiç kullanmadım. Ne yapmaya yaptın? israf! Bilmiyorum şimdi hala da vardır. Bizim
çocukluğumuzda vardı. Büyüdüğümüzde de böyle orta yaşa, yani şeye geldiğimizde misafir odası kitlenirdi. Var mı yine? Evinde misafir odası olanlar el kaldırsın. Sadece misafir, rahat, utanmayın, bir şey demeyeceğim size, ya kaldırın elinizi. Amaaaaa! Kadınlar var değil mi misafir odanız? Elinizi kaldırın. Ellerinize bakayım. Kaldır, kaldır, kaldır, kaldır. Tamam, var işte, herkesin evinde var. Kitli bir de değil mi? Var ama kitli değil mi? Kitli, kimse oturamaz oraya değil mi? Kirlenir tabi. Cesaretli birisi de çıktı işte. Bakayım, aferim. Kitlidir değil mi? Öldür, kes, açmaz. Ancak misafir geldiğinde açacak. Onu da misafirine göre açacak. Öyle herkese de açmaz değil mi? Doğrusu bu. Dünya süsü. Tabii, eh o misafirin çocuğu varsa asla o da açılmaz. Hele o çocuk haşere ise benim gibi hiç açılmaz. Dünya süsü! Ne diyor? Dünya süsüne kananlardan olma. Allah muhafaza eylesin.
O zaman o kimseler kalpleri titriyor. Başlarına bir şey gelmiş, isyan etmiyor. Başına bir sıkıntı gelmiş, feveran etmiyor. Başına burnu kısmış, feveran yok, şikayet yok, teslimiyet var. Geleni öpüp başına koyuyor. Her şeyi lütuf görüyor. Her şeyi. Biz de ekmeğin üstüne tereyağı istiyoruz. Bazen ekmeğin üzerine acı da sür ye. Acıyı da tereyağı gibi yiyeceksin. Bir bakmışsın zehir zemberek sürmüş, tatlı niyetine yiyeceksin. Her gece yarısı kırmızı kurdele ile paketlenmiş gelecek değil ya. Öyle de gelecek, seslenmeyeceksin. Bu neden başıma geldi demeyeceksin. Bunu neden aldın demeyeceksin. Verirken iyiydi ya alırken mi kötü? Haaa! Teslim olacaksın, razı olacaksın. Teslim olacak, razı olacak mana ehliysen teslim olacaksın, razı olacaksın, namazını kılacaksın. Kendine verilenlerden tasadduk edeceksin. Sana verilmiş o. O senin değil. Tasadduk edeceksin. Tasadduk birinci derecede ehline, eşine, çocuklarına, yakın akrabalarına, yakın arkadaşlarına tasadduk edeceğin sıralama bu. Sağ elinin verdiğini, sol elin görmeyecek. Elin titremeyecek verirken. Kalbin titremeyecek verirken. Ya benle beraber mi kazandı. Ya ben şimdi bunu veriyorum demeyeceksin. Onu o verdi sana. Bugün bayanların sohbetinde vardı. Sofistiya, sebepleri yakıcı. Hani Hz.Pir diyor ya, ben onun Sofestiyasıyım . Yani onun, ben onun sebep yakıcılığına hayranım der başka bir yerde de sebebi yak, ondan geldi, ötelerden geldi başına ne geldiyse, öp başına koy, mücevher gibi başına tac et. Öteden gelmiş ne geldiyse, onu yerli yerinde kullan, yerli yerinde. Eş; yerli yerinde, başına tac et. Çocuk; yerli yerinde, eğit, bir nimet gör. Arkadaş; nimet gör, yerli yerinde. Eşyanın hakikatine vakıf olma, masayı masa gibi kullanma, şemsiye şemsiye gibi kullanma. Yerli yerinde, bakın yerli yerinde. Sana verilen her şey, Allah için, Allah yolunda, Allah yolunda. Sana verilmiş ne zahir manada mal mülk varsa, Allah yolunda, harcaman, koşman için verilmiş sana. Bundan ehlinin, çoluğunun, çocuğunun hakkını ayır, ayır; çoluğunun çocuğunun
geçimini ayır, ayır; artanını Allah yolunda harca, infak et. Ütüleyip ütüleyip koyma. işin var, işini yap. işini genişlet. Genişlet! Zekatını hesapla, zekatını hesapla, zekatını ehline, yerli yerine ver. O senin değil çünkü, o senin üzerinden verilecek. Ondan geldi sana, ondan geldi, ötelerden geldi. Onu kendi nefsine ayırma Şeytana uyma, heva hevesine uyma, düzgün bir şekilde hesapla ver verilecek yere, ver verilecek yere.
israf etme, savurgan olanlardan olma. Sökülmüş dik, yırtılmış dik, az kalmış ye onu, atma, israf etme. Giymeyeceksin temizce ütüle, birisine ver, atma, atma. Bu plastik bardak, atma. Ya plastik bardak, atma! israf etme, al, temizle koy yerine. Bir daha kullanırsın. Kağıt bardak, atma, yıka, temizle koy yerine. israf etme. Allah israf edenleri sevmez. Peçete, sildi attı, sildi attı, bir sefer silip atıyor, bir sefer silip atıyor. Bu ne dedim ya. Bir sefer silip atıyorsun sen. Böyle baktı. israf etme! Sosyetelik yapma bana dedim, israf etme, sonuna kadar sil, önce bir tarafını sil peçetenin, sonra öbür tarafını sil, ondan sonra öbür tarafını sil. Atma, israf etme. Bu zaten kağıt peçeteleri çıkardılar, insanları israfa alıştırdılar. israf ediyor herkes. israf diz boyu. Hemen bir şey oluyor, hemen peçeteyle sil at, sil at. Yıka, bezle sil onu, israf etme. Bakın ayet açık. ‘Allah israf edenleri sevmez.’ Zamanı israf etme, eşyayı israf etme, etme. Hiçbir şeyi israf etme. Hiçbir şey. Buna zaman dahil. O zaman o insanlar, o mana ehli, israftan uzak dururlar. Allah’ın sevmediklerinden uzak dururlar. Bak aç kur’an-ı kerim’i, Allah’ın sevmediklerini sırala bir tarafa. Bak, aç kur’an-ı kerim’i Allah’ın sevdiklerini de sırala bir tarafa, aç fiiliyatları gör. Allah neyi sevmez, neyi sever, neyi sevmez, neyi sever, neyi sevmez, neyi sever. Sevmediklerini kendi üzerinden çıkar, sevdiklerini kendi üzerine al. Basit. Allah’ın sevdiği ne var ise üzerinde bulundurmaya gayret edersen, Allah seni sever. Sen Allah’ın sevdiklerini üzerinde bulundurmuyorsun, Allah’ın sevmediklerini üzerinde bulunduruyorsun. Allah gıybet edenleri sevmez. Allah’a iftira edenleri sevmez. Allah günah ı kebaire batanları sevmez. Sevmez kardeş. Günahı kebaire batanları sevmez! Allah israf edenleri sevmez. Yerli yerinde eşyayı kullanmayanları sevmez. Anneye babaya isyan edenleri sevmez. Eşine zulmedenleri sevmez, çocuklarına zulmedenleri sevmez, anne babaya zulmeden çocuklarını sevmez Allah. Hatta lanet olsun ona diyor. E bir bak!
Yani konuşuyorum ben şimdi adamla, annesinden babasından ne şikayetçi, annesi ile babası ile küs. Çok özür diliyorum böyle konuşmak istemezdim ama benden yardım istiyor anne ile baba ile küs ya annesine babasını küsene Allah lanet eder. Ben lanet edilen bir kimseye mi yardımcı olacağım! Lanetlik, dolaşıyor adam! Allah lanet ediyor, melekler lanet ediyor ona, o ortalıkta dolaşıyor. O adamın işi gücü de denk gelmez, hiçbir şeyisi de
denk gelmez. Hiçbir şeysi denk gelmez. Allah’ın sevmediği, Allah’ın sevmediği! Eee, kadın kocasını dinlemiyor, kocasına itaat etmiyor. Göz göre göre. Kardeş, Allah lanet ediyor sana ya! Ne dergahı, ne tekkesi. Sen kime intisab edersen et. Allah ve melekler sana lanet ediyor. Adam eşine zulmediyor. Allah lanet ediyor, Allah’ın emaneti ne hainlik ettin! O kadına ne zulmediyorsun! Senin eşin, Allah sana emanet vermiş. Eee, sen emanete düzgün bakmıyorsun? Sen ona emanet, Rabbimden gelmiş baana deyip hamd etmiyorsun. Onun yüzünü güldürmüyorsun. Allah ve melekler sana lanet ediyor. Sen ortalıkta dolaşıyorsun adamım diye. Ne adamlığından bahsediyorsun ya! Hangi adamlıktan bahsediyorsun? O, mana ehliyle düş kalk. O zaman o mânâ ehlinin yoluyla yollan. Edebiyle edeplen. Ondan öğren, onun gibi olmaya çalış. Ancak o zaman kıymetleneceksin, ancak o zaman ihsana ereceksin, ancak o zaman fetha bulacaksın. E öbür türlü? Kardeş! Sen geliver Ayvazım, gidiver Din gozum olacaksın! Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin de yanına gelen münafıklar vardı, onun yanına geldiklerinde, iman ettik diyorlardı. Allah Resulü biliyordu sallallahü vesselam münafıkları. Huzeyfetül Yamane’ye söyledi. Üçyüz küsür tane münafık. Listesini verdi. Koca Ömer oturup hüngür hüngür ağlardı, o listede ben de var mıyım ya Huzeyfe diye! Onun kendisini paralarcasına ağladığına dayanamadı artık Huzeyfetül Yamane. En son da dedi ki yeter ya Emir el mü’minin, kendini perişan ediyorsun. Dedi ki vallahi o listede senin ismin yok. Düşünün! Koca Ömer. Herkes gelir dergaha, tekkeye ama o hal ile hallenecek o kimse. Adam daha tekkeden, daha dergahtan, zikrullahtan çıkıyor, kaldırıyor telefonu ana avrat diş tırnak… Eşine! Dur ya! Daha zikirden yeni çıktın ya, yeni çıktın daha ya, destur, bismillah! Daha bir adım attın dışarıya ya! Allah muhafaza eylesin ‘ve onlar bir kötülük yaptıkları ya da nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı zikrederek hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler’ Ali imran, 135.
Demek ki o kimseler bir hata bir günah mı yanlışlık bir eksiklik yaparlarsa hemen Allah’ı zikrederler. O mana ehlinin günlük virdi vardır. Her gün o virdini, günlük virdini çeker ve o gün içerisinde yaptığı bir yanlış, hata, kusur var ise akşam olduğunda onu, o virdini çekerekten onlardan temizlenir ki geceye tertemiz başlar. Neden? Gece çünkü mânâ ehli içindir. Gece özeldir, gece hususidir. Gece, avam uyuduktan sonra, haslar için gündüzdür. Geceyi Cenab ı Hak avamı örtmek için yarattı. Geceyi dostlarıyla hemhalleşmek için yarattı. Geceyi kaçırma. Virdini, bir virdin mi var, günlük bir vird çekiyor büyük bir çoğunluk, bazıları iki tane çekiyor, sabah akşam ve iki tane çekmek serbest, çekebilecek olan çeksin, sıkıntı yok. Sorumlu olanlar var, sorumsuz olanlar var. Sabah akşam da çekebilir bir
kimse günlük virdini ama sabah akşam virdi olanlar var. Onlar zaten çekecekler. Öbür türlü günlük bir virdi var. Kardeş, onu gece çekmeye gayret et. Onu el ayak çekilsin, ben gece vird çekeceğim deyip de hatunu da boşlama. Gece vird çekeceğim deyip de kocanı boşlama. Öyle bir şey yok. O da ibadet. Nafile ibadet insanın eşiyle ilişkiye girmesi, boşlama. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri isteğini yerine getirdi, ondan sonra guslünü alırdı, eşine derdi, müsaade eder misin, ben biraz Rabbimle başbaşa kalayım. Muhteşem bir şey! Müsaade eder misin, yani ben senin gönlünü aldım, senin gönlünü de yaptım, benim gönlümde oldu hamdolsun bir sıkıntı yok şimdi müsaade et, ben Rabbimle başbaşa kalayım. Onunla baş başa kalın. Virdinizi gece çekmeye gayret gösteren. Evinizin bir köşesi olsun oraya bir seccadeniz olsun. Bu misafir odası olursa daha iyi olur. Kilitli odayı açtıttır. Deki ya şu odada ben bir ibadet edeyim. Açtır kapısını. Şuraya bir seccade yayayım oraya. Ya? Ya en kıymetli, en güzel odada Allah’a en güzel ibadetler edeyeyim, zikrullah yapayım burda.
Harika! Otur orda bir güzel, iki rekat bir Allah için namaz kıl. Bak, farz değil vacip değil hiç bir şey değil. Allah için. Hani fazla insan ya nefis işte zorladık, morladı. Bu öyle değil. Kılmak zorunda değilsin. Bu muhteşem bir şey. Bakın kılmak zorunda değilsin, muhteşem bir şey. Otur, iki rekat namaz kıl. Ondan sonra bir Allah’a yalvar bir Allah’a iltica et. Ondan sonra dersine bir başta, dersine bir başla, şöyle bir dersini bir çek ‘Allah Allah’. Şöyle, ‘sübhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi Estağfirullah el Azim’ dediğinde meleklerin seninle beraber o tövbeyi yaptığını duy. Onu gör. O tövbe ağzından çıkarken daha semaları yırta yırta gittiğini bir gör. Nasıl gökleri yırta yırta gidiyor! Nasıl Allah’ın katına çıkıp da nasıl vuruyor onun duvarına duvarına. Nasıl güüüm güüüüm diye sesi duy! O sesle irkilsin arş, o sesle melekler irkilsin. Sen her ‘sübhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfirullah el Azim, subhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfirullah el Azim’ her dediğinde nurdan bir top haline gelsin. Kanatları sonsuz, tüyleri sonsuz o nurdan top yürüsün. Arkasından bir top daha, arkasından bir top daha, arkasından bir gulle daha. Kanatlı mı kanatlı, tüylü mü tüylü, hepsinden nur damlıyor, hepsinden nur akıyor. Hepsi de her tüyü ayrı bir sübhanallahi ve bihamdihi diyor. Her tüyünü dinlesen, sabahlara kadeh yetişmez. Allah’ın katını bombardumana tutmuş, haşa. Onu bir gör, onu bir duy ve o meleklerden işit onu. Rabbin duanı kabul etti. Rabbin tövbeni kabul etti. O nidayı al. Mana ehli ol. Öylesine tövbe. Allah temizlenip tövbe edenleri sever. Allah temizlenip tövbe edenleri sever. Allah temizlenip tövbe edenleri sever. Vaadetmiş, sever ve o sevdiğini bize beyan eder. Ne dedi? Sevdiyseniz,
sevdiğinizi beyan edin, söyleyin. Kim söyledi? Hadis-i Kutsi: ‘Seven sevdiğini söylesin.’ O bize seven sevdiğini söylesin derken, o kendisi durur mu? O kendisi durmaz. O, sevdiğini söyler sana ama meleklerin vasıtasıyla söyler ama şeyhinin vasıtasıyla söyler ama peygamberinin vasıtasıyla söyler ama kalbine ilham gelir söyler ama önüne bir kuş otutturur kuştan dillendirir ama önüne bir çöp gelir çöpten dinlendirir ama bakarsın seccade dillenir. Seccadeden dillendirir. Dillendirir o, o sevdiğini beyan eder. O sıkmaz. O Mahkum etmez. O boğazını sıkmaz. O kethum değil. O sevdiğini söyler. ilan eder. O sevdiğini ilan eder. O sevdiğimi ilan ettirir. Hz Muhammed i Mustafa(s.a.v.) buyurmadı mı: ‘Kul Allah’ı sever Allah da kulunu sever. Allah kulunu severse Cebrail’e nida eder. Ey Cebrail, Allah filanca kulunu sevdi, gök halkına nida et.
Cebrail bütün gök halkına nida eder. Gök halkına, gök halkına! Meleklere değil, gök halkına, dikkat edin çünkü Allah’ın sonsuz sayısız mahlukatı var. Sayısız sonsuz mahluku var, kavmi var. Allah yaratmış her gökte ayrı kavimler yaratmış. Her semada ayrı kavimler yaratmış. Her makamda ayrı ayrı kavimler yaratmış. Ayrı ayrı işleri var, ayrı ayrı halleri var. Onların hepsi de kıyamet gününde gelecek, hepsi de seyri sülukta tanıycak mana ehli, görecek tanıyacak, tanışacak onlarla. Şimdiden tanış. Ölmeden önce tanış, kıyametten önce tanış. Dervişsin! Seccadende tanış. Otur seccadende, otur. Kesil dünyadan ya! Kesil heva hevesten, geç. Bırak! O sevdiğini beyan edecek sana. Melekler, mümin kulların kalbine ilham eder. Allah filanca kulunu sevdi, sende sev der. Sen de sev. Hadis-i kutsi. Allah konuşur, Allah kullarıyla konuşur, Allah dostları ile konuşur. Allah dostlarına ilham eder ama melekleri ile ilham ettirir ama ateşten, ama böcekten, ama kuştan sizin için cansız varlık bu masa. Onun için canlı. Cenab ı Hak Musa’ya ateşten vahyetti. Cenab ı Hak Musaya çalılıktan vahyetti. Cenabı Hak Musa’ya ağaçtan vahyetti. Allah konuşur. Allah isterse bu ağaçtan konuşur. Sema ederken bu ağaçtan konuşturur. Burda ne kadar sema eden varsa, bu ağaçta var resmi. Bu ağaçtan, cansız dediğiniz bu ağaçtan seyredersiniz onu. Evet, Allah konuşur. Siz, insanlar, Allah’ın konuştuğuna inanmıyorlar. Allah El-Kelamdır. Kelam sahibidir Allah. Öyle tövbe edersin ki o seni sever. Seni sever. Peygamberi ile söyler. Sever.
Düşünsenize, tövbe ediyorsunuz. Sübhanallahi ve bihamdihi subhanallahil azim ve bihamdihi estağfirullah el Azim. Taaak, Hazreti Ebubekir efendimiz gelmiş dizinin dibine. Daha ne istiyorsun, bu sevdiğine işaret değil mi? Şak, şeyhin gelmiş dizinin dibine, bu sevdiğine işaret değil mi sana? Daha ne işaret bekliyorsun! Bir bakmışsın, bir süliet gelmiş yanına, sana kelam ediyor, seninle beraber tövbe ediyor. Bu sevdiğine işaret değil
mi? işaret. Salih rüya peygamberliğin kırkaltı cüzünden bir cüz, işaret. O işareti al kardeş! Daha bu dünyadayken al. O işaretin ardı arkası kesilmez. Yürü, mânâ ehliyle düş kalk ne olursun! Bu dünya gelip geçecek. Ben otuz yaşındayken bunu söylüyorlardı bana. insan böyle biraz böyle boş bulunuyor. Gel sen de benim gibi otuz yaşındayken boş bulunduğum gibi boş bulunma. Mânâ ehliyle düş kalk. Şeyhim vefat edince herkes dövündü. Baktım herkese dedim ki ne dövünüyorsunuz ki şimdi, sağdı ne peşine düşmediniz? Ayaktaydı, ne beraber olmadınız? Hatta yanındaki etrafında arkadaşlara dedim. Hadi şimdi beraber umreye gidin dedim. Hadi beraber yolculuk yapın şimdi. Hadi beraber zikrullah yapın şimdi. Hadi şeyhinle el ele tutuş, Beytullah’ı gez şimdi. Ancak mânen varsa yapacaksın, yoksa yapmayacaksın. Hadi yap! Hadi Abdullah Efendi ile dolaşın hadi! Hadi Abdullah Efendi ile seyahat edin hadi! Hadi beraber zikrullah yapın hadi! Hadi beraber yan yana Allah deyin, hadi! Yok, yok, yok! Zahiren yok! Mana ehliyle otur kalk, mana ehliyle! Aaaa, çok seviyorlar şimdi. Neredeydiniz sağlığında? Ben demedim, siz dediniz bizim başımıza bir şey gelirse dükkanlarımızı Mustafa Efendi mi çalıştıracak diye. Ben demedim, siz dediniz başımıza bir şey gelirse bizim çeklerimizi Mustafa Efendi mi ödeyecek diye. Ben demedim, siz dediniz başımıza bir şey gelirse memurluğumuz amirliğimiz gider diye. Hadi gidin beraber şimdi, dolaşın. Yok!
Sufi vaktin çocuğudur, vakit o andır. O an geçer gider. Nimetin kadrini bilmek o andır, o an! Kırmızı kurdele paketlenmiş gelmiş, kadrini bildin bildin, bilmedin geçti gitti. O andır. Her şey, bu alemde nimet olarak görün. O andır. Mana ehli nimettir, o andır, o an. Geçti gitti. Sabah geçti, bakın öğlen geçti, ikindi geçti, akşam geçti, geçti, o andı. Sufi vaktin çocuğu, anını değerlendir. Anını değerlendir. An o an, senin elindeyken. Elinden geçip gider. Ah u efkan edersin. Paralarsın kendini sen o an o nimetin kadrini bilmediğinden dolayı. Cenab ı Hak aynı nimeti bir daha verir mi vermez mi bilinmez. Verdiğini görmedim, verdiğini görmedim ben. Nimet o esnadadır, o andadır. Ben bazen görürüm onlar çok özür dilerim ama derviş eskisidir. Kırık bir aşk hikayesi vardır onlarda, ah bizim şeyhimiz öyleydi. Şimdi nerde. Yok. Bir şeyh bulabildin mi? Hayır. Rüyanda görebildin mi? Hayır. Sen şeyhine nankörlük etmişsin. Sen manaya nankörlük etmişsin. Sen o mana ehline edeple riayet etmemişsin ki Allah o kapıyı sana kapatmış. Allah o nimeti senden almış. Neden? Nimete nankörlük edenleri nimetlerini alır. Nimete hamd edenlerin nimetlerini arttırır. Hamd edenlere nimeti artırır. Sen hamd edenlerden ol. Allah bizi muhafaza eylesin.
‘Rabb’inin yanında olanlar, büyüklük taslayıp, ona ibadet etmekten, kulluktan geri kalmazlar. Daima onu tesbih ederler ve ona secde ederler.’ Araf,
206. ‘Rabb’inin yanında olan’ dikkat edin, ‘Rabb’inin yanında olanlar, Allah’a ibadet etmekten geri durmazlar.’ ‘Allah’a ibadet etmeyenler, Allah’a karşı kibirlenenlerdir.’ Allah’ın haramlarını işleyenler, Allah’a kibirlenenlerdir. Farz ibadetlerini yerine getirmeyenler, Allah’a karşı büyüklük taslayanlardır. Allah’a karşı büyüklük taslayanlara, Allah lanet eder. Kimin gönlünde zerrece kibir bulunursa, o cennetin kokusunu kırk bin yıllık yoldan dahi alamaz. Kibrin en büyüğü Allah’adır. Kibrin en büyüğü Allah’adır. Bu da farz ibadetleri yerine getirmemek, günah ı kebairleri Allah’ın gözünün içine baka baka işlemektir. Bunlar, yeryüzünde kibirle dolaşan ahmaklardır. Evet. Bunlar asla felaha ulaşmazlar. Ama kibirlenmeyip Allah’a ibadet edenler Rab’lerinin yanındadır. Yaşarken dahi, Rab’lerinin yanındadır. Onlar her daim kulluğu tespih tanesi gibi halden hale tespih tanesi gibi andan ana dizelerler.
O, namaz bitti, kulluk bitti yok. Namazdan sonra da Allah’ı zikirle, tesbihle, tenzihle, iyilikle, nasihatla, her daim kulluğu gözetirler. Her daim. Daima onu tesbih ederler. Daima onu zikrederler. Zikri daim olmak, zikri daim olmak. Her dem onu zikretmek, her dem onu tesbih etmek, her dem o ihsan mertebesinde durmak. O beni görüyor ve ona secde ederler. Yani namaz kılarlar. Namazın haricinde de secde ederler. Secde etmek, ona itaat etmek, hem namaz olarak hem de ona haramlardan uzak durma, farzları yerine getirme olarak ne itaat etmek. Allah bizi o mana ehlinden eylesin.
‘Bu cisimde manasız can; hilafsız, kılıf içinde tahta kılıç gibidir.’
Eğer bu can manasızsa, yani bir manaya ulaşamadı, e mana ehliyle de oturup kalkamadı, manada uzak. Manadan uzak ise o kimse ne oldu? Kılıf içerisinde tahta kılıç. Kılıf ne? Kılıf beden. Bunun içerisinde tahta kılıç ne? Ruhumuz, canımız. Onu çelik haline getiremedik. Manaya ulaşamadık. Manaya ulaşamayınca, o bir tahta kılıç oldu. Tahta neye yarar? Yanmaya yarar. Ne dedi? Cehennemlikler odunlarını bu dünyadan taşırlar. Ne taşıyorlarmış cehennemlikler? Odun. Odunlarını nerden götürüyorlarmış? Bu dünyadan. Odun olma. Odun da taşıma. Odun yanmaya yarar. Mermer ol, razıyız. Taş ol, razıyız. Odun olma. Odun olarak bu dünyadan göçme. Odun olarak bu dünyadan göçme. Allah muhafaza eylesin.
‘Kılıfta bulundukça kıymetlidir, çıkınca yakmaya yarar bir alet olur.’
O, işe yaramaz. O bataklığa düşmüş, o içindeki normalde o için var ya senin, o nefsin var ya! Evet! Ancak ateş olur. Sen odun taşırsın bu dünyada.
“ Tahta kılıcı muharebe götürme. Ah u figana düşmemek için önce bir
kere kontrol et.”
Önce ne yap, bir kontrol et. Tahtakılıçla muharebeye girilir mi? Girilmez. Çakaralmaz bir tüfekle muharebeye girilir mi? Girilmez. Kendini vurdurursun. Tutukluk yapan tabanca çekilir mi? Çekilmez. Fıydır at onu. Sakın ha, korkutmak için bile çekme onu. iki katil olursun. Kimisi böyle şey taşıyor ya hani, ne tabancası onlar böyle şey patlatıyor, kurusıkı. Kurusıkı tabanca bile taşıma. Ahmaklık yapma. Birisi korkar. Belinde silahı var, kavga etmeye geldi benle der, dangadak vurur seni. Sen pisi pisine kendini vurdurmuş olursun. iki katil olursun. Hadis-i şerifte buyuruldu ki sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri silahını önce çeken, silahını önce birisi çekti, öbürkü de senden önce seni vurdu. Sen silahını eline attığın için iki katil oldun. Ahmak olma. Sakın bıçağına elini atma. Karşıdaki seni vurursa iki katil oldun. Öyle sahte tabanca taşıma. Karşındaki seni vurur, iki katil olursun. Ahmak olma. Ne diyor Hz. Mevlana da, tahta kılıcı muharebeye götürme. Kemale ermemişsin, mümin olamamışsın, düzgün bir hayat kuramamışsın, mahşere çıktığında yandın. Tahta olacaksın, gideceksin cız bız olmaya. Haydi cehenneme. Şimdiden kendini bir dene. Ölmeden önce kendinizi hesaba çekiniz. O sahabe her gece kendini hesaba çekerdi. Hesaba çek. Kılıcın tahtadan mı değil mi anlarsın sen. Manada bir pencere açılmadıysa tahtadan. işin var! Allah muhafaza eylesin. Kontrol et.
“Eğer tahtadansa yürü, başkasını ara.”
Önümüzdeki derslerde burdan devam edeceğiz inşallah. Geceniz hayır
olsun. Selametle kalın. Selamünaleyküm
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Vird, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı